Cuma, Ağustos 15, 2014

İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım...

Çok zaman geçti, çok çalıştım,çok gezdim,çok yoruldum. Bayramda Uzunbeyin eski okul arkadaşları aileleriyle geldi, hareketli geçti.Biri gitti,biri geldi bayramı nasıl geçirdik, anlamadık. Bayram bitti ağustos nasıl geldi geçiyor bilmiyorum. Güneyde ağustos delilik buhranı gibi.Ağustos ayını mümkünse denizde geçireyim,kimse arayıp sormasın,bir şey istemesin.Bu senede o kadar az denize girebildim ki,sayıyla ancak. 
Yazmak için bile güç bulmak gerekiyor. Öğlene kadar büroda bir şekilde balkon kapısı açık durabiliyoruz da öğlende açıyoruz klimaları.Bunun üstüne birde problemleri olunca nereye kaçacağını bilemiyor insan.
Su içmekle hararet gitmiyor birde...
Bazen zaman geçsin gitsin istiyorum.Bazı insanlar kaybolsun etrafımdan, bunu geçen yazıyla ilgili söylemiyorum şu an başka sorunlarım var benim.Ya da benim sorunum gibi gözüken ama benim olmayan sorunlar desem daha mı iyi olur. İnsanlardan sıkıldım ben.Hayat, bi rahat bırakmıyor beni :)
Şu aralar en güzel şey Ares ve yavruları....

Ares erkek de , yavruları artık anne emzirmek istemediğinden yuvalandırmaya başladılar.
Böyle prens prens yaşarken bizimki :))  yavrulardan bize düşen bir erkek yavru geldi eve... Ares 'i görseniz, iyi bir baba oldu. Bizde tekrar başa döndük evde,eğitimler gırla gidecek .. Gidecek de yavru çok küçük daha. 42 günlük bugün.2 gündür bizde ama bir hafta daha büyümüş gibi... Adını "Ateş " koydum.O Ares'in oğlu birincisi bu yüzden :)) Ateş ama  gerçekten ateş gibi, yakalamak, düşüncesini tahmin etmek bir beceri.. Hiç baba gibi sakin değil.İlk gece balkon açık yattık ki tuvaletini balkona yapsın, o balkon demirinden atlayıp alt kat balkonun damında gezdi,zor aldık oradan. Alt balkondan bahçeye atladı,minik ya,yerinden kıpırdamaz diye düşünemiyor insan.Bir baktım bahçede,otların arasında, bende mutfaktayım.Birde geri çıkmayı falan deniyor ama çok komik,yarı beline kadar bile zor çıktığı bir yeri nasıl tamamen çıksın..? :)  Yani dakika dakika gözlem altında tutuyoruz.Daha anne yanından ayrıldığı gün onu hem denize,hem de pikniğe götürdük.Ares olmasa vıyk vıyk dye ağlardı ama baba, ana yarısı gibi geldi. Ares'i görünce susuyor.

Meyveli jöleler :) Seviyorum ben, aslında pelte severim ama bunlar ikramlık.Resimleri koydum ama bu resimler  yazıyı yazana kadar eskidi.
Bayram sofrasından.
Bunlarda beş çayı için.
Burcumun hediyesi...
Lithopslar...

Bunlar diğer yavrulardan...





Ares , Maya (anne) ve yavrular...
Bizim ki.. 



Karamel rengi :)
Bu Ateş,onu ve diğer yavruları ziyarete gittiğimizde çekmiştik.



Bayram şekeri ve likörü, bu sene likör annemden,  bir geziden hediye getirdi...Biz haziranda kendi yaptıklarımızı içtik.
Ares ve Ateş  büroda :)) Ateş Ares'in etrafında...Baba-oğul çok tatlılar.

Perşembe, Temmuz 31, 2014

Gönül Kapısının tokmağa ihtiyacı yoktur...

Evrenin Işığı 

19. yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt’ın, bir bahçeyi anlatan tablosu Londra Kraliyet Akademisi’nde sergileniyordu.

