lokum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lokum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Temmuz 07, 2010

Taa uzak yollardan..

Gün geçtikçe eski tatları arıyor insan.Şimdi bakınca Smirnoff meyveli votka mı çıkardı demeyin, o benim yaptığım anneanne usulu meyvesuyum. Marttan beri daha sağlıklı yaşamaya ve biraz kilo vermeye çalışıyorum. Kilo verdim, çok değil ama biraz beni rahatlatacak kadar. Bazıları için çok olabilir ama benim için bir başlangıç sayısı.Yani yine kiloluyum başkalarına göre ama gören aaa kilo vermişsin diyecek kadarda zayıfladım.
Zayıflarken dikkat ettiğim şey,
1-kendime göre davrandım,başkalarının durumuna göre hareket etmedim.
2- hamurişini ve tatlıyı kestim, günde 1-1.5 litre su içtim.Su içmediğim zamanlarda kilo veremedim.(Kilo vermenin esası su içmeye dayanıyor.İçmediğiniz taktirde sadece aç gezmekle yetiniyorsunuz. )
3-yemeklerde bir öğün ekmek yedim diğer öğünleri ekmeksiz yemeye dikkat ettim.
4-baharda özellikle uzunbeyle fırsat buldukça yürüdük hatta fırsat yarattık yürümek için. Şimdi çok sıcak olduğundan yürünmüyor belki yüzmeye başlarım.
5-bizim gibi kilolu insanlar zayıfladıklarında sarkma tehlikesi olduğundan kesinlikle spor yapmalı diyorum eğer benim gibi spor yapacak zamanınız yoksa da profesyonellerden yardım isteyeceksiniz ki bende öyle yaptım.

Zen'de bulunan starvac diye bir program var.Bu program hem bölgesel zayıflamada hem de selilütlerde etkili. Bu program nisan da beş hafta sürdü. Zen, diet programını bana bıraktı.Diet kısmını kendim hallettim.Evet itiraf ediyorum senelerdir biliyordum ama canım yapmak istemiyordu. Çünkü başkaları için zayıflamak istemiyordum, zayıflayacaksam kendim için yapmalıydım. Aslında uzun zamandır karar vermiştim ama en son sıkıldım insanlardan.Çünkü sadece zayıf oldukları için başkalarına laf söylemeyi beceri sananlar yüzünden, işte biraz çaba gösterdim, gitti bir oniki kilo kadar. Üç haneli rakamlardan iki hanelilere indim :) Kendim için ama..

Başta zor oldu, çünkü yemek kültürü fazla gelişmiş insanlar anlar ancak ne demek istediğimi,yemek yemek bir sanat, keyifli ve hoş zamanlar olmalı,mümkünse de yemekler güzel olmalı. Ben başlarda savaş gibi gördüm. Bu savaşçı ruhumda olmasa hiçbirşey yapamam sanırım bu dünyada.. :P Ne kadar az yersem kardır dedim kendime.. ve az yemeğe alıştırdım bünyemi.
İçki de içtim ,okudunuz zaten.. ama içki içmek kalori için tehlikeli.. Haftada bir kereden fazla olmamasına dikkat ettim ve bir kadeh,kaçamakla iki kadehi buldu bazen. Benim gibi sosyal yaşantısı olan biri için zor. Hele bir nisan ayı geçirdim ki evlere şenlik, doğumgünleri, yemekler, dost toplantıları.. Yine de ritmi bozmadım.Beş haftalık programı hiç sektirmeden bitirdim. Arada yosuna girdim ki özellikle göğüs kısmı için toparlayıcı oldu.Bu zaten benim starvac programıma dahildi.Bu yüzden özel durum gerektirmedi.

Beş haftalık dönem bitince de bırakmadım,koruma programındayım şimdi. Yalnız iş ve çağılın sınavı nedeniyle 2-3 haftadır programıma ara verdim.
Benim programım haftada üç gündü.Şimdi haftada bir gidip kendime özel programıma devam ediyorum.Bunu kişinin kilosuna ve durumuna göre Zen ayarlıyor.

Şimdi bir bölüm atladım. Önümde bir kaç bölüm var :)) Arzu ediyorum ki biraz daha verebilirsem çok mutlu olacağım.Hoş veremezsem de mutluyum,çünkü başladığım zaman tamamen sağlık açısından kilo olayına yaklaştım. Ne kadar verebilirsem kardır dedim kendime. Ancak doksanlı kilolarda olmak beni rahatlattı.Sağlık açısından güzel bir şey.Estetik olarak da inceldim, bazı kıyafetlerimi verdim bile.. Bazılarını da küçülttüm.Çünkü biraz daha vermek istiyorum.Eğer rahatsız edecek bir durum olmazsa tabii ki..

Olaya daha sağlıklı yaşamak adına bakıyorum.Çünkü hayatta en sevmediğim insanlar kilo takıntılı olanlar. Başkalarınında hayata kendileri gibi baktığını düşünüyorlar. Oysa ben sağlık açısından korkuyorum. Neyse şimdi bir duraklama devresindeyim.Dikkat ediyorum ama eskisi kadar sıkı bir dönem değil. Kilomun oturmasına dikkat ediyorum ki almayayım.. ama eskisi gibi yemiyorum .. Kilo veren herkesin dediği gibi çok sıkı değil ama şu anki kilomu koruyorum.

