ev hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Eylül 11, 2015

Gel...Her şey herkese anlatılmıyor..!

Bu resimleri koyup gitmişim.Gidiş o gidiş. (Bu yazı şehit yazısının  önünden yazılmış bir yazıydı.)Bir şekilde yazın özeti gibi resimler. Sağdaki Ares, soldaki Ateş. Bazı sabahlar ,gündüz çok sıcak olduğundan yürüdük,daha doğrusu onlar her gün yürüyorlar da ben her zaman katılamadım ama yüzdüm. Annemler gittiğinden beri her gün yüzüyorum.Yaklaşık iki aydır.Fırsat buldukça yürüyorum.Merdiven çıkmaya gayret ediyorum.

Onun dışında çok sıcaktı.Yazın temmuz - ağustos gündüz sıcağa sabrı kalmıyor insanın.İşler sakinleşiyor,gelen giden azalıyor.Zaten kriz var, turist yok, yabancı turistler el çekince ülkeden,çok az turizm yapabildik.
Seçimde çok yorulmuşum, az dinlendik.Ülkenin şartlarında yeni bir seçimde çalışacağız.Hazır mıyız..? Biz hazırız da ülke hazır değil.Maddi-manevi...
ERİKA...

Eve iyice alıştık, sessiz sakinliğine daha fazla. Annemler haziran sonu gittiğinden beri tv de açmıyorum.Haberleri internetten izliyorum, gündemi de oradan takip ediyorum.Kışın sabah haber programları için açarım ama böyle iyi geldi bütün yaz.Gece de yatana kadar bahçede oluyoruz.Az olsa da elimde kitap okumaya çalışıyorum,o da iyi geliyor.
Bir ara kaçıp bir gün Marmaris yaptım, kuzenim Berna Datça'da tatildeydi.Onunla Marmaris'te yaşayan ve  yine uzaktan kuzenimiz olan Nilüferle buluştuk.O işe başlayacağı için döndü, bu yüzden uzun görüşemedik ama çocukluğum onunla geçtiğinden ve abla gibi gördüğümden bana iyi geldi :)

Evde bu yaz meyvenin her türüne saldırdım.Yeşil elmaları suların içine atıp atıp kendime meyveli sular yapıp içtim.En çok su içtiğim yazlardan biri oldu, iyi geldi :)
Bu da bahçemize gelen bir misafir.Yengeçler kanallardan çıkıp etrafı keşfe çıktıklarında bu pozu yakaladım.
Soldaki Ateş, babasından bir kafa boyu uzun oldu.Bahçeye iyice alıştılar, yazın sıcak eve girmek istemedi kimsenin canı.Kışın yine geceleri yatak odasında yatmak isteyeceklerine eminim.
Bizim eve yakın olan yürüme alanımız.Sabahları yürüyüp sulara attılar kendilerini her fırsatta.
Asmalar büyüdü.Leyleği havada gördüm o da sezon sonuydu, ama sadece gördüm, bütün yazım Fethiye'de geçti.İki gün Kuşadası yaptık geldim.
Baba oğul aynı yatış, aynı pozları çekip çekip seyrediyorum.
Bu da Erika'mız :) Sabahları evden çıkıyor,akşam geliyor evin delikanlısı.
Çiçeklerim coştu, kaktüsler çiçek açtı, bazıları aşırı sıcaktan yaprakları bozuldu.
Yazım bahçede geçti,geçiyor.Hala geceleri yatana kadar bahçedeyiz.Etraf sessiz, sessizliğe de alıştık. Evin önü toprak yol,yoldan geçen var ama fazla değil. Sokağımız karanlıktı, elektirik direkleri takıldı, lambalar eklendi, şimdi aydınlık.
Bahçede begonviller şimdi boyu aştı. Her gün sulanınca etraf yemyeşil oldu. Eve sardırmaya bile başladık.
Dostlarla kahve keyfi yaptık :)

Ateş su kuşu :))
Arada bitki çayı...
Yürüyüş yaptığımız küçük şelale.
Evin prensi Erika.
Bunlarda kana.. Bu iklime uygun, benimde sevdiklerimden.

