Perşembe, Ekim 15, 2009

Çağıl..

Ben hayatta en çok anneliği sevdim. Bu yüzdendir bu konuda kırılganlığım ve bazen alınganlığım.. Her zaman değişmeyeceğini bildiğim ve uğruna herşeyi yapabileceğim bu duygularımla yaşamak hiçbir zaman kolay olmadı. En yıkıldığım ve zayıf kaldığım anlarda bu duygu beni çoğalttı, kanımda dolaştığı sürece biliyorum ki herşeyi yapabilirim ve yine biliyorum ki anne olmak bana dünya için yepyeni bir göz açtı.. Bu göz ki bazen beni uysal bir ev kuşuna çeviren bazen de ormandaki kaplan kadar vahşileştiren. Ancak çizdiğim yolda ilerlerken yanımda yürüyen bir oğul bana bu mutluluğu bahşeden.. Beni bazen şaşırtan, bazen yüreklendiren, bazen de dünyadaki hiçbirşeyden almayacağım cesareti yükleyen. Aynı zamanda beni yücelten, gururlandıran ve kimseyle paylaşmayacağım bir güven veren. Anne deyişiyle içimi eriten..

Ey oğul, ben seni 17 sene önce bu Dünyaya gözlerini açmana yardım ederken senin böyle bir mucize olabileceğinin farkında değildim biliyormusun. Her gün birine bakıp bu kadar sevebileceğimi, zorlansam bile beni mutlu edebileceğini, bakışından içini okuyabileceğimi, onun da benim içimi okuyabileceğini, onu dünyaya gelme sebebinden bile çok sevebileceğimi bilemedim.. ve biliyormusun ki insan annebaba olacağını anladığı zaman bile bu mucizenin bu kadar büyük olabileceğini kavrayamıyor, her geçen gün yanında büyüyen bu varlığa sahip olmanın şükranlarını içinde hissetmekten kendine engel olamıyor.Sadece ve sadece bu duyguyu yaşamak için bile doğurmak güzelmiş dedirtebiliyor.

Kirpiğinde yaş görsem kıyamadığım, hayat seni bazen zorlayan noktalara geldiğinde unutma ki herşeyi içinde hissettiğin sevgiyle aşacaksın. Sen hatalarını bile sev ki onlarla başa çıkabilesin. Sana söyleyebileceğim tek şey ben seni çok seviyorum, bir gün yanında olmayabilirim bu senin peşini bıraktığım anlamına gelmemeli.. Bil ki yüreğinin içinde yaşattığın sevgi kadar ilerleyebilirsin. Kalbin hep güzellikleri paylaşsın, kapılarını da sana değer veren herkese açık tut, tut ki hayatın en büyük mirasını taşıyabilesin. Sevgiyi,sevilmeyi hiç unutma, seni bir yerlere taşıyacak olan sadece bu sevgidir.. Zaman çabuk geçiyor ve senin karar vermek zorunda kalacağın bir sürü kapı önünde açılacak.Umarım zamanı geldiğinde bu kapıları kolay açarsın ve umarım her zaman bu kapılar sana doğru yol olur. Bu seçimlerde her zaman içinden geleni dinle. Bu senin seçtiğin yoldur, senin için her zaman doğrusu budur.

Bu 17 yaş sürecinde hayatının bu bölümünü beraber yürümek kadar keyifli bir şey olmadı benim için. Sen hayatında yeni kararlara adım attıkça arkanda olduğumuzu ve seni gururla izlediğimizi unutma.Bundan sonra hayatta yalnız adımlar atacak gibi görünsen de biz senin her zaman yanıbaşında olacağız. Genç bir insanın zorlanacağı noktalar olabilir hayatta o zamanda bil ki sığınacağın tek liman evin olacaktır.Hayatının hiç bir döneminde sakın bu limanı unutma olur mu..? Senden dileğim hiçbir şeyin yokmuş gibi çalışman ama herşeyi elde edecekmiş gibi rahat olman ve sıkıntıya girdiğin zaman da arkanda duracak bir ailen olduğunu ve seni her şeyden çok sevdiğimizi aklından çıkarmaman.

Bu dünyaya gelmenin yıldönümünde seninle paylaştığımız güzellikleri taşıyorum içimde.
Seni seviyorum, sana sevdiklerinle nice yaşlar ve güzellikler diliyorum. Sağlıkla ve mutlulukla ..

