Çarşamba, Şubat 10, 2010

ortaya karışık

Bizim kedi var ya Devin uzun süredir kolu kırık bir şekilde evde, ben arada onu ziyarete gittim ama yarın sabah yine uğramak istiyorum. Kolu iyileşmediğinden yeni yazı yazamıyor hatta bir ara bilgisayarı da bozuktu. Ona ulaştırmak istediğiniz mesajlar varsa bana yazın ben yorumların çıktısını alıp götürebilirim.. Yarın umarım müsaittir, gerçi bana ne zaman istersen uğrayabilirsin demişti. Yarın sabah ona elmalı tart yapmayı düşünüyorum. Bir de çok özledim.. En son boncukları ve elişlerini yapamadığı için bir sürü şey hediye etmişti. Bazıları bitmişti bazılarını da Berna tamamladı ve onları burslar için sattık pazarda.

Beylikdüzünde artık ekolojik pazar kuruluyor. Pazar Beylikdüzü kapalı pazaryerinde kurulacakmış, İstanbul'un 3. ekolojik pazarı olacak.. Ne güzel artık doğal ürünler her noktaya yayılmaya başladı.

Şu meslek liseleri ve imam hatipler için olan katsayı var ya o bizim içinde çok önemli çünkü Çağıl Anadolu Lisesinde ve fen-matematik öğrencisi ama gireceği bölüm TS , böyle olunca da katsayılar bizim için çok önemli. Lütfen artık bu rakam bir kesinlik kazansın ve zırt pırt rakamlarla oynamasınlar insanda motivasyon diye bir şey kalmıyor. Bu saatten sonra bölüm değiştirmesi olası değil ve bu ülkede kuralları 2. ye değişen ilk sınavmış..

Yarın yine iki toplantım, perşembe de bir tane toplantım var. O gece misafirimde var oturmaya..

Cumartesi günü Tüyap taki EMITT fuarı için Uzunbey fuarı gezmek için uçakla İstanbul'a gidecek, Sabiha Gökçen'den Tüyap için servis vardır herhalde..? Pazar da dönecek.. Gelecek sene ben görevli gitmek istiyorum fuara, kimse götürmezse ben gidip dört gün fuarda gönüllü görevli dikilip broşür dağıtacağım. Tabii Fethiye standı olursa :)
Her sene bunun hayalini kurup gidemeyen benden başka biri var mı acaba :)) Uzunbey sadece broşür vereceğime inanmıyor bana sen orada broşür verdiklerine bayıltana kadar Fethiye anlatırsın ve meşhur olursun diyor.. Bilmiyorum , anlatabilirim herhalde :P

Çalışmalarım tam gaz gidiyor, teklifler yazıp, görüşmeler yapıyorum, pek arkadaşlarıma bu ara vakit ayıramıyorum.

Bu hafta pazar günü Hisarönü 2. el pazarı var, pazarın yeri artık değişti,yağmurda ıslanılmasın diye Hisarönündeki Ölüdeniz İlköğretim okulunun altındaki salonda yapılıyor pazar. Çalışa göre daha küçük ama sanırım müdavimleri farklı. Bende geçen ay uzun zamandır ilk kez gittim.

Çağıl beni yalnız kaldığımızda çok güldürüyor, geçen gün araba kullanırken resmen krize girdim. Normalde zaten insanlarla karşılaştığımda gülümserim, fakat arabada yalnız kaldığımızda bana bir şeyler anlatırken o kadar eğleniyoruz ki bu muhabbetler genellikle benim gözümden yaşlar gelene kadar gülmeme sebep oluyor.. Birde kahkaha atarak gülerim sesli sesli, öyle kahkaha atınca da bu sefer taklidimi yapıp beni tekrar krize sokuyor. Gözümdeki yaşlardan bir ara yolu göremedim iyi mi.. Küçük Aşkım benim :) Küçük aşkım büyük aşkımdan daha ağır ve sanırım daha uzun artık :))

Saat 2.23 sanırım artık uykum geldi ve gözlerim kapanıyor.. Sabah yedide kalkıyorum ya artık yatmam gerekli. Bana kim akıl verip geç yatma dese bir bakıyorum kendisi benden daha uzun oturuyor :)
Bugünün şarkısı eskilerden ve eskimeyenler için.. Ben çocukken İlhan İrem hiç sevmezdim ama geçen gün yetenek sizsiniz Türkiyede üç delikanlı söylerken şarkı ve grup çok hoşuma gitti.. Yaşlanıyorum galiba :))

Resim: paulcabhar

Pazar, Şubat 07, 2010

Sen benim kaderimsin..

İç hesaplaşmalarımın olduğu, kendimi anlattığım yazıları daha çok seviyorsunuz farkındayım. Gelen yorumlardan da bunu anlıyorum ama genelde buraya içimi döktüğümden çoğunlukla izlenimlerimi, düşündüklerimi ve gezdiğim yerleri izlemek zorunda kalıyorsunuz. İtiraf etmeliyim ki önce kendim için yazıyorum, bunları paylaşmazsam rahatsız oluyorum, bu yüzden çoğunlukla sıkıntılarım, dertlerim, kızdıklarım ve yaşadıklarım var. İleride Çağıl'ın ve sevdiklerimin okuyacağı, bazı olayları zamanla değerlendirmeleri gerektiğinde yararlanmaları gerektiğine inandığımdan zamana bu notları düşmek istiyorum.

Perşembe günü hava o kadar güzel ve o kadar güneşliydi ki Uzunbey Ares'i de dışarı yemeğe götürmek istediğinden büroya yakın Zakkum Cafe'ye gittik. Burada hava bir ergen saç modeli gibi her gün değişebiliyor. Bir gün önce soğuktan burnumuzu çıkaramıyorsak, bir gün sonra utanmasak güneşlenip kısa kollu gezeceğiz.. Zaten sabahları ve akşamları serin oluyor. Gündüz güneşin vurduğu yerler sıcak, gölgeler soğuk olduğundan gölgede oturulmuyor.
Bize güneşte oturmak iyi geldi ve bayağı oyalandık orada aslında..
Burası Migros yolu üzerinde bankaların karşısında bir yer.

Köfte yedik, bira içtik Uzunbey'le..

Bizden başka her masada ingilizler vardı, kimi tişörtle oturuyordu :)


En son kahve keyfi yapıp yürüyerek geldiğimiz cafeden yürüyerek gittik. Ares şehir içinde yürümeye pek alışkın değil, yolda arabalardan ve seslerden çok korktu. Her yere arabayla gittiğimizden bu konuda onu daha çok dışarı çıkarmaya ve yürütmeye alıştırmaya çalışmaya karar verdik.
Büroda bilgisayar odasında müşteri için kullandığımız kanepe Ares'in herzaman kullandığı koltuğu.. Bazen koştura koştura oraya gidip oturuyor, müşterilere kendini sevdirmek için bekliyor, kimse sevmezse küsüyor ve onların ayaklarının dibine yatıp bekliyor ama ayrılmıyor odadan.

