Cuma, Eylül 16, 2022

Kırklareli Bağbozumu Şenlikleri

Harika bir bağbozumu geçirdik Kırklareli Şenliklerinde. Pazar günü Camlija Bağbozumu vardı Çamlıca' nın bağında. Annemler Yayla parkında kaldılar, biz Fehmi, (Burcunun eşi ), Levent, Solmaz Teyze ve Nilsu ile beraber gittik. Daha doğrusu Necdet Abi ( Kırklarelindeki kuzenimin eşi), bağlara danışmanlık yaptığı için herkesi tanıyor ve daha önceki senelerde komitede çalıştığı için aktif olarak şenliklerde gönüllü çalışıyor. Onun sayesinde bizde bir kaç yıldır İstanbul'dan kalkıp şenliklere özel olarak katılıyoruz. 

Bağbozumu halk oyunları grubu dansı ile başladı. Klasik müzikle ara ara devam etti. En hoşuma giden bağda çalışan 
emektar kadın işçilerle kasap oynayan bu güzel kızlardı. Bağlarda kadın işçi çok ve çok çalışkanlar, aynı zamanda sık sık eğitimlere katılıp işlerinde ustalaşıyorlarda. 
Fehmiyle oturduğumuz yerden seyrettik. Gidip bağdan ( oturduğumuz yerin hemen arkası) üzüm topladı herkes. Benim enerjim ancak bağa gitmeye yetti. Fazla kımıldamadım, enerjim tükenmesin diye 🙃 


Bu üzümün özelliği çam kozalağını andırmasıymış. Bağın sahibi Mustafa Çamlıca küçük bir sunumla bağın özelliğini anlattı hemen. 
Emekçi bağ işçileri kadın çalışanlar, en çok onlar haketti bence eğlenmeyi.. 
Hep beraber bir foto çekilelim dedik 🙂 Benim saçlar yeni yeni uzadı.Şimdi kıvrılma evresinde olduğundan biraz şekilsiz, böyle apaçi gibi geziyorum bu aralar. 

Bağın güzelliği...
Üzümleri toplarken, hemen orda tattık, kalın kabuklu, nasıl tadı güzel, anlatamam. E o üzümden yapılan şarapta harika oluyor işte. Ben ertesi günü PET çektireceğim için şarap tadımı yapamadım, Fehmi daha sonra içeriz, sen üzülme dedi. 
Kırklareli' ne hep gidip blogcu Beyhan Hanımla ayaküstü görüşüyorduk. Bu sefer özel olarak cam boncuk atölyesine ziyarete gittik. 





Atölyeyi görüntüledim. Bizi şımartıp, hepimize dilek bilekliği hediye etti. Benimki kırmızı, diğeri mutfakcamı burcunun. İlk gittiğimde benim yazımı görüp kuzenime siz asortik krep' in nesi oluyorsunuz demiş. Kuzenim Belgin Abla' nın  haberi bile yoktu blogdan, sakladığımdan değil, söylemeye fırsat olmamıştı. Ondan sonra her görüştüğümüzde bir türlü atölyeye gidememiştik. Bu sefer uğradık. 
Buluşmuşken blog pozu vermezsek olmaz.
Çocukken en sevdiğim, atlıkarınca..
Çok güzel standlar vardı ama ben çoğunu gezemedim. Fazla ayakta kalamıyorum çünkü bu ara.

Bir yoğurt yemişiz buranın en meşhur köftecisinde, anlatamam. 

Dedem Lüleburgaz' dan, annemle babam da Demirköy' den her Kırklareline gittiğinde buraya giderlermiş. O yüzden mi bilmiyorum ama bana göre en iyisi o. Kırklareli gurme şehri. Sadece süt ve süt ürünleri değil, köfte ve kahvaltı için, hardaliye 
ve peynir, et, kıvırcık denilen koyun cinsi, şarap tadımı ve bağlar  için özel olarak gidilmeli bence. 
Lüleburgazdaki doğal gaz kuleleri. Bu yüzden yabancılar yatırım için arsa toplayıp duruyorlar Trakya' dan. 


