Babam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Babam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Eylül 09, 2020

Babam..








Sevgili Babam.. Sen gittiğinden beri Dünya eskisi kadar güzel değil.Her şeye rağmen doğum günün kutlu olsun. (8 eylül)  Öğrettiklerinle yaşamı karşılamaya devam.. 💝 Seni unutmadım.

 

Pazar, Haziran 16, 2019

Sen hala kalbimin en güzel odasındasın.

Babamsız ilk babalar günüm. Ne kötü, hiç bir şeye bakamıyorum. Akşamdan beri çok ağladım. Babasızlık cam kesiği gibi. Kesiyor derinden kan sızıyor ama görünmüyor kanadığı. Çok zor. 
Onu çok sevdim. Onu çok sevdiğimi biliyordur umarım. 
Son hastalık halimiz...

O kadar çok özel zamanımız oldu ki hangi birini yazayım. Onun yeri asla dolmayacak bir sızı bu ve şu an çok zor geliyor. 

Çok güzel günlerimiz oldu ve ben hastayken o da hastaydı. Korkmayayım diye bana hiç gıkı çıkmadı. Hiç bizi üzmedi. Onu hiç yalnız bırakmadım - bırakmadık. İnsan hastalığına sevinir mi? Son günleri beraber geçirdiğimiz için kendi hastalığıma sevindim ben. 
Hayatta beni hiç yalnız hissettirmedi, her şeye karşı korudu. Kendimi korumayı öğretti. 
Babam...Beni her konuda savaşçı yetiştirdin ama sensizliğe alışık değilim. Çok zor geçecek bu koca Dünya sensiz.
Seni şimdiden o kadar çok özledim ki...
Babam, herşeyim, Babişkom...





Çarşamba, Mart 13, 2019

Esmer yüzlü akşamı dinledim yine sensiz

1 Mart’ta instagramda şöyle yazmışım...   @caglaercen
Bugün babamın gitmesinin 40. Günü.. Öldü demekle ölmüyor işte. Her geçen gün Dünya kazık kakıyor insanın kalbine.Her şey var o yok diye. İnsanın vücuduna girmiş bir hançer gibi kanırtıyor, deşiyor. Bakıyorsun, yaşıyorsun ama herşey senin içinde. Anlatılmaz yokluğu zaten. Bu sabah evde 2 tane olupta sırf ben seviyorum diye aldığı mavi ceviz kıracağıyla ceviz kırdı annem. O ağladı ben ağladım. Onu özleyince gidip odasında oturup eşyalarını elliyorum. Onun kıyafetlerini giyiyorum bazen. Onun sevdiği insanları daha çok sevmeye başladım ve tuttuğu takımı. Resimlerine bazen bakabiliyorum daha. Şarkı dinleyemiyorum. Başkasıyla konuşmak bile onu paylaşmak geliyor, yapamıyorum. Eve gelen herkese kahve yapmak istiyorum çok sevdiği için ve gözlüklerini bile saklamak istiyorum, atamıyorum. #babam

Yarın 52’si... Hala ağlamadan şarkı dinleyemiyorum.


Menekşelendi Sular
Menekşelendi sular, sular menekşelendi
Esmer yüzlü akşamı dinledim yine sensiz
Leylak pırıltılarla bahçeler gölgelendi
İnledi yine bülbül, olmazmış gül dikensiz
Dikensiz gül olmazmış
Çilesiz bülbül ayşe
Her kuş bülbül olmazmış
Her çiçek de gül ayşe
Ne bülbül gülü sevdi seni sevdiğim kadar
Ne böyle seven gönül, ne de senden güzel var
İçli bir özleyişle bırak beni yanayım
Gözlerinde gördüğüm rüyama inanayım
Dikensiz gül olmazmış
Çilesiz gönül ayşe
Her kuş bülbül olmazmış
Her çiçek de gül ayşe


Perşembe, Nisan 30, 2015

Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını...

Günlerdir seçim komitesiyle ve partiyle ilgili çalışıyorum.Bizim işlerimizde çok yoğun,yaz hazırlıkları başladı, sezon için durmadan koşturuyoruz. Sabah seçim komitesi ve parti, öğleden sonra iş derken bayağı bir bölündüm ve yoruldum. Annemle babam  ,annemin koro arkadaşlarıyla Bodrum'a geliyorlar, bizde orada buluşmaya karar verdik, yarın  sabah ben arabayla kısmetse Bodrum'a geçiyorum. Bir kaçamak yapıp geleceğim. cuma-cumartesi-pazar Bodrumdayım.
 Pazartesi sabahı dönüp o gün ilk seçim büromuzu milletvekili adaylarımızla açacağız.
Bir tane de benim sorumlu olduğum bölgede açacağız. O son dakika gelişmesi oldu ama iyi oldu.Şu an kendime küçük bir çanta hazırlayıp yatacağım. Yazmayı özledim... 
Çok yoruluyorum ama çalışırken çok mutluyum :) ve yeni bir güne merhaba demek için yollarda olacağıma..

Pazartesi, Kasım 24, 2014

Sen ordan bi canım dersin, benim kalbim kaburgamın altına sığmaz burda... *

Bugün içimdeki çocuk,  tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutluyor bir yandan da telefon bile açamıyorum ki benim için çok kıymetli iki öğretmenin öğretmenler gününü kutlayayım. Bu sabah partide tertiplediğimiz Öğretmenler Günü kahvaltısına gittim.O canım öğretmenlere baktım,sarıldım,ellerinden öptüm, dokunsanız ağlayacaktım, yakın bir arkadaşımızın dün öğretmen olan eşini kötü hastalıktan kaybettik ki çok üzüldüm, birde  annemle babamı çok özledim, bugün her öğretmen kelimesinde,dokusunda ve tınısında içim titredi, yanlarında olmak istedim. Açtım facebook sayfalarını- her ikisininde var- tek tek onlara yapılan yorumları okudum,elim telefona gitti- geldi,boğazım düğümlendi,konuşamayacağımı düşünüp arayamadım. Bugün bütün öğretmenlerimin, arkadaşlarımın, akrabalarımın ,blog dünyasındaki öğretmenlerimizin ,hepsinin öğretmenler gününü kutluyorum... Annem ve Babamın nezdinde hepsine kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum.
 Hayatım boyunca bütün öğretmenlerimi sevdim, onların benim için açtığı güzellikler dolu yol için hepsine buradan tek tek teşekkür ediyorum ve ilk öğretmenlerim Canım Annem ve Babam ; sizi çok özledim... Size de teşekkür ediyorum, hayata benim için açtığınız bu eşsiz pencere için.

