müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mayıs 21, 2016

Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz *

Bu resim bu sabahtan. Diğerleri arşiv.Çok önce yazacağım diye koymuşum, unutmuşum bile.Ülke gündeminden hal kalmıyor duyguları yazmaya.Hangi birine değinelim,hangi birine üzülelim şaşırıyoruz. Sadece yazıyorum,isteyen kendine pay çıkarsın.İçinde olmadığınız  bir şeyi değiştiremezsiniz.Bu yüzden seyretmeyin,gidin katılın. İnternetten de paylaşın,çünkü başka yerden duyma şansımız giderek azalıyor ama gidip kendinize yakın bulduğunuz bir sivil toplum kuruluşuna  destek verin,çalışmalarına katılın, seyredin, hiç bir şey yapmıyorsanız, parasal destek verin, bağış yapın yani.. Bu kadar sene çalışıyorum,tek söyleyebileceğim şey, başkalarının çocukları için de çalışın, çünkü çocuğunuz büyüyüp onlarla yaşayacak.. Asla bunu unutmayın ve çocuk okutun arkadaşlar. Burs verin, öğrencilere sahip çıkın lütfen.

Bugün başka yorum yok, bahçe resimleri ve Fethiye günleri.

Mayısta bahçede güller coştu.

 
Erika..

Ördeklerimiz olduğunu da yazmış mıydım..

Bazen daha deniz mevsimi gelmeden deniz kenarına gidelim dediğimde gittiğimiz Karataş Plajı...Artık mevsim açıldı, hava sıcak olduğunda giriliyor.
Ares ve Ateş..

Ördek kardeş :)
Eski bir Ölüdeniz resmi.Ben çektim, Babadağ eteklerinden Likya Yolu başlangıcından.


Erika, ev kuşu gibi duruyor ama bildiğiniz bir mahalle sakini.. Gece evde kalıyor, gündüz komşuların cibi' lerine -civcivlerine- kadar tehlike arzediyormuş :) Komşularım şikayette.Biri yerken görürsem öldürürüm dedi. Ben de yerine civciv veririm size dedim,ikna oldu mu bilmiyorum. Erika'ya tembih ettim.Umarım gitmez. Çok üzülürüm dedim komşuma.. -Gerçek bir diyalog bu atmıyorum.-
Bu kedi evin en uyanığı zaten. Bıçkın delikanlı. Biz taşındığımızda evdeki iki kocaman köpeğe rağmen bize taşındı,daha iki aylık falandı. Kendi seçti yani ve asla kendini ezdirmedi. Bana benziyor sanırım her şekilde kuyruk dimdik :)

Artık daha kısa yazılar yazacağım.Eskisi gibi uzun yazarsam yazı yazamayacağımı görünce böyle bir karar verdim.

Bize gelen bizim gibi oluyor diye paylaşmıştım bunu İnstagramda. Birkaç günlük yavru bu badi.Suya girdi çıktı, adam sen nerden biliyorsun güneşlenmeyi..Sırt üstü güneşlenen ördek de ilk defa gördüm, sahile yeni gitmiş beach yavrusu bu ... Asortik Badi :)
Yürüyüşten Fethiye görüntüsü.Akşam üstü, nisan da bir akşam.
Ares








Bahçe işleri.. keyifli ve güzel, zaman buldukça.
Ördek yavrularımız..

Yine bir eski resim..
Bahçeden..

En sevdiklerimden, yılbaşı çiçeği..




Karataş Plajı..

Ateş ve Erika..


Erika..


Bu evde çok severek aldığım aksesuar ve objeler giriş kattaki tuvaletimizde :)  Aslında diğer evden getirdim ama sanırım bu eve daha çok yakıştılar.





Köpekli evin antre aksesuarları da böyle oluyor.

Bu arkadaşların uyuma pozisyonu..Eski bir resimmiş, Ateş küçücük.. Oysa şimdi Ares'ten fiziki olarak büyük ve rengi daha koyu. 
Bu öğlen bir düğün yemeğine gideceğiz burada. Müsait olursam yemeğin resmini çekerim.Sokakta masalar kuruluyor ve gelen giden herkes orada yemek yiyiyor. Yabancı olsanız bile kimse  niye geldin demez, davet edilince de gitmeniz gerekir.. Hala vakit varken şehirlilerin küçük yerlerde yaşam nasıl oluyor görmelerini isterim aslında... 

