....
şarkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şarkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşamba, Ekim 14, 2020
Pazartesi, Mart 02, 2020
Bugün de böyle..
Bir süre önce internette gezinirken okumuştum. Şair Orhan Seyfi Orhon o meşhur Veda Busesi şiirinin hikayesini gözlerim yaşararak okudum. Öylesine beğendim ki sizlerle de paylaşmak istedim. İşte Veda Busesi ve ardındaki dram…
Bestelenen ve klasik şarkılar arasında yer alan “Veda Busesi” her ne kadar iki insan arasında yaşanan bir aşktan esinlenilmiş gibi algılansa da aslı çok farklı çok hüzünlü bir yaşanmışlığı anlatıyor. Veda Busesi adlı şiir Orhan Seyfi Orhon'un kanserden ölen kızına yazdığı bir eserdir. Bu ünlü şiirin hikayesi şöyle anlatılmaktadır; Babası kızının kapısını açarken biraz duraksadı. Sessizce kapının kolunu aşağı indirdi, kızının bugün daha iyi olması için dua etti. Gün boyunca kızına doyasıya sarılmayı düşünüyordu . O yüzden bütün işlerini iptal etmiş, akşama kadar onun yanında oturmayı planlamıştı. Uyuyup uyumadığını kontrol etmek için usulca yatağın üstüne eğildi. Kızı perişan halde görünüyordu. Gözleri hemen yaşaran baba, kızının bu halini görmesini istemediği için usulca eğildi ve dudaklarını kızının alnına koydu. Öpmedi çünkü öpmek çok kısa bir andı. Öylece durdu ve derin derin nefes alarak kızının kokusunu içine çekti. Kız eliyle babasının kolunu… Ancak baba kızının alnında öylece durdu. Biraz daha dursaydı gözyaşları kızının yüzüne damlayacaktı, ağladığı anlaşılacaktı. Yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Kız o kadar bitkin düşmüştü ki çok kısık bir sesle, "Babacığım, annemin öldüğü günü hatırlıyorum, günlerce çok ağlamıştın. Şu son anlarımda senden bir şey istiyorum babacığım, dedi. Ben öldükten sonra hiç ağlamayacaksın, gözünden bir damla yaş bile düşmeyecek, anlaştık mı?" dedi. Baba imkansızı isteyen kızına baktı, ağlamaklı halini bastırarak başını hafifçe salladı. Kızı çok zor nefes alıyordu. Birkaç saniye içinde nefes alışverişleri kesildi, başı yana düştü. Hıçkırıklar içinde kızını kucağına aldı. Kızının cansız bedeni hala ateşler içindeydi. Buna rağmen kızı üşümesin diye battaniyeyle sardı bahçeye çıkardı. Kızını sandalyeye oturtup, yere çöktü, başını kızının kucağına koydu, hıçkırıklarla ağlamaya başladı. İşte o an dilinden bu ölümsüz mısralar döküldü…
VEDA
Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda buseni
Yüzüne bu türlü bakmayacaktın.
Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda
Birini çağırmak için imdada
Yaktığı ateşi yakmayacaktın?
Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırdım birkaç kelime...
Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?
Orhan Seyfi ORHON
-alıntıdır-
Şarkısını zaten çok severdim.. Hikayesini duyunca da çok etkilendim.
Not: Belki de böyle bir şey hiç yaşanmadı.. Yaşandığı varsayıldı.
Salı, Ocak 01, 2019
Bugün dağların dumanı aralandı, hoş geldin
Hoşgeldin 2019...
Bana, eve, aileme sağlık, mutluluk, sevgi getir ...
Birde zaman ver ki yaşayamadığım anları telafi edeyim. Sevdiklerime onları sevdiğimi söyleyeceğim onlarında beni sevdiğini söyleyeceği , güzel günleri paylaşacağımız anlar yarat. Bu hastalık sayesinde anladım ki bir sürü dostum, arkadaşım var. Onlarla hayatın tadını çıkaracağım zamanlar yarat benim için. Meyve likörü yapacak mutfak keyiflerim olsun, şarap yapacak bağlarım olsun... Köpek oğluma annelik yapmaya devam etmek istiyorum. O güzel evimin keyfini çıkarmak, oğlumun düğününde oynamak, kız arkadaşlarımla kurduğum arabayla tatil planlarımı yapmak ve hayatın dokunmadığım güzelliklerine dokunmak istiyorum.
Ailemden aldığın sağlıklı günleri bana tekrar geri vermeni diliyorum... Ve sevdiklerimle zaman geçirmek, onların hissettiklerini bana söyleyebilecekleri yaşam fırsatı istiyorum.
İyileşmek istiyorum hayat, içimdeki enerjiyi sevdiklerinle paylaşmak istiyorum. Ve etrafımda sadece sevgime değecek insanlar istiyorum. Baharı getir bana, içinde bitmeyecek yaşamı...