Başkalarına göre hareket etmediğim için rahatım, hamur işi de yedim bu dönemde. Yalnız spor kısmı sıcaktan eksik kalıyor. Son bir haftadır çok sıcak buraları. Festivalden ve tüm bir yılın yoğunluğundan sonra erken kalkıp yürümekte mümkün değil.Bu yüzden ikinci bölümde kendimi denizlere vurasım var :)) İlk fırsatta öğlene kadar denize gidip öğlende işe geçeceğim.Bir dönem yapmıştım.Yine yapmak istiyorum.Yeni programa girdiğimde sizlere yazarım artık.İlk bölümü yazmadım, bekledim çünkü biraz sonuçlansın. On iki kilo iyi bir rakam aslında ama ruhum değişmedi gördüğünüz gibi :)) takıntı yapılacak bir şey değilmiş yani.Gerçi ben öyle tiplerden uzak durmaya çalışıyorum -hiç işim olmaz, hayatı kafasına göre yaşamalı insan bedenine göre değil..! Hoş bunu da farketmeyenler, görmemezlikten gelenler de oluyor, olsun ya herkes kendi köşesinde yaşıyor işte, ben kilo verdim onlar için değişen bir şey oldu mu..? Olmadı ama karşına geçip hep böyle irimiydiniz diyebiliyor ilk tanıştığın biri..? Sana ne..!!! Sanane kuzum..! Hayat benim, rahatsız oluyorsan bakma, hatta bana da bulaşma ki rahat edeyim değil mi..?

Farkındayım... Alışılagelmiş bir rejim yazısı değil bu ama ben zaten alışıla gelmiş bir "şişko" olmadım ki şimdi de aynı olayım. Neyse benim yolum uzun. Daha vermem gereken kilolar var. Daha durmak istediğim noktayı şimdilik bilmiyorum,sadece biraz daha vermek istiyorum.
Ha eklemek isterim ki starvac sistemiyle fit göründüm, sarkmadım, hatta toparladı beni, linkte gerekli teknik bilgi var, ben işin estetik kısmıyla ilgili söyleyebilirim ki çok kilo verdim ama starvacla da inceldim.Teşekkürler Zen. Dağıldığım zamanlarda oldu, beni vücutsal olarak toparladığı gibi ruhsal zamanlarda da toparladı, büyük destek verdi, orta şekerli kahveler içirdi :)), fal baktı, dinledi, bazen kızdı, bazen başkalarına karşı korudu, bitkisel çaylar yaptı,her yönden destek verdi. Hayatı boyunca kilo vermeyi düşünmemiş birine kilo vermenin bilincini yerleştirdi..Teşekkürler Selma.. Sen olmasan bu kadar olmazdı.

Şimdi gelelim bu konunun başına, meyve suyuna. Şekerli ve kalorili içecekleri, özellikle içki içmeyi seviyorum ya içkiye bir çare bulamadım.Seviyorum ama az içmeye çalışıyorum ya da içeceğim zaman başka şeyleri yemiyorum falan. Meyvesuyu ya da light içecekleri içememek adına evde kendime bu içeceği yaptım.Normalde de bazen dışarıda kola içeceksem de max ya da zero içiyorum.Çok nadir, yazında bu sıcakta ayran içilmiyor,yoksa bir dönem bol bol dışarıda yemek yerken cola yerine ayran içtim. Metobolik denge sıvısı var annem içer sık sık, ünlü bir doktorun. Ben o malzemelere - yani elma, karabiber,karanfil,tarçın kabuğu- olan karışıma ki bu tarif nette var sanırım , gözkararı kuru kayısı, bu mevsim çıkan kara erik, ve taze kayısı ve maydanoz ekledim. Tarçın kabuğunu biraz arttırdım ve kaynattım. Soğuyunca erikleri ve kayısıları içinde ezdim.Böylece tam meyvesuyu oldu.Şişeye koyup soğuttum.Bu sıcaklarda ki burada susayınca su falan kesmiyor,özellikle bir şey içmek istediğimde onu içtim yemeklerde ve sonra. Ev üyeleri beğenmedi sanırım ama ben şekersiz olduğundan bayıldım.Hem sağlıklı hem de şekersiz olması işime geldi.Sık yapmaya karar verdim kendim için.Maydanoz suyunu içemem çünkü o şekilde .Ödem attırıcı bir özelliği var ya arada içmek iyi olur.

Bu ikramlar festival için yapıldı.Festivalde yemek standı açtık. Berna bana lokumlu milföy yapsana dedi, olur dedim çünkü benim için çok pratik. Buzdolabımda her zaman milföy hamuru vardır acil bir durum için. Daha önce yazmış olabilirim ama Zehra'da (cafe derin) yazsana blogda deyince fotoğrafladım.
Uzunbey bu marka lokum almış,aslında cevizli ya da fıstıklı lokum olmalı.Bu ikram benim özel spesyalim. Lokumlar gözüme az gözükünce ikiye kestim.Aslında kesilmese süper olur :) Yani mümkünse 1 tane cevizli lokum bir kareye olmalı..

Bir milföy hamurunu dörde kesiyorsunuz.Her kareye bir lokum yerleştirip bohça şeklinde kapatıyorsunuz.Bohçanın altı tepsiye gelecek şekilde olacak.Milföy hamuru yağlı olduğundan tepsiyi yağlamıyorum. Yalnız püf noktası hamurlar dizildikten sonra hamurun üstüne bıçakla iki kesik atıyorsunuz. Dikkatli bakarsanız tepside göreceksiniz.Birde başka malzeme de olur ama lokumlu milföyde bohçalar kenarlardan akmasın diye açık olmadan dizilmeli,üstüne yumurta sarısı olmalı ve kızarmış olarak çıkmalı.Benim yaptığım gibi yanlış görüp kızarmadan çıkarmayın ve yumurta bittiği için üstünü yumurtalamadan atmayın. Çıkardığınız gibi de pudra şekerini üstüne döküp soğumasını bekleyin.

Afiyet olsun..


Lokumlu milföy..