 Burcu, kuzenim Belgin Abla ve annem..
Belgin Ablamın çok güzel otantik elbiseler sattığı bir dükkanı var çarşıda. O gün gezmekten fırsat bulamadık çekmeye, ilk gidişimde çekeceğim..

Bizi yayla meydanında beklediler onlar. Orası şenliklerin merkezi ve standlar orada kuruluyor. Aslında 2. ve 3. Gün etkinlikler daha çok seminer ve yarışmalar halinde ama Burcu cumartesi çalışınca bize de pazar günkülere katılmak kaldı. Bu yılda şenlikler çok güzeldi. Her sene katılamayacağım diye endişeleniyorum. Bu yüzden her sene bizim katılımcı kadro çoğalmaya başladı sayemde..


Cuma, Eylül 02, 2022

Her Eylül bir başlangıç...

Bende isterdim eskisi gibi bol resimli yazılar koyayım. Ağustos' u geçirmişim. Bu son hafta Beril ve Çağıl' a geldim. Hastayken yer değiştirmek zor ama fotoğraflardan anlaşılacağı üzere elimizden geldiğince -sıcağa rağmen - güzel zamanlar geçirmeye çalışıyoruz. Bir yandan da antibiyotik tedavisi için hastaneye yatmam gerekiyor. Onu bekliyorum. İlacı yatarak alıyormuşuz.


İnstagramdan böyle bir paket aldım. Avakodo lu , limonlu almıştım, memnun kalınca bunu da aldım. 
@dedeminbahçesi1962 diye bir sayfa.  

Gidip gitmeyeceğim belli değil, keşke o güne toparlayabilsem de gitsem. 
Beril okuyor, ben de kitaplıktan seçtiklerime bakıyorum.


Kahvaltılarım hep böyle özel 😀
Geçen hafta birde gelin aldılar apartmandan.



Eski fincanlarla büyükleri yad ederek içiyoruz hep. 
Hayatım ilaç oldu bu sıralar.
Son okuduğum #barışmuslu


#ejdermeyvesi

Allahtan önümüz açık 🙂
Çağıl' ın 1-2 yaş bisikleti.

Tüylü torunum Bud.. ( Amerikan birası) 

Kahve isteyince kahve, çay isteyince çay içiyoruz. Kadıköy çok sıcak, özlemediğim Fethiye' yi hatırlattı resmen. Ağustos bitti ve ben çok sevindim 🙂 Biraz daha ılındı hava sanki, gündüz devamlı klima açık. Gece tüm camlar. 

Evden çalışanlar, iştekinden fazla çalışıyor bence. Bitmez tükenmez toplantıları var görüyorum. 

Eylül' ü seviyorum. Artık benim için değeri olmayan hiç bir şeyi hatırlamıyorum. Bu sanırım güzel bir şey ya da büyüyorum...


Pazartesi, Temmuz 04, 2022

Beni benden öğren, herkese aynı değilim *

Bazen bunalınca girip eski yazılarımı okuyorum. İçinde hatırlamak istemediğim, artık hayatımda olmayan kişiler olsa da bana iyi geliyor. Sanki o yıllar yaşanmamış ve bazı kişiler ölmüş gibi. Zamanın bize uyguladığı bir yöntem mi bu acaba. Belki de çok üzdüklerinden zihin siliyor. Neyse sanki yokmuşlar gibi hissetmek benimde işime geliyor. Yeter çünkü, geçmişte olmaları bile yeterince kasıyor, artık özgür olmalıyız. Düşünmüyorum. Bazen bazı şeyler hiç yaşanmamış gibi bile geliyor. Ne güzel duygu bu.