* Başlık : Can yücel.

Cumartesi, Eylül 08, 2012

Bazen, sadece haddinden fazla özlersin*


Burcu bugün yeni yazı yazmış, yazıda Ederlezi şarkısıyla birkaç sabahtır uyandığını yazıyor, bende çok severim.Onu dinlerken babamı düşündüm.Bugün babamın doğum günü, insan babası için ne yazabilir ki..? Ne yazsa onunla ödeşebilir..? Yaptıkları için zaten ödeşemez de, en azından benim için neler ifade ettiğini biraz olsun anlatabilirsem mutlu olacağım.

Annem sık sık babana benziyorsun der -bazı huyların  demek istiyor- fiziken olmasa da ben kendimi her yönden ortaya karışık olarak tanımlıyorum ve bazen benzediğimi düşünüyorum.En azından bazen onun konuşurken cümleyi yarım bırakıp devamını yavaş getirmesi, benim içimden tamamlamam ve doğru çıkması bile bunun örneğidir.

Bu sabah aradım onu telefonundan,yoldalar Kumbağ' a gidiyorlarmış, konuşamadık ,sadece kutladım ama biliyorum ki benim yazdığım her satırı okur, bu yüzden onun için yazıyorum bu satırları ve temmuzda görüşmemize rağmen onu çok özledim.-Anne seni de çok özledim ama bugün babamın doğum günü,o yüzden yazı onun için -  :))

Uzun senelerdir ayrı yaşıyoruz, on iki senedir uzaklardayım, tarih olarak 8 eylüllerde ona yakın olmak isterim genelde, yani bu zamanlarda yanında olmak.Her zaman olmuyor ama benim için önemli, son zamanlarda gidip yaş günü hediyesi olarak ben geldim diyorum :))

O' nun yüzünden...

Küçükken bana anlattığı Mişon'lu  masallar yüzünden hayalperest olduğumu, küçük yaşta bir kütüphanem ve bir sürü kitabım olduğunu, bana okumayı sevdirdiğini, çok küçüklüğümden beri bana Klasik siyah-beyaz filmleri izlettiğini, beni sanata ittiğini, spora yönlendirdiğini, beraber Michael Jackson kaseti dinlediğimizi, geceleri dışarı çıkınca sapıtmamak gerektiğini,içki içmenin adabını, mantıklı açıklaması olduğu sürece insanları dinlemeyi, büyüklere akıl danışmayı, küçükleri  kollamayı, Uzunbey'i anlamayı, politika konuşmayı, ilk pastahane randevularımı onunla yapmayı, sinemaya gitmeyi, İstanbul'u gezmeyi ,anneme söylediğin kantoları, ilk dans derslerini,  dört yaşımda ilk restleşmeyi, okeyi, satrancı, ilk Türk Kahvesi muhabbetlerini, ilk hayat derslerimi ve daha bir çok şeyi.. En önemlilerinden birini unutuyordum aslında ,insanın çocuğunu anlamasını... hala uzakta olsan bile çocuğuna dedelik yapmasını, evini açmasını, bunları onun sayesinde çocuğununda en az senin kadar şanslı bir şekilde yaşayabilme şansını yakaladığı için hayata teşekkür ediyorum.

Ve Babam olduğun için...Bana sadece bu güven duygusunu yaşattığın için........
Teşekkür ederim. İyi ki doğdun, İyi ki varsın...... Seni çok seviyorum.

Günün şarkısı .... Senin sevdiğin bu şarkı Annemle ikiniz için,  film görüntüleri  hepimize armağan olsun  :))

Başlık ve resim internetten.

