çiftlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çiftlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Eylül 12, 2017

Kağıttan gemiler yaptım kalbimden ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı. *


Ben Ateşi gezdirirken hava kararmadan çıkıyorum. Bu gece çok yorgundum.Geldiğim gibi çıkamadım. Bu kadar kararmadan döndüm zaten. İki tepe arasında bir bölgedeyim. İlk tepenin karşısında oturuyorum.Akşamları nasıl bir serinlik geliyor anlatamam .. Ağaçlardan hem de.Orman diyemeyiz. O kadar sık değil. Köyde yaşıyorum ben, adına mahalle diyoruz ama. Çünkü Büyükşehir olduk biz. Geceleri öyle sessiz ki ... Bu sessizliği çok seviyorum. Ateş bahçede, geceleri hala bahçe kapılarımız evde açık. Şarjı bittiği için kanepede oturup yazıyorum oysa bahçede oturuyorum uykum gelene kadar. Tv açmıyorum. Radyo açıyorum. Voyage fm ya da slow radyo dinliyorum. Telefonum kısıkta evde. Ben bir tur mağara muamelesi yapıyorum bu aralar eve. İnsan bazen kimseyi görmek , konuşmak istemiyor. Geçecek biliyorum. Çünkü gündüz çok çalışıyorum. Geceleri bana kalsın istiyorum ve eskiden arkadaşım dediğim benim için bir zamanlar değerli arkadaşlarım aramıyorlar bu ara. Hiç birini aramıyorum. Onları da bazı anılarla ve hayatımın içindekilerle gömdüm. Pişman mıyım ? Asla. 
Hayat :) seni hala önemsiyorum ben. Öyle gözükmese de bu aralar uzak duruyorum, biraz daha yorulmak, kırılmak, üzülmek istemiyorum. Kendimi toplamaya ihtiyacım var. Bir kaç bir şey daha yaşamak istemiyorum.. Kendimi koruyorum. Ya da öyle zannediyorum. Şu an buna ihtiyacım var.
* Başlık :Didem Madak

Cumartesi, Kasım 12, 2016

Sözünü örtmediğin için üşüdüğüm günlerdeyim *

Dönüşüm muhteşem olacak demek isterdim.Yılgın, bitkin ve yorgunum. Öncelikle çok konuşup devamlı eleştiren bizim insanlarımıza söylüyorum..Konuştuğunuz kadar yaptığımız etkinliklere katılın, çok konuşup her şeyi bilmek mümkün değil.Biraz öz eleştiri yapın.Bizler meydanlarda yalnız kalalım diye çalışmıyoruz. O meydanlara sizlerde çıkmazsanız bir değeri yok ki.. Sadece bizim çalışmamızla olmuyor.Buna rağmen kalabalık bir 29 ekim geçirdik. Kısa kesip eski yazılar gibi çok resim eklemek istiyorum.
* başlık: umut güner - kavuşmak üzere 

Ares, evde güzel vakit geçiriyor...

Mia, hala Erika ile cebelleşiyor...


Erika, Mia'yı rahat ettirmesin diye her yolu deniyor.








Ateş, evdeki en serseri çocuk...






İki gecedir soba yakmaya başladık ama gündüz kısa kollularla geziyoruz. Onun dışında çok yoğunum 
her zamanki gibi. Oğlumu çok özledim.Kocaman ve iş dünyasında olması özlememeyi gerektirmiyor sanırım.Şimdi neden insanların iki ve daha çok çocuk yaptıklarını anlayabiliyorum. 
Mia Hanım, bahçe kuşu oldu bu ara.Biraz eski yazılar gibi olsun istedim. Fotoğraf yükledim. Günümüz onlarla geçiyor, evde hayvanlar hakim zaten.Arkadaşlar sizin hayvanat bahçesi deyip işi şakaya vuruyorlar. İlk defa tavşanları göndereceğim gibi bir cümle kurdu eşim, umarım gönderir,çünkü evdeki hayvan popülasyonundan sıkılmaya başladım ben. 

Asortikkrep :) 
Burada hala havalar çok güzel.. Bu hafta ancak kapalı ayakkabıya geçtik.