Bazen benim yanıma bazen de Uzunbey' in odasına gidip yatıyor.

Geçen hafta başı üçümüz kahvaltı kaçamağı yaptık. Pazartesi sabahı biraz geç kalkıp Yanıklarda Çınaraltı diye bir yer vardı daha önce siteyle kahvaltıya gittiğimiz oraya gittik. Geçtiğimiz hafta Çağıl'ın okulunda öğretmenleri son sınıfları toplayıp hergün sınav için özel çalıştırdılar, böylece dershanelerin tatil olmasından faydalanarak zamanı boşa geçirmediler, hani bazı özel dershaneler var ya onlarda çocukları yurtlara alıp çalıştırdılar burada- hani derslerle birlikte başka şeyler öğretenler diyelim..
Böyle küçük yerlerde çocukların okuması aile için çok önemli, hem turizm açısından hem de tarım açısından halkın cahil kalmaması ve kendini geliştirmesi, yaşadığı yerin gelişmesi açıcından da ayrı bir önem taşır. Vizyonu gelişmiş bir insanın iş anlamında hayata bakışı bazen çok şey değiştirdiğinden ve çalışırken en çok zorlandığımız hususlar bu olduğundan bizim için de çok önemli..Özellikle okuyan çocukların dönüp bu piyasa da çalışması da.. En azından ben böyle düşünüyorum.
Kahvaltı sonrası yine sahilde küçük bir yürüyüş yapıp işe döndük.. Çağıl ve Ares.

Portakal reçelini hem ben hem de Uzunbey sevdiğinden zaman bulunca yaparım her sene.. Geçen seneyi yapmadan geçirince bu kış kaçırmak istemedim. İki ölçüden yaptım ki hem ingiliz komşuma hem de bana her seferinde güzel şeyler getiren karşı bahçe komşuma da vereyim..

Bir ölçüsü 5 portakal olan reçelin yapımına başladım. Tencerede 10 portakalı iki kere ayrı ayrı kaynatıp acı suyunu atıp, biraz soğuttum.Bu kısımda portakallar çok yumuşamadan fazla kaynatmadan suyunu atarsanız iyi olur. Sonra biraz soğutup onları fotoğraftaki gibi önce uzunlamasına sonra da enine kestim.

12 küçük bardak şekeri 6 bardak su ile kaynattım. İçine kestiğim portakalları attım. Yavaş yavaş kaynattım.

Kıvamına gelince altını kapatıp soğumasını bekledim hatta cumartesi günü Şükran Teyzeyle buluşmaya giderken kocaman bir kavanoz ona da götürdüm.

Çarşamba günü merkezdeki 2.el pazarında kendime bu eski çaydanlığı aldım. Kuzinem olduğunda da kullanacağım :) 20 liraydı..

Senem'le geçen Çalış pazarında tanışmıştık , bu sefer onun standını ağırlıkla çektim, çünkü çok hoş tasarımları vardı.. Kendisi köpek kıyafetleri tasarlıyor ve dikiyor.. Düğmelerini de kendi yapıyor..

Keçe çalışmaları..
Onun tasarımı tırnak askı. Bak fotoğrafını koyuyorum çalmasınlar dedim , koyabilirsin dedi..

Kozalaktan fare ve salyangoz.. Keçe mantar.

Bunlar da Talin'den.. Ahşap boyama tepsi.

Etamin.

Tepsi örtüsü.. Başka bir yerden.

Kurdele işi havlular.

Çetikler..
Kapalı pazar yeri.. Bu sefer çok kalabalıktı. 4 sıranın üç sırası hemen hemen doluydu..

Bu pazarı Fethiye Belediyesi düzenliyor.. Her ay bir stand yiyecek için ayrılıyor ve bunu her ay bir oluşum üstleniyor.. Geçen ay bizdeydi, sosili tart yapmıştım , bu sefer FETAV almış, bizde Berna ile destek olalım dedik Mavi Kuşlar adına ve Dilek Hanıma o bir kek ben de peynirli poğaça yaptım, o sabah bizim eşyaları götürmek için gittim, giderken de yiyecekleri de bıraktık onlara.. Satıp gelirini bağışlıyoruz bu ikramların.. Sabah kalkıp bir panik poğaçaları yapışım vardı ki saat 10 'a zor yetiştirdim evden çıkarken dokuzu çeyrek geçe kalkmış biri olarak...
Dün Şükran Teyzeyle buluştuk ve Çalış'ta her zaman gittiğim yerde oturduk. O da bende seviyoruz orayı, daha önceden de gidip kışın soğukta taş boyardık masalarda, kahve içip topluca. Onunla uzun zamandır buluşamadık işlerden, bu yüzden çok özlemiştim ve dün bütün öğleden sonra sohbet edip politika konuştuk, hayattan bahsedip arayı bu kadar açmadan görüşmeye karar verdik, ben onu, o da beni çok özlemiş ve her ikimizde yoğun insanlar olduğumuzdan görüşemediğimizden yakındık durduk.
Akşam Talin'lere gittik mangal yapmaya.. Mangalı balkonda yapıp salonda yedik :)
Biz Ahmet Bey'le İstanbul' dan tanıştığımızdan onun İstanbuldan tanıdığımız ve orada okuyan kızı Beril Çağıl' ın çocukluk arkadaşı, tatil diye burada olduğundan mutlaka görüşsünler istedim.. Buraya geldiğimizde de onlardan bir yaş büyük Doğukan'da bu sene bizim Eskişehiri kazanan ve Minimalist' e emanet ettiğimiz yakışıklımız sömestr için geldiğinden üçü bir yerde buluştular.. Beril geldiğimiz yerden arkadaşı, Doğukan'da ( Beril'in hala oğlu) geldiğimizden beri okul arkadaşı olunca, ikisi bu sene sınava hazırlanan öğrenciler olunca, ben de üçünü de çok sevdiğimden onlara takılınca ortalık panayır yeri gibiydi, güldük, deli gibi fotoğraflar çekilip , birbirimize sataştık, herkes birbirinin arkadaşı olunca çok keyif aldık, bağırış çağırış zaman nasıl geçti bilemedik.. Eve geç döndük. Talin'de çok güzel bir sofra hazırlamıştı doğrusu.. Fotoğraflar daha sonra..
Bu hafta nasıl geçti bilmiyorum, bu aralar aslında iş yönünden çok yoğunum, gittikçe de yoğunlaşacağım.. Sezona hazırlıklarımız başlıyor yavaştan ve haftaya EMİTT Tüyap fuarında Fethiye standımız olacak, ben gitmeyeceğim ama arkadaşlarımız orada olacak Fethiye Ticaret Odasından.. ve çok güzel Ölüdeniz posterlerimiz, broşürlerimiz var, gidecekler için ayrıca standımızdan uğrayıp almanızı tavsiye ediyorum.. Daha ayrıntılı bilgi haftaya yazacağım..
2-3-4 Nisan Kuzu Göbeği Festivali Üzümlüde..
26-30 Haziran Fethiye Kültür Günleri ve Yunus Nadi Röportaj yarışması Fethiye de...
29-30 Mayıs Çalış Karnavalı Çalış'ta..
1-5 temmuz Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali Ölüdeniz'de ..
3-4-5 Eylül Motorcross yarışlarımız Fethiye' de..
Ekim sonunda da Ölüdeniz Hava Oyunları ile sezonu kapatacağız..
Etkinliklerimiz bunlar, Fethiye bu seneye iyi hazırlanıyor..
Bugün hava soğuk, bu yüzden yürüyüş yapamadık.. Kaya'da kahvaltı edip eve döndük, pazara çıktık Uzunbey'le ve eve dönüp şömineyi yaktık. Şimdi ateşin karşısında yazımı yazıp Çağıl'ın istediği sıcak çikolatalardan içiyoruz..
Bir şarkısın sen de You are my destiny (sen benim kaderimsin) dinliyorum..

