Cumartesi, Kasım 28, 2009

Götür beni gittiğin yere..

İyi bayramlar :) Beş gün çabucak geçiverdi..Bu akşam Çağıl'la Fethiye'ye dönüyoruz..Burcu'larda son dakika bize burada katıldı..Çok güzel zaman geçiriyoruz.Gerçekten beraber olmayı özlemişiz..
Bugün son günümüz.. Bilgisayara oturacak zamanım olmayabilir, Fethiye'den görüşmek üzere..
Sevgiyle kalın :)
Nefes filminin müziği - arabesk sevmem ama- kendi tarzında Ferhat Göçer çok güzel söylemiş..

Perşembe, Kasım 26, 2009

bende emanet..

Uzun bir gece yolculuğundan sonra sabahleyin İstanbul'a vardım.Bütün gece kafamda şarkılar mırıldandım :) Başka türlü yol bitmiyor da. Sabahleyin 24 kasım Öğretmenler günü olduğundan annemle babam Atatürk büstüne çelenk koymak için gitmişlerdi. Beni de yolda karşıladılar ve alışveriş yapıp eve döndük.Gelmeden önce tüm gün evde hazırlık yaptığımdan ve bilgisayarı son dakika açıp sadece bloğu ve maillerimi kontrol ettiğimden o panikle fotoğraf makinemin kartını unutmuşum bilgisayarımda.Babamın bilgisayarı var diye kendi bilgisayarımı yanımda getirmedim.Sabahleyin Uzunbey farketmiş daha otobüste mesajlaşırken bana yazdı.. Kendine yeni al, 15-20 liralık bir şey dedi.Çağıl şimdi yolda ve ancak yarın getirebileceğinden 2 gün makinasız kalmak istemedim.Çok iyi de oldu çünkü bugün babamla sahilde gezdik. Şu resimde gördüğünüz kıyıda -bugün oldukça sakindi- babamla gezip birşeyler içtik. Sohbet ettik, resim çektim ben ama babamın bilgisayarına koyarken bilgisayar kapandığından çekindim.Bu yüzden wowturkey'den bir resimle idare edeceğiz bugün.

Dünyanın en keyifli şeylerinden biri babamla balkonda içki içmek herhalde. Dün Çarli ve Arzu ile yemek yedik.Onlarda öğretmen olduklarından masada 4 öğretmen ve ben öğretmenler gününü kutladık. Bugün de gündüz vişne likörü ve bu gece de şarap içtik yine babamla..

Çağıl yolda, bana mesaj çekiyor arada durakladıkça.. Özledim onu, herkes özlemiş zaten,bayramda artık İzmit'te yaşayan teyzemin oğlu ve ailesi de (eşi ve iki oğlu)geliyorlar teyzeme, dayım aradı Silivri'den oda Çağıl'ı ve bizi görmeye annemlere gelecek bayram için. Teyze kızım -hani Ispartada düğünü olan kolej öğretmeni- o zaten burada yaşıyor..Onun da oğlu var Çağıl'dan küçük, yani bir terslik olmazsa bir çok akrabamızı da görebileceğiz bayram olduğu için. En çok Çağıl için değişiklik olacak, oda benim kuzenlerin çocuklarıyla ve dayımın oğluyla iyi anlaşıyor.. Uzakta olmanın en kötü tarafı sanırım bu. Birde akrabalara yakın büyüdüysen ve her bayram büyüklerin evlerinde kalabalık aile toplantılarına alışıksan gurbette bayramları sevmiyorsun.

Ben kalabalık bir ailede ve kendi memleketimde büyüdüğümden kalabalık evlere çok alışığım. Normalde evlendiğimde de kalabalık bir aileye gelin gitmek isterdim hep..Ne yazık ki eşimin ailesi bu konuda benim kadar şanslı değil.Onlar iki kardeş ve anneleri tek çocuk.Babasının kardeşleri de vefat etmiş.Bu yüzden o da benim alışık olduğum düzene ayak uydurdu ve bizim etrafımızda hep arkadaşlarımız, eşimiz,dostumuz çok oldu. Ben normalde kalabalık evleri çok sevmeme rağmen hep tek çocuk istedim ama evimde kalabalıklardan,akrabalardan ve insanlardan uzak kalmak istemem asla.Sanırım oğlumda bana benzemiş :)