İyi ki doğdun :)

Salı, Ekim 13, 2009

Likya Şarapçılık Bağbozumu Gezisi

Fethiye Yakabağ House ‘dan Sinan Anadol’un gerçekleştirdiği Likya Şarapçılık Bağbozumu turundaydık 10 ekim cumartesi günü. Fethiye’den oldukça kalabalık bir grup yola çıktık. Yolda Saklıkent kavşağında buluştuk önce. Daha sonra konvoy şeklinde Seki üzerinden Antalya Elmalı’ daki tesislere ve bağlara geldik. Fethiye grubu daha önce evde şarap yapımı kurslarına katılmış Yakabağ’da. Bu yüzden aralarında oldukça tecrübeli kişiler var. Antalya evde şarap grubu da katılınca Elmalıda oldukça kalabalık bir topluluk olduk.

Önce tesislerde bizi Likya Şarapçılığın sahibi Tarık Özkan Bey karşıladı. Şirketin sahibi olan Özkan Ailesi her ferdiyle üzümlere emek verdiğini daha karşılarken hep beraber orada olmalarıyla kanıtladı. Tarık Bey’in eşi Zeynep Özkan başta olmak üzere günün her vakti aileden birileri bazen hep beraber bazen de teker teker olmak üzere bize eşlik etti.Önce Burak Özkan ve çalışma arkadaşları ile bağlar gezildi, bağbozumu olduğundan bazı üzüm çeşitleri toplanmıştı ama elverdiği oranda her cins bize yavaş yavaş tanıtılarak bağlar gezildi.Tesis yanındaki bağlar yeni bağlardı. Soru- cevap şeklinde bir yandan da üzümler hakkında olabildiğince bilgilenmeye çalıştık.

Yolda konvoy şeklinde ilerledik..Önde bir minibüs arkada 6-7 arabaydık.
Elmalı-Fethiye arasındaki yol gayet güzel ve manzara nefisti..
Tesislerde iki tane bekçilik yapan St.Bernard köpek vardı.Ares'e bol bol havladıklarından pek gözlerine görünmedik..Birde yavru vardı ki kendini sevdirmedi gitti. Başkaları da köpeklerle gelmişti ama bağlarda salıp gezen biz olduk. Bu durum Ares'in çok hoşuna gitti. Yürüyenler arasında dolanıp herkesi kokladı, bir ara bizi kaybetti, bulduğunda çocuklar gibi şen üzerimize atladı.
Resimler çektik, üzümlerden yedik ve neden buradalar ve neden bu işi yapıyorlar onlardan dinledik.
“İngilizce wine kelimesi Hitit dilinde Wiyana’dan türemiştir. Hititlerde Wiyanawanda, Likya’lılarda Oenoanda (Oinoanda) olarak adlandırılan şarap kenti, antik kent merkezine sadece 16mil.kuşuçumu mesafede Likya bağlarını kurmuştur. Bu proje Özkan ailesi işletmesi ile Şarap Kentinin yeniden hayat buluşudur. Şato usulü, yerinde kendi bağlarından üretim yapan işletme, 1100 mt. Rakımda gündüzleri sıcak, geceleri serin olan mikro klima’da geç hasat edilen üzümlerden şarap yapmaktadır.

2007 yılında modern bir şaraphane Elmalı da kurulmuş olup, Doğal akış felsefesine uygun olarak projelendirilmiştir. Fransız ve İtalyan teknolojilerinden yararlanılarak yapılan tesislerimizde Isı kontrollü, paslanmaz çelik tanklarda üretim yapan işletme, donanımlı bir laboratuardan, şişe yıkama sistemine; tam otomatik dolum ve etiketleme hattına sahip son derece hijyenik şartlarda çalışır. Likya-Kızılbel serisi bu yıldan sonra bağlardan işlenecek şaraplarla üretilecektir. Genç bağlardan iyi şarap elde edilemeyeceğini düşünen Özkan Ailesi, bağlarının 8 yaşına gelmesini sabırla beklemiştir. Proje’nin başlangıcından itibaren aileye destek veren ve danışmanlığını yapan Prof.Dr.Hasan Çelik kontrolünde yaklaşık 250 dönüm alanda Cabernet Sauvignon, Merlot, Syrah, Kalecik Karası, Öküzgözü, Boğazkere, Malbec, Pinot Noir, Pinot Meunier kırmızı üzümleri ve Chardonnay, Sauvignon Blanc beyaz üzümleri yetiştirmektedir. Ayrıca 200 yaşlarında olduğu tahmin edilen yörede keşfedilen bir asma’ dan üretilen çubuklarla Türkiye bağcılığına yeni bir kaliteli üzüm kazandırmak için 5 yıldır çalışılıyor.”