Not: 6 kür kemoterapiden, 4 ünü aldım. Gelecek hafta 5. yi alacağım. Şubata kadar devam edecek.. Babam 2. yi aldı. O 35 gün hastanede yattığından bende hergün hastaneye gittim. Annem onunla kalıyor öyle zamanlarda.Şimdi evdeyiz. Yılbaşını evde geçirdik.Hastaneye sık gittiğimden az vaktim oluyor. Bu yüzden sık yazamıyorum ama aklım burada. En çok burada özgür yazabiliyorum. Birde instagramda. Moralim iyi, kendimde iyi gibiyim ama doğrusunu kontrollerde göreceğiz. Şimdilik haberler benden bu kadar, daha uzun yazmak istiyorum, yazabilirsem. 2019 benden aldıklarını geri getirecek bir yıl olsun dilerim... Hepimiz için iyi bir yıl olsun 💝
Cumartesi, Şubat 17, 2018
Ne demiş şair ; bahçemin halinden baharımı kıyasla..
Dinlemek için:
Diyeceksiniz ki ne alaka ? Öyle işte :)
2-
https://m.youtube.com/watch?v=DyCX62V9o6U
1-
https://m.youtube.com/watch?v=YxFc57sFjycDiyeceksiniz ki ne alaka ? Öyle işte :)
2-
https://m.youtube.com/watch?v=DyCX62V9o6U
Salı, Haziran 06, 2017
Cumartesi, Mayıs 10, 2014
Sen geldin bahar geldi *
Mevlana Der ki ;
Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme, sen dağları seyret... Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma, kalbindeki uçsuz bucaksız sevgiyi hisset...Işıklar sönmüşse ve karanlıksa ona da aldırma ,ayışığını seyret, sabret.
Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun.
Sabret ki her şey gönlünce olsun.!
*Bugün benim doğum günüm. Sabahtan kahvaltımız var, Boğaziçi Cafe 'de. Her ayın ikinci cumartesileri toplanıyoruz böyle.Öğlen bir iş görüşmem var.Öğleden sonra bürodayım, birde festivalde Behiç Ak söyleşisi. (saat 14.00 de)
Akşamüstü 17.00 de Kaya'da bir cafe açılışı.. Art Cafe.Isabel'in. Resimlerini artık kendi cafesinde sergileyecek ve dostlarla kutlamalar :)
Resim Demirköy :) Günün şarkısı Ferhat Göçer'den.
Fotoğraf : Erkan Yavaş.
Salı, Şubat 25, 2014
Dudaklarımda bir ateş, Avuçlarımda alevsin.*
Hasret
Bu akşam çok efkarlıyım
Kalbim neden kan ağlıyor
Bunu bir bilsen sevgilim
Güneş solgun gündüz gece
İçimde sen bir bilmece
Izdırabı heceliyor
Sensiz yalnız sensiz içim
Gözyaşlarım yağmur gibi
Yanağımı ıslatıyor
Güneş solgun gündüz gece
İçimde sen bir bilmece
Izdırabı heceliyor
Sensiz yalnız sensiz içim
Gözyaşlarım yağmur gibi
Yanağımı ıslatıyor
Kollarım bekliyor seni
Öpsem öpsem ellerini
Yine de sana hasretim
Dudaklarım da bir ateş
Avuçlarımda alevsin
Sensiz yalnız sensiz içim
İlahımsın sevgilimsin
Sen benim her şeyimsin
Hayatım anlamsız şimdi
Sendin bana neşe veren
"Seviyorum, sevdim" diyen
Sen benim sıcak güneşim
Güzel tatlı tek eşimdin
Kara sevdam sevgilimdin
Unutamam asla seni
Hergün anıyorum yasla seni
N'olursun dön dön bana
Kollarım bekliyor seni
Öpsem öpsem ellerini
Yine de sana hasretim
Dudaklarım da bir ateş
Avuçlarımda alevsin
Sensiz yalnız sensiz içim
İlahımsın sevgilimsin
Sen benim her şeyimsin.
*Başlık-Söz: Şükran Akannaç.
Şarkı : Tanju Okan
Ben onu çok sevdim. Hayattaki idolümdür.Bugün saat 16.10 da kaybettik Şükran Teyzeyi. Ben yanına gidebildiğimde saat beşti. Son zamanlarında ağrısı vardı,durumu kötüleşiyordu ama yine de bu dünyadan gitmesini istemediğim insanlardan biriydi.
" Şükran Akannaç : 1928 İstanbul doğumlu..Çamlıca Kız Lisesi ve Güzel Sanatlar Akademisini bitirmiş.İller Bankasında teknik ressam olarak çalışmış.Palyaço ve Çınar Ağacı adında şiir kitapları yayınlanmış.Varlık Yaynevinde düzeltmenlik yapmış.Tanju Okan ' a 1970 yılında Altın Plak kazandıran "Hasret" şarkısının söz yazarı.1998 de babasının memleketi olan Fethiye' ye gelerek aile köklerini bulmaya çalışırken burayı çok severek kalmış.Şiir ve resim çalışmalarına burada devam etmiş biridir.Modern ve soyut stilde resim çalışmaları yapar ve kendine ait bir resim tekniği olan Soğuk Seramik tekniğini bizlere öğrettiği Fethiye Kaymakamlığının çatısında olduğu için Çatı Ressamları adını verdiği bir atölyesi vardır.Yukarıdaki resim onun helezon adını verdiği teknik desenli resimlerinden biridir.Bir çeşit imzası gibidir..Genelde bütün soyut resimlerinde büyüklü küçüklü helezonlarına rastlarsınız." Diye yazmışım bir yazımda.
