Pazartesi, Ocak 11, 2010

Uyuyorum uyuyorum günler çabuk geçsin diye..

Çarşamba günü 2. el pazarına benim arabayla eşya götüreceğimi ve orada satış yapacağımı düşündüğümden o gün için başka plan yapmamıştım. Uzunbey evde çalışacağını söyledi hatta sende kal, hem yürüyüşe hem pikniğe gidelim diye de teklifte bulundu. İyi güzel de ben mavikuşlarla pazara satışa gideceğim, hem yiyecek standı da aldık bu hafta diye düşünsem de piknik ve yürüyüş beni cezbettiğinden kararımı verip ona ayak uydurdum.Berna döndüğü için herşeyi ona paslayabilirim zaten planlar geçen haftadan yapılmıştı. Ben onları pazara bırakıp arabayla ufak bir işimi hallettim ve eve döndüm. Uzunbey de bilgisayardaki işlerini halletmiş beni bekliyordu.Tüplü mangalımızı, tabaklarımızı,kadehlerimizi hazırlayıp, arabaya atıp Aksazlara geldik.. (Aksazlar Koyu) Tadilattaydı ama açıktı.Tüm masalar boştu,sanırım tadilatta diye kimse gelmemiş ,hava da bulutlu gibiydi ama sıcaktı. Bizde gidip denize en yakın masaya oturduk. Ben tabakları ve masa örtüsünü çıkarıp masaya koydum.Kadehleri çıkardığımda Uzunbey keyiflendi :) Böyle bir yere gidince telefonları kapamıyoruz çünkü işyerimiz açık olduğundan ve bazen insanların bize ulaşması gerektiğinden açık bırakıyoruz,çalsada rahatsız olmuyoruz..Bulunduğumuz zamanın keyfini çıkarıyoruz sadece.Çalıştığımız sürece bu şekilde yaşamamız gerektiğinden iş yüzünden dır dır yapmıyoruz birbirimize. Ben zaten hiç dır dır yapan biri değilim,bazen takılırım Uzunbey' e şanslı adamsın diye :)

Benim telefonlar masada çünkü çantayı arabada bıraktım, telefonları duymuyorum diye Uzunbey kızıyor bazen .. Araba kullanırken duymuyorum da.Çünkü motor sesine göre vites kullanıyorum, arabada şarkı dinliyorum, hal böyle olunca duymuyorum gerçekten. Toplantılarda sessize alıyorum, trafikte konuşmuyorum, ama görüpte açmadığım hiç olmaz.Geri dönerim kesin.
Çağıl 'ın dershane sınavındaki başarısı için sana hediye alayım dedim, hiçbirşey istemedi-böylede çocuk olur mu bilmiyorum, ne alayım diyorum hiçbirşey diyor :) alışverişe zorla götürüyoruz, marka takıntısı yok, ne alırsan onu giyiyor, harçlığını idareli harcıyor, para biriktirip kendine bilgisayar parçaları alıyor, bende ona senin telefonu bana ver sana telefon alalım dedim,biliyorum ki bu şekilde kabul eder :) git seç telefonunu bu kadar para verebilirim dedim. Gidip seçti ve telefonlarımız değişti. Onun telefon melodilerine hastayım zaten.İş için aldığım telefonum sadece arama amaçlı olduğundan biraz eski model kaldı ve melodi yüklenmiyordu.Oysa benim hayatım müzik :)
Bazen beni evde kızdırınca onun telefondan bana müzik dinletip dikkatimi çeken numaralar yapıyor,mesela kahvaltı etmiyor okula giderken , kızıyorum ya, gönlümü almak için bana sevdiğim bir şarkı melodisi dinletiyor, gelip sarılıyor ya da ona bakmamı sağlıyor falan.
Bazen ben onun odasına çıkıyorum,yanyana yatıp müzik dinliyoruz,o bana sevdiklerimi çalıyor,bende ona taklit yapıyorum. Kitaplarını karıştırıyorum, hayattan konuşuyoruz, ona test yapıp değişik numaralar öğretmeye çalışıyorum :) Hani karşılaştığında çabuk kanmasın.. Çoğunlukla benim kahkaha krizimle biten sohbetler ediyoruz ve o geceyi beraber geçiriyoruz.Bazen de kafamız bozuk oluyor, yanyana tv izliyoruz, ben onun saçını okşuyorum o da bana bazen bilgisayarda bir şeyler gösteriyor bazen de birşeyler içiyoruz.
Gelecek sene beni özleyeceğini söylüyorum o da bana senden kurtulacağım oh ne güzel diye laf sokuyor..
Neyse onun melodiler şimdi benim telefonda :) Yani artık iş telefonumdan biri ararsa Gökhan Kırdar'dan Yerine sevemem çalıyor,(en çok o parçayı dinliyorum son zamanlarda) Uzunbey ararsa Anlamazdın anlamazdın - Ayla Dikmen'den, bir gönderme yok sadece şarkıyı çok seviyorum- Burcu ararsa Adiue Jolie Candy, Babam için Unut Beni-Gece yolcuları-, Annem için Bu kalp seni unutur mu gibi melodilerim var. Gerçi bu telefondan Burcu ve annem aramıyor ama insanın sevdiği şarkılar birden fazla olunca mutlaka bir yerlerde duymak istiyorsunuz. Burcu ve annem ile indirimli olan telefon hattım küçük gri olan. Çarli de ondan arıyor, benim anlattığım iş telefonum. Çarli için rüzgarı koydum mesela.. Ayna'nın eski bir şarkısı ama benim çok sevdiğim bir şarkı.O da Yerine Sevemem kadar klasik bir parça aslında..
O gün pazar için sosisli tart yaptım, evden de şarap getirdim, mangalda birşeyler pişirip yedik,yürüyüş yaptık,ben resim çektim her zaman ki gibi. Yalnız o boşlukta gelip yan masamıza yerleşen komşu piknikçilere uyuz olmadım desem yalan olur.Koskoca alanda her masa hemen hemen deniz manzaralı ve onlar gelip dibimize oturdular. Biz çoktan mangalı yaktığımızdan gidemedik ama biraz insanlar etrafına baksa, biraz empati yapabilse ne güzel olur.