Eğer okuyorsa - arada bazen baktığını biliyorum- bizi İstanbula gönderen Uzunbey'e buradan sevgilerimi iletiyorum.. Havası bile ruh halimi değiştirmeye yetiyor İstanbul'un.. :) Yeri gelmişken dün sabah gri ve puslu bir İstanbul sabahı karşıladı beni ama ben onun bu haline o kadar alışığım ki bir gün önce neredeyse askılı tişörtle gezdiğim Fethiye havasından sonra bile bana bu kötü gelmedi. Seyrettim adım adım ilerleyen trafikte İstanbul'u otobüsün camlarından ve etrafa uzun uzun baktım.Keyfini çıkardım insan ve araba kalabalığının..Plakalara baktım. Yolda ve araba kullanırken de çok yaparım ben bunu.Her plakadan hikayeler yazarım kafamda..Mesela benim araba 48 F XXX.
Önce iline bakarım, genelde il plaka numaralarını bilirim çoğunun.. Sonra aradaki harflerle kelime yaratırım kafamda.. Uzunbey'in mesela 48 GR XX. (gram)Kızdığımda Allahın Ankara'lısı olur benim için 06. Uyuz ve salak derim genelde..Salak daha çok. Kızarım iyi kullanmayanlara.Arada küfürde salladığım olur. Başkasının kullandığı arabada şöförden fazla kızmam karşıdaki hata yapana, şöföre saygısızlık gibi düşünürüm.

Babamın çalışma odasından yazıyorum,aklım Çağıl'da yolda.. Babamla arada sohbet de ediyoruz. Buraya gelene kadar çok güzel zamanlar geçirdim geçen hafta, o muhabbetler dönünce artık. Düğün dernek, kına gecesi, şarap tadımda karşılaştığım bloğumu okuyan Hasan Öğretmen :) Çalıştaki 2. el pazarında Mavikuş standında beni Hilkat Hanıma soran Canan Hanım :) Çok güzel insanlarla tanıştım yine.. Güzel hatıralarım oldu, ama yine de sahilde bugün gezdiğim ve gözümde hatıraları canlandırdığım zamanlar gibi değildi. Arada insanın kafasını şarj etmesi gerekli.Hem de bunu kendini arındırabileceğine inandığı bir yerde yapması kadar büyük bir lüks olamaz. İstanbul'u çok özlemişim sanırım o da beni özlemiş :)
İstanbul sevenler için küçük bir hediye..Son zamanlarda bu şarkıyı dinliyorum..
Bir nefes aralığında bile burada olmak bana iyi geldi.. Umarım sizde kendinize iyi gelenlerin peşine düşücek zamanlar yaratabilirsiniz ..
İyi geceler :)

Cuma, Kasım 20, 2009

Merak ettim, nerdesin :)

18 kasım benim bloglarda 4. senemin bittiği beşinci seneye adım attığım gün.. Umarım bloglardaki hayatım daha uzun süreler devam eder. Yazmayı ve paylaşmayı seviyorum aslında..Genelde dikkat ettiğim samimi bir dille yazı yazmak. Normal hayatımda da samimi olmaya çalıştığımdan bu konuda insanların çoğunun beni anladığını düşünüyorum.


Resimler çoğunlukla geçen pazar gününden.. Bir kaç zamandır kötüydüm, canım yazmak istemedi, normalde bakarsanız aslında hiçbir şey yok ama benim büyük bir iç sıkıntım vardı, geceleri rüyalar görüp duruyordum, neye baksam kafamdaki kötü düşünceleri atamadım. İnsanın içi sıkılıyorken başka şeylerden keyif alması çok zor. Bir mailleri açıyorum bir bloğu her gün akşama kadar bakıp çıkıyorum.. İçimden yazmak gelmediği gibi ne zaman yazmam gerektiğini bile düşünmüyordum.Ne garip değil mi..? Belki de buralardan sıkıldım bu yüzden olabilir,uzun süredir İstanbula gitmeyince genel anlamda böyle oluyorum..Beni sıkan bir haber ya da olay bilmiyorum.Hala da çok açığa çıkmış değil. Sadece kendimi hayatın akışına bıraktım bir süre.Belki hala da o beklenti içindeyim bilmiyorum.Bu bekleyiş beni yoruyor çünkü. Normal şartlarda kendimi o düşünceden alamıyorum ve beni dalgınlaştırıyor.Neyse umarım beklentim boşa çıkmaz,-olumlu bir haber gelir- geçelim geçen haftaya.. Bu arada bir terslik olmazsa pazartesi akşamı yollardayım :) İstanbulda Burcu ile buluşmayı düşünüyoruz.. Çarli ile de konuştum o da bekliyor bizi.. Yani bir terslik olmazsa bayramda Çekmecedeyim :)

Resimler karışık ve zaman olarak tersden yine.. Bu yüzden yakaladığımı yazacağım.

Kapak resmi Zen'den çekildi.. Ben pazartesi iyice gergindim,bir gün önce yaptığımız yürüyüşün yorgunluğu da üzerimdeydi, Burcu ile yahoonun sohbetinden bilgisayarda yazışırken aklıma geldi ve izin istedim ondan aslında ben Zen'e masaja gitsem belki biraz düzelirim dedim .. O da iyi fikir hadi git dedi. Soluğu Zen'de aldım. Hem bana hem Burcuya fal baktı ve masajla resmen beni toparladı.. Pazartesi günü gerginliğimi ancak böyle atabildim..


