Çarşamba, Şubat 03, 2010

Gönül Bahçemdeki Çiçekler Solmadan..


Buraya yazmak istediklerimin onda dokuzunu yazamıyorum. Niyesi yok. Yeterince güzel anlatamıyorum diyelim, hep birşeyler eksik kalıyor, cümleler bitmiyor, düşünceler akmıyor.. Bazı geceler oturuyorum düşünüyorum ama yazamıyorum. Öyle bir bakış istiyorum ki burayı okuyanlar bir bakışta içimi görsün. Öyle bir gözle bakın ki tüm özlemlerim içinize aksın, isteklerim sağnak bir yağmur gibi ıslatsın, mırıldandığım şarkılar gönlünüze dolsun, hayallerim bir bisiklet olsun.. Ön tekerleği sizin için arka tekerleği benim için dönsün,yollarda lastik izleri değil rüyalarım görülsün.. Baktığım kahve fallarında uzak yollar yakın olsun. Rüzgar saçlarımla beraber dalgaları da oynatsın..Muhabbetler kadehlere dolsun, şöminede izlediğim odun ateşi değil biten hasretim olsun. Bir şarkı dinlediğimde gözlerime yaşlar değil, mutluluğun damlaları dolsun.Telefonda dinlediğim ses karşımda dursun, çiçek açan dünyalar sadece bahçede kalmasın, etrafım sevgiyle dolsun, gülen yüzüme bakan gülen gözler olsun ve içimden bir ses "sana güvenmek güzeldi" diye fısıldasın..
... ... ...
Bugün gönül bahçemde dinlemeyi en çok sevdiklerimden (Toselli Seranade)
ve 2. el pazarındayım Berna ile birlikte pazaryerinde, uğramak isteyenler için.

Pazartesi, Şubat 01, 2010

Özledim seni..

Bugün haftasonu kahvaltısını evimizde yumurtalı mantar ve pazardan alınan gözleme ile evde yapıp yürüyüş için sadece dışarı çıktık. Daha doğrusu ben çıktım. Çağıl ilk defa bugün evde, dün dershanesi bitti. Bir hafta tatiller.Uzunbey Çağıl'ı balığa götürmek istedi ama hava kötü olunca dışarı çıkmak istemeyen Çağıl evde kaldı. Herzamanki ekip olarak dışarı çıkıp pazar günü yürüyüşümüzü yaptık.Fotoğraflar herzamanki gibi tersten ama gidip geldiğimiz yol aynı olunca çok farketmeyecek..

Bugünkü gezi hedefimiz şu karşıda gördüğünüz tepe ama giderken bunu bizde bilemedik, doğaçlama olarak tepeye çıkmaya başladığımızda farkettik.
Arabayı Koca Çalış'ta bırakıp yürümeye karar verdik, iyi ki öyle yapmışız çünkü arabadan indiğimiz gibi esen rüzgardan denizkenarında yürüyüş yapamayacağımız belli oldu. Başladık yavaşça arada yürüyüş yaptığımız arka yolda yürümeye..
Çalış Baba türbesi..
Yolun başı ya da sonumu deseydim :)

Dönüşte çektiğim bu bahçe fotoğrafında Uzunbey'e boş bahçe gördüm mü dayanamıyorum diye konuşuyordum..
Evlerin yanında, tepenin arkasında rüzgar almayan tarafta yürüdüğümüz yol.

Mantar

Görünen sahil Koca Çalış dediğim bölge. Hani kahvaltıya gidiyoruz ya deniz kıyısında, kışın da bazen yürüyoruz.. Tepenin göründüğü fotoğraftaki yerden itibaren Koca Çalış. Burada bir kısmı gözüküyor..
Tepenin sağ tarafı Kargı Karataş Plajı, Kargı muhtarlığı işletiyor, koruma altında -carettalardan dolayı, resimdeki restaurant daha önce balık yediğimiz kır lokantası.. Plajın girişi yazın ücretli, biz genelde orta kısımdaki ağaçların ilerisinden bir girişi var arabayı oraya çekip daha sakin yerde denize gidiyoruz, Ares olduğu için hem insanlar rahatsız olmuyor hem de biz onu serbest bırakıp rahat ediyoruz.Kışın da yürüyoruz bir uçtan bir uca.. İlk girişteki küçük koy genelde köylünün tercih ettiği kısım.. Küçük ama taşlı bir koy olduğundan ben pek sevmedim. Dibinde ucu keskin kayalar var denizde..Bu sene girişi küçük koydan ileri koymuşlar böylece ücretli kısım uzun kısım olmuş sadece.
Tepeden adanın görüntüsü ..Şovalye adası ve arkasında Fethiye . Karşıda görülen plaj Çalış..

