Pazartesi, Mayıs 26, 2014

Özlem; dilektir...

Çok güzel bir gün geçirdik geçen hafta Pastoral Vadi'de.Bu resimleri ben çektim,bazılarını çok sevdim.Bu yüzden bu yazı paylaşıldı diyebilirim.Çok eskiden beri yazarım burayı, çok güzel bir yerdir,tatil için gelinir, TATUTA  üyesidir. Bazen sırf muhabbet etmek için uğrarız Uzunbeyle.
" Aslında neler yazacaktım.Bu akşam canım sıkkın.Yazmak isterdim ama özele giriyor.Kimseyle paylaşmak istemiyorum aslında.Paylaşmak istediklerimde uzakta. Bir tıkla internete girer gibi muhabbete girebilsem, uzaktakileri yakın etsem ne olurdu..? Özlüyorum, en çok da dertleşmeyi.Telefon kesmiyor, ben artık zaten telefonda konuşamıyorum.Konuşunca daha çok konuşasım geliyor. Kısa kesmek istemiyorum.Bahçeyi özledim.. Sevdiğim çiçekleri özledim. Kulağımda melodiler bahçe gezmeyi özledim.Kelebekleri özledim... " diye yazmışım,bu yazıyı taslakta saklamak istemiyorum. Bu kadar cümleyle bile gönderebilirim.
Gönüllü çalışan Tatutacılardan.
Gelincik


portakal ağacı
kerpiç evler
limon ağacı

köşkler
küçük bir  mola

köşkler
havuz başı
kahve keyfi
keçiler
Uzakdoğu ve Tai yemekleri kursunu  veren arkadaşımız
Bir günlük yemek kursu ama çok lezzetli ürünler çıktı sonuçta.

doğal süzgeç


ateş bizi çağırıyor :)
mantu - mantı
kıbrıs mimozası ağacı

üstten çiftliğin görünüşü








Ares
çileği  tarlasından topladık.
Pastoral vadinin evi.
mor salkımlar açmıştı
bungolovlar



gelincikler tablo gibi


pastoral vadinin yürüyüş yolları

kahve keyfi
şekersiz kek
O günkü etkinliğimiz çok güzel geçti, özel misafirlerimizde vardı ama yazarsam deşifre olacağımdan diğer özel kısımları es geçiyorum :)) Bu yüzden bizimle tura katılan blog arkadaşımı da yazamıyorum.Güzel bir gündü,değişik bir yer görmek,dinlenmek,kaçmak,sakin bir yerde tatil yapmak isteyenlere de pastoral vadiyi kesinlikle öneriyorum.
Not: Bu yazıyı bir kaç zaman önce yazdım ama gündemden dolayı  ancak şimdi paylaşabiliyorum.


Cuma, Mayıs 23, 2014

Bu, böyle gidecek demek değil...


Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.

1960-Cemal Süreya


Hala uyanmayanlar ve duymayanlar için haber
Kapak resmi Kürşat Zaman.

Cuma, Mayıs 16, 2014

K'ÖMÜR YARASI


Uzun ama olayı çok net özetliyor...Lütfen okuyunuz.

Ar damarı çatladı mı orada felaketin ardı arkası kesilmez olur. Yıllar boyunca eğitim aldığım, dönem dönem yaşadığım, felsefemi şekillendirdiğim Uzakdoğu'da en korkulan "kaza"dır ar damarı çatlaması. Hep duyarsınız birilerinin ağzından "loosing face is worse than death" (mahcup duruma düşmek ölümden beterdir) diye. O kadar korkulur ki, Çin'de bu ceza 7 kuşak cezasından ağırdı bir zaman. Senden sonra 7 kuşak utancını taşırdı yani. Bu durumda tabii ki ölüm, utanç kadar ürkütücü olmazdı.

