aşk şarkıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk şarkıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mart 10, 2018

İnsanın sessizliği sözcüklerinden daha yakındır gerçeğe *


Gecenin şarkısı: https://youtu.be/I7tg5xXrR9Y

Belli bir müddet alışkanlık yapması için kısa aralıklarla yazacağım. Elimden  geldiğince yazarak  içimi temizlemek istiyorum. İçimi, dışımı, kafamı toparlamak. Bu ara ben mi çok takıyorum hayat mı bana takıyor anlamış değilim. Masallardaki günlerce yürüyen ama arkasına baktığında bir arpa boyu yol gitmiş masal kahramanları gibiyim. Etrafa baktığımda kumdan kaleler ve don kişot'un saldırıya geçmiş şövalyeler görmesi gibi yaşamaya alışamadım.
      Hayat bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama dilini çözemiyorum.
* Başlık: Halil Cibran
Yer : Karataş Plajı - Fethiye

Pazartesi, Mart 17, 2014

Ben seni, sen olmadan da severim, git.*

Facebookta  " longozu koru" sayfası var.Orada İğneada ve longoz hakkında hem açıklayıcı bilgiler hem de fotoğraflar mevcut.Bu fotoğraf oradan. Ters lale , çok severim ama hiç görmedim :) Bu arada İstanbuldayım. Nasıl oldu bilmiyorum, kaçtım, mola verdim diyelim.Resmi bir işimiz vardı, hafta sonunu da ekledik ve Uzunbeyle geldik cumartesi günü.Oğlumuzu da çok özlemiştik, ailelerimizi de.

Hatta Uzunbey'in okul arkadaşlarıyla buluştuk ilk gece.Dün gece de Burcu ile Fhm bizi annemlerle yemeğe aldılar Çevre derneği lokalinde. Gündüz Çarli'lerdeydik, bebeği sevip annesinin yaptığı ikramları yedik.Bir ara Silivri'ye gittik.Fotoğraflar ve hikayeleri daha sonra..

Fethiye'de Onur Akın konseri vardı,kaçırdım.Biliyorsunuz onu çok seviyoruz.Ben ayrı Uzunbey ayrı seviyor.
Bugün de Uzunbey'le onun akrabalarını ziyarete gideceğiz kısmetse.. Sonra benimkilere kaldığı yerden devam.Daha Leyla Teyzem'lere ve onun kızı Berna'lara uğrayamadım ki Berna el bilek kemiğini kırmış.Piyano çaldığını ve müzik öğretmeni olduğunu düşünürsek her zamankinden biraz daha fazla bu olay hakkında endişelendiğimi anlarsınız sanırım.
Çağıl 'ı özlemişim :)) Bakıp bakıp içimden seviyorum.Her erkek çocuğu gibi - adam diyelim aslında, çocuktan çok adam gibi duruyor :) -  gönlüne duygusal yaklaşımlardan ve fiziksel sevmelerden, sarılmalardan hoşlanmıyor, ehh bizde biraz ondan biraz benden idare ediyoruz. Yüksek sesle cevap verilmiş oldukça duygusal bağırmalardan! da payımızı yeterince alıyoruz :))  Bu aralar böyle, ne yapalım, üniversite son sınıfta hayata atılacak genç bir adam annesi olmak kolay değil. Arada yine yazarım, dün gece bitiremediğim yazımı bu gece bitiriyorum.Buralardayım ama her gün işim var,yine koşturuyoruz. Ayrıntılar sonra :)
*Başlık / Şarkı.

Cuma, Şubat 17, 2012

Gözlerime bakıpta herşeyi anlasalar..

AĞVA BEYAZ EV çekilişini ben kazandım :)) Her çekilişe katılmıyorum internette, hatta çok az çekilişe katıldım şimdiye kadar ama Girls on blog 'un çekilişine katılırken önce zamanına baktım.Nisana kadar kullanılabileceğini görünce de yazdım. Zaten çok istemiştim,olunca da inanamadım ama :)) İlk fırsatta değerlendirmeyi düşünüyorum.Bakalım, zaten haberiniz olur o tarafa gidince, sizinle de paylaşacağım.Özel zaman yaratıp gitmeyi düşünüyorum, benim için çok iyi olacak.

Pasaklı Sali beni mimlemiş ; eski blogger olunca insanların aklına zor geliyorsunuz, uzun zamandır mim cevaplamamıştım.

1. Ölmeden görmeyi istediğin bir ülke var mı? Neden orası?
İtalya Toskana ; şarap bağları yüzünden,bağ bozumuna gitmek istiyorum :) 

2. Kış mı?  Yaz mı?
Kesinlikle Bahar :)  Benim gibi bir bahar çocuğu başka bir mevsimi onun kadar sevemez diye.

3. Hiç saçının tamamını boyattın mı? Pişman mısın?

Ben  saçımı otuz yaşıma kadar hiç boyatmadım.Kuaföre de kestirmek için giden biriyim.Zaten doğal saç sevdiğimden dalgalı ve kestane rengi saçlarımı çok seviyorum. Beyazlarım çıktığı için boyatmaya başladım,genelde de kızıl kahve boyatıyorum.Bu son seferde bir ton açığından gölge yaptık kuaförümle karar verip,herkes beğendi, ben kendi rengini seviyorum.

4. Bloğumda en çok ne tarz konular görmek isterdin?
Bu soru sanırım mimi paslayan bloğa dair düşüncelerimizden oluşuyor.
Ben Sali'nin daha ayrıntılı ve daha fotoğraflı yazı yazmasını tercih ederim.Mesela ayakkabı sevgisinden bahsederken  evdeki ayakkabılarını görüntüleyebilir :)) Birde her yoruma cevap yazmalı :P  Gelen konuklar kapıdan dönmüş gibi olmasın. (Biraz sonra pişman olup korkarım mimi geri çekecek :))
Alışveriş konusunda iyi olduğunu söylüyor,bu konuda yazılarda bekliyorum kendisinden.