Perşembe, Kasım 17, 2011

vurulduk ince ince

* Bu sabah erkenden uyandım,dün gece bir gece önceki öksürükten uykusuz kalmanın rövanşıydı sanırım,erken uyudum,sabahta erkenden uyandım.Tv geç vakte kadar açıktı,bazen açık bırakıp tv sesiyle  sorunsuz dinlenme gibi bir inanca sahibim.Biz tv ve bilgisayarı hayatından çıkaramayan bir aileyiz, biraz işsel biraz da alışkanlıklarımızdan.Ben de bunu kabul edeli çok oldu.Yani artık rahatsızlık yaşamıyoruz,bunları aştık.Günün her saati bilgisayarı açabilir,diğeri uyurken tv ve bilgisayar kullanabiliriz biz.Hatta birbirimizin bilgisayarını kullandığımızdan bazen uyuyor musun diye sorup uyumuyorsak o nerdeydi,bunun resimlerini koydun mu..? fotoğraf makinesini nereye koydun, şarjı bulamıyorum gibi başkalarına garip gelebilen ama bizi zorlamayan şartlarda da yaşayabiliriz :) Neyse sabah erken uyandım, tv'yi açtım hemen,Uzunbeyde bilgisayarını.Canım kahve istedi, eskiden çok nescafe içerdim şimdi günde bir en fazla iki tane içiyorum ve her sabah yürüyüşten sonra oturduğumuz cafede Türk kahvesi içiyorum. Canım kahve istedi derken Uzunbeyin bana yatakta kahve servisi yapacağını düşünmemiştim, şimdi nescafeyi içerken aklıma gelenleri yazmayı düşündüm...Kısa yazayım diyorum her seferinde yazı resmen uzun bir romana dönüyor ama artık kabul ettim,başlıyorum nerde biterse orada bırakacağım.
 Ares ayaklarımın üstünde yatıyor, zaten iri bir köpek,yan yattığında nerdeyse yarım yatak boyunda olduğundan bazen yatağın ucuna yere, bazende battaniye ve yatak örtüsünün üstünde yatıyor.Yatak örtüsünü kaldırmıyorum çünkü hava hala çok soğuk değil battaniye ile yatıyoruz, tüyleri en azından örtünün üstünde kalsın istiyorum.Şimdi öyle bir durumda ki aramızda örtünün üstünde,ayaklarımı uzatınca yataktan düşeceğinden yarı oturur vaziyette yazıyı yazıyorum.Bazen uyurken de öyle uyuyoruz.Ya da uyku sersemi ittirerek indirdiğimde oluyor.Onun derdi bizim yanımızda olmak.Bizde onunla yaşamaya çok alıştık.İstanbulda hep sokak köpeklerini sevdim, hatta yemek verdim onu özlediğimden. Sokak itleri' ni ... Bir arkadaşım  ben öyle seviyorum onları derdi. Bende öyle seviyorum bazen. Köpek deyince yine bir sevimlilik var ama "sokak iti "  gerçekten söylerken bile içimi acıtıyor. Ares yokken başka köpekleri gözlüyorum,özellikle sokak iti  hallerini görünce şehirlerde.Bir köpeğe bu kadar yakın yaşayıp sonra sokaktaki yalnızlıklarını görmek içimi acıtıyor gerçekten.Onların nasılda insanlar gibi duygular taşıdıklarını ve çocuklar kadar sevgiye aç olduklarını bilmek, aç susuz ve kimsesiz, güvensiz gözlerle dolaşmaları beni etkiliyor.Sadece köpekler değil,insanlarda beni büyükşehirde yaralıyor.Ben mi çok uzak kaldım, onlar mı çok yalnızlaştılar.Onlara baktığımda bir tarayıcıdan geçer gibi o gözlerde ve davranışlarda herşey görünüyor,başka bir gözle bakıyorum o zaman.İstanbulda gezerken bunları gördüm hep.Belki etrafımdakilere o gözlerle bakmıyorum,baksam belki onlarda da başka şeyler görürüm ama daha çok tanımadıklarımda görüyorum ben bunu.Çocuk olsam kendimi uzaydan gelen,garip güçleri olan biri sanırdım :) Bakınca alamıyorum kendimi,bazen yakalanıyorum bakarken ama ne garip ki beni garipsemeden karşılık alıyorum.Gözlerinden güzellikler görüyorum, erkeği kadını ,çocuğu  güzel bakıyor.Hele çocuklar bazen ben onları keşfetmeden onlar beni keşfediyor, bazıları takılıyor, anneleri ellerinden kollarından çekerek ancak iletişimimizi kesebiliyor.Bazen birbirimize göz kırpıp ayrılıyoruz, bazen de el sallıyoruz.O yüzden etrafımdakiler bana alışık,bu takılmalarıma.Çağıl dalga geçer bazen,uzunbey takılır. Annemle babamda sever, küçük çocukları, ben okurum.Bana söylediklerini, gözleriyle kısa zamanda anlattıklarını,kıyafetlerini,neyi sevdiklerini,annelerin ona davranışlarını, nasıl baktıklarını... Babayla gezenleri de incelerim. Babam benimle çok ilgilenirdi çünkü,ben küçükken babamın omzunda gezerdim, bana masal okurdu, hele mişon hikayelerine bayılırdım, enteresan gizem dolu hikayeleri olurdu, nerden öğrenirdi bilmem,görünce soracağım, bana masal kitapları da alırdı,daha doğrusu kitap alırdı, çok eskiden okuduklarını hatırlıyorum ama ben öğrendiğimden beri bana güzel kitaplar aldığı için, evde güzel kitapları olduğu için okumayı sevdiğimi düşünürüm.İlk kitabım Bremen Mızıkacılarıydı, (bunu karıştırmışım o babamın Çağıla aldığı ilk kitaptı bana Kırmızı Çizmeli Kediyi almıştı,şimdi okuyunca düzelttim ) pul defteri almıştı bir doğum günümde, beni hep koleksiyon yapmaya özendirmiştir, yardımcı olmuştur.O konuşmadan ben gözlerinden okurum ne istediğini ,etrafımızdakilerde kıskanır bu özelliğimizi,neyse fazla yazmayayım nazar değmesin bize :) Gerçi babamla annemin karışımıyım ben, hem fiziksel hem de manevi olarak, sadece birine benzemem,entreresan bir kişilik olmamı buna bağlıyorum.
Bu arada babam meslek onur ödülü almış ,öğretmenlikten,çekmemişim resmini bayramda ,pişman oldum makinenin kartı yüzünden çekememişim hiç bir şey.Birde yeniden öğretmenlik yapıyor,gönüllü olarak çalışıyormuş,belediyenin halkevinde,ücretsiz matematik dersleri veriyormuş, üç sınıfı varmış her yaştan da öğrencisi.. Büyükçekmece Belediyesi ücretsiz kurslar veriyor halkevinde, orada çalışıyormuş bu kış.
Annemde zaten çalışmadan duramadığından tekrar bir arkadaşının anaokuluna müdür oldu bu yıl.Çalışmadan duramıyorlar, onları anlıyorum.Annem ilk söylediğinde fikrimi  sordu, nasıl mutlu oluyorsan öyle yaşa dedim, ben onlarla gurur duyuyorum.Bu yaşta kendilerince hala topluma destek olduklarından, emekliliğinde de insanın bir şeyler yapabildiğini ispatladıklarından.Oturup seyretmediklerinden ve hep bir şekilde kendilerini eğitmeye çalışmalarından.