Bunlarda cafederin Zehra'dan gördüğüm sütlü poğaçalar ama fazla kızarmışı :))

Her sene yaptığım vişne likörü .. Geleneğim oldu artık :) Bunlar artanlar, normalde meyvesuyu şişelerine yapıyorum. Bu sene şekerini az tuttum,çok şekerli olmuştu geçen senekiler.

Festivalimize her sene katılan Sunay Akın,insan her sene anlatacak değişik konuyu nerden bulur ki..? Sunay Akınsa bulur.Burada da kendi hayat hikayesini anlatan sunucuyu arada durdurup konuyu geniş örneklerle betimliyor :)) Yanında da Meltem Vural.

Seyirciler kalabalık,yoldan sesini duyanda gelip bakıyor bu kim diye.Bu sene daha bir coşkulu ve iyi gördüm.. Yan standlarda da kitap imzaladılar.

Cafe derin - Zehra bu güzellikleri yapmış, Mavi kuş standında festival için.Akşamdan bana bir şeyler yapacağım derken bu kadar güzel şeyler getireceğini düşünmemiştim aslında.Evet biliyorum herzaman güzel şeyler yapıyor ama o kuşları ve kekleri görmeniz hatta yemeniz lazımdı.Kime göstersem ay bunlar da ne güzel deyip hayretle baktı.Biz giderken uğrayıp öğlende Çağılla teslim aldığımızda Çağıl, göz ucuyla kutuyu açıp baktı ve anne inanmayacaksın bunları en az 3-4 saatte yapmış dedi.

mavikuş kurabiyelerimiz :)) herkes dönüp bir daha baktı..

Bizim festival ilk gün Hisarönü karnavalıyla başladı. ikinci gün bizim etkinliklerimiz başladığından ve ben yoğun olduğumdan cuma gecesi ilk gidebildim,bizim kızlarda geldiler, hepsi bizim de blog kızları demek istediğim.. Gülen ve Zehra...
Cuma gecesi önce Fethiyede kültür merkezinde olan söyleşide buluştuk.Sunay Akın- Meltem Vural 'ı izledik.Sonra hep beraber yukarıya çıktık yani Hisarönüne.Akşam saatleri güle oynaya Gülen'inde yazdığı gibi güzel geçti.Derin bizim için kurabiyelerden sattı. Zehra yemek standını dizdi,Gülen'de getirdiklerimizi boşalttı.Bende seyrettim dermişim :))
Hep beraber akşam toplandık ve Zehra ile yakın oturduğumuzdan onu alıp eve döndük.
Cumartesi günü hem evde temizlik günüydü,unutmuşum kapı çalınıp yardımcımı görünce hatırladım :) hem de o gece yemeğe davetliydik özel bir sosyal klüp başkanlığına arkadaşımız geçti, devir teslim törenine davet edildik.
Gece ancak 12 de yemek bitti ve Ölüdenize gidip Çağıl'ı aldık.
Pazar sabahı yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz çantanın sahibi arkadaşımın çocuğunun doğumgünüydü.. Pastamızı ve hediyelerimiz alıp sabah beraber kahvaltıya gittik.Öğleden sonraki partilerine kalamayacağımız için sabahtan kutladık.
O gün yani pazar günü sabahtan kahvaltı- daha öncede gittiğimiz Yanıklardaki cevizaltı restaurant, öğleden sonra Girdev Yaylası Kuş Gözlemi ve akşam Ölüdeniz Festivaline giderek kendimce yine bir rekor kırdım.
Mavi Kuş standı.. Bu sefer ağırlık yiyecek ve giysideydi,çünkü 30 ağustosta kermes yapmayı düşünüyoruz.
Şimdiye kadar yazmaya fırsat bulamadığım Ölüdeniz Yunus parkı olayımız var ki son hızla burada savaşıyoruz.. Hatta İngilizler çoğunluklu olmak üzere yürüdüler de.Ben o gün müsait değildim ama elimden ne gelirse yapmaya çalışıyorum.
Olay şu ki gerçekte yunuslar küçük bir havuzda gösteri yapsınlar diye tutuluyor.Oysa bu yunus parkları belli standartlarda ve denizin içinde olmalı.Bu havuz eski bir otelin küçük havuzu.Hiçbir özelliği yok ve yunuslar için tehlikeli. Bunun için yürüyüş yaptılar Ölüdenizde..
Facebook sayfası.. ve imza kampanyası.. (kapandı ama görün istedim)
Son durum şu, ruhsat daha çıkmadı ama kaymakamlık bir sakıncası olmazsa eğer ruhsat verecek, oysa sakıncası var ve buradan kolay ruhsat çıkmaz diye düşünüyoruz.Oysa bu işletme bakanlıktan izin alma peşinde, umarım bu izin çıkmaz yoksa o iki yunus bile bile ölüme bırakılacak havuza değil. Eğer izin çıkarsa da ne olacağını kestiremiyorum.. İngilizler bu olayı çok önemsiyorlar hatta Türklerden çok. Millet para kazanma derdinde buralarda yunuslarla uğraşacak zamanı yok ,herkes turizm yapma derdinde.Bu sene gerek havalar gerekse krizden dolayı işler kötü. Ancak şimdi iş yapmaya başladılar..
Yarın gece FIG yemeğimiz var, FIG burada kurduğumuz yaşayan yabancıların oluşturduğu bir grup. FETAV' ın alt grubu.Biletler 15 lira. Bir kısmı FIG'e kalacak. Destek olmak için gitmeyi düşünüyoruz.İkinci el satışları ve öğrencilere bursları ilk FIG ile başlamıştık Başlamıştık diyorum, çünkü kuruluş aşamasında ve elim değdiğince yanlarındayım..
Cuma gecesi Kaya Sarnıç restaurantta Rembetiko gecesi var, gitmeyi düşünüyoruz..
Yarın sabah Çekmeceden çok eski ahbaplarımız geliyor tatile, sabah onları karşılayacağım kısmet olursa.. Bende değil otelde kalacaklar ama çocukluğumdan hatta Demirköyden tanışıyoruz,akrabalarım gibiler.. Annemle babamın yakın arkadaşları..
Geçen hafta festivalde de annemlerin eski komşusu Hisarönünde tatile gelmiş, altlı üstlü on sene komşu oturduk aynı evde ben evlenmeden.. Sık görüştüğümüz bir aileydi onlarda.. Giderken arkalarından baktım ve bir film şeridi gibi geçti hayatım gözlerimin önünden..
Bugün sabahtan beri bu yazıyı yazmaya çalışıyorum. Günlerim çok yoğun geçiyor.Bu sene sanırım ben hiç durulmayacağım.Hayatım çabuk geçiyor sadece, buna üzülüyorum ve uzaklarda olduğuma bazen kızıyorum. Bu buradan keyif almamı önlemiyor ama yine de özlüyorum ..
Dikkat ederseniz Çağıl' ın sınavıyla ilgili bir şey yazmıyorum. Bu ayın onbeşinde puanlar açıklanacak,hayırlısıyla bekliyoruz sonuçları.Şimdilik bir terslik yok diyebilirim.. Belli olsun ilk sevdiklerimle paylaşacağım :))
Puanlar gelince tercihler yazılacak ama en azından puan belirleyici olduğundan yaklaşık sonuçlar tahmin edilebilecek,oysa şimdi herşey belirsiz.
Pazar günü kuş gözlem gezisine gittim ya, bundan sonraki yazı Girdev Gölü olacak,nefis fotoğraflar çektim. Bir yazıya sığmayacak fotoğraflar olduğundan ikiye böldüm.
Günün kitap tavsiyesi : Aycan Alp'in Kuresel Tezgah ve Turkiye (teşekkürler Aysetun)