Keyfimiz yine yok, etrafta sadece çalışmak olmak için çalışıyoruz, hedeflerimiz belirgin değil.Gelecek karanlık gibi gözükse de bırakmamak lazım.

 Hala çok sıcak,klimalar beni bayağı rahatsız ediyor.Partide işim çok,ağırlıkla gidip geliyorum büro ve parti arasında.Yeni dönemeçler, yeni kararlar alıyorum,yaşıyorum.Bazıları insanlar bazıları olaylar hakkında oluyor.İnsan yazmadıkça uzak kalıyor gerçekten ama bilgi alışverişi için sosyal medya birebir.Bu yüzden buraları bırakmadan devam etmemiz lazım.Şimdi çalışma zamanı...Unutmayın ! İçinde olmadığınız bir şeyi değiştiremezsiniz.Seyretmeyin gidin çalışın.

Pazar, Ocak 11, 2015

Sesinde ne var biliyor musun? Ev dağınıklığı... *

Bu sefer Uzunbey'in bir fotoğrafı..Fethiye ve Şovalye Adası. 
Aşağıda ise son yaptığım kaktüs kokteyl.Uzun zamandır paylaşmak için bekliyordu. Bu ara hastayım diye bahçe ve kaktüsler de öksüz kaldı.Çoğu soğuktan gitmiş olabilir.Bu güne kadar hava dışarı çıkıp bahçede dolaşmama izin vermedi, bende hastayım diye çıkamadım açıkçası.

Bir geldim pir geldim İstanbuldan .Bir hastalandım yeni yeni iyileşiyorum.Nazara geldim sanırım :))  Düşünün ki 18 aralıkta geldim. Bugün ilk defa kendimi iyi hissediyorum ve öksürük krizim tutmadı. Faranjit olmuşum.Öksürük krizleri,boğaz ağrısı,ses kısıklığı, göğüs ağrısı derken son haftasonu da dişim iltihap yaptı ve şişti.Her gören daha iyileşmedin mi diye soruyor,iyileşemedim valla.Çünkü bir gün yattım bir gün kalktım. İçtiğim hapın,ilacın haddi hesabı yok, geçelim öksürük krizleri için bitkisel ilaçlara... 1- Ballı,zencefilli limon karışımı bu sefer bana iyi gelmedi.Sanırım daha ağır bir seyir geçirdim. 2- Ayağımın altına vicks sürüp yattım.Bir nebze rahatlattı,çünkü bu saydığım geceler ve gün boyu hiç sırtüstü yatamadım ben.Yattığım anda öksürük kriziyle kalktım.Hep hasta pozisyonu yarı oturarak geçti gecelerim. 3- Bol bol portakal suyu sıktı bana Uzunbey ki ben portakal suyu içmeyi pek sevmem.Karışık meyve suyu severim ama iyi geldi :) 3- Ihlamur, adaçayı, yılbaşı gecesi ilaç niyetine rakı iyi geldi :) Gerçekten. Buz kullanmadım ama.Antibiyotiklerle vitamin mutlaka,doktorlar artık vermiyor ama ben kullandım.İyileşmek için herşeyi yaptım diyebilirim. 4-İyi gelenlerden biri harnup pekmezi (keçiboynuzu )  içine bir damla çörekotu yağı damlatıp içtim.Bunlar ilaçların yanına ekstra yaptıklarımdı. Soğuk algınlığı haplarını, diğer ilaçlarımı hiç aksatmadım, böylece üç haftada iyileşebildim arkadaşlar.Yalnız harnup pekmezi gerçekten iştah açıyor, kesinlikle çocuklara kaşık kaşık verilmeli diyorum. İlk günler sadece büskivi -süt-çay gittiğimden sanırım kiloma etki etmedi ama biraz toparlayayım hemen bırakıcam. 