* Tv de Fatmagülün dizisinin fragmanı var, fragmanda davaya giderken yanında kadın dernekleri var,
 -asla!yalnız yürümeyeceksin..! diye bağırıyorlar.Buraya da geliyorlar bazen,tecavüz ve kadın davalarına, İstanbul ve büyükşehirlerden, hoşuma gidiyor kadınlara destek çıkılması, en azından bu kadar desteği hakediyor kadınlar.Hala çoğu davaya iftira mahiyetinde yaklaşan kadınlar var,en çok da bu beni rahatsız ediyor.Çoğu zaman davaya destek amaçlı bile bir tecavüz davasının duruşmasını izlemeye gelemeyen kadınlar bir ya da bir kaç adamın tecavüzüne uğradığını söyleyebilen bir kadını iftira etmekle suçlayabiliyorlar.Ben demiyorum ki öyle kadınlarda yoktur, eğer bir kadın bunları yaşadığını itiraf edebiliyorsa bence bu ağır bir itiraftır ve göründüğü kadar da kolay değildir.Tecavüze uğramış bir kadının milliyeti,giyiniş,hal ve tavırları,dini ve mesleği  o suçun cezasını  hafifletmez. 
Burada köylerde hala kadınlar çalışıyor ve erkekler seyrediyor, erkekler kahvede pinekliyor,kadınlar seçimde erkeklerin istedikleri partiye oy veriyorlar,çünkü köylerde ve küçük yerlerde sandıktan farklı bir oy çıkması namus meselesi gibi.Çoğu zaman kırlarda,dağlarda tepelerde hayvan otlatıyorlar.Bir yandan tecavüz sahnelerinin dizilerde bu kadar çok olmasından yakındığım kadar dizilerde işlenecekse de en azından işin eğitim boyutuna da çevrilmesi taraftarıyım.Anadoluda yaşam İstanbuldaki gibi değil, kadın hala burada her şekilde bağımlı ve erkek egemen bir yaşantıyı yaşamak zorunda. Bazen ailenin geçimini de sağlayıp, yine erkeğin dediği gibi yaşamak zorunda olanlarda mevcut,ya da onlara bakanlarda.Bazen kocası yabancı kadınlarla kaçıp,çocuklarıyla hayata devam etmek zorunda kalan yalnız kadınlarda var.Bu yabancılık illa başka bir memleketten anlamına gelmemeli,başka şehirlerden gelip burada biraz turizmde çalışmış, gözü açılmış köylü adamlarla kaçıp giden kadınlarda var.Hep hayatın güzelliklerini yaşıyoruz ya arada haber olanları, okuyacak para bulamayan çocukları,terkedilen kadınları da konuşmamız lazım.Hayat sadece bizlerden oluşmuyor ve bazen biz yaşamadığımız şeyleri hafife alabilecek kadar duyarsız kadınlar olabiliyoruz.Hayatın neresinden yakalarsak aslında oradan birilerine destek olmak gerekli, hiçbirşey yapmadan etrafı seyredenlere uyuz oluyorum ve destek olanlara laf yetiştirmeye çalışanlara da.
*Bunu kesinlikle yazmam lazım. Işıkta bekliyorum her sabah denizi gördüğüm o kavşakta,yani Devlet hastanesi yolunda  BP benzinliğin önü, benim işe gittiğim yolda, "son atılım" diye bir özel eğitim okulu var Fethiyede,onun servisi önümde, üç araba ışıkta bekliyoruz ama ben servisten önümü göremiyorum araba büyük , burada ışıklar uzun yanıyor,yaklaşık 64 ve 82 saniye arasında falan, bekliyoruz, birden şöför elinde cep telefonu indi arabadan, konuşmaya başladı, elinde telefon konuşuyor ama arabadan uzaklaştı, ışığın döneceğini görünce bindi ve sarı ışık sönerken kırmızı da  olsa geçti gitti,ben hem sola döneceğimizden arkasındayım, iki şerit yoldayız ve benim onun peşinden  ışıkta geçmem mümkün değil,diğer taraf yandı ve ben kavşağın ortasında kalacağım eğer geçersem-bisiklet yarışlarından dolayı da kavşak ortasında dönel kısım kaldırıldı, yolun ortasında üstüme gelen arabaların içinde kalmayayım diye hareket etmedim, zaten o  kırmızıda geçtiğinden benim kırmızıda geçmem gerekir ki hayatta geçmem, ama o kadar sinir bir durumdu ki anlatamam.Saygısızlığı görüyor musunuz..? Gidiş geliş bir anayolda durup karşı yönden gelip camları açık ve çalışan arabalardan sohbet etmelerine alışığızda bu öküzlüğe ilk defa rastladım.O arabanın özel eğitim okulu servisi olmasını mı anlatayım ki o şöförün daha dikkatli olması gerekli, çocukları önemsemeyip ışıkta keyfi hareket etmesinden mi? Yoksa kırmızı ışıkta geçmesini mi..? Büroya geldim suratım hala asık, uzunbey gülerek ne o yoksa önündeki şöför ışıkta arabayı bırakıp inip telefonla mı konuştu deyince de bizi gördüğünü anladım :)
Allahtan sen değildin, indirip döverdin adamı dedim.-Trafikte sinirlidir biraz.Masaya oturana kadar ben unuttum ama okulu biliyorum, ilk görüştüğümde idarecilere bu olayı anlatacağım.Yanına kar kalmamalı.Buralarda arabayı kriz anında nasıl kullanacaklarını bilmedikleri gibi normal trafik kurallarına uymayı bile enayilik gören tiplerle aynı trafiği kullanmak zorundayız ve çoğunlukla motorlar var, motorlara kasksız binmeyi arada!  kontrol ediyorlar ama ters yöne giren motorları,kötü park edenleri, üç,dört kişi çocuklarıyla binenleri hiç kontrol etmiyorlar.Arabayı kullanmayı bırakın da kırmızı ışıkta geçmeyi marifet sanan salaklarla araba kullanmak bazen canımı sıksa da idare etmeye çalışıyoruz.Allahtan trafik bayramlar harici yok ve insanların Akdeniz rahatlığından korna kültürü yok :)) Zaten 82 bazen de 96  saniye ışıklarda çay demleyip içesim geliyor ve bence en büyük sorunumuz şehir içinde otopark sorunu.Onu da yakın zamanda ne belediyenin ne de kaymakamlığın çözebileceğine inancım var. Hatta kavşakları çizen, trafiği tasarlayanların büyükşehir görmüşlüğü var mı onu da merak ediyorum. Aberttığımı düşünenlere de Ölüdeniz minübüslerinin kalktığı caddeyi örnek veriyorum.Düşünün yukarı çıkan bir ana caddeye sağdan arabalar giriyor size sağ yasak ,soldan o caddeye katılıp yola devam ediyorsunuz. Daha ne anlatayım.!