Geçenlerde not almışım...
* Başlık: Nietzsche Ağladığında isimli kitapta şöyle bahseder:
“Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın.”
....
Kitap : Bu aralar okuyamıyorum ama daha çok politik kitaplara bakıyorum.. Alıyorum .
...
Müzik: Ben bunu nasıl kaçırmışım, siz de kaçırmayın diye yazıyorum... Best of Tanju Okan.

Salı, Mayıs 13, 2014

Gemide İsyan!


Bir yandan aşağıdaki linki tıklayıp dinleyin,bir yandan da Mine Kırıkkanat'ın yazısını okuyun lütfen.Hatta paylaşıp yazıya  link verirseniz harika olur :)

HAVA KURŞUN GİBİ AĞIR...

Geçen çarşamba günü Kadıköy- Beşiktaş seferini yapan 15.15 vapuruna bindim. Alt arka salon yolcuları arasındaydım. Vapur kalktıktan kısa süre sonra, üç gencin oturduğu köşeden caz notaları yükseldi.
Delikanlının biri gitar, öteki saksofon, genç kız ise mızıka çalıyordu. Ankara’nın Bağlarıtürküsünü, başarılı bir caz yorumuyla çalıp söylemeye başladılar. Keyifle dinliyorduk.
Ansızın ızbandut gibi bir çımacı girdi içeri. Hiddetli adımlarla gençlerin yanına gidip, bir şeyler söyledi. Gençler müziği kesti, ama kütük yasakçılara da şerbetli görünüyorlardı. Gitar çalanın, “Para toplamıyoruz ki, müzik ve şarkı da mı yasak?” diye sorduğunu duydum.
Ansızın bir erkek yolcu fırladı kalktı yerinden. “Bu da mı yasak?” diye sordu, çam yarması vapur görevlisine. “Bu da mı?..” Bir başka yolcu, oturduğu yerden, “Biz şikâyetçi değiliz, canımız isterse para da veririz, sana ne?” diye bağırdı, kendisinden iki kat iri çımacıya.
***
Derken, inanılmaz bir şey oldu, itiraz eden ilk yolcu, türküyü kaldığı yerden alıp, avazı çıktığı kadar bağıra bağıra söylemeye başladı:
“Ankara’nın bağları da
Büklüm büklüm yolları
Ne zaman sarhoş oldun da
Kaldıramıyon kolları!...”
O ana kadar sessiz kalan kadınlar, erkekler, türküyü alkışlar eşliğinde, bir ağızdan söylemeye başlamasın mı?Yer yerinden oynuyordu.İçeri girerken afrından tafrından geçilmeyen çımacı, epeyce şaşkın ve ürkmüş, çıkıp gitti. Yolcuların, “Çalın çocuklar, çalın!” diye teşvik ettikleri genç müzisyenler, Ankara’nın Bağları’nı bitirip, Commandante Che Guevara ağıtına geçtiler.
Salona, dokunanı çarpacak bir öfke egemendi.
Kimi sözlerini bilmediği
 şarkıya “nını, nını” diye eşlik edip el çırparken, kimileri de yüksek sesle verip veriştiriyordu: “Mevlüt okusalar yasak değil tabii!”, “Suriyeli dilencilerin paratoplamasına ses çıkarmazlar ama!..”
***
Bazıları gençlerin yanına gidip, “Siz istemiyorsunuz, ben veriyorum!” diye ceplerine para tıkıştırdı. Beşiktaş’a yaklaşmıştık. Enstrümanlar kılıflandı. Müzisyenlerden gitarist olanı, “Desteğinize teşekkür ederiz” dedi. “Ama şimdi zabıtayı çağırmıştır bunlar, biziiskeleden alacaklar. Birlikte çıkalım, belki bir şansımız olur...”Vapur iskeleye yanaşıyordu. Gerçekten de dört zabıta bekliyordu çıkışta, lumbozlardan görüyorduk. Yolcular ayağa kalkıp gençleri ortalarına alarak çıkışa doğru yürüdü.
Küçük kızının elini tutan bir baba, müzisyenlere “Sizin eli boş çıkmanız daha doğru olur”dedi. “Verin bakayım şu gitarı bana!”
Tüm gerçek cesurlar gibi, ufak tefek, kendi halinde bir adamdı. Aldı gitarı, bir elinde kızı, bir elinde gitar, ilerledi kapıya. Bir başka yolcu, saksofonu alıp astı omzuna. Genç kıza, mızıkayı cebine sokup, önden gitmesi söylendi. Eh, artık benim de bir şey yapmam gerekiyordu. Müzik üçlüsünün lideri olduğu anlaşılan gitariste yaklaşıp koluna girdim,“Sen benim oğlumsun, ben de senin annen, yürüyelim!” dedim.
***
Müzisyenler, yolcuların nasıl gergin ve her birinin yaptığı her hareketin bir karar olduğunun, pek farkında değildi. Gençliğe özgü aldırmazlıkla durumu çok eğlenceli buluyor, kıkır kıkır gülüyorlardı. Oysa onlara sahip çıkanlar, kavgayı göze almışlığın sessiz ciddiyeti içindeydiler.
Korumaya aldığımız gençlerin göremediği o vahim kararlılığı, onları bekleyen dört zabıta sezdi. Donup kaldılar. Gözlerinin içine baka baka, önlerinden geçip gittik, hep birlikte. Yola çıktığımızda, müzik aletlerini teslim alan gençler “Sağol abla, sağol abi!” cıvıltıları arasında uzaklaşırken, biz erişkinler aynı gergin sessizlik ve ciddiyet içinde dağıldık.
***
Hava kurşun gibi ağır, sevgili okurlarım. Bu ülkede, azgın bir azınlığın sürekli tekmelediği mutsuz çoğunluğun öfkesi artıyor. Türkiye fokur fokur kaynayan bir kazan. Kapak henüz atmadı, çünkü itici gücüne henüz ulaşmadı. Bu çoğunluğa yön vermesi gereken muhalefet partileri, ne kaynayan öfkenin farkında, ne kendilerinden kesilen umutların...
Sabır tenceresi ne zaman taşar, kapak nerede, nasıl bir gerekçeyle atar bilemem. Ama ufukta, hem iktidarın, hem de muhalefet partilerinin boyunu aşacak, atıllaşan siyasal arenayı basacak bir öfke selinin boğuk uğultusu büyüyor.