Burası Karataş Plajının arkası .. Denizin kenarındaki ormanlık alan Akmaz denilen yer. Günlük ağaçları altında tatlı suyla denizin buluştuğu güzel bir piknik alanı..
Yukarı çıkarken Uzunbey önde Ares arkada ben de fotoğraf çeke çeke çıktık bu yollardan.
Fotoğraf çekerken yorulmuyorum, keyifli molalar vermiş oluyorum. Hem yavaş yavaş çıkmış oluyorum ki bu tepe oldukça dik bir tepeydi zaten.Normalde benim gibi kilolu olup bu kadar yürüyen biri yoktur sanırım :) Genelde hareketsiz olur ya şişmanlar. Ben hem kilolu hem de hareketliler grubundayım. Eskiden kalma bir alışkanlık sanırım.Birde sonradan ısınıyorum, önceleri yavaş hareket edip sonra gücü tükenmeyenlerdenim.. Spor yaparken eskiden uzun mesafe koşularda iyi olmam bu sebepledir. Bazen eski günleri özlüyorum..
Karşısı Kargı köyü ve Çiftlik beldesi.. Her ikisi de bitişik ve Muğla yolu kenarında.

Yanından geçip yürüdüğümüz site tepenin tam arkasında. Buraları genelde sulak yerler.. Belirgin bir şekilde su var ve zaten sabahtan da yağmur yağdı, biz yürüyüşten döndüğümüz anda hava tekrar setleşmişti, yağmur ve rüzgar daha şiddetlenerek devam etti..

Tepeye çıkarken dayanamayıp çektiklerimden..
Arada rastladığım güzellikler..

Aslında yolun diğer tarafından tepeye çıktık ama azgın köpeklerini bağlamadan dolaşanlar yüzünden tepenin diğer tarafından indik. Karşıda her zaman yürüdüğümüz toprak yol.. Araba az geçtiğinden bu toprak yolu yürümek için tercih ediyoruz..

Yolda yürürken tepeye çıkmayı tercih eden Ares :)

Yolda papatyalar vardı.. Yürüyüş bittiğinde arabaya binip alışverişe gittik, marketten çıktığımızda yağmur yağmıştı. Eve dönüp balkonda mangal yapıp yedik. Sonra herkes kendi köşesine çekildi. Ben yazıyı yazmaya başlayıp tv de wipe out finalini seyrettim Çağılla.. Arada fotoğraf makinamla eve girmeden çektiğim yılbaşı çiçeklerimi ve Talinden(2. el pazarında) aldığım peçeteliklerimi görüntüledim.
Kendime duble kahveli bir orta şekerli Türk kahvesi yaptım ve keyifle tv karşısında içtim.

Fincanları özel olarak aldım çünkü böyle ağzı geniş eski fincanları çok seviyorum. Babam Türk kahvesini çok sevdiğinden evde kahveleri 10 yaşımdan beri ben yaparım. Yalnız içmezdim genelde ama artık büyüdüm galiba kendi kendime yapıp içtim, çok da güzel olmuştu. Muhabbetsiz olmaz genelde yanımda birileri varmış gibi de güzel geldi :)

Geçenlerde masanın üstüne toplamıştım bir kaç çeşidi, artık hava soğuduğundan fazla çıkmadığımızdan elimin altında olsun istemiştim.

Üç büyük, iki küçük yılbaşı çiçeğim var. Büyüklerin ikisi aynı renk sanırım. Pembeler çiçek açtı aynı zamanda.. Demirköyden getirdiğim daha açmadı. Bu balkondaki..