Muğla Yatağan'da CHP Kadın Kolları toplantısına katıldık geçen ay.Bizi iki antik şehir kalıntılarına ve bir müzeye götürdüler. Lagina ve Stratonikeia ve Osman Hamdi Bey'in evini gezdik.Osman Hamdi hayranı olan biri için evi gördüğümde suratımın halini düşünün bi :))

Gece halleri.. Dolunay zamanı. Bu geçen ayki Dolunaydı.Ben yazana kadar bir ay geçmiş.

Osman Hamdi evi sedir yanı pencere...
Çay keyfi bu yaz hep bu köşedeydi..

Bunu bir diş hekiminin muayenehanesinde gördüm, çok hoştu.
Melek Borazanı -avize çiçeği- patlıcan çiçeği-mis gibi kokan bir çiçek.
Bu da kahve keyfi.
Karanfil

Ares ve Ateş Bahçede.Kimin poposu kıymetli resimden belli oluyor.Şezlongdaki Ateş.
Gece mis gibi kokan Melek Borazanı...
Kayaköy
Fevzi ve Zeynep'le kahvaltı demek çocukların Ares ve Ateşle zaman geçirmesi demek...
Köpeklerle yürürken karşımıza çıkan şirin bir ev. Kayaköy.

Kendi renkleriyle doğadan gerçek bir enstantane.. Rengi orjinaldir.

İlk defa yarım yazı yolladım.Evde internet sorunumdan dolayı, bir türlü cepten yazıyı rahat gönderemedim.Bu aralar canım yine yazmak istiyor.. Şu sorunları atlatırsam sular seller gibi yazacağım..İç döküntülerim çoğaldı.Yazmak bana kendimi iyi hissettiriyor.







Pazartesi, Temmuz 25, 2016

Kuş olup karışsan ya gökyüzüme...


                                                  
Bayram geçti gitti, yazmayı çok özlemişim. Hele bloğumu nasıl özlemişim, yazmakla anlatamam dedim başına geçtim. Bayramda  Çağıl geldi,  iki senedir üniversiteyi bitirip çalışma hayatında ve ancak böyle özel zamanlarda gelip bizi ziyaret edebiliyor..Zaman çabuk geçiyor diyoruz ya, geçiyor işte. Buraya geleli on altı sene olmuş, onbir senedir blog yazıyorum. Çağıl Levent'te büyük bir firmada internet reklamcılığı üzerine çalışıyor.Mecidiyeköy'de ev tuttu bir arkadaşıyla, İstanbul'da yaşıyor artık. Bu benim ev yapımı vişne likörüm. Bayram ritüelimiz oldu artık.                                      
Ares ; mutlu mesut bizimle yaşantısına devam ediyor. Evin oğluşu, Ateş'in babası, artık evde Ateş'le kalıp işe gelmese de, eve gittiğimiz andan itibaren peşimizde.





Kabak Koyu, arada kafa dinlemeye gidiyoruz, biz aşağı inip koyun kalabalığında değilde , yukarıda kaliteli ve yemekleri çok güzel olan Olive Garden da dinleniyoruz, yemek yiyiyoruz, kitap okuyup dönüyoruz.



Uzun zamandır yazmamışım ya, paslanmışım ben :)
                                                     
Evimizin yeni kızı, daha doğrusu tek kızı oldu şimdi. Mia , bir evin ikinci kedisi konumundan bir yaşında bizim evin tek kızı,ikinci kedisi konumuna geldi.Ameliyatlı olduğundan sıkıntı yok ama henüz Erika ile barış sağlayamadığımızdan biraz sorun yaşıyoruz.