Görüntü :
https://onedrive.live.com/?cid=048c6944dda68ec8&id=48C6944DDA68EC8%21817&ithint=video,.mp4&authkey=!AAar50YnU9ab1Dg

Cumartesi, Mayıs 04, 2013

Geçmiyor günler burda senden uzakta..*

Bugün bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor.Oysa dün hava çok güzeldi, sabahtan kahvaltıya Kayaköy İzela Restauranta ,öğleden sonrada Çerkes Festivaline Aksazlar Koyuna  gittik diye yazıp bıraktığım bir haftayı geçmiş.

Görüşemediğimiz süreye ben çok şey sığdırdım.Umarım sizler içinde verimli geçmiştir. Bir kere sezon başındayız ,işlerimiz yoğunlaştı.Daha çok müşteri ziyareti, daha çok etkinlik,daha çok konuşma olarak yaşadığım bu yoğunluğa, uzun ve sert bir diş tedavisi de sığdırdım.Hatta başladım, bir ay sürecek.Bu yüzden geçici dişlerle işe gidiyorum.Arada doktora gidip tedaviye devam ediyorum.Dişlerim tam yapışık değil, bu yüzden hapşırırken arada fırlayabiliyor :) Çok konuşmam gereken bir dönemi en az konuşarak geçirmeye çalışmak büyük bir başarı benim için.Sonunda güzel olacağını düşünerek, kendimi tedaviye adapte etmeye çalışıyorum.Doktoru sevdim, sanırım o da benim gibi zor bir hastayı sevdi, şimdilik iyi gidiyoruz.Birbirimize alıştık, ben kolay kolay teslim olabilen biri değilim, doğal olarak karar verirken zorlandım,bu kadar senedir kimseye gidemedim buralarda.Doktorum İstanbulda kaldığından bir ay sürebilecek bir zamanı da orada geçiremeyeceğimden, burada araştırıp bir diş doktorunda karar kıldık.Kıldık diyorum bu aşamalarda Fatoş bana çok yardımcı oldu.Hatta ilk randevuya beraber gidebiliriz dedi, bende orada duygusallaşıp beni zor durumlarda bırakıyorsun diye vazgeçirdim :)) Kaç gündür de peşimde yeni yazı yok mu diye geziyor.. :))
Kuşlar Burcu'nun hediyesi, çok sevdiğimden evde girişe astım.
Bazı sabahlar yürüdüğümüz Çalış Plajı.
Kuzey restaurantta bir kaçamak.
Bu kadeh Hilton'un Karagöz Barından.Gülderen İstanbul'un en güzel otellerinde çalıştığından Hiltonda kendilerine hediye edilen ve sanırım şu an az sayıda kalmış bir kaç kadehten birini bana gösterdi.Bende eskilerden çıkardığı diğerleriyle beraber çektim.