Ar damarı çatlamaya görsün, orada akıl almaz bir zenginlik ve güç ve tuhaf şekilde onu takip eden felaketler silsilesi vardır. Roma böyle çökmüştür, Orta Çağ böyle karanlığa gömülmüştür, Sanayi Devrimini takip eden yozlaşmanın sonunda iki büyük dünya savaşı böyle çıkmıştır; hatta dini mitolojik hikaye Sodom ve Gomere bile bu yüzden yıkılmıştır.

Ben elimden geldiği ve dilim döndüğünce yaşadığımız son acıları izah etmeye çalışayım: Soma'daki felaket, bir ar damarı çatlamasıdır. Bu damardaki çatlak sonucunda oluşan zehirli sızıntı bir yangın başlatmış ve tertemiz yüzlerce kardeşimizi aramızdan almıştır. Ülkemin ormanlarının katledilmesiyle, çiftçinin, madencinin, işçinin insanlık dışı bir yaşama mahkum edilmesiyle, çocuklarımızın düzgün eğitimden mahrum bırakılıp zihinlerinin karanlığa gömülmesiyle, insanların algıları çarpıtılarak felakete sebep olacak gerçekleri görmelerinin engellenmesiyle, gökdelen dikecek paranın hayat kurtaracak paradan çalınma yoluyla kazanılmasıyla, karanlığa oy veren bir kitlenin kendi zalimlerine aşık olmalarının sağlanmasıyla, 700 bin dolarlık saatler, ayakkabı kutularında paralar, öldürülen gencecik fidanlarla ar damarının çatladığı defalarca görülmüş ancak geliyorum diye bağıran bir depreme, bir sele, bir felakete karşı önlem alınamamıştır. Takdir-i ilahi değildir bu, bir Yüce İrade böyle olsun dememiştir, yalnızca ar damarı çatlamasının sebep olduğu doğal bir felakettir bu. Kalp krizinin benzeridir, bir bilinç krizidir.

Bu sebeple Gezi'den tutun da madenlerde hayatını yitirmiş kardeşlerimiz için sorumlulara karşı yapılan barışçıl protestolar bu kadar şiddetle bastırılmaya çalışılmaktadır. Ar damarı sapasağlam insanlar, ar damarı çatlamış sorumlulara bir zamanlar sağlam bir ar damarları olduğunu anımsattığı için. Biliyorum ki içinde bulundukları ağır gaflet uykusundan kurtulsalar ar damarlarınını onarmak için o madende, hem de zehirli gazın içinde elleriyle kardeşlerini arar, bulamazlarsa da o karanlıkta uykuya dalarlardı. Dünya bunun her zaman böyle olduğunu gördü: Fukushima'da, Kore'de, Tayland'da, İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da... Hatta Kobe depreminde halka Yakuza, mafya ekmek dağıttı.

Nedir eksik olan bizde? Galiba ar damarı çatlamış olanların daha fazla sayıda ar damarı çatlamamış olan insan görmeleri gerekiyor. Ar damarı çatlamış bu insanlar bizim çocuklarımız, bizim kardeşlerimiz, bizim topraklarımızda doğdu, bizim kültürümüzle biçimlendiler. Nerede hata yaptık? Sanırım kendimizi sorgulama zamanımız geldi de geçti bile. Daha büyük felaketlerle yüzleşmeden önce kendimizle hesaplaşmaya bir an önce başlamalı, bir an önce bu karanlığı dağıtmalı ve bundan sonraki olası felaketleri durdurmalıyız.

Artık felaket olmadan şefkat duymayı, acı başlamadan yardım etmeyi, cehaletle savaşmayı, durup dinlenmeden yumuşak bir dille hoşgörü üzerinde yükselen bir anlayışla hakikati anlatmayı, paylaşmayı ve kardeş olmayı, çocuklarımıza ve kardeşlerimize ilk olarak erdemi, şefkati, cömertliği öğretmeli ve bu eğitimi her şeyin önüne koymalıyız.
Cem Şen.
Not: kapak resmi değiştirdim,sanırım bu daha uygun oldu.

Çarşamba, Mayıs 14, 2014

Acılar kömür karası...


