çilek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çilek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Temmuz 15, 2013

Söylenemiyor çok şey,susmadan.*

Balkondayım, hava gündüzleri çok sıcak,gece de biraz serinleyince kendimizi balkona atıyoruz.An itibarıyla üç  İngiliz kadın son ses şarkı söyleyerek sokaktan geçiyorlar :)) Yanlarında da yine İngiliz bir erkek.Saat 00.21. 14 temmuz. Kızların kafalar kıyak.
Şarkı söyleye söyleye uzaklaştılar... (MIRILDANMIYORLAR BAĞIRIYORLAR :))
Günlerdir fotoğraf makinemi alıp yanıma yazıya hazırlanmaya çalıştım ama olmadı.Uyuyakaldım çoğu gece.Yazmak istedim ama yazamadım.Bugün resim yüklemeye çalışırken olayın vehametini algıladım ki çok resim var,çok zaman geçti,köprü altından çok su aktı,Dünya değişti,biz değiştik. (deyip cumartesi gecesi yazmaya ara vermişim.) Kaldığı yerden pazartesi -15 temmuz- saat 06.43 Balkondayım.Henüz serin.İlk geldiğimizde, yerleşmek için daha yukarıları seçen arkadaşlarımıza neden buraya gelmiyorsunuz diyordum.Onlarda yazın çok sıcak oluyor, Ege daha serin diyorlardı.O zamanlar çok çalıştığımızdan ne demek istediklerini anlıyordum ama çok önemsemiyordum açıkçası. Şimdi de çalışıyoruz,eskisi kadar asla değil bence :)) ama şimdi daha sıcak ve daha rahatsız edici geliyor. Sebebini eskiye oranla kışın az yağan yağmura ve su kaynaklarını sorumsuzca harcamaya bağlıyorum.İlk geldiğimizde kışın günlerce yağmur yağar, karlar haziranın ortasına kadar erimezdi. Oysa şimdi mayısta neredeyse kar kalmıyor ve üç gün üst üste yağmur yağmıyor.Biz geleli 13. sene dolacak bu kış.Bir yerli olabilmek için uzun, başka bir yerli sayılmak için kısa bir zaman gibi değil mi..?  
Bu haziranın ilk günlerine ait bir resim, başka yazılarda bu tarz güncel resimler bulacaksınız.O kadar zaman geçince paylaşılacak anlar çoğaldı, ya kaldığımız yerden devam edecektik ya da herhangi bir yerden başlayacaktık ki o zaman arada kopukluk yaşıyorum ve birbirine bağlayamadığım için rahat yazamıyorum.Yazdığım süre içinde bir kaç defa bu şekilde yoğunluktan olayları atlamak zorunda kaldım.Yani bir ayda 10 yazı yazabileceksem çoğunlukla 4 yazı yazdım.Bu da bende kayıt altına alamadığım anlar, geçip giden anılar niyetine iz bıraktı.Çok yazmak isteyipte yazamadığım anlar birikti :)) Rahatsızlık veriyor tabii ki.. Düşünün ki 2005'ten beri yazıyorum.Benim için önemli, bir çoğunu okuyup ben bunları ne zaman yaşadım diyebiliyorsun.Tamamıyla aklından çıkıyor,kızmışım mesela,bazen neye kızdığımı bile hatırlamıyorum :)) Deşarj olmuşum, dökülmüşüm,rahatlamışım, bu bana yetiyor.İlk geldiğim zamanlarda -2000 lerin başında- aslında yazsaydım kitap olurdu sanırım.Ben kızkardeşim Burcu yüzünden 2005 te başladım.Zorla bana sayfa açtı.Bu kadar yazabileceğimi sanırım tahmin etmiyordu..Birbirimize yazdığımız uzun mektuplardan esinlendiğini düşünüyorum.Mektupları da hala saklıyorum. 
Geçelim yazamadığımız durumlara.. Bir kere kesinlikle haber anlamında-hala da- facebooktan  ve twitter dan herşeyi takip ettik.İyi ki varsın internet.Blogcuları bu konuda tembel buluyorum,biraz da çekindiklerini düşünüyorum aslında. Bence bloglarda en az facebook ve twitter kadar faal kullanılabilirdi.. Ben facebookta  beni takip edenleri haber manyağı yaptım,buradan özür diliyorum.Paylaşım yapmazsak olmuyor,resmen herşeyi oradan takip ettik.Uzunbey bazen yine mi paylaşım demese rekorda kırardım ama Çağıl ve Uzunbey sataşmalarla arada beni durdurdu.Bunun aslında iyi bir şey  olduğunu benden alıp paylaşan arkadaşlarımdan anladım, ben gündemi paylaşırken  kendimi kaybetmişim ama birebirde takip etmişim. Birde iyi ve farklı kanallar kullanıyorum, her tarz bilgiyi de okudum, normalde filmlerde seyredemediğim şiddet! görüntülerinin  canlılarını videolarda izledim, değişik ve güzel şarkıları dinledim,yaratıcı mizaha şapka çıkardım. Doksanlı çocuklara taptım :) 