Öncelikle Ahmet Bey'in bahçesindeki kaktüs resmine bakalım..Bende yavrusu olduğu halde gözüm bu büyük kaktüste, bir gün bıkarsa aportta bekliyorum :) Aslında bir parça verdi ama kedi ciğere bakar pozisyonda hala bekliyorum..

Kaktüsün büyük hali..

Fethiyenin Kaya dönüşündeki manzarası..

Kaya Fethiye'ye yedi km ve etrafı ağaç dolu virajlı bir yoldan gidiliyor. Eskiden at sırtında inilen eski bir patika yola da sahip.Yeni yoldan inerken eski taş yolu da ara ara görmek mümkün.

Sarnıç, tüm güzellikleriyle sonbaharı karşılamış, etrafa bakmaktan ve resim çekmekten kendimi alamadım.Faruk ve Selma orada yoktu ama yürüyüş dönüşü Ares özellikle Poppy ile oynasın diye uğradık, bizi Poppy karşıladı. Ares'le oynasınlar diye onu beklerken bende boş durmadım.


Sarnıç'ın kapısının karşısındaki Frenk İnciri..(Mısır İnciri) Meyve vermiş şimdiden sonra kızaracak..

Bu sarmaşıklar herhalde en çok Kayaköy'e yakışıyor..

Bahçenin sonbahar hali..

Ares koştururken..

Mozaik çalışması..

Poppy :)


Kayaköy Sarnıç ..



Yine Poppy ; Ares'in en yakın arkadaşlarından..

Pazar sabahına kadar aslında oldukça yoğun günler yaşadım ben..Yazmadıkça biriktiğinden şimdi aklıma gelenleri yazıyorum. Geçtiğimiz hafta Devin'i ziyarete gittim . Devin kolunu kırmış, ama iyi görünüyordu.. Aslında daha sık uğramak istiyorum ama olmuyor işte. Başka işlerim yüzünden arkadaşlarıma istediğim sıklıkta uğrayamıyorum.
Fırsat buldukça uzunbey'le yürüyüşe çıkıyoruz ya, pazarları da bunu adet haline getirdik aslında. O sabah seni nereye kahvaltıya götüreyim dedi bende Kaya'ya , sonra da Afkuleye doğru yürürüz dedim.
Yolda gazetelerimizi alıp Bülent'in yerine gittik.. Bu sefer arka bahçede oturduk, kahvaltıdan sonrada yürüyüşe gittik.
Afkule, çok hoş bir yer..Ayrıntıları verdiğim linkten okuyabilirsiniz.. Afkulenin yolu Ares'in poz verdiği gibi yürüyüş yolu, yürüyüş rotalarıyla belirlenmiş çizgiler var.. Bu çizgileri takip edip Afkule manastırına kadar gidebiliyorsunuz..
Afkule Manastırı..

Biz ordayken gelen bir kurt köpeğiyle Ares arkadaş oldu hemen..

2-3 km orman yolundan sonra 3 km lik bir parkur var yürünecek, yarı tırmanış yarı iniş, biz önce orman yolundan arabayla gidip -her araba girmeyebilir- yürüyüş yolu başlangıcında arabayı bırakıp yürüdük.. Bizden sonra yürüyenlerde vardı yolda karşılaştık ara ara.


Yürüyüş yolu işaretleri : kırmızı-sarı düz çizgi.. Bunları takip ederek yürümeniz lazım. Yürüyüşte yolu kaybederseniz en son işarete dönüp bir diğerini bulmanız gerekiyor..


Giderken gördüğüm tüm güzellikleri çektim..


Mantar görünce resmini çekmekten kendimi alamıyorum :)

Ares pozu :)

Kahvaltıdan bir profil..

Gözleme diyarı, Kayaköy..

Ares, biz kahvaltı ederken onu da bahçede saldık,başka masaları rahatsız etmeden gezdi ve masanın dibine oturdu daha sonra.

Kaya yolunda Likya mezarlığı, mahalle içinde etrafında çamaşır asılan ve çocukların koştuğu bir yer .. Arabadan çekim.