 

Bu arkadaş tavşan ailemizin fertlerinden. Ben kümes hayvanlarından çok hoşlanmıyorum ama evin beyi bu aralar bu işlere iyice sardı. Evin arkasında tavşanlarımız, otoparkımızın karşısında kümeslerimiz var.Orada cins civcivlerimiz ve tavuklarımız mevcut. Civcivlere buralarda cibi deniyor Yörük dilince benimde hoşuma giden bir kelime olduğundan bol bol kullanıyorum.
Bu arada herkes birbiriyle uyumlu yaşamayı öğrenmek zorunda bizim evde. Çoğunlukla da bu kurallara uyuyorlar.Beyaz tavşan günlerce ön bahçede dışarıda kaldı, otların tamamını yiyince tekrar kafese aldık onu.Bakımları bana ait değil, çünkü hem bilmiyorum hem de çok ilgilenmiyorum açıkçası.

Bunlar genelde yabancı cins isimleri olan cibiler. İnternette sayfaları var ve yüksek fiyatla satılıyorlar.

Bunlar dönem dönem giriş yapan uşaklar :)


Bu prenses bu aralar  eve alışma turlarında. Sessiz bir ev kızı. Zaten yaşı küçük olduğundan hayatı keşfetme yarışında. Daha önce bir dairede yaşadığından her şey ona yeni.Her hayvanın kendine ait huyları var, zamanla alışıyorsunuz.

Bu kız çok artiz :)

İstanbuldayken Aziz Nesin Vakfına gittik Burcuyla. Kendi kütüphanesine bayıldım. Muazzam bir kitap kokusu, resimleri bulup ayrıca yazmak istiyorum.Yolu düşen uğrasın, düşmeyen özellikle düşürsün, kişisel müzesini bir gezin derim.

Muğla Büyükşehir Belediyesi Zeytin Dostu Derneği desteğiyle verilen çok güzel bir zeytinyağı tadım kursuna katıldım.Küçük yerde yaşamanın avantajı, ücretsiz ve çok güzel bir kurstu.


Bahçe de avize çiçeği coştuğunda.Birde duvarın arkasına melisa dikmişim ki bir bahçede olmazsa olmazım.
Evin yeni üyesi  Mia...
Yürüyüşe çıktıklarında böyle gezdirdim bir dönem...
Fatmagül... Bu çiçeğin tohumu anneannemin bahçesinden anneme sonra da taa Akdenize bana geldi.Trakya'dan Akdenize yani.
Kitaplığımdan bir görünüm.Ayracı İstanbul'dan aldım.
Bir Kabak Koyu kaçamağından...

Aynı döneme ait kitapları beraber okumayı seviyorum.
Mia bahçeyi seyretmeyi seviyor bu camdan.

Bunları yazmışım bir zaman önce, sonra ülke düzeni değiştirilmeye çalışılmış..Ara vermişim, canım yazmak istememiş.İçimden yazmak gelmemiş.
Gönderiyorum, çünkü yeni yazı yazacak hevesim yok.İnsanlardan soğuyorum yaşananları duydukça.Bu arada kendimi toplarsam yazı yazarım . Kursağımızdan geçecek üç yudum lokma için şu insanların birbirine yaptıklarını anlayamıyorum.

