Cuma, Nisan 18, 2014

Seni sen olduğun için değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum *


* Gabriel José de la Conciliación García Márquez (6 Mart, 1927-17 Nisan, 2014) Kolombiyalı yazar, romancı.

Gabriel Garcia Marquez gibi bir ustayı edebiyat dünyası kaybetti...

Kendisinin son mektubu:

Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve 
düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.

İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.

Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.

Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim.

Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim. Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı...

Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım.

Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne
kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanr. Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım.
Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini
öğretirdim.

Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm
insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.
Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.
Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir
şekilde...

Artık ölebilir miyim?
Not: En sevdiğim yazarlardan biridir.Her kitabı okunmalı.

Cumartesi, Nisan 12, 2014

Kalktığımda yatağım hala lavanta koksa..*

Uzun uzun yazasım var.Kaç gündür yazamadım,o ayrı.Fethiye'ye döndüğümün sabahı, Uzunbey beni güzel bir kahvaltıya götürdü.1881 Suat artık Akmaz Plajında.Bizde oraya kahvaltıya gittik. Bu manzara Kızıl Ada'dan.

Daha önceyi yazdım biliyorsunuz geldiğim gibi işlere daldım ve seçimi geçirene kadar da yoğun bir tempoda kaldık.
Esas seçimden sonra bir boşlukta kalıyorsunuz, çoğu kadının büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını düşünüyorum.Kimi görsem şimdi ne olacak diye soruyordu.Bence bir şey olmayacak, yani herkes işin ucundan ne kadar tutarsa o kadar ilerleyecek. Bunu başkaları yapmayacak çünkü biz yapacağız, yapmalıyız.
 Uzun cümlelerle bir sürü fikirler yazmıştım ama sildim.Bu fotoğraflara kötü düşünceler eklemek istemedim.
Burası Akmaz Plajı, Kargı Karataş Plajının devamında. Koruma altında aslında ama nasıl korumaysa hemen gördüğünüz bu ağaçların arkasında 86 dönüme otel inşaatı başlamış.Kendim gördüm,kamyonların biri gidiyor,diğeri geliyor.İnşaata başlanan yerler tapulu, seçim öncesi kimse farketmeden başladılar tamam da şu an kimler görür, ne yapar bilmiyorum.Takipteyim.Gelişmeleri buradan yazacağım sizlere de. Kimler görür derken, ilgisi olabilecek bazı sivil toplumculara ben açtım söyledim.Ne yapılacak, ne olacak bilmiyorum.Hani kötü şeyler yazmayacaktım... Bence olabilecek en büyük kötülük şu an bu Fethiyeye.
Çünkü bu plajda ;
1-Caretta carettalar var,
2- Halk için ücretsiz,
3- Köylünün başka girebileceği yakın yer yok.

Bu bakir haliyle tüm resimleri elimde, inşaat tüm hızıyla başladı , bu kumsalın bittiği yerde beş yıldızlı otel yapıldığında bu kumsala biz girebilir miyiz..? Asla..!  Fethiye'nin bir beşyıldızlı otele daha ihtiyacı da yok ki aynı zamanda. Bizim butik otellere, butik pansiyonlara ihtiyacımız var.Olan şartların daha iyileştirilmesine ihtiyacımız var, yeni otellere ihtiyacımız yok.Hem carettalara ne olacak hiç bilmiyorum.Sadece ÇED Raporunun alınmasını kolaylaştıran sisteme izin veren AKP Hükümetine kızıyorum.İnsanlara da sırf kendi çıkarları için doğayı önemsemeyen böyle partilere oy verdiği için daha da kızıyorum.Derdim bu güzelliği halkla paylaşmak yerine birilerine hediye eden kişiler. ÇED RAPORU.  Böyle giderse -ki dört nala gidiyor- yakında tatillere gideceğiniz bir bölge ve şehirlerden kaçıp yerleşeceğiniz sakin kıyılar kalmayacak.
Suat 1881 - Akmaz Plajı Kargı. Şimdi bu güzelliği paylaşırken dayanamayıp yazmam bu sebeple.Biz o gün kahvaltı ederken harala gürele kamyonlar kum taşıyıp tam plajın arkasında alanı düzlüyorlardı.

İnsan doğayı kendinden fazla korumalı bence. Bir çocuk gibi...
Bu fotoğrafı böyle koruyabileceğimizi yakın zamanda gördüklerimle hiç sanmıyorum.Umarım yanılıyorumdur.
Her zaman ki kahve bloğumuz için gelsin...
Akmaz plajı- 1881 Suat'ın yeri.
Doğada bizden başka herkes uyanmış!  Plajda gezerken gördük. Ares'i uzak tutmaya çalıştık,allahtan görmedi.
Burası da bir toplantı sonrası expresso içtiğimiz Arty's .
Bir ara Fethiye Cumhuriyet Kadınları Derneğine uğradık.Kermesler için hazırlık yapıyorlardı.


Orada arkadaşlarımız var Fatoş'la. Fatoş üye ,bende gönüllüyüm :)) Bir ara kahvemizi içerken bir hanımla ve genç bir kızla tanıştım. Bloğu varmış, buraya yerleşmiş, sesimi çıkarmadım.Ben yakalanmadıkça kendimi açık etmem ama merak etmekten de kendimi alamadım.Bende uzun süredir blogları okurum dedim, tanıştık.Kimleri okuyorsunuz diye sorunca ilk "Deli Anne " dedi.Sanırım beni okumuyor :)) Kolay vazgeçmedim.Başka dedim.. Birde Asortik Krep Var buralarda ama dedi. :)) O dakikadan itibaren okuyor musun dedim ve bir kaç kaş göz işareti ile birlikte o odanın içindekilerle aynı ortamda ama başka bir muhabbete girdik,o ben olduğumu anladı, bense onun bloğunun adresini aldım. www.hobipazarim.blogspot.com  Birbirimizden ayrılana kadar sohbet edip,birbirimizi tanımaya çalıştık :)  Daha sonra görüşmek üzere ayrıldık.