Çarşamba, Şubat 03, 2010

Gönül Bahçemdeki Çiçekler Solmadan..


Buraya yazmak istediklerimin onda dokuzunu yazamıyorum. Niyesi yok. Yeterince güzel anlatamıyorum diyelim, hep birşeyler eksik kalıyor, cümleler bitmiyor, düşünceler akmıyor.. Bazı geceler oturuyorum düşünüyorum ama yazamıyorum. Öyle bir bakış istiyorum ki burayı okuyanlar bir bakışta içimi görsün. Öyle bir gözle bakın ki tüm özlemlerim içinize aksın, isteklerim sağnak bir yağmur gibi ıslatsın, mırıldandığım şarkılar gönlünüze dolsun, hayallerim bir bisiklet olsun.. Ön tekerleği sizin için arka tekerleği benim için dönsün,yollarda lastik izleri değil rüyalarım görülsün.. Baktığım kahve fallarında uzak yollar yakın olsun. Rüzgar saçlarımla beraber dalgaları da oynatsın..Muhabbetler kadehlere dolsun, şöminede izlediğim odun ateşi değil biten hasretim olsun. Bir şarkı dinlediğimde gözlerime yaşlar değil, mutluluğun damlaları dolsun.Telefonda dinlediğim ses karşımda dursun, çiçek açan dünyalar sadece bahçede kalmasın, etrafım sevgiyle dolsun, gülen yüzüme bakan gülen gözler olsun ve içimden bir ses "sana güvenmek güzeldi" diye fısıldasın..

... ... ...

Bugün gönül bahçemde dinlemeyi en çok sevdiklerimden (Toselli Seranade)

ve 2. el pazarındayım Berna ile birlikte pazaryerinde, uğramak isteyenler için.

Pazartesi, Şubat 01, 2010

Özledim seni..

Bugün haftasonu kahvaltısını evimizde yumurtalı mantar ve pazardan alınan gözleme ile evde yapıp yürüyüş için sadece dışarı çıktık. Daha doğrusu ben çıktım. Çağıl ilk defa bugün evde, dün dershanesi bitti. Bir hafta tatiller.Uzunbey Çağıl'ı balığa götürmek istedi ama hava kötü olunca dışarı çıkmak istemeyen Çağıl evde kaldı. Herzamanki ekip olarak dışarı çıkıp pazar günü yürüyüşümüzü yaptık.Fotoğraflar herzamanki gibi tersten ama gidip geldiğimiz yol aynı olunca çok farketmeyecek..

Bugünkü gezi hedefimiz şu karşıda gördüğünüz tepe ama giderken bunu bizde bilemedik, doğaçlama olarak tepeye çıkmaya başladığımızda farkettik.
Arabayı Koca Çalış'ta bırakıp yürümeye karar verdik, iyi ki öyle yapmışız çünkü arabadan indiğimiz gibi esen rüzgardan denizkenarında yürüyüş yapamayacağımız belli oldu. Başladık yavaşça arada yürüyüş yaptığımız arka yolda yürümeye..
Çalış Baba türbesi..
Yolun başı ya da sonumu deseydim :)

Dönüşte çektiğim bu bahçe fotoğrafında Uzunbey'e boş bahçe gördüm mü dayanamıyorum diye konuşuyordum..
Evlerin yanında, tepenin arkasında rüzgar almayan tarafta yürüdüğümüz yol.

Mantar

Görünen sahil Koca Çalış dediğim bölge. Hani kahvaltıya gidiyoruz ya deniz kıyısında, kışın da bazen yürüyoruz.. Tepenin göründüğü fotoğraftaki yerden itibaren Koca Çalış. Burada bir kısmı gözüküyor..
Tepenin sağ tarafı Kargı Karataş Plajı, Kargı muhtarlığı işletiyor, koruma altında -carettalardan dolayı, resimdeki restaurant daha önce balık yediğimiz kır lokantası.. Plajın girişi yazın ücretli, biz genelde orta kısımdaki ağaçların ilerisinden bir girişi var arabayı oraya çekip daha sakin yerde denize gidiyoruz, Ares olduğu için hem insanlar rahatsız olmuyor hem de biz onu serbest bırakıp rahat ediyoruz.Kışın da yürüyoruz bir uçtan bir uca.. İlk girişteki küçük koy genelde köylünün tercih ettiği kısım.. Küçük ama taşlı bir koy olduğundan ben pek sevmedim. Dibinde ucu keskin kayalar var denizde..Bu sene girişi küçük koydan ileri koymuşlar böylece ücretli kısım uzun kısım olmuş sadece.
Tepeden adanın görüntüsü ..Şovalye adası ve arkasında Fethiye . Karşıda görülen plaj Çalış..

Burası Karataş Plajının arkası .. Denizin kenarındaki ormanlık alan Akmaz denilen yer. Günlük ağaçları altında tatlı suyla denizin buluştuğu güzel bir piknik alanı..
Yukarı çıkarken Uzunbey önde Ares arkada ben de fotoğraf çeke çeke çıktık bu yollardan.
Fotoğraf çekerken yorulmuyorum, keyifli molalar vermiş oluyorum. Hem yavaş yavaş çıkmış oluyorum ki bu tepe oldukça dik bir tepeydi zaten.Normalde benim gibi kilolu olup bu kadar yürüyen biri yoktur sanırım :) Genelde hareketsiz olur ya şişmanlar. Ben hem kilolu hem de hareketliler grubundayım. Eskiden kalma bir alışkanlık sanırım.Birde sonradan ısınıyorum, önceleri yavaş hareket edip sonra gücü tükenmeyenlerdenim.. Spor yaparken eskiden uzun mesafe koşularda iyi olmam bu sebepledir. Bazen eski günleri özlüyorum..
Karşısı Kargı köyü ve Çiftlik beldesi.. Her ikisi de bitişik ve Muğla yolu kenarında.