Yazmadığım günler de Zen'de masaja gittim, manikür pedikür yaptırdım, yemeğe gittim bol bol, özellikle Uzunbey' le öğle yemekleri kaçamağı yaptık hep.. Arkadaşlarıma uğradım, az iş yaptım, çarşambaları Mavikuşta toplandık, Gülderen' le yeni açılan bir kafeye gidip çiğ börek yedik ( dispanser karşısı Eylül Yeşili diye şirin bir yer,tavsiye ederim çiğ böreği çok güzeldi) , fırsat buldukça yürüyüşe gittik Uzunbey'le, kaktüs kardeşliğinden birilerine kaktüs gönderdim, Elçin'in yardımcı olduğu hastaneye Ankara'ya küçük bir koli gönderdim, kitaplar Fethiye sahaftan hediye, bende yap-boz ve bir kaç bir şey ekledim koliye, Burcuyla telefonda konuştuk uzun uzun, biletimi aldım bugün :) , biraz temizlik yaptım evde ve çokça gezdim. Kafamı dağıtmaya çalıştım, biraz becerdim de.
Şimdi biraz toparlayayım çünkü bu haftasonu çok yoğunum ve pazartesi akşamı gideceğimden ne zaman yazabilirim bilmiyorum.
Bu akşam beraber çalıştığımız bir arkadaşımızın kına gecesi var, bürodakilerle oraya gidiyoruz, işten çıktığımız gibi direk gideceğimizden yazıyı bitirmeye çalışıyorum.. Yarın sabah Çağıl'ın okulda veli toplantısı var, öğleden sonra Kaya' da Misafir Evinde Fethiye Evde Şarap grubunun tadım günü var.. Sanırım oraya gideceğim, yarın akşam da düğün.. Pazar sabahı car boot(2. el pazarı Çalışta-Çalış karnavalının etkinliği ) öğlende de Faralya'ya dr. grubuyla yemek toplantımız bu haftasonu . Pazartesi akşamı da kısmet olursa yola çıkacağım.
Not:
1-Leylak Dalı; iki gündür Fethiye Natur kitap evine uğruyorum , arkadaşım Fatoş koleksiyon yaptığını öğrenince sana ayraç hediye etti, onları da gitmeden sana kargo ile yollayacağım haberin olsun :)) Benim arkadaşlarım böyle işte, duyunca sevgilerimi ilet diye de selam yolladı.
2- Kaç gündür yazmadığım için arayan soran ve yaz diye haber yollayan herkese ve bıkmadan usanmadan bloğumu yazdığım günlerdeki kadar çok tıklayıp beni yalnız bırakmayanlara teşekkür ederim..
Yazmayı özledim, sizi daha fazla :)

Pazartesi, Kasım 09, 2009

Karanlıklar içinden gün doğar ya aniden..

Biz pazar günü geceden verdiğimiz kararla Uzunbey'le Antalya'ya alışverişe gittik. Çağıl zaten dershanede olduğundan Ares için de bir ayarlama yapamadığımız için onu da götürdük.

Herhalde Antalya'nin en sevdiğim yeri burasıdır :) Kim düşünmüşse iyi düşünmüş..

Sabah Çağıl' la çıktık, onu dershaneye bıraktık ve yola koyulduk.Yol yaklaşık 2.5 saat sürüyor, bir ara yolda mola verip Ares'i dolaştırdık Korkuteli' ne gelmeden.. Koşturdu, gezdi, bizimle oynadı. Sonra yine yola devam ettik. Sabah sabah bütün uyku sersemi şöförler önümüze çıktı. Buralarda araba kullananlar şerit değiştirmeyi pek bilmediğinden direk önünüze kırıyorlar, sağ şeritte gidiyoruz önleri de bomboş.. Gidene kadar tam 3 kaza atlattık.(İkisi Fethiye'de birisi çevre yolundaydı..) Bence ehliyeti olanları boş yolda değilde bir kere İstanbul gibi şehir trafiğinde bir kere de uzun yolda sınamaları lazım. Herhalde yarısı ehliyetleri bırakıp gider. Antalya'da ise bir tane 34 plakalı Uzunbey'i çıldırttı :)) Ben kızıyorum diye kötü küfür etmedi ama biraz sert konuştu.. Ne biliyorsun İstanbullu olduğunu dedim ona, belki bu bölgeden, plakası İstanbul.. (İstanbullu ya kendisi de kızıyorum ona trafikte istanbullulara kızınca) Hem o kadar kötü trafikte kullanınca buralarda gezintiye çıkmış gibi oluyor bunlar dedim. Sanki eski günleri hiç yaşamamış gibi..Tabii 10 dakikada eve gidince eski günleri unutuyor insan burada. Gerçekten 10 dakikada eve gidebiliyoruz biz. Neyse bir yol sormayla deepo ya gittik.



Giderken değil ama dönüşte Şafak Dinlenme Tesislerine uğradık. Karnımız tok olduğundan sadece çay keyfi yaptık ama ikimizde kavurma yemek için acıkmayı istemiştik aslında arabada konuşurken :) Geç öğle yemeği yiyince acıkmadık.
Facebooktaki sayfalarında benim bloğa link vermişler, onları yazmıştım Davraz gezisinde.. Bu yüzden Uzunbey bana seninkiler deyip durdu.