Yazı benim değil ama düşündüklerimi anlatıyor. Bu arada ölü sayısı 232 ye yükselmiş. (Başbakanımız açıklamış, ben daha fazla diye biliyorum,yine saklıyor olabilirler)Ölenlere Allahtan rahmet, ailelerine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.Çok üzgünüm. 



Bu büyük acıya gösterilen tepkiyi "muhalefet" olarak görüp saldırıya geçenlerin bilmesi gerekli ki "İktidarın devlet gücünü kullanarak örtbas etmeye çalıştığı her şeyi açığa çıkarmak" muhalefetin temel görevlerinden biridir...Ayrıca yaşanan acının büyüklüğü ve bu konuda daha 20 gün önce TBMM'de "muhalefet" tarafından görüşülmesi istenen soru önergesinin 52 iktidar milletvekilinin imzası ile reddedildiği ortada iken, SOMA HOLDİNG olarak bilinen kuruluşun 2000'li yılların başında "batmak üzere" iken 2005'ten sonra akıl almaz bir hızla yükselişi de dahil, bu kuruluşun iktidar partisi ile ilişkileri, kurucusunun "bedava kömür dağıtma" mucidi olduğu, yine bu kuruluşun üst düzey bir mensubunun AKEPE'den Manisa Belediyesi Meclis Üyesi olduğu da ortaya çıkmışken "bütün bu KİRİ PASI" bir yana bırakıp, belki de bu bilgilere verilecek başka bir cevap bulamadıklarından "muhalefete" "neden muhalefet ediyorsunuz bizim acımız çok büyük" diye saldıranların öncelikle gerçekten "neyin acısını ne kadar yaşadıklarını yeniden ölçmelerini" öneriyor, MUHALEFETİ HEDEF ALMAYA ÇALIŞANLARI ve BİZLERİ HEDEF ALARAK HEDEF SAPTIRMAYA KALKIŞANLARI ŞİDDETLE KINIYORUZ...Yerin iki kilometra altında yaşanan facia o toprağın altında asla kalmaz, bu dünya tarihine geçecek bir felakettir ve bunu da hiç bir hedef saptırma çabası, hiç bir "ahlaksız, kişiliksiz, zavallı" karşılık, saçma sapan, zeka yoksunu çabalarla muhalefete yöneltilmeye çalışılan "kirli" saldırılar da hedefini bulmaz...! HEPİMİZİN, SAMİMİYETLE İÇİ YANAN HERKESİN BAŞI SAĞOLSUN...AMA BU ASLA "KADER" DEĞİL...APAÇIK "İHMAL" BUNU DA ÜZÜLEN ÜZÜLMEYEN HERKES BİLSİN...!
... ... ... 

  "Soma-Madenin sahibi Spine Tower Maslak ve Kartalda iki gökdelen inşa ediyor.. daire fiyatlari 1milyon dolardan basliyor.. " 

Bende bu fiyattan daire satsaydım, bilmezdim kaç işçim madene iniyor, bilmezdim 15 yaşında çocuk işçi çalıştırdığımı, bilmezdim işçi güvenliği nedir..!

Yorumlarınızı bizim gibi bu olaylar bir daha yaşanmasın anlayışında olanlara değil bu olayın sorumlularına yapmalısınız, gerçekten kendinizle ve olaylarla yüzleşebiliyorsanız tabii ki...


Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.
Lale Sokak No:5 1.Levent - İstanbul
T : +90 212 283 08 47 F :+90 212 283 08 46
info@somaholding.com
 

Salı, Mayıs 13, 2014

Gemide İsyan!


Bir yandan aşağıdaki linki tıklayıp dinleyin,bir yandan da Mine Kırıkkanat'ın yazısını okuyun lütfen.Hatta paylaşıp yazıya  link verirseniz harika olur :)

HAVA KURŞUN GİBİ AĞIR...