Yanından geçip yürüdüğümüz site tepenin tam arkasında. Buraları genelde sulak yerler.. Belirgin bir şekilde su var ve zaten sabahtan da yağmur yağdı, biz yürüyüşten döndüğümüz anda hava tekrar setleşmişti, yağmur ve rüzgar daha şiddetlenerek devam etti..

Tepeye çıkarken dayanamayıp çektiklerimden..
Arada rastladığım güzellikler..

Aslında yolun diğer tarafından tepeye çıktık ama azgın köpeklerini bağlamadan dolaşanlar yüzünden tepenin diğer tarafından indik. Karşıda her zaman yürüdüğümüz toprak yol.. Araba az geçtiğinden bu toprak yolu yürümek için tercih ediyoruz..

Yolda yürürken tepeye çıkmayı tercih eden Ares :)

Yolda papatyalar vardı.. Yürüyüş bittiğinde arabaya binip alışverişe gittik, marketten çıktığımızda yağmur yağmıştı. Eve dönüp balkonda mangal yapıp yedik. Sonra herkes kendi köşesine çekildi. Ben yazıyı yazmaya başlayıp tv de wipe out finalini seyrettim Çağılla.. Arada fotoğraf makinamla eve girmeden çektiğim yılbaşı çiçeklerimi ve Talinden(2. el pazarında) aldığım peçeteliklerimi görüntüledim.
Kendime duble kahveli bir orta şekerli Türk kahvesi yaptım ve keyifle tv karşısında içtim.

Fincanları özel olarak aldım çünkü böyle ağzı geniş eski fincanları çok seviyorum. Babam Türk kahvesini çok sevdiğinden evde kahveleri 10 yaşımdan beri ben yaparım. Yalnız içmezdim genelde ama artık büyüdüm galiba kendi kendime yapıp içtim, çok da güzel olmuştu. Muhabbetsiz olmaz genelde yanımda birileri varmış gibi de güzel geldi :)

Geçenlerde masanın üstüne toplamıştım bir kaç çeşidi, artık hava soğuduğundan fazla çıkmadığımızdan elimin altında olsun istemiştim.

Üç büyük, iki küçük yılbaşı çiçeğim var. Büyüklerin ikisi aynı renk sanırım. Pembeler çiçek açtı aynı zamanda.. Demirköyden getirdiğim daha açmadı. Bu balkondaki..

Bu da bahçedeki çamın altındaki yılbaşı çiçeği..

Cumartesi evden çıkmadım. Geç kalktım sayılır ve kitap okudum yatakta. Benim için büyük bir lüks bu :)) Sonra da biraz nete takıldım. Keyifli iş yaptım evde, o nasıl oluyor.. Özlemişim evi ve iş yapmayı, her işim koşturmaca genelde.. Yemek yapmak, iş yapmak, ortalığı toparlamak, oysa çekmece içleri,ütüler beni bekliyor.. Zaman buldukça bunları yapmak bana keyif veriyor. Bu aralar yardımcım yok ama uygun birini bulduğumda alacağım. Bana eziyet etmeden iş yapan birisini bulunca hemen alacağım.
Geçen hafta iki gün yemek yarışmasını seyrettim de.. Yarışmada mutfak dağıldı falan diyorlarda benim için bir yeri dağıtmak beş dakika, ben işten gelip yemek yapmaya girdim mi, yarışma sonrası gibi yapabilirim mutfağı uğraşmadan :)) Zaten bulaşık yıkamaktan hiç hoşlanmadığımdan arkamdan biri toplarsa çok memnun olurum da kimse toplamıyor işte.Yine ben girip topluyorum. Oysa yemek yapmak ve sofra hazırlamak bence çok keyifli..Çok hızlı da yapabilirim.. Eskiden beri de merakım vardır sofra düzenine ve yemeklere..
Çocukken annem çok meraklıydı, bende erken evlenince ve katıldığım sosyal gruplarda bu tarz şeyleri öğrenmek için önceleri çok zamanım oldu. Çağıl ilkokula başlayana kadar çalışmadım ve İstanbulda günlerim vardı bir ayda iki gün. Çoğu kadın böyle etkinlikleri genelde hor görür ama insanlar önemlidir bu tarz işlerde. O olguyu paylaştıklarınız çok önemli hem de. Ben o iki günde benden büyük insanlardan çok şey öğrendim,onlara da eminim çok şey öğrettim. Böyle paylaşımcı ve birbirini seven gruplar okul gibi oluyor.. Her günüme mesela değişik ikramlar yapardım, tarif defterimde her çeşit ikram vardır. Misafirden önce liste yapar bir gün önce de alışveriş yaparım.Hala aynı düzende gidiyorum mesela.. Buraya geldiğimden beri daha hızlı menülere sahip olmam gerekti çünkü bazen gündüz konuşup aynı gece ağırladıklarımda olabiliyor. Oysa bir tören gibidir hazırlık benim için, keyifli ve zamanı bol şekilde hazırlanmak bana keyif verir.
Farkettim ki sevdiğim insanlarla içki içmek benim için özel bir olay. Yani sevdiklerimle sevdiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum.. Oysa Türk kültüründe kadın hizmet ettiğinden genelde rakı içmek pek rahat olmuyor, ya muhabbet ya da hizmet etmek gerekli rakı sofrasında.. Önceden hazırlasanda hemen servis istediğinden muhabbet kesiliyor, ikide bir sofradan kalkmak zorunda kalıyorsun. Bu söylediğim evde kendi hazırladığım sofralar için geçerli.Rakı bir de meze istediğinden sofrayı bırakıp kalkamıyorsun da.Bu yüzden dışarıda rakı içmek evsahibi kadın için daha mantıklı.. O da bazen masanın konumu, gidilen yerin sıcaklığı, muhabbet için yakın düşmek gibi ayrıntılar önemli.. Uzun süredir içki yazmamışım. Dün düşünürken aklıma geldi. Uzunbey meze aramaz, uzun durunca da sıkılır bu yüzden belki daha az rakı içiyoruz. Şarabı da ben sevdiğim için sanırım tercih ediyor. Ben şarabı seviyorum, rakı da seviyorum. İçki içmeyi ben daha çok seviyorum zaten.. Neyse yazıyorum ya bu muhabbet kalkıp şarap açıp içmekle son bulacak gibi, kesiyorum.. ama içki içmek güzel bir şey.Adabıyla içenlere de hastayım. Çabuk sarhoş olanlara uyuz olduğumdan zaten dışarıda içmeyi değilde evde içmeyi , daha sakin mekanları ya da içkiye göre müziği hoş olan yerlerde içmeyi seviyorum.. Güzel adamlar güzel içer de diyeyim tam olsun :) Burada adam kelimesi insanoğlu anlamındadır aslında cinsiyet içermez-
İnsanlar bazen beni hasta ediyor, iş anlamında ne yaparsanız yapın herkesin beklentisi çok fazla. Kimse durması gereken yeri bilmiyor. Bu yüzden sınırlarını şaşırıyor. Geçen hafta bir kaç kere müdahale etmek durumunda kaldım ki bu da beni yordu. Oysa ben çalışmaktan ve işimden çok keyif alan biriyim. En yoğun çalışan insanlardan biriyim aslında. Benden yoğun kimse yok ama benim zamanımı harcamaları açısından beni delirtebilecek rahatlıkta olanları da var. Ben şu an kendi işimde, Çalış karnaval komitesinde, Fethiye Kültür Etkinlikleri komitesinde, dernekte faal olarak, haziran ayında da Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali komitesi olmak üzere bir sürü etkinlikte görevliyim. Evi ve Çağılın bu sene ki durumunu saymıyorum bile.. Kendi işimde üç ayrı grup işi birbiriyle beraber götürüyorum. Bu kadar olay üstüne bekleten, toplantıya geç kalan ve hala bana çok yoğunum diyen insanlara da benim kadar olamazsınız diyorum. Haftanın yaklaşık altı günü dışarıda ve görevli geçiriyorum.Bazı işlerde gönüllü olmam o işleri umursamadan yapmamı gerektirmiyor. Aynı ciddiyetle yaptığım için aynı ciddiyeti de bekliyorum doğal olarak.. Sonra söyleyince de çok sert biri oluyorsun diyorlar da başka türlü olursa bu işler bitmez ki. İş konusunda ciddi ve çalışkan biriyim aslında keyifli yapmam iyi yapmamamı gerektirmiyor.
Bugünki sanat etkinliğimiz bir şiir..
ÖZLEDİM SENİ..
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
'git artık' demek
'beni ne kadar çabuk unutursan,
o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa'
demek sana ne de zor seni görmemek
ve belki yıllar sonra karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
Can YÜCEL..
Çok sevdiklerimden.. Yazıyı değiştirmeden ve silmeden yollamak istiyorum.Bu yüzden nokta.

