fethiye köyleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fethiye köyleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ocak 24, 2011

Kim istemez mutlu olmayı,mutsuzluğa da var mısın..?

Hayat  beni son günlerde kırdı, hem de bir kaç yerden birden.İyileşmeye çalışıp dönüyorsam kaldığım yere  gücümden.İnsan bir yönden de kendinin ilacı,başkasına ihtiyacı olmadan toparlanmalı diye düşünüyorum.Kendi küllerimden yeniden doğmalıyım her zaman.
Duvar kağıdı işlerim bitti ama ancak 3 günde.Üç haftada birer günümü yedi. Tam bitti derken kağıt bitti ikinci gün. Kargoyla annemden istedik,aldı gönderdi. Neyseki sadece alt katı yaptık ama ben çok sıkıldım.Biz yapmadık, ben zaten anlamam o tarz işlerden ama Uzunbey yardım etti ustalara.Arkada görülen kısım kahverengi duvarkağıdı, eve farklı bir hava getirdi bence. Diğeride büyük desenli ve açık renk.Kombin yaptım onları kafama uygun başka bulamayınca öyle almıştım. Ateş yanan kısmın etrafıda taş kaplanan yer.Orası antalya taşı denen bence uyduruk bir renkte duruyordu ,öyle yarım bırakmışlar nedense.Gözüme battığından diğer hali,  bence idare eder şimdi.Alt kısım mermer zaten.Orası vardı.
Koşturmalı bir haftadan sonra ilk aklıma gelenlerle başlayalım isterseniz.

Bunu yazmadım ama Derin'den yılbaşı hediyesi bu oyuncak Ares'e.  Ares kendine geldiğini hemen nasıl anladı da aldı oynadı bilmiyorum. Çok akıllı zaten, her konuşulanı anlıyor artık.

Büroda başka bir arkadaşıyla keyif yaparken.Arkada Kayaköy İlköğretim Okulu Projesinin başkanı Nacibey çalışırken... Şu an büroda o eşyalar gitti deri koltuk aldı Uzunbey.Yani şekli değişti. Sağ tarafta gözüken camlı kısım Uzunbey'in odası.Arkadaki dartı ben çok severim, kendimize aldık ucu yapışkanlı büroda attırıveriyoruz arada :)

CHP Fethiye Kadın Kolları  olarak bir sergi açmaya karar verdik.El sanatlarıyla yapılmış bir çift kırlent yapacağız, onları sergide satacağız. Gelirini burslara kullanacağız. Basın duyurusunu yaptık şimdi kırlentleri bekliyoruz parti binasına.14 şubata kadar zaman verdik,19-20 şubatta sergimiz var Fethiye Kültür Merkezinde.Fotoğraftaki hanım kadın kolları başkanımız Ümit Hanım. Hani bizin festivalimiz var ya kültür ve sanat festivali, onun da başkanı.Daha öncede evini görüntülemiştim etamin ve goblen ustası. Kırlent Sergisi fikri onun zaten.
Geçen hafta ayrıca köy gezilerine de başladık, benim ilk köy gezimdi.Gerçi ben köylere sık gittiğimden çoğunu biliyorum ama bu şekilde de güzel oluyormuş.Bir kere çok sıcak karşılanıyorsunuz, insanlar size çalıştığınız için yakın davranıyor.
Burası Saklıkent civarında bir gözlemeci.
Bu gruptan birde Nalan Hanım var ki ondan da ayrıca bahsetmeyi tercih ediyorum. Nalan Hanım, Hale Hanım ve ben eğitim komitesinde ayrıca çalışıyoruz perşembe toplantıları için. Bunun için de kısa bir zamandır haftada bir özel buluşup çalışıyoruz.
Kediyle fare : P  Almış getirmiş bize bir fındık faresi, oynayıp duruyor onunla.Gözümün önünde oynamasından rahatsız oldum ben,ben kovuyorum o alıp geliyor, en sonunda kovaladım.Can çekişmesini izlemek istemedim farenin .Kedinin elinden alamadık çünkü.
Bunlarda adaçaylarımız.Bir kahvede mola verdik,çaylarımızı içtik.Sohbet ettik.Fethiye'ye gelipte içilmesi gereken çaylardan.Doğal bir ürün ,dağlardan toplanıp pazarlarda ve aktarlarda satılıyor.