Geceleri bilgisayar başında oturup,gündüzleri çalıştım.Bu yüzden Gezi Parkı'nın  ilk günleri benim için çok yorucu geçti.Aylık gittiğimiz turlar vardı, bu sene bütün kış yaptık.Burada yaşayan yabancılar ve Türkler için- bir grup gibi diyelim-  karışık alternatif  turlardı bunlar.Mayıs ayının sonunda doğayı seven , kamp yapan,balık tutan, yürüyüş yapan insanların katıldığı günübirlik turumuz Girdev Gölü Balık tutma ve yürüyüş gezisi oldukça güzel geçti.Kalabalık bir grup gittik.Aşağıda buna ait resimlerle anlatacağım,nefis bir gündü.Daha sonra da diğer gezimizin resimlerini bulacaksınız.

Önce Girdev Yaylası ve Gölü ile ilgili bilgi.
Ares turun maskotu her zamanki gibi.Yalnız biz Girdev Kampa gittiğimizden kampta serbest bıraktık onu.Göle ya da yaylaya evcil köpekle gitmek risk olabilir, sürülerde beslenen çoban köpekleri tehlikeli olabilir evcil hayvanınız için.
Ares, Uzunbey'in peşinde gezdi durdu bütün gün. Havlama huyu olmadığından bir yere gittiğimizde zaten sorun olmuyor, tek derdi bize yakın olmak, bir köpek gibi değilde insan gibi yanımızda olsun yeter. Biz yemek yerken masanın altında duruyor.Masanın altı müsait değilse,mesela ayak koymak için yerler var ya ,o zamanda yanımızda yatıyor, uzağa bağlarsan bir tek havlar,yoksa masanın altında köpek olduğunu bilmeden oturabilirsiniz.Bir gece Hisarönünde bir restaurantta  4 saat yattı masanın altında.Böyle yazınca zorla yatırdık sanmayın,sıkılınca kalkıyoruz demek istedim.Onunla gezince öyle.O çünkü evin küçük bir ferdi.Burada yabancıların çoğunun bir hayvanı olduğundan herkes alışık.Bazen bizden daha çok tanınıyor.O sosyal bir köpek  :)
Gözlemeler,kahveler, bir Ramazan Günü için uygun kaçmayabilir biliyorum ama gezinin önemli kısımları da yemekler oluyor her zaman.
Uzunbey balık tutanlara bakmaya gidiyor..Kampın arkası özel balık tutma sahası... Profesyonel balık turları, balıkçılar,kampçılar,  kuş gözlemi için Girdev Gölü en tercih edilen yerlerden Fethiye'de. Her yıl doksandan fazla kuş türüne evsahipliği yapıyor.
Elektirik yok,cep telefonu çekmiyor :))
Kampın balık alanından görüntüsü..
keçi
Süsen (görüntüdeki çiçek)
Ares kampın doğal yüzme havuzunda su içiyor..Yolun 2 saate yakın sürdüğünü ve gölün etrafında antik şehir kalıntıları -her ne kadar giderek azalsada- olduğunu yazmadan bitirmek istemedim.
Bu resimlerde  hemen Girdev Gölü akabinde yaptığımız eco-day gezimizden.

