annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Nisan 30, 2015

Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını...

Günlerdir seçim komitesiyle ve partiyle ilgili çalışıyorum.Bizim işlerimizde çok yoğun,yaz hazırlıkları başladı, sezon için durmadan koşturuyoruz. Sabah seçim komitesi ve parti, öğleden sonra iş derken bayağı bir bölündüm ve yoruldum. Annemle babam  ,annemin koro arkadaşlarıyla Bodrum'a geliyorlar, bizde orada buluşmaya karar verdik, yarın  sabah ben arabayla kısmetse Bodrum'a geçiyorum. Bir kaçamak yapıp geleceğim. cuma-cumartesi-pazar Bodrumdayım.
 Pazartesi sabahı dönüp o gün ilk seçim büromuzu milletvekili adaylarımızla açacağız.
Bir tane de benim sorumlu olduğum bölgede açacağız. O son dakika gelişmesi oldu ama iyi oldu.Şu an kendime küçük bir çanta hazırlayıp yatacağım. Yazmayı özledim... 
Çok yoruluyorum ama çalışırken çok mutluyum :) ve yeni bir güne merhaba demek için yollarda olacağıma..

Cumartesi, Mart 07, 2015

Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını.*

Perşembe sabahı İstanbuldaydım :) 5 martta yani.geldiğim gün erkek kardeşim Çarli yeğenimi alıp beni ziyarete geldi, çok sevindim.
 Bugün Berna ile Bahçeşehir üniversitesinde okuyan ve Ihlamurdere caddesinde  yaşayan oğluna uğrama maksatlı küçük bir gezinti yaptık. Ortaköyde yedik,gezdik,dönüşte Muratcan'a uğrayıp eşyalarını aldık,onu gördük.
 Akşama Büyükçekmece Çevre Derneğindeki Annemin doğum günü partisine anca yetiştik... Şimdi oradan geldik, ben yazıyorum çünkü fırsat bulamayabilirim bir daha. Yarın sabah küçük bir Trakya turuna çıkacağız :))
 Bu akşam Beylikdüzü bu renkti...
Uzunbey'in Anneme Doğum günü kutlaması böyleydi Facebookta. Annemin çok hoşuna gitti.
Bunlar Mutfakcamı Burcu için aldığım hediyeler... 

Diğer havadisler ve resimler diğer yazıya kalsın.... İyi geceler :)
*Başlık : Cemal SÜREYA.
Bu gecenin ŞARKISI..



Pazartesi, Kasım 24, 2014

Sen ordan bi canım dersin, benim kalbim kaburgamın altına sığmaz burda... *

Bugün içimdeki çocuk,  tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutluyor bir yandan da telefon bile açamıyorum ki benim için çok kıymetli iki öğretmenin öğretmenler gününü kutlayayım. Bu sabah partide tertiplediğimiz Öğretmenler Günü kahvaltısına gittim.O canım öğretmenlere baktım,sarıldım,ellerinden öptüm, dokunsanız ağlayacaktım, yakın bir arkadaşımızın dün öğretmen olan eşini kötü hastalıktan kaybettik ki çok üzüldüm, birde  annemle babamı çok özledim, bugün her öğretmen kelimesinde,dokusunda ve tınısında içim titredi, yanlarında olmak istedim. Açtım facebook sayfalarını- her ikisininde var- tek tek onlara yapılan yorumları okudum,elim telefona gitti- geldi,boğazım düğümlendi,konuşamayacağımı düşünüp arayamadım. Bugün bütün öğretmenlerimin, arkadaşlarımın, akrabalarımın ,blog dünyasındaki öğretmenlerimizin ,hepsinin öğretmenler gününü kutluyorum... Annem ve Babamın nezdinde hepsine kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum.
 Hayatım boyunca bütün öğretmenlerimi sevdim, onların benim için açtığı güzellikler dolu yol için hepsine buradan tek tek teşekkür ediyorum ve ilk öğretmenlerim Canım Annem ve Babam ; sizi çok özledim... Size de teşekkür ediyorum, hayata benim için açtığınız bu eşsiz pencere için.

* Başlık : Can yücel.

Cuma, Ekim 04, 2013

Bir bardak su içsem şimdi yaralarımdan dökülür..*

“Kendimizden bir adadayız,
Dört yanımız başkalarından.”

Özdemir Asaf.


