Salı, Ağustos 23, 2016

Ben seni başka bir alfabeyle seviyorum ...


Şu an yoldayım, telefondan başka bir resim yükleyemedim .. Bir Haziran akşamı çekmiştim. istanbuldan döndüğümde. Mia kızımız. Yoldayım dedim ya, Istanbul 'a gidiyorum. Kuzenim evleniyor. Cumartesi akşamı Lüleburgaz 'da Düğünümüz var. Ben bir kaç gün önceden gidiyorum ki biraz da annemlerle görüşebileyim. Dönüşte kısmetse Mutfakcamı Burcu 'larla bize döneceğiz:) o kadar uzun zamandır bekliyorum ki gelmelerini , bu eve taşınalı iki sene oldu.. Daha bana gelemediler. Ateş yoktu, Mia yoktu,  tavşanlar ve tavuklar hiç yoktu.
Hayat beni son yıllarda çok değiştirdi , istemeden de olsa değiştim ben. Eskisi gibi değilim. Belki ülkenin halinden belki kırklı yaşların güzelliğinden insanlara olan inancımı yitirdim. Eskiye oranla daha az mutlu hissediyorum kendimi. Olgunlaşmak buysa olgunlaşmayaydım iyiydi. Yazmak istiyorum çok, yazamıyorum. İç sesim daha az çıkıyor, bu başkası için iyi bir şey olabilir, ben de kötü oldu. Gençliğimi kaybettim sanki. Oysa ben yaşa inanmam, insan hissettiği yaştadır derim. Bir Köyde yaşıyorum. Etrafımda benim ev gibi iki tane ama müstakil bahçelerimiz var, yani kışın onlar yok. Diğer evler en az 200 m uzakta. Buna rağmen  içimden  bir dağa yerleşip kimseyle görüşmeme hali var. Benim Dünya üzerinde geldiğim bu son nokta normalde benim isteyeceğim, Olmasını tercih edeceğim bir nokta değil. Nereden nereye dedirtiyor kendime .. Hali hazırda kalabalıklarla çalışıyorum hem siyasi hem de ticari..

Hava ağırmaya başladı, Annemle Babam  bekliyor, Çağıl 'da İstanbulda. Herkesi çok özledim , Çağıl bayramda gelmişti ama iki günde insan bir şey anlamıyor. En son Mayıs'ta gelmiştim .. Üç ay ne kadar uzun geldi. Her seferinde bu kadar beklemeyeceğim derken Onaltı sene oldu buraya geleli. Ben İstanbullu bir Akdenizli oldum artık. Hatta Fethiye'li ..
Çok uykum geldi şu an, gözlerim kapanıyor. Biraz dinleneyim sonra yine yazarım
Merhaba İstanbul yine ben geldim :)

Cumartesi, Ağustos 06, 2016

Pazartesi, Temmuz 25, 2016

Kuş olup karışsan ya gökyüzüme...


                                                  
Bayram geçti gitti, yazmayı çok özlemişim. Hele bloğumu nasıl özlemişim, yazmakla anlatamam dedim başına geçtim. Bayramda  Çağıl geldi,  iki senedir üniversiteyi bitirip çalışma hayatında ve ancak böyle özel zamanlarda gelip bizi ziyaret edebiliyor..Zaman çabuk geçiyor diyoruz ya, geçiyor işte. Buraya geleli on altı sene olmuş, onbir senedir blog yazıyorum. Çağıl Levent'te büyük bir firmada internet reklamcılığı üzerine çalışıyor.Mecidiyeköy'de ev tuttu bir arkadaşıyla, İstanbul'da yaşıyor artık. Bu benim ev yapımı vişne likörüm. Bayram ritüelimiz oldu artık.                                      
Ares ; mutlu mesut bizimle yaşantısına devam ediyor. Evin oğluşu, Ateş'in babası, artık evde Ateş'le kalıp işe gelmese de, eve gittiğimiz andan itibaren peşimizde.





Kabak Koyu, arada kafa dinlemeye gidiyoruz, biz aşağı inip koyun kalabalığında değilde , yukarıda kaliteli ve yemekleri çok güzel olan Olive Garden da dinleniyoruz, yemek yiyiyoruz, kitap okuyup dönüyoruz.