Güne Yanıklar da Huzur Sofrası adı verilen güzel bir kahvaltı yerinde başladık.Bildiğiniz köy kahvaltısı... ama gerçeği.Onun yanında hemen çilek tarlasında çilek topladık, ki yemek sonrası çilek reçeli yapabilmek için.
Tarla çok güzeldi, herkes eline sepetleri alıp topladı,onları ödeyip bir yan tarafta olan ve günün etkinliğini yapacağımız Pastoral Vadi'ye geçtik.
Ares buralarda koşturmaktan büyük keyif aldı.
Huzur sofrasında balık da yiyebiliyorsunuz.
Burası Pastoral Vadi..
Yemek kursumuz burada..Aslında ilk düşündüğümüz yabancılar için İmam Bayıldı yapmak, bunun için de buradan patlıcan toplamaktı.Patlıcanlar olmayınca imam bayıldıyı " kabak bayıldıya" çevirdik :)) Daha doğrusu peynirli kabak yemeği oldu.Kabaklar tabii ki bahçeden kursa katılacak olan kişiler tarafından toplandı. Mutfakta İngilizce-Türkçe (her ikisinden de misafirlerimiz vardı) anlatıldı. Kuzinelerin üstüne yapılan yemekler kondu.
pastoral vadi - yanıklar
O arada bitkisel çaylar, kahveler içildi.
Türk kahvesi içmeden gün bitmez.
Yemekler pişti,yenildi,reçeller yapıldı,yanımıza verildi.
Etraflıca gezildi..
Konaklamalar için bungolovlar.
Kerpiç salon,toplantılar için.
Benim sevdiğim bir köşe..O kadar kalabalık yürüyorduk ki  ayrıca bir gün gidip o köşede oturmak istedim.
Uzunbey'in sevdiği oğlak..

Soğan çiçeği..
Taş konaklar..

Balkon keyfi.
Bunlarda köşk'ler..  Oturmak,yatmak,yemek yemek için kullanılan, börtü böcek girmesin diye yüksek tutulan dinlenme yerleri.
Pastoral Vadi gibi yerlerde hem çalışıp hem tatil yapmak istiyorsanız... TATUTA

*başlık: Özdemir Asaf

Not: Yazıyı yazdım,bir saattir müzik bakıyorum.Nedense hep eskileri seviyorum derken dört yaşında farsça söyleyen küçük bir çocuğun şarkısına denk geldim.Ben Farsça pek sevmem-sevmezdim yani eskiden - şimdi seviyorum ve arada bulursam doğu ezgileri dinliyorum. Şarkı Şahsenem'den..Yüreğim meskendir aşka.
Daha önce Farsça ile tanıştığım şarkıcı ise.. Marjan Vahdat. Yazmıştım,eski bir yazım. Ekşi  Sözlükte bu şarkı için "unutulup tekrar hatırlandığında mutlu edendir" yazılmış.Bence de.

Pazar, Haziran 13, 2010

Ben senden önce..

Yabanasması, henüz bahçemde yok.Daha önce vardı ama bahçıvanlarımız sağolsun, her biri giderken ardında hatıra olsun diye sevdiğim bir çiçeğimi yok etti. Bu çiçeğe aşık oldum yazmışım eski bir yazımda. Aşkım hala sürüyor :)

Değişik renkleri var ama ben pembe alacağım önce, sonra da mavi.. En az iki tane olmalı, bir bahçede gördüm çok özendim yine.

Bugün evdeydim , bu resimler daha önceden ama benim bahçeden.. Temizlik günümüzdü . Bu sefer çok yorulmadım. Yine de ancak bitirdik.
Haseki Küpesi
Annem, Gölcük Kırkyama Festivalinde stantta iki gündür.. Gidecek olan varsa Bakırköy Halkeğitim stantlarında bulabilir, benden de selamlar ve öpücükler götürebilirsiniz..Pazar günü son gün.Pazartesi akşamı da kısmet olursa bize gelmek için yola çıkacak, Çağıl'a doping için geliyor yine :)) Her ne kadar Çağıl'a doping için gelse de bana da doping olmuyor değil .Benimde hoşuma gidiyor böyle olması.. Yaz sonunda yine bir sınav mı icat etmeli ne yapmalı bilmem :P Gerçi o zamanlar kayıt koşturmasında olabiliriz belki .. (inşallah)
Sakız sardunya
Çarli bugün yine tv8 deydi. Biyonikkedi aradı, görmüş ,yoksa saatini kaçıracaktım. SBS sınavlarıyla ilgili konuştu firması adına.. Canım benim, Çağıl dayısına benziyor dedi, eh Çarli' de bana benzer :)
Bu haber canımı yaktı.. Birileri İsrail peşinde gezerken askerle yetinmeyenler asker yakınlarına ve artık lojmanlara saldırıya başladı.. Ne o sadece sağa sola, basına bağırmakla geçmeye başladı günler, hayat ve sorumluluklar Filistinden ibaret değil, bu ülkede hain terör örgütlerinin canlarına kastettiği insanlarımız da var.
Sesimi duyan var mııııııııııııııııı..? Arapça mı yazsaydım acaba ,daha çok okunurdu bu yazı !!
Ceylan sardunya
Bahçede yeni düzenlemelerim olacak, bahçede çalışmayı da özledim.. Havalar serinden gittiğinden hala rahatlıkla çıkabileceğim sanırım.. Evi özlemişim..Evim kadar bahçeyi de.
Gala