Onunla ilgili sayfalarca yazabilirim, belki zamanla.Bugün sadece paylaşmak istedim.Onunla ilgili dönem dönem yazdım. Bunlar onunla ilgili yazılardan seçmeler... TIK.
Daha duyulmadı ama yarın insanlar duyduklarında şok olacaklar. Öğle namazına müteakip Yeni camide cenaze namazı kılınacak, Taşyaka mezarlığına da defnedilecek.
Huzur evinden geldiğimden beri, orada olmadığını düşünemiyorum.Gitsem görecekmişim gibi..Hep böyle kalsın diyeceğim ama kalmayacak biliyorum.Yokluğuna alışmak zor olacak ve zaman geçtikçe onu daha çok özleyeceğim.
Çoğu resimde bana verdiği bu pozlarla onu hatırlamaya çalışsam da , odadan çıkmadan gördüğüm son halini hiç unutmayacağım.Öyle güzeldi ki... Her zaman ki gibi.. Bir insan son dakikasına kadar hep aynı kalabilir mi..? Hiç düşünceleri değişmez ve aynı asilikte hayata bakabilir mi..? O baktı. Hep dimdik ve kimseden bir şey istemeden.Sanatçı ruhundan bir şey kaybetmeden.Şu yaşamda onunla geçirdiğim her dakika hala kulaklarımda,bana söylediği hiç bir şeyi unutmadım.Ben onu çok sevdim, hep seveceğim...................
Mekanın cennet olsun "Cumhuriyet Kadını" ............ Söz yazarı,şair,ressam ,bizim Şükran Teyzemiz.Tüm Fethiye'nin hem de..........
Etiketler:
Fethiye,
hasret,
Ressam,
şarkı,
şükran akannaç,
şükran teyze,
tanju okan
Cuma, Ekim 04, 2013
Bir bardak su içsem şimdi yaralarımdan dökülür..*
“Kendimizden bir adadayız,
Dört yanımız başkalarından.”
Özdemir Asaf.
Hızlı hızlı etrafa bakarak yürüyordu.Birden mavi telefon kulübesini gördü.On dokuz yaş heyecanıyla kalbi titredi.Bir zamanlar her gördüğü kulübeden girip telefon ederdi.O zamanlar sarıydı bunlar diye düşündü.Zaman ne çabuk geçiyordu.Hüzün duyan kalbi dudaklarını titretti.Karşıdan gelen adam bakarken yüzüne sanki onu hissedecekmiş gibi geldiyse de bozmadı tavrını ve selam verdi.Hayat ne garipti, bir zamanlar ellerinde jetonlarla girip saatlerce konuştuğu telefon kulübelerinde şimdi internete bile girdiği cep telefonu varken girip konuşmayı özler miydi insan yüreği... Özlerdi herhalde.Bir düşünür mü demişti.. Eskiyi özlediğinde yaşlanırmış insan, oysa beyaz saç düşünce ilk başlamalı diye düşünürdü hep. Otuzbeş yaş değilde kırk bence yolun yarısı diye düşündü birde.Kırktan sonra daha bir farkındalıkları yüklüyor beyin insan kalbine...Heyecanlar ve duygular bir başka yaşanıyor.Hem yeni bir çevreye adım atar gibi yavaşça ve sakince yaşamak isterken bir yandan da yapamadıklarına atlayıp geçmek istiyorsun dünü. Her şeyi bırakıp sakince sevdiğinle yaşlanmak, hayal gibi geliyor.Oysa etraf bırakmıyor seni.Sinir katsayın kolbastı yapıyor zihninde, sen sakin görünmeye çalışırken onlar daha bir meraklı soruyorlar.İlla öğrenecek,yoksa rahat bırakmıyor seni.Bu yüzden öğrenmedin mi çok kötü olsan bile hiç bir şey yok demeyi.
Ah, az ağlamadım ben arabalarda,arabalarda derken kendi arabamda,bir yerden bir yere giderken.Bu kısa mesafelerde, müziği açıp bangır bangır kırolar gibi gezdimde,çare olmadı sıkıntıma.Birde fenalık bile yaptım ama anneme.Annelere yapılanlar fenalık olur mu bilmem.Benim çocuğum yapsa bana da fenalık olurdu ama ne bileyim işte .İnsan kendisi yapınca o kadar zarar verici olabileceğini düşünmüyor. Eskiden mavi tek kapı bir arabam vardı, - ben severim arabaları- ehliyetimi alalı, 20 sene olacak seneye,ocaktan sonra yani.O zamandan beri kullanıyorum araba ve severim işte. Neyse bu mavi tek kapılı arabayı görünce annem ben geziyorum sanırmış İstanbul'da ,
oysa ben Turkuaz Kıyılarda dolaşıyorum on üç senedir.Birde kahve saçlı bir hatun kullanıyorsa bu arabayı,camları da açmışsa, dalgalı saçları rüzgarda salınıp duruyorsa camlardan, annem neredeyse arabanın peşine takılıp gidecek gibi olurmuş. Eee bu muhabbeti söyleyince bana annem, bende ona bir gün açtım telefonu,hiç bir şey söylemeden dayadım arabanın teybine, bangır bangır çaldım Candan'dan-Erçetin'den- Annem Annem şarkısını.Ağlamış dediğine göre.Oysa ben onu çok özlediğim ve konuşamadığım için çalmıştım,ağlatmak için değil,fenalık yapmak için hiç değil.