Bu da bahçedeki çamın altındaki yılbaşı çiçeği..

Cumartesi evden çıkmadım. Geç kalktım sayılır ve kitap okudum yatakta. Benim için büyük bir lüks bu :)) Sonra da biraz nete takıldım. Keyifli iş yaptım evde, o nasıl oluyor.. Özlemişim evi ve iş yapmayı, her işim koşturmaca genelde.. Yemek yapmak, iş yapmak, ortalığı toparlamak, oysa çekmece içleri,ütüler beni bekliyor.. Zaman buldukça bunları yapmak bana keyif veriyor. Bu aralar yardımcım yok ama uygun birini bulduğumda alacağım. Bana eziyet etmeden iş yapan birisini bulunca hemen alacağım.
Geçen hafta iki gün yemek yarışmasını seyrettim de.. Yarışmada mutfak dağıldı falan diyorlarda benim için bir yeri dağıtmak beş dakika, ben işten gelip yemek yapmaya girdim mi, yarışma sonrası gibi yapabilirim mutfağı uğraşmadan :)) Zaten bulaşık yıkamaktan hiç hoşlanmadığımdan arkamdan biri toplarsa çok memnun olurum da kimse toplamıyor işte.Yine ben girip topluyorum. Oysa yemek yapmak ve sofra hazırlamak bence çok keyifli..Çok hızlı da yapabilirim.. Eskiden beri de merakım vardır sofra düzenine ve yemeklere..
Çocukken annem çok meraklıydı, bende erken evlenince ve katıldığım sosyal gruplarda bu tarz şeyleri öğrenmek için önceleri çok zamanım oldu. Çağıl ilkokula başlayana kadar çalışmadım ve İstanbulda günlerim vardı bir ayda iki gün. Çoğu kadın böyle etkinlikleri genelde hor görür ama insanlar önemlidir bu tarz işlerde. O olguyu paylaştıklarınız çok önemli hem de. Ben o iki günde benden büyük insanlardan çok şey öğrendim,onlara da eminim çok şey öğrettim. Böyle paylaşımcı ve birbirini seven gruplar okul gibi oluyor.. Her günüme mesela değişik ikramlar yapardım, tarif defterimde her çeşit ikram vardır. Misafirden önce liste yapar bir gün önce de alışveriş yaparım.Hala aynı düzende gidiyorum mesela.. Buraya geldiğimden beri daha hızlı menülere sahip olmam gerekti çünkü bazen gündüz konuşup aynı gece ağırladıklarımda olabiliyor. Oysa bir tören gibidir hazırlık benim için, keyifli ve zamanı bol şekilde hazırlanmak bana keyif verir.
Farkettim ki sevdiğim insanlarla içki içmek benim için özel bir olay. Yani sevdiklerimle sevdiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum.. Oysa Türk kültüründe kadın hizmet ettiğinden genelde rakı içmek pek rahat olmuyor, ya muhabbet ya da hizmet etmek gerekli rakı sofrasında.. Önceden hazırlasanda hemen servis istediğinden muhabbet kesiliyor, ikide bir sofradan kalkmak zorunda kalıyorsun. Bu söylediğim evde kendi hazırladığım sofralar için geçerli.Rakı bir de meze istediğinden sofrayı bırakıp kalkamıyorsun da.Bu yüzden dışarıda rakı içmek evsahibi kadın için daha mantıklı.. O da bazen masanın konumu, gidilen yerin sıcaklığı, muhabbet için yakın düşmek gibi ayrıntılar önemli.. Uzun süredir içki yazmamışım. Dün düşünürken aklıma geldi. Uzunbey meze aramaz, uzun durunca da sıkılır bu yüzden belki daha az rakı içiyoruz. Şarabı da ben sevdiğim için sanırım tercih ediyor. Ben şarabı seviyorum, rakı da seviyorum. İçki içmeyi ben daha çok seviyorum zaten.. Neyse yazıyorum ya bu muhabbet kalkıp şarap açıp içmekle son bulacak gibi, kesiyorum.. ama içki içmek güzel bir şey.Adabıyla içenlere de hastayım. Çabuk sarhoş olanlara uyuz olduğumdan zaten dışarıda içmeyi değilde evde içmeyi , daha sakin mekanları ya da içkiye göre müziği hoş olan yerlerde içmeyi seviyorum.. Güzel adamlar güzel içer de diyeyim tam olsun :) Burada adam kelimesi insanoğlu anlamındadır aslında cinsiyet içermez-
İnsanlar bazen beni hasta ediyor, iş anlamında ne yaparsanız yapın herkesin beklentisi çok fazla. Kimse durması gereken yeri bilmiyor. Bu yüzden sınırlarını şaşırıyor. Geçen hafta bir kaç kere müdahale etmek durumunda kaldım ki bu da beni yordu. Oysa ben çalışmaktan ve işimden çok keyif alan biriyim. En yoğun çalışan insanlardan biriyim aslında. Benden yoğun kimse yok ama benim zamanımı harcamaları açısından beni delirtebilecek rahatlıkta olanları da var. Ben şu an kendi işimde, Çalış karnaval komitesinde, Fethiye Kültür Etkinlikleri komitesinde, dernekte faal olarak, haziran ayında da Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali komitesi olmak üzere bir sürü etkinlikte görevliyim. Evi ve Çağılın bu sene ki durumunu saymıyorum bile.. Kendi işimde üç ayrı grup işi birbiriyle beraber götürüyorum. Bu kadar olay üstüne bekleten, toplantıya geç kalan ve hala bana çok yoğunum diyen insanlara da benim kadar olamazsınız diyorum. Haftanın yaklaşık altı günü dışarıda ve görevli geçiriyorum.Bazı işlerde gönüllü olmam o işleri umursamadan yapmamı gerektirmiyor. Aynı ciddiyetle yaptığım için aynı ciddiyeti de bekliyorum doğal olarak.. Sonra söyleyince de çok sert biri oluyorsun diyorlar da başka türlü olursa bu işler bitmez ki. İş konusunda ciddi ve çalışkan biriyim aslında keyifli yapmam iyi yapmamamı gerektirmiyor.
Bugünki sanat etkinliğimiz bir şiir..
ÖZLEDİM SENİ..
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
'git artık' demek
'beni ne kadar çabuk unutursan,
o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa'
demek sana ne de zor seni görmemek
ve belki yıllar sonra karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
Can YÜCEL..
Çok sevdiklerimden.. Yazıyı değiştirmeden ve silmeden yollamak istiyorum.Bu yüzden nokta.

