hastane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hastane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ekim 09, 2018

Sabahları “olabilirin” kokusunu severim


Alfred Lambart'ın 1931 tarihli resmi Juliet, Daughter of Richard H. Fox of Surrey

Anlatacaklarım pek içaçıcı değil. Bu yüzden resim güzel olsun dedim. Dün ilk kemoterapiye girdim. Ortak salonda yaklaşık on koltuk var, hepsi dolmadı. Beraber girdiklerimiz geldi, ilacını gayet güzel aldı ve gitti.Bende ilaç alerjisi oluştu, kötü bir kriz geçirdim önce , kıpkırmızı oldum ve nefes alamadım. Belimde, göğsümde sanırım ayaklarımda bir baskı oluştu, parmağımı kımıltadamıyorum. Hemşirehanım başka bir hastaya ilaç takıyordu. Sadece nefes alamıyorum dedim. Anında dönüp müdahale etti, oksijen maskesi taktı, ilaca iğne yaptı, damarımdan bir şeyler verdi. Oksijeni aldıkça nefesim biraz düzeldi. Yavaş yavaş sakinledim. Dinlendim. Bir müddet sonra takmak zorundayız ki ilaç bitsin. Zaten 4 saat sürüyor. Tekrar taktık, oksijen maskesine devam , arada hafif ekşınlar olmuyor değil. Diğerleri bittikçe gitti. Kimsede çıt yok. Ben salonda kapalı gişe oynuyorum. Her dakika endişe. Normalde soğukkanlı biriyim. Vücudum hassas demek ki , ilaç alerjim olduğunu bilmiyordum. Sadece iki gün üstüste yumurta yemem , yumurtaya alerjim vardı.iyi oldukça sakinleşmek için cebe bakıyorum. Annem dışarıda. İçeriden çıkan bir hasta kadın, sabahleyin sırada annemi gördüğünden tutup ona sizin yakınınız kriz geçirdi, ilaca alerjisi çıktı demiş. Tabii ki yakınları içeri almıyorlar. Annemi dışarıda düşünebiliyor musunuz ? Ben biraz sakinleşince cepten annemin bizim aile grubuna bunu yazdığını gördüm. Tuvalete gitmek isteyince refakatçınız gelsin mi diyorlar. Tuvalete gidebilir miyim deyince, annemi içeri aldılar. Onunla gittik. Ayakta ve iyi olduğumu gördü, konuştuk, çıktı. Bir müddet sonra  tek ilaç torbası kaldığında  uyku gibi bir ağırlık bastırmaya başladı. Uyuyunca anında hem rüya görmeye başlıyorum hem de iyi nefes alamadığımı farkettim. Bunu yaklaşık 3-4 kere yaşadım. Uykuya direndim. Sonrasında dayanamamışım.Bayılmışım.. Meğer o uyku  değil baygınlıkmış.

Kendime geldiğimde önünde beş kişi bana sesleniyordu. Yine ara verdik. Hayatımda ilk defa bayıldım. Narkoz etkisi hariç. Neden olduğunu bilmiyorum. Sormak da istemedim. Çünkü tansiyonum kendime geldiğinde zaten 8/5 gibi birşeydi. Bir müddet sonra saat 11.00 randevulu hasta amcayla ben kaldığından ve sanırım tansiyonum düştüğünden annemi içeri aldılar. Tansiyondan sonra oksijen maskesini hiç çıkarmadım. En azından o kısmı iyi geçti. Saat 9.00 dan 16.00 ya kadar ekşınlı bir kemoterapi geçirmiş oldum. Çıktığımda savaştan çıkmış asker gibiydim. Yorgunluğum yüzümden okunuyordu, aynada yüzüme baktım. Beğenmedim ki daha saçım, kaşım falan dökülmedi. Yaklaşık 1.5 haftasonra dökülebilirmiş. Dökülmeyedebilir de diyorlar. Çektiğin bürokratik koşturmalar, ağrı, sızı yanında bunlar hiç bir şey. Takmıyorum, peruk takabilir, saçımı kazıtabilirim. Sonra çıktık, Burcu ile Fehmi beni eve getirdiler. Evde halam geldi Lüleburgaz’dan onunla kalıyoruz. Çok yorgundum, üç posta uyudum. Grup arkadaşlarıma ortak mesaj çektim. Telefon açmamaya çalıştım. Dinleniyorum. Kemoterapi yan etkileri genelde 2. Gün ve 3. Gün çıkarmış. Çıkmayabilirmişte. Çıkmasın diyorum. Evdeyim, dinlenmeye çalışıyorum.