Şaraplar için kadeh getiren biri olunca kahveyi plastik piknik bardaklarında içmek uzunbeye ters geldi :) Hani fincanlarımız dedi. İyi hatırlattın kendime güzel bir piknik sepeti yapayım,bunlar eskidi artık dedim.Şimdi güzel bir takım yapacağım kendime,plastik takımlar benim piknik ruhuma uymadığından her seferinde yine kırılmayacak tabaklar taşıyorum zaten. Burada hasır sepette takımlar bulamam ama kendim bir şeyler uyduracağım artık.
Şimdi uyuz olduğum bir başka nokta da Aksazlar'da herşey tadilatta ya, uzakta bulunan tuvaletler açık bir tek.Giriyorsun pislik içinde.. Bakımsız.. O zaman ya tadilat bitene kadar müşteri kabul etmeyeceksin ya da açıyorsan olanı da temiz tutacaksın.Kapıdaki görevliye bunu söylediğimde şubatta tadilat bitecek dedi, o zamana kadar pis mi duracak tuvaletler bu bir çözüm mü dedim, burayı açıyorsan tuvaletleri temiz tutmak zorundasınız,böyle anlayış olmaz diye de ekledim. Uzunbey döver gibi konuştun dedi ama hakediyorlar bu tarz düşünce zaten bizim önümüzü her yerde tıkayan.

Bizden sonra gelen başka bir aile, mesela onlar gidip uzak bir masaya oturup balık tuttu,diğerleri dibimizde, tüm konuştuklarını dinlemek zorunda kaldık. Onlarda benim cep telefonumdan Yüksek Sadakat ve Gece Yolcuları :)

Biz çoğu zaman fırsat buldukça bazen de fırsat yaratarak yürüyüşlere gidiyoruz. Salı günü piknikten önce kaçtık uzunbeyle mesela.. Yine Oyuktepe taraflarına.. Hill Side yoluna gittik. Ares'i tasmadan açıyoruz,yavaş yavaş yürüyüp sohbet ediyoruz. Bu resimler o yürüyüşten.Karlar Akdağları doldurmuş,bizde hava nefisti o gün. Ben hırkamı çıkarmadım-benim kalın palyo diye kullandığım triko hırkalarımdan, kışı onlarla geçiriyorum- çünkü gölgeler soğuk oluyor ama uzunbey kazakla yürüdü.