 Bu ara sıkıntılı günler geçirdim. Hala toparlanmakla uğraşıyorum. Her kemoterapi de vücuttan atman gerekenler birikiyor, bu yeni bir ilaç, etkilerini yeni tanıyorum. Önceden okumadım ki psikolojik olarak etkilenmeyeyim çünkü her bünyede etkisi   farklı oluyor. Yine de zorlayıcı. 12 gün olmasına rağmen hala toparlanamadım. Yine bazen sevmediğim cümlelerden duyuyorum, sinirlenmemeye çalışıyorum. Kemoterapi alınca hele böyle ağır ilaç alınca duvar gibi oluyorsun. Zor gülüyorsun, ağır konuşuyorsun, yavaşlıyorsun - gücün  düşüyor-  " Benim arkadaşımda şunu şunu yaşıyor " Senin arkadaşının kanseri başka, bu hastalık aynı ailede bile farklı seyrediyor, her kanser farklı ve kişiye özel, lütfen artık karşılaştırma yapmayalım. Bu sadece karşınızdaki insanla laf olsun diye konuştuğunuzu gösteriyor. İnsan gibi doğal , günlük hayattan, kendi yaşantınızdan, başka konulardan konuşun. Sizin kuracağınız cümleler bizi rahatlatmıyor, bazen psikolojimizi de bozuyor. O kadar beni düşünüyorsan açık havada bile karşımda sigara içme ! Uzakta iç, yüzüme geldiğini görerek devam ediyorsun. Ben de hem bana akıl öğretmenden, hem de beni önemsemeyip, dumanı bana gelen  sigarandan çok rahatsız oluyorum. Hareket edebildiğimde kalkıp uzaklaşıyorum ama çoğunlukla kaçamıyorum. Bu bence senin arkadaşının yaşadığı tecrübelerden çok daha önemli. 

Birde şu insanların ben hiç ölmeyeceğim kibri var.  Şu an şu dakika, bir kaza geçirebilirsin, deprem olabilir, çok sevdiğin biri ölebilir - gerçi o eskidenmiş, ben insanların artık kendinden çok sevdiği biri olabileceğine inanmıyorum- çocuğu, annesi babası dahil...  Bu kibir, dünyayı ben yarattım havaları kime ? Ölüm diye bir şey var. O kadar insan pandemi de öldü. Ne kadar çabuk unuttunuz her şeyi. Hayat şartları diyorsun, ben başa çıkıyorum, benim kadar kazanamayan ne yapsın diyorsun ? Kiralar diyorsun, ben ödüyorum, benim kadar yaşam şartı yüksek olmayan ne yapsın diyorsun. Benzin diyorsun, lüks arabası kapıda bekliyor, tatile çıkarken moda diye güneye giderken yol arkadaşı arıyor kendine benzine ortak. Ama davranış sadece görünüşte, diğer günlük yaşantıda vazgeçilen bir lüks yok. Senin çocuğun okulla yurt dışına gitse o da hemen ben nasıl gönderirim derdinde. 

Yoruluyorum ben artık bunlardan. Boş geliyor, yazmak, söylemek de. Çünkü dışarıdan gerçekten yapmak isteyip, istemediğin çok belli oluyor. İşlerde öyle. Hastanelerde, sağlık çalışanları, para kazanıp işini yapmaya çalışanlar. İşine saygısı olmayanlar, vatanını seven, sevmeyen, kendisine saygı duyan duymayan. İnsan biraz büyüyünce bunları daha net görmeye başlıyor, olgunluk buysa ya da tecrübe bu çok acı. Hani yaşlılık yüksek bir dağa çıkmakmış, geri baktığında sen zirveye çıktığında tırmananları görürmüşsün ama onlar tırmanmaya çalıştıkları için seni görmezmiş. Hastalık durumlarından kendimi insanları izlerken buluyorum. Bir çeşit yaşlılık gibi. Bazen söylemek istiyorsun, söylesen de anlamıyor karşındaki. Susuyorsun ve izliyorsun mütemadiyen. 

* Başlık : Nazım Hikmet 


Pazar, Haziran 19, 2022

Sağlık Sektörü



Özelden nasılsın ? ' lar gelmeye başlayınca yazma zamanı gelmiş anlıyorum. Geçtiğimiz hafta çok iç açıcı geçmedi doğrusu. İçinizi karartmak istemiyorum. Sıkıntılı günler yaşıyorum. Moral demeyin hemen lütfen,  sizi de günlerce yatağa bağlasak, ölümcül bir hastalıkla mücadele etseniz, gelip karşınıza moralini bozma desem size, bana küfür edersiniz. O bir güç verme cümlesi anlıyorum ama gına geldi. Söylemekten dilimde tüy bitti. Bu hastalığın moralden başka anlayışa, destek olmaya, hastayı ve hastalığı anlamaya ihtiyacı var bu ülkede.  Herkes zannediyor ki hastalanıyorsun ve onkoloğa gidip seni tedavi ediyor, moralini bozmuyorsun, hastaneye gidip tedavi alıyorsun ve iyileşiyorsun. Yok öyle bir düzen.