5. Yaptığın en çılgınca şey neydi?
Evliliğin büyük bir sorumluluk olduğunu düşünüp,  erken evlenmek sanırım.(Yirmi yaşında evlenip 41 yaşındayken  20 yaşında genç bir adamın annesi olmak :) Çok güzel bir şey, hem de çılgınca geliyor şimdi. Yanında dolaşan genç bir adamın senin parçan olması. Üçümüz beraberken insanların inanamaması. Onun sayesinde ne kadar genç görünüyorsun diye iltifatlar almak. Onun yaşının heyecanını içinde hissetmek,onunla ve ona dair  güzel yarınlar düşlemek.)
6. En sevdiğin tatlı nedir?
Baklava, osmanlı tulumbası, çikolata,annemin yoğurt tatlısı,fıstıklı sarma, krem karamel,badem ezmesi,tavuk göğsü... Tatlıyı çok seven birine bu saatte hem de Dükan yaparken güzel soru ama bu ara yemiyorum :)) 

7. Hiç bıkmadan kullanabileceğin oje rengi? 
8. Hayvanları sever misin? Evde beslemeyi istedin mi hiç?

Tam bana göre bir soru.Bekarken kedim vardı, yeni evlendiğimizde eşim yine bir kedi aldı  hediye olarak ,Çağıl'a hamile kalınca kedi annemlere gitti.Herzaman balığımız ve kuşumuz olmuştur,arada kocaman konuşan bir gri papağanımız (Jaco) bile oldu :) 
Şimdi büroda çok tatlı bir sultan papağanım var Sarı Efe, masamın yanında,canı sıkılınca bana laf atıyor ve evde beraber yaşadığımız her gün işe götürdüğümüz sosyal bir köpeğimiz var; Ares :) 
9. Düzenli olarak takip ettiğin bir dergi var mı? Varsa hangisi?
Dekorasyon ve bahçe dergilerini severim. Ev Bahçe ve Evim dergisini devamlı alıyorum.

10. Sence Türkiye'de en yaşanılası şehir neresi? Neden? 
Muğla sanırım. Göçler bunu gösteriyor :))  Bence Fethiye, ileride il olacak hem de yaşamak için en uygun yer diye düşünüyorum.Bir kaç eksiği var şehirleşme adına onlarda olduğunda burası Türkiyenin en yaşanılası yeri olacaktır. Hem de ekolojik anlamda gelişmeye ve sürdürebilirliğe en uygun şehir burası olacaktır.Tüm yatırımlar bu açıdan ele alınıyor, iyi bir proje alanı ve gelişmesi de o yönde.
Ama insanın hayatında mutlaka bir İstanbul dönemi olması gerektiğine inanıyorum, o başka.
11. İnsanların sende gördüğü, dile getirdiği en iyi ve en kötü özelliğin nedir?
Bu zor bir soru.Onların bakış açısına göre kendimi yazmak benim işime gelmiyor ama yazmaya çalışayım.
Bana söylenen, benim hissettiğim, iyi mi güzel mi bilmiyorum.Yoruma açık,yazıyorum.Bunu ancak beni birebir tanıyan birileri yorumda cevaplarsa çok sevineceğim.Yani hem netten hem de şahsen tanıyanlar cevaplasın lütfen.
Genelde arkadaşlarıma ve çevreme göre en gençlerinden biriyim ama benim dikkatimi çeken bir şey var ki sanırım bu en kötü özelliğim- bana göre yani- insanların benden  çekinmesi.Nedenini bilmiyorum, kavgacıyım diye yazıyorum ama ben genelde sesli bir şekilde kavga etmem, bağırmam, şiddete karşı biriyim,çocuğumu dövmedim, yanımda kimse başka birini dövemez,kavga ettirmem, izin vermem,müdahale ederim.Buna rağmen erkek - kadın insanlar benden çekinir.Buna alışığım,şaşırmıyorum, ölçülü biri olduğumu düşünürüm, kantarın topuzunu kolay kolay kaçırmam ama öfkelenirsem, üç gün geçmez, öc alırım,asla unutmam.Bana sorsaydınız öfkelenmekten nefret ettiğimi yazardım, öfkelenince de sakinleşememekten nefret ediyorum.Yani çok zor oluyor. Kendi kendime gaz verip anında sinirlenebilirim.Böyle durumlarda yani benim sinirli olduğum bir zamanda üstüme gelinmemesini tercih ederim.
İyi yönüm sanki yukarıdakilerin benimle hiç alakası yokmuş gibi de yazacağım,bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyeceksiniz eminim :))
İyi yönüm yani herkesin dile getirdiği herkes beni çok sever :)) Yani tanıyan herkes bana bayılır, bende onlara.Her insanı sevmek için bir neden yaratabilirim,yeni insanlarla tanışmayı severim, kimseden çekinmem, korkmam ve dostlarım benim için çok önemlidir.Bana güvenirler.Bende bunu çok severim.
Güzel bir mim oldu,her zamanki samimiyette de cevapladım.Ben soruların cevaplarını biliyorum ama sizlerinde onu tanıması açısından annemi mimliyorum :)


eski bloggerlardan Ailem Benim Enne'yi  ve Yonca 'yı 

eski zamanlı- yenilerden  Gri notlar'ı,

yine eski zamanlı- yenilerden nurtellanın günlüğünü ve bloglarına ilk yorumunu benim yazdığım bloggerlar mimi cevaplasın lütfen.


 Biz sabahları yürüdüğümüz gibi,akşamları da fırsat bulursak şöyle bir salınıyoruz deniz kıyısında ama bazen yağmurada yakalanıp,kendimizi arabaya zor atıyoruz.Salı akşamı cafederin zehralarda yemeğe davetliydik, gitmeden yürüyelim dedik.Biz arabaya atlarken yağmur hızlı hızlı atmaya ve deniz kabarmaya başlamıştı Çalışta.Zaten Fethiyede yağmur böyledir,üç adımda adamı ıslatır anlamazsın. Birde eğribacak denen yağmuru vardır ki yağmur yağar,sen yağmıyor sanırsın ve yürürsün ama ıslanırsın :)) Bizde yaklaşık son on adımı arabaya koşmak suretiyle ıslanmamaya çalışarak attık.