Geçen çarşamba günü Kadıköy- Beşiktaş seferini yapan 15.15 vapuruna bindim. Alt arka salon yolcuları arasındaydım. Vapur kalktıktan kısa süre sonra, üç gencin oturduğu köşeden caz notaları yükseldi.
Delikanlının biri gitar, öteki saksofon, genç kız ise mızıka çalıyordu. Ankara’nın Bağlarıtürküsünü, başarılı bir caz yorumuyla çalıp söylemeye başladılar. Keyifle dinliyorduk.
Ansızın ızbandut gibi bir çımacı girdi içeri. Hiddetli adımlarla gençlerin yanına gidip, bir şeyler söyledi. Gençler müziği kesti, ama kütük yasakçılara da şerbetli görünüyorlardı. Gitar çalanın, “Para toplamıyoruz ki, müzik ve şarkı da mı yasak?” diye sorduğunu duydum.
Ansızın bir erkek yolcu fırladı kalktı yerinden. “Bu da mı yasak?” diye sordu, çam yarması vapur görevlisine. “Bu da mı?..” Bir başka yolcu, oturduğu yerden, “Biz şikâyetçi değiliz, canımız isterse para da veririz, sana ne?” diye bağırdı, kendisinden iki kat iri çımacıya.
***
Derken, inanılmaz bir şey oldu, itiraz eden ilk yolcu, türküyü kaldığı yerden alıp, avazı çıktığı kadar bağıra bağıra söylemeye başladı:
“Ankara’nın bağları da
Büklüm büklüm yolları
Ne zaman sarhoş oldun da
Kaldıramıyon kolları!...”
O ana kadar sessiz kalan kadınlar, erkekler, türküyü alkışlar eşliğinde, bir ağızdan söylemeye başlamasın mı?Yer yerinden oynuyordu.İçeri girerken afrından tafrından geçilmeyen çımacı, epeyce şaşkın ve ürkmüş, çıkıp gitti. Yolcuların, “Çalın çocuklar, çalın!” diye teşvik ettikleri genç müzisyenler, Ankara’nın Bağları’nı bitirip, Commandante Che Guevara ağıtına geçtiler.
Salona, dokunanı çarpacak bir öfke egemendi.
Kimi sözlerini bilmediği
 şarkıya “nını, nını” diye eşlik edip el çırparken, kimileri de yüksek sesle verip veriştiriyordu: “Mevlüt okusalar yasak değil tabii!”, “Suriyeli dilencilerin paratoplamasına ses çıkarmazlar ama!..”
***
Bazıları gençlerin yanına gidip, “Siz istemiyorsunuz, ben veriyorum!” diye ceplerine para tıkıştırdı. Beşiktaş’a yaklaşmıştık. Enstrümanlar kılıflandı. Müzisyenlerden gitarist olanı, “Desteğinize teşekkür ederiz” dedi. “Ama şimdi zabıtayı çağırmıştır bunlar, biziiskeleden alacaklar. Birlikte çıkalım, belki bir şansımız olur...”Vapur iskeleye yanaşıyordu. Gerçekten de dört zabıta bekliyordu çıkışta, lumbozlardan görüyorduk. Yolcular ayağa kalkıp gençleri ortalarına alarak çıkışa doğru yürüdü.
Küçük kızının elini tutan bir baba, müzisyenlere “Sizin eli boş çıkmanız daha doğru olur”dedi. “Verin bakayım şu gitarı bana!”
Tüm gerçek cesurlar gibi, ufak tefek, kendi halinde bir adamdı. Aldı gitarı, bir elinde kızı, bir elinde gitar, ilerledi kapıya. Bir başka yolcu, saksofonu alıp astı omzuna. Genç kıza, mızıkayı cebine sokup, önden gitmesi söylendi. Eh, artık benim de bir şey yapmam gerekiyordu. Müzik üçlüsünün lideri olduğu anlaşılan gitariste yaklaşıp koluna girdim,“Sen benim oğlumsun, ben de senin annen, yürüyelim!” dedim.
***
Müzisyenler, yolcuların nasıl gergin ve her birinin yaptığı her hareketin bir karar olduğunun, pek farkında değildi. Gençliğe özgü aldırmazlıkla durumu çok eğlenceli buluyor, kıkır kıkır gülüyorlardı. Oysa onlara sahip çıkanlar, kavgayı göze almışlığın sessiz ciddiyeti içindeydiler.
Korumaya aldığımız gençlerin göremediği o vahim kararlılığı, onları bekleyen dört zabıta sezdi. Donup kaldılar. Gözlerinin içine baka baka, önlerinden geçip gittik, hep birlikte. Yola çıktığımızda, müzik aletlerini teslim alan gençler “Sağol abla, sağol abi!” cıvıltıları arasında uzaklaşırken, biz erişkinler aynı gergin sessizlik ve ciddiyet içinde dağıldık.
***
Hava kurşun gibi ağır, sevgili okurlarım. Bu ülkede, azgın bir azınlığın sürekli tekmelediği mutsuz çoğunluğun öfkesi artıyor. Türkiye fokur fokur kaynayan bir kazan. Kapak henüz atmadı, çünkü itici gücüne henüz ulaşmadı. Bu çoğunluğa yön vermesi gereken muhalefet partileri, ne kaynayan öfkenin farkında, ne kendilerinden kesilen umutların...
Sabır tenceresi ne zaman taşar, kapak nerede, nasıl bir gerekçeyle atar bilemem. Ama ufukta, hem iktidarın, hem de muhalefet partilerinin boyunu aşacak, atıllaşan siyasal arenayı basacak bir öfke selinin boğuk uğultusu büyüyor.