 " KRAL ÇIPLAK"... Nasıl bir mücadele, nasıl bir hasta olarak sağlık sisteminde yalnız bırakılmışlık, her gün gazeteye makale yazsam konu bitmez. Özel hastanelerin bu acilden girdiğinde seni kanser hastası olarak kayıt etmeyerek para alma numaralarını mı anlatsam, devlet hastanelerindeki bürokrasi peşinde koşarken harap olmaları mı bilmiyorum. Kanser tedavisi koordinasyon isteyen bir hastalık. Koordinasyonu bıraktım, doktorlardan bilgi alabilmek için önce asistanlarını aşmanız gerekli. Çoğu zaten bilgi vermekten hoşlanmıyor. ( Etraftan  ara, sor diyenler oluyor, siz her aradığınızda  doktorunuza ulaşabileceğinizi düşünen ender insanlardansınız. ) Hastane şartları, ülke şartları, hasta şartları, maddiyat, hasta psikolojisini sonuna kadar kullanma, sağlık sektörü, sağlık çalışanları, her biri ayrı başlık altında incelenmesi gereken konular. 

Bunları yazıyorum çünkü aslında şu son 10 günde yaşadıklarım 3.5 senenin üstüne tüy dikti. Özel hastane acili, kroner bakımı, başka bir özel hastaneye geçiş, orada hastaneye yatış. Tatil günlerinde devlet hastanelerinde kimse olmayışı, özel hastanelerin bir serum için 3 saat beni acilden kabul etmeyişi, ( kanser hastalarını acilden almamak adına tedaviye başlamıyorlar. Bıkıp gitmeniz için hastanede Dr. Dr. dolaştırıyorlar. Bunları yazmak , şikayet etmek gerekir aslında. Ama çok güzel kılıf ayarlıyorlar her işe. Bir hasta olarak başetmek en başından sağlam sinir istiyor. Ben tedavimle mi uğraşayım ? Sağlık sistemiyle mi ? 

Biliyorsunuz ama yazayım sağlık sektörü çökmüş. ( Yazının bundan sonrası fotoğrafta)



Pazartesi, Mayıs 30, 2022

Sevgi paylaştıkça çoğalır..

Çok güzel günler geçirdim. Blog dünyasında çocukken hayatı paylaşılıp, 17 yıl sonra düğünü yazılan çocuklar arasına Asortikkrep' in oğlu Çağıl' da girdi sonunda. Benim bir de kızım oldu ; Beril 🙂 

Güzel bir şeymiş kızı olmak.. Kayınvalide olmak da.. Ben gelin diye çağrılmaktan hoşlanmayan bir gelindim. O yüzden bundan sonra yazılarımda Beril ve Çağıl diye devam edeceğim. 

Yoğun iş tempoları yüzünden onların planladıkları gibi hızlı bir şekilde 19 mayıs'ta çok güzel bir nikah kokteyli ile sevindik.. Buraya yazıyorum ki kaydetmiş olayım. Artık eskisi kadar mutlu olaylar yazamıyoruz bu ülkede günlüklerimize.

Rüya gibi bir gündü hepimiz için. Yüzlerindeki mutluluk hepimize geçti. Baştan beri söylediğim gibi " güzel anılar biriktirelim" derdindeydik. 

Çok yakın akrabalarımızı ve dostlarımızı  çağırdık. Pandemi olmasından dolayı açık havada olması süper oldu. 4 saat boyunca sohbet edip, zamanın keyfini çıkardık, resimler çektirdik. 

Ben bu aralar tedaviden dolayı  kelim biliyorsunuz, ileride torunlarıma resimlerde güzel gözükmek için peruk taktım. Süslendim, püslendim, elimden geldiğince hoş güzükmeye çalıştım.. ama tabii ki yıllardır düşündüğüm kıyafet ve hazırlıkları tam olarak yapamadım. Yine de çocuklarım o kadar iyi hazırlanmışlardı ki beni hiç yormadılar. Çok güzel bir gün geçirdik. 