Süper güzel bir gündü, kuzular çayırlarda otlarken bizde güneşin keyfini çıkardık.

Zehra'nın elinden kurtulmayan kuzu. Bu arkadaşımız kadın kollarındaki Zehra. Cafe Derin deki  Zehra değil :)
Hale'cim başlı başına bir olay benim için :) O bir ressam. O bir vatandaş, o bir duyarlı vatandaş hem de. Oturup seyretmeden kendince yorumlayan bir kadın.Ona  Kamer Genç'in dişisi diyebiliriz.Hem de benim diyen çok bilmiş kendine inanan! diyebileceğimiz herkesle diyaloğa girebilecek güçte.Ben ona on kaplan gücünde diyorum. Onunla ilgili -eviyle- daha önceden yazılarım var ama yayımlayamamıştım.Daha sonradan sizleri buluşturunca abartmadığımı anlayacaksınız.
Yanındaki köylünün kullandığı bir soba. Böyle değişik sobaları genelde sanayide tamircilerde  görmüştüm ben, burada da karşıma çıkıyor arada.
Bu da kereste kurutmak için özel yapım varilden soba.Bu soba yandıkça keresteler kullanılacak kıvama geliyor.Evin alt katında olduğundan yukarıyı da ısıttığına eminim.
 Geçen çarşamba  kadın kolları olarak köy gezilerindeydik, perşembe  Ankara'dan misafirlerimiz vardı partide. Mileltvekili seçimleri için ön araştırma durumlarını konuşmak için CHP Parti Meclis Üyesi Ercan Karakaş ve CHP Ankara Milletvekili Dr. Tekin Bingöl vardı. Biz eğitim toplantısının bir kısmını yaptık ama bu ziyaret ve görüşülenler önemliydi bizim için.
Bu mavi top yurtdışından.Adı polikarbonat gibi birşey olabilir ,bilmiyorum ama bunu bulaşık makinesine koyup bir daha parlatıcı ve tuz kullanmıyorsun.Topun ömrü sınırsız.Ömür boyu kullanılabiliyormuş,bir kere alınıyor. Bunu da Hanife'ye gittik mavikuşlarla kahve günü yaptık kendimize ,oradan öğrendim.
Bu kahve günümüz de Cafe Derin Zehra da var. Kendisi sadece süper pastalar yapmakla kalmayıp arada böyle şallar takıp bizi kıskandırıyor. Annesi örmüş,örneğini görmeniz için çektim.
Hanife'nin evi tam tahmin ettiğim gibi.Etamin dolu. Eşi de çok güzel ahşap işleri yapıyor hobiolarak.Evin aksesuarları genelde onun elinden çıkma.
Bu ahşap lambalık  onun eseri mesela.

Bu bankı da eşi yapmış.Etaminler aile yadigarı,çanta benim :) 
etamin yastıklar
Bu da keçe yapanlara örnek olsun.O gün hediye geldi Hanife'ye.
Masa kayınvalidesinden kalma ,oldukça eski ve sandalyeleri de eşi yapmış.
O bir kaktüsçü.
Bu iş Fatoşla başladı ama ben geçen yıldan kalan yazılardan olduğu için görüntüleyemedim.İlk fırsatta onunla devam edeceğim görüntülemeye.

Bu güzelliklerde Zehra'dan. Pazar günü mutfakta1inci bloğundan Özgen ve arkadaşı Özlem Zehra'ya geldiler.Zen'de ordaydı,zaten Zen'le Zehra yakın oturuyorlar,onları tanıştırdım,ben yokken arkadaşlık yapın dedim :) 
-Bu kısmı sonradan ekledim, Zen'i yazmamışım nedense..Oysa ben onları tanıştıralı bayağı oldu.
Tahinli çörek göründüğü kadar güzeldi de.
Bu cup kek gibi gözükse de o bir pastırmalı tuzlu kekti ve nefisti.
Ekler
Su sebilindeki örtüyü zehra dikmiş.Perdenin kumaşından.
Bu yastığı da o dikmiş ama birde bana ben dikiş bilmiyorum demişti, şaşırdım kaldım.