Biz dün sadece Deepo 'ya gittik. Koçtaş'a gitmedik, zaten Beylikdüzünde yeni bir Koçtaş açılmış ve ben gezmeyi sevdiğimden yapı marketleri İstanbul'a gittiğimde gezerim diye girmedik, Deepo' da da çok yorulduğumuzdan akşamüstü döndük. Otoparkta arabada bıraktığımız Ares'i arada çıkıp gezdirip, su verip tekrar alışverişe döndüğümüzden yorulduk. Uzunbey ve Çağıl için alışveriş yaptık, ben kendime bir kaç şey aldım sadece.. Kim demiş sadece kadınlarla alışveriş zordur diye,Uzunbey erkekler konusunda bence iyi bir örnek..Benim beğendiklerimi o beğenmez, onun beğendiklerini ben beğenmem ama dün hiç problem çıkmadan alışveriş yaptık biz :)) Genelde ortak beğendiklerimizi aldık diyebilirim,bir tek kotlarda zorlandık. O Çağıl içinde alışveriş yaptı. Çağıl boyda ve kiloda Uzunbey'i yakaladığından fazla zorlanmadık, aldıklarını da beğendi.Benim aldıklarımı beğenmedi sanırım .. Ben reklam kollu kazakları çok severim ve geniş omuzlara yakıştığını düşünürüm.Çağıl' a gömlek üstüne giyebileceği spor bej bir kazak aldım, akşam dalga geçti benle biraz ama sanırım giyecek, giymezsen giyme dedim ama aslında tabii ki önemsiyorum giymesini.. Birde süveter aldım kahverengi.Diğerlerini babası seçti.


Alışveriş güzeldi,yemek yedik beraber ve döndük.Dönüşte Ares sorunsuz arabada durdu diye onu Antalya çıkışında piknik yapılan ağaçlık yerler var orada gezdirelim dedik, hem de sanki hava yavaş yavaş kapatıyordu,yağmura yakalanırsak gezdiremeyiz diye orada ağaçların altına arabayla girip olabildiğince yoldan uzaklaşıp çünkü Ares arabalara karşı hiç korumalı davranamıyor, ev köpeği ya arabalardan kaçmayı bilmiyor, sanırım bende hiç öğretemedim.Bu konuda önerilerinize açığım. Şehir içinde hep bağladığımızdan açtığımızda da yakalamak zor oluyor ve eğer araba görürse kaçmıyor, hatta gidip önüne dikiliyor. Neyse yeterince uzaklaşıp açtık kapıyı, dışarıda koşturduk, yürüdü, gezdi, su içti. Bu sefer kapıyı açıyoruz içeri girmiyor :) Yani girmek istemiyor.. Zamanımız vardı ama onu biraz daha oynatıp arabaya bindik. Resimdeki mantar dünkü orman altı gezimizden. Sanırım millet mantara çıktı çünkü bunu çok alakasız bir yerde gördüm, düşürmüşler yola.Cinsini ve zehirli olup olmadığını bilemiyorum,adını da.

Ares bana poz verirken .. Antalya.


Deepo- Antalya. Çok geç kalmadan döndüğümüz iyi olmuş aslında. Biz Korkuteline varmadan hava öyle bir karardı ki saat beş civarı gece dokuz havası gibiydi..

Cumartesi günü bir kahvaltıdan bahsetmiştim, rahatsızlanan bir öğretim görevlisine tekerlekli iskemle alabilmek adına bir yardım kahvaltısıydı.. Kalepark'ta yapıldı.Saat 10.00 da buluştuk Berna ile. Çok kalabalıktı ve güzel bir kahvaltıydı. Yedi sekiz dernek birleşip toplantı yapılmıştı desteklemek için.


Alınan sandalye bu ve okul büyük bir kısmını zaten karşılamış.


Kalepark çok güzel Fethiye manzaralı bir yer. Aslında daha önce de gitmiştim ama fotoğraf çekememiştim.



Ben Fethiye Ressamlar Derneğinden arkadaşlarla oturdum.Berna da onlardan olduğundan beraber oturduk. Sağdaki boş yer benim koltuğum..Bir ara hava o kadar sıcaktı ki üstümdeki triko hırkayı çıkarıp kısa kollu güneşlendim. Nefis bir güneş vardı.



Geriye giderek yazıyorum çünkü resimleri o şekilde yükledim. Bu güzel kız Misket,

Back to Black'in köpeği.. Biz çarşamba günü cuma günü için sözleşince cuma sabah ona gittim. Oturduk, ona kaktüs götürmüştüm ve beraber kahvaltı ettik.


Misket çok tatlı ve uslu bir köpek, Black öyle demese de öyle bence.


Bu güzel şey de Kömür.. O da çok usluydu ben orada olduğum zamanlarda :)


Çarşamba günkü 2. el pazarının girişi..Üstü kapalı olduğundan hava kapalı olsa bile endişelenmiyorsunuz.. Nitekim hava süper değildi ama pazar kalabalıktı.


Kumaş boyamalar..

İşlemeler..


Şallar ..