Şimdi de bazen dayamak istiyorum telefonu teybe, konuşamadıklarımı şarkılarla söylemek ama kıyamıyorum.Ağlatmak istemiyorum artık.Benim için döktükleri gözyaşı o kadar kıymetli ki diye düşünürken buluyorsun kendini.Yavaşlayan adımların hızlanıyor birden, kapısı yok artık kulübelerin, etrafı açık,yanda konuşan olsa dinlersin rahat rahat, hem eskisi kadar konuşanda yok.Kartların çoğu da boşa açılıyor.Sen çeviriyorsun numarayı, karşının sesi geliyor, kontürler bitiyor, senin sesin gitmiyor, o bekliyor,seninki gitmiyor,o konuşuyor, seninki gitmiyor, gitmiyor....Belki de kader istemiyor.
*İç döküntülerimden biriydi,günlerdir aklımda.Hatta haftalardır.Kelimeler tek tek aklıma gelip,birikiyor ve çıkana kadar doğum sancısı çekiyor insan.Yazıp yazmama arasında çok bocaladım ama artık tutamadım.Yazarken hüzünleniyorsun.Yaşanmış olmasından sanırım.Yazmak ne kadar zor.Bunlar kendim için. "Hayat" mücadelesi diyelim :) Bu yüzden çok ciddiye almayın.Arada böyle yazacağım.
*Yazı benden. Başlık,en sevdiklerimden, Cemal Süreya'dan.
Dört yanımız başkalarından.”
Özdemir Asaf.
Hızlı hızlı etrafa bakarak yürüyordu.Birden mavi telefon kulübesini gördü.On dokuz yaş heyecanıyla kalbi titredi.Bir zamanlar her gördüğü kulübeden girip telefon ederdi.O zamanlar sarıydı bunlar diye düşündü.Zaman ne çabuk geçiyordu.Hüzün duyan kalbi dudaklarını titretti.Karşıdan gelen adam bakarken yüzüne sanki onu hissedecekmiş gibi geldiyse de bozmadı tavrını ve selam verdi.Hayat ne garipti, bir zamanlar ellerinde jetonlarla girip saatlerce konuştuğu telefon kulübelerinde şimdi internete bile girdiği cep telefonu varken girip konuşmayı özler miydi insan yüreği... Özlerdi herhalde.Bir düşünür mü demişti.. Eskiyi özlediğinde yaşlanırmış insan, oysa beyaz saç düşünce ilk başlamalı diye düşünürdü hep. Otuzbeş yaş değilde kırk bence yolun yarısı diye düşündü birde.Kırktan sonra daha bir farkındalıkları yüklüyor beyin insan kalbine...Heyecanlar ve duygular bir başka yaşanıyor.Hem yeni bir çevreye adım atar gibi yavaşça ve sakince yaşamak isterken bir yandan da yapamadıklarına atlayıp geçmek istiyorsun dünü. Her şeyi bırakıp sakince sevdiğinle yaşlanmak, hayal gibi geliyor.Oysa etraf bırakmıyor seni.Sinir katsayın kolbastı yapıyor zihninde, sen sakin görünmeye çalışırken onlar daha bir meraklı soruyorlar.İlla öğrenecek,yoksa rahat bırakmıyor seni.Bu yüzden öğrenmedin mi çok kötü olsan bile hiç bir şey yok demeyi.
Ah, az ağlamadım ben arabalarda,arabalarda derken kendi arabamda,bir yerden bir yere giderken.Bu kısa mesafelerde, müziği açıp bangır bangır kırolar gibi gezdimde,çare olmadı sıkıntıma.Birde fenalık bile yaptım ama anneme.Annelere yapılanlar fenalık olur mu bilmem.Benim çocuğum yapsa bana da fenalık olurdu ama ne bileyim işte .İnsan kendisi yapınca o kadar zarar verici olabileceğini düşünmüyor. Eskiden mavi tek kapı bir arabam vardı, - ben severim arabaları- ehliyetimi alalı, 20 sene olacak seneye,ocaktan sonra yani.O zamandan beri kullanıyorum araba ve severim işte. Neyse bu mavi tek kapılı arabayı görünce annem ben geziyorum sanırmış İstanbul'da ,
oysa ben Turkuaz Kıyılarda dolaşıyorum on üç senedir.Birde kahve saçlı bir hatun kullanıyorsa bu arabayı,camları da açmışsa, dalgalı saçları rüzgarda salınıp duruyorsa camlardan, annem neredeyse arabanın peşine takılıp gidecek gibi olurmuş. Eee bu muhabbeti söyleyince bana annem, bende ona bir gün açtım telefonu,hiç bir şey söylemeden dayadım arabanın teybine, bangır bangır çaldım Candan'dan-Erçetin'den- Annem Annem şarkısını.Ağlamış dediğine göre.Oysa ben onu çok özlediğim ve konuşamadığım için çalmıştım,ağlatmak için değil,fenalık yapmak için hiç değil.