Geçtiğimiz haftanın gündemi bu kadar değildi tabii ki.Geçen haftalarda bir misafir ağırladık ya -başbakanımız -onunla ilgili bilgileri de hemen vereyim.
Bir kere Fethiye'nin neden tercih edildiğini söyleyeyim, Fethiye Muğla'da sağ partilerin oy alabileceği bir köy yapısı mevcut ve daha önce de yazdım 72 köyü var .Diğer ilçeleri arasında en yüksek tarımdan kazanan nufusa sahip.Kendisi bir milletvekili çıkarabilecek güçte olupta bu tarım-turizm birliğinden doğan kültür karmaşası yaşayan bir yer.Muğla CHP' nin kalesi Muğladaki 47 açılış için neden Fethiye işte bunun için.
20-25 bin kişi geldi dediler -ben gitmedim söyleyenlerin yalancısıyım-
  İki alanımız var, nedense daha küçük olanı tercih edilmiş,oysa en az otuzbinden fazla alacak bir pazaryerimiz var ve konuşma burada planlanmamış. O meydanda gelenler kuş gibi kalırdı çünkü Fethiyenin kışlık nufusu zaten 80-100 bin kişi. 
Sadece 4 bin polis gelmiş güvenlik için. Partililer köylere ücretsiz vasıta göndermişler herkes gelsin diye.
Akşam saatlerine kadar şehir içi trafik kesilmişti,işler bekledi,geceye sarktı bizim işler.Şimdi bunlar bahane mi diyeceksiniz kalabalık gözüküyordu işte tv de. Bir kere benim tanıdığım herkes ya pikniğe ya yaylaya gezmeye gitti.Şehir boştu,hava güzeldi meydan da hergün gördüklerimizde yoktu.Zaten oy çıkmayacağını bildiklerinden sanırım  il de yapılmayacakmış Fethiye. Gerisi boş.
... ... ...
Kayaköy İlköğretimle ilgili fotoğraflar  vardı ama yoruldum şimdi. O gün çok güzel geçti, proje hızla devam ediyor. Şubat tatilinde okulun boya badana işleri olacak.O gün en çok Zehra'nın eşi ve  Uzunbey çalıştı. Ares'te bizimleydi. Çevremden ne yapabiliriz diye soranlar oluyor,çok keyif alıyorum.Gelişmeleri paylaşacağım.
Cumartesi akşamı ev gezmesine gittik bir arkadaşımıza iyi geldi,
dün 2. el pazarı vardı Çalış'ın ben gitmedim hava çok yağmurluydu,saat ona kadar devam etmiş. Öğleden sonra da Zehra'ya gittik. Bugün işteyim,yazıyı bitirmeye çalışıyorum.
Cuma Berna'na da kahve günümüz var, cumartesi Hale hanımda toplanacağız.Ayrıntıları yazarım.

Ve sonra  19-20 şubatta Pamukkale gezimiz var, uygun fiyata turla gidiyoruz iki gün. Gezip,alışveriş yapıp, richmond pamukkalede kalıp pazar dönmeli bir tur bu.Termal ve gezi turu bu sefer.

Hayat herzaman güzel geçmiyor tabii ki ,aslında bunu yazıp yazmamayı düşündüm ama hayatın bu yüzü içinde birşeyler yapmak lazım.Bazı insanlar birilerine kötülük yapacak cesareti buluyorsa ona ders verecek cesareti de birileri bulmalı.
Konu dehşet, ama bir o kadar da sahip çıkılası. Çarşamba günü büyük bir dava var burada,İstanbuldan kadın dernekleri gelecek, bir tecavüz olayı.Sekiz adamın bir kadına tecavüzü. Burada böyle bir memlekette bazı adamlar bazı kötülükleri bir insana yapmayı kendilerinde hak görüyorsa bence yazılabilecek herşeyi de hak ediyorlardır. Sadece bunun için yazdım yoksa böyle cennet bir yerde bu konuda yazmak istediğim son şey inanın.
Bu dava birde burada ne olursa olsun peşine düşüleceğinin de ispatı bence.
26 Ocak çarşamba  saat 14.00 de mahkemede olacağım,en azından kapısında ,hayatımda ilk defa bir mahkemeye gideceğim,-umarım son olur- destek olmaya,buradan bir sürü kadın da benim gibi gidecek,bir şey söylemeyeceğiz ama sadece orada olup birilerinin belki olur ya utanmasını ,yaptıkları hatadan pişman olmasını bekleyeceğiz ve kanunlarında onlara gereken dersi vermesini...