Bağlarda dolanırken susayan Ares'e Uzunbey su içirdi bol bol..
Antalya Elmalı’ya çok yakın mesafedeki bağları gezip yolun karşı kıyısına tekrar döndüğümüzde biraz da şarapların teknik yapım kısmıyla ilgili bilgi ve evde şarap grubu için Dr. Mustafa Temimhan’dan sunum aldık. Her seferinde tesisin bahçesindeki tek katlı ama mütevazi oturma alanlarında dinlendik, sohbet edip diğer grup üyeleriyle ve çalışanlarla tanıştık. Gerek Burak Özkan, gerek Doruk Özkan bu aşamalarda hep yanımızdaydı. Sorularımıza bitmeyen enerjileriyle cevap verdiler.
Tarık Özkan Bey zaman zaman gruba tanıtımlara devam ederek bizi bilgilendirdi.



Doğal akışlı az pompa kullanımına uygun planlanmış tesisler..



Canlı müzik eşliğinde tadım yapılan yer.

Sinan Anadol (solda) ve Antalya Evde Şarap Yapımı Grubunun Başkanı Mustafa Bey açıklama yaparken..

Elmalı'da gezdiğimiz camiinin bahçesindeki çınar..

Caminin ustası Mimarsinan'ın çırağıymış, gerçekten güzel bir camiydi..

Leblebiciler Çarşısı..



Çarşıda susamlı helva ve yanında Ramazan' da yapılan geleneksel cevizli helva da satılıyordu. Uzunbey her ikisinden de aldı. O susamlı helvayı ben cevizliyi sevdim..Camii tarafından girilen sağdaki ilk bakır eşya dükkanına da uyuz oldum.Kurt olmadan kuzu kapmaya çalışmasına yani.. İki turist görünce bu esnaf niye kendini bir şey sanıyor merak ediyorum.O zaman bizim İstanbul Kapalıçarşı esnafına ödül vermek lazım insanlıkları için. Esnafında görgüsüzü çekilmiyor doğrusu. Hacı babasından biraz ders almalı aslında.. (Biz alışveriş yaparken Hacıamca uzaktan durumu daha iyi idare ediyordu da..) Öyle güzel evler vardı ki Elmalı sanırım küçük bir Safranbolu olma yolunda ilerliyor.. Çevredeki çoğu ev restore edilmiş, pencerelerine çiçekler konmuş, çevre düzenlemesi yapılmış, gayet güzel bir durumda insanları bekliyorlardı.


Daha sonra öğle yemeği için Elmalı’daki Ömer Paşa Camiini ve Leblebiciler çarşısını gezdik. Alışveriş yaptık, çarşıdan çeşit çeşit leblebiler ile bakır hediyelik eşya ve mutfak malzemesi aldık.Susamlı helvalardan ve cevizli helvalardan tattık. Daha sonra 1893’ten kalma Kandilzade Hasan Sıtkı Bey Konağına yemeğe gittik. Yemek Türk mutfağından oluşan menüsüyle kalabalık bir grup olduğumuzdan neşeli ama acıktığımızdan oldukça hızlı bir şekilde geçti.Yemekte kaşık salatası ve nefis un helvasıyla farklılık gösteren konakta yemek kadar ilgimizi çeken kısım ise duvarlarda uygulanan boyama ve süsleme teknikleri ile ahşap işçiliğiydi. Kilimler ve yerel objelerle dekorasyonu tamamlanmaya çalışılan konakta Türk sanat müziği eşliğinde güzel bahçesinde keyifli zamanlar da geçirilebilir.






Bu ağaç çok güzel bir ağaçtı,ne yazık ki adını bilmiyorum. Mavi çiçekleri olduğunu söyledi resmini çekerken gördüğüm hanım.. Tabii ki adının peşine düştüm ama çelik almadığım içinde kendime kızıyorum şimdi.

Yemekten sonra direk tesislere döndük ve Dr.Mustafa Temimhan evde şarap grubu için ayrılan üzümlerle birlikte kısa bir eğitimle tekrar hangi aşamaların önemli olduğunu anlattı. Tesise döndüğümüzde şarap tanıtımlarına da klasik müzik eşliğinde geçmiş olduk aslında. Bir yandan müzik bir yandan şarap tadımları ile günün önemli kısmını geçirmeye başladık.