Görüntü :
https://onedrive.live.com/?cid=048c6944dda68ec8&id=48C6944DDA68EC8%21817&ithint=video,.mp4&authkey=!AAar50YnU9ab1Dg

Cumartesi, Mayıs 10, 2014

Sen geldin bahar geldi *


Mevlana Der ki ;
Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme, sen dağları seyret... Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma, kalbindeki uçsuz bucaksız sevgiyi hisset...

Işıklar sönmüşse ve karanlıksa ona da aldırma ,ayışığını seyret, sabret.
Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun.
Sabret ki her şey gönlünce olsun.!

*Bugün benim doğum günüm. Sabahtan kahvaltımız var, Boğaziçi Cafe 'de. Her ayın ikinci cumartesileri toplanıyoruz böyle.Öğlen bir iş görüşmem var.Öğleden sonra bürodayım, birde festivalde Behiç Ak söyleşisi. (saat 14.00 de)
Akşamüstü 17.00 de Kaya'da bir cafe açılışı.. Art Cafe.Isabel'in. Resimlerini artık kendi cafesinde sergileyecek ve dostlarla kutlamalar :)
Resim Demirköy :)  Günün şarkısı Ferhat Göçer'den.
Fotoğraf : Erkan Yavaş.

Cuma, Mayıs 09, 2014

ETKİNLİK TAKVİMİ

7. Fethiye Kültür Sanat Günleri başladı. İnsanlar benim bu tarz etkinliklerde çalışmama alışkın ve programları paylaşmama.Ben kendi işlerimden pek takip etmediğimden, birde Eskişehir Gezisi sonrasına denk gelmesinden sadece kendi ilgimi çekenleri takip ettim.Bu süreçte bana programı sormaları yüzünden buradan da paylaşmak istedim. Bir çok arkadaşım buradan takip ediyor.Bizde bugün Tuncay Özkan'ın imza gününe gittik.Cuma 17.00 de bir kaç kadın yazar ve Mine Söğüt için bende etkinliğe gitmek istiyorum.

Program : http://www.fethiyefestival.com/2014-programi/




Ay sonunda bale İzmir Devlet Opera ve Balesinden geliyor... Bizim ay sonunda ( 25 MAYIS) bir de İzmir İkea gezimiz var.Yapabilirsek bu haftasonu ( 11 MAYIS) bir Girdev Gölü kuşgözlem gezisi ve Sagalassos Antik kent gezisi yapılacak.