Hunt’ın “Evrenin Işığı” adını verdiği bu tabloda gece elinde bir fenerle bahçede duran filozof görünüşlü bir adam vardı.

Adam, öteki eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt bekliyormuşçasına duruyordu. Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni Hunt’a döndü “Güzel bir tablo doğrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım” dedi.” “Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı?

Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da…”

Hunt gülümsedi. “Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki…”dedi ve tablosunun anlamını açıkladı.

“Bu kapı, insan kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışında kola gereksinim yoktur…”

Çok sevdiğim bir hikayedir.Çok sevdiğim birinden dinlemiştim. Bunu tekrar hatırlamamın sebebi bazı insanların, bazı sevdiklerimi kendi sorunları ve kendi düşüncesizlikleri yüzünden üzmeleridir. Unutmasınlar ki bir gün gelip kendileri o konumlara geldiklerinde aynı yollardan kendileri geçecek. İnsanlar kendi mutsuzluklarının hesabını kendilerinde aramalı, kendi sorunlarıyla kendileri yüz yüze gelmelidir.Sevdiklerimi kendi duygu yönetimini beceremediği için üzen insanlar bana gelip kendi sevdiklerini savunmasın.Aynı özeni onun ilişkilerine de göstereceğimden hiç şüphesi olmasın. Aynı özende ve aynı eşitlikte karşısında olacağım.Sevdiğim,büyüğüm,ailem asla bir başkasının sevdiklerinden ,büyüğünden,ailesinden daha az değerde değildir.Bunu benim sevdiklerime gösteren aynı saygıyı o şekilde göreceğinden emin olsun... 

Cumartesi, Temmuz 26, 2014

Aklım sende, sen baharda güzelsin.*

İstanbuldaydım.Çok güzeldi, bir nefesti.Sebebi daha da güzeldi.Çağıl mezun oldu. Annemle ,babamla, Burcuyla ve Atahan'la dönüş güzeldi.Sabah çıkıp akşama kadar araba kullandık, sohbet ettik,dedikodu yaptık.Yemek yedik, arabada şarkı söyledik, tek milim yer kalmayacak şekilde araba doluyken alışveriş yapmaya kalktık,kirazlar kucağımızda gittik İstanbul'a :)) Hazirandı, çabuk bitti.Ilıman günlerde gidip temmuzun sıcağında döndüm Fethiye'ye.

Bir arkadaşım 3 kitap önerdi. Bunlardan ilki bu kitaptı.Beni başta sarmasa da sonlara doğru  güzeldi,her kitaptan alınması gereken dersler oluyor insanın hayatında, genelde ben sınırlarıma dikkat ederim ama  benimde almam gereken dersler varmış diye düşündüm bitince.Kitap ayracı Eskişehir'den.Gerçek bir yaprak,üstüne ebru yapılmış,kaplanmış,sapında Eskişehir 2014 yazıyor.Benim en kıymetlilerimden :) Diğer tarafı küçük yaprakta göründüğü gibi.
Ramazanda bu yapılır mı demeyin.Bahçeden toplanmış, domates ve biberlerle kahvaltı etmek, mekanın önündeki keçilerden sağılmış sütleri içmek istediğinizde hatta o gördüğünüz balığı sudan çıkarıp yemek için "huzur sofrası" na gidiyoruz biz.Kahvaltısı güzel, doğal ürünlerle kahvaltı için mutlaka gidilmeli...Yanıklarda.
Kahve bloğu için....http://fincandakimucize.blogspot.com.tr/  Fethiye Köpüklü kahve dünyası..Diğerinin çakması,sahil bandında. Pastaları biraz daha taze olabilirdi.. 

Aynı kahve bloğu için yanıklardaki huzur sofrasında.
Bunlar Asiye'de yediğimiz sarmalar..Sizi alıp eve götürüp yaptığı sarmaları yediren bir arkadaşınız var mı..? Bizim Fatoş'la var.
Büromda kahve molası.
Annem, doğum günüm için hediye getirdikleri  makinayla bana balkonda dikiş dersi verirken..
Burada oturan yabancılarında gittikleri seramik-çini kursu.
Bir ara ziyaretlerine gittim.

