Çarşamba, Kasım 21, 2007
Mutlaka sesli izleyiniz...
Salı, Kasım 20, 2007
Perşembe, Kasım 15, 2007
Kamyon Yazıları Yarışması
HOROZ Lojistik 65'inci yılında Kamyon Arkası Yazı Yarışması düzenlemiş. "Daha önce duyulmamış ve görülmemiş kamyon arkası yazıları" gerekçeli yarışmaya 5 bin 750 kişi katılmış.Kazananlara ödülleri Horoz Lojistik 65. Yıl Kutlama Gecesi'nde verilecek.
Yarışmanın sloganı şu: Yollarda Kamyonlar, Dillerde Sizin Sözünüz Dolaşsın!
KAZANAN SÖZLER Birinci: "Kamyon Çeker 10 - 20 Ton, Gönlüm Çeker Paris Hilton."
İkinci: "Hayatımı Yazsam, Duble Yol Olur..."
Üçüncü: "Araman İçin İlla Hata mı Yapmam Gerekir?"

Mansiyon 1: "Küresel Isınmaya Karşı Su Tankerlerine Geçiş Üstünlüğü Verilsin." (Hakkı yenmiş)
Mansiyon 2: "İyi Mazot Selülit Yapmaz."
Mansiyon 3: "Gazla Uçabilirsin, Ama Frenle Konamazsın!.." (Ben bunu çok sevdim)

Mansiyon 4: "Bas Gaza, Frene, Debriyaja... Götür Ver Parayı Vergiye, Stopaja."
Mansiyon 5: "Ne Müslüm'den Ne de Orhan'dan, Sevdiğim Tek Parça 'Yedek Parça'."
Jüri Özel Ödülü: "Arabada Yalnız Var!" (Bu da çok güzel)
Salı, Kasım 13, 2007
Kendini anlatan şiir...

KARAFAKİDEN Bal sobelemişti beni..Gitmeden onu da gerçekleştireyim dedim :))
Beni tanımlayan bir kaç şiir var ama bunu kendime yakın hissettim.
Ben Senden Önce Ölmek İsterim
(Nazım Hikmet'e, eşi Piraye tarafından kendisi hapishanedeyken yazılmış..)
Ben senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mi zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin.
Fedakârlığımı anlıyorsun: vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için.,
Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sende ölünce kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız külümün içinde külün ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar...
Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak:
biri sen biri de ben.
Ben daha olumlu düşünüyorum .
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok, ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey: belki diyor.
(18 Şubat 1945)
resim : renoır 1875
gezi
Annem geliyor perşembe kısmetse :)) OleyyyyyyyyyyyBen Uzunbey'le Kapadokya'ya tura gidiyorum (kısmetse) :)) Giderken Konya 'ya da uğrayacağız..Tabii ki İngiliz-Türk Fethiyelilerden oluşan grubumuzun tur anılarını ve çektiğim güzel resimleri paylaşacağım sizlerle..Yakın arkadaşlarımızda var aralarında.Bu yüzden 2. Davraz gezisi gibi olabilir kanımca.
Annem tabii ki, herhalde, mutlaka Kardelen Mutfakcamı'na benden mektup yazacaktır :))
Burcu arşivi silmiş olabilir ama zamanında bana söylediklerini yazdım ben bir kenara.Bu yüzden dönüşte ortalık karışabilir :P
Hazırlık yapıyorum kendimce, küçük bir valize kaç türlü kıyafet sığdırılır ve bu Uzunbey'e farkettirilmez :)
Gidene kadar iş açısından da toparlamam gereken işler var.
Tatil fazla değil ama Anneme de dediğim gibi biraz buralardan uzaklaşmak iyi gelecek :)
Pazar, Kasım 11, 2007
İğneada Longozu

Bugün size uzun zamandır yazmak istediğim ama bir türlü vakit bulamadığım İğneada hakkında sonunda yazmak zorunda kaldım.