Cumartesi, Ocak 16, 2010

Seninle yaşlanmak istiyorum..

Geçen hafta yürüyüş, koşturma, toplantı, yemek ve işle dolu bir haftaydı. Öyle ki annemi bile aramadığım gün olmuş. Oysa her gece dizi saatlerinde ararım çünkü gündüz ben işteysem o da dışarıda olduğundan rahat konuşamıyoruz bu yüzden uzun zamandır geceleri arıyorum.Gece konuşamazsak sabahları araşır, halimizi hatırımızı öğrenip kısa bir konuşmayla geçeriz.Ya da ben gözden uzak bir köşe bulup rahat rahat uzun konuşmlar yaparım arada bir.

Bugün ilk defa evdeyim ve başkalarına ev işi yapacağım dediğim oysa bilgisayar keyfi yaptığım saatlerle geçirmek istiyorum :) Çayımı içtim,yavaş yavaş kahvemi hazırlıyorum.

Fotoğraf Hillside üstündeki yürüyüş yolundan..Karagözlerden Kayaköye geçen Likya Yolu öncesi hazırlık yolu diyebilirim. Kısa ama çok güzel bir parkur. Biz tabii ki normal şekilde yürümüyoruz,Kayaköye giderken arabayı orman içinde parkedip istediğimiz oranda yürüyüp dönüyoruz.Ares gezmiş oluyor,bizde yürümüş. Başkalarıyla yürüyecek oranda hem antremanlı değiliz hem de başkalarına göre plan yapamıyoruz zaman olarak. Ekip belli, Ares,Uzunbey ve ben. Çağıl bu sene dershanede ama geçen gece yanyana otururken , bende maillerime bakıyorum , hadi bana resim göster dedi, normalde biz dışarıda yediğimiz içtiğimiz şeyleri pek konuşmayız,gerek görmüyoruz -ama ben bloğa yazdığımdan herkes görüyor o başka- Çağıl resimleri gördükçe bu ne , buna ne zaman gittiniz, bundan sonra bende yürüyüşlere geliyorum, o kadehler ne, bunu da mı içtiniz- son piknik görüntüleri üstüne- oysa her gittiğimiz yere mutlaka sonradan beraberde gidiyoruz biz.Ya da önceden gittiğimiz bir yerde olsa mutlaka beraber gitmişizdir..Zaten Fethiyede ne kadar değişik yer olabilir ki.. :) gidemediğimiz ama yeme içme kısmına meraklı biri olunca aklı bizde kalıyor işte..Ona gelecek sene üniversitede bu kısımları bol bol yaşayacağını söylüyorum.. Hatta muhtemelen yemeğe düşkün biri olduğu için bu konularda gurme olacağını düşünüyoruz Uzunbeyle.. İlk günleri kesinlikle mekan keşfetmekle geçecektir mutlaka.. Aklıma benim Maçka -Nişantaşındaki öğrencilik günlerim geldi, o zamanlar yenen menemen bile ne kadar değişik ve özel gelirdi, bizde özel mekanlara giderdik ama baba da anne gibi yemeğe meraklı olunca çocuğun böyle olması sürpriz değil :)) Bence beraber gittiğin kişiler o mekanı özel yapan ama yalnız da gitsem keyif alırım ben yine de arkadaşlarla paylaşmak kadar özel olmuyor.
Yol arabanın geçmesi için uygun genelde bu tarz yollarda gezmeye çalışıyoruz çünkü Ares çamurlar içinde gezmeyi sevdiğinden arabanın arka koltuğundaki ki kilim kışın çamur içinde kalıyor, biri oturacağında kaldırıyoruz ve genelde yürüyüşlerde su ve çamur dolu yollara girmemeyi tercih ediyoruz.
Köylünün arı kovanları- Durup arı şeylerinin resmini çekeceğim dedim yürürken Uzunbey dalga geçti, iyi de daha kahvaltı etmemişiz, kahve içmemişim, afyonum patlamamış,saat sekiz civarı, benim gibi haftayı yorgun geçiren bir kadın kalkıp çocuğu dershaneye bırakıp saat sekizde yürüyüşe gelmiş hala dır dır diye ben ona takıldım bu sefer.Hem bazen canımı sıkarsa sen İstanbulun göbeğinde apartmanda mı gördün benim çocukluğum Istırancalarda geçti,ben senden daha iyi bilirim deyip sataşıyorum da kızarsam.Öğretmen çocuğu olup her ne kadar tarla görmesem de yeri gelince bana hava atmasına izin de vermem aslında.Bana ne.. Aramızda kalsın sadece gördüm zaten arı kovanları, çok da bilmem, Demirköyde çok arı vardır (bol ağaç ,ormanlık ve güzel hava ) sonra Mimarsinan ,yine doğal ve hoş bir yerdi o zaman etrafımızda deniz manzaralı yerler,ağaçlar,bahçeli evler, tek bir arı ısırmamıştır beni otuz yaşıma kadar. O kadar sokakta ve doğada oynamış bir çocuk olarak , seneler sonra Sinanoba da bir pasajda işyerimde biriyle konuşurken kulağımın altında boynumdan ısırdığında ne kadar şaşırdığımı siz tahmin edin artık. Şehirleşmeye tepki bence arılardan.. Doğaya dönük büyük bir kentleşme yeri de olsa Sinanoba gidecek yer,konacak çiçekler etrafta azaldıkça arılarda nereye konacağını şaşırmış olmalı kesinlikle.