Hızlı hızlı etrafa bakarak yürüyordu.Birden mavi telefon kulübesini gördü.On dokuz yaş heyecanıyla kalbi titredi.Bir zamanlar her gördüğü kulübeden girip telefon ederdi.O zamanlar sarıydı bunlar diye düşündü.Zaman ne çabuk geçiyordu.Hüzün duyan kalbi dudaklarını titretti.Karşıdan gelen adam bakarken yüzüne sanki onu hissedecekmiş gibi geldiyse de bozmadı tavrını ve selam verdi.Hayat ne garipti, bir zamanlar ellerinde jetonlarla girip saatlerce konuştuğu telefon kulübelerinde şimdi internete bile girdiği cep telefonu varken girip konuşmayı özler miydi insan yüreği... Özlerdi herhalde.Bir düşünür mü demişti.. Eskiyi özlediğinde yaşlanırmış insan, oysa beyaz saç düşünce ilk başlamalı diye düşünürdü hep. Otuzbeş yaş değilde kırk bence yolun yarısı diye düşündü birde.Kırktan sonra daha bir farkındalıkları yüklüyor beyin insan kalbine...Heyecanlar ve duygular bir başka yaşanıyor.Hem yeni bir çevreye adım atar gibi yavaşça ve sakince yaşamak isterken bir yandan da yapamadıklarına atlayıp geçmek istiyorsun dünü. Her şeyi bırakıp sakince sevdiğinle yaşlanmak, hayal gibi geliyor.Oysa etraf bırakmıyor seni.Sinir katsayın kolbastı yapıyor zihninde, sen sakin görünmeye çalışırken onlar daha bir meraklı soruyorlar.İlla öğrenecek,yoksa rahat bırakmıyor seni.Bu yüzden öğrenmedin mi çok kötü olsan bile hiç bir şey yok demeyi.

Ah, az ağlamadım ben arabalarda,arabalarda derken kendi arabamda,bir yerden bir yere giderken.Bu kısa mesafelerde, müziği açıp bangır bangır kırolar gibi gezdimde,çare olmadı sıkıntıma.Birde fenalık bile yaptım ama anneme.Annelere yapılanlar fenalık olur mu bilmem.Benim çocuğum yapsa bana da fenalık olurdu ama ne bileyim işte .İnsan kendisi yapınca o kadar zarar verici olabileceğini düşünmüyor. Eskiden mavi tek kapı bir arabam vardı, - ben severim arabaları- ehliyetimi alalı, 20 sene olacak seneye,ocaktan sonra yani.O zamandan beri kullanıyorum araba ve severim işte. Neyse bu mavi tek kapılı arabayı görünce annem ben geziyorum sanırmış İstanbul'da ,
oysa ben Turkuaz Kıyılarda dolaşıyorum on üç senedir.Birde kahve saçlı bir hatun kullanıyorsa bu arabayı,camları da açmışsa, dalgalı saçları rüzgarda salınıp duruyorsa camlardan, annem neredeyse arabanın peşine takılıp gidecek gibi olurmuş. Eee  bu muhabbeti söyleyince bana annem, bende ona bir gün açtım telefonu,hiç bir şey söylemeden dayadım arabanın teybine, bangır bangır çaldım Candan'dan-Erçetin'den- Annem Annem şarkısını.Ağlamış dediğine göre.Oysa ben onu çok özlediğim ve konuşamadığım için çalmıştım,ağlatmak için değil,fenalık yapmak için hiç değil.

Şimdi de bazen dayamak istiyorum telefonu teybe,  konuşamadıklarımı şarkılarla söylemek ama kıyamıyorum.Ağlatmak istemiyorum  artık.Benim için  döktükleri gözyaşı o kadar kıymetli ki diye düşünürken buluyorsun kendini.Yavaşlayan adımların hızlanıyor birden, kapısı yok artık kulübelerin, etrafı açık,yanda konuşan olsa dinlersin rahat rahat, hem eskisi kadar konuşanda yok.Kartların çoğu da boşa açılıyor.Sen çeviriyorsun numarayı, karşının sesi geliyor, kontürler bitiyor, senin sesin  gitmiyor, o bekliyor,seninki gitmiyor,o konuşuyor, seninki gitmiyor, gitmiyor....Belki de kader istemiyor.


*İç döküntülerimden biriydi,günlerdir aklımda.Hatta haftalardır.Kelimeler tek tek aklıma gelip,birikiyor ve çıkana kadar doğum sancısı çekiyor insan.Yazıp yazmama arasında çok bocaladım ama artık tutamadım.Yazarken hüzünleniyorsun.Yaşanmış olmasından sanırım.Yazmak ne kadar zor.Bunlar kendim için. "Hayat" mücadelesi diyelim :) Bu yüzden çok ciddiye almayın.Arada böyle yazacağım.
*Yazı benden. Başlık,en sevdiklerimden, Cemal Süreya'dan.