Birde bu değişik ve hoş geldi, aslında beş-altı resim daha vardı ama bir şekilde kaybolmuş. Tekrar yüklemeye çalışmadan geçiyorum.

İzini bulamadığım bir şey var kafamda.. Yani düşündüğüm yerde yok sanki.. Bir türlü yerine oturtamıyorum. Uzun zamandır böyle değil ama o düşünce beni rahatsız ediyor işte. Nerede olduğunu bilmediğim her şey için geçerli bu , bazen bir eşya, bazen davranış.Yani beklediğim davranış olmazsa bu beni rahatsız ediyor. Kendimi rahat hissedemiyorum. Herşey yerinde ve benim alıştığım durumda olmalı. Ne kadar zor bir durum bu anlatamam.Kaybetmek kadar beni rahatsız eden hiçbir şey yok ..

Not: Antalya'daki dostlar için güzel bir etkinlik..

Beethoven Gecesi /Beethoven Night
Sanat Yönertmeni/Art Director: Fazıl Say - Yapım/Organization : Kadir Dursun/ Forte Production
Yer:Antalya Kültür Merkezi
Tarih:09 Kasım 2009 Pazartesi 20:00

.... ..... .....

Günün şarkısı.. Emre Altuğ'dan.. Karanlıklar içinden

Pazar, Kasım 08, 2009


Birmilyonkalem: Altına İmzamı Atarım

Ulu önderi anmadığım tek gün yok bu aralar.Gerek uygulanan yeni anlayışlar gerek etrafta insanlarda gördüğüm değişiklik beni sık sık ülke için söylediklerini tekrar hatırlamaya ve okumaya yöneltiyor. Her ruhum daraldığında ona ait kitaplar okuyup ülkenin gidişatını seneler önceden nasıl anladığını ve neler yaşayacağımıza dair ışık tuttuğunu görünce içim rahatlıyor. .
Bu yüzden imzalamaya geç kaldığım bu kampanyayı sizlerle paylaşıyorum.

Cuma, Kasım 06, 2009

Geçtiğimiz haftanın en güzel manzarası bu manzaraydı diyebilirim. Burası Karaağaç yolu. O gün hava da çok güzeldi ve hem gezdik hem işimizi hallettik. Günlerden salı aylardan kasım :)
Denizde görülen ilk ada St. Nicholas Adası yani Gemiler koyundaki ada. Yeşillikler içindeki mahallede Kirme. Karaağaç'a bağlı bir mahalle.
Bugünlerde niye yazmıyorum diye sordu bana Zen, aslında yazmak istedim ama yazamadım. Bir şeyde yapmadım. Bu hafta artık soğuk havalara geçiş yapmış bir Akdenizli olarak yazıyorum. Geçen hafta utanmasak denizdeydik bu hafta kalın hırkalarımızı ve şemsiyelerimizi çıkardık.

Klima çalışmaya başladı akşamları evde. Uzunbey hasta gibi.. ama hasta olup evde kalacak lüksü yok. Pazara kadar olmaz yani.. Cumartesi belki bir hastalık geçirmiş birine akülü araba almak için kahvaltı yapılacak oraya gidebilirim.. Kaleparkta ama zamanından emin değilim..

Bugün Zen'de aylık bakımdaydım, hiç bitmesin istedim.. Gelecek hafta da masaja gitmek istiyorum.

Bu mantarlar Karaağaç yolundaydı, gidince bir köylüye sordum ama mantarları pek tanımıyor. Yalnız hayvanlar yiyiyor onları dedi, malumatım bu kadar.

Bu da araba yolumuz.. Yeni açıldı da bu yüzden geçen hafta gidilecekti ama yağmur yağınca iptal edildi görüşme. Bu yeni yol Fethiye-Ölüdeniz- Kirme -Karaağaç-Alınca yolu.. Ölüdeniz Faralya arasında yol ayrımı var ve yol Kirme'ye gelmeden böyle toprak yol haline geçiyor. Yukarıdaki manzara da en yüksek yerlerden.. Sonra dağın içinden öbür tarafına geçip yavaş yavaş iniyorsun.. Yine de deniz kenarına değil.Çünkü denizin kenarı Kabak Koyu. Karaağaç ve Alınca Kabak Koyunun üstü oluyor.
Resimde görülen Faralya yolu, biraz dikkatli bakarsanız da yolun üstünde gördüğünüz yer Faralya (Uzunyurt).

Arabadan çekilmiş bir poz, Lykia World. Onun arkası Kıdrak Plajı arkası da Belceğiz -Ölüdeniz..



Bu sefer ters istikametten yine arabadan çekilmiş Kıdrak Plajı.

Uzun süredir bahçe resimleri yoktu. Benim bahçeden Hanımeli..

Bunlar sukulentler.. Öndeki çiçek olanının adını ezberleyemedim bir türlü, diğeri Aşkın Gözyaşı.. Döküldüğü yerde çoğalıyor da ondan.