Yürüyüş sonrası Kayaköye bir gittik ki gözlemeciler kapalı, kış ya insanlar kalkıp dükkan açmamış bile.. Kahvenin hemen yanındaki bir tek açıktı..Bizde oraya girdik, güzeldir oranında gözlemesi. Gelin İngiliz bu yüzden Hisarönündeki car boota gitmiş eşiyle,teyze açmış dükkanı.Önce çay sonra gözlemeler iyi geldi .. Kaya Fethiyeden soğuktu. Yayla oluyor ya. Bu konuda da bir itirafım var aslında. Şimdi biz İstanbulda yayla görmedik ya da kullanmıyoruz ya..
Ben yaylayı da Bahçelievlerdeki gibi bir yer isim sanıyordum buraya ilk geldiğimde. Yani onun bir kültür olduğunu bilemedim tabii ki.. Bizde yayla diye bir şey yok, her yer yayla,yeşillik temiz hava (Trakya için söylüyorum, zaten öyle bir kullanımı yok o kelimenin)İstanbulda duysak da ne olduğunu anlamamışım demek ki.. Sadece tatillerde İstanbuldan çıkınca öğrenilmiyor bu kültür.Gezip görmek lazımmış.Meğer her yerin yaylası başkaymış, her köy yaz kış farklı yerlerde yaşarmış, göçermiş.. Mesela her köyün yaylası ve sahili farklı. Yine de bu yüzden sanırım pek yayla sevmiyorum ben buralarda. Sahilde deniz varken gidip devamlı yaşanacak bir yer olamaz benim için yaylalar..Sağlık açısından her ne kadar durum tam tersi olsada. Beni çok cezbetmedi yaylalar işte ama Kaya başka.. Kaya 'yı seviyorum. Üzümlü ya da Kaya dışındaki yerler sadece bir gün gezilip görülecek yerler benim için.
Bu beşamel soslu brokoli, benim genelde sebze istediğimde yaptığım ya da misafir geldiğinde misafirler tarafından beğenileceğini bildiğim bir fırın yemeği.. Brokoli haşlanır, fırın kabına konur , üstüne beşamel sos ve kaşar konur, kaşar kızarana kadar fırında pişirilir. O gece de biter hiç kalmaz.
Bazen aynısını karnıbaharla yaparım ama baharatlarını da eksik tutmam.Genelde yemeklerimde kimyon, karabiber, duruma göre zeytinyağlılarda kekik, etlilerde nane, dolmada yenibahar, tatlılarda tarçın, tavukta safran, börek ve poğaçalarda susam ve çörekotu çoğunlukla sarmısak kullanmaya gayret ederim. Tereyağını özel soslarda ve bazen pilavlarda, zeytinyağını yemeklerde, sızma zeytinyağını salatalarda, nar ekşisini balıkta ve salatada kullanırım, hardalı kesinlikle patates kızartmasında ve tavuklarda çok severim , onsuz yemem diyecek kadar belki de ama yerim yine de..Birde sirke ben sirkeli salata severim,Burcu sirkeli yemez,annem gittiğimizde bazen sorar sirkede koyayım mı diye..Limonlu ve sirkeli hatta,mümkünse ikisi birden olabilir..
Şarap için davet ettiğim arkadaşlara bu menü kesinlikle çıkarılır.. Meyveden çok bu tarz yiyecekler ikram etmeyi severim birde.Meyve ikram edeceksem de kendim servis yaparım. Yani soyup ,süsleyip, tabaklarda hazır vaziyette.Tabakla soyulmamış gelen bana estetik gelmez, gidersem duruma göre yerim ama koca tabaklarda portakal gibi meyveler ve yanında meyve bıçağı bana da yemek zor gelir..Muhabbetin en koyu yerinde çoğunlukla politika ya da iş konuşuyorsun al portakalı soy, nar veremezsin, muz koy, ya da kivi diyelim ..yemek komik geliyor işte..Meyve yalnız yenmeli bence :)Ya da romantik şekilde iki kişi yemeli :) Ya da evde benim yaptığım gibi soyup herkesin önüne hazır çatalla bırakılmış servise hazır.. Sunumu güzel olursa kim soydu nasıl ayıkladı gibi konuları düşünmeden..