Başlık Cemal Süreya'dan.

Çarşamba, Haziran 09, 2010

pazar günü

Pazar günü cumartesinin yorgunluğunu tam atmamışken günü evde geçiriz diye düşünmüştüm açıkçası. Hava fena değildi ama son iki aydır doğru düzgün evde oturmadığımdan haftasonları cumartesi temizliği bitiremedik. Bahar temizliği , gerçi bizimkisi yaz temizliği oldu ama şartlar öyle gerektirdi, bende çok yorgun olduğumdan -evde takılırız,kalan işleri toparlarım gibi düşünmüştüm. Benim planlarım pazar günleri sadece Uzunbey'e ait olduğundan ve o ne isterse onu yaptığımızdan birde onu dinleyeyim dedim.. Oooooooo Uzunbey pazarını çoktan planlamış,önce hoşuma gitmedi ama her zamanki gibi beğenmesemde sesimi çıkarmadım :) bazen öyle sürpriz bir adam olur ki çoğunlukla onun dediğini yaptıklarımız arasında unutamadığım zamanlar ve günler hatıralara kazınır ve ben baştaki düşüncemden utanırım.Canım yine utanmak istedi diyeyim gerisini siz anlayın :)
Evet itiraf ediyorum güzel ve değişik bir gündü.Bunu sizde fotoğraflardan anlayacaksınız zaten. Nereye gittiğimizi görmeniz ve olayları daha rahat takip etmeniz açısından buradan size Fethiye haritası linki veriyorum.Bakmak isteyenler nerelerde gezdiğimizi görebilir...
Fethiye-Ölüdeniz- Kirme-Karaağaç- Alınca-Boğaziçi- Eşen-Çay kenarı-Çamurköy-Kayadibi-Saklıkent.
Kahvaltıdan sonra evden çıktık, Ölüdenizden Likya World'ün yanından harika Ölüdeniz manzaraları arasından Kirme'den geçerek Karaağaç'a gittik. Giderken de Likya World'ün tepesinden geçtik.Bu gördüğünüz manzaralar orası.Uzunbey alıştı artık allahtan şimdi benim karıcım fotoğraf çekmek ister deyip durdu.Bende atlayıp çektim.Karaağaç'a kadar durmadan gittik. Arabada müzik dinledik. Sohbet ettik, geleceğimizden konuştuk..Karaağaç'ta işlerimiz vardı,biraz onları hallettik,biraz komşulara uğradık, sohbet ettik, etrafa baktık, fotoğraf çektim ben :)
Burası Likya World.

Denizde turlamakta başka oluyor sanırım,özenmedim çünkü ben denizde keyifli bir şekilde gezmekten hoşlanırım, yani tekne yavaş seyredecek ben içki içip etrafa bakacağım..Ne o öyle hız yapmak.. Seyretmesi güzel, onlarda keyfini çıkardılar bu işin belli.

Burası benim fotoğraf çektiğim yol.Bu yol kıvrılarak aşağı iniyor.

Bunlarda uçan kanatlı botlar- adını hatırlayamadım kusura bakmayın..Tam üstümüzden geçti, ben sevmem sevene de engel olmam ama Ares çok korktu.

Burası Karaağaçtan Boğaziçine giden yol. Karaağaç Likya yolu üzerinde.. Bizim geldiğimiz araba yolu değil ama daha önce görüntülediğim dağ yolunda Likya Yolu başlıyor. Ölüdeniz-Kabak-Karaağaç-Alınca yol üstünde rotaya göre ya Karaağaç'tan çıkıp Alınca'ya iniyorsunuz ya da Alınca'dan çıkıp ilerliyorsunuz. Bu yol Alınca -G Mahallesi arası.Biz giderken yolda yürüyen bir turiste rastladık.