Perşembe, Mayıs 08, 2014

Datça Koylarına dikkat!


Datça Koyları imara açılmasın diye imza kampanyası... 

Lütfen destekleyin... Sırada Fethiye, Köyceğiz  ve Dalaman da olduğu söyleniyor.Birine izin verirsek deniz kokusu alacağımız yer kalmayacak.Her yer beton olacak..! 
... .... ...

TMMOB, Datça’da doğayı talan edecek Çevre Planı revizyonuna itiraz etti.

TMMOB, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Datça Bozburun’da yapılaşmanın önünü açan Çevre Düzeni Planı’na itirazda bulundu. Mevcut planın sadece Datça’yı değil Fethiye, Dalaman ve Köyceğiz gibi sahil bandına da hazırladığını belirten TMMOB Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Muğla İl Müdürlüğü’ne itiraz dilekçesi verdi.

TMMOB, yaptığı itirazda Datça-Bozburun Çevre Düzeni Planı Revizyonu’nun arkeolojik, kentsel ve doğal sit alanlarının yağmalanmasının önünü açtığını belirtti. Yeni planların bu coğrafyadaki kaçak yapılaşmaya da bir af olduğunu söyleyen TMMOB, plan revizyonuyla kıyıların yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.

TMMOB Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu, planla ilgili dava hazırlığında olduklarını belirterek şunları söyledi: “Sadece Datça değil, Fethiye, Dalaman, Köyceğiz gibi kıyı alanlarıyla ilgili de yeni planlar yapılmış. Onların da kısa sürede askıya çıkacağıyla ilgili bilgiler geliyor. Kıyı Yasası gereği kıyı bandında yapılaşma yasağı var. Datça’da başlatılan yeni planlarla yapı yasağı olan yerler imara açılıyor. Kıyılarda ayrıca kamuya ait dinlenme tesisleri var, bu tesislerin yıkılıp yapılaşmaya açılmasının da önü açılmış oluyor. ‘Dinlenme tesisi’ yerine ‘turizm, ticaret merkezi’ planlanıyor. Kıyıdaki kamu tesislerinin dışında fiilen yapılan binalar var. Yeni planlar bu gibi yapılara da af getirebilir. Otel ve işyeri gibi kaçak binalar var.

TMMOB, itiraz dilekçesi şöyle:

“1/25.000 ölçekli Datça-Bozburun Çevre Düzeni Planı Revizyonu’nun, güncellenmiş, arkeolojik, kentsel ve doğal SİT sınırlarına göre hazırlanmadığı görülmüştür. Bu planda Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun görüşüne de rastlanmadığından Koruma Kanunu’na aykırıdır. Doğal ve arkeolojik SİT derecelerinde değişiklik yapılarak bu alanlarda turizm alanları, yerleşim alanları, günübirlik alanlar ve kamping alanlarının planlandığı görülmüştür. Maden ocakları işletme ve rezerv alanları planda gösterim olarak işaretlenmiş olup bu konuda verilmiş ruhsat ve izinlerden bahsedilmediği gibi, orman alanında gösterilen maden alanlarının ne kadarlık alana yayılacağı koordinatlarla birlikte planda açıklanmalıdır.
Çeşitli koylarda planlanan günübirlik tesis alanlarının ve kamping alanlarının daha sonraki süreçlerde amacının dışına çıkılarak farklı kullanımlara dönüşeceği endişesi oluşmuştur. Örneğin, Hisarönü Körfezi’nde SİT paftalarında 1. derece doğal SİT alanı olarak belirlenmiş koylarda kamping alanları oluşturulmuştur. Yine günübirlik alanlarda yüksek yapı yoğunluğu önerilmektedir. Çok küçük ve korunan koylardaki günübirlik tesis alanları iptal edilebilir. Plan, gizli bir yapılaşmanın önünü açabilir. Tüm bölgede turizm tesis alanları genişletilmiştir.”

.... ... ... ...  

http://www.radikal.com.tr/turkiye/datca_neden_korunmali-1190638