Dün hikaye sadece benim hikayem olmayacak yazmalıydım aslında. Ben İstanbul’a tedaviye geldiğimde ameliyat sonrası dr a gittik kontrole. Annem bu aşamalarda sağolsun hep yanımda. Benim Prof Dr um hem iyi bir ameliyat yaptı- içimden çıkan yaklaşık 4 litrelik tümörü patlatmadan aldı, ve beni karşısına oturtup ameliyat öncesi tüm aşamaları anlatıp, hem sakinleştirdi, hem de her hafta kontrole çağırıp dikişlerimi iyice geçirene kadar ilgilendi. (Beylikdüzü Medilife Hastanesi Rehat Faikoğlu) Eli de çok hafif , onun sayesinde jinekolog muayenesine korkmadan girdim, ona güvendim ki bu hasta Dr olayında çok önemli.  Yine böyle bir kontrolde bende böyle anlatınca uzun zamandır  sıkıntı yaşayan annem ona danışmak için bir soru sordu, oda geç muayene edeyim dedi. Annemin sıkıntısı deri üstünde,  bikini bölgesinde. Daha bakmasıyla bu kesinlikle kanser onu almamız gerek demesi bir oldu. Meğer annemin önemsemediği siğil cilt kanseri çıktı. Faik Bey ertesi gün yaptığı operasyonla onu aldı. Annemin tedavisi devam edecek ama önce sen bir kemoterapi ye başla ben sonra dedi. Dr çok oyalanmamak şartıyla olabilir dedi. Bu aşamalar devam ederken babam sarılık oldu. Aile hekimine gittik. Kan tahlili kötü  çıktı ve babamı hemen bir araştırma hastanesine sevkettiler. Benim Dr um Çapa Onkoloji Klinik Şefi Prof. Dr.Sezai Vatansever, aynı zamanda İç hastalıkları Uzmanı,bu yüzden babamı da ona götürdük. Tahliller ve tetkikler sonucu Babamda da pankreas tümörü çıktı.Babam 13 eylülden bu yana hastanede, tahlil değerleri yüzünden ve şeker, yüksek tansiyon gibi hastalıkları yüzünden hemen ameliyat olamadı. Çapa’daki cerrahi yapmadı.Bizde şu an hastane değiştirdik Hasekide yatıyor. Annem babamla  kalıyor, iki gece de bir kardeşim Çağlar’la yer değiştiriyorlar. Burcu onları asiste ediyor. gündüz ya da haftasonları, beni burda yalnız bırakmıyor, ben halamla kalıyorum. Çağıl Ankara’ya askere gitti, bugün ben kemoterapide , babam ameliyat tetkiklerinde, Çağıl’da birliğine teslim oldu. Hayatım bu ara bir Türk filmi ekşınlığında geçiyor yani. Şimdilik iyiyim, evdeyim, ara ara sızı hissediyorum. Tedavide ısırgan otu, alkol, bitki çayları,kan portakalı, greyfurt ve nar yasak şu an. Geri kalan her şey az ve sık aralıklarla yenebilirmiş. Ha birde kemoterapi sonrası bol sıvı alımı dendi. Bende sık sık içmeye çalışıyorum. Bu gecelik bu kadar. 

Cuma, Nisan 04, 2014

Ben, gittiğini sanan kalanlardan...! *

Seçimlerden önce arada İstanbul yazısı var ya, başka yazı yazmak için bunu da yazmak zorundayım.Yazı disiplini deyin,günlük disiplini deyin ama arayı yazmadan atlayıp son yazıya geçemiyorum kafamda. E ben bu bloğu kendim için yazıyorum o zaman hadi bakalım İstanbul günlerine dönelim.
İstanbul'a gitmeden önce her zaman ki gibi çok özlemiştim herkesi. Biz bir ev işi için gittik aslında ama gitmişken bir sürü işimizi de hallettik. En azından Uzunbeyle  uzun zamandır beraber gitmemiştik,iyi oldu. Hem o döndü ben bir -iki gün kaldım, gerçi bir gün erken dönmek zorunda kaldım,bilet bulamadım dönüşte..Bu resim Çağıl, ben ve Uzunbey'in bir İstanbul kaçamağından. Nedense başka yere gitmek istemedik beraber ,çıkıp sokaklarına dalmak, mısır çarşısına gitmek eskisi gibi, biz her ay mutlaka bir kere mısır çarşısının hayvan ve tohum satış yerine giderdik, tahtakaleye uğrardık, eskiden Doğubanka da bakardık, yemek yerdik Hamdi'de, Eminönü'nden deniz koklayıp dönerdik.Bu sefer beraber olmamıza rağmen sadece mısır çarşısının hayvan ve tohum satış yeri çok anlamsız geldi.Böyle bir yerden sonra susamışçasına o dükkanlara dalıp saatlerce hayvanlara ve bitkilere bakmamız aklıma çok uzak geldi, o zamanmış etkileyiciliği, şehirde yaşadığımız içinmiş.Şimdi alelade bir yer gibi geldi ya da biz çok değiştik. Alacak ya da bakacak bir şey bulamadık, çıktık,yürüdük biraz köprüde.Çağıl'la beraber bira içelim dedik köprüde :) 