 Bu pazar etkinlik var, Fethiye Kültür Merkezinde. Aynı zamanda  17 şubat cuma günü ( bugün) Üzümlüde benim Kuzugöbeği Mantar Festivali toplantım ve organik tarım seminerleri başlıyor  üzümlüde saat 14.00 de.
Adliyede de tecavüz davasının yeni bir duruşması var,saat 13.30 da. Kadın derneklerinin takip ettiği ama bence fazla destek almayan bir dava.Kadınlar harici bir destek yok korkarım.Toplantım olmasa orada olacaktım ama geçen haftada festival toplantısına gidemediğimden bu hafta üzümlüde olmam lazım.

 Çarşamba yemeğe gittik öğlende, Ares'i de götürmek için maliye karşısında  bahçeli bir yere gittik,hava çok güzeldi.
 Dallarda kuşlar vardı, güzel sabahlarda birde sabahları evin bahçesinden de kuş sesleri geliyor, ben onları duydukça mutlu oluyorum. Günüm güzel başlıyor.
Bugün evdeydim.Yani  o güzel mavi sümbülü koklayamadan akşamı ettim.Uzunbey ben seviyorum diye migrostan aldı bana, balkondakilerde açmak üzeredir.Bahçedekiler hazırlık içinde.Bahar mı geliyor ne..? :))

Başlık; bu şarkıdan. Resimler benim.Kapak resmi balkondaki yılbaşı çiçeğim.Küçük elyapımı oyuncaklar LÖSEV den.Keçi Kitabevinde standı var. Destek olmak adına hediyelerimi alıyorum ordan.

Pazartesi, Ocak 23, 2012

Baharda kuşlar gibi geldin kondun dalıma

Çağıl burda ya, geceleri geç vakte kadar oturup,sabah geç kalkıp beraber dizi izlemek çok keyifli.Öğlene kadar evde takılıyorum, sonra işe gidiyorum.Perşembe bütün gün evde  "How I met your mother" eski sezon bölümlerinden izledik. Beraber yiyip içiyoruz bu arada :) Cuma günü hava güzeldi ,öğlen gidip deniz kıyısında yemek yedik Çalış Mutlu'da.Dışarıda Ares'te hem gezindi hem de başka köpeklerle oynadı.Cumartesi yağmurluydu evden çıkmadık bütün gün.O gece Uzunbey'in grup yemeğine gittik yağmur altında.Pazar 2. el pazarı günü Çalış'ın.Sabah oraya uğrayıp Yörük Müzesinde kahvaltı ettik ve sonra Kargı Plajında yürüyüşe gittik hep beraber

Bu resimler  şimdi bir arkadaşımızın sahibi olduğu portakal bahçesinden.
Portakal bahçesi

2.el pazarı- Çalış


Yörük Müzesi - Kargı. Çağıl geldiğinde mutlaka bir kere gidiyoruz,oradaki kahvaltı hiçbiryerde yok.
Kargı Karataş Plajı
Hava güzeldi ama kimseler yoktu.Bizde tepeye kadar bir gidip geldik.Yolda fotoğraflar çektik,sonra onları Facebookta paylaştık :)
Akdağlar karlı ama ben hırka ile yürüyüş yaptım.
Burası Akmaz.Karataş Plajının diğer ucu.
Burası da yazın bazen şezlonglarımızı alıp piknik yapıp,denize girdiğimiz plaj.
Çok önce bir yazıda yine bu tepeyi yazmıştım.Ares,Uzunbey ve ben yürümüştük.Bu sefer Çağıl'da bize katıldı.Görünen Çalış Plajı.
Tepenin sol tarafı Çalış ve Koca Çalış dediğimiz plajlar.Sağ taraf ise Karataş Plajı.Görünen küçük koy Karataş Plajının başı.Genelde yazın kalabalık olur ama denizin içi taş ve kayalık olduğundan ben pek sevmem.Ben sağ tarafta gözüken kıyının ortalarına doğru daha az kalabalık olan yerleri seviyorum.Ares'le beraber rahat oluyor.
Burası tepenin arkası.Kimi yerleri su basmış.Görünen site Telmessos.
Bu taraflar kayalık.
Burası da Koca Çalış Plajı.
Çalış Plajı
Dün deniz çok güzel dalgalıydı,aslında oturup seyretmek gerekiyordu ama çoğu yerde salınmış köpekler var,insanın yanında da köpek olunca rahat vermiyorlar.İnsanlara bir şey yapmıyorlar ama sırf bu yüzden deniz kenarında gidip oturalım demedim.
Çağıl hasta, keyfi yok, benimde dişimde küçük bir şişlik var, iltihaplanmış,antibiyotik içiyorum. Ana-oğul bilgisayarlar kucağımızda dinleniyoruz bugün. Akşama Emine'ye gideceğiz bir kaç kişi.
Bu hafta cuma kahve günü bende. Bu ara çok sık yazı yazdım, 2012 bereketli bir yıl olacak demek ki :)
Dışarıda hava çok güzel ama ben evde oturup dinlenmek istiyorum.

Ares evde en çok bu pozisyonda yatmayı seviyor.Yani kafayı ya bir yere dayayacak ya da ışık görmeyecek şekilde uyayacak.Resim beş dakika önce çekilip yazıya eklendi ve Ares klasiklerine alındı bile :)

Sosyal güvenceler ve sigorta düzenlemeleriyle ilgili gelişmeler var.İyi takip etmenizi önermek adına bende paylaşmak istiyorum.Burada güzelce bahsedilmiş ve yabancılarla ilgili sosyal sigorta güvenceleriyle ilgili  düzenlemeleride buradan takip edebilirsiniz.Hükümet hakkında düşüncelerimi zaten biliyorsunuz ama yabancılarla ilgili yapılan düzenlemelerde de o kadar çok eksik var ki sorunları sadece ötelemişler çözmemişler diyebilirim. Bu düzenlemeleride yumurta kapıya gelince yaptılar, ayın bitmesine on gün kala açıkladılar.Tanınan süre ocak ayı sonunda bitiyor.Bir görseydiniz üç gün önce bu yazıyı beklerkenki halleri  ve hiç bir resmi daire bu konu hakkında soru sorup cevap alabileceğiniz ölçüde bu işlere hakim değil.