 
Fethiye Cumhuriyet Kadınları Derneği

Bunları derneğin orada oturan bir hanım yapıyormuş,biz çok beğendik.
Adını not etmemişim...
Bu amigurimileri de o yapıyor.
Yeni yapılanlardan...

Bu yastığın renklerine ve geçişlerine de bayıldım.
Sonra o evden çıkıp kaktüs ve sukulentleri olan yaşlı bir hanımın balkonundan geçerken bu sukulenti gördüm.Doğal olarak hem resmini çektim hem de çelik aldım. Ben bunları yaparken Hobipazarım Ayşegül ve kızı da beni izliyordu :) Yaşlı hanıma ben de size çelik getirebilirim dedim,gerekmez dedi.Görüntü icabıyla bahçe ve çiçeklerle aramın iyi olduğu hiç belli olmuyor-nedense- insanlara hep sevdiğimi anlatmak zorunda kalıyorum. Geçen gün kedi tırnağı diye bizim ipek çiçeği dediğimiz birkaç fide alıyoruz.Sormadım,etmedim adam nasıl dikeceğimizi ve kopanları da ekmemiz gerektiğini uzun uzun anlattı. Bende kaktüs bakıyorum, çiçekleri de severim,bilirim dedim diye Uzunbey dalga geçti benimle :)
Benim dağınık bahçemden... Sardunyalarım.
Öyle güzel kokuyorlar ki sokaktan gelen geçen sanırım bir dal koparıyor, sokakta yer yer mor çiçek görüntüleri oluyor. Uzunbey,  senin çiçek yerlerde diyerek gösteriyor.
Bahçeden.. Gala Çiçeği.

Kıbrıs Akasyası da açtı.
Ön bahçeden kaktüs.
Ben limonu ağaçtan topluyorum.2 ağacım var,yetiyor.Senede bir kere belki parayla almak zorunda kalırım.Yeşil kullanmaya alışınca da sarı limon garip geliyor.
Sarı kalonche.

Bunlar ne diyeceksiniz..Mutfak önlüğü. Uzunbey'e geçenlerde bu haftasonu yemek turumuz için önlük siparişi vermiştim, bana da yaptır diye :) Kore ve uzakdoğu yemek kursu bir günlük bir etkinlik. Sürpriz bir katılımcımız da var, Oğlak Kızları :)) Dalyandan gelecekler ailecek bizim kursumuz için.
Sonra ben o kurs için herkese önlük yapılırken bana da olsun dedim ve Uzunbey gidip bizim bistiripleri - facebookta çizgi roman tarzı bir program,karakterleri siz çiziyorsunuz- bastırtmış, sürpriz.Sonra bana telefon açtı, senin yüzünden kadınlar benim yüzüme bakıp, önlüktekilerden biri ben miyim diye  bakıp durdular diye :)))  İyi de ben sana böyle çiz bizi demedim ki :)) diye kendimi savundum.Resimdekilerin bize çok benzediğini söylüyorlar,tek fark ben uzun zamandır saçlarımı balerin topuzuyla topluyorum.
Bunun gibi.. Sıcakta iyi geldi, kışında rahat edince şimdilik böyle.Kendi fotoğrafımı çekmeye çalıştım, beğenmeyince manken kullandım :)

Kayaköy Antik Resturant.
Deniz Cafe - Karagözler.
Deniz Cafe

Tekne yapım yeri.
Mor salkımlar
Açmış halleri...


Bu bahçe sahili yaylası olan bir köyden.

trafo kedisi :))
Kışlık odunlar hazır.
Yeni kuzucuklar çıkmış.

Bir akşam yemeğe gittik, 7 nisanda eşimin doğum günüydü, ben o gece kendim yemek pişirip,pasta alıp özel olarak kutladım, bir sonraki gece de o hafta başka bir arkadaşımızın doğum günü olması sebebiyle yemeğe gittik.Manzara KingsGarden restauranttan.


Biz gittiğimizde büyük bir turist grubu vardı.Gece atmosferi de başka olduğundan sık gittiğimiz güzel yemekli bir restauranttır.
Tarım fuarına gittik Uzunbeyle özel olarak,hem bir kaç müşterimizi ziyaret ettik, hem de yerel tohumları fuarda ücretsiz dağıtan Cumhuriyet Kadınları Derneğini ziyaret ettik
Yerel tohumlar
Ares bey büroda.. 

İzmir için...

Birde bu yazı var,mutlaka okunması gerekli...

Daha çok şey vardı ama günlerdir yazıyı yazmaya çalışırken arada kaynadı. Yarın Boğaziçi Cafede aylık kahvaltımız devam ediyor... Pazar günü Pastoral Vadideyiz. (kısmetse) Kore ve Uzakdoğu yemekleri yapıp yiyeceğiz :)

*Başlık:

Kalktığımda yatağım hala lavanta koksa,
Kekikli zeytinli bi kahvaltı hazırlasalar,
Nerde olduğumu hatırlamasam,
Hatta adımı bile unutsam..
Melih Cevdet Anday

Not : Aynı şiirle yazının fotoğraflarını paylaştım Face'te.