Not: 1-Bu kısa bir yazı olacaktı dikkatinizi çekerim.. Ben kısa yazamıyorum, iyice emin oldum :)
2-Kahve içerken başladığım bir sabahın düşündürdükleridir.Resim tamamen nilüfer havuzlarını çok sevmemden dolayı konuyla alakasız bir resimdir.
Günün şarkısı Buz'dan... Dün sabah deniz kenarında radyodan dinledim ve eski şarkıların bu rock hallerini de ben çok severim.Buz bu şarkıda sadece nakaratı iyi söylemiş ama esas kayıt için Sertab'tan dinlemek lazım.Öyle zor buldum ki videosunu ve öyle güzel bir şarkı ki,unulmasına gönlüm razı gelmedi...

Salı, Eylül 06, 2011

Ve buyur benim gerçekliğime...

Resimler ortaya karışık. Bayram tatili değil bayram koşturması oldu bizim tatil.İşin bir kısmını halletmiştik,diğer bir kısım da son iki gün biraz mesai yapsakta çalışmadan geçti.Uzunbey bahçede çalıştı, ben sabah kah yürüdüm uzunbeyle kah dışarı çıktım gece, kahvaltıya gittik,yemeğe gittik, bebek görmeye gittik,denize kaçabildiğim kadar kaçtım, pazara çıktım ki genelde ben pazara çıkmam.Evde devamlı bir hareket halindeydik.Mavi kuşlardan Hanife'nin kızı evleniyor,hani şu Kayseriye gidemediğim düğün,hiç değilse kına gecesine gidelim dedim.Gittik de ama hiç oturmadan geldim diyebilirim.Her yanımız ağrıyana kadar hiç bu kadar oynamamıştık.Birde damat Kayserili ya Ankara havası çaldılar bol bol.Onu da oynadık, hem de Cafederin  Zehra ile karşılıklı.Kıvırdım sanırım ben bu Ankara havasını galiba :) Ben daha önce halk oyunları oynadım bir kaç yöre. İstanbulda zaten her hava çalınır,biliriz yani biraz ama kına gecesi Ankara başladı Ankara bitti. Sadece biz oynamadık tabii , ben kalkınca hepsini kaldırdım :) Ben burada düğünlerde pek oynamam.Yani aksak ritm, teke yöresi oyunları zordur.Ben zeybek oynadım biraz ama bana yabancı, e burda da Kasap Havası çalmaz , bu yüzden hüzünlenirim ben böyle düğünlerde.Neyse o gece öyle bir oynadık ki  ayağımdaki ayakkabılar  vurdu, kınanın sonunda gelinle ayakkabıları çıkarıp beraber halay çektik.Arkadaşlar enerjime hayran kalmışlar oysa ben sabaha kadar oynardım :) Bu aralar böyleyim. Yürüyorum, yüzüyorum dalgalara karşı, geziyorum.İş yapmaya çalışıyorum bu arada,evde düzenlemem gereken odayı hala düzenleyemedim ama tatil bitti, bugün bende işbaşı yaptım. Gelecek ay bir etkinliğimiz var onun için çalışmaya başladık.Bugün ilk toplantımızı yaptık.
Üstteki resim Kayaköyden.Antik Restaurant.

Bu sarı karpuz Hale ile Yavuz beyin evindeki küçük moladan. İkram.

Bebek gezmesinde Gülce'nin bebek çikolatası .

Kayaköy Hale'lerin evinde tavuklar kuluçkaya yatmış, iki köşede iki tavuk vardı.

Hale'nin kaktüsü, oraya pazar sabahı Paul ve eşi Pat ile Kayaköye kahvaltıya gittiğimiz sabah uğradık. Habersiz gittik ama yanımızda Kuş Gözlemcisi ve yazar (Paul Hope) gibi bir İngiliz olunca kuşları çok seven ve besleyen Yavuz Beyle  onları tanıştırmak istedik.Bizi o kadar güzel ağırladılar  anlatamam.Hatta misafirleri olan iki İngiliz Beyde bize katılınca bir kaç saat oturmuşuz farkına varmadan.

 
Sülün
Sülün
sülün
sülün
 Yavuz Bey bu sülünlerin doğaya salındığında çiftçi ya da köylülerin onları avladığını söyleyerek aslında onların yerinin doğa olduğunu anlattı.Bazı cinslerin İngiltere de olduğunu ama bazı renklerinin olmadığını da Paul ekledi.
Bunlar da kuşlar.
Kuşlarla aynı kafeste sülünlerde vardı.
Sultan papağanlardan bir tanesi bana hediye geldi bayramdan önce.

Bayramın üçüncü günü Kaş'taydık.O kadar kalabalıktı ki ancak yol üstünde bir plajda akşamüstü beşten sonra denize gidebildik.
Kaş
Kaş

Kaş girişi

Kaputaj Plajı
Kaputaj Plajına yaklaşmak mümkün değildi. Bu bayram Ölüdenizde de trafik sıkışmış, yoldan araçlar geri çevrilmiş, anons edilmiş Fethiyeden Ölüdenize iniş zor diye :) değişik plakalı araçlar trafiği tıkadılar bayram boyunca zaten bizim ışıklar o kadar uzun  yanıyor ki trafiğin sıkışmaması garip olurdu. Yabancı plakalara bakıp bu gelişin sonu feci kuyruk olur otobanlarda diye düşünmeden edemedim.

Kalkan


Cafe Derin Zehra'nın bana hediye yaptığı etamin örtü.Ne zamandır resmini çekiyorum bir türlü koyamamıştım.Bu bayram balkonda misafir ağırladım bu örtüyle.


Bu yavru deveyi Kayaköy antik restaurantın önünde gördük.Paul ve eşiyle kahve içmeye gittiğimizde.