Bu arada nikah kokteylinde nikah şekeri yerine patili dostlar için  mama dağıttılar. Bir tane bile almamışım 🙃 Onlarında kedileri var. Güzel bir düşünceyle hareket etmelerine ayrıca sevindim. 

Kızım oldu derken gerçekten törende  heyecanlandım. Ben heyecanımı, korkumu, sıkıntımı çok paylaşamam, sadece sevincimi saklayamam, gözlerimden okunur.. Sakin  görüntümün altında senelerin verdiği bir gururla izledim onları, kendi çocuğum gibi izlememeye çalıştım, çünkü insanın duygulanmaması mümkün değil, her anın tadını çıkardım ve ilk defa bir gazeteci olarak çok resim çekmeden olayı izledim. 

Fotoğrafçıyı yakalayıp, bugün için özel peruk aldım,  benim bol fotoğrafımı  çekin dediğimi, yakın akraba ve arkadaşlardan bazılarıyla kayıt yaptıkları bir video vardı sürpriz, kameramana konuşmanın dakikasını söyleyin yeter derken, adamın ne kadar şaşırdığını, ve hiç teklemeden onlara doğaçlama kısa bir video çektiğimizi de eklemek isterim. Diğer misafirlerin duygulandıklarını görüp, kendimi tuttum tabii ki. Başkaların yanında kolay ağlamam ben, artık beni biliyorsunuz.  Bazılarına " kayınvalide" benim deyip hava attığımı, kaynana partisi yapıp bunu ayrıca kutlamak istediğimi söylediğimi de saklamayacağım🥰 

Çok mutlu olsunlar, güzel bir yuvaları olsun. Beril ve Çağıl' ın mutluluğu bizim mutluluğumuz olsun.. Onların birbirini bulması, evlenmek istemelerinin bir şans olduğuna inanıyorum. Biz aileler için de aynısını düşünüyorum. Bu şansı, bu mutluluğu ömür boyu sürdürsünler, bizde buna tanıklık edelim diye de ekliyorum. ❤️





 

Salı, Mayıs 10, 2022

Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. Tam güldüğün yerde başlar şiirler.