İğneada annemin memleketi olan ve sık sık bahsettiğim Demirköy'e bağlı çok şirin ve küçük bir yerdir.Doğallık konusunda her yerden güzel gelir bana, çocukluğumun her yazı da orada geçmiştir.Demirköy'de bazı kişiler yazın ev kiralar ve 3 ayı orada geçirirdi.O kadar küçük bir yerdi ki herkes birbirini tanır kimin nerden geldiği bilinir ve kamp ve çadır tatillerinin vazgeçilmez yerlerinden biri olduğu için yazın her yer çadır dolardı.İzci kampları da vardı eskiden.Şimdi var mıdır bilmem. Biz bazen okulda, bazen yazlıkta, bazen de izci çadırlarında, okulun bahçesinde kalırdık.O zamanlar okulun karşısında kavaklar vardı uzun uzun.Onların altından hafif meyilli bir yerden aşağıya inerek plaja giderdik.Plaj hayatımda başka hiç bir yerde görmediğim kadar geniş ve uzundur. O zamanlar geceleri sadece kadınlı-erkekli gittiğimiz kahve vardı hemen yakında çarşıda.Başka da bir eğlencesi o kahveden bir sağa bir de sola giden yolda çekirdek çitleyip yürümekti. En fazla izcilerin eğlencesimiydi yoksa biz mi yakardık bilmem, okul bahçesinde ateş yakılıp etrafında oturduğumuz zaman eğlenirdim ben denize girmek haricinde.

Daha sonraları babamın tayini İstanbul' a onun memlektine çıkınca yazları da uzak kaldım oradan ama hep orayı özledim,hep oranın kumunu aradım gittiğim her yerde.
Uzunbey'le evlendikten sonra Anneannem ve Dedem için senede bir kere giderdik Demirköy'e.Bizim yaz-kış tek zevkimiz gittiğimizde İğneada' ya da gitmektir.Uzunbey son zamanlarını biraz betonlaşmış bulsa da İğneadaya gitmek herzaman en büyük keyiflerden biri olmuştur benim için.
Son gittiğimde de Anneannemi kaybettiğimiz zamandı..On dört ay oldu yani.
Bugün kahvaltı edip gazeteleri elime aldığımda Vatan gazetesinin Pazar ekinde gördüm o yazıyı.Yazıyı internette aramama rağmen bulamadığımdan yazı hakkında küçük bir özet verip, bu konularla ilgili sizlere link vereceğim.Biraz geleceğe yeşillik kalmasını isteyen , çevreye duyarlı biriyseniz bu yazıları okuyun.Okuyun ki büyük sorunlar için nasıl doğayı gözden çıkarabiliyor bazı insanlar görün.Tarafsa tarafım evet ben bu konuda. Bir dokunulmayan doğal alan İğneada kalmıştı.Şimdi orayı da kendi çöplüklerine benzetmeye çalışıyorlar.

Haber şöyle :
20 günlük su için İğneada'yı batıracaklar..
Altın için Kaz Dağlarını gözden çıkaran zihniyet, şimdi de İstanbul'un sadece 20 günlük su ihtiyacı için Trakya'nın incisiİğneada'ya göz dikti.Longoz Ormanları olarak bilinen doğa harikası alanlar; İSKİ, çimento fabrikası ,taş ocakları ve barajla gelecek talanın tehdidi altında.Türkiye'de ki 500 kuş türünün 219 'u bu bölgede yaşıyor.
-Longoz : Longoz nedir?
Dünyada çok az sayıda bulunan longozlar, çevre açısından büyük değere sahip. Tabanı çeşitli ağaç ve bitki türleri ile kaplı olan, temiz ve doğal göl ve sulak alanlara longoz deniliyor.
Orhan Uyanık (İğneada Doğal Eko Sistemi Koruma Bölgesel Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı) ise yazıda şöyle tarif ediyor : "Derelerin denize döküldüğü yerlerde yoğun ormanlar vardır.Dere ağızları,yağışların azaldığı mevsimlerde denizden gelen dalgaların taşıdığı kumla kapanır.Böyle olunca da dere suları geriye döner ve orman tabanına yayılır.İşte ; bir çok ağaç çeşidinin bulunduğu bu ormanlara da Longoz yani subasar ormanı denir."
İğneada longozu bildiğim kadarıyla Türkiyenin en büyüğü.İkincisi Sakarya Acarlar Longozu.
İğneada' Longozunda...
544
çeşit bitki.Bunlardan 11 'i dünya üzerinde yok olmak üzere.. 3 tür bitki ise endemik.Yani Dünya da sadece İğneada longozunda yaşıyor.
46
tür memeli, 17 tür sürüngen barınıyor.