Şaraplar arasında kendilerinde açıkladı gibi iki yıl önce de butik şarap üretimine geçtikleri Likya Kızılbel markası ile bu yıl pazara sürdükleri ilk ürün ile Fransa'da yapılan Challenge International du Vin'de yarışmaya katıldıklarını ve 36 ülkeden 4 bin 721 şarabın yarıştığı yarışmada Türk şarabı gümüş madalya ile ödüllendirildiğini anlattılar. Akdeniz Bölgesi ve Antalya'nın ilk şarabı olan Likya Kızılbel ilk yılında böyle büyük bir başarıya imza atarak, hem bölgenin geleceği ile ilgili bir mesaj vermiş hemde markasını ilk yılından uluslararası bir marka haline getirmeyi başarmış. Yalnızca kendi satış noktası ve lüks restoran ve otellerde satılan bu ürün aldığı madalya ile bir çok ülkeye yüksek fiyata şarap ihracatı yapabilme şansını da yakalamış.
Tadımda Sauvignon Blanc 2008, Chardonnay & Sauvignon Blanc 2008, Chardonnay 2008, Merlot& Syrah & Öküzgözü 2007, Cabarnet Sauvignon & Boğazkere 2007 ve benim en çok sevdiğim Öküzgözü & Boğazkere ile kapanışı yaptık. Biz izin isteyip ayrıldığımızda grup daha tadıma devam ediyordu.
En son Avusturyanın başkenti Viyana’da düzenlenen ''AWC Wienna İnternational Vine Challenge'' adlı yarışmada iki madalya kazanan şaraplarıda (''Arykanda Sauvignon Blanc'' ve ''Arykanda Chardonnay) tadım da ikram edildi. Beyaz şarap çeşitleriyle hayli iddialı olan bu şaraplar grup tarafından da oldukça beğenildi.
www.likyawine.com

Öğlen yemeğe gitmeden önce Fethiye'de yazlığa gelen ama Ankaralı bir hanımla tanıştım.Bana oğlunun Golden cinsi köpeğinin resimlerini gösterirken Ankara'da çektiği siyah gelincik resimlerini gösterdi. Ben ilk defa gördüm hem de Ankara'da olduğunu bilmiyordum.
Yanılmıyorsam Batıkent taraflarında Yaşam şehir de oturduğunu ve orada yürüyüşte çektiğini söyledi resimleri..Bloglar hakkında da bilgisi vardı,tahminen okuyor olabilir buradan sevgilerimi gönderiyorum kendisine :)

Yine camiinin karşısından bir ev..

Evde şarap yapımı ile ilgili notlar, üstüne tıklayıp büyütebilirsiniz.. Bu 2 numara..

Bu da 1 .bölüm (büyümezse mail atabilirim)



Benim aldığım kalaydan sosluk..
Çok güzel ama bir o kadar da yorucu bir gündü.. Şarap yapmak meşakkatli bir iş ama keyifli. O gün bir sürü insan üzüm , maya ve kükürt alıp bu işe devam yolunda adım attılar. Ben de sıramı bekliyorum.. Şimdilik benim için erken..
Şaraplar güzel, dostluklar baki kalsın .. :)

Pazartesi, Ekim 12, 2009

Evdeyim, sabahtan bir ara Uzunbey'le gidip trafikten aracın plakası için başvuru yaptım.Balkonu yıkadım, bahçede yeni bir kaktüs düzenlemesi :) yaptım.Uzun süredir bahçeyle küsüm zaten, içimden ilgilenmek gelmiyordu, sanırım bu direnci kırdım. Yenilenme peşindeyim.. Biraz sadeleşme ve yenilenme diyelim. Evde başka bir yere ait eşyalarım vardı,şimdi zamanı geldi,onlar çıkıyor ve ben biraz daha seçerek etrafımı boşaltmak istiyorum.Benim için zor bir durum ,anlarsınız aslında.. Bana verilen bir yaprak bile saklı kalır bende, sahibini hatırlatması için.Yıllarca atılmaz. Taşlar, objeler, hediyeler,hepsi ortada ve anısı var.
Bahçıvan umarım seneye devam etmez,bahçenin içine okudu çünkü.Geçen gün eşi suluyordu,kaktüslere su verme sakın dedim.Hangisi kaktüs bunların dedi. Dumurlardayım.. Para verip rezil olduğumuza mı iki senedir, ya da bu işleri elektirik ödemesi kadar kolay sanan yöneticilerde mi suç bilmiyorum.Ya da bende. Uzunbey kızmasın diye sesimi çıkarmadan oturup paşa paşa bahçeyi öldürmelerini seyrettiğimden sanırım. Burası bir kooperatif olarak başlamış, biz girdiğimizde davası olan bir villa yüzünden kooperatif ayrılamıyordu.Şimdi dava bitti. Yönetim fes edilecek ama bahçe ortak, düzen buna yakın devam eder ama ben artık eskisi gibi sessiz olmayacağım.. Asi Gece Kuşu uyandı :) İçi pırpırken biraz bahçeye de el atmak istiyor,kaktüslerini özledi, çiçeklerini özledi ve bahçeyle zaman geçirmeyi özledi.. Değişecek bitkileri var, sardunyaları ona küsmüş, her yer elden geçmek istiyor ve artık bahçe konusunda kimseyi takmak istemiyor. Böyle hayattan zevk almıyor.