Çarşamba, Ocak 27, 2010

Herşey seninle güzel..

Pazar sabahı Çağıl dershaneye gitti, bizde Uzunbey'le 2. el pazarına gittik. Kapıda ayrıldık çünkü ben her tezgahı dolaşıp fotoğraf çekiyorum, sohbet ediyorum, standları karıştırıyorum işi biten önce arayıp ne zaman çıkacağız diye soruyor genelde.. Bazen benimle gezmek sıkıcı oluyor çünkü herkes beni genelde tanığından bana soru soranlar ,selam verenler, benim konuşmak istediklerim yüzünden yanımdakine eziyet edebiliyorum.(Çağıl görse bu cümleyi hava atıyor bak şimdi diyecek ama gerçek bu)Hava şansımıza o gün çok güzeldi, pazartesi, salı sertleşse de pazar günü pırıl pırıl bir güne uyandık. Pazarı gezip Mutlu restauranta kahvaltıya gittik çünkü fevzi ve çocuklarla buluştuk, onlar hemen çıkamayacaklarını söylediler evden. Bu yüzden orada oyalandık. Kar görmeye Nif'e gitmeye karar vermiştik, telefon açıp Kırkpınar denen mekana kar var mı diye sorduk,var dediler bizde fevzileri evden alıp yola çıktık. Yaklaşık 42 km uzakta Nif'e bağlı bir mevki Kırkpınar,daha öncede kiraz zamanı gitmiştik,yazdım. Zaten kirazı meşhur.Uzun süredir gördüğüm en güzel kirazlar sanırım burada.. Karamürsel ,İzmit tarafının kirazları meşhurdur ya bunlar onlardan güzel :)) Tekirdağ'dan güzel mi hatırlamıyorum,uzun zamandır Tekirdağ'dan kiraz yemedim çünkü.
Oraya Fethiye-Denizli yolundan gidiliyor.. Çocuklar sabırsızlanıyor, kar görmek istiyor, arabada heyecanlanıyor ama yolda kar yok, Nif göründü yemyeşil, yollar ve güneş süper.. Tamam camlardan soğuk olduğunu anlıyoruz ama kar yok, son dönemece kadar da kar mar görmedik,tam homurdanmaya başlamıştık ki Kırkpınar(Kırkmahar'da deniyor) görüldü.. İnsanlar kar görmeye arabalarla gelmişler,sağda solda mangallar,arabalar çekilmiş yol kenarına, müzik açılmış, mangallar yakılmış, çocuklar karda oynar vaziyette görüntüler.

Bizde Kırkpınarda önce arabayı çekip yolun kenarında karla oynamak için indik. Uzunbey o gün çocuklardan daha dinamikti, kızak kaydı, kartopu attı, Ares'i karlara gömdü, Fevzi ve çocuklar kızak kayarken o da onlara kartopu attı. Ares tepeden kayan kim varsa peşine takılıp yakalamaya çalışıyor.Çocuklar her buluşmamızda Ares'e temkinli yanaşsalarda gün sonunda nerdeyse kanka olacak şekilde ayrılıyorlar :)

Uzunbey ve Ares..

Fevzi ve çocuklar.. ( Arkadaş sık sık bloğumu okur hatta bir keresinde FKM 'de Kemal Kılıçdaroğlu geldiğinde cepten bağlanıp resimlere bakıp dedikodu yapmıştık beklerken yine de benimle dalga geçmekten vazgeçmez bu konuda ama bilirim o benim iyi bir okuyucum :)

Ares susadıkça kar yedirdiler ona. Ben bu sefer kızakla kaymadım.. Şarap ya da yiyecek götürmedik çünkü Kırkpınar Restaurantta yemek yedik oyundan sonra. Yalnız makinanın pilini bitirdiğimden yemekleri çekemedim.Bir gün ayrıca resim çekmeye gideriz artık :)
Kavurması,yoğurdu, tandırı çok meşhur ve güzeldir..O bölgenin bir kirazı bir de bu restaurantı meşhurdur. Genelde yerlisi bilir ve gider, kışın kar görmeye gitmek yazın da bunalınca serinlemek için gitmek bir gelenek gibidir. Yazın gittiğimizde Ortaca'dan gelen bir yürüyüş grubu ile de karşılaşmıştık.

Arabayı çektiğimiz yerde başka arabalarda vardı. Çok yakın olmamıza rağmen ağaçlar ve doğa seslerimizi birbirimize iletmeden yutuyordu..