Ben yeni taşındım ya, elektrik voltajları hep düşük ve Aydem bu konuda para aldığı kadar buralarda başarılı değil.Hatta rezil bence.Çok üşütmemi  buna borçluyum. İki gece  elektiriklerimiz attığından klima açamadık. İlk gece soğuk diye şömineyi yakalım dedik, yaktık karrşısına geçtik ki camı patladı. Evet ateşe dayanıklı cam bir müddet sonra patladı. Birde bu tarz şöminelerin kapağı kapalı olmalı,yoksa dışarıdaki havayı içeri üflüyor,diğer evde öyle değildi,camı yoktu,hava sirkülasyonuda dolayısıyla yoktu.Oraya kocaman kalın bir havlu astık ama ne klima ne şömine yakamayınca ev buz gibi oturduk. Diğer gece Aydem'e telefon edince konu halledirilir sanıp direk akşam eve gelince buz gibi bir soğuk karşılayınca anladık ki daha yapılmamış.İki gecenin soğuğuda beni hasta etmeye yetti.Hiç gelemem soğuk eve.İki gün sonra klimalar çalışmaya başladı ,hava da daha soğumaya...
Hastalık devam edip etraftakiler Uzunbey'e Asortikkrep'e iyi bakamıyorsun deyince Uzunbey zorla gidip soba aldı bu sefer,akşam onu ilk defa yaktık.Döküm soba, üstüne de Muğladan aldığım demlik keyif yaptık.
Evde sadece biz keyifçi değiliz. Ponçik 'in en çok sevdiği şey akşamları gidip Ateş'in üstünde uyumak.
Uzunbey Facebookta bunu paylaşmış. (Bistirip programın ismi)Yerde yatan gözlüklü benim tabii ki :))
Bu daha önceki haftalardan, daha havalar güzelken.

Bir sabah kalktım... :) Bu güzellik benimle. Erika
Her gece poz poz yatıyorlar evde,hangisini takip edeceğimi şaşırıyorum.Bol bol çekiyorum,Çağıl'a gönderiyorum.Bir çoğunu da İnstagram da paylaşıyorum. (Arayanlar için kendi adım soyadımla) Ateş evin en kıskancı. Ares herkese yüz vermez çok karizmadır ama bir babalık yapıyor Ateş'e inanamazsınız.O yesin diye yemeğini verir.
Bu İstanbul'dan kalma, bir sabah kahvaltıya gittik Balmumcuya,ordan.
Roman bu evcil hayvanlar... Hangi birini yazayım ki.. Ponçik; hasta aslında, muhtemelen de hasta doğdu,ama sonraki hikayesini bilmiyoruz. O kadar küçük geldi ki elimize, biz bir aylık diye tahmin ettik ama belki de daha küçüktü ki hala minnak. Son hali bu, düşünün. Eylülün sonu geldi.Bakıyoruz ona, vitamin kremi var, dr. bir cm olarak verin dedi hergün.Biz dün sabah yerde alüminyum bir yuvarlak bulduk, bir şeye benzetemedik.Çiğnenmiş ve dağılmıştı.Biraz inceleyince Ponçik'in tamamı vitamin olan ilaç tüpü olduğuna karar verdik :) Tabii ki Ponçik değil arkadaşlar, evimizde bu işlerin sorumlusu ne yazık ki Ateş.Biraz sıkılınca geçen sabah kalktığımızda benim vitaminleri bulduğumuz gibi ne bulursa karıştırıyor,çiğniyor, kırıyor.Hepsi yerlerde ve ilaçlar tek tek çıkarılmıştı yerlerinden. Hadi onu anladım da öksürük şurubumun kapağını nasıl açıp döktü,anlayamadım. O aslında iyi bir bekçi köpeği olur bence. Çünkü evden bile yandaki eve girenlere havlıyor, yada sokaktan geçenlere.