Evin ön tarafında bu pembiş pembiş açmış çiçekli bitki Ağaç Gülü,yol hatmisi de deniyor... Arka bahçe de var ama zamansız budadıklarından kötü durumda. Normalde bu ağaç budanmıyor.

Çiçekler böyle pembenin her tonunda.. Buruşturulmuş kağıt mendiller gibi. İlk geldiğimden beri sevdiğim bir bitki bu.
Her fırsatta kendimizi dışarı ve denize atıyoruz ya bu da onlardan birisi..Uzunbey bizi mangal yapmaya götürdü Kargı plajına..Kimseler yoktu, hava da çok güzeldi. Mangalı yapıp döndük eve..


Çağıl' la Ares kumda koşup durdular..

Geçen hafta gittiğimiz Cumhuriyet Pikniği.. Çocuklar top oynarken Ares'te tüm topları kovaladı durdu.

Çuval yarışı yaptılar, ip atladık ben atlamadım ama ben çevirdim :) Ne de olsa onlar erkek ip çevirmeyi bilmiyorlar..
Çok eğlenceliydi sık sık biraraya gelmeye karar verdik..
O sabah yapılan poğaçalar, bunlar Çağıl'ın, sosisli tart pikniğe gitti :) O pikniğe gelmediğinden ona yarı pişirdim. En sevdiklerinden..

Bazı sabahlar ya da gün içindeki yürüyüşlerde yürüdüğümüz Şat. Bu gördüğünüz yolun ucundan eskiden gemiler maden yüklermiş..

Şat'tan Şovalye adası çok yakın..

Bu tarafta Koca Çalış dediğimiz bölgeye uzanan sahil yolu..Çalış plajı bu görünen kısım yani.

Burası eski 1881 yeni Mutlu Restaurant .. Bir ara servislerinden şikayet ettiğimiz için uğramıyorduk, yeni düzende dile getirince illa gelin deneyin denildi bizde bir pazar sabahı gittik. Denemeye gittiğimi de söyledim :) Görüntüler oradan.. Kişi başı 12.5 lira.

Koca Çalışta .

Hep başkalarının yaptıklarını koyuyorum. Çünkü eskisi kadar bol vaktim olmuyor birşeyler yapmaya.. Gerçi ben başkalarının yaptıklarını seyretmeyi de seviyorum. Yetenekli insanlar hoşuma gidiyor. Bunu ise sandıktan çıkardım. Eskiden kurslara giderdim, kumaş boyama kursunda yaptığım seccade. Kullanmadım, Çağıl'ın çeyizinde :) Kat izi olmuş,aynen çektim ,ütüye zaman bulamadan tekrar yerlerine koydum da..


Modelini kendim tasarladım.. Eski bir kaftandan motif çıkarıp seccadeye uyarladım. Saten kumaş üstüne kabartma boya.

Bu benim bebek arabamın örtüsü.. Resmini bulursam arabanın resmini de paylaşacağım.. Annem yapmış,dikmiş ve işlemiş. Saten altı dolgulu ve kenarları beyaz tül fırfırlı.

Bu da karyola örtüm..Her tarafı işli ama diğer resimler titrek çıktığından koyamadım.. Bebek odası mobilyalarım beyazdı, beş altı yaşına kadar o yatak odası takımı kullanmıştım, hatırlıyorum.. :)

Bu da annemin ben küçükken çeyizim için yaptığı masa örtüsü..O zamanlar bu tarz örtüler çok modaydı..Bunu ben yedi yaşındayken yapmıştı. Her gün kullanmaya kıyamadığımdan hala öyle yeni gibi durur, bu evde ki oturma grubum aynı tonda olduğundan iyi ki öyle kullanmışım diyorum.Masaya serdiğimde çok hoş duruyorlar çünkü..

Bugün Back to black' le buluşacağız. Daha doğrusu onu ziyarete gideceğim.. Geçen çarşamba 2. el pazarında oturup kararlaştırdık..
İstanbul için bilet ayırttım.. Kısmet olursa bayramdan önce ben gideceğim, Çağıl arife günü gelecek, beraber pazar günü dönmüş olacağız.. Uzunbey Ares'le evde kalmaya karar verdi..Pazara döneceğimizden son iki gün beraber olacağız ..
Günler sakin geçiyor, belki böylesi daha iyi bu ara yoğun tempoda yaşamak istemiyorum.
Arada blogda eski yazılarımda linkleri verdiğim şarkıları dinliyorum, bazen sırayla bazen aklıma eseni.. ama şu aralar buna takıldım kaldım.. Çok dinleyemiyorum ama mırıldanıp söylemeyi seviyorum :)

Cumartesi, Ekim 31, 2009

Yüreğimdesin..