Şimdi de bazen dayamak istiyorum telefonu teybe, konuşamadıklarımı şarkılarla söylemek ama kıyamıyorum.Ağlatmak istemiyorum artık.Benim için döktükleri gözyaşı o kadar kıymetli ki diye düşünürken buluyorsun kendini.Yavaşlayan adımların hızlanıyor birden, kapısı yok artık kulübelerin, etrafı açık,yanda konuşan olsa dinlersin rahat rahat, hem eskisi kadar konuşanda yok.Kartların çoğu da boşa açılıyor.Sen çeviriyorsun numarayı, karşının sesi geliyor, kontürler bitiyor, senin sesin gitmiyor, o bekliyor,seninki gitmiyor,o konuşuyor, seninki gitmiyor, gitmiyor....Belki de kader istemiyor.
*İç döküntülerimden biriydi,günlerdir aklımda.Hatta haftalardır.Kelimeler tek tek aklıma gelip,birikiyor ve çıkana kadar doğum sancısı çekiyor insan.Yazıp yazmama arasında çok bocaladım ama artık tutamadım.Yazarken hüzünleniyorsun.Yaşanmış olmasından sanırım.Yazmak ne kadar zor.Bunlar kendim için. "Hayat" mücadelesi diyelim :) Bu yüzden çok ciddiye almayın.Arada böyle yazacağım.
*Yazı benden. Başlık,en sevdiklerimden, Cemal Süreya'dan.
Çarşamba, Eylül 11, 2013
Mola istiyorum Hayat, sabrettikçe üstüme geliyor gibisin..!
Uzun zamandır fabrika ayarlarım bozuldu :) Bunu normalde blogda paylaşmam,tanıyanlar anlar ancak.Böyle kötü ruh hallerimi başkalarıyla asla paylaşmaktan hoşlanmam ama yazdım ,yani normal şartlar altında.Oysa kendimi şu zamanlarda pek normal hissetmiyorum.Nedense bu sefer paylaşmak isteği duydum.Belki toparlanamayacağım korkusundandır.Bilmiyorum.Yazarsam rahatlarım belki.Ülkenin durumumu daha berbat benimki mi bilmiyorum.Belki de bundan da etkilendim bilmiyorum.
Bu yaz, evet gerçekten kötü,sıcak bir yaz geçirdik.Sıkıldım sıcaktan,Akdenizden, buradan.Bu kadar sosyal ve güzel bir hayattan sıkıldığım için kendimden utanarak hemde.İnsan hatırlamak istediği güzellikleri daha zor hatırlarsa kötü oluyormuş,bunu yeni anladım.Aklından yavaş yavaş siliniyorsa sevdiği şeyler,kendini kötü hissediyormuş.Hatırlamak mı daha güzel hatırlamamak mı karar veremiyorsa ikilem yaşıyormuş.
Burcu sıkıştırıp duruyor,yaz yazını diye, onlarla geçirdiğim günleri diyor,evet çok güzeldi ama kötü bir huyum var,asla zamanı atlayıp yazamıyorum,yani önce gezi yazım olmalı sonra burcu yazısı. Arada şu sekiz senede yazmadığım olmadı mı? Çok... Ama onları atlamak zorunda kaldım,düzenim bozuldu.Bir ay bir ay atlayıp sayfalar doldurduğum da oldu. Aradakileri yazamadığım zaman kopukluk yaşıyorum. Yani itiraf ediyorum,yazmadıklarım yazdıklarımın 5 katı :) Atma şimdi diyen facebook arkadaşım olsun :)) Birde kendime sakladıklarım ve kafamda yazdıklarım :) Evet, kafamda yazıp paylaşmıyorum ,birde bu suçlarım var,hakim bey...
Gece uykularım yine yok, yani geç yatıp,erken kalkıp,ertesi gece yine sabahlayabilirim ,yorulduğumdan çoğunluklukla sızıyorum ki allahtan sızıyorum. Yoksa asi gece kuşu olarak sabahlayacağım her gece.
Şimdi bu yazıyı gören telefona sarılmasın,tanışıklarıma diyorum.Gece gece bir iç döküntüsü kabul edin.Sanki yokmuş gibi davranırsanız da çok makbule geçer.Sadece paylaşmak istedim,sanırım en güzel şeklide sizinle paylaşmaktı.
Not: Facebookta ortalık yıkılıyor,yeni yaralılar var,ben her gün internete daha zor giriyorum,her şeyimiz sıkı kontrol ediliyor,bizim gibi normal aile fertlerini bu kadar kontrol edeceklerine dağdakileri kontrol etsinler bence.Canımı sıkan şeylerden biri de bu. Her şeyimizi okuyorlar,internetin sık sık kopmasından,kurcalanmasından gına geldi,blog yorumlarımızı bile önce onlar okuyor.. Sayaçtan yakalıyorum bunu.