 Bunlar Silivri'den...
 Silivri
 Silivri
 Büyükçekmece , bu yol ara bir yol,herkes bilmez. Dallas Yolundan Gürpınar'a kestirme çıkar.Teyzemin kızı düşüp bileğini kırmıştı ya,ameliyat oldu.Buradan ona gidip geldik, Beylikdüzüne.
 Ara yoldan manzara..
 Burcuyla Fhm bizi ve annemleri  bir gece yemeğe götürdüler çevre derneğine, balıklar o geceden :))
 Annemin balkonundan.
 Naneleri..
 Orkideleri Burcu almış :)
 İki saksı orkide vardı.

 Annemin en son ben gelmeden önce çalıştığı son kırkyama tablo bitmiş.Çok güzel olmuş.

 Hep anneler kızlarına bir şey öğretecek değil ya.. Bunlarda benim sayemde kaktüslere saran kayınvalidemden :) Bazılarını bize geldiğinde çelik  vermiştim o da çoğaltmış.




 Çoğu benimkilerden güzeldi, yerlerini sevmişler.
 Gittiğimiz yerlerden ara ara küçük çekimler.. Cennet Mahallesi.
 Sirkeci.
 Hamdi Restaurant- Biz çatıda oturduk, bir ara inerken bu fotoyu çektim.
 Eminönü.
 Galata Köprüsü.

 Eminönü.
 Köprünün diğer yüzüne geçmek için orta kısma kadar yürüdük, ben bol bol resim çektim.
 Diğer taraf.
 Topkapı sarayı,uzaktan..
 Saray manzaralı kahve ve biralar...Bu blog için.


 O gün uzun bir gündü,sabah çıkıp akşam döndük. Ailece İstanbul'da gezmeyi özlemişiz :)
 Annem ve Burcuyla bir başka günden.. Çay ve alışveriş keyfi.
 Perlavista..

 Bu resimlerde teyzemin kızı Berna ameliyat olduğunda ona hastaneye giderken..




 Yeşilyurt Feneri
 Çınar hotel- Hastanenin camından manzara böyleydi :) yeşilyurt international hospital.


Kalan istanbul resimleri de böyleydi. Güzel bir geziydi, seçim olmasa dönmezdim o kadar çabuk :))
*Başlık : C. Süreya

Pazartesi, Ağustos 27, 2007

Mavi (bir türlü link vermedi bloger .. http://www.qumania.com/) aradı bugün.Doğru dürüst konuşamadım da aslında..O gece nereye yemeğe gittiniz dedi..Ben o gece işsel bir toplantıya gitmek zorunda kaldım aslında..Kokteyl vardı Çalış'ta.Önce dokuza kadar oraya gittim.Bir şarap tanıtımcısı vardı bana bir şişe de kırmızı şarap hediye etti :) Daha doğrusu ne seversin dediler kırmızı dedim :)) Sonra eve döndüm ..Çağıl bizimle gelmeyeceğini söyledi.Başbaşa yemeğe gidelimmiş.Bizde çıktık Uzunbey'le..Bana kalsa karar vermek zordu aslında ama yeni bir müşterimiz var..Üzümlü diye Şirince tarzı bir köy var burada..ama burası İngilizlerin çok olduğu bir yerleşim yeri.Orada şarapevleri var,aynı Kayaköy gibi..Yemek de yiyebiliyorsun.Üzümhan diye şarapevine yemeğe gittik.Biz şarap değilde rakı içtik aslında.Tek kadeh..Ertesi gün çok erken kalkmamız gereken bir gündü.Yalnız sahibi çok tatlı biri..Yaşı büyük gönlü gençlerden..Eski bir rum evine alt kata kütüphane üst kata da bir şarapevi açmış.Eski Üsküdarlı olduğundan muhabbet muhabbeti açtı ve sohbete doyamadığımızdan eve gelişimiz biri buldu.Hava da çok güzeldi ve güzel bir geceydi.