Bahar Karları beni mimledi..Bazı mimlere bazen zaman bulamıyorum..Bunu da zaman geçmeden cevaplayayım istedim..

Bloguna neden bu ismi verdin?

Bloğu sanılanın aksine ben açmadım , dolayısıyla ismi de ben vermedim. Bloğu kızkardeşim Mutfakcamı zorla açtı bana hatta bir kere yazmadım kapandı, ikinciye küserim yazmazsan diye beni tehdit edince yazmak zorunda kaldım. O bile bu kadar yazmaya meraklı olabileceğimi bilmiyordu :) bu kasımda beşinci seneye gireceğim ..Yani buralarda olmam onun suçu :)


Asortik Krep ismim şehirli olmamdan ileri geliyormuş, yani ben Asortik bir şehir kızı Krep Hanım, o Trakyadan Akıtma Hanım'mış..Bir yazısında öyle yazmıştı, öyle kaldı. Linklerde biraz tuhaf gözüküyor ama Asortik Krep herkesin anladığı anlamda sosyetik anlamında değilde biraz keyifçi bir yanım olduğundan takılmış bir isim. Boğa burcu olup keyfe ve kaliteye düşkünsem benim günahım ne ..? Değil mi ama..? :)


Bloguna yazarken star tribiyle olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?

Belli bir yoğunluğun içinde yazdığımdan daha sakin ve kafamı toplayabildiğim zamanlarda yazmayı seviyorum.Bu da geceleri oluyor ama her şartta ve büroda iş zamanı da yazı yazdım.



En son satın aldığın garip şey nedir?

Genelde satın aldığım çoğu şey başkalarına garip gelir :) Çok takmam böyle şeyleri.Beğendiysem alırım, fiyatı ikinci planda kalır.Alamazsam da aklım onda kalır, kolay kolay bir şey beğenemem bir daha.. Huysuzlanarak yüzüm düşer.

Şeker gibi olduğun anlar?

Beklediğim bir haber almışsam :)
Sevdiklerimle telefonda konuştuktan sonra :)
Denizkenarında dalgaları seyrederken :)
Bahçede ya da balkonda çiçeklerle ve kaktüslerle :)

Oğluşlarla beraberken :)

Arkadaşım, artık sormayın dediğin şeyler?


Yoğunluğun azaldı mı..?

(Hayır hep aynı,benim yoğunluğum hiç azalmaz, her mevsim aynı.)

Aynaya bakınca gördüğün?

Gülen bir yüz :) Her sabah önce kendime gülümserim, sonra da başkalarına..


Kendini okutan blog dediğin?

Samimi duygularla yazılanıdır..Bu da kelimelerden belli olur.


Bu blog sahibi-sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?


Deniz kenarında, yemekte, etkinliklerde,2. el pazarlarda, Fethiye'de her an her yerde :)


Peki ben kimleri mimliyorum?
Link vermeye başladım ki beni durdurmak mümkün değil..ama bu sefer genellikle eskilerden seçtim, sonra da bir yerde duramamak gibi bir sıkıntım oldu ama diğerleri de bir başka sefere.. Zaten 260 küsür linkim var,hangi birini seçeyim ..
Enne'yi,
Feyza'yı,
Yonca'yı,
Tütü'yü,
Mine'yi,
Akvaryum'u,
Mutfakcamı'nı,
Gülen'i,
Minimalisti.. mimliyorum..

Bir kaç gündür evdeyim..Havalarımız da bozdu. Yağmurdan ceketsiz ya da yağmurluksuz pek çıkmıyoruz ama yine de daha hava ılık. Bazı sabahlar ya da ilk fırsat bulduğumuzda deniz kıyısına gidiyoruz. Cuma günü Ares denize girdi ve üşüttü sanırım..

Evde biraz dinlenmeye çalıştım bende.Evde kalmayı da özlemişim.Bugün sadece dışarı yemeğe gittik beraber.Cumartesi akşamlarını da evde seviyorum çünkü bütün polisiyeler CNBCE de o gece ardarda çıkıyor.Uyuyana kadar seyrediyorum.
Bu aralar tadım yok, çünkü Çağıl'la İstanbul'u çok özledik.Planlar yapmaya başladık aslında. Bir fırsat bulursak bayramda gitmeyi düşünüyoruz..Uzunbeyin gelip gelmeyeceği belli değil daha doğrusu daha kararlar belli değil.Çağıl'da annemleri özlediğinden beraber gitmek istiyoruz ama dershane olayları önümüzü tıkıyor..Okulu saymıyorum bile.

Geçen yaz Onur Akın Kayaköy'de çok güzel bir şarkıya klip çekti, şarkısı yüreğimdesin :)

Not. "Bu kalp seni unutur mu..?" adlı diziyi izliyormusunuz..? İzleyin bence. Çemberimde gül oya tadında bir dizi. Salı günleri saat 20.00 de.