Onlara iki büyük köpek külübesi yaptırdık. Ares değil ama sanırım Ateş'i evde tutamayacağız.Bahçemize üç büyük evin arasından geçen bir ara bahçeden giriliyor.Bunlardan biri bizim evimiz.İki tarafımızda diğer evlerin  bahçeleriyle çevrili, bir tarafımız başka büyük bir arsaya bakıyor ki şimdilik boş olan arsa, diğer tarafımızda bir yeşil alana bakıyor,sonradan park olabilir.Yanımıza ev yapılsa bile bahçemiz ve evin yüzü diğer evin boş olan bahçesine ve arkasına baktığından benim manzaram orman manzarası.Üç ev birbirini görmeyecek şekilde planlanmış.Şimdilik bir evle aramızı büyük çitlerle çevirdik, zamanla sarmaşıklarla dolacak.Diğer tarafın sahibi yurtdışında yaşıyor, bu yüzden daha tanışamadık, geldiklerinde aynı durum onların tarafına da yapılacak.


Soldaki Ateş,  Ares zaten utanmasa bizimle tuvalete bile girer.Onun bizden uzakta olması zaten sözkonusu bile değil. Ateş salonda, Ares bizimle, Erika çoğunlukla bizimle, Ponçik ise salonda Ateşle yatıyor.O kadar akıllı hayvanlar ki Ares her lafı,Ateş işine geleni, Erika her şeyi, Ponçik ise kendine göre yaşıyor ve anlıyor :))  Erika biraz onları kıskandığı için bizden bir ara öç aldı, bizde onu cezalandırdık, içeri almadık bir kaç gün ve gece, normalde o gece dışarıda kalabilen bir kedi ama ben alıyordum içeri.Sonra çok soğuklar başlayınca ben onu içeri aldım ve onunla konuştum, bir daha içeride tuvaletini yaparsan seni içeri alamam, sakın yapma dedim.O zamandan beri yine tuvaletini kedi kumuna yapıyor.O soğuklarda dışarıda kalmadı yani.

Ponçik'in ritüelleri vardır evde.Yani oturduğu ,yattığı yerler belli, kedi evini çok sever, çıkmaz genelde.Geçen gün bulamadım, tam panik olaaktım ki sessiz sedasız saklandığını gördüm.Oysa seslenince koşar hemen.
Ponçik Bey.
Erika.
Erika tv izlerken.
Bu yazıyı yazmama sebep olan fotoğraf.Bizim evde gece uyku halleri.
Erika'nın akşam halleri.
Erika'nın köşesi. Uzun uzun yazsam zaman yettiremem. Evde onlarla yaşamak zor ama biraz da mevsimden diye düşünüyorum.Bahar gelince eve gireceklerini düşünmüyorum, Ares hariç.Onlarla ilgilenince evde Çağıl varmış gibi oluyor, bana iyi geliyor. Daha çok temizlik yapılıyor, daha çok yoruluyoruz ama kendimizi yalnız hissetmiyoruz. Çocuğu evden uzaklaşan anneler,babalar beni daha iyi anlayacaklardır.Onlarla yaşamanın bir başka keyfi de onları izlemek, her halleri güzel, yemek istemeleri,koşmaları, bakmaları, teşekkür etmeleri. Bugün mesela hava çok güzel güneşli ve güneş varken soğuk yok,bahçeye saldık onları, içeri girmek isteyince camı çaldı Ares, Erika kapının önüne oturuyor, Ateş cama saldırıp ses yapıyor, dün Ponçik'i çıkardım biraz hava alsın diye,üşüyünce dışarıdaki kediyuvasına girip oturdu. Öyle tatlılar ki hayat onlarla daha güzel :) 
* 9 Ocak Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümüydü, aslında onunla ilgili yazı yazacaktım,yetiştiremedim.Bu yüzden çoğu başlık gibi bu yazıda Cemal Süreya için olsun. Ustaya selam olsun.

8.10 vapuru

sesinde ne var biliyor musun 
bir bahçenin ortası var 
mavi ipek kış çiçeği 
sigara içmek için 
üst kata çıkıyorsun 

sesinde ne var biliyor musun 
uykusuz türkçe var 
işinden memnun değilsin 
bu kenti sevmiyorsun 
bir adam gazetesini katlar 

sesinde ne var biliyor musun 
eski öpüşler var 
banyonun buzlu camı 
birkaç gün görünmedin 
okul şarkıları var 

sesinde ne var biliyor musun 
ev dağınıklığı var 
ikide bir elini başına götürüp 
rüzgârda dağılan yalnızlığını 
düzeltiyorsun 