*başlık buradan

Pazar, Aralık 25, 2011

Vazgeçilir gibi değil bu medcezirler

Gezimiz süper geçti benim için.Gitmeyi çok istiyordum ya bana ilaç gibi geldi.Canım sıkkındı aslında ama gezi beni oyaladı diyelim.Hep kolumdan  tutup birisi çekse diye bekledim :) Neden diyeceksiniz,annemle sözleşmiştik aslında eğer kalmalı bir program olursa o istanbuldan ben fethiyeden gidip buluşacaktık.Kalmalı olmayınca ve durumlar uymayınca annem gelemedi ama benim gözlerim yolda onu bekledi durdu bütün gün.
Çok kalabalık bir grup değildik ama iyi ki gitmişiz.Gençler süperdi, ben en çok kalpaklı TGB' lileri ve Kubilay maskeli kızları beğendim.Bizim önümüzde Çanakkale ADD Gençlik Kolları vardı.Çocuklara bayıldık.Çok hazırlıklıydılar ve bizde onlarla sloganlar attık.En sevdiklerimden biri, herkes çöküyor ve yoklama yapıyorlar, Uğur Mumcu diyor mesela burda diye ayağa kalkıyorsun.Ben bu yoklamayı çok severim ve hepsinde oturup kalktım.Uzun zamandır yapmamıştık :) Tabii ki Kubilay'da son ses ve tek nefes kalktık hep beraber.

Ümit Hanım :)




 Tam önümdeki bu delikanlı arkadan aynı Çağıl gibiydi, yürüyüş boyunca ona bakıp oğluşumu hatırladım.Çağıl daha uzun ve iri ama benziyor diye idare ettik artık :) İstanbula gidince aynı pozdan çekip bakarım artık.
Bizim Çanakkaleliler grubu, Çömü den öğrencilerde vardı içlerinde.  Yürüyüşe değişik illerden ve ilçelerden gelen CHP ilçe örgütleri,  Abant İzzet Baysal Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu,Atütürkçü Düşünce Derneği Gençlik Kolları, Atatürkçü Düşünce Derneği Çanakkale Şubesi Gençlik Kolları,İşçi Partisi,Atatürkçü Düşünce Derneği İzmir Şubesi, Menemen Şubesi,Ayvalık Şubesi,Burhaniye Şubesi,DSP İzmir İl Başkanlığı,CHP Salihli İlçe teşkilatı,Fethiye CHP Kadın Kolları,TMMOB Ziraat Odası İzmir Şubesi,Ortaklar Öğretmen Okullular(Adabenliler) Derneği,Türkiye Gençlik Birliği gibi gruplar göze çarpıyordu.(Benim gördüklerim)

Çok kalabalıktı.
 Bu hanımın kalpağına bayıldık, bir kadına kalpak ancak bu kadar yakışır diye izin alıp fotoğrafını çektim. Keşke kendime de kalpak alsaydım diye de sonradan düşündüm.
 Uzun bir kalabalık Yıldıztepeye doğru çıktık.
 Bu kızlar favorimdi.Utanmasam ellerinden alır birde böyle gezerdim.
 TGB 'lilerin hepsinde kalpak vardı ve en güzel sloganları onlar attılar.Nedense bunların hiçbiri tv de yayımlanmadı.Hatta densizin biri rahatsızlık verdi diye yazmış basında,hayır kimse taşkınlık yapmadı ve çocuklar gayet düzeyli sloganlarla herkesi coşturdular.Tv de de üstünkörü yayımlamışlar oysa mesaj çeken TBMM başkanı Cemil Çiçek yuhalandı sadece.Zaten cumhurbaşkanı ve başbakanımızdan mesaj falan gelmedi.Hepsini tek tek dinledik.İzmir valiside beş senedir İzmirde olmasına rağmen törenlere hiç katılmamış.Menemen Belediye Başkanı Tahsin Şahin nefis bir konuşma yaptı.O kalabalık nefes almadan onu dinledi.Eğer metnini bulursam kadın kolları mail grubumuzda paylaşacağım diye söz verdim.Kadını erkeği konuşmaya hayran kaldı.

Anıtın tam önünde,protokala uzaktık.Ben resim çekip dolaştığımdan çok hoş görüntülerde yakaladım ama hepsini paylaşamıyorum.Zamanım az.

" Menemen  Menemenli Olmayı Bilenler Derneği " diye bir el ilanı dağıttılar. Kubilay'a sahip çıkmışlar,o kadar hoşumuza gitti ki alıp sakladık, teşekkür ederiz burdan kendilerine, devrim şehidi Cumhuriyet evladına sahip çıktıkları için.Gurur duydum onlarla.
 Hava çok soğuk değildi bana göre, yağmur da yağdı ama çiseledi diyebilirim.Islanmadan gittik,geldik.Oysa o gece giderken yolda çok yağmur yağmıştı.Çantamdaki şemsiyeyi açmadan geldik yani.
Kemal Kılıçdaroğlu; konuşması sırasında ve ordayken neredeyse izdihama neden oluyordu.

Sağdaki hanım bir gazi eşi,hepimiz vakur duruşundan dolayı hayran kaldık kendisine.Kuva-yı Milliyecilerden.


 http://gizlibelge.wordpress.com/2011/12/24/binlerce-yurttas-menemende-sehit-kubilayi-andi/  ayrıntılar burada ama ben size zaten yazılmayanları söyledim :)

Bu yazı günlerce anlatılabilecek bir yazıydı da benim zamanım azdı. Yarın bir teslik olmazsa Uzunbeyle İstanbula gidiyorum.Hem ziyaret hem ticaret.Oradan yazmaya çalışacağım.

Görüşmek üzere...