Kalkan Bodamya restaurant - O tarafa gidince orada yemek yiyiyoruz.Uzakta deniz manzarası ve adalar var.
Kalkan

Mavikuşlardan Hanife'nin kızının kınası...

Paul Hope biyolog,kuş gözlemcisi-yazar 
Fethiyenin yürüyüş yolları ve kuşları hakkında kitapları var.
Bizimde iyi arkadaşımız.Uzun yıllar Fethiyede yaşamış, Fethiye ve çevresi konusunda uzman.

Eşi Pat,  o da en az Paul kadar doğayı ve Türkleri seven biri.Ağırlıkla Türkçe konuşuyor ve çok gülüyoruz bazen kurduğumuz cümlelere :))  Zaten Türkçe söylediği bir kelimeye Türkçesi neydi diye eşine soruyor ve basıyor kahkahayı.Merak ettiği için arife günü oruç tuttu, yazın sıcakta çok zor diye de yorum getirdi.

- Eskişehir Gezisi eylül sonunda 23-24-25 eylül -kayıtları başladı.
-Ben bu arada bir İstanbul yapıp geleyim  diyorum.Çağıl'la çarşamba akşamı kısmetse gidiyoruz.
- Bu haftasonu Kayaköy etkinliği var ama gidemiyorum.Programı burada.
-Candan Erçetin'in son albümü temmuzda çıkmış.Şarkıları çok güzel İstanbul  gibi ama dinledikçe buna bayıldım, buna da bayıldım, çocukluğumun en güzel şarkılarını söylemiş.İstesem, bu parçaları sipariş versem böyle olmazdı.
Çok sevdim :) ama bu geceki şarkımız ZAZ'dan.
Yarın akşam yoldayız kısmetse, perşembe günü Babamın doğum günü.(8 eylül) Onları  çok özledim.Burcu'larında evlilik yıldönümü.Perşembe günü kutlama var ....

Güncelleme : Dün iki arada bir derede dövme yaptırdım :) Kuşları ne zaman bu kadar çok sevdim bilmiyorum ama görünce bu tam bana göre dedim.


Resmi Çağıl çekti, uzun bir müddet acıyor diye onu kandırdım oysa dövmem kınadan :)

Pazar, Haziran 21, 2009

Biliyorum Ordasın ..

Biliyorum okuyorsun yazdıklarımızı, biliyorum ki iyi bir babasın, biliyorum ki insan olarak da farklısın.. Keşke daha yakın mesafelerde olabilseydik ama biliyorum ki ordasın..Yanımdasın :)

Senden daha öğrenecek çok şeyim var, dilerim hep orda olursun ..
Babalar Günün Kutlu Olsun :)

Resim: Renoır

Müzik : Öncelikle Babam için ve tüm babalar için :)

Perşembe, Ocak 08, 2009

Seyir Defteri 2. Bölüm

Annemler geldiğinden beri manzara böyle dağlarda. Akdağlar kar dolu, allahtan onlar rahat gitmişler.Yollar açıkmış.Onlar gittiğinden beri daha girip odalarını toplamadım.Nedensiz.İstanbuldan gelince de ben bavullarımı ancak bir haftada yerleştiriyorum.İşte böyle saçma sapan bir alışkanlık oldu burda.Uzunbey farkında ve dalga geçer genelde ama ben yine de bir hafta da ancak yerleşirim.Balayı hevesi bitmemiş yeni gelinler gibi bavulum ortada ve açık durur, lazım olanı alırım içinden. Kimse de bir şey demez aslında diyene de yüz vermem.. Zaten pek başkalarına göre hareket eden biri değilim.Sanırım insanlarda bu yönümü seviyorlar.Öyleyse niye onları hayal kırıklığına uğratayım ki..? Bildiğim gibi yaşıyorum.
Bayramdan sonra biraz alışveriş yaptım kendime burdan.(F.S)Biraz da annem getirmiş güzel şeyler.Yeni yeni cicilerim oldu.Çikolata kahveyi çok sevdiğimi ve bana yakıştığını söylemişmiydim, söylemediysem de resmimi koyuyorum ordan bakın işte. Bu aralar görüntüme bakmayı seviyorum.Kilo vermesem de kendimi böyle seviyorum.Verirsem de ne ala..Yaza kadar verebildiğimle idare edeceğim..Resim Kaya da Poseıdon'da çekildi.Uzunbey çekti.Yılbaşının ertesi günü Alp'i gezmeye götürdük Kaya'ya.. Sonra da Ölüdeniz'e.. (Kürk imitasyon, sahici almam zaten.. :)) Birde gerçekten gözlüksüz daha genç görünüyorum ama şimdilik böyle gözükmeyi istiyorum.Daha sonra belki gözlüksüz çıkarım karşınıza..

Bu bitkiye ne diyorlar bilmiyorum.Yürüyüşlerden birinde çektim.
Her gün annemlerle ya Çalış'a ya da merkeze indik.Büroya fazla uğramadan , genelde annemlerle geçirdim ikinci haftayı da.Yılbaşında çıkmadık, Alp'te gelince kalabalık bir yılbaşı soframız oldu yine..Ben daha akşam üstünden ahududu likörüyle başladım yemek hazırlarken, sonra da rakıyla devam ettim.Normalde şarapla ya da votkayla bitirmek isterdim ama serviste yaptığımdan olmadı.Sofrayı toplayıp annemle makineyi yerleştirdik ve oturduğumuzda tv de nostaljik müzikler vardı.Annem,babam ve ben biraz onlara takıldık en sonunda 3.30 da yattık.Bu arada günler sıcak geçti genelde.Akşamları da şömine yaktık klimayla. Annem evde ne kadar tamir edilecek ve dikilecek şey varsa elden geçirdi.Sabahları Demirköy işi kahvaltılar yaptık.Uzun ve brunch tadında.. Bizim kahvaltıların yanında brunchlar halt etmiş zaten.