sesinde ne var biliyor musun 
söylemediğin sözcükler var 
küçücük şeyler belki 
ama günün bu saatinde 
anıt gibi dururlar 

sesinde ne var biliyor musun 
söyleyemediğin sözcükler var.  
Cemal Süreya

Perşembe, Temmuz 23, 2009

Zaman düşer ellerimden yere
Oradan tahtaboşa
Saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya,
Resimler sarı güneşsizlikten, duygular değişir.
Dostlar dağılır dört bir yana, kendi yollarına
Ve sen ben, değirmenlere karşı bile bile birer yitik
Savaşçı,
Akarız dereler gibi denizlere, belki de en güzeli böyle...

Uçurma uçar sözlüğümden, geri gelmeyecek bir kuş.
Yaşanmamış kırıntılar sadece bir düş.
Zaman düşer ellerimden yere
Oradan tahtaboşa
Saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya,
Ve sen ben, değirmenlere karşı bile bile birer yitik Savaşçı,
Akarız dereler gibi denizlere, belki de en güzeli böyle...

Sen ben, değirmenlere karşı bile bile birer yitik Savaşçı,
Akarız dereler gibi denizlere, belki de en güzeli böyle...


.. .. ..

Bu şarkıyı çok sevdim :) Şebnem Ferah'ı zaten çok severim.. Bazen canım sıkkın olduğunda arabadaysak ve Çağıl varsa ben söylemeden koyar cd yi ve bağıra çağıra Can Kırıklarını dinleriz.. Anlar benim canımın sıkıntısını ve derdime arkadaş olur..

Şarkı çok güzel ama şuraya takıldım ki en güzeli hep hayallerimiz olmasın.. En güzeli yaşadıklarımız olsun dileğim budur..

İki gündür evdeyim.. Yarın işe gideceğim ama alışverişe ve işleri halletmeye.. Bir terslik olmazsa cumartesi sabaha karşı yola çıkacağız İstanbul'a.. Uzunbey ve ben, Ares ve Çağıl kalıyor.Çağıl artık büyümüş ,gelmek istemiyor bizimle.. Ares pansiyonda kalacak.. Çünkü Çağıl biz yokken arkadaşlarıyla plan yapmış..İstanbul' a buradaki yakın arkadaşımızın düğünü için gidiyoruz.O da İstanbullu ve evlendiğinde bizde yanında olmak istiyoruz. Cumartesi akşamı Fenerbahçeden kalkan bir tekne de olacağız kısmet olursa.. Boğazda gezmeye çok ihtiyacım var zaten İstanbul'u çok özledim.. Annemleri de ..
O gece ve pazar annemde kalıp pazartesi dönmek planımız. Aslında iki aile, üç şöför gidecektik ama diğer aile yan çizince Uzunbey'le ben değişerek kullanacağız artık.

Burcu aradı öğle tatilinde, senelerdir alışıktık istediğimiz saatte görüşmeye..Böyle zor geldi, ben arayamıyorum onu meşguldür diye.. O beni arasada ilk fırsatta dönüyordum ben ona.. Akşam da uzun uzun konuşuyorduk.. Buna da alışacağız her şey bir otursun da..

Kendimize yol şarkıları yaparız böyle zamanlarda unutmadan bunu da ekleyeyim listeme :)

Çoğunlukla işte ve bazen de google dan resim ararken kullandığım bir çeviri sitesi var..Ben genelde bu adresi kullanıyorum.. http://www.cevir.be/ Bir kaç dili birbirine çevirebiliyorsunuz..