Gün geçmiyor ki meydanlarda tepki mitingleri olmasın...
Sahilde kahve...
Annemler buradayken yaptığımız sevgi hanım atölyesi ürünü ilk kırkyama tutacağımız.
son hali
bunlarda kırlentler.


Kermeste satılıp çocuklara burs olacaklar...
Kültür üniversitesi mezuniyet davetiyesi :)) Adımıza geldi.
Koca Çalış..
Balkonda örümcek komşum :)
Kaktüsüm çiçek açtı haziranda.
Boğaziçi restaurantta kahvaltı sonrası kahve keyfi.Sahil Bandı.
Bu kış eve ısı pompası yaptırmıştık.Yaz gelince cihazın üstü boş durmasın diye yeni kaktüslerimi koydum üstüne.Burası ön kapı,bize gelirseniz burada karşılıyorum misafirimi :)

Bu da evin kapısından bahçenin görüntüsü.
Annemin yolladığı bileklik,taktığım zaman herkes soruyor kim yaptı diye...Annem yaptı.Mavili benim :)
İki arada bir derede mayısta açan pembe kokulu güllerden gülsuyu yaptım,içtik birde. Bitti yani. Yatak odasının camında haziran güneşinde.
Ramazan girmeden bir akşamüstü Uzunbeyle sahilde...
Gülsuyu ,balkonda.
Annemle babam getirdi, orkidem.
Kırkyama atölyesinde ev sahibi  sevgi hanım pişirmiş getirmiş, çok güzeldi.
Sevgi hanım Karadenizli.. Fasulye diblesi. Bol limonlu şekilde bayılarak yedim.
Bunun adını unuttum.
Tekne turuna çıktık birde...
Koyların görüntüsü.
Özel teknemiz.
Tur sahibi arkadaşımız var, en iyi tekne arkadaşımın teknesi derler ya.. Annemle babam buradayken bizi ağırladı, 3 aile çıktık, nefis bir teknede nefis bir gün geçirdik.Kahvaltılıklar migros fırından.
Benim vişne likörümün bomba vişneleri... Yan teknede güneşlenen dünyaca ünlü bir sanatçımıza da yolladık.Çok beğendiler, kim olduğunu yazmayacağım.Gerçek müzik sanatçısı ve pek magazinle alakası olmayan biri.
Müzik sanatçımızın olduğu tekne,akvaryum koyunda birlikte demir attık.
Akvaryum koyu...
Teknenin ustasından bize...Gerçek meyve sepeti.
Diğer ikramlardan.
Sık sık yazdığım arkadaşım Zeynep Hanım :))
Akşam beş çayı akvaryum koyu.
Gün batımı...