Bu çetikleri annem örnek almış birilerinden, çok değişik bir model..Benim tarzım değil pek.Ben hala anneannemin ördüklerini giyiyorum evde..Artık azaldılar da.Bir kısmını Çağıl için kenara koydum.Bebek yelekleri de var bunların içinde.. Bunlar çok şık ve bilekten çarpraz bağlı. çetik= patik - Çetik Trakya'da, patik İstanbulda söylenen ismi..
Bu resimdekiler annemlerinde burda olduğu hafta gittiğimiz car boot'tan..
Atkılarda değişik bir stanttaydı.
Sefertaslarına elli lira istediler..Ben saki bardağına benzer birşey ve sürahisini aldım ordan.
Bu yastıkta aynı yerdeydi, Türkler car boot satışının ruhuna uygun değilde para kazanılacak bir yer gözüyle baktıklarından genelde pahalı oluyor onların masaları..Oysa car bootta elden çıkarılacak ürünlerin yine kullanacak birine uygun bir fiyatla geçmesi amacı var..Bu yüzden tam bit pazarı diyemeyiz..
Kayaköy gezintisinin resimlerinden..
Ares böyle gezilerde mutluluktan her yana koşturuyor.
Küçük kilisenin bahçesi..
Kilisenin girişinin rumlardan kalan yer döşemesi..
Kayaköy
yine küçük kilise
Burası da Kaya köy.
Annemler burdayken eski komşum Hatice Teyzeye gitmiştik.Kendisi el sanatları yönünden derya gibidir. Aslında evin her yanı bir başka elişiyle dolu ama şimdilik ilginç olanları görüntülemek istedim.
Kapılar çarpmasın diye beş kiloluk su şişelerine taş doldurarak yaptığı ağırlıklar..
Burası" nazar çıkmazı" Evin koridoruna yaptığı ve senelerdir aldığı veya hediye edilen nazarlıkları astığı bir bölüm.Evinden tarih fışkırır zaten. 1955 yazılı cüzdan vardı aralarında..Gerçi ev o kadar eski değil, seksenlerden..
Burası bizim Kuş cenneti dediğimiz Çalışta kuşların ve balıkların ürediği koruma alanı..Koruyabildiğimiz kadar koruyabiliyoruz..Yani hala insanlar buraya balık tutmaya geliyorlar..Kuş gözlem kulesi yapıldı ama geçtiğimiz yıl bir diğerini söküp yakmışlardı.. Artık Çalışta fazla sakin olmadığından bu sene fazla zarar veremediler..
Çalış kuş cenneti. Kuş gözlem günleri burada yapılıyor..
Bu şekeri annem yaptı bizdeyken.. Onlar çocukken anneannem yaparmış daha pastaneler yokken. Adı Fatmaşeker.. Anneannemin adı :)) yani.. Bildiğiniz karamelli şekerler var ya tadı aynen öyle hatta daha güzel.Yapımı da çok kolay. Bir kilo süte yarım kilo toz şeker ekleyip devamlı karıştırıyorsunuz ateşin üstünde..Rengi giderek koyulaşıyor ve karamel rengini alınca pudra şekeri dökülmüş bir tepsiye düz şekilde döküyorsunuz. Soğuyunca da kesiyorsunuz kare kare..Alttaki resim tepsideki hali, üstteki resimde pudra şekerine bulanmış hali..
Bu da genelde evde yapılan biberli domatesler..Annem bana da bir kavanoz getirmiş ama o kadar güzeldi ki her öğün sofraya geldiğinden bitirdik.Gidince bir kaç kavanoz daha almayı düşünüyorum ondan.
Annemin marifetlerinden bir tane daha.. İğnelik..İçi kitap sayfası gibi hatta makara bile konuyor..İsterseniz seyahatlerde yanınızda da taşıyabilirsiniz..

Arkadaşlarım sağolsun, gittiğim her yerde yılbaşı hediyesi aldım bu hafta.. Bu çanta da Zen'den Selma Hanımın hediyesi..
Annem bu eldivenlerden geçen sene ben siyahını alınca modelini çok beğenmişti..Kendine ve eşe dosta hediye yaptı..Buraya gelince bende kahve rengini istediğimden yün alıp gitmeden bitirdi..Bu modelde kahvesi yoktu bende iyi oldu :))


Bu degrade mavi masa örtüsü ile noel babalı kapak örtü de Hatice Teyzemin bana yılbaşı hediyesi..Maviyi çok sevdiğimden tüm hediyelerimi mavi almaya gayret eder Hatice Teyze.. (Yedi yıl komşu oturduk eski evde, bende çok emeği vardır, bende onu çok severim, her bayramda mutlaka hep beraber uğrarız, bir ona, bir şükran teyzeye bir ekin ablaya..)
Annemler gittikten sonra uzunbeyle yürüyüşe gittik koca çalışa..Hava 3 gündür çok güzel ve biz işi biraz rolantiye alıp dinlendik evde.Yürüyüşlere çıktık, işe yarım saatliğine uğrayıp gezdik biraz.Bu işe en çok ares sevindi..Evde de gelecekle ilgili planlar ve programlar yapıp dinlendik.
Yaz havası olmasa da hava güzel olunca deniz kıyısında gezmenin keyfi bir başka oluyor.
Dün biraz dalgalıydı deniz, beyaz köpükler kıyıya vurdukça dalgaların sesiyle yürüdük deniz kenarında.
Sohbet etmek için oturduk sonra kenarda bir yerde..Biz otururken mekan sahibi de yeni uyanmış, havlusu elinde denize gidiyordu :) Tanımasam çekecektim resmini arkadan ama utandım..O denize girip duşa girdi, biz keyif yaptık uzunbeyle.
Ares kendi kendine koşturup durdu, bir poz yakalayabilmek için uğraştım durdum.Yine de yüzü bana dönük güzel bir poz yakalayamadım.
Gece dalgalar kıyıyı dövmüş,deniz ne var ne yoksa kıyıya atmış içindekileri..
Burası da yürüdüğümüz yer.Ağaçların ilerisine yola çekip arabayı ileriye doğru denizin kıyısından yürüyoruz genelde.. Kumda yürümek daha yorucu ama yavaş yürüyoruz zaten.Bazen köpekler çıkıyor önümüze yine de daha sakin ve sessiz olduğundan çoğunlukla orada yürümeyi tercih ediyoruz.Eğer işe gideceksekte bu sefer Çalış' ın diğer tarafında yürüme yolunda Şat' a kadar yürüyüp dönüyoruz.. Yani kılçadır tarafında ,hani genelde yalnız gittiğimde oturduğum taraf..
Bunlarda Gülderen'in bana yılbaşı hediyesi..Arkada eski kitaplarım , babamdan gelme..Yani çocukken bana verdiklerinden..Genelde üstlerinde 1985 tarihi var..Yani orta okulda okuduklarımdan..