Çağıl ilk defa evde kalacak, annem bırak artık çocuğun yakasını dedi bana.. İyi de ben on yedi yaşındayken beni evde yalnız bırakmamıştın diyemedim.. En büyük çocuk benim ya, zorluklarla ben savaştım, ilk izinler hep zor oldu :) Gidince diyeceğim ama :)
Oysa kesinlikle yaramazlık yapmazdım ben evde yalnızken :P (Baba , sen anneme buradan okuduğunda söyleyebilirsin bunları anneme ) Burcu ve Çarliyi bıraktığını söyledi , laf karıştı ben söyleyemeden telefonu kapattık.
Asilikte Çağıl biraz bana benzese şimdi çok farklı olaylarla karşılaşıyor olurduk gerçi, Allahtan Dayı-Baba karışımı bu çocuk :)) Eve düşkün bir yapısı var :) Nerdeyse ben atlayıp gideceğim başka şehre okumaya, ne şanslı çocuksun sen diyorum ,yaşadığın yerde okuyabileceğin bölümü olan üniversite yok..! Şimdilik anlamıyor , eminim üniversitenin ikinci senesi hafta sonları eve uğramayacak, tatillerde gelecek evine..

Ve ancak kendi ebeveyn olduğunda anlayacak aslında ona ne kadar düşkün olduğumuzu.. Aynı bizim anladığımız gibi.. Bu aralar yine bana takık, her hareketim onu rahatsız ediyor ve bana laf söylüyor,ben zaten sessiz biri olmadığımdan ,sürekli atışıyoruz kumalar gibi.. Böyle olması da güzel, bazen onu kendi cümleleriyle sıkıştırıyorum :) Daha pişmeye var, olmamışsın diyorum.. Bazen de sinirlendiriyor beni benden demokratik olmamı istiyor ama kendi bana hiç demokrat yaklaşmıyor.. Bende uzunbey'e sığınıyorum ve o benim eşim o yapmak zorunda diyorum :) mesela yemek güzel değil nasıl yiyiyorsun bunu diyor.. Bir yandan da yemeği yiyiyor ama.. Ya da diyelim ki bir şey istedim yapma, dinleme onu diyor babasına.. Ben de sen yapmayabilirsin ama o yapmazsa ben ona kırılırım , hayat arkadaşım benim o diyorum.. Uzunbey aramızda kalıyor çok bilmiş ergenusla..

Şimdi yazıyı yazarken Uzunbey geldi, elinde bir kargo paketi , işe gelmiş bir kutu vişne bu :)) Hayat , bana Trakya' dan vişne göndermiş.. Ben allahın sevgili kuluyum işte böyle.. Ne zaman canım ne istese bir yoldan bana ulaşıyor.. Ne güzel bir şey bu :)) Çok teşekkür ederim Hayat :)
Ancak bu kadar sevinebilirdim ve tadı anneannemin bahçesindekinin aynı.. Çok teşekkürler canım...

Bir an önce kalkmalıyım aslında, daha çok işim var..

"Sen ben değirmenlere karşı..
Bile bile birer yitik savaşçı.. "

Bugün annemle babamın evlilik yıldönümü.. (1970) Kutlu olsun Canlarım :))

Çarşamba, Haziran 03, 2009

ev hali :)

Bugün evdeyim.. Hazırlık yapıyorum sayılır. Bir terslik olmazsa cumartesi günü Marmaris'e kaçağız haftasonu için ailecek . İçmelerde bir otelde kalacağız..

Geçen hafta manikür-pedikür olayını halletmiştim.. Dünde saçımı boyattım. Bu sefer kuaförümü değiştirdim , bu yüzden biraz koyu bir çikolata kafayım..İçine biraz kızıl da karıştırdı ama zamanla açılıyor.En güzel halide açıldığında oluyor..

Evdeyim ya ,çok işim var ve hem tatil için hazırlık yapıyorum hem de bu ara yardımcım gelmediğinden biriken ev işlerini yapıyorum.

Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali komitesindeyim , bu sene festivalin 6.senesi..konuğum Cumhuriyet Gazetesi çizerlerinden Behiç Ak Daha önce Yunus Nadi Şenliklerinde de Sevim Ak ile ilgilenmem ve bu sefer Behiç Ak'ın gelmesi aslında biraz kendi tercihimiz..Sevim Ak'ı da festivale davet ettik ama kendisi o zamanlarda yurtdışında olacağından katılamıyor. Biz genelde her sanat dalından konuklar çağırmaya gayret ediyoruz,Behiç Ak'ında karikatür dalında iyi bir örnek olacağını düşündük.Hem de etkinlikleri Fethiye Kültür Merkezine aldık ki daha çok kimse gelebilsin..