Karlı görüntüleri de bir başka güzel.

Kızakla kaydığımız yer.

Ares orman görünce bir başka keyifleniyor yanında bir de kar var, halini düşünün artık ..

Bol bol resim çektim önce, sonra da yemeğe kalsın diye ara verdim ama becerememişim.Pili bitirdim.

Kırkpınarda karşılaştığımız bebek :) Ares yanında nasıl da büyük duruyor.

Carlos' muş adı.. Uzunbey atladı hemen Çakal Carlos mu diye :) İçerisi doluydu.Bizde dışarıda oturduk. Yemeğimizi yedik ve eve döndük.Ares arabada daha sızdı, bütün gece yatak odasında yattı hiç kıpırdamadan.

Bu plakları Rahşan'dan aldım. Hepsi çok güzeldi,yani elinde daha bir sürü var. Ben seçerken bir adam yanaşıp hepsini alacakmısınız dedi, tam sekiz tane aldım. Pink Floyd'un resmi güzel değildi, çekememişim, o da dahil..

Rahşan'lar eskiden plakçının yanında otururlarmış İstanbulda, babası da her çıktığında yeni bir plak alırmış.. Çok güzel , genelde yerli sanatçılar daha vardı ama ben bunları seçtim.Yalnız bir Nilüfer vardı , içini bulamadık.

1980 lerin hiti.. Hatırladınız mı..?

Nedense en çok bu plağa sevindim :)
Ray Charles. Buna şaşırdım..
Modern Folk Üçlüsü, çocuklarımız için.
Tangolara bayılırım ,daha önce de çok yazdım, Esin Engin..

Joan Baez..

Yeni kaktüs saksıları..Tanesi 1 lira.

Bu dört kitabı on liraya aldım, içlerinde ressamların tanımadığım resimleri var, bazen internetten hepsini görmek mümkün olmayabiliyor..

Bu taşları ben kaktüslere koyayım diye uzunbey almış.

Bu kitabı listeme almıştım ben ,pazarda saksılara bakarken yanındaki kitabı görmemiştim. Sunthing'in babası gösterdi , ben de aldım .. 1 lira.
Listemdeki bir kitabı bulmanın sevinci paha biçilmez :)

Pazar günü 2. el pazarından çıkıp kahvaltıya gittik, (resimler karışık) dönüşte eve uğradık ki pazar günleri bizim Çalış pazarımızda var aslında, benim eve de çok yakın.Giderken bu üç tekerlekli motoru görünce resmini çektim.(aynı zamanda elektirikli scoter- sessiz ve egzoz dumanı olmadığından sevdiğim bir araç. Bir zamanlar bizde iki tekerleklisi vardı ama bunlar daha yeni tasarımları ve ben çok seviyorum.. Turistler için kiralanıyor burada, yani diyelim ki otel denize uzak bunlardan kiralayıp kullanıyorsunuz..Motor gibi iki tekerlek kullanamayanlar için süper bir alet.
Kahvaltıya Mutlu Restauranta gittik Koca Çalışa, bu güzellikler yeni doğmuş.. Babaları ve anneleri farklı, çoğu babaya çekmiş, kıvırcık tüylü.. Bir tanesi daha çok anneye benziyordu. Hepsini sevmek istedik ama anne izin vermedi, bizde geldik gittik babayı sevdik, o da Ares'le koşturdu..

Kahveyi en son içtik aslında.. Falıma baktım, ilginçti..

Ares kumsalda..

Kahvaltı 2. kısım..

Kahvaltı 1. kısım, aslında ikisi bir geliyor ama biz ilk tabakları boşaltıp ikinciye yer açınca böyle görüntüledim.. Çok yavaş ve keyifli bir kahvaltıydı.

Fethiye ve ada görüntüsü.. Sabah erken saatler, daha kahvaltı yerleri boştu.

Güneş gözlüğüm olduğundan ben güneşe doğru oturdum. Doğal olarak yanmışım o gün. Ertesi gün yanaklarım ve yüzüm pembe pembe dolaştım. Şimdi bir açıklama yapayım ki pazar günü hava çok güzeldi ama pazartesi ve salı atkı hatta eldivenle gezdim. Bugün de hava yumuşak..
Bu aralar yavru köpek mıncıklamak hastalığım var, hatta Ares'e kız arkadaş arıyoruz sanırım zamanı geldi.. Onun yavrularını görmek istiyorum..
Çalış plajı, 2. el pazarı sahil..
Ben resim çekerken elini uzatan bir İngiliz hanım bir şeyler anlatıyordu yanındakine..

Göcekten gelen örgü ve yumak satan hanımlar..

Bu da onların standı..
takılar..

Bu standın sahibesiyle ilk defa tanıştık, fotoğraf çekmek için izin istedim..O da nerede kullanacaksınız dedi. Ben internette dediğimde, siz bloğu olan hanımsınız galiba dedi :)) Ben hangi blog dedim.O mavi dedi, haklıydı benim mavi bir bloğum var koyu mavi :)) ama orada ne düşündüysem hayır dedim :)) Hani A ile başlayan dedi herkes gibi Asortik demek garip geldi, evet katılıyorum o kadar Asortik bir görünüşüm yok ama zaten hep yazıyorum asortik olan isteklerim olduğundan asortik bir krepim :)) yani kendi şartlarımı ve koşullarımı genelde
aradığımdan ve keyfime düşkün olduğumdan asortikliğim.. Yoksa asortik uyumlu giyinen demek ki o kısma da uyabilirim herhalde. Neyse biz tanıştık ve bende sizi sayaçtan görmüştüm aslında dedim..Google da 2. el pazarı diye arayan bir tane Muğla vardı sanırım sizsiniz dedim..O da evet dedi ve tanıştık Ankaralı Turizmde çalışan genç bir hanım. Eve gelip uzunbeye hava attım sayelerinde, artık beni her yerde tanıyorlar diye :) Kartvizitimi verdim, kahveye davet ettim ama adını öğrenmeden ayrılmışım yanlarından..
Kendisinin yaptığı el emeği olan keçe bebekler ve değişik objeleri vardı, zaten onun için dikkatimi çekti ve görüntüledim.
Eskiye oranla az resim çekiyorum ama ilginç tezgahlar daha az oluyor artık. Ekoşifa'cıların standında çok güzel bez torbalar vardı. Modelleri de çok hoş.Geçen hafta değil,ondan önceki hafta açılışları vardı ama resimlerini bulamadığımdan paylaşamadım sizlerle.. Bana da çok güzel file hediye ettiler. Mor renkli bir file.
Bu sokak otoparkın yanı ve orası yetmediğinden pazara ayrılıyor..

Pazarın girişi ve aslında minübüs yolu ama bu hafta yoğunluktan bir tarafı yolun kapanmış.