Annemle babam burdayken zaman dolu dolu geçti.En çok babamın 5+ 5 dediğimiz zamanını nasıl geçirdiğini anlatan plan kağıtlarına takan ares' e güldük.Aylardır evde hiçbir kağıdı parçalamayan ares babamın bu 5+5 kağıtlarına taktı.Uyuklarken elinden alıp parçalamalar mı istersiniz yoksa onların odasına girip sehpadan almalar mı..? Hatta yine hiç yapmadığı bir şey yapıp babamın bavulundan plastik tıraş bıçağını alıp dişleriyle parçalamış, ben yakaladığımda üst katta onun gazetesini de parçalıyordu.. İlk geldiklerinde de annemle çağıl'ın arasına girip anneme sarıldığında onu kıskandığını anlamıştık ama gidip onlar koltukta otururken ayaklarına yattığında, annem yatarken onun yatağına koşup ona oyun yaptığında gerçekten onları sevdiğine inanıp, ilgilenmediklerinde babamın 5+5 lerine saldıracağını düşünmemiştim :)

Annemle babamda evlerinde köpek beslememiş insanlar olarak iyi idare ettiler.Tek zorluğu onların kapılarına dayanıp içeri girmesin diye bizim yatak odamıza girmesine izin verdiğimizden şimdi de geceleri beraber uyuyoruz..Evde küçük oğlumuz gibi, çağıl'ı acaip kıskanıyor yalnız.Benle belli bir mesafede..Devamlı mutfağa girip çıktığımdan pek dokunmuyorum ona, o da bana çok saygılı davranıyor .Hatta hiç çağıl 'la uzunbey' e davrandığı gibi bana ısırıyormuş gibi de yapmıyor.Zorla ağzına elimi bile soksam bana karşı bir hareket yapmıyor .Mesafeliyiz yani :) Bu da benim istediğim tür ilişki aslında. Bir de ne yaparsa yapsın ben hayır dediğimde ya da emir verdiğimde evde anında uyguluyor.Dışarıda da yakalanmak hariç hemen hemen her dediğimi yapıyor :)

Kuru mama ve bizim yaptığımız yemekleri karışık veriyoruz.. Hazır yemeği büroda yiyiyor.Evde haftada bir yumurta haşlayıp kabuklarıyla veriyorum ki tüyleri daha da sararsın ve parlasın.Yıkanması ve fırçalanması, gece tuvaleti ve gündüz tuvaleti de uzunbey'e ait.Büroda bizim gençler yardımcı oluyorlar bana kalmıyor işleri :) Büroda birde kanaryamız var benim masamın yanında, her sabah neşe içinde şarkı söyleyen :)

Annemlerle iki hafta çok çabuk geçti aslında..Hatice Teyzeye , Talin'in İstanbuldan buraya yerleşen annesine, Yörük Müzesine Enver Beylere gittik beraber ikinci hafta.. Hava güzel oldukça gezdik, yürüyüşe gittik evden kıl çadıra, hatta yörük müzesinden kıl çadıra geçtik ve türk kahvesi içip fal baktık babamla..Babam keyfi yerindeyse çok güzel fal bakar :) Sonra karlı dağların önünde annem kazakla gezerken çalışta bol bol resim çektim onları..Alp'le de Çalış' a geldik bir gün..Paspaturda yağmurda kahve içtik bir cafe de..birde cezayirustaya gittik döner yemeğe.. Bir tek pazar günü yağmur yağdı bizde çalış pazarının bir alt sokağında olduğumuzdan pazara gidebildik beraber annemle.. Alışveriş yapıp döndük eve o gün.. Dolu dolu günlerimizi geçirmeye çalıştık ve her gördüğümüz elişi modelini kafamızda biz bunu nasıl yaparız diye konuştuk..Babam bana eskileri anlattı birde kahve saatlerinde ..Nasıl öğretmen okuluna gittiğini, nasıl öğretmen olduğunu ve onun ilk öğretmenlik yıllarında anadoluda memleketin ne durumda olduğunu..Arada yaptığım vişne liköründen kalan votkalı vişneleri yuvarladık :) politika konuştuk bol bol ve kalan ahududu liköründen aklımıza geldikçe çikolatayla içtik :) Tabii ki birbirimize doyamadık, ama en azından dolu dolu yaşadık :) beraber olmanın tadını çıkardık..

Aklıma geldi ekliyorum.. yemekteyiz programının fethiye versiyonunu da bizim evde çevirdik birde :) annemle babam her yemeğime not verdiler, yok tuzu azmış :P yok çorba ılık olmuş :P her seferinde bu kadar seneden sonra notlandık :) ben çağıldan alışkınım tüm yemeği yer sonra da iğrenç olmuş anne diye dalga geçer ama hem tv den seyrettik hem de evde çevirdik yemekteyizi :))

Birde lazanya yaptım annemle çağıl sevdiği için.. Sanırım onu seviyorlar.. hatta çağıl az yapıyorsun dedi diye bu hafta yine yaptım.. güzel yemekler yapmayı seviyorum aslında ama keyifli olacağım ve yorgun olmayacağım.. birde hazır yufkadan börek yaptım ki pırasalı bence o lazanyadan daha güzel olmuştu..Tatlılardan peynir tatlısı ve yalancı tavuk göğsü de yaptım akşam için ama tahmin edersiniz ki gerçek tavuk göğsü kullanmadığımdan düşük not aldım :))))