Kabak Koyuna hiç inmedim ama sanırım burası Kabak Koyu.Yani yukarıdan görüntüsü..Kabak zaten Alınca'nın altı yani deniz kenarı oluyor. Alınca 800-850 m yükseklikte,Karaağaç'ta 900-1000 m yükseklikte yanyana iki yerleşim yeri. Alınca olabildiğine deniz gören ama ağaçsız bir mahalle.Nufusu çok az. 10-17 hane var.Karaağaç 86 haneli içinde Alınca gibi bir mahalle daha
bulunan küçük bir köy. Karaağaç'ı anlatmayı seviyorum. Çünkü orada hala eski taş evlerde oturan ve gelirini tarımla sağlayan insanlar mevcut. Evlere girdiğinizde en son çocukluğumda Trakya'da gördüğüm bazı tanıdık markalara rastlıyorum.Hala tvlerin üzerinde benim sevmediğim örtüler var ve televizyon sehpaları 80'lerde rastladığımız modeller :) Çiçekler vita tenekelerinde değil ama yoğurt ve zeytinyağ tenekelerinde ekili, yerlerde marley bile yok.Cep telefonları çekmiyor ve bu yüzden bize ulaşamayan aile bireyleri bizim orada olabileceğimizi kestirebiliyor :)
Çok güzel balları olan bir yerdi bundan birkaç sene öncesinde bile, oysa gün geçtikçe arılar onları terketti.Eskiden geldiğimizde karakovan kütüklere rastlıyorduk, sanırım köylü artık işe yaramıyor diye yaktı onları. Tuvaletler evlerin dışında hala, hatta bazılarında yok :) Hayatımda ilk defa üstü açık bir tuvalete girdim bu gidişte..Yani gökyüzü ve siz, olabildiğine rahat,koku yok ama karşı tepeden dürbünle baksalar görürler... :))) Uzunbey bu fikrimi duysa benimle kesin dalga geçer hatta neden baksınlar bile der.. Tuvaletin fotoğrafını çektim ama sahibine çaktırmadan. Zaten yeterince "asortik" bir tipim var sanırım, daha da garip görünmek istemiyorum.Hele ogün(pazar) yorgunum ya ayağıma topuklu ayakkabı giymişim yürümeyeceğim diye.. Oysa araziye çıktık, dayanamayıp bir tur attım bir yere bakarken..Komik olmalıyım ama genelde ciddi bir görüntüm olduğundan ya da anında laf sokma potansiyelim çok yüksek göründüğünden öyle acaip düşüncelerini bana söyleyen az oluyor. Olana da kendimi sakınmıyorum diyelim.En çok bahçe, ve çiçek hakkında akıl verenlere uyuz oluyorum böyle zamanlarda.Adam benim hobim olduğunu nerden bilsin, bende çaktırmadan sebzelerden anlamam ama bahçeyi severim diye ipucu verip olayı kapatıyorum..Ağaçlar hakkında konuşmaya bayılıyorum ama..Saatlerce onlar hakkında bir şeyler dinleyebilirim.. Ağaçlar yeni tanımak istediğim insanlar gibi, bitmez tükenmez bir sevgim var ve herşeylerini bilmek istiyorum. Bilsem de ağaçlar hakkında konuşan birini susturmam ve bende mutlaka bir kaç soru sorarım. Dinlemek istediklerim latince ismi falan değil, nasıl doğada yaşadıkları, neleri sevdikleri,yaprakları ne şekil, öyküsü var mı..? Hatta bahçeye ne zaman dikilmiş, eskiyse kaç yaşında, dedesi mi dikmiş,neden evin yanına bunu dikmişte çeşme başına kavak dikmiş gibi..
Burası yeni açılan Kirme-Karaağaç yolu.

Ares gezinti yaptığımız tepede.. Sis basmış. Günün öğlen saatleri ama hava çok açık değil.