Burası Hill Side yolundan körfezin göründüğü ve koylara giden yolun diğer girişi.. İşe gittiğimizden ayağımda botlarım vardı ve aslında çok yürümek isteyip botlar rahatsız ettiğinden fazla yürüyemedik o gün. Kuş cıvıltılarını anlatmak mümkün değil. Ares mutluluk sarhoşu,biz de sohbet edip etrafı seyrettik. Ben çocukken Demirköy'de kuş cıvıltıları eksik olmazdı, zaten ağaçlık ve yemyeşil bir yer. Büyükçekmece de deniz kuşları eksik olmazdı,martı sesleri falan, ama başka yerlerde oturduğumuzda kuş seslerinin ne kadar keyifli olduğunu unutmuşum ben. Ya da insan kırk yaşlarına gelince kuş seslerini tekrar mı duymaya başlıyor arada unutup, ya da dinlemekten zevk almaya mı bilmiyorum. Gerçi bizim evimizde hep kuşlarımız oldu bunca zamandır.Bu kadar keyifli olduklarını ,insana keyif verdiğini unutmuşum ya da doğadakiler kendi mekanlarında bir başka cıvıldıyor. Büroda kanaryam var zaten, biliyorsunuz.Evde de papağandan tutun cennet papağanına,muhabbet kuşlarına, kanaryalara,hint bülbüllerine bizim senelerdir kuşlarımız oldu. Apartmanda oturduk ama kuş sesleri hep oldu fakat ben kuşlardan bu kadar keyif almadım hiç. Değişiyorum sanırım.Daha bir doğa düşkünü oldum, ya da kuş hayranı diyelim.Bu yazıyı yazarken kanarya da makara çekiyor bir yandan büroda ..
O gün yürüyüp , işe döndük.. Kuşların cıvıltıları kulaklarımda kaldı.

Tam karşısı Yassıcaadalar..Fethiye Körfezi tekne turlarının yapıldığı alanlar..


Ares trafiği kışın tek tük araba olan yolda çocuklar kadar şen dolaştı..

Yolun her kademesi değişik bir açıdan Fethiye manzarasına hakim.Bu manzaraya bakarak yürüyorsunuz, aslında araba yolu ama kışın sakin.Dönemeçli olduğundan ne kadar yürüdüğümüzü anlayamadık..

Kuşlar demişken çok önce benim evin yanındaki çam ağacı için kuş yuvası almıştım. Boyamadan ağaca astım çünkü kuşlar boya kokusuna gelmez diye düşündüm. Gelen giden olmayınca dekoratifliğini yitirmesin diye boyayım dedim. Bu aslında teknik bir boyama değil,içimden öyle geldi, bir gece hem tv seyredip hem de iş yaptım. Şimdi sokak kapısının girişinde asılı..
Bazen geceleri sadece tv karşısında zaman geçirmekten sıkılıyorum,bir ara böyle çok güzel işler çıkarıyordum.Birde boya renklerim bitmişti, gidip kendime Atlas Hobiden güzel renkler aldım. Arada bir şeyler çıkarırım diye çalışacağım..

Ben eski likör bardağı koleksiyonu yapıyorum ya, Nurdanlar bana gelirken hediye bu takımı getirdiler.Bayıldım tabii ki :))

Yonca'nın bana yolladığı yılbaşı tebriği..


Penceredeki keçe Mavi Kuş .


İkinci elpazarına gittim salı günü, kitap ve eşarp aldım. Eşarplardan biri ipek birinin de değişik bir deseni vardı (ondan da koleksiyonum var ) bu ciltler arkadaşımızın babasının, 1963 senesinin Hayat Dergilerinin cildi, onda daha böyle şeyler çoktu ama ben bunu resimledim birde güzel kitaplar aldım.

Talin'in standı, boyama işleri onun..

Bunlarda Back to black' in :))

Pazaryeri.. Oldukça kalabalıktı bu ay.