Çarşamba, Ocak 27, 2010

Herşey seninle güzel..

Pazar sabahı Çağıl dershaneye gitti, bizde Uzunbey'le 2. el pazarına gittik. Kapıda ayrıldık çünkü ben her tezgahı dolaşıp fotoğraf çekiyorum, sohbet ediyorum, standları karıştırıyorum işi biten önce arayıp ne zaman çıkacağız diye soruyor genelde.. Bazen benimle gezmek sıkıcı oluyor çünkü herkes beni genelde tanığından bana soru soranlar ,selam verenler, benim konuşmak istediklerim yüzünden yanımdakine eziyet edebiliyorum.(Çağıl görse bu cümleyi hava atıyor bak şimdi diyecek ama gerçek bu)Hava şansımıza o gün çok güzeldi, pazartesi, salı sertleşse de pazar günü pırıl pırıl bir güne uyandık. Pazarı gezip Mutlu restauranta kahvaltıya gittik çünkü fevzi ve çocuklarla buluştuk, onlar hemen çıkamayacaklarını söylediler evden. Bu yüzden orada oyalandık. Kar görmeye Nif'e gitmeye karar vermiştik, telefon açıp Kırkpınar denen mekana kar var mı diye sorduk,var dediler bizde fevzileri evden alıp yola çıktık. Yaklaşık 42 km uzakta Nif'e bağlı bir mevki Kırkpınar,daha öncede kiraz zamanı gitmiştik,yazdım. Zaten kirazı meşhur.Uzun süredir gördüğüm en güzel kirazlar sanırım burada.. Karamürsel ,İzmit tarafının kirazları meşhurdur ya bunlar onlardan güzel :)) Tekirdağ'dan güzel mi hatırlamıyorum,uzun zamandır Tekirdağ'dan kiraz yemedim çünkü.
Oraya Fethiye-Denizli yolundan gidiliyor.. Çocuklar sabırsızlanıyor, kar görmek istiyor, arabada heyecanlanıyor ama yolda kar yok, Nif göründü yemyeşil, yollar ve güneş süper.. Tamam camlardan soğuk olduğunu anlıyoruz ama kar yok, son dönemece kadar da kar mar görmedik,tam homurdanmaya başlamıştık ki Kırkpınar(Kırkmahar'da deniyor) görüldü.. İnsanlar kar görmeye arabalarla gelmişler,sağda solda mangallar,arabalar çekilmiş yol kenarına, müzik açılmış, mangallar yakılmış, çocuklar karda oynar vaziyette görüntüler.