Aslında bugün size anlatmak istediğim farklı bir olay.Dün biz hastanelerde dolandık durduk.Uzunbey sabah alışverişe gitmiş motorla.Benzinlikten bir araç yola fırlayacak gibi olmuş.O da frene asılmış ve motordan düşmüş.Başında kask olduğundan bir şey olmamış ama sol kolunun üstüne düştüğünden sol omzunun köprücük kemiği parçalı kırılmış.Beni aradı ve hastaneye gidiyorum gel dedi..Hastane çok yakın bana ..on dakikayı bulmadan hastanedeydik..Dışardan görünen kanlı bir bölge yok ama omzu görünüşte farklı..Acilde ortopedist olmadığı için dün neticeyi tam olarak öğrenemedik.Pazar günleri de özel hastanelerde yok.Olsa da bazıları işe yaramaz.Özellerden birinin santralini üç kere cep telefonundan aramama rağmen açan olmadı.Anlayın yani bu kalabalık şehir kaç doktora emanet.Daha önce Çağıl için gittiğimiz özel doktor dışarıda son model jeeple geziyor ama muayehanesi Nuh Nebi' den kalma dekorasyonda..Diplomaların tozu senelerdir alınmamış..En son gittiği kurs belgesi benle yaşıt ama beyefendi son model jeeplerde..Neyse 8'li askı denen bir zerzavat taktılar ve eve geldik.Ertesi gün yani bugün daha iyi methiyeler duyduğum bir ortopedistin olduğu diğer özel hastaneye gittik.Öğlene kadar acil sırası bekledik :))
Doktorla konuşmamız sonucu ameliyata gerek olmadığına ama 45 gün boyunca araba kullanmak dahil yaşantısına dikkat etmesi gerektiğini belirtti.Sekizli askı bu sefer başka bir aparattan takıldı.Bununla duş almakta yok.Ben takıp çıkaracağım ve sıkı sıkı bağlayacağım tekrar.Konumu ise şu son moda bolerolar var ya kısacık onun eninin dar olduğunu düşünün yani sırtında yatay bir sekiz var.Şimdilik ucuz kurtardık bence..Hem yoğun iş tempomuz, hem de büroda taşınma işlerimiz varken ameliyat olayı bizi çok zorlardı..Daha kötü olasılıkları aklıma bile getirmek istemiyorum.Çünkü yola düştüğünde araçlar geçebilirdi..Sadece sağ elini kullanabiliyor ve bilgisayar kullanabileceği için de işleri takip edebileceğiz..ama her yere ve her gün işe gidip gelirken, günlük işlerini yaparken yanında olmak zorundayım.Umarım uslu bir hasta olur ve yasakları delmeye kalkmaz..Gözüm üzerinde...

Zor bir gündü..Daha önce de zor günler geçirdik.Sadece kendine yeterince dikkat etmezse endişesindeyim..Dün gece de uyuduğumuzu söyleyemeyeceğim.Hem sıcaktan hem sıkıntıdan sabaha kadar kalktık kalktık dolaştık.Bugün bir ara gelip yatak odasına da klima taktırdım.Ağrısı olunca şimdiye kadar rahatsız olmadığımız sıcak bile fazla geldi.

Şimdilik bu kadar.Sadece haftasonu yazmadığımdan neden yazı yok sorularına cevap olsun diye ve bu aralar telefonlarda dikkatim dağınık konuşmam yüzünden açıklama yapmak istedim.Bir de sizinle paylaşmak..

Age35 ,bana yorumlarda bir soru sormuş..Ona cevap verirken geçmişi hatırladım..Buraya da eklemek istedim ki ne demek istediğim daha net anlaşılsın..Devlet bence azınlıklarla (!)uğraşacağına bunlarla uğraşsın.Bunu da bakanlık linklerinden buraya gelip beni okuyanlar görsün inşallah..Ne değişecek bilemem..Hala modern ve çağdaş binalarda idealist insanlar tarafından bu ülke ve bu sektör yürüyor..Hani söyleyeyim dedim..Politikalar değişiyor olabilir ama düzen değişmiyor..Kimse de hangi politikadan olursa olsun bu düzeni değiştiremez, para tatlı çünkü.