İçindeki göllerde 28 tür balık yaşıyor.
Türkiye' de 500 'e yakın kuş türü var. Bunun 219 çeşidi burada yaşıyor.
Avrupa'da Polonya dışında sadece İğneada 'da longoz bulunuyor.Bu kadar da az bulunan ve önemli bir longoz.Öyle ki İğneada'da ki 2500 dönümle Avrupanın en büyük longoz ormanları için Dünya Bankası ve Küresel Çevre Fonu 8.2 milyon dolar hibe etti ve 4 bölgeyle birlikte İğneadayı "Mutlak Koruma Alanı " ilan etti.
Şimdi bunlar gazetede İğneadalı çevreci Orhan Uyanık'ın verdiği bilgilerden ama benim size söylemek istediğim..Biliyorsunuz ya da bilmiyorsunuz, kabaca bu dünyanın dengesini sağlayan ekosistem bu hayvan ve bitki türlerinin yokolmasıyla beraber zamanla dengesini kaybediyor.Bu çevreye verilen zararlar çoğaldıkça, herkesin ağzına almak istemediği o son belirtilere doğru- ki bunun arıların yok olmasıyla başlayacağı söyleniyor - süreç hızlanıyor.Ne kadar çok ağaç kesilirse, ne kadar çok bitki ve hayvan yok edilirse bu süreç o kadar fazla hızlanacak.Küresel ısınma moda olan bir deyim haline geldi, her yerde kullanılıyor.Nedense Türkiye'de bu çok önemli iki kelime magazin gibi çabuk tüketilmeye başlandı.Sizle paylaşmak istediğim bir başka bürokrat geyiği de kesilen ağaçların yeniren yenisi dilkilecek :P yenisi yetişinceye kadar bu doğa ne olacak..? Orada yaşayan hayvanlar, bitkiler ne olacak.Faunası, florası bozulmayacak mı oranın..?
Fauna :Jeolojik bir dönemle ya da yöreyle ilgili, insanlar dışındaki hayvanların tümünün yaşamı.
FLORA :
Bir jeolojik dönem ya da yöre ile ilgili bitki yaşamı.







link 1
İğneada Doğal Eko Sistemi Koruma Bölgesel Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Orhan Uyanık.Orhan Uyanık hayatını ve İğneada'ya ve Longoz Ormanlarına adamış biri.İğneada doğumlu ve orada yaşıyor.Resimler : Resimlerin hepsi İğneada resimleridir.İstanbul'a sadece 3 saat mesafedeki bu ortamın değişmemesi için ne yapmalı acaba diye düşünüyorum. .Düşünüyorum..Düşünüyorum.
Cumartesi, Kasım 10, 2007
Cuma, Kasım 09, 2007
Uzun süredir ev gezmesine gitmediğimden eski günler gibi oldu :) Çokta keyifli geçti.Aralık ayında bana gelecekler yeni ev gezmesine..
Çıkışta eski büroda son kalan sardunyalarımı alıp geldim işe.Uzunbey ve Çağıl'ı alıpta eve döndük.Ben yazı yazıyorum bu arada hafifliyorum bana gmailden sohbet odası açmış :)) Hem onunla yazıştım hem de Burcuyla konuştuk cepten uzun uzun.Sabahleyin Çağıl'ı FKM ye bıraktık yarın için okulu etkinlik yapıyormuş o da teknik konuda yardımcı olacak.Becerikli oğluşum benim.İstediği zaman yapamayacağı iş yok.Neyse şimdi benim bürodaki kanarya maille gelmiş çok hoş bir papağan videosundaki sese coştu, bende hemen resmini çekip ekliyorum.
Kartvizitliğimin oraya reklam koydum :))) Arkadaki koltuklarda benim bir müşteriden aldıklarım.İnsanlar ilk geldiğinde karşıda berjere oturuyorlar görüntüsünden ama bunlar ergonomik ve bu şekilde kullanım için yapılmış koltuklar.Oturunca ne kadar rahat oldukları anlaşılıyor . Şu an kanarya sesleri arasında yazı yazıyorum yine ..Dinlemeniz lazım.Müzik sistemi olduğundan çıkan sese göre şarkı söylüyor.Bu arada kanaryalarda dişiler öter sadece..Çok bildiğimden değil öğrendiğimden söylüyorum :))
Uzunbey yemeğe davet etti, şimdi gitmem lazım :)
Yarın Gülderen'in babasının yedisi, kısmetse akşam orada olacağım.