Bizde Kırkpınarda önce arabayı çekip yolun kenarında karla oynamak için indik. Uzunbey o gün çocuklardan daha dinamikti, kızak kaydı, kartopu attı, Ares'i karlara gömdü, Fevzi ve çocuklar kızak kayarken o da onlara kartopu attı. Ares tepeden kayan kim varsa peşine takılıp yakalamaya çalışıyor.Çocuklar her buluşmamızda Ares'e temkinli yanaşsalarda gün sonunda nerdeyse kanka olacak şekilde ayrılıyorlar :)

Uzunbey ve Ares..

Fevzi ve çocuklar.. ( Arkadaş sık sık bloğumu okur hatta bir keresinde FKM 'de Kemal Kılıçdaroğlu geldiğinde cepten bağlanıp resimlere bakıp dedikodu yapmıştık beklerken yine de benimle dalga geçmekten vazgeçmez bu konuda ama bilirim o benim iyi bir okuyucum :)

Ares susadıkça kar yedirdiler ona. Ben bu sefer kızakla kaymadım.. Şarap ya da yiyecek götürmedik çünkü Kırkpınar Restaurantta yemek yedik oyundan sonra. Yalnız makinanın pilini bitirdiğimden yemekleri çekemedim.Bir gün ayrıca resim çekmeye gideriz artık :)
Kavurması,yoğurdu, tandırı çok meşhur ve güzeldir..O bölgenin bir kirazı bir de bu restaurantı meşhurdur. Genelde yerlisi bilir ve gider, kışın kar görmeye gitmek yazın da bunalınca serinlemek için gitmek bir gelenek gibidir. Yazın gittiğimizde Ortaca'dan gelen bir yürüyüş grubu ile de karşılaşmıştık.

Arabayı çektiğimiz yerde başka arabalarda vardı. Çok yakın olmamıza rağmen ağaçlar ve doğa seslerimizi birbirimize iletmeden yutuyordu..

Karlı görüntüleri de bir başka güzel.

Kızakla kaydığımız yer.

Ares orman görünce bir başka keyifleniyor yanında bir de kar var, halini düşünün artık ..

Bol bol resim çektim önce, sonra da yemeğe kalsın diye ara verdim ama becerememişim.Pili bitirdim.

Kırkpınarda karşılaştığımız bebek :) Ares yanında nasıl da büyük duruyor.

Carlos' muş adı.. Uzunbey atladı hemen Çakal Carlos mu diye :) İçerisi doluydu.Bizde dışarıda oturduk. Yemeğimizi yedik ve eve döndük.Ares arabada daha sızdı, bütün gece yatak odasında yattı hiç kıpırdamadan.

Bu plakları Rahşan'dan aldım. Hepsi çok güzeldi,yani elinde daha bir sürü var. Ben seçerken bir adam yanaşıp hepsini alacakmısınız dedi, tam sekiz tane aldım. Pink Floyd'un resmi güzel değildi, çekememişim, o da dahil..

Rahşan'lar eskiden plakçının yanında otururlarmış İstanbulda, babası da her çıktığında yeni bir plak alırmış.. Çok güzel , genelde yerli sanatçılar daha vardı ama ben bunları seçtim.Yalnız bir Nilüfer vardı , içini bulamadık.

1980 lerin hiti.. Hatırladınız mı..?