Bu fotoğraf bir Bakırköy akşamından. Dün çektim, aslında kemoterapiye gittim ama kanım düşük çıktı. O yüzden kemoterapi bugüne kaldı. Dün iki ünite kan aldım. 
Bugün, -bugün diyebilirim artık- gecenin bir yarısı .. benim doğum günüm. Geçmişe baktığımda bu bloğu yazalı 17 sene olmuş. Başlarken Çağıl küçüktü, ben Fethiye' de yaşıyordum ve bana  bloğu Mutfakcamı Burcu yaşgünü hediyesi açmıştı. Yazmayı severim, hem de çok ama ilk seferinde yazmak istemedim. İçimdekileri hayli ve misli dökeceğimi bildiğimden de yazmadım. Ama yazmak beni her zaman rahatlattığı için ve Burcu ısrarla yaz dediği için yazmaya başladım. Şimdi geriye dönüp baktığımda iyi ki dediklerimden bloğum var. Her şeyi yazamasam da çünkü yetişememişim, çoğu şeyi yazmışım, dertleşmişim, kızmışım, yaşamışım. Aynı hayat gibi yoğurmuşum yılları burada. 
3 hayat yaşamışım buralarda diye yazdıktan sonra hayatım değişmiş. Şimdi inanılmaz bir şekilde tekrar İstanbul' dayım. İstediğim gibi bir yaşamdayım artık. En azından kendim için hareket ediyorum. Büyük bir yaşam savaşım var - kimin yok ki ? - bir çok kere engeller aştım. Kopan ipleri sağlamlaştırmakla geçiyor hayatım. 
Bu hastalıkta en sevmediğim acıma hissi. Aklınızın alamayacağı cesurlukta insanlarız biz. Yaşadıklarımızın yarısını yaşasanız oturup ağlarsınız. Psikolojisi farklı, acısı yoğun, vedalaşmaları çok, ama tahlilleri doğru sonuçlar doğuran bir yol bu yol.
Ve insan ayıklayan. O yüzden yeni yaş almalara, yaşlanmalara kalmadan ilerliyor. Bu doğum günümde 51 yaş bitiyor, oysa yaşadıklarımla bir 25 katabilir hayat bana.. Hastalığın, yalnızlığın, yaşlılığın her türünü gördüm şu 3.5 senede. Hastane koridorlarında sıra beklerlen göz tanığı oldum hayata. Ne Türk filmleri çevirdim. Üstüne yaşamaya çalışırken babamı kaybettim aynı nedenden. Çok ağlamadım ama içim ağlarken güçlü durmayı öğretti bana hayat. Ölümü gördüm, iki kere atladım sırtına vurduğu sepetinden, bir 3. sü için savaşıyorum. O yüzden korkusuzluğum ve çoğu kişinin bilmediği bir şey biliyorum. Hayatı gerçek manada yaşamak. Yeni yaşımı karşılarken eski hayatlarımı uğurluyorum.  
Ve yanında umutsuzlukları, hüsranı, sevgisizliği, insan seçmeyi, günlük hırsları, şımarıklıkları. Eskisi gibi anlatıp farkındalık yaratmak bile gelmiyor içimden. Büyümek buysa hayat, çok yaşlanmaya kalmadan verdiğin dersleri inan ben aldım. Sevgiyi bildim, sevildim. Birileriyle mutlu olmayı öğrendim. Sonra kaybettim. O kaybedilmişlikte bana çok şey öğretti. Ama unuttum hayat. Şu an yeni yaşımda tek söyleyebileceğim kendini sevmekmiş. Boşmuş gerisi. Geçmişe baktığımda geçmişte kalmış. Level atlatmış hayat bana. Mutluluk vermiş. En güzeli çocuğummuş ❤️ Şimdi iki oldular :)
Sonra da ailem. Annem, babam, kardeşlerim. Mutluluk kendimdeymiş zaten. Ben yaşatmışım karşıma.. Benim izin verdiğim kadar hayat güzelmiş, ben çekilince karşımdaki de bitmiş. Güçlüymüşüm be hayat. Şimdi çok daha net anlıyor insan. Biliyordum ama pekişti. Yoruldum ama galip geldim. Kimseye eğilmedim. İçimden geldiği gibi sevdim. Gelmediyse bıraktım.Bıraktığım yerde özgürleştim. Böyle de güzelmiş hayat. Kendi ayaklarının üstünde durmak, hayata meydan okumak, ölümden korkmamak, zorluklarla savaşmak güzelmiş. Nereye kadarsa, gittiği yere kadar savaşçı olmak benim hayatımmış. Ve bundan mutluluk duymak. 
Yeni yaşımı, üstümde taşıdıklarımla, kalbimde götürdüklerimle, umutlarımla karşılıyorum hayat. İnadına yaşamak, dik durmak, yolundan dönmeden buna devam etmek, zorlanarak ama bırakmadan yeni pencereler açmak hedefim. Değişik bir yeni yaş yazısı oldu bu. Dün o pencereden güneşi batırırken içimdeki pencereleri bir bir açtım ben yeni hayatlara. Değişe değişe kabuklarımı atıp geliyorum hayat... 
Bana yol aç !

Cumartesi, Nisan 23, 2022

Bir şehir ol, mesela “Balıkesir” gibi. De ki; denizlerim kuruyana kadar seveceğim seni… *

Bazen yeni heyecanlar, yeni başlangıçlar, yeni umutlar sarmalı insanı, hele zor zamanlarda,  umut kuşlarının kanatlarından  düşen taze dal parçacıkları sarınca etrafı,  bir insan daha ne ister ki ? Herkes için mutluluk.. 

Hayat, teşekkür ederim 😀

Not: Yolda gelirken " Balıkesirsever oldum artık  ben dedim"  dediler ki "10kolik " oldun o zaman.  Meğer Balıkesir futbol taraftarı varmış, ilan ediyorum buradan, 10kolik + 1 iz bundan böyle  ❤️



#söz #nişan #aile #yolzamanı #gezi #balıkesir  #onkolik






*Başlık : alıntı