Cumartesi bağbozumuna gittik, güzeldi.. Çok yorulmuşuz, pazar günü dershane için erken kalktım ama sonra yine uyumuşum..Öğlene doğru kalkabildim.Tam bir yere çıkmayalım bu günü sakin geçirelim derken telefon geldi Hakanlardan ,biz Şatta deniz kenarındayız, siz de gelin diye.. Bizde şezlongları alıp gittik, deniz kıyısında oturduk.Hatta Çağıl da dershane çıkışı geldi, öğleden sonra döndük, bir posta biraz eşya götürdük bir yere,biraz da oyalandık.. Akşamüstü yorgun gelip bilgisayarlarımıza oturduk ama ben yeni yazı yazamadım, çektiğim bağbozumu resimlerine bile bakamadım. Uyumuşum. Kalkıp yatağıma gittim.

Bu akşam biraz yazı yazmam gerek , yarın sabahtan büroya ziyaretime gelecekler, öğleden sonra ben Çağıl' ın okuluna gideceğim,yarın Ekin Abla ameliyat olacak kalça kemiğinden, ona uğramamız gerek, pazara çıkıp alışveriş yapmam gerek birde. Bu arada öğleden sonra bir işim var, evi toparlıyorum bir yandan, kahve arası yazı yazayım dedim. Çarşamba günü temizlik günümüz.. Bu hafta bende yeni biri başlayacak. Perşembe Zen'e gidip masaj kaçamağı yapmak istiyorum ki bu yorgunluğu atayım.
Birde kahve içebiliriz belki :)
Her yerde sonbahara girdik yazıları, oysa ben baharı yaşıyorum içimde.. Dışarısı hala sıcak, sabahları serin sadece..

Akşamları Ares bana hiç rahat vermiyor,bir alıştı ki sormayın, önüme dikilip wow wow diye ağız dolusu havlıyor.Onu ben gezdirecekmişim.Uzunbey geceleri bilgisayara gömülünce, son bir kaç zamandır bana kaldı onu gezdirmek. Bende hakkını iyi veriyorum sanırım.İlla da ben gezdireceğim.Akşamları peşimde. Gece yatmadan çıkarıyoruz ki sabaha kadar rahat etsin.. Beraber çıkıyoruz, sitenin yanında boş bir arsa var,önce onu ziyaret ediyoruz, sonra ters yöne sokağın diğer ucuna yürüyüp eve giriyoruz.Ben çok uzaklaşmıyorum ki başı boş dolaşan köpekler saldırmasın diye.Diğer köpeklerden korkuyorum anlayacağınız.Bağlı gezdirdiğimizden bağlı köpeklerde kendini zor koruduğundan Ares için tehlikeli olabilir. Bu yüzden gözüm hep etrafta oluyor. Normalde havlamayan köpek benimle gezsin diye akşam üç kere havladı. Şimdi iyi de kışın geceleri ben çok üşüyorum dışarıda.. Yani çıkınca dengem değişiyor,nasıl yapacağız bilmem artık.Birde çıkınca o arsada dolanıyor bende yıldızları seyrediyorum ya da ayı :)

Elçin bloğunda Demetevlerdeki Ankara Onkoloji Hastanesi için yardım istemiş.Onun listesi için bende birşeyler hazırlamak istiyorum. Sizlerde bir bakmak istermisiniz acaba..?
Bayram öncesi sözüm vardı, birşeyler hazırlayacaktım. Bu iyi bir fırsat oldu, o da devam edince yardımlara iyi oldu.

Son zamanlarda farkettim ki canım çay istediğinde içemeyince sinirleniyorum ben :) Tiryakilik böyle oluyor herhalde :)) Ben çay tiryakisiyim sanırım ..
Her gün sabah kahvaltıda ve akşamüstü beşte çay içerim ama bu kadar tiryaki olduğumu farketmemiştim...

Cuma, Ekim 09, 2009

Geçmez yara..