Mesela geçen haziranda Uzunbey motordan düştüğünde bizim işe daha yakın olan özel hastaneye gittik, acil gittik ya ortopedist meşgulmüş saat 11 ,bize 2 de randevu verdiler..Bizde devlet hastanesinin aciline gittik,ayağı şişti sabahtan iki saat içinde..Acilde tanıdığımız bir doktor var istersen ortopediste gösterelim dedi..İriyarı sert görünüşlü esmer bir adam..Zaten içeride beş dakika durduk.Beni belgeler için dışarıya çağırdı görevli..Döndüm ve doktora sordum ne durumda diye..Hani ben refakatçıyım, belki tansiyonu düştü ve hasta anlayabilecek durumda değil..Bana dönüp, anlattım ben ona..Çık dışarı dedi..Taş çatlasa içeride 5 dakika durmamışızdır..Ben sinirli bakınca da Uzunbey boşver çık diye işaret etti..Bundan gelecek hayır bu kadar deyip bende Allaha havale ettim.Bunlar cahil insanlara bağırıp çağırmaya alışmışlar hastanelerde..Aslında her kuşun eti yenmez numarası çekmek lazım ama..İşim çok,uğraşamadım.Yine de punduna getirip sormak lazımdı..Niye ...bizi dışarı atıp bir ilçe sakinine hastaneye yaptırdığınız tenis sahasına mı gideceksiniz..Düşünebiliyormusunuz ? Bizim sosyetik doktorlarımız ya da giden başhekim bilmiyorum artık kim istediyse bu absürd bağışı ..Yeni açılan hastaneye ne yaptırayım diye bağış yapmak isteyen birine tenis kortu yaptırıyorlar..Ben yapanların yalancısıyım..Aha ! işte orada, hastanenin bahçesinde yeni yapılan adliyenin bitişiğinde duruyor öyle..İsteyen görüntüleyebilir..Ata sporumuz tenis ya..Oynamadan duramıyoruz.Şimdi diyeceksiniz ki bu doktorun günahı ne o mu istedi bu kortu..Olsun sanki o sert sert etrafa ve hastalara bağırabilme hakkına sahipse -kendince-özellikle bana sataşıp dalaşmak için kaşınıyorsa ben ne yapayım..Çok sesi çıkan, hep bağırarak etrafı sindirmeye çalışan erkeklerden herkes korkmaz,özellikle dalaşmak için bende ona sataşacaktım işte.Hatta bir daha gördüğümde tetiklemezsem namerdim.Nerde karşılaşırsak karşılaşalım,söyleyeceğim.

Bir toplantıda izin almadan kapalı yerde sigarasını yakan doktor hanıma da istemeden (!) benimde sigara içen ( iç hastalıkları uzmanı ya da röntgen çeken doktordu şimdi aklıma gelmedi)bir doktorun inandırıcılığını yitirdiğini ve aslında fuhuş yapmış zabıta amiri kadar güvenilirliği kaldığını söylemem tesadüfen gelişmiş bir olaydı aslında.Hem kapalı mekanda hem de sormadan yakmasaydı o da sigarayı. .Çok kötü bir örnek bence:)) Hala sigara içmeyi karizma sanan kadınlar var ya! Ne diyeyim ben sana. Demode şey.Sen kişiliğinle etkile bizi..Boşver sigara tüttürmeyi. Hatta puro iç..Ahşap kutularda masanda sakla.Ucunu kesen aleti de özel kutusunda taşı.. ama nerde sen de o kültür.

Benim hastane anılarım bitmez..Çok gezen çok bilirmiş ya..Belki bir gün buralarda da devlet hastanesine gelen hastalara psikolojik yaklaşımları yumuşak, açıklayıcı bilgiler veren, mikroplu gibi davranıp yüzüne bile bakmayan doktorların verdiği ilacı kullanmak zorunda kalmayan hastalar olarak iyi doktorlara kavuşuruz..Hiç kimse ama çok kişi ile muhatab oluyorlar ve zor bir yaşam onların ki demesin..Sanki herkesin yaşantısı güllük gülistanlık bu ülkede..Onu bilir onu söylerim..İçinde insan sevgisi olmayan kişiler eğitim ve sağlık sektöründe çalışmasın lütfen..