Geçen hafta yaptıklarımdan biride bir tanıtım için çekime katılmaktı Üzümlüde..Reiki seansına katıldım. Tarot falına bakmaları gerekiyordu ben baktırdım.. İlk çektiğim kart imparator kartı oldu. Seans İngilizce yapıldığından anladığım kadar güzel bir kart, zaten auramı da çok beğenmişti , hatta beni tekrar seansa davet etti master reiki..Şimdi ayrıntılarına bakıyorum netten ,güzelmiş gerçekten.
Bir türlü kartın aslını bulamadığım için en benzeyenini bulduğum, yürüyen bir adamın arkadan görüntüsü, hafif yan dönmüş,elinde sopa gibi bir şey olabilir o kısmı hatırlayamadım..
Cuma yoğun geçti yine, gelecekle ilgili bir iş peşine düştük ama olmadı.Olsaydı işin ötesinde bana başka mutluluklarda getirecekti, zaten sırf bunun için istiyordum. Olmayınca canım sıkıldı. Cumartesi evde kendime dinlenme günü ilan ettim. Sabahtan yine Karataş plajına gittik Kargıya.. Çay içtik, bir şeyler yedik.Ares oynadı kumda, hava çok güzeldi.. Uzunbey beni eve bırakıp işe gitti ama yürümediğime kanaat getirip sahile gideyim dedim. Yine de arabayla gittim orada yürüyüp dönerim diye düşündüm,dalgınımda.. Neyse biraz yürüdüm,Burcuya falan telefon açtım ,dönerken Sevim Hanımla buluşacaktık o aradı, hadi gel kahve içelim dedi. Direk Sevim Hanıma gittim, (çok güzel fal bakıyor, bu yazıyı okuyan falcılardan çıkmayan biri olduğumu sanacak 1-Öyle değilim 2- En son Berna ile Zen'de bakmıştık fala yılbaşı öncesi düşünün yani çok olmuş :))
Sevim Hanımda otururken Uzunbey aradı akşama şarap içmeye arkadaşlar gelmek istiyor dedi, gelsinler dedim ama evden sabah beraber çıktık saat iki. Ben konuşup, işimi bitirene kadar saat üç, alışveriş yapıp eve gidene kadar dört oldu.O saatten sonra salonu süpürüp ,mutfağı toplayıp, 3 çeşit ikram yaptım.
sosisli milföy
peynirli tepsi böreği
rokoko ( büsküvili bizim genelde sık yaptığımız bir tatlı)
bir gece önce aldığımız tulumba
Daha önce de aldığımız bergüzar şaraplarından öküzgözü-çalkarası iki şişe. Bu gece içimi daha güzel geldi, birde şömine keyfi tabii.
Çağıl çocuklarla ilgilenince bize keyif kısmı kaldı, güzel bir geceydi.
Pazar günü yürüyüşteydik yine.Kayaköy yolunda güzel manzaralı bir köşede biraz yürüdük, kahvaltıyı Kaya da yapıp Hisarönünde artık okulda yapılan 2. el pazarına uğradık.Oradan dönüşte de evde bahçeyle ilgilendik. O yaprak temizledi, ben saksıları temizleyip, toprak ekledim. Sonra da eve girip akşam film izledik.
Bugün işten yazıyorum yazıyı, adaçayı içiyorum.. Biraz sonra eve gitmek için çıkacağım. Haftasonu pek bilgisayara bakamadım. Hayattan korkuyorum ya ara ara yine iç huzursuzluklarım peşimde. Sıkıntım yok allaha şükür ama özlemlerim var. Bunu itiraf ediyorum. Özlüyorum işte. İnsan kafası doluyken ve isteklerini gerçekleştiremezken pek de keyifli olmuyor.Bu aralar bu duygulardayım.Geçer belki sonra ama böyleyim şimdilerde. Onun için yürümek iyi geliyor..Sadece yürümek ve uzaklaşmak istiyorun ha birde kitap okumak..Kitap okumayı çok özledim..Şöyle doya doya, zamanı önemsemeden.Eve kapansam, hiçbirşey hatırlatmasa yaşadığımı ve ben kimseyle konuşmadan günü tamamlasam. Ya da çekip gitsem,nereye olduğunu bilmeden uzun gece yolculukları yapsam ,gece çünkü araba kullanmayı gece daha çok seviyorum, ya da biri kullansa ben devamlı konuşsam. Böyle de bir şey var mı bilmiyorum normal hayatta susmak isteyip hayallerinde insan çok konuşmayı özler mi..? :) Ben özlüyorum, hem de çok konuşmayı gerektiren bir iş sahibiyken..
Hayattan korkmaktan da hoşlanmıyorum.. Elimi kolumu bağlıyor,oysa ben kimseden çekinmeden yaşamak isterim.Kimseye göre eğilip bükülmeden ,olabildiğince açık.Bu baskı beni büküyor,eğiyor,canımı acıtıyor.Kurtulmak olası değil. Ya da ben yolunu bulamadım daha. Acı çekiyorum.Bu acı beni olgunlaştırmıyor ama,daha çok erken,ya da ben öyle hissediyorum.Yani açılması gereken pencereler önümde daha açılmadı ve geliştirmeli her acı.Oysa ben her acıda daha çok kabuğuma çekilmeye başladım.Bu da beni yıpratıyor.Ben böyle biri değilim.
Yazmak beni rahatlatıyor ya ,yazmadan kafamı toplayamadım bugün. Yine de hala açılmadı yüreğim.İçindekileri kusmuyor.Böyle yaparsam bu yazı bugün bitmeyecek oysa bir an önce gidip yazdıklarımdan uzaklaşmak istiyorum.Doğru anlatamadım ya da herşeyi paylaşamadığımdan dolayı,biliyorum ama anlatamıyorum.
Not: Son günlerde Büyükçekmece de tepkiyle karşılanan bir olay var ki Büyükşehir Belediyesinin haksız yere Kültür Parkta yaptığı yıkım ve yaklaşık 200 kişinin işsiz kalması. Sabahın altısında gelip habersiz şekilde önce yıkım yapan bu zihniyeti kınıyorum.Büyükşehirin o kadar sorunu varken Büyükçekmece de ki Kültürpark mı eksik kalmış şehir düzenine ayak uydurmaya.. Büyükşehir Belediyesi önce kendi sorunlarını halletsin, tinercileri, dilencileri, sakat bırakılan çocukları , kaçırılan insanları,belediyeden çıkarılan işsizler ordusunu , İstanbul'un tüm sorunlarını halletmişlerde Büyükçekmece gölü kenarındaki kültürpark mı kalmış..? Partici zihniyet hakkını yemeye çalıştıkları insanların hesaplarını nasıl verecek bakalım, on kere hacca gitse temizlenir mi bu insanlara yaptıkları eziyet. Tabii bu dediklerim hayatını düşüncelere göre sürdüren insanlar için çıkarlarını düşünenler için değil. Bu yapılan kimsenin yanına kar kalmaz. Üstün (!) belediyecilik anlayışları bu işte.Farklı belediyenin yaptığı güzellikleri git devir,oylarını alamadıklarının parklarına gir, yık ve yoket... Hizmet anlayışları oy alamadıkları oranda eziyete dönüşür ama atarken mangalda kül bırakmazlar işte..
Haberin ayrıntısı ve tepkiler bu yazıda.. Yıkılan yerler de burada..