Pazartesi, Mart 11, 2013

Sevdiğim bir şarkı çıktı radyoda,yarısına ben eşlik ettim.Yarısına gözlerim..*

İstanbula gittim, dakika bir hasta oldum.Sol göz kapağım gece ağrı yaptı ve sabah şiş uyandım.Daha sonra gözüm  kanlandı da.Bu benim hızımı kesti mi ,evet ama allahtan fazla ağırmadan sadece hafif şiş göz kapağıyla geçirdim ama ilaç sürdüm ve göz makyajı yapmadım.Bu da benim gibi evden her çıkışta eye liner süren biri için değişik bir durum.Sabahtan Burcu ile kahvaltı,öğleden sonra Atahan ile buluşmalar, annem ve babamla evde zaman geçirmeler, Çağıl 'ın işi olmadığı zaman ve geceler onunla olmalar, Teyzemi ziyaret, teyze kızıma uğrama derken, bir gün de Çağıl'la çıkıp yeni açılan Marmara Park 'ta alışverişle günlerim doldu.Bu arada Burcu'nun işyerini ziyaret ettim.Beraber  Büyükçekmece de yemeğe çıktık. İstanbula gelme sebeplerimden biri Annemin doğum günüydü ki kutladık. (6 mart )  
Artık bugün biraz biraz gözkapağımın şişi inmiş durumda ,bakıldığında fazla bir şey belli olmuyor, çok ağlayınca kirpiğin üst kısmı şişer ya öyle oldu.Sanırım sol gözüm mikrop kaptı ve ancak geçti. Onları öyle özlemişim ki  ağrılı gün hariç, bunu önemsemedim ve zaten yoğun bir tempoda olan annemlere fazla sorun çıkarmadan bende işlerimi hallettim.
Annem toplantıya gittiğinde bende Mutfakcamı Burcuyla yemeğe gittim.Koro çalışmasına gittiğinde babamla oturdum.Babam halkevine derse gittiğinde annemle Çarli'nin okuluna gittik, Çağıl Akut eğitim gönüllüsü olduğundan- okul zamanları hariç- onunla görüşmek için geceleri evde buluştuk ,bir gece de dayımı görmeye gittik. Aslında  Lüleburgaza halamlara ve amcamlara gitmek  istiyordum ama vakit bulamadım,artık bir daha ki sefere.. Yukarıdaki fotoğraf Çevre derneğinin sokak tiyatrosu prova çalışmasından.Yeni açılan kültür merkezinde, aynı zamanda kütüphaneleri  ve sergi salonları da var.Sergiyi de gezdim ama sanatçının adını not etmemişim.

Büyükçekmece Kültür Merkezindeki sergi.

Annemlerin apartman bahçesindeki bahar dalı.
Perşembe akşamı teyzem,teyzemin kızı, yengem ,annem ve ben Kelebeğin Rüyası filmini izlemeye gittik. Ben özellikle annemle gitmek için Fethiye'de gitmedim.Öyle kalabalık gidince de çok keyifli geçti. Perlavistanın Cinema Pink diye çok güzel bir salonu var. Filmi orada izledik.Film için söyleyebileceklerim şunlardan ibaret.Yılmaz Erdoğan'a bayılmıyorum ama bir kere bu filmi sevmek için bence şiiri sevmek gerek. Filmde diyaloglar arası öyle cümleler duydum ki çıkıp Rüştü Onur kitabı alasım geldi.Hoş ben gelmeden kitabı sipariş etmiştim.Olay yaşanmış bir hikaye, Behçet Necatigil'in iki şair öğrencisinin hayat hikayesi. Ben Yılmaz Erdoğan'ı filmde tutuk buldum, iki öğrenciyi sevdim :) Kıvanç'ın her filmde daha da piştiğini görüyor ve seviniyorum.Zaten hayatları şiir olan iki insanı sevmemem mümkün değil.Bakış açılarına bayıldım :)) Arkadaşlıklarına bittim. Daha güzel olabilir miydi,evet ama bu bile beni doyurdu. Heybeliada senatoryumu çok güzel gözüküyordu.(6 senedir kapalıymış,film için tamirat görmüş.)Görüntü yönetmeni iyiydi,müzikleri pek hatırlamıyorum ama sözler ve kelimeler zaten diğer şeyleri görmemi engelledi..Bir kere daha onları duymak için gidebilirim. Belçim Bilgin aslında güzel bir kadın ama filmde güzel gelmedi, belki liseli kız hali bizi sarmadı, bilmiyorum, onun yerine Farah Zeynep Abdullah daha az görünüp daha çok iz bıraktı bende.Mert Fırat yerine başka bir oyuncu olmazmış, adam rolü içmiş gibi geldi :) Tek dayanamadığım sahneler veremin öksürük krizleri oldu,keşke daha az olsaydı..