Festival 24-25-26-27-28 haziranda Ölüdenizde.. İlk gün Hisarönü Karnavalı yapılacak..

Geçen hafta Çalış Karnaval Komitesi bize de plaket verdi.İki senedir yaptığımız desteklerden dolayı teşekkür ettiler.

9-12 haziran arası Fethiye Ressamlar Derneği Fethiye Kültür Merkezinde sergi açacak, gelirinin de bir kısmını Mavikuş'a bağışlayacaklar. Bu konuda Berna çalıştı ,bizde destekledik diyebilirim..

Yukarıdaki taş ev ve mor sakım benim hayalim..Söylemeye gerek var mı bilmiyorum gerçi ama kaktüs bahçesi eksik..

Dün işten biraz erken geldim ve bahçe çok susuz kalmış, böyle zamanlarda bahçıvanın keyfini beklemeden sulamak lazım ki bitkiler kurumasın.. Sanırım 10 gün olmuş uğramayalı..Her yer kurak vaziyetteydi.Her gün akşam sekizden önce eve gelmeyince anlayamıyor insan.. İş başa düşünce gücüm yettiğince bahçenin erişebildiğim her yerini suladım,benim tarafa kıyak geçtim, hortumu yere bıraktım suya doydular :) Bizim buralar sulak yerler olduğundan bahçede tulumbalarımız var,yani suyumuz yeraltından.. Bir düğmeyle açıyorsunuz ama hortumlar bilek gibi,çıkan suyu siz tahmin edin artık. Hortumu sürüklemek biraz sorun olsa da akşamüstü bahçe süper serinlikteydi..

Bahçede çeyiz sandığı gibi bir sandığımız var ,içinde de sukulentler.. Sandığın kapağında seramik kaktüs saksılarım vardı.Geçen gün bir geldim ki hepsi yerlerde ve hepsi kırılmış.Dün onları biraz toparladım,sonra da suladım.

Şarkılardan Candan Erçetin günü bugün .. Çok da severim :)

Söz vermiştin bana.. (ilk önce sesini kısıp yüklenmesini bekleyin daha sonra dinleyin)

Cumartesi, Temmuz 26, 2008

AslıCin 'de gördüm o da cold case falan izliyormuşta aklıma geldi..Bu aralar devamlı cnbc-e izliyorum ben.Yani kışında izledim ama şimdi tekrarları var ya.. Cold case benim favorim ama Dexter da onlar yokken idare ediyor :) Çağıl bana izlettirdi, şimdi onu da takip ediyorum.Birde Hallmarkta eski ingiliz polisiyelerinden kır cinayetlerini anlatan birşeyler gördüm..Onları da bir takibe alayım diyorum.
Closerdaki kadın bana çirkin ve aptal görünümlü geliyor bu yüzden konuları güzel ama tam anlamıyla sevemiyorum.Yine de seyrediyorum.Bir zamanlar siyah-beyaz tv zamanında kadın bir komiser vardı adını bir türlü hatırlayamadım o da süper değildi ama seksiydi, closerdekinin hiçbir özelliği yok.. Hatırladığım en eski polisiye Tatlı ve Sert :)) Uzun süredir eskiler tadında da bir şey izleyemiyorum tv. de ..
Hiç değilse yazın Agatha Christie nin kitaplarından çevilen polisiye film koysalarda izlesek, hatta eski amerikan filmleri olsa şöyle dedektifli hiç fena olmaz..Mavi Ay'a bile razıyım :))