Uzun zamandır yazmamışım ya, paslanmışım ben :)
                                                     
Evimizin yeni kızı, daha doğrusu tek kızı oldu şimdi. Mia , bir evin ikinci kedisi konumundan bir yaşında bizim evin tek kızı,ikinci kedisi konumuna geldi.Ameliyatlı olduğundan sıkıntı yok ama henüz Erika ile barış sağlayamadığımızdan biraz sorun yaşıyoruz.

 

Bu arkadaş tavşan ailemizin fertlerinden. Ben kümes hayvanlarından çok hoşlanmıyorum ama evin beyi bu aralar bu işlere iyice sardı. Evin arkasında tavşanlarımız, otoparkımızın karşısında kümeslerimiz var.Orada cins civcivlerimiz ve tavuklarımız mevcut. Civcivlere buralarda cibi deniyor Yörük dilince benimde hoşuma giden bir kelime olduğundan bol bol kullanıyorum.
Bu arada herkes birbiriyle uyumlu yaşamayı öğrenmek zorunda bizim evde. Çoğunlukla da bu kurallara uyuyorlar.Beyaz tavşan günlerce ön bahçede dışarıda kaldı, otların tamamını yiyince tekrar kafese aldık onu.Bakımları bana ait değil, çünkü hem bilmiyorum hem de çok ilgilenmiyorum açıkçası.

Bunlar genelde yabancı cins isimleri olan cibiler. İnternette sayfaları var ve yüksek fiyatla satılıyorlar.

Bunlar dönem dönem giriş yapan uşaklar :)


Bu prenses bu aralar  eve alışma turlarında. Sessiz bir ev kızı. Zaten yaşı küçük olduğundan hayatı keşfetme yarışında. Daha önce bir dairede yaşadığından her şey ona yeni.Her hayvanın kendine ait huyları var, zamanla alışıyorsunuz.

Bu kız çok artiz :)

İstanbuldayken Aziz Nesin Vakfına gittik Burcuyla. Kendi kütüphanesine bayıldım. Muazzam bir kitap kokusu, resimleri bulup ayrıca yazmak istiyorum.Yolu düşen uğrasın, düşmeyen özellikle düşürsün, kişisel müzesini bir gezin derim.

Muğla Büyükşehir Belediyesi Zeytin Dostu Derneği desteğiyle verilen çok güzel bir zeytinyağı tadım kursuna katıldım.Küçük yerde yaşamanın avantajı, ücretsiz ve çok güzel bir kurstu.


Bahçe de avize çiçeği coştuğunda.Birde duvarın arkasına melisa dikmişim ki bir bahçede olmazsa olmazım.
Evin yeni üyesi  Mia...
Yürüyüşe çıktıklarında böyle gezdirdim bir dönem...
Fatmagül... Bu çiçeğin tohumu anneannemin bahçesinden anneme sonra da taa Akdenize bana geldi.Trakya'dan Akdenize yani.
Kitaplığımdan bir görünüm.Ayracı İstanbul'dan aldım.
Bir Kabak Koyu kaçamağından...

Aynı döneme ait kitapları beraber okumayı seviyorum.
Mia bahçeyi seyretmeyi seviyor bu camdan.

Bunları yazmışım bir zaman önce, sonra ülke düzeni değiştirilmeye çalışılmış..Ara vermişim, canım yazmak istememiş.İçimden yazmak gelmemiş.
Gönderiyorum, çünkü yeni yazı yazacak hevesim yok.İnsanlardan soğuyorum yaşananları duydukça.Bu arada kendimi toplarsam yazı yazarım . Kursağımızdan geçecek üç yudum lokma için şu insanların birbirine yaptıklarını anlayamıyorum.

Perşembe, Haziran 30, 2016

Biz iyi insanlardık, buğdayı,gülleri severdik. *


Aşk, bazen gitmekle kalmak arasında verdiğin en büyük savaştır. Sevmeyenin aklı gerçekten sevenin kalbi kazanır :)                      
Nazım Hikmet
(29 haziran)

Biz bu ülkeyi seviyoruz, insanları,toprağı, doğayı.. Bir gün bizim istediğimiz olacak, ben inanıyorum.Bu millet en kötü gününde  hala Ata'sının resmini başucuna astıkça bir ümidim var.