Bunlar benim spesiyalitem olan milföylü börekler.. Senelerdir yaparım ilk zamanlardan beri. Milföyler hazır,zaten bu yüzden seviyorum.Buzdolabımda her zaman olur, ani bir durumda kullanılır. Bir milföy yaprağını hiç açmadan hemen artı şeklinde dörde bölersin, dört parçaya evdeki duruma göre sosis, haşlanmış patates , ekşimik(lor) ,kaşarlı, peynir,ıspanak,kıymalı pırasa, kıyma ne isterseniz koyabilirsiniz.. Ben genelde iki çeşit börek yaparım, biri etli ise diğeri süt ürünlerinden biri ya da patatesli olur.Seveni sevmeyeni olabilir diye ama nedense böreklerim hep biter :) Yani yemeyeni görmedim hem de elde açmam,hazır yufkadan yaparım tepsi böreğini..Bunun bir nedeni de genelde tuzlu için bir tabak tatlı için ikinci servis tabağı kullanırım.. Devamı yok diye herkes tuzluları önceden bitirmiş de olabilir sormadım,merak da etmiyorum:P
Neyse devam edelim sonra bu küçük dört parçadan birini alıp içini doldurup bohça şeklinde kapatırız, kapattığımız kısmı alta gelecek şekilde tepsiye yerleştiririz, tepsinin yağlanmasına gerek yok, yağlı hamur olduğundan zamanında çıkarırsanız yapışmaz.Üstünü iki bıçak darbesiyle çiziniz efendim..Niyesi yok,çizin daha güzel oluyor. Arzuya göre varsa yumurta sarısı çok çok az suyla çırpılır ve üste sürülür. Yoksa kullanmayabilirsiniz. Yapmaya başlarken fırın açılır, böylece siz bitirdiğinizde fırın sıcak olur. Yaprakları kullanmaya başladığınızda yumuşak olması gerektiğini hiç kullanmayanlar için hatırlatmak isterim.. Yaprakları kullanmadan onbeş dakika önce buzdolabından çıkarmış olsanız iyi olur. Üstleri kızarınca börekler de olmuş olur. İyi kızarsın ama altları yapışmadan çıkarırsanız iyi olur. Tepside soğumasını bekleyin birde.Sonra bir bıçak darbesiyle ya da elinizi dokundurduğunuzda kolayca çıkacaktır.
Yukarıda anlattığım tuzlu börek hallerine yine benim sık kullandığım lokumlu halleri var ki onlar işte ayrı bir tat. Yapılışı yine aynı yöntem ama bunun için iç yerine mümkünse fıstıklı , cevizli ve ya fındıklı lokum kullanırsanız daha iyi, yoksa kuş lokumu olabilir ya da kuş lokumu yanına evden ceviz ekleyebilirsiniz.. Aynı yöntemleri tekrar edip fırından çıktıktan sonra sıcak sıcak pudra şekerini döküp servis yapıyorsunuz..Şimdiye kadar beğenmeyenini görmedim diyebilirim.
Bu şekilde bir paketten seksen parça çıkıyor, ben genelde yarısını kullanırım, kırk tane kalabalık için bile yeterli bir miktar hem de ekonomik oluyor..

Bunlar sosisliler.. Üst resim bir misafirden alt resim başka bir misafirden ekleme.. Çiğ şekilde nasıl göründüğünü göstermek için.. İçi bol konmuş :) Özellikle kaşarlar bazen içinden taşabilir ziyanı yok, dışına yapışacağından ayrıca kızaracaklarından çok daha güzel bir tadı olacaktır, endişelenmeyiniz..


Bunlar Çarli'nin eşi Arzu' nun bana ördüğü eldivenler,dün erken evden çıkıp işten önce yürüyüşe gittik, hava hafif soğuktu, eldivenlerimi taktım..
Bu yolda yürüdük yine..


Arkada görünen koylardan Ares'in kafasının arkasında olanı Hill Side, uzakta görünen diğer kara parçası ise körfezin diğer ucu.. Yani bir üst resim Göcek ve Yassıcalar tarafını gösteriyor..

Perşembe günü öğlen bir cenaze törenindeydik. Ölüdeniz Belediye Başkanının annesi vefat etti, hem sevilen insanlar hem de oralı olunca gördüğüm en büyük kalabalıklardan biriydi, öğleden sonra da iki toplantı üst üste yapınca akşama çok yorulmuş halde eve döndüm.Uzunbeyle telefonlaşıp dışarıda yemeğe karar verdik. Bu gördüğünüz güzel sofra Kargı da Karataş Plajındaki sabahları gittiğimiz yer. Bize balık alıp gelebilirsiniz biz pişiririz demişlerdi,bizde gittik,hem güzel pişirmişler hem de yanındakiler çok lezzetliydi ,çok keyif aldık. Çok kibar ve daha önce turizmde çalışan bir usta var, bir kır lokantasına göre oldukça iyi bir servisi var. Eski yerin pahalı ve kötü yönetiminden sonra çok sakin ve uygun bir fiyat politikası da var ama sakin şimdilik.. Çok kalabalık olmuyor.. Bu da bize iyi geliyor :) Keyifli bir yemeğin ardından eve gidip dinlendik..

Ekmekleri kendileri yapıyorlar, sıcak ve taze halde gelmesi de çok hoş.Yanında tereyağı ve tulum peyniri de geliyor.
Ben zaten balık pişirmeyi sevmiyorum,hatta daha önce yazdım ayıklamadım hiç hayatımda,bilmiyorum da ayıklamasını..Şimdilik sadece pişirebiliyorum. İyi oldu böyle balık pazarına gidip kazıklanmaktan çok çok iyi bence..