Bu yaz, evet gerçekten kötü,sıcak bir yaz geçirdik.Sıkıldım sıcaktan,Akdenizden, buradan.Bu kadar sosyal ve güzel bir hayattan sıkıldığım için kendimden utanarak hemde.İnsan hatırlamak istediği güzellikleri daha zor hatırlarsa kötü oluyormuş,bunu yeni anladım.Aklından yavaş yavaş siliniyorsa sevdiği şeyler,kendini kötü hissediyormuş.Hatırlamak mı daha güzel hatırlamamak mı karar veremiyorsa ikilem yaşıyormuş.
Burcu sıkıştırıp duruyor,yaz yazını diye, onlarla geçirdiğim günleri diyor,evet çok güzeldi ama kötü bir huyum var,asla zamanı atlayıp yazamıyorum,yani önce gezi yazım olmalı sonra burcu yazısı. Arada şu sekiz senede yazmadığım olmadı mı? Çok... Ama onları atlamak zorunda kaldım,düzenim bozuldu.Bir ay bir ay atlayıp sayfalar doldurduğum da oldu. Aradakileri yazamadığım zaman kopukluk yaşıyorum. Yani itiraf ediyorum,yazmadıklarım yazdıklarımın 5 katı :) Atma şimdi diyen facebook arkadaşım olsun :)) Birde kendime sakladıklarım ve kafamda yazdıklarım :) Evet, kafamda yazıp paylaşmıyorum ,birde bu suçlarım var,hakim bey...
Gece uykularım yine yok, yani geç yatıp,erken kalkıp,ertesi gece yine sabahlayabilirim ,yorulduğumdan çoğunluklukla sızıyorum ki allahtan sızıyorum. Yoksa asi gece kuşu olarak sabahlayacağım her gece.
Şimdi bu yazıyı gören telefona sarılmasın,tanışıklarıma diyorum.Gece gece bir iç döküntüsü kabul edin.Sanki yokmuş gibi davranırsanız da çok makbule geçer.Sadece paylaşmak istedim,sanırım en güzel şeklide sizinle paylaşmaktı.
Not: Facebookta ortalık yıkılıyor,yeni yaralılar var,ben her gün internete daha zor giriyorum,her şeyimiz sıkı kontrol ediliyor,bizim gibi normal aile fertlerini bu kadar kontrol edeceklerine dağdakileri kontrol etsinler bence.Canımı sıkan şeylerden biri de bu. Her şeyimizi okuyorlar,internetin sık sık kopmasından,kurcalanmasından gına geldi,blog yorumlarımızı bile önce onlar okuyor.. Sayaçtan yakalıyorum bunu.
Facebooktan aldım.Kalite bu işte, ne yazsam bilemiyorum. Pislik " bağzı şey " bizler için ne düşünüyorsanız beş katı sizin başınıza gelsin... Öldürün çocukları sonra birde bunları yazın,yazıklar olsun sizin gibilere !
Katledilen 6 genç, kör edilen 11 insan; 200 beyin travması, 4 bin gözaltı, 8 bin yaralı..
Perşembe, Eylül 05, 2013
Geçmiyor günler burda senden uzakta *
Gökçeada-Bozcaada Gezisinden geldim.Önce Çağıl gitti.Sonra Burcu ve ailesi geldi.Gezdik,tozduk,yüzdük, yedik, içtik. Sonra bugün Burcu da gitti.
Bugün bence yaz bitti..
Not: Gezi yazısı gelecek önce,sonra Burcu yazısı.. Canım istediğinde yazacağım.Çok güzeldi.Kapak resmi Kabak Koyu.
Müzik (mabel matiz)bu yaz dinledim. Bu yazın hitleri herhalde Firuze ve Kalbine Sürgündü..
Fatoş aradı şimdi,kardeşin gitti,senin keyfin yoktur,yalnız kalma kahve içelim diye. Evet keyfim yok.
* Başlık : Model
Bugün bence yaz bitti..
Not: Gezi yazısı gelecek önce,sonra Burcu yazısı.. Canım istediğinde yazacağım.Çok güzeldi.Kapak resmi Kabak Koyu.
Müzik (mabel matiz)bu yaz dinledim. Bu yazın hitleri herhalde Firuze ve Kalbine Sürgündü..
Fatoş aradı şimdi,kardeşin gitti,senin keyfin yoktur,yalnız kalma kahve içelim diye. Evet keyfim yok.
* Başlık : Model
Pazartesi, Temmuz 22, 2013
Şu senin bulutsu sesin var ya Uçtan uca ters yüz ediyor geceyi..*
Pazartesi, Temmuz 15, 2013
Söylenemiyor çok şey,susmadan.*
Balkondayım, hava gündüzleri çok sıcak,gece de biraz serinleyince kendimizi balkona atıyoruz.An itibarıyla üç İngiliz kadın son ses şarkı söyleyerek sokaktan geçiyorlar :)) Yanlarında da yine İngiliz bir erkek.Saat 00.21. 14 temmuz. Kızların kafalar kıyak.