Yarın bir terslik olmazsa Elmalıya Bağbozumuna gidiyoruz arkadaşlarla.Biz arabayla gideceğiz ama arka arkaya gidilecek, arabasıyla gelenler ve turla gelenler beraber gideceğiz.. Kimi şarap yapacak, kimi içecek ben şarap yapanları seyredip içmeyi düşünüyorum :) Biz Ares 'le gideceğimizden arabayla gidiyoruz.

Gelecek hafta 14-18 Ekimde Ölüdeniz Hava oyunları var.. Türk Yıldızları gelecek.Bir kere seyretmiştim burada.Nefes kesen ve insanın göğsünü kabartan bir yanları var .. Bayılmıştık,insanlar akın akın Ölüdenize geldiler o gün. Gelecek hafta bir de motorcros yarışları var Fethiye'de.. http://www.mxonfest.com/ ve eğlenceli bir festival :) Teoman , Bulutsuzluk Özlemi ve bir sürü rock grubu burada olacak..

Çarşamba günü 2. el pazarındaydım yine. Fotoğraf çektim ama az. Sonra koyacağım bloğa.. Canım uğraşmak istemedi şimdi resimlerle.. Herkesi özledim yine ben..Acaba onlarda beni özledi mi..? :) Bugünlerde bunu sık sık düşünüyorum.Gidemeyeceğimden yani bu aralar müsait olmadığımdan sanırım bunu bana söylemiyorlar.
Onlarla konuşmayı, dertleşmeyi, kahve falı bakmayı, müzik dinlemeyi bile özledim itiraf ediyorum..
Bazen var ya dayanamayacak gibi içime dert oluyor bazen de bir şarkıda geçen bir söz beni alıp götürüyor.. Hiçbirşeyin önemi kalmıyor, silkinip toparlanıyorsun ama için acıyor.. İçinde bir şeyler hep eksik kalıyor.. Tadını bildiğin ama yiyemediğin bir yemek gibi. Keşke alıp başını gitmek bu yazıyı yazarken döktüğüm gözyaşı kadar kolay olsaydı.Ağlamak bazen ne kadar kolay,gerçekten içini çok acıtan birşeyse bu gözyaşları boncuk gibi çaktırmadan iniyor ve o kadar bir hızla yine silip işine devam ediyorsun. Etmek zorundasın.Kafayı sıyırmak bu kadar kolay olmalı hayatta demek.

Nerden aklıma geldi, şimdi bilgisayarda bu şarkıyı dinliyordum da oradan..

Salı, Ekim 06, 2009

Baksana Talihe :))

Dün sabah 6.30 da kalktık Uzunbey'le. Pazartesi yani. Ben geçen hafta eski jipimi satınca arabasız kaldım bir kaç gün ama Kaş'taki bir İngilizden yine eski model bir jip bulunca geçen hafta pazartesi gidip bakmıştık, noter ve arabayı alma işi bu hafta pazartesiye kaldı. Uzunbey'in en müsait olduğu gün olunca o günü beklemek zorunda kaldım. Yanıma mayolarımızın olduğu bir çanta ile bir müşterimizin tur arabasıyla Kaş' a gittik.Bu yüzden sabahın köründe kalktık zaten. Nasılsa arabayla döneceğimizden bu yoldan Kaş' a gittik.

Burada yaşayan yabancılar vize işlemleri için Rodos ya da Meis'i seçmek zorunda.Onlarda hem ziyaret hem ticaret bu adalardan birini seçip vizelerini yaptırmaya gidiyorlar günü birlik.Gittiklerinde de daha ucuz olduğu için sigara, içki ve domuzeti alıyorlarmış öğrendiğime göre. Rodos denizotobüsüyle hem daha uzun ve pahalı olduğundan buradan bir müşterimiz günlük tur yapıyor Meis adasına.Rodos Marmarise daha yakın Meis'te Kaş'a.. Kaş'a kadar transfer arabalarıyla gidiyorlar,oradan tekne ile Meis'e gidiyorlar, dönüşte araba onları bekliyor,tekneden inip yine evlere servis dönüş yolunda biz onlara katılmayacağımızdan sadece gidişe eşlik ediyoruz.