Çok ince cam kadehler..
Arada bir de kahve içtik.
Bürodan.
Burası da bir önceki gidişimde, balkondan.


Arada bir gece , Fatoşla kitap atölyesine gitmeden.
Evdeki kitaplarımdan.. Bahçe ve sanat konulu.
Yürüyüş kaçamaklarımızdan...
koylar


Metin Uca
İlhan Şeşen- Kürşat Başar ve Metin Uca bir gece Fethiye'de kabere show yaptılar,Kibele Sanat Evinin hazırladığı gecede Fatoş'la çok eğlendik.

Sahilde mor salkımlar açtı.Fırsat bulsak da gitsek ama etkinlik ve çalışmalardan bu ara sahili görecek gözümüz yok.Bugün 6. Fethiye Kültür ve Sanat Günleri başlıyor.3-11 mayıs arası FKBM önü Beşkaza meydanında standlar olacak, programı için ..  http://www.fethiyefestival.com/2013-programi/  Görevli değilim bu sefer ,işlerim yoğun,sadece seyirciyim :))

Yaklaşık 4-5 gündür de yaza girdik,hava o kadar sıcak ki direk askılı tişörtlerle ve elbiselerle geziyoruz.Hırkalar ve uzun kollu gömlekler bu sene de kaldı giymeden.

Mayıs ayında beklediğim güzel bir haber var ama şimdilik paylaşamıyorum.Zamanı geldiğinde yazacağım.15 mayıs gibi bekliyoruz bu güzel haberi...
Kendi bahçem, işlerimin yoğunluğunu bekliyor düzen görmek için, bir kenarda yemek bekleyen kediler gibi...Çığırından çıktı,ayrı mesele..Bunda Uzunbey'in kendi çapında yaptığı düzenlemelerden bazıları da sebep oldu aslında, o kadar dağınık bir görüntüsü var ki nereden başlayacağımızı bilmiyorum,görüntüsü yüzünden iyice boşladım.Oysa o kadar ihtiyacım var ki orada dolaşmaya, mayıs geldi ve güllerim açacak, sardunyalarım göz kırpıyor,kaktüslerim bekliyor... Yeni düzenlemeler yapmam gerekiyor, bir yandan da bu sene de bahçıvan ve yöneticinin  gazabına yine uğradım, ve açacak olan erguvan ağacım bu sene de ben evde yokken budandı.Bu sefer ben değil, Uzunbey çıldırdı, o sakinleşsin diye ben sesimi çıkaramadım.Kasti yaptığını düşünüyorum yöneticinin, kapışmamak için de sesimi çıkarmıyorum ama bıktım bu bahçe işlerinden anlamayan insanların şımarıklıklarından.
Çiçeğe gelen erguvan ağacımın budanmış hali.. :((   Kızmakta haklıyım değil mi..?  Sadece o değil Japon gülü de budanmış, işi ne kadar bildiklerini ispat etmek adına, bu erguvanla arkadaki japon gülünün yapraklarını görüyorsunuz değil mi..? Yani gayet yakın iki ağaç arasına bir de melissa dikmişler.. Şimdilik çıkarmadım ama uygun bir yer bulunca çıkaracağım... Erguvanın arkasından yaprakları görünüyor.Bu kadar "bilgili " insanlar arasında söz söylemem yakışık almaz değil mi..? ! Sinirlenmiyorum,sinirlenmeyeceğim.Bahçenin her yerine beton döken bu zihniyete daha fazla bulaşmak istemiyorum.
Birde aşırı yeşil ve doğal bir görüntü seviyorum.Burada gölge çok önemli ve balkonumun etrafı yemyeşil, çok serindi geçen yaz, bu yaz güneş vuracak şekilde açıldı  ve serin olacak mı bilmiyorum.Bahçe bahçelikten çıktı.