Zen çok kitap okuyor, arada bende ona veriyorum benim kitaplardan.. Ondan da alıyorum.Bazen onda rastladığım benim dünyada haberim olmayacağı ama bir şekilde onda gördüğümde sevdiğim tarz kitaplarda oluyor.. Bu kitap gibi mesela, geçen gün ona kitap götürdüm, hem kahve içip sohbet ettik. Hastalıkların hangi düşüncelerden ortaya çıkabileceği konusunda güzel bir kitaptı, aşağıda son günlerde boğaz ağrısı çektiğimden -gerçi ben bu hafta çok konuştum yine biliyorum ama- neden ileri gelebileceğini öğrenmek açısından iyi bir kaynak. Bu tarz kitapları tavsiye ediyorum. Hastalanmadan ne olabileceğini görmekte fayda var.Testi kırılmadan misali..
Dün bir doğal ürünler satan bir yer açıldı, açılışta Zenle beraberdik ,dün onun doğumgünüymüş,ben de yeni öğrendim.Sürekli takip ediyordum ama öğrenememiştim, ben doğumgünlerini özel olarak sorup öğrenmeyi değil de farketmeden öğrenip insanları şaşırtmayı daha çok severim.Yine de becerememişim ki atlamışım.
Yasemin bizle yeni çalışmaya başlayan bir arkadaşımız.Geçenlerde onun yeşil şapkasını koymuştum, şimdi de şalı.. Birbirimize örgü kıyafetlerimizi ve aksesuarlarımızı sabahları işe geldiğimizde gösterip gösterip duruyoruz :))
Uzun zamandır bahçe resimleri koyamıyordum.. Hem az ilgilenebiliyorum hem de kış olduğundan.

Burasını yeniden düzenleyip oturabilecek hale getirmek istiyoruz bu yaz. Çam ağacı olduğundan masada oturup yemek yerken ya da birşey içerken çamdan iğne yapraklar dökülüyor, bu yüzden rahat oturulmuyor. Birisiyle görüştük önümüzdeki haftalarda düzenlenecek. Daha önce kendi yaptığımız kayrak taşı düzenlemesi de istediğimiz gibi olmadı.(Birde ben çok zor beğenirim, kendi yaptığımız hoşuma gitmedi-ıslandığında su masanın altında kalıyor ve zemin düz olmadığından benim ferforje koltuklar düz durmuyor, ağır olduğundan kolay çekilmiyor falan. Görünen kare taşlarla yapıp ,hafif yükselteceğiz. Resimlerini paylaşacağım daha sonra.) En keyifli yerin keyfini çıkaramıyoruz bahçede.

Bahçeyi yavaş yavaş temizleyip,düzene sokmaya çalışıyoruz ki bahara hazırlanalım.Klima üstündeki çiçekleri çam iğnelerinden temizledim. Bazı çiçekler çam altında yaşamadıkları gibi bazılarıda coştular.Demek ki çam altında sardunyalar, kurdele çiçekleri,yılbaşılar,kaktüsler , sukulentler ve ortancalar yaşayabilecekleri gibi yukalarda çok seviyormuş..

Testi şeklindeki saksılara sukulentleri çok yakıştırıyorum.

Geçen sene sandığın yerini değiştirmiştik,balkonun tam karşısına aldım ki hem göreyim hem de
orada kaybolan bir boşluğu değerlendireyim.Yalnız aşırı gölgede kalmak buz çiçeğine yaramadı ve sağda gördüğünüz gibi salkım salkım bozuldu,bende onu çıkarmadan yanına kaktüs ve sukulentler diktim.Bunlardan bazıları gölge olsada bozulacak cinste değiller.Daha da hoş durduğunu düşünüyorum böyle kaktüs bahçesi olunca.. Elime değişik cinsler geçtikçe de yanlarına ekleyeceğim..
Bu gördüğünüz saksı aslında bir karakovan.Hani karakovan balı diyoruz ya eskiden bu ağaç gövdeleri oyulup içine arıların bal yapması sağlanırmış.Tüm bir ağacın gövdesinin nasıl temizlendiğini ve balın nasıl çıkarıldığını düşünün artık. Bir köy ziyaretinde köylüler Uzunbeye hediye etmiş.O da bahçe dekorasyonunda değerlendirelim diye getirmiş..Ben içine bir saksı ve kurdele çiçeği kondurdum, o da yerini sevmiş belli ki..

Yılbaşı çiçeğim açmak üzere.. Bu resme yazı yazarken farkettim ki özel bir yılbaşı çiçeği yazısı yazmam gerekli..Çok değişik ve güzel bir çiçek fazla tanınmayan.Bende severim.Bana Çatalcayı hatırlatır.

Çamın altını temizlerken, tüm çiçekleri de elden geçirmek gerekti.Bu sene daha saksılarını değiştirmemeye karar verdim.Zaten geçen sene bahçeyle hiç ilgilenmedim. Sadece toprak ekledim,biraz da sardunyaları budadım. Her yer çam iğnesiydi zaten,mor salkımı da budadım,onları toparlayınca etraf açıldı.. Sokaktan bahçe görünmeye başladı ama bahara mor salkım açtıkça görünmeyecek yine. Etraftan görünen bir bahçeden hoşlanmıyorum da. Oturduğunda ses duysan bile görünmemek iyi oluyor :)

Bu kitaplar 2. el pazarından aldıklarım.. Şu an Zen okuyor. Ben zamanında okuduğum klasikleri kütüphaneye koymak için bulduğumda kaçırmıyorum. Aralarında bu tarz kitaplarda var, bir tanıdığımdan aldığımdan hepsi beş lira. Çocuk kitabı da var bu beş liranın içinde.Onlarda Atahan' a gidecek.