Sabah yedide bizim büronun önünden aldılar bizi. Hep beraber Kaş'a gittik,biz ayrılıp notere gittik ki sanırım Kaş Fethiye'den daha küçük bir yer olduğundan bir noter var. Neyse İngilizle buluşup noterden satışı yaptık, alan ve ya satan İngiliz olursa bu tarz işlemler için yeminli tercüman tutuyorsunuz.(Yaklaşık 30 lira ödedik,normali paylaşmak ama Uzunbey İngilize ödetmedi)
Bekliyoruz bir ara fotokopi için Fethiye noterlerinin gözünü seveyim,(Fethiye nufus yoğunluğu yüksek bir yer olduğundan 3-4 noterimiz var) 15-20 dakika bekledik kendileri lıkır lıkır çayları içtiler,bizden başka müşteri olmadığı halde bize sormadılar bile..Ben de kahvaltı bile etmemişim,çayıda çok severim daha orada çay krizim tuttu.İnadımda tuttu,bir şey söylemedim.Oysa dilimin ucuna kadar geldi, şimdi Fethiye' de olsak on kere çay içermisiniz diye sormuşlardı demek. Neyse içtikleri çayda nasıl sarı ,sarı ama özendim işte.Oysa ben şekersiz ve demli içerim.

Oradan arabayı aldık ve doğru yola çıktık, mayolarımızda yanımızda hava burada hala sıcak, kalın askılı tişörtlerimizle geziyoruz ..
İşimiz bitince doğru Kaputaj Plajına,hani geçen pazartesi gidememiştim ya.. Bu fotoğraf oradan. Önce o kadar merdiveni indik ki en son bir kaç sene önce gelmişim ve hala bu kadar turistik bir yerde kabin yok.. Bizde noter işleri ve daha sonrası için iş kıyafetiyleyiz ama o kadar çok denize girme hevesindeyim ki tarzım olmamasına rağmen Uzunbey' in bana kayalıkların orada tuttuğu havlu sayesinde soyunup mayomu giydim.Uzunbey inanamıyor, Asortik hallerimden biri de bu deniz kenarında kırolar gibi giyinme soyunma olaylarından, duşsuz kabinsiz plajlardan hatta şezlongsuz plajlardan nefret etmem..Yine de içimdeki deniz ateşi beni orada giyindirip soyunduracak kadar alevli . Neyse hemen giyip deniz ayakkabılarımı da kendimi denize atıyorum.Yalnız akıntı var ve beni sürükleyip duruyor,resmi çektiğim zamanlardaki kadar da kalabalık değil, bir tek çift var ve anladığım kadarıyla onlarda denizle çok barışık değiller.Bir girip çıktılar akıntıdan.Kenarlarda kayalara dalgalar vurup arasıra ayağımızın dibine hatta havlumuza kadar gelmesine rağmen Uzunbey rahat, ıslanmayız dedikçe kurulanacak ve günü o şekilde geçirecek birisi olarak huzursuzlanıyorum.Yüzüp yüzüp çıktım bir kaç kere.Aslında canım çıkmak istemiyor ama hem Uzunbey acıktı hem de bir kadastro olayı yüzünden köye gitmek zorundayız. Biraz yüzüp biraz da güneşleniyorum,saçımı ıslatmadan yüzdüğümden çabuk kuruyup tekrar aynı şekilde üstümü değiştiriyorum.Uzunbey benimle dalga geçiyor,bu kadar eziyete değermiydi diye.Ben bu eziyete giriyorsam anla ne kadar çok denize girmeyi sevdiğimi deyip yavaş yavaş çıkıyoruz basamaklardan..En az 150 basamak var .. Su süperdi, hem deniz hem de hava.. Doyamadım aslında ama karnımız da aç.Kaputaj plajı Kalkan'a çok yakın.Kalkan aslında çok büyük ve süper ticareti olan bir yer değil,çoğu kişi İngilizler dahil Fethiye' yi tercih ediyorlar alışveriş için.Bizde daha önceki gelişlerimizden yemek işinin hem iyi olmadığını hem de kazık fiyatlarda olduğunu bildiğimizden daha önceden aldığımız duyumlara göre İslamlar köyüne gitmeye karar verdik. Yolu bilmiyoruz ama Kalkan sapağından eski yola 2 km olduğunu biliyoruz ve Fethiye'nin Üzümlü köyü gibi olduğunu..Rumca adı "Bodamya" olan bir köy burası .

Kaputaj Plajı..



Makina tüm gün elimden düşmedi..
Son bir bakış..
Biz giderken plaj bayağı kalabalıklaşmıştı.