Yanıklar
Burcuyla balkon keyfimizden.
Yolda pamukovada ilhan tan tesisleri.Babam yolda bana iyi baktı valla.Çay-kahve dedikçe ısmarladı.. :)
Gelelim mezuniyete, öyle güzel bir duyguydu ki, anlatamam... Sahneyi tam bu açıdan gören konumda oturduk, annem,babam,burcu ve ben gittik.Uzun sürdü ama tam 1900 küsür mezun verdi bu sene Kültür Üniversitesi.Burcu çok güzel anlatmış... TIK  Ben, Çağıl bizi çıkınca göremez diye kendimizi göstermek istedim, onlar sahaya ilk çıktıklarında resimdeki fotoğraf makinesinin önünden düz geçip gittiler... O kadar uğultu vardı ki bende bağırdım.Ama holigan gibi :)) Çağıııııılllll diye.Normalde mezzo sopranayım ben :)) Yani orta kalın kadın sesim var ama kendimi duyurmama gerekirse her türlü numarayı da yaparım :))  Herkes duydu valla. Burcu da "Bunun dışında canım, bir tanem, Çağıl'ım süper tatlıydı. Sahneye çıkışlarını heyecanla bekledik. Tam bizim oturduğumuz koltukların yanındaki girişten çıkıyorlardı. Onlar çıkana kadar her bir çocuğu dikkatle süzdük acaba Çağıl mı  diye, göremedik kaçırdık mı diye düşündük, üzüldük. Çocukların yüzde doksanında sakal olunca zaten yüzleri pek fazla seçilmiyor, bir de yavaş yavaş çıkmıyorlar ki, geçip gidiyorlar, kafalarında kep, üzerlerinde de gri cübbe olunca, ayırmak çok ama çok zor oluyordu. Sonlara doğru Çağıl'ın çıkışını gördük, ablam o kalabalıkta sesini duyurdu "Çağıl" diye bağırarak. Bizim yakışıklı boş bulundu bir an baktı, tanıyınca da, " hey anne, ben şu an mezun olmakta olan bir gencim,  artık o müsamerelere çıkan, sana sahneden el sallayan minik yavrun değilim,soğuk görünmem gerekiyor, seni görmüş gibi yapamam, lütfen beni rahat bırak." pozu ve bakışıyla yürümeye devam etti. Süperdi. Mezunlar çok kalabalıktı, tören uzun sürdü ama değdi beklediğimize. Teyzesinin minik kuzusu artık tam bir yetkin birey olarak işe de başladı.  " böyle anlatmış..

Heyecanlandık, birbirimizi süzdük velilerle, konuştuk, tanıştık,fotoğraf çektik...
O arada çocuklar sahnedeydi.
Son bir sahneye çıktılar-Çağıl'ın sınıfı. Özel üniversite diye yazıyorum,bir daha da  yazmam zaten.Çağıl girdiği sene dereceyle girdiğinden okulu tam burslu okudu,şimdi yükseği de ücretsiz.Okula devam edecek.Aynı zamanda çalışmaya da başladı.Yani İstanbul'da  devam edecek.
Bu mezuniyet sonrası onunla çıktığımız alışveriş turundan.İşe haziranın başında başladı.Dolayısıyla ben gittiğimde bir kaç haftalık çalışandı :)) Dertleştik, konuştuk, ilerisi için planlar yaptık, güzel bir gündü,tabii ki doyamadan geldim.Bu bayramda yok. Gelecek bayrama söz verdi.
Cafe cafe  / Marmara Park Beylikdüzü

Annem beni Büyükçekmece de Burcuyla eski köprüye götürdü bir gün. Baş başa bir kaç saat gezdik..
Sonrada bir gün kumpir yemeğe Ortaköye...

Bu da kahve bloğu için Ortaköyden...
Beşiktaş belediyesinin tesisinde oturup boğaza karşı yedik-içtik.
Burası da teyzemin kızının evi.. Beylikdüzü.
Kürt börekçisi var sahilde,son gün gittik hep beraber.Ben sevdiğim için beni götürdüler otobüse binmeden önce.
Uzun zamandır yememiştim.Çok iyi geldi.
Bu da bana çekilişte çıkan kitap.Bu bloğu izlediğim ve yorum yazdığım için kazandım.
Çok güzel bir hazirandı.Annemle ve babamla geçen bir ay bana ilaç gibi geldi,onları İstanbul'da bırakıp gelmek zor olandı.Burcuyla Atahan'ın son dakika  gelmesi de iyi oldu. Bizim ilçe başkanlığı seçiminden beri hem iş hem de parti çalışmaları hızlı gittiğinden yoğunuz.Genelde büromdayım, artık hava çok sıcak zaten,dışarıda dolaşma havası bitti,mecbur kalmadıkça öğlenleri çıkmayız biz. Bu zamana kadar pek denize giremedim.Bu senenin en büyük kaybı bu.Yaz bitene kadar bundan sonra en fazla değerlendirmeye çalışacağım kısım sanırım bu olacak.
*Başlık : Cemal Süreya.