Nedense en çok bu plağa sevindim :)
Ray Charles. Buna şaşırdım..
Modern Folk Üçlüsü, çocuklarımız için.
Tangolara bayılırım ,daha önce de çok yazdım, Esin Engin..

Joan Baez..

Yeni kaktüs saksıları..Tanesi 1 lira.

Bu dört kitabı on liraya aldım, içlerinde ressamların tanımadığım resimleri var, bazen internetten hepsini görmek mümkün olmayabiliyor..

Bu taşları ben kaktüslere koyayım diye uzunbey almış.

Bu kitabı listeme almıştım ben ,pazarda saksılara bakarken yanındaki kitabı görmemiştim. Sunthing'in babası gösterdi , ben de aldım .. 1 lira.
Listemdeki bir kitabı bulmanın sevinci paha biçilmez :)

Pazar günü 2. el pazarından çıkıp kahvaltıya gittik, (resimler karışık) dönüşte eve uğradık ki pazar günleri bizim Çalış pazarımızda var aslında, benim eve de çok yakın.Giderken bu üç tekerlekli motoru görünce resmini çektim.(aynı zamanda elektirikli scoter- sessiz ve egzoz dumanı olmadığından sevdiğim bir araç. Bir zamanlar bizde iki tekerleklisi vardı ama bunlar daha yeni tasarımları ve ben çok seviyorum.. Turistler için kiralanıyor burada, yani diyelim ki otel denize uzak bunlardan kiralayıp kullanıyorsunuz..Motor gibi iki tekerlek kullanamayanlar için süper bir alet.
Kahvaltıya Mutlu Restauranta gittik Koca Çalışa, bu güzellikler yeni doğmuş.. Babaları ve anneleri farklı, çoğu babaya çekmiş, kıvırcık tüylü.. Bir tanesi daha çok anneye benziyordu. Hepsini sevmek istedik ama anne izin vermedi, bizde geldik gittik babayı sevdik, o da Ares'le koşturdu..

Kahveyi en son içtik aslında.. Falıma baktım, ilginçti..

Ares kumsalda..

Kahvaltı 2. kısım..

Kahvaltı 1. kısım, aslında ikisi bir geliyor ama biz ilk tabakları boşaltıp ikinciye yer açınca böyle görüntüledim.. Çok yavaş ve keyifli bir kahvaltıydı.

Fethiye ve ada görüntüsü.. Sabah erken saatler, daha kahvaltı yerleri boştu.

Güneş gözlüğüm olduğundan ben güneşe doğru oturdum. Doğal olarak yanmışım o gün. Ertesi gün yanaklarım ve yüzüm pembe pembe dolaştım. Şimdi bir açıklama yapayım ki pazar günü hava çok güzeldi ama pazartesi ve salı atkı hatta eldivenle gezdim. Bugün de hava yumuşak..
Bu aralar yavru köpek mıncıklamak hastalığım var, hatta Ares'e kız arkadaş arıyoruz sanırım zamanı geldi.. Onun yavrularını görmek istiyorum..
Çalış plajı, 2. el pazarı sahil..
Ben resim çekerken elini uzatan bir İngiliz hanım bir şeyler anlatıyordu yanındakine..

Göcekten gelen örgü ve yumak satan hanımlar..

Bu da onların standı..
takılar..