Geçen gün google' a çok alakasız bir cümle yazdım, benim blog nasıl çıktı anlamış değilim.. Bu kış bir müşterimizin bilgisayarında bir şey gösterirken emlakla ilgili bir kaç kelime yazdım, bir numarada benim blog çıkınca ne yapacağımı şaşırdım.. Ares ilk resimden sırıtıp duruyordu, kimse görmeden kapatana kadar akla karayı seçtim :))

Çilek

Çilek fidesi almıştık pazardan, balkonun hemen yanına gölgeye diktik, ilk meyvesini yedik bile..Gayette güzel büyüyorlar..

Toprak yumuşak , gölgede kaldığından batmamak için yürüme yolu yaptık kendimize.. Çilekleri uzunbey aldı,ben diktim. Bu ara kaktüsler ve sukulentlerimde formunda. Bir ara görüntüleyeceğim.
Oldukça uykum geldi, nerdeyse gözlerim ara ara kapanıyor.. Hayat beni bu aralar fazla yorsada onunla uğraşmayı seviyorum ben..İçimden sözcükler başkaldırıyor, hep susturduklarımın kapısını açmak istiyorum bu akşam.
Hayat,
sen beni bilmezsin ama ben seni iyi tanırım.. İnsan kalbi kadar severmiş çünkü,bende biliyorum ki benim sevgim en az kalbim kadar. Seni özlüyorum bazen.. Seninle dertleşmeyi, sana birşeyler anlatmayı ve senden dersler çıkarmayı.. Seni izlemeyi de seviyorum ama bir bahçede saklambaç oynayan çocuklar gibiyiz senle..Ben istediğim zaman sana ulaşmak o kadar zor ki anlatamam. Ben ebe olduğumda sen saklanıyorsun.
Mevsimler gibiyiz ardarda geçen..Tam ben çiçek açıyorum sen meyve veriyorsun, ben yapraklarımı döküyorum sen kar yağdırıyorsun ve göz açıp kapayıncaya kadar zamanı geçiriyorsun..
Ne olurdu aynı zamanda aynı dallarda açan çiçekler olabilseydik senle.. Aynı zamanda erik olsaydık belki, bir şiir vardı şu an hatırlayamadığım ama bir hecesini çok net hatırlıyorum..
Nazımdandı sanırım bulursam ekleyeceğim buraya.. Ben senden önce ölmeliyim gibi bir şeydi.. Konuyla alakası var mı şimdi bilmam ama aklıma geldi. Ben birbirine teğet geçen doğrulardan değilde birbirini kesen açılardan olmak isterim senle.. Belki bir gün...
Not: ana fikri bu tarz şeyler yazıyorum sayfalarca bazen aklımda.Sözcükler beni kovalıyor günlük hayatta.Oturup yazana kadar günde 3 yazı yazıyorum kafamda.Günlük hayatın koşturmasında ,trafikte,denize bakarken, biriyle konuşurken, bir sürü paragraflar gözümün önünde uçuşuyor, uçmadıysa da kulağıma fısıldıyor sanki birileri.. Böyle mi başlamak lazım bilmiyorum, acemi kuşlar gibiyim güneye kaçmayı beceremiyorum sanırım.Rotamı kaybettim. Düştüğüm kuyudan bir el uzansın ve beni çıkarsın bekliyorum.
Ya da kör bir adam gibiyim,sanki bir gün bir ameliyatla açılacak gözlerim. Fikrimi değiştirmeden , bu satırları da silmeden gönderiyorum. Artık bunları daha çok yazmaya karar verdim. Adları da "İç Döküntülerim " ..