Bahçe çok güzel ekilmişti, görüntülemek istedim.Evsahibi giderken bize marul, ben rakıyla içeyim diye roka -adama da aynen böyle söyledim merak etmeyin- ben rakıyla içerim bana verebilirsiniz uzunbey roka sevmez dedim :)) ve taze soğan verdi.

Birbirimize komşu diye hitap ettiğimiz Hülya Ablamız ; kendisi bu anlattığım şartlardaki köye yıllar önce gelip turizm tesisi kuran bir turizm aşığı.. Bu halini habersiz gidip seramik atölyesinde çalışırken yakaladığımız anda çektim.Müşterileri mevcuttu o zaman. Benim örnek aldığım insanların başında gelir, yaş kavramını hayatın belli bir zamanında yitirmiş ,konuşurken doğadan bu kadar anlayan ve dost insanlar var allahım sana çok şükür dedirten biridir. Ekolojik turizmin Fethiyedeki önderlerinden biridir ve çok çok eski bir turizimcidir.
Canınız kaybolmak istediğinde ve sizi kimselerin bulmasını istemediğiniz zaman birisiyle saklanmak istediğinizde gitmenizi önerdiğim bir yerdir Karaağaç- bu kıyağımı unutmayın ama- gerçekten çok doğal ve sakin bir yerdir.. http://www.blacktree.net/
Seramik atölyesi. Yanda da tospağaları.. Burası Karağaç'ta ve o çevrede küçük bir vaha gibidir sığınacağınız..

Havuza bakan restaurantta birer kahve içip Hülya Ablanın keklerinden yedik..
Alınca'dan geçen Likya yolu tabelası..

Benim renklerine bayıldığım mor dikenler..

Ares'le küçük bir kaçamak yaptık evler arasında..

Alınca'dan tepelerin görüntüsü..

Yakılmak için ayrılan çam dalları..

Dallar..

Karağaç'tan çıkıp Saklıkente yol aldık o gün.Saklıkent fazla kalabalık değildi güneşin fazla kendini göstermemesi sonucu. Orası kendine has bir bölge ve bu bölgenin kalbi.Her türlü turizm müşterisine hitap eden bir yer.O tarafa HES yapılmasını isteyen masa başında oturup bunlara karar verenler var ülkede.Oysa HES tamamı bu bölgeye hitap eden büyük bir turizm potansiyelini öldürmek hatta tarım yapan köylünün hayat damarını kesmek demek.
Hes'lere inanmıyorum çoğu bölgenin ileride su kaynaklarını ele geçirmek için yapılan özelleştirmeler gözüyle bakdığım yerler. Bazıları o kadar küçük ki elde edilen enerji çevreyi bırakın kendi etrafına bile enerji veremeyecek durumda olacak. Burada gözetilen sanırım ileride yaşanılabilecek durumlarda rant elde etmek.Yani geleceğin yatırımları bunlar. HES yapan firmaları incelesek altından daha bir sürü birşey çıkacağına da inanıyorum. Yanlış söylüyorsun diyen varsa araştırsın,bir çoğunun hükümete yakın firmalar olduğunu ben bile buradan ispat ederim.
Bu yüzden ileride yeni "gemiciklere" engel olmak isteyen varsa Hes'lere hayır desin, yoksa başka şeyler gibi sularımızda birilerine peşkeş çekilebilir.. Bu ülkede taşımalı eğitim yapan okullar var, hala bazı köylerimizde tuvaleti olan evler azınlıkta, yolları olmayan ve suyu bulunmayan köylerimiz var ama HES'LERİMİZ EKSİK!!! HA BİR DE NÜKLEERİMİZ..!!
Saklıkent

Uzunbey meğer beni balık yemeye ve bira içmeye çıkarmış evden :))


Ares'i özlemişsinizdir dedim :P Suya girmesin diye bağlamak zorunda kaldık.


Köşklerde oturduk..

Suyu bu mevsime göre çok azdı bence..

Saklıkent George Camp..

Balık yedik ve keyif yaptık,akşam hava kararmaya başlarken de eve döndük..
Salı günkü Muğla gezimiz daha sonra, yanlışlıkla yazıyı yarım yollamışım,hemen son bölüm yazılarını ekliyorum ve gönderiyorum..