*Başlık: İlhan Berk


Cumartesi, Mayıs 21, 2016

Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz *

Bu resim bu sabahtan. Diğerleri arşiv.Çok önce yazacağım diye koymuşum, unutmuşum bile.Ülke gündeminden hal kalmıyor duyguları yazmaya.Hangi birine değinelim,hangi birine üzülelim şaşırıyoruz. Sadece yazıyorum,isteyen kendine pay çıkarsın.İçinde olmadığınız  bir şeyi değiştiremezsiniz.Bu yüzden seyretmeyin,gidin katılın. İnternetten de paylaşın,çünkü başka yerden duyma şansımız giderek azalıyor ama gidip kendinize yakın bulduğunuz bir sivil toplum kuruluşuna  destek verin,çalışmalarına katılın, seyredin, hiç bir şey yapmıyorsanız, parasal destek verin, bağış yapın yani.. Bu kadar sene çalışıyorum,tek söyleyebileceğim şey, başkalarının çocukları için de çalışın, çünkü çocuğunuz büyüyüp onlarla yaşayacak.. Asla bunu unutmayın ve çocuk okutun arkadaşlar. Burs verin, öğrencilere sahip çıkın lütfen.

Bugün başka yorum yok, bahçe resimleri ve Fethiye günleri.

Mayısta bahçede güller coştu.

 
Erika..

Ördeklerimiz olduğunu da yazmış mıydım..

Bazen daha deniz mevsimi gelmeden deniz kenarına gidelim dediğimde gittiğimiz Karataş Plajı...Artık mevsim açıldı, hava sıcak olduğunda giriliyor.
Ares ve Ateş..

Ördek kardeş :)
Eski bir Ölüdeniz resmi.Ben çektim, Babadağ eteklerinden Likya Yolu başlangıcından.


Erika, ev kuşu gibi duruyor ama bildiğiniz bir mahalle sakini.. Gece evde kalıyor, gündüz komşuların cibi' lerine -civcivlerine- kadar tehlike arzediyormuş :) Komşularım şikayette.Biri yerken görürsem öldürürüm dedi. Ben de yerine civciv veririm size dedim,ikna oldu mu bilmiyorum. Erika'ya tembih ettim.Umarım gitmez. Çok üzülürüm dedim komşuma.. -Gerçek bir diyalog bu atmıyorum.-
Bu kedi evin en uyanığı zaten. Bıçkın delikanlı. Biz taşındığımızda evdeki iki kocaman köpeğe rağmen bize taşındı,daha iki aylık falandı. Kendi seçti yani ve asla kendini ezdirmedi. Bana benziyor sanırım her şekilde kuyruk dimdik :)

Artık daha kısa yazılar yazacağım.Eskisi gibi uzun yazarsam yazı yazamayacağımı görünce böyle bir karar verdim.

Bize gelen bizim gibi oluyor diye paylaşmıştım bunu İnstagramda. Birkaç günlük yavru bu badi.Suya girdi çıktı, adam sen nerden biliyorsun güneşlenmeyi..Sırt üstü güneşlenen ördek de ilk defa gördüm, sahile yeni gitmiş beach yavrusu bu ... Asortik Badi :)
Yürüyüşten Fethiye görüntüsü.Akşam üstü, nisan da bir akşam.
Ares








Bahçe işleri.. keyifli ve güzel, zaman buldukça.
Ördek yavrularımız..

Yine bir eski resim..
Bahçeden..

En sevdiklerimden, yılbaşı çiçeği..




Karataş Plajı..

Ateş ve Erika..


Erika..


Bu evde çok severek aldığım aksesuar ve objeler giriş kattaki tuvaletimizde :)  Aslında diğer evden getirdim ama sanırım bu eve daha çok yakıştılar.





Köpekli evin antre aksesuarları da böyle oluyor.

Bu arkadaşların uyuma pozisyonu..Eski bir resimmiş, Ateş küçücük.. Oysa şimdi Ares'ten fiziki olarak büyük ve rengi daha koyu. 
Bu öğlen bir düğün yemeğine gideceğiz burada. Müsait olursam yemeğin resmini çekerim.Sokakta masalar kuruluyor ve gelen giden herkes orada yemek yiyiyor. Yabancı olsanız bile kimse  niye geldin demez, davet edilince de gitmeniz gerekir.. Hala vakit varken şehirlilerin küçük yerlerde yaşam nasıl oluyor görmelerini isterim aslında... 

Geçenlerde not almışım...
* Başlık: Nietzsche Ağladığında isimli kitapta şöyle bahseder:
“Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın.”
....
Kitap : Bu aralar okuyamıyorum ama daha çok politik kitaplara bakıyorum.. Alıyorum .
...
Müzik: Ben bunu nasıl kaçırmışım, siz de kaçırmayın diye yazıyorum... Best of Tanju Okan.