Bodamya - İslamlar Köyü
Eski Yunanca İsmi Bodamya şimdiki adı islamlar olan ve Alabalık balık çiftliklerinin bulunduğu, Kalkan'la arasında sıcaklık farkı olan sıcak yaz akşamlarında serin bir rakı balık ziyafeti çekebileceğiniz , Kalkan'a yüksekten bakabileceğiniz yemyeşil bir köydür. Eski bir yerleşim yeri olan Bodamya Yunanlılar zamanında da yine aynı etkinliğe sahip olan un değirmenlerinin bulunduğu bir köydü. Bodamya Kalkana sadece araç ile 10 dakika mesafede olup her zaman ulaşabileceğiniz dinlendirici bir yerdir.


Gittiğimiz restaurant girişe yakın ve adı Bodamya Restaurant sanırım.Doğru düzgün bir tabela görmediğimden hatırlamıyorum bile ama manzarası güzeldi :) Yemek de.

Etraf biraz bakımsız, garsonumuz ilgili, ortam nefis ve biraz serindi ki bu son zamanlarda aradığımız bir şey..

En manzaralı masaya biz oturduk.

Buz gibi bardaklarla bira, önce zeytin ve yufka,sonra da yemeğimiz geldi.
Burası eski Rum köyü olduğundan her yer asma ve zeytinlerle dolu..

Ben hardal severim ama hardal yoktu.Neyse idare ederim problem değil dedik.
Balık da güzeldi , ambians, manzara,buz gibi soğuk bardakta bira, servis ama o yeşillikler yok mu..? Ortamı tek bozan kararmış yeşilliklerdi.Yazık ettiler bence,yoksa on üzerinden kararmış yeşilliklerle altıbuçuktan yedi aldılar. Giderseniz yeşillik yemeyin,ya da baştan uyarın getirmesinler. Birde sanki çok güzelmiş gibi önceden kararmış yeşillik iki kere geldi.Yorgundum uğraşmadım. Birde her yer asma. Gözümde kaldı aslında.İnsan bir tabak içerisinde getirir kalkmadan.Giderken baktım Uzunbey'in elinde bir salkım üzüm, sen onu hesap getirirken ver ki adabıyla yiyelim ne o elimize verip gönderiyorsun.. Akşam evde yıkayıp yedik, güzel üzümdü,kalın kabuklu belli ki şaraplık. İleride şarap yaparken denemek lazım :) Güzel yerdi.. Rumlar ve Likyalılar bu işi biliyorlar bence de..En güzel yerlerde yaşamışlar hep.
Ordan çıkıp kendimizi yollara vurduk.. Canım hala çay istiyor ama bir an önce köye gidip işimizi halletmemiz lazım.
Kalkan -Fethiye Karayolunda Sidyma yolu ayrımından sapıp Karaağaç Köyüne çıktık.



Karaağaç dönüşü Ölüdeniz yolundan döndük.Daha yoldan arayıp büroya çay demlemelerini istedim ve sanırım en az dört bardak çay içtim :) Yolda içecek yer vardı ama zamanımız yoktu.
Büroya döndüğümüzde yorgunluktan ölüyordum ve eve dönüp Çağıl' la karnımızı doyurup uyumuşum..
Bugün sabahtan işe gittim, orada öğlene kadar durup öğlende bir müşterime çek almaya gittim,oradan diş hekimine ,oradan yine başka bir müşterime,oradan pazara ve işe döndüm. Migrostan alışveriş yapıp eve geldim.Her geldiğimde Ares'i dışarıda gezdiriyorum. Çağıl eve geldiğinde evde olmaya çalışıyorum bu sene.Benden istediği bu sadece.Yarın için bir yardımcı buldum ve onu bir eve götüreceğim. Sonra da benim evim için konuşacağım. Yarın aynı zamanda merkezde 2. el pazarımız var. Öğlen gidip eşya taşıyacağım Mavikuşa..
Hava hala sıcak ya temmuz -ağustos saçlarımın arkasını devamlı topladım bu yaz. Topuz yaptım :) Diğer türlüsü mümkün değil.Saçlarım açık gezmeyi seviyorum ve toplayınca başım ağrıyor ama arabaya in bin , klimalı ortamdan içeri-dışarı sadece bunun yüzünden bile sanırım geçen sene isiliklerim oldu.Olunca da geçmiyor,bu yüzden bu yaz ensem hep açıktı :) Saçlarım daha da uzadı ve arada da kıyafetime uygun renkte taç takıyorum sık sık.
Bu küpeler Rengin'den bana hediye.. Ben de ona kitap göndereceğim yarın. Çok hoşlar ve bana da çok yakıştı :) Kulağımda görmeniz lazım.. Böyle otantik şeyleri seviyorum.
Bu gecenin şarkısı : Baksana Talihe.. Göksel'den.. Tüm özleyenlere :)