Pazarın genel görüntüsü..

Rahşan'ın standı..
Bugün evde kalmak istedim, dün komite toplantım iyi geçti, bende dinlenmek istedim biraz ama uzunbey beni bu zamanlarda evde kaldığımda kıskandığından illa yapacak bir iş bulur. Önce bahçe düzenlemesi için ustaları çağıracağını söyledi, bir şekilde sorti yapıp bu isteğini savurdum ama sonra telefon açıp ,dinlen biraz sonra küçük bir işimiz var çıkarız dedi. Normal şartlar altında ben evden çıktıktan sonra hem günü bitiriyorum hem de dinlenemiyorum.Bu yüzden evde kaldığımda dışarı çıkmaktan hoşlanmıyorum ama ne dediysem vazgeçiremedim. Kavga çıkarmak da adetim olmadığından kuzu kuzu çıktım onunla. Fazla sürmedi ama bana aslında uzun sürer diye bekliyordum dediğinde tamamen inandım ki benim evde kalmamı kıs-ka-nı-yor :)
İşimden keyif alıyorum ama içimdeki bu aralar kaçma isteğini bastırabilmem çok zor oluyor.Bu sabah erkenden annemi aradım ,uyandırmışım hatta uzun uzun konuştuk. Özlemişim, hem de hepsini.. Tatili atlatalım belki ziyaretime gelirler diye umuyorum..
Tam yazıyı bitirmeye çalışırken BİYONİK KEDİ aradı.. Sesini duymak çok güzeldi.O bloğa başlayalı tam dört sene olmuş.Buradan tebrik ediyorum ve onu çok özlediğimizi tekrardan buraya yazmak istiyorum. Herkesin tarzı farklı ama onun hiçbir şey düşünmeden içinden geçenleri olduğu gibi dürüstçe yazmasını çok özledim. O yazmadığından beri eksikliğini hissediyorum. Herkesin hayatta ayrı bir fark yaratma özelliği var ve o bence bu anlamda farklı biri. İnsana değişik başka açıları gösterebiliyor hiç düşünmediğiniz.. Sanırım artık bizi daha fazla yalnız bırakmaz ve hep buralarda olur..
Güzel bir link paylaşmak istiyorum.. 3D Picasso tablosu.. Bana genelde çok güzel mailler gelir ve bende arkadaşlarıma göre seçerek gönderirim onları.. Böyle bazen güzel mailler geldiğinde bazen de özel mailler geldiğinde burada paylaşmadıklarım da oluyor..(bazılarını çok sevip kimseyle paylaşmadıklarımda :) Genelde yollarım ama bunu geçmek istemiyorum..
Bugünkü şarkımız Bu kalp seni unutur mu da sık sık dinlediğim eski bir şarkı :
ama görüntüleri farklı diziden Asi'den..
ve caz.. Ray Charles- Song for you
Ha bir de buraya imza attım :))

Pazar, Ocak 24, 2010

Bak içime gör beni..

Uzun zamandır bu saatte yazmamıştım. Dün sabahtan küçük bir randevum vardı benim sosyal işlerimle ilgili, sabah kalktım ki Uzunbey işe, Çağıl dershaneye gitmiş.Normalde saatini geçirebilirmişim ama tam zamanında uyanmışım.Bu huyumu seviyorum :) Kalkıp, giyinip bir an evvel dışarı çıktım ki geç kalmayayım. Güneş gözlüklerimi de taktım bu arada..Anlayın yani havanın ne kadar aydınlık ve ışıyan bir yanı olduğunu.
Yürüyerek gidip yürüyerek döndüm,zaten çok yakın bir mesafe. Sonra da evde keyifle iş yaptım,bilgisayara girdim, annemle konuştum, makineye bulaşık yerleştirdim, kendi kendime bazı kararlar verdim..

Bazen hayal kırıklıkları yaşıyoruz ya hayata karşı, son günlerde öyle bir durumum oldu benim. Ağır geldi sanırım ya da ben hazır değildim bilmiyorum, gücüme gitti.Hayat bana bunu neden yapıyorsun dedim. Sonra da şartları değiştiremeyeceğime karar verdim. Evet moralim bozuk aslında ama öyle gözükmüyorum bu iyi bir şey.Canım sıkkın bir yandan bir yandan da keyfim yerinde.. Nasıl oluyor demeyin işte, kafam bir şeyle meşgulken bir şarkı dinliyorum o bana keyif veriyor, sonra yine dalıyorum hayata, tam arabaya biniyorum yine bir şarkı, bir mekana giriyorum yine bir şarkı bu böyle devam ediyor gün boyu.. Müzik beni çok etkiliyor. Bazıları buna duygusallık dese de bence bu bir kaçış.Benim pollyannacılık oyunum da bu sanırım.Dün akşam mesela Kapalıçarşının son bölümünün tekrarı vardı ben ordaki türküyü çok seviyorum.. Tam yukarı çıkıyordum tv de görünce merdivenlere oturdum kaldım. Kapalıçarşı esnafı olsam bu türküye klip çekerdim :) Kapalıçarşı' da.. Olgun Şimşek söylüyor ya ben onu zaten çok eskiden beri severim.. Mükremin ağbi yıllarında küçük bir öğrenci rolü vardı, taa o zamandan.. Türküyü de çok güzel söylüyor.

Bugün 24 ocak, ne yazık ki Uğur Mumcu'yu kaybettiğimiz gün. O seneyi çok net hatırlıyorum çünkü Çağıl bebekti.. Ben de yeni anne olmuştum, çok üzülmüştüm ve gelecek içinde çok kaygılanmıştım.Yine bir 24 ocak ve yine kaygılıyım. Öyle bir değeri kaybetmenin yanında tüm söylediklerinin bu kadar gerçek olmasına mı yoksa ülkenin bu kadar zamanda bu kadar yol almasına mı daha çok şaşırayım bilmiyorum. Hani masallarda vardır ya gitmiş gitmiş gitmiş birde bakmış ki bir arpa boyu yol gitmiş cümlesi..Bizim ülkemizi tanımlayan en güzel cümle bu sanırım son zamanlarda. Bu masalın sonunda bir yerlerden kafamıza üç elma düşecek ama umarım elmalar düşmeden bu millet uyanır!

Bugün 2. el pazarı var, Çalışta.. Sabahtan oraya gitmeyi düşünüyorum, sonra da kar görmeye ! Nif'e gitmeyi düşünüyoruz arkadaşlarla..

Fotoğraf pazar sürprizi.. Yazdan kalanlardan.. En doğal halim, saçlarım rüzgardan dağılmış ben gülerek hayata bakarken..

Cuma, Ocak 22, 2010

Kırık kalpler durağında inecek var..