Şarkı söyleye söyleye uzaklaştılar... (MIRILDANMIYORLAR BAĞIRIYORLAR :))
Günlerdir fotoğraf makinemi alıp yanıma yazıya hazırlanmaya çalıştım ama olmadı.Uyuyakaldım çoğu gece.Yazmak istedim ama yazamadım.Bugün resim yüklemeye çalışırken olayın vehametini algıladım ki çok resim var,çok zaman geçti,köprü altından çok su aktı,Dünya değişti,biz değiştik. (deyip cumartesi gecesi yazmaya ara vermişim.) Kaldığı yerden pazartesi -15 temmuz- saat 06.43 Balkondayım.Henüz serin.İlk geldiğimizde, yerleşmek için daha yukarıları seçen arkadaşlarımıza neden buraya gelmiyorsunuz diyordum.Onlarda yazın çok sıcak oluyor, Ege daha serin diyorlardı.O zamanlar çok çalıştığımızdan ne demek istediklerini anlıyordum ama çok önemsemiyordum açıkçası. Şimdi de çalışıyoruz,eskisi kadar asla değil bence :)) ama şimdi daha sıcak ve daha rahatsız edici geliyor. Sebebini eskiye oranla kışın az yağan yağmura ve su kaynaklarını sorumsuzca harcamaya bağlıyorum.İlk geldiğimizde kışın günlerce yağmur yağar, karlar haziranın ortasına kadar erimezdi. Oysa şimdi mayısta neredeyse kar kalmıyor ve üç gün üst üste yağmur yağmıyor.Biz geleli 13. sene dolacak bu kış.Bir yerli olabilmek için uzun, başka bir yerli sayılmak için kısa bir zaman gibi değil mi..?
Bu haziranın ilk günlerine ait bir resim, başka yazılarda bu tarz güncel resimler bulacaksınız.O kadar zaman geçince paylaşılacak anlar çoğaldı, ya kaldığımız yerden devam edecektik ya da herhangi bir yerden başlayacaktık ki o zaman arada kopukluk yaşıyorum ve birbirine bağlayamadığım için rahat yazamıyorum.Yazdığım süre içinde bir kaç defa bu şekilde yoğunluktan olayları atlamak zorunda kaldım.Yani bir ayda 10 yazı yazabileceksem çoğunlukla 4 yazı yazdım.Bu da bende kayıt altına alamadığım anlar, geçip giden anılar niyetine iz bıraktı.Çok yazmak isteyipte yazamadığım anlar birikti :)) Rahatsızlık veriyor tabii ki.. Düşünün ki 2005'ten beri yazıyorum.Benim için önemli, bir çoğunu okuyup ben bunları ne zaman yaşadım diyebiliyorsun.Tamamıyla aklından çıkıyor,kızmışım mesela,bazen neye kızdığımı bile hatırlamıyorum :)) Deşarj olmuşum, dökülmüşüm,rahatlamışım, bu bana yetiyor.İlk geldiğim zamanlarda -2000 lerin başında- aslında yazsaydım kitap olurdu sanırım.Ben kızkardeşim Burcu yüzünden 2005 te başladım.Zorla bana sayfa açtı.Bu kadar yazabileceğimi sanırım tahmin etmiyordu..Birbirimize yazdığımız uzun mektuplardan esinlendiğini düşünüyorum.Mektupları da hala saklıyorum.
Geçelim yazamadığımız durumlara.. Bir kere kesinlikle haber anlamında-hala da- facebooktan ve twitter dan herşeyi takip ettik.İyi ki varsın internet.Blogcuları bu konuda tembel buluyorum,biraz da çekindiklerini düşünüyorum aslında. Bence bloglarda en az facebook ve twitter kadar faal kullanılabilirdi.. Ben facebookta beni takip edenleri haber manyağı yaptım,buradan özür diliyorum.Paylaşım yapmazsak olmuyor,resmen herşeyi oradan takip ettik.Uzunbey bazen yine mi paylaşım demese rekorda kırardım ama Çağıl ve Uzunbey sataşmalarla arada beni durdurdu.Bunun aslında iyi bir şey olduğunu benden alıp paylaşan arkadaşlarımdan anladım, ben gündemi paylaşırken kendimi kaybetmişim ama birebirde takip etmişim. Birde iyi ve farklı kanallar kullanıyorum, her tarz bilgiyi de okudum, normalde filmlerde seyredemediğim şiddet! görüntülerinin canlılarını videolarda izledim, değişik ve güzel şarkıları dinledim,yaratıcı mizaha şapka çıkardım. Doksanlı çocuklara taptım :)
Geceleri bilgisayar başında oturup,gündüzleri çalıştım.Bu yüzden Gezi Parkı'nın ilk günleri benim için çok yorucu geçti.Aylık gittiğimiz turlar vardı, bu sene bütün kış yaptık.Burada yaşayan yabancılar ve Türkler için- bir grup gibi diyelim- karışık alternatif turlardı bunlar.Mayıs ayının sonunda doğayı seven , kamp yapan,balık tutan, yürüyüş yapan insanların katıldığı günübirlik turumuz Girdev Gölü Balık tutma ve yürüyüş gezisi oldukça güzel geçti.Kalabalık bir grup gittik.Aşağıda buna ait resimlerle anlatacağım,nefis bir gündü.Daha sonra da diğer gezimizin resimlerini bulacaksınız.