Perşembe, Kasım 17, 2011

vurulduk ince ince

* Bu sabah erkenden uyandım,dün gece bir gece önceki öksürükten uykusuz kalmanın rövanşıydı sanırım,erken uyudum,sabahta erkenden uyandım.Tv geç vakte kadar açıktı,bazen açık bırakıp tv sesiyle  sorunsuz dinlenme gibi bir inanca sahibim.Biz tv ve bilgisayarı hayatından çıkaramayan bir aileyiz, biraz işsel biraz da alışkanlıklarımızdan.Ben de bunu kabul edeli çok oldu.Yani artık rahatsızlık yaşamıyoruz,bunları aştık.Günün her saati bilgisayarı açabilir,diğeri uyurken tv ve bilgisayar kullanabiliriz biz.Hatta birbirimizin bilgisayarını kullandığımızdan bazen uyuyor musun diye sorup uyumuyorsak o nerdeydi,bunun resimlerini koydun mu..? fotoğraf makinesini nereye koydun, şarjı bulamıyorum gibi başkalarına garip gelebilen ama bizi zorlamayan şartlarda da yaşayabiliriz :) Neyse sabah erken uyandım, tv'yi açtım hemen,Uzunbeyde bilgisayarını.Canım kahve istedi, eskiden çok nescafe içerdim şimdi günde bir en fazla iki tane içiyorum ve her sabah yürüyüşten sonra oturduğumuz cafede Türk kahvesi içiyorum. Canım kahve istedi derken Uzunbeyin bana yatakta kahve servisi yapacağını düşünmemiştim, şimdi nescafeyi içerken aklıma gelenleri yazmayı düşündüm...Kısa yazayım diyorum her seferinde yazı resmen uzun bir romana dönüyor ama artık kabul ettim,başlıyorum nerde biterse orada bırakacağım.
 Ares ayaklarımın üstünde yatıyor, zaten iri bir köpek,yan yattığında nerdeyse yarım yatak boyunda olduğundan bazen yatağın ucuna yere, bazende battaniye ve yatak örtüsünün üstünde yatıyor.Yatak örtüsünü kaldırmıyorum çünkü hava hala çok soğuk değil battaniye ile yatıyoruz, tüyleri en azından örtünün üstünde kalsın istiyorum.Şimdi öyle bir durumda ki aramızda örtünün üstünde,ayaklarımı uzatınca yataktan düşeceğinden yarı oturur vaziyette yazıyı yazıyorum.Bazen uyurken de öyle uyuyoruz.Ya da uyku sersemi ittirerek indirdiğimde oluyor.Onun derdi bizim yanımızda olmak.Bizde onunla yaşamaya çok alıştık.İstanbulda hep sokak köpeklerini sevdim, hatta yemek verdim onu özlediğimden. Sokak itleri' ni ... Bir arkadaşım  ben öyle seviyorum onları derdi. Bende öyle seviyorum bazen. Köpek deyince yine bir sevimlilik var ama "sokak iti "  gerçekten söylerken bile içimi acıtıyor. Ares yokken başka köpekleri gözlüyorum,özellikle sokak iti  hallerini görünce şehirlerde.Bir köpeğe bu kadar yakın yaşayıp sonra sokaktaki yalnızlıklarını görmek içimi acıtıyor gerçekten.Onların nasılda insanlar gibi duygular taşıdıklarını ve çocuklar kadar sevgiye aç olduklarını bilmek, aç susuz ve kimsesiz, güvensiz gözlerle dolaşmaları beni etkiliyor.Sadece köpekler değil,insanlarda beni büyükşehirde yaralıyor.Ben mi çok uzak kaldım, onlar mı çok yalnızlaştılar.Onlara baktığımda bir tarayıcıdan geçer gibi o gözlerde ve davranışlarda herşey görünüyor,başka bir gözle bakıyorum o zaman.İstanbulda gezerken bunları gördüm hep.Belki etrafımdakilere o gözlerle bakmıyorum,baksam belki onlarda da başka şeyler görürüm ama daha çok tanımadıklarımda görüyorum ben bunu.Çocuk olsam kendimi uzaydan gelen,garip güçleri olan biri sanırdım :) Bakınca alamıyorum kendimi,bazen yakalanıyorum bakarken ama ne garip ki beni garipsemeden karşılık alıyorum.Gözlerinden güzellikler görüyorum, erkeği kadını ,çocuğu  güzel bakıyor.Hele çocuklar bazen ben onları keşfetmeden onlar beni keşfediyor, bazıları takılıyor, anneleri ellerinden kollarından çekerek ancak iletişimimizi kesebiliyor.Bazen birbirimize göz kırpıp ayrılıyoruz, bazen de el sallıyoruz.O yüzden etrafımdakiler bana alışık,bu takılmalarıma.Çağıl dalga geçer bazen,uzunbey takılır. Annemle babamda sever, küçük çocukları, ben okurum.Bana söylediklerini, gözleriyle kısa zamanda anlattıklarını,kıyafetlerini,neyi sevdiklerini,annelerin ona davranışlarını, nasıl baktıklarını... Babayla gezenleri de incelerim. Babam benimle çok ilgilenirdi çünkü,ben küçükken babamın omzunda gezerdim, bana masal okurdu, hele mişon hikayelerine bayılırdım, enteresan gizem dolu hikayeleri olurdu, nerden öğrenirdi bilmem,görünce soracağım, bana masal kitapları da alırdı,daha doğrusu kitap alırdı, çok eskiden okuduklarını hatırlıyorum ama ben öğrendiğimden beri bana güzel kitaplar aldığı için, evde güzel kitapları olduğu için okumayı sevdiğimi düşünürüm.İlk kitabım Bremen Mızıkacılarıydı, (bunu karıştırmışım o babamın Çağıla aldığı ilk kitaptı bana Kırmızı Çizmeli Kediyi almıştı,şimdi okuyunca düzelttim ) pul defteri almıştı bir doğum günümde, beni hep koleksiyon yapmaya özendirmiştir, yardımcı olmuştur.O konuşmadan ben gözlerinden okurum ne istediğini ,etrafımızdakilerde kıskanır bu özelliğimizi,neyse fazla yazmayayım nazar değmesin bize :) Gerçi babamla annemin karışımıyım ben, hem fiziksel hem de manevi olarak, sadece birine benzemem,entreresan bir kişilik olmamı buna bağlıyorum.
Bu arada babam meslek onur ödülü almış ,öğretmenlikten,çekmemişim resmini bayramda ,pişman oldum makinenin kartı yüzünden çekememişim hiç bir şey.Birde yeniden öğretmenlik yapıyor,gönüllü olarak çalışıyormuş,belediyenin halkevinde,ücretsiz matematik dersleri veriyormuş, üç sınıfı varmış her yaştan da öğrencisi.. Büyükçekmece Belediyesi ücretsiz kurslar veriyor halkevinde, orada çalışıyormuş bu kış.
Annemde zaten çalışmadan duramadığından tekrar bir arkadaşının anaokuluna müdür oldu bu yıl.Çalışmadan duramıyorlar, onları anlıyorum.Annem ilk söylediğinde fikrimi  sordu, nasıl mutlu oluyorsan öyle yaşa dedim, ben onlarla gurur duyuyorum.Bu yaşta kendilerince hala topluma destek olduklarından, emekliliğinde de insanın bir şeyler yapabildiğini ispatladıklarından.Oturup seyretmediklerinden ve hep bir şekilde kendilerini eğitmeye çalışmalarından.
* Tv de Fatmagülün dizisinin fragmanı var, fragmanda davaya giderken yanında kadın dernekleri var,
 -asla!yalnız yürümeyeceksin..! diye bağırıyorlar.Buraya da geliyorlar bazen,tecavüz ve kadın davalarına, İstanbul ve büyükşehirlerden, hoşuma gidiyor kadınlara destek çıkılması, en azından bu kadar desteği hakediyor kadınlar.Hala çoğu davaya iftira mahiyetinde yaklaşan kadınlar var,en çok da bu beni rahatsız ediyor.Çoğu zaman davaya destek amaçlı bile bir tecavüz davasının duruşmasını izlemeye gelemeyen kadınlar bir ya da bir kaç adamın tecavüzüne uğradığını söyleyebilen bir kadını iftira etmekle suçlayabiliyorlar.Ben demiyorum ki öyle kadınlarda yoktur, eğer bir kadın bunları yaşadığını itiraf edebiliyorsa bence bu ağır bir itiraftır ve göründüğü kadar da kolay değildir.Tecavüze uğramış bir kadının milliyeti,giyiniş,hal ve tavırları,dini ve mesleği  o suçun cezasını  hafifletmez. 
Burada köylerde hala kadınlar çalışıyor ve erkekler seyrediyor, erkekler kahvede pinekliyor,kadınlar seçimde erkeklerin istedikleri partiye oy veriyorlar,çünkü köylerde ve küçük yerlerde sandıktan farklı bir oy çıkması namus meselesi gibi.Çoğu zaman kırlarda,dağlarda tepelerde hayvan otlatıyorlar.Bir yandan tecavüz sahnelerinin dizilerde bu kadar çok olmasından yakındığım kadar dizilerde işlenecekse de en azından işin eğitim boyutuna da çevrilmesi taraftarıyım.Anadoluda yaşam İstanbuldaki gibi değil, kadın hala burada her şekilde bağımlı ve erkek egemen bir yaşantıyı yaşamak zorunda. Bazen ailenin geçimini de sağlayıp, yine erkeğin dediği gibi yaşamak zorunda olanlarda mevcut,ya da onlara bakanlarda.Bazen kocası yabancı kadınlarla kaçıp,çocuklarıyla hayata devam etmek zorunda kalan yalnız kadınlarda var.Bu yabancılık illa başka bir memleketten anlamına gelmemeli,başka şehirlerden gelip burada biraz turizmde çalışmış, gözü açılmış köylü adamlarla kaçıp giden kadınlarda var.Hep hayatın güzelliklerini yaşıyoruz ya arada haber olanları, okuyacak para bulamayan çocukları,terkedilen kadınları da konuşmamız lazım.Hayat sadece bizlerden oluşmuyor ve bazen biz yaşamadığımız şeyleri hafife alabilecek kadar duyarsız kadınlar olabiliyoruz.Hayatın neresinden yakalarsak aslında oradan birilerine destek olmak gerekli, hiçbirşey yapmadan etrafı seyredenlere uyuz oluyorum ve destek olanlara laf yetiştirmeye çalışanlara da.
*Bunu kesinlikle yazmam lazım. Işıkta bekliyorum her sabah denizi gördüğüm o kavşakta,yani Devlet hastanesi yolunda  BP benzinliğin önü, benim işe gittiğim yolda, "son atılım" diye bir özel eğitim okulu var Fethiyede,onun servisi önümde, üç araba ışıkta bekliyoruz ama ben servisten önümü göremiyorum araba büyük , burada ışıklar uzun yanıyor,yaklaşık 64 ve 82 saniye arasında falan, bekliyoruz, birden şöför elinde cep telefonu indi arabadan, konuşmaya başladı, elinde telefon konuşuyor ama arabadan uzaklaştı, ışığın döneceğini görünce bindi ve sarı ışık sönerken kırmızı da  olsa geçti gitti,ben hem sola döneceğimizden arkasındayım, iki şerit yoldayız ve benim onun peşinden  ışıkta geçmem mümkün değil,diğer taraf yandı ve ben kavşağın ortasında kalacağım eğer geçersem-bisiklet yarışlarından dolayı da kavşak ortasında dönel kısım kaldırıldı, yolun ortasında üstüme gelen arabaların içinde kalmayayım diye hareket etmedim, zaten o  kırmızıda geçtiğinden benim kırmızıda geçmem gerekir ki hayatta geçmem, ama o kadar sinir bir durumdu ki anlatamam.Saygısızlığı görüyor musunuz..? Gidiş geliş bir anayolda durup karşı yönden gelip camları açık ve çalışan arabalardan sohbet etmelerine alışığızda bu öküzlüğe ilk defa rastladım.O arabanın özel eğitim okulu servisi olmasını mı anlatayım ki o şöförün daha dikkatli olması gerekli, çocukları önemsemeyip ışıkta keyfi hareket etmesinden mi? Yoksa kırmızı ışıkta geçmesini mi..? Büroya geldim suratım hala asık, uzunbey gülerek ne o yoksa önündeki şöför ışıkta arabayı bırakıp inip telefonla mı konuştu deyince de bizi gördüğünü anladım :)
Allahtan sen değildin, indirip döverdin adamı dedim.-Trafikte sinirlidir biraz.Masaya oturana kadar ben unuttum ama okulu biliyorum, ilk görüştüğümde idarecilere bu olayı anlatacağım.Yanına kar kalmamalı.Buralarda arabayı kriz anında nasıl kullanacaklarını bilmedikleri gibi normal trafik kurallarına uymayı bile enayilik gören tiplerle aynı trafiği kullanmak zorundayız ve çoğunlukla motorlar var, motorlara kasksız binmeyi arada!  kontrol ediyorlar ama ters yöne giren motorları,kötü park edenleri, üç,dört kişi çocuklarıyla binenleri hiç kontrol etmiyorlar.Arabayı kullanmayı bırakın da kırmızı ışıkta geçmeyi marifet sanan salaklarla araba kullanmak bazen canımı sıksa da idare etmeye çalışıyoruz.Allahtan trafik bayramlar harici yok ve insanların Akdeniz rahatlığından korna kültürü yok :)) Zaten 82 bazen de 96  saniye ışıklarda çay demleyip içesim geliyor ve bence en büyük sorunumuz şehir içinde otopark sorunu.Onu da yakın zamanda ne belediyenin ne de kaymakamlığın çözebileceğine inancım var. Hatta kavşakları çizen, trafiği tasarlayanların büyükşehir görmüşlüğü var mı onu da merak ediyorum. Aberttığımı düşünenlere de Ölüdeniz minübüslerinin kalktığı caddeyi örnek veriyorum.Düşünün yukarı çıkan bir ana caddeye sağdan arabalar giriyor size sağ yasak ,soldan o caddeye katılıp yola devam ediyorsunuz. Daha ne anlatayım.!

Not: 1-Bu kısa bir yazı olacaktı dikkatinizi çekerim.. Ben kısa yazamıyorum, iyice emin oldum :)
2-Kahve içerken başladığım bir sabahın düşündürdükleridir.Resim tamamen nilüfer havuzlarını çok sevmemden dolayı konuyla alakasız bir resimdir.
Günün şarkısı Buz'dan... Dün sabah deniz kenarında radyodan dinledim ve eski şarkıların bu rock hallerini de ben çok severim.Buz bu şarkıda sadece nakaratı iyi söylemiş ama esas kayıt için Sertab'tan dinlemek lazım.Öyle zor buldum ki videosunu ve öyle güzel bir şarkı ki,unulmasına gönlüm razı gelmedi...

Pazartesi, Ağustos 22, 2011

ölürüm hasretinle

Geçen hafta çarşamba günü bitmesi gereken merdiven altı dolap işi perşembeye de sarktı.Bende mecburen cuma günü dolap yerleştirmeye evde kaldım.Evde az kalabildiğim içinde hemen arkadaşlarımı çağırdım o gece çay içmeye.Adına çay içme dedik ama her zamanki gibi değişik bir menü yapmaya çalıştım.Kilosuna dikkat etmeye  çalışanlar ve çalışmayanlar için iki ayrı menü hazırladım. Aslında bayağı bir arkadaş çağırdım ama herkesin planları vardı bu yüzden sadece Fatoş,eşiyle ve Derinsu ile, Zehra'da Kedikafa ve Derinle geldi.Ahmet Bey ve Talin uygun değillerdi.Zen ve eşi Ali Bey gelinlerine  iftar yemeğine davetliydi, Gülderen ise misafirleri nedeniyle gelemedi.
Menümüz aslında basitti.Peynirli tepsi böreği,tavuk salatası,kırmızı lahana salatası  ve elmalı tart.Geceyi  geç vakit yanına kuruyemiş,meyve ve kurukayısıların içine saklanmış kaymakların oluşturduğu bir tabakla tamamladık..Birde vişne liköründen çıkma bomba tabir ettiğimiz vişneler var,buzlukta,böyle zamanlarda sofraya mutlaka onlarda çıkar. Bunların   yanında  kilosuna dikkat edenler içinde  roka yaprağına sarılmış krem peynirleri salatalıklara kürdanla saplayıp yaptığım kanepelere de kızlar bayıldı diyebilirim.Zaten salatalara yağ koymadığımdan onlardan bizde yedik.Yine de değişiklik olsun diye haşladığım yumurtaların üstüne rokfor parçacıkları koydum ve yanına salatalık dilimleri serpiştirdim.İnsan masada muhabbet ederken atıştırmak istiyor,kalorisiz şeyler olsun istedim böyle zamanlarda. Çağıl benim için annem misafir geldiğinde on kaplan gücünde oluyor diye iltifat etti bana. Özeniyorum çünkü istediğim her an evde olamıyorum ve ben arkadaşlarımı az ağırlıyorum.Misafir ağırlamayı da çok sevdiğimden hep özel şeyler yapmak istiyor canım. O gün gündüz Çağıl'ın da yardımıyla  dolapları yerleştirdik, işi bitenleri taşıdık ,o da cumartesi günkü  ehliyet yazılı sınavına çalıştı.Gece de çok güzel geçti,arkadaşlarla olmak çok keyifli.

 Cumartesi günü Çağıl'ı  sınav yerine bıraktım, alışverişe gittim ve eve döndüm.Çağıl işi bitince arkadaşıyla buluştu ve daha sonra geldiği gibi Sun Camp'a denize gittik.Akşam yedi-yedibuçuk civarı döndük ki Uzunbey aradı.Hem bir kaç müşteriye uğrayalım hem de yemek yiyelim diye Hisarönü ve Kayaköy'e gittik. Yeni açılan Jazibe de yemek yedik.Bitince gayet güzel bir mekan olmuş.Haftasonu kahvaltıları ve gece konserleri şimdiden gözde.

Pazar günü uzunbey bürosuna gitti.İşi varmış,bizde Çağılla bizi uyandırma öğlene kadar yatalım diye tembih ettik.Ben öğlene kadar yatamadım tabii ki.Uzunbey'in arkasından kalkıp makyaj masamdaki takı kutularımı dizdim.İş yaptım.Öğlene doğru Çağıl kalkınca da bir güzel kahvaltı ettik. Öğleden sonra beş civarı uzunbey işten gelebildi.Üstümüz değiştirip mutlu restauranta plaja gittik.Güneşi orada batırıp,yemeğimizi de orada yedik.Kahve içmeyede Ahmet Bey ve Talinlere geçtik.Döndüğümüzde geç bir vakitti ve biz hala plaj kıyafetiyledik :)
Uzun zamandır güneş batarken denize girmemiştim.Manzara nefisti ve ben çarşaf gibi denizde gücüm tükeninceye kadar yüzdüm. Çok güzeldi,dalgalara kendini bırakmak bana iyi geldi.
Bugün bizim evlilik yıldönümümüz , yirmi yılı geride bırakıyoruz. İnsan, kırk yaşında ve yirmi yıllık evli olmasına inanamıyor.Hayat o kadar çabuk geçiyor ki...!  Değiştim mi dedim Uzunbeye , değişmedin dedi, oysa ben değiştiğimi hissediyorum.Umarım çevremdekiler için olumlu değişimlerdir bunlar. O zamanlarda farklı bir eş, farklı bir anne,farklı biri olacağımı tahmin ediyordum çünkü genelde bizim çevremizdekiler için genç bir yaşta evlendik biz.Başkalarına bakıp bu kararı veremezdik.Herşeyi kendimize göre ayarladık. Ben gelecekte değişebiliriz ama bunu göze almamız gerekli diye düşünerek evlendim.
Bu gece uzunbey'in mensubu olduğu bir grupta davetliyim. Çok güzel bir etkinlik var, kaliteli bir sanatçıyı burada ağırlayacağız,onun toplantısına özel davetliyim.Etkinlikte beraber çalışacağız :)

Önümüz bayram, bayramda Fethiye'deyim kısmet olursa, Eylülde Kaya da  Mimarlar odası çok güzel bir etkinlik düzenliyor, benim Eskişehir gezim var, Ekimde sanatçı konuğumuz var.Böyle böyle yavaşça sezona giriş yapacağız.
Üniversite sonuçları açıklandı, Fethiyeden yine güzel sonuçlar var, hatta bir arkadaşımızın kızını  Çarli'nin oraya(üni) burslu gönderiyoruz, çok seviniyorum.Bu tarz başarılı çocuklar görmek beni mutlu ediyor.

Not: Sessiz ve sakin tavrım sadece yazılarda göstermeliktir, çok kavgacıyımdır, kavga etmeyi de severim,saygısızca değil ama savaşmayı ve tartışmayı severim, bu yüzden mümkün olduğunca benle takışmamanız rica olunur. Laf sokulmasına, gösteriş yapılmasına ayrıca uyuz olurum ve ne gerçek duygularla söylenmiş anlarım. Bir boğa olarak asla affetmem.Beni de kimsenin affetmesini istemem.Zaten takışıyorsam herşeyi göze almışımdır.
Laf sokmadan, kinaye yapmadan, içinizden geldiği gibi yazabilirsiniz aksi halde karışmam.
-Bu uyarıyı bloğun ana sayfasına  mı yazsam ne yapsam..? :)
Ben melankoliğim (!)ya  günün şarkısı bu, dinleyip dinleyip ağlıyorum :P

Salı, Ağustos 16, 2011

Daha bir ağlatıyor aşk şarkıları

Cumartesi gecesi kızlarla beraber Fatoş'un evdeydik.Ben özellikle gün batımını yakalamak için tam vaktinde gittim.
Fatoş çok güzel bir sofra hazırlamıştı, hepsi de sağlıklı ve nefisti.
Buzdolabında oğluşumun fotoğrafı olan bir ev bana ne kadar yabancı olabilir ki..? :) Lise fotoğrafı hala orada ve her gittiğimde beni karşılıyor.

O bizim için balkonu da hazırlamış.
İçeride yemeğimizi yiyip,içeceklerimizi alıp balkona çıktık ve herzamanki gibi sohbet ederken zamanı unuttuk.
Fatoş'un evinin daha önce çok fotoğrafını çektim ama sanırım hiç yazamadım.
Bu tarafta Çalış'ın devlet hastanesi kısmı.Benim evin mahallesi diyelim. Biz bu geceleri gelenekselleştirdik.Her ay birimizin evinde buluşacağız.(Şimdiye kadar yazmadım ama aramıza yeni katılan Itır -Kayaköydeki gecenin ev sahibi- , Rana ,Fatoş ve ben) Aslı şarap-peynir gecesi ama ramazan dolayısıyla içki durumları değişebiliyor.
Cumartesi gecesi o kadar güzel geçti ki yoldan geçen Fatoş'un arkadaşları yanan mumların ışığında kimlerle keyif yaptığını çok merak etmiş :)
Pazar günü Kayaköyde kahvaltı ardından evde sıcağın biraz durulmasını beklemek ve sırasıyla  önce Koca Çalış Suncamp'ta deniz keyfi ve gece mangalı Aksazlarda, oldukça yoğun bir pazar günüydü.
Bugün bir dolu iş bitirdim kendimce.Gezinin ayrıntılarıyla uğraşıp, kendi işimle ilgili bir çalışmayı kolayladım.Yarın çarşıda ufak tefek işlerimi bitirip eve dönmek istiyorum.Sabahtan da Zen ile bir randevum var. Öğleden sonra da kadın kolları toplantısında gezinin son ayrıntılarını konuşacağız.

-Bu gecenin şarkısı çok, birden fazla ve içinde bir sürü güzel şarkı bulunan bir link

-Birde böyle bir şey var bence en az diğer Somali  haberleri kadar önemli..!!!