Önce bilgisayarı anlatmam lazım, o gün bilgisayar açılmadı ya, bizde bilgisayarlar bozulunca önce Çağıl'a sonra tamirciye gittiğinden eve götürdüm, çocuk daha elini dokundurdu çalıştı bilgisayar. Bende ona kız olsaydım ve sana bu bozukmuş diye getirseydim kesin bu bana ilgi duyuyor diye düşünürdün değil mi dedim :) İki oldu açılmıyor diye getiriyorum, dokunduğunda açılıyor :))

Pazar günü bizim sitenin kahvaltı daveti vardı oraya gittik onunla ilgili resimler daha altta. Bu çiçekler Muğla gezimizden. Kaya da çok çıktığından Kaya Lalesi deniyor buralarda..Baharda herkes toplamaya gittiğinden artık pek sık göremiyoruz.. Ben bunları Köyceğiz civarında bir yerden topladım.O kadar güzeller ki dayanamadım.Zaten yürüyüş yolu gibi bir yerdeydi, kimse görmeden solup gitmelerine izin veremezdim..

Muğla'ya Ares' i de götürdük, giderken değilde dönüşte sıkılmasın diye iki yerde mola verdik. Diğer zamanlarda arabada bekledi uslu uslu. Sosyal sigortalarda işimiz vardı, buralarda özellikle devlet dairelerinde illerle kasabalar arasında çok fark var. Bence sık sık eğitimden geçmeli devlet çalışanları-taktın diyeceksin ama o kadar bariz kötü davranışlar var ki- hatta ben abartıyormuyum diye Uzunbey'le de konuştuk, aynı izlenimi o da edinmiş. Biz özel sektörde o şekilde kimseye davranmıyorsak onlarda öyle davranmamalı,bunun bir yolu olmalı, özellikle taşra için alışmışlar halkı bekletmeye, soru sorduklarında en alakasız köşeye kimi yollayım yarışı yapıyorlar sanki.. Lafım öyle davrananlara, davranmayanlara bir şey dediğim yok zaten ama gayri ihtiyari Fethiye Vergi Dairesiyle Muğla Sosyal Sigortaları çalışanlarını karşılaştırınca aralarında bariz farklar ortaya çıktı. (Yasenin lütfen genelleme yaptığımı düşünme burası için konuşuyorum) Bu farklar konuşma şekillerinden hitap etmelerine ya da açıklama yapmalarına kadar belli.. Benim işim görülsün de fark etmez diyenlere de konuşmak iletişimin temel taşlarından biri, hitap etmeyi bilmiyorsanız işinizi de zor yapıyorsunuz diyorum..Çünkü ya karşınızdaki anlamıyor ne yapması gerektiğini ya da iş çabuk bitmiyor,böylece daha çok kafası karışık insanla uğraşıyorsunuz.
Neyse kapıdaki halkla ilişkilerdeki suratsız hatun haricinde iyiydi, yine bol bol merdiven ve oda dolanıldı,tam bitti derken yeni bir iş çıktı ama umduğumuzdan erken bitince buz gibi soğuk ama kar olmayan Muğla'dan bir an önce kaçalım dedik. (Uzunbey dolandı bir ara ben kitap okudum :)) Her geldiğimizde uğradığımız alışveriş yerleri var,oraya gittik, aslında resimde çekmiştim ama bir daha ki yazıya artık. Ares dolaştırıldı ,biz alışveriş yaptık ve yemek yedik, tekrar arabaya bindik.Yolda Köyceğiz civarında biraz yürüdük ve gördüğünüz çiçekleri topladık.
Aslında bu günlerde keyfim yok, yani diğer şeylerle ilgili değil, hiç bir şey beni rahatlatmıyor.Yani keyif vermiyor, keyfim nasıl yerine gelir bilmiyorum, istediğimden de emin değilim. Akşam Korhanlar aradı hadi bize gelin diye,bebek görmeye gittik. Çok tatlı bir Ata bebeğimiz var ve ben ona o da bana bayıldı, gülücükler attı. Eldirek köyünde çok güzel bir manzara vardı gece ve boğaza benziyordu ama biz sohbet ettiğimizden dışarı fazla baktığımı söyleyemem.

Dışarıda fırtına gibi bir hava var, benimde 4.30 da FETAV da komite toplantım var. Sanırım bu taraflara çok yağış gelecekmiş, ortalık uçuşuyor şimdiden.


Perşembe sabah tostçuya gittik, buranın en iyi tostçusudur kendileri.. 3 tane istedik, garson ikisini koyup masaya üçüncü kime dediğinde köpeğimize diye sırıtan bendim :) Meyve suyu da yaz kış tercih edilen ürünlerindendir..Çayları yok ama, bir tostçuda çay olmamasını esefle kınıyorum, buranın mantığına göre karşıda bir büfe var ve o satıyorsa buna izin yok. Oysa diyelim ki o büfe çayı iğrenç yapıyor,sadece ondan içmek zorundamıyız? Kimsede oturup orada içmiyor zaten. Yerel anlayışları bu, sanki çay satsa onun müşterisini çalacak..
Pazar günü gittiğimiz site kahvaltısının yapıldığı yer. Çınaraltı diye Yanıklarda bir yer, Tuana Tatil Köyüne giderken.. İlk defa duydum :) Salaş bir görüntüsü vardı, fena değildi ama servis yavaş kaldı. Birde herşeyi getirip ekmeği ve çayı geç getirenlere gıcığım fena halde.. Yine de bir kere daha denenebilir.Ekmeği kendi yapmayan köy kahvaltılarına karşıyım..Buranın vardı.

Biz erken kalkıp yürüyüşe gittiğimizden işimiz bittiğinde daha kimse gelmemişti bile, bu yüzden Ares'i salıp bahçede çay içtik uzunbeyle.

Yanıklar çayının denizle birleştiği yerde Tuana Tatil Köyü var, Çınaraltına gitmeden deniz kenarında yürüyüş yaptık, iskelesinde gezindik, Ares koştu, oynadı, sonra da denize girdi..Kurumasını beklerken yine yürüdük biraz.

Yanıklardan Babadağ, Mendos, (soldaki dağ) Fethiye görüntüsü..

Tuana'nın iskelesi..

Bir kaç yazı öncesi koyduğum adalar resminin ters taraftan görüntüsü ..

Gördüğüm en büyük okaliptus ağaçlarından..

Gövdesi ve dalları devasaydı..

Yürüyüşten..
Yağmur fırtına şeklinde ara ara coşuyor.. Pencereden seyredip duruyorum. Kendime yemek söyledim, bir yandan da yazıyı tamamlamaya çalışıyorum.Elektirik gitmeden günü tamamlarsak ne mutlu bize..
Yağmurdan kimse gelmiyormuş ve toplantı iptal ediliyormuş mesela, ne sevinirdim..
Çok kaçak gördüm kendimi birden :)