Mutfaktaki kümesim..Normalde canlılarını pek sevmem.Yanı bahçede goot goot dolaşmalarını..Kapalı ve büyük bir bahçesi olan kümesleri olmalı tavukların.. Bahçeyi eşeleyip dururlar çünkü.Yani tavukları ve kümes hayvanlarını sevmiyorum da. Bir gün geziyle bir yere gitmiştik, tavuğun biri folluğa yatmış bağırıyor.Bizim arabadaki kadınlardan biri bu saatte horoz ötüyor demez mi.. Çok komik gelmişti,tavukla horoz sesini ayıramayan biri, bazen köye gittiğimizde organik tarım ya da bu tarz bilgiler anlatırken köylüye de bu şekilde komik geldiğimizi düşünmeden edemem :)
Tavuk ve horozdan yumurtalıklarımda var ama onlar asılı bir rafta çekmemişim.Burcu almıştı.
Yazdım mı hatırlamıyorum ama bazen ben acaip kelimeler üretiyorum eğer kafam dalgınsa.. Adama köylü yumurtası var mı diyeceğime bunlar şehirli yumurtası mı dedim :)) Yani bildiğimiz markette satılan yumurtalara.Uzunbey yerlerde tabii.. Ben hala ne dediğimin farkında değilim ama adam dumur ! :)) Aramızda bir espri artık şehirli yumurtası :)) Biz pazardan köylü yumurtası alıyoruz ve artık uzunbey sanki önceden hiç şehirde yaşamamış ve tüm çocukluğu boyunca yememiş gibi market yumurtasıyla yapılan hiçbir şeyi yemiyor evde.Yani bizim şehirli yumurtaları artık bizim evde sadece börek ,çörek yapıldığında kullanılıyor o da diğeri olmazsa..
Ne kadar uzun uzun yazdım bu sefer,yazmayı ve bloğu özlemişim,yoğunluktan yazı yazamıyorum ya.
Bu örtü bir zamanlar gittiğim kumaş boyama kursundan.. Türk işi boya böyle oluyor.Kıl telaya ,böyle çizgi çizgi boyuyorsunuz.Bu da örnek olsun diye yaptığım işti. Kenarına sim çekip örtü yapmıştık.Şimdi tost makinasına örtmüşüm,görünce resimledim. 1995' lerden .. Beylikdüzünden..Yakın plan çektim ki belli olsun çizgileri aslı bu kadar büyük değil ve Türk işi kırlent deseni.


Nergis en sevdiğim çiçeklerden olmuştur hep. İstanbulda bu mevsim demet demet satılır her yerde, çook eskiden ilk Uzunbeyle o Gayrettepe de çalışırken buluşurduk ve bana alırdı hep. Ne zaman görse hiç kaçırmadan da senelerdir almaya devam etti. Uzun zamandır görmemiştim, buralarda zaten sokak satıcıları da yok çiçek satan kadınlar var ama gece bar-cafe geziyorlar, nergis yok.Burada pazara çıktık geçen gün, baktım yine ıskalamadı.. Pazarda görünce aldı. Benim bahçede var, daha açmadı,yenilerini de aldım geçen gün. Diktim bakalım ne zaman açacak ama bahçeden kıyıpta koparamıyorum. Vazo eski , annemden.

Geçen hafta gelen çocuklu arkadaşlarımız vardı ya.. Bu prenses de Aresi çok sevenlerden :)) Ares'in bakışları çok şey anlatıyor gibi :) değil mi..?

Sevim Hanımla kahve içtiğimiz gün, onun evinde gözüme takılanlardan.. Evin her yanı bu tarz eşyalarla ve eşinin yaptığı resimlerle dolu.

Onun kumaşa diktiği bir arkadaşının kıyafeti..Yaza bana da bir tane yapacağız :)) Bu kadar küçüğü olmayacak belki ama güzel olacak ben bluz istiyorum bu elbise..
Bu kadar uzun bir yazıya şiir koymak ne kadar doğru ama bugün Facebookta gördüm.. Paylaşmadan geçemeyeceğim.
Seninle Yaşlanmak İstiyorum..
Seneler Geçsin, Sen Beni bil ben seni bileyim istiyorum.
Benim olduğun kadar dostlarının,
Dostlarının olduğun kadar benim ol istiyorum.
Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki,
Öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Sen çok dertlenip, içip arkadaşlarınla eve gelmelisin.
Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim.
Güzel günlerimizi, evimizde, bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.
Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek.
Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuklarımız olmalı,
Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.
Geceleri ağladıkça sırasıyla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın.
Ve ben söylenerek sıranı almalıyım.
Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım,
Söylenerek yumurta kırmalısın.
Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken,
Herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.
Her şeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden.
Mutluda olsa, Kötüde olsa, Yaşadığımız günler bizimgünlerimiz olmalı.
Saçlara düşünce yada gidince aklar,
Çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.
Kavgasız, Her sabah cinayetle uyanılmayan, Sessiz bir yere gitmeliyiz.
Geceleri balkonda denizi seyredip, Sandalyelerimizde sallanmalıyız.
Eve gelip benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize,Geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız.
Öyle sevmelisin ki beni,
Bu yazdıklarım korkutmamalı seni,
Tebessümler açtırmalı yüzünde.
Bir gün bu hayatı bırakıp giderken,
Sadece mutluluk olmalı yüzümüzde
Birbirimiz sevmenin gururu olmalı
HERŞEYDE..
CAN YUCEL