Perşembe, Kasım 08, 2007
Annelik işte.
Konuşan çocuk özlemim vardır benim.Çünkü Çağıl herzaman okul konusunda ketum bir çocuktur.Kelimeleri ve bilgiyi ancak 14-15 cümle kurarak alırım ağzından.Hatta bir gece ev oturmasına gittik ama ancak perşembe akşamı buluşabilmiştik aileyle..Gittiğimiz evde sınıf arkadaşının evi.Gece oturduk artık 11 e geliyor saat, çocuk bahsetti yazılıdan da haberimiz oldu.Ertesi gün önemli bir yazılıları varmış biliyormusunuz? Nasıl rahatsız oldum anlatamam,ilgisiz anne konumuna mı düşmekten yoksa o kadar gün belirledik o gece bizim yazılımız var ertesi gün diyememesinden mi bilmem.Kibar bir ailedir, bir şey demediler bize ama garip karşıladıklarına eminim illa o gece gitmemizi.Dersleri çok iyi olduğu için bu konularda çok üstüne gidemiyorum.Bu da onun tarzı diyorum ama ben ki fazla üstüne düştüğümü düşünen insanlara söylemek istiyorum aslında çocuğun karakteri size ya da babasına benzemeyebiliyor.Ne yapsam bu konuda hala başarılı olamadım ki her konuyu konuşabileceği insanlarız biz.Şimdiye kadar da hiç şiddet uygulamadık ona karşı.Bazen siz ne kadar paylaşımcı olursanız olun çocuğun karakterinin izin verdiği sürece anne-babasınız.Düşünün ki anadolu lisesi sınavına gidiyor ve saat takmak istemedi.Ben sınavda saatsiz olmaz ki dedim ve bana ben sınavı kazanacağım ,vaktimi de ayarlarım dedi sakin sakin.Kazandı da.Şimdi kendi tarzı olan bir çocuğa başka yasalar uygulayamıyorsun.Kendi çapında da başarılıysa bir şey yapamıyorsun.Umarım kendi kurallarıyla bir gün hayatta başarısızlık yaşamaz.En büyük dileğim de bu.Son söylemek istediğim hayat size ne kadar izin verirse o kadar yaşıyorsunuz..Bu yorumu aslında yorum olarak yazacaktım. Ebru' yu okurken aklıma geldi. Şimdi anneleri okurken bunları düşünüyorum bazen hep çocukları biz eğitiyoruz gibi ama tamamen bize bağlı değil bu.Bunu ancak yaşayınca ve gördükçe anlıyorsunuz.Ben üstüne çok düşen bir anne gibi dursamda eğer düşmesem ya da takip etmesem hiç iletişimiz kalmaz diye düşünüyorum .Geçen gün de Çocuk Gibi ile gmail den yazışıyoruz sohbet kısmında çekirdekler için.Konu nerden geldiyse denizde yüzmeye ve çocukları takip etmeye şimdi hatırlamıyorum.Bana artık Çağıl büyüdü onu denizde takip etmek zorunda değilsin gibi bir şey söyledi.Oysa şimdiye kadar onu takip etmeden hiç durmadım ki.Çünkü büyüdü ve açılıyor artık, delikanlı ya. Ben de severdim eskiden açılmayı ama orası Marmara idi ve Annemin bir şekilde gözucuyla takip ettiğini bilirdim.Yine de Annem sınırlamazdı beni pek..Ben de şimdi aynısını Çağıl'a yapıyorum.Sonuçta her durumda ve her yerde farklı tarzın olmalı.Karadenizde yüzmeyi öğrendim ben.(İğneada'da..Demirköy yani . ) Orada açılırsan boğulursun.Çukurlar vardır ve denizin içinde kayalar.Girdiğin gibi de derindir.Yedi yaşında Akdeniz'de yüzdüm. Antalya'da ama orası da girdiğin gibi derindir.Marmarada geçti gençlığım :)) - vay be cümleye bak! - sığ gibi gözükür ama kum tankerlerinden çukurlar vardır tehlikeli ,açılırsan ya da açılmasan da boğulursun :) çok yüzdüğüm için iyi yüzdüğümü sanırım ama bu işte güven olmaz.Bu yüzden de iki gözüm ve kulağım o suya girdikçe üzerindedir yaşı kaç olursa olsun, ya da tarzı.Milli sporcu bile olsa o benim oğlum, merak ederim ben onu ama sıkmadan ve ona elimden geldiğince çaktırmadan peşindeyim :)
Neyse çıkmam lazım, arkadaşıma gidiyorum.Uzun süredir ilk defa Mavi Kuşlarla oturmaya..Denize sıfır bir balkonda oturup çay içeceğiz izninizle...