Önce Girdev Yaylası ve Gölü ile ilgili bilgi.
Ares turun maskotu her zamanki gibi.Yalnız biz Girdev Kampa gittiğimizden kampta serbest bıraktık onu.Göle ya da yaylaya evcil köpekle gitmek risk olabilir, sürülerde beslenen çoban köpekleri tehlikeli olabilir evcil hayvanınız için.
Ares, Uzunbey'in peşinde gezdi durdu bütün gün. Havlama huyu olmadığından bir yere gittiğimizde zaten sorun olmuyor, tek derdi bize yakın olmak, bir köpek gibi değilde insan gibi yanımızda olsun yeter. Biz yemek yerken masanın altında duruyor.Masanın altı müsait değilse,mesela ayak koymak için yerler var ya ,o zamanda yanımızda yatıyor, uzağa bağlarsan bir tek havlar,yoksa masanın altında köpek olduğunu bilmeden oturabilirsiniz.Bir gece Hisarönünde bir restaurantta 4 saat yattı masanın altında.Böyle yazınca zorla yatırdık sanmayın,sıkılınca kalkıyoruz demek istedim.Onunla gezince öyle.O çünkü evin küçük bir ferdi.Burada yabancıların çoğunun bir hayvanı olduğundan herkes alışık.Bazen bizden daha çok tanınıyor.O sosyal bir köpek :)
Gözlemeler,kahveler, bir Ramazan Günü için uygun kaçmayabilir biliyorum ama gezinin önemli kısımları da yemekler oluyor her zaman.
Uzunbey balık tutanlara bakmaya gidiyor..Kampın arkası özel balık tutma sahası... Profesyonel balık turları, balıkçılar,kampçılar, kuş gözlemi için Girdev Gölü en tercih edilen yerlerden Fethiye'de. Her yıl doksandan fazla kuş türüne evsahipliği yapıyor.
Elektirik yok,cep telefonu çekmiyor :))
Kampın balık alanından görüntüsü..
keçi
Süsen (görüntüdeki çiçek)
Ares kampın doğal yüzme havuzunda su içiyor..Yolun 2 saate yakın sürdüğünü ve gölün etrafında antik şehir kalıntıları -her ne kadar giderek azalsada- olduğunu yazmadan bitirmek istemedim.
Bu resimlerde hemen Girdev Gölü akabinde yaptığımız eco-day gezimizden.
Tarla çok güzeldi, herkes eline sepetleri alıp topladı,onları ödeyip bir yan tarafta olan ve günün etkinliğini yapacağımız Pastoral Vadi'ye geçtik.
Ares buralarda koşturmaktan büyük keyif aldı.
Huzur sofrasında balık da yiyebiliyorsunuz.
Burası Pastoral Vadi..
Yemek kursumuz burada..Aslında ilk düşündüğümüz yabancılar için İmam Bayıldı yapmak, bunun için de buradan patlıcan toplamaktı.Patlıcanlar olmayınca imam bayıldıyı " kabak bayıldıya" çevirdik :)) Daha doğrusu peynirli kabak yemeği oldu.Kabaklar tabii ki bahçeden kursa katılacak olan kişiler tarafından toplandı. Mutfakta İngilizce-Türkçe (her ikisinden de misafirlerimiz vardı) anlatıldı. Kuzinelerin üstüne yapılan yemekler kondu.
pastoral vadi - yanıklar
O arada bitkisel çaylar, kahveler içildi.
Türk kahvesi içmeden gün bitmez.
Yemekler pişti,yenildi,reçeller yapıldı,yanımıza verildi.
Etraflıca gezildi..
Konaklamalar için bungolovlar.
Kerpiç salon,toplantılar için.
Benim sevdiğim bir köşe..O kadar kalabalık yürüyorduk ki ayrıca bir gün gidip o köşede oturmak istedim.
Uzunbey'in sevdiği oğlak..
Taş konaklar..
Balkon keyfi.
Bunlarda köşk'ler.. Oturmak,yatmak,yemek yemek için kullanılan, börtü böcek girmesin diye yüksek tutulan dinlenme yerleri.
Pastoral Vadi gibi yerlerde hem çalışıp hem tatil yapmak istiyorsanız... TATUTA
*başlık: Özdemir Asaf
Not: Yazıyı yazdım,bir saattir müzik bakıyorum.Nedense hep eskileri seviyorum derken dört yaşında farsça söyleyen küçük bir çocuğun şarkısına denk geldim.Ben Farsça pek sevmem-sevmezdim yani eskiden - şimdi seviyorum ve arada bulursam doğu ezgileri dinliyorum. Şarkı Şahsenem'den..Yüreğim meskendir aşka.
Daha önce Farsça ile tanıştığım şarkıcı ise.. Marjan Vahdat. Yazmıştım,eski bir yazım. Ekşi Sözlükte bu şarkı için "unutulup tekrar hatırlandığında mutlu edendir" yazılmış.Bence de.
Etiketler:
balık,
çilek,
ekoloji,
Fethiye,
fethiye kahvaltı,
gezi,
girdev,
girdev gölü,
pastoral vadi,
şarkı,
yanıklar,
yemek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












.jpg)