11 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Bu ara herkesin ruh hali tatsız, kışın etkisi midir nedir? ama Fethiye ve fotoğraflar çok güzel, yine de şanslısınız pırıl bir gök gördüğünüz için. Ankara'ya geldim geleli içim dışım gri oldu. Güneşi gördüğümüz sayılı. Baharı bekleyen kumrulara döndüm Antalya'ya gitmek için.
Ne yapalım, Allah başka keder vermesin diyelim. Sevgiler yolluyorum...

celebi74 dedi ki...

asortiğim krebimm... çok güzel yazmışsın.. bir solukda okuyuverdim inan.. o güzel manzaralarda bir adım gerinizde sizinle yürümüş gibi hisettim ama diyemiyorum.. yan masadakiler yeterince seni sıkmışken bir de ben çıkmayayım başına dimi :))

manzaralar ve güzellikleri paylamışın için teşekkür ederim..

enne dedi ki...

Çağılla arkadaş gibisiniz, bayılıyorum ikinizin ilişkisine. Ben de çocuklar büyüdüğünde onlarla çok şey paylaşacağımı düşünüyorum. Kolkola girip gezeceğiz, oğlum beni düğünlerde dansa kaldıracak:)

Asortik Krep dedi ki...

Leylak Dalı, istediğim bir iş vardı o olsaydı çok mutlu olacaktım, işin olmadığından çok isteğimin olmaması beni üzdü..

Çelebi74, sorma ya koskoca alanda dibimizde bir masa.Zaten bu yüzden yazın oralarda denize girmek eziyet oluyor..İstanbulda çekiyorsun, alan belli ama buralarda ne gerek var o kadar sokulmaya..

Enne, bazen evde iki kardeş gibi çekişiyoruz..O küçükken birde dansa kaldırır, iltifat eder, bazen arabanın kapısını bile açardı bana ki ben böyle şeylerden çok hoşlanırım :) artık büyüdü ya bunların hiçbirisini yapmıyor.Onun için evlendiğimizde ailesi öğretmemiş diyoruz ya ben öğrettim ama uygulamıyor büyüdükçe ben ne yapayım..Bana adımla hitap ediyor, bunu seviyorum :) aslında arkadaş olmak da bir yere kadar ama ben onunla herşeyi seviyorum.Coşturmayı,kızdırmayı,gözlerimden anladığı ruh halimi paylaşmayı bile.

burcu dedi ki...

vallahi fotolar harika görünce uzaklardan böyle bana çok güzel geliyor içim kıpır kıpır oluyor :) tamam ben de deniz kıyısındayım ama orası gibi değil ki ablacığım :)
çok hoşuma gitti çağılla ilişkiniz nazar deymesin maşallah :)
herkes zaman zaman o iç sıkıntılardan yaşıyor ablacığım sen