Pazartesi, Kasım 05, 2007
su gibi ...maşallah
Kendimi düğünde damat tarafından" saraylı halanın taktığı elmas küpeleri" kapmış gelin gibi mutlu hissediyorum.Çünkü su gibi benim için resim yayınlamış :)))))))))))
Cuma-cumartesi Gülderen Hanımın evinde geçti diyebilirim.Cuma günü hastane ve belediye işlerini kısa zamanda bitirip eve geldik.Gelen gideni karşılama ve yarın ki işlere hazırlıklar konuşuldu.Cumartesi sabahı Uzunbey ve Çağıl' ı işe ve dershaneye bırakıp Gülderen'e evine gittim.O da bizim gibi İstanbuldan gelme.Hatta evleri uzun zamandır burda ama hep yazlık olarak kullanmışlar.İlk defa geçen kış ve yaz burada geçti.Babası uzun süredir hasta olduğundan bakım görüyordu evde.Yani yalnız kaldığında hep düştüğü için Gülderen pek yalnız bırakamıyordu.Bir haftadır da hastane de yoğun bakımdaydı.Hatta geçen pazar onu ziyarete gidecektik ama yoğun bakımda iken yanına ziyaretçi almadıklarından sadece Türkay Beyi ziyaret edebildik Uzunbey'le yazmıştım zaten..İstanbul'dan akrabaları gelmişti ve eş-dost ,ev kalabalıktı.Aynı şeyleri tekrar yaşadım.İnsanlar yaşını sorup 85 yaşında olduğunu öğrenince neredeyse normal karşılayıp eve dönecekler.İyi de bu insan bir başka insanın babası ,bir çoğunun amcası, ne yani ölüm normal diye veda zamanı geldiğinde bu adam zaten çok yaşamış hadi güle güle mi diyelim.Duygusal travmalar yaşanmasını beklemiyorum ama biraz daha yaşama karşı saygı duymalıyız bence.Ya da konuşmasını bilmiyorsak susalım..Gülderen ağırbaşlı biri ve nerede nasıl davranacağını iyi ayarlayabilen biri, iyi idare etti çoğu durumu. Gerçi işi dolayısıyla da İstanbul'un en güzel mekanlarında çalışmış ve meslek erbabı olarak çok güzel bir yerden emekli olmuş..
İstanbul'dan gelenler için ikindiye almıştık cenaze namazını.Hava çok güzeldi, güzel ve sessiz bir veda ile defnettik Özhan Amcayı.
Gülderen ile konuşup Çağıl 'ı karşılamak üzere dershaneye gittik ve o gece eve döndük.

Pazar günü hava çok güzeldi.Bizde Yörük Müzesine kahvaltıya gittik. Aşağıdaki resimler giriş kapısı, kahvaltı masası ve Kargı'dan değişik Fethiye manzarası halinde sıralandı.Hamileler ikinci resme pek takılmasın, ya da atlayıp gelsinler ben onları götürürüm oraya :))
Kahvaltı en az göründüğü kadar da güzeldi :)
Bugün sabah erken kalkıp biraz dolap yerleştirdim.Hava yağmurlu ve şu an iş yerinde sakin bir günle haftaya başlıyorum.Etraf ıslak ve Fethiye sonbahara merhaba diyor.
İlk resim : Mahya Dağı (Trakya' da Istırancaların en yüksek yeri) Yani Demirköy'den.
İkinci resim google'dan.
Cuma, Kasım 02, 2007
Balkondaki kaktüs saksılarım.
Paul'un ilk kitabı....Ölüdeniz Likya World'ün girişi...
Poseıdon Cafe-bar-restaurant'ta bulduğum kapı örnekleri.