Diğer yandan ilk karelerdeki maden görüntülerine, kareler üstüne gelen bilgilere ve diyaloglardaki yoksulluklardan çıkarılacak derslere ihtiyacımız var. Mesela senatoryumda üç öğün yemek yiyebilmeleri bile bir tedavi onlar için.Yol parası için arkadaşının düğününde takılan paralara ihtiyacı var ve iki zümre arasındaki fark oldukça net vurgulanmış.Nereden nereye gelmişiz ama kıymetini bilmiyoruz, o başka. Varlık dergisinde şiir yayınlanması hayaline bayıldım.
Ancak perşembe akşamı Kelebeğin rüyasına cuma günü teyzemin kızı ile plan yapıp Eminönü taraflarına gittik.Annem de beni Galata Kulesine götürmek istiyordu.Teyzemin kızı Berna ile plan yapıp kalabalık bir şekilde yine Eminönüne gittik.
Berna'nın yün alması için Kürkçü Han'a gittik.
Kurukahveciye uğradık.
Alışveriş yaptık,yemek yedik.
Berna ile ikimiz bol bol fotoğraf çektik.
Kaktüslere baktık.
Sonra Galataya gittik.
Binaların ayrıntılarına bakmaktan etrafa bakamadım ama.Kuyruğa girdik ve kalabalık şekilde yerden tam 61 m yükseklikteki kuleye çıktık. Yerden 61 ama deniz seviyesinden 140 m yüksekmiş.Yüksek yerleri çok sevmem ama hem korkarım hem yaparım bir tip olduğumdan ve annem benim için özel düzenlediğinden bu turu bende keyfini çıkarmaya çalıştım. Hava da şansımıza çok güzeldi.Yemek yerken bile dışarıda oturduk o gün.Galata kulesinin duvar genişliği 3.75 m.









Galata Kulesi
Bir gün Büyükçekmecede alışveriş yaptık annemle, eski gezdiğim sokaklarda yürüdüm, oturduğumuz evlere baktım, esnafla ve tanıdıklarımızla konuştuk.Küçük bir tur attık alışveriş yaparken yani.Eski sakinliği kalmamış, otopark yeri zor bulunuyor merkezde, kalabalık sokaklar ve şehir hali sinmiş güzelim kasabamıza. Bu hali bile güzel ama ben hep o eski halini gördüm gezerken.Aynı gün Çarli'yi (erkek kardeşimi ) işyerinde ziyarete gittik. Tepekentte,Arel Üniversitesinde.Devasa bir film platformu gibi.. 1800 küsür villa varmış. Üniversite kocaman, odası güzel :)  Sonra dönüp Beykent'e gittik.

Kulenin dibinde bir kahve dükkanına oturduk Galata'da, adını hatırlayamadığım. Kahvelerimizi içip evimize döndük.
Cumartesi sabahı Burcu'ya kahvaltıya gittik, öğleden sonra pazara.Eve geldiğimizde İzmitte bulunan kuzenimin eşi beni ziyarete geldi.. Günler çabuk geçti, haftasonu için Çağıl, Eskişehir'e Akut etkinliğine gittiğinden son gün görüşemedik.

 Burcu'da kahve keyfi..
 Annemin Burcu ile bana yaptığı kedicik.. Aşağıda yine annemin yaptığı bebiş.
 Annemin çiçekleri...
 yılan kaktüsü


Tanıdık geldi mi Derya kuzusu..? :))
Annemle babam evde birde kuşları besliyorlar, tabak koymuşlar balkona seramik,ağır olunca tabak düşmüyormuş,bilimum kuş çeşitleri her gün balkonda yemek yiyor.
Sabah kahvesi,yazıya istanbulda evde başladım,cumartesi sabahı,Fethiyede bitirdim.
Ben çok sevdiğim için annem gitmeden lokma yaptı , kahvaltı ya da çayla yenilen.
Annemin Burcu için yaptığı yıldızı.
Bu da Burcu'dan.Büyükçekmece Belediyesi  E-5 in  altına  yol bağlamış, karşı yollar rahat giriş çıkış yapsın  diye,  Büyükşehir belediyesi kazılmış yolu kapatmış,izin vermemiş, muhtemelen iş yaptırmamak adına.. Sonra seçilmiyorlar diye bin türlü tekrar sayımlar falan.. Adım attırmıyorlar başka belediyelere, geçen seferde göl tarafında belediyenin yaptırdığı yeşillik alanları ,yemek yerlerini yıkmıştı, geçen yaz gece sergisi için verdiği tüm tezgah yerlerini iptal edip kendi yandaşlarına verdi, bu yaz başka atraksiyonlar da bekliyorum ,belediye seçimleri yaklaşıyor ya.. Eski öğretmen evlerini kapatıyorlar ama kendi belediyelerinin olduğu semtlerde yeni açıyorlar.. Beylikdüzü buna en iyi örnektir.

Ben cumartesi akşamı döndüm. Pazar sabahı önce yürüdük Uzunbeyle,sonra kahvaltıya gittik Matisse de,sahilde..Dün bütün gün uyumuşum evde :))  Bugün işteyim.
* Başlık: Ceyhun Yılmaz.