Pazar, Nisan 10, 2016

Bir misillemeydin yalnızlığa.. *

Morale ihtiyacım olduğunda mutlaka sevdiğim şeylerin fotoğraflarına bakarım, Bunlar bazen bahçe ve çiçek fotoğrafları olduğu gibi bazen de Ares ve Ateş ya da çektiğim fotoğraflar olabiliyor. Ya da şiir açarım, sevdiğim şairlerin sözlerine bakarım.Bunlar beni rahatlatır.Toplumca rahatlamaya ve sakinleşmeye ihtiyacımız var, var da nasıl olacak bu psikoloji de bilmiyorum. Sadece büyükşehirdekiler için tehlike yok ki.. Turizm merkezlerinde ve artık her gün her yerde artarak giden bir mutsuzluk ve umutsuzluk söz konusu.Buna bir de kişisel sıkıntılar eklenince bu gece ne yazacağımı şaşırdım.Bir kere patlamalardan sonra dudağım uçukladı, üç yerden,  onlar geçmeden cumartesi akşamı misafir gelecekti, oturmak için, gündüz hem hazırlık yaptım hem de evin haftalık temizlik işini hallettim.O gece geç vakte kadar oturduk, oturduk da ben sanırım üşüttüm.Bir hapşırmaya başladım ve pazar gününü hastalığın ilk günü olarak gözümden akan yaşlarla ve hapşırmalarla geçiştirdim.Kahvaltıya  yeni aldığı ördek ve civciv yavruları için yaptığı kümeste geçiren Uzunbey - bu isim artık bana uzunadamdan sonra itici geldiğinden sanırım kullanmayacağım-  sayesinde ona yardım eden komşularımızı da alarak kalabalık bir pazar kahvaltısı yaptık.Sanılanın aksine büyük bir sülalede büyüyen biri olarak en sevdiğim şey kalabalık sofralardır. 
Bunları geçen akşam yazdım, dün sabah üstüne bir de dişim ve yüzüm şişmiş olarak kalkınca iki gündür evde hapsolmuş bir şekilde yatıyorum. Belki de bir dinlenme   şeklidir bu, dün ağrıdan sızıdan anlamadım ama bugün iyi geldi biraz daha dinlenmek.
Ocakta portakal reçelim var, onu partiokulu projesi için yapıyorum.Dalaman 'da geçen hafta iki gün eğitime gittim. Orada hazırladığımız proje için pazara çıkacağız.Bu perşembe kısmetse yine Dalaman'dayım.

Hala telefonumdaki resimleri buraya yüklemekte sorun yaşıyorum.Bunu çözebilsem sanırım daha çok yazı yazabileceğim.Aslında çok özlüyorum yazmayı.
Bu aralar bir de hayatın  en güzel yanları çocuklarmış diye düşünüyorum bu ara. Çağıl artık uzakta,  bu tüylü şeyler olmasa özlemine dayanamazdım sanırım. Onları seyredip eski hallerini düşünüyorum. Bir tür geçmişle hesaplaşma oluyor onlar uzakta olunca. Daha çok onunla ilgilenebilir mişim diyorum hep.Bana göre güzel zamanlarda geçirdik ama şu an artık uzakta yaşadığından yumuşak karnım sanırım hep o olacak.

Bunlar Ateş'in geçmişten günümüze resimleri.. Geçen gün toparladım , Facebook' a koydum.
Eski balkondan görüntüler..
Bize geldiği zaman iki aylıktı.Çok ufaktı, kendine özgüydü,hala da öyle.Evin yaramaz çocuğu o.

Ares ona çok güzel babalık yapıyor.
Bu uzun arada bazen toplantılar için Muğla'ya gidiyorum, bazen de Seydikemer'e gitmeye başladım kadın kolları için. Dışarıdan bakınca konuşan adam çok da ben de geleyim bir ucundan ne yapabilirim diyen az oldukça şartları değiştirmek zor, ama imkansız değil. Gelecek ay eğitimlere başlıyoruz partide.. Eğitmenlik konusunda aslında uzun uzun yazmak istiyorum.Hiç bir zaman eleştirmekten çekinmedim ama hep bir önerim vardır eleştiriler yerine. Yani bıraksan yaparım ne iş olsa :)
Ortaya karışık bir yazı oldu, farkındayım. Günlerce oturup çoğu zaman bir kelime yazıp göndermeden kapatabiliyorum artık diye yazıp bırakmışım.En son ne zaman bunları yazmışım hatırlamıyorum bile. Bu gece aklıma geldi yazdım.

İki gündür partide eğitim yaptık.Parti okulu dediğimiz üye siyasi eğitimi.İki gün boyunca çalıştık ama değdi.
Bu yazı böyle bitsin şimdilik...Artık tarz mı değiştirmeli bilmiyorum. Bir zamanlar günlük gibi de kullanıyordum burayı,sanırım adı artık benim için aylık olacak :))Ayda bir bile yazamıyorum artık.
Ateş'in eski halleri çok tatlı..O yaramaz çocuk artık uslanmaya başladı. Bahçede iyi bekçilik yapıyor.Kim gelirse gelsin havlıyor ve artık eşimin ayakkabılarını yemiyor.Benimkileri ellemdiğini söylemiş miydim..? :))













Ateş...
*Başlık : Cemal Süreya