Bu standın sahibesiyle ilk defa tanıştık, fotoğraf çekmek için izin istedim..O da nerede kullanacaksınız dedi. Ben internette dediğimde, siz bloğu olan hanımsınız galiba dedi :)) Ben hangi blog dedim.O mavi dedi, haklıydı benim mavi bir bloğum var koyu mavi :)) ama orada ne düşündüysem hayır dedim :)) Hani A ile başlayan dedi herkes gibi Asortik demek garip geldi, evet katılıyorum o kadar Asortik bir görünüşüm yok ama zaten hep yazıyorum asortik olan isteklerim olduğundan asortik bir krepim :)) yani kendi şartlarımı ve koşullarımı genelde
aradığımdan ve keyfime düşkün olduğumdan asortikliğim.. Yoksa asortik uyumlu giyinen demek ki o kısma da uyabilirim herhalde. Neyse biz tanıştık ve bende sizi sayaçtan görmüştüm aslında dedim..Google da 2. el pazarı diye arayan bir tane Muğla vardı sanırım sizsiniz dedim..O da evet dedi ve tanıştık Ankaralı Turizmde çalışan genç bir hanım. Eve gelip uzunbeye hava attım sayelerinde, artık beni her yerde tanıyorlar diye :) Kartvizitimi verdim, kahveye davet ettim ama adını öğrenmeden ayrılmışım yanlarından..
Kendisinin yaptığı el emeği olan keçe bebekler ve değişik objeleri vardı, zaten onun için dikkatimi çekti ve görüntüledim.
Eskiye oranla az resim çekiyorum ama ilginç tezgahlar daha az oluyor artık. Ekoşifa'cıların standında çok güzel bez torbalar vardı. Modelleri de çok hoş.Geçen hafta değil,ondan önceki hafta açılışları vardı ama resimlerini bulamadığımdan paylaşamadım sizlerle.. Bana da çok güzel file hediye ettiler. Mor renkli bir file.
Bu sokak otoparkın yanı ve orası yetmediğinden pazara ayrılıyor..

Pazarın girişi ve aslında minübüs yolu ama bu hafta yoğunluktan bir tarafı yolun kapanmış.

Pazarın genel görüntüsü..

Rahşan'ın standı..
Bugün evde kalmak istedim, dün komite toplantım iyi geçti, bende dinlenmek istedim biraz ama uzunbey beni bu zamanlarda evde kaldığımda kıskandığından illa yapacak bir iş bulur. Önce bahçe düzenlemesi için ustaları çağıracağını söyledi, bir şekilde sorti yapıp bu isteğini savurdum ama sonra telefon açıp ,dinlen biraz sonra küçük bir işimiz var çıkarız dedi. Normal şartlar altında ben evden çıktıktan sonra hem günü bitiriyorum hem de dinlenemiyorum.Bu yüzden evde kaldığımda dışarı çıkmaktan hoşlanmıyorum ama ne dediysem vazgeçiremedim. Kavga çıkarmak da adetim olmadığından kuzu kuzu çıktım onunla. Fazla sürmedi ama bana aslında uzun sürer diye bekliyordum dediğinde tamamen inandım ki benim evde kalmamı kıs-ka-nı-yor :)
İşimden keyif alıyorum ama içimdeki bu aralar kaçma isteğini bastırabilmem çok zor oluyor.Bu sabah erkenden annemi aradım ,uyandırmışım hatta uzun uzun konuştuk. Özlemişim, hem de hepsini.. Tatili atlatalım belki ziyaretime gelirler diye umuyorum..
Tam yazıyı bitirmeye çalışırken BİYONİK KEDİ aradı.. Sesini duymak çok güzeldi.O bloğa başlayalı tam dört sene olmuş.Buradan tebrik ediyorum ve onu çok özlediğimizi tekrardan buraya yazmak istiyorum. Herkesin tarzı farklı ama onun hiçbir şey düşünmeden içinden geçenleri olduğu gibi dürüstçe yazmasını çok özledim. O yazmadığından beri eksikliğini hissediyorum. Herkesin hayatta ayrı bir fark yaratma özelliği var ve o bence bu anlamda farklı biri. İnsana değişik başka açıları gösterebiliyor hiç düşünmediğiniz.. Sanırım artık bizi daha fazla yalnız bırakmaz ve hep buralarda olur..
Güzel bir link paylaşmak istiyorum.. 3D Picasso tablosu.. Bana genelde çok güzel mailler gelir ve bende arkadaşlarıma göre seçerek gönderirim onları.. Böyle bazen güzel mailler geldiğinde bazen de özel mailler geldiğinde burada paylaşmadıklarım da oluyor..(bazılarını çok sevip kimseyle paylaşmadıklarımda :) Genelde yollarım ama bunu geçmek istemiyorum..
Bugünkü şarkımız Bu kalp seni unutur mu da sık sık dinlediğim eski bir şarkı :
ama görüntüleri farklı diziden Asi'den..
ve caz.. Ray Charles- Song for you
Ha bir de buraya imza attım :))