Bürodaki kuşumuz " Sarı Efe".. Sultan papağanı,konuşmaya yer arıyor ama Ares kıskandığı için dönüp bakamıyoruz.
Boğaziçi kafeden bir kahve kaçamağı...
Bazen  akşamları MEKAN diye bir yere  takılıyoruz , küçük bir grubumuz var.
Eski resimler,plak koleksiyonu..
eski telefon
eski radyolar..
Gramofon.
Ve bazen çok güzel bir müzikle güzel geceler geçiriyoruz.
Bir gün Uzunbeyle Pastoral Vadiye gittik. Fethiyenin organik çiftliklerinden belki de ilki.Orada haziran ayında bir etkinlik yapacağız.Ayrıntıları görüştük.



Mor salkımlar coşmuş yine.. 

Bir yandan da çay içtik bahçede.
Kahve keyfi de yaptık  :)
Nisanda bir gün kadın kollarıyla Dalaman'a gittim.Pazarı gezip,çok güzel bir toplantı yaptık Muğla bölgesi kadın kollarıyla.Oldukça kalabalıktık.Tüm ilçe kadın kolları birleşip alan çalışması yapıyoruz bu şekilde.
Pazara giderken.
Otlar pazarda nisan ayında bol bulunur, arkadaşların çoğu aldı,ben de otların adını öğrenmeye çalıştığımdan bana da isimlerini söyleyip durdular,gösterdiler,tarif ettiler.
Çiçekçi de vardı.
Ortancalar..
Bahçelerde sukkulentler...
Boş arsalarda yeni doğan oğlaklar zıplıyarak eğleniyordu Dalamanda.

Bunlarda benim bahçeden...
güller..

Ortaca-Dalaman arası , Toprak Ana restaurant,kahvaltısı çok güzel, yol kenarı ,mutlaka uğramalısınız.Biz Çağıl'ı geçirirken iş arkadaşlarımla gittik, oradan Sarıgermeye geçip çalıştık.Çağıl bir hafta gelip kaldı,Efes-Şirince gezisine katıldı, gezi yazısında geçirdiğimiz günlerden daha fazla bahsedeceğimden fazla yazmıyorum oysa anlatacaklarım var :)
Sarıgerme Yeşil Vadi Restaurant. Serin bahçesiyle iyi bir mola yeriydi.
Sarıgerme Paradise restaurant ve bar.
Kahve ikramlarına bayıldık, çok sıcaktı ve bayağı gezip dolaştık o bölgede.En eliyüzü düzgün yer orasıydı ve yediklerimizde çok lezzetliydi.Ayrıca tuvaletleri de temizdi.Yine gidersek kesin uğrarız diye de konuştuk aramızda.
Keçi kitabevinde Ümit Hanımın doğum gününü kutladık,kitap atölyesinde.O haftaki yazarımız Mine Söğüt'tü. Şimdiye kadar sanırım yeni okuduğumuz yazarlar arasında en çok onu sevdik.Artık cumhuriyette yazacakmış,köşe yazarı olmuş Mine Söğüt.(Yakışır)

Bugün sabahtan Bakraç Beach Club açılışı vardı,kahvaltıdaydık Uzunbeyle,
saat 14.30 da ise Oya Baydar, Lale Müldür ve Ayla Kutlu Keçi Kitabevinde olacak.Ben de gitmeyi düşünüyorum.

  Lale Müldür demişken...

Sonra belki çay içeriz.
Şansımız varsa yağmurda yağar.
Damlalara huzur yüklemece oynarız.
Benim damlam seninkini alnından öper.
Güzel şeyler olur belki.
Sen gel bence.

*Başlık: Model