Bugün evdeydim, merdiven altını giriş balkonu ve arka balkonu temizledim.Mutfağa hiç girmedim.Bu akşam girmeye çalışacağım :)
Üst kata çıkmaya da zaman bulamadığımdan çamaşır faslı bu akşam ve yarına kaldı. Ev temiz aslında ama ufak dağınıklıkları şimdi toplamazsam sonra başa çıkamıyorum.Bana yardıma gelen kadın bu hafta müsait olmadığından bugün yalnızdım ama artık her hafta alacağım, evi de bu mahallede olduğundan rahat olacak, diğeri ikide bir erken kaçıyordu minübüsün saatini kaçırmasın diye.. Sabah dokuzda çık akşam çoğunlukla akşam sekizde gel eve pek bir faydam dokunmuyor.Bahçeli evlerde tozlar ve kapıdan giren pislik evi apartmanda oturduğun gibi temiz tutmanı engelliyor.. Bahçe ve balkondaki çiçeklerden de ne kadar düzenli tutsan da topraklar etrafı kirletiyor. Şikayet etmiyorum aslında. Sadece işimin neden kolay bitmediğini anlatıyorum.

Çağıl'ın bilgisayarı elden geçtiğinden bütün gün oturamadım bilgisayara.. Şimdi de akşam yemeği faslı için aşağı iniyorum.. Yarın pazar herkes evde. Aslında anlatacaklarım vardı ama bir sonraki yazıya kaldı ..

Ek1 : İlle de Roman Olsun' u çok sevdim ama zamanını kaçırabiliyorum . Melek Hanımın kıyafetlerine bitiyordum Cemil İpekçi hazırlıyormuş :)
Anne-kız çıkan Balat'ın gülleri favorim.
Gülçin'in sesi gerçekten Kibariyeden güzel ama zaten ben Kibariye dinlemem, Gülçin de çıksın onu da dinlemem ama oy kullanırsam Mimarsinanlı grup Trakyalı Tufan Ailesi var ya onlara oy vereceğim..Keman çalan ve şarkı söyleyen diğerinden daha iri olan erkek sanatçı benim ilkokuldan sınıf arkadaşım Mimarsinandan :) Eskiden yaşadığım yerleri seviyorum..Hayatıma ve kişiliğime yansımasını da..

Eskiden Çatalca'nın bir köyünde kır evimiz vardı , haftasonları oraya kaçardık biz Çağıl küçükken.. Sonra Akdenize yerleşmeden satmıştık orayı..Köyünde ilk yabancıları hemen hemen biziz. Tanıdık, eş dost yazlıkçı olmamıza rağmen düğünlere çağırırdı bizi.. Bizde giderdik Uzunbeyle ,şöyle bir görünüp dönerdik.. En son orda bir düğünde görmüştüm onu , saz ekibinde keman çalışyordu.. O beni tanımadı tabii nerden nereye ama ben bir de düğün davetlileri arasında misafir gelenlerden lise arkadaşımı da görmüştüm..O da şaşırmıştı sen burda ne arıyorsun diye.. Hayat beni bu konularda hiç şaşırtmaz , nereye gitsem bir tanıdık bulurum kendime :))

Ne güzel günlerdi o günler anlatamam.. Bazen Akdenize gitmesekte oralarda kalsak, organik tarım yapsak ya da başka bir bağımsız iş oralarda daha mı iyi olurdu diye düşündüğümde olur.. Ordaki komşumla ağlaşıp ayrılmıştım evi sattığımda..Hala da telefonlaşırız bazen. Benim baba tarafım Çatalcalı ya, dede toprağı olduğundan severim oraları çok.İstanbul'a gittiğimde Annemlerle gezelim diyoruz biraz.. Özledim yine taşını toprağını Trakyanın.

Ek 2 : Vakıfbank'ın yeni logosunu gördünüz mü..? İğrenç olmuş.. Bu zamanda dünyanın parasını ve emeğini harca ve böyle logon olsun.İnanılmaz.

Biraz sonra Kıdrak'a denize gitmeye çıkacağız.Hava o kadar sıcak ki biraz geç çıkalım yoksa çok yanarız diye oyalanıyoruz.Tabii ki bu fikir benim değil, ben zaten haftada bir kere gidiyoruz ne kadar erken gidersek kardır diye sevinirim de geçen hafta da 3 ten sonra gittik sekizde döndük denizden, iyi gelmişti..

Emekli olduğumda bu zamanlarda geziye çıkmayı düşünüyorum..Bu sıcaklarda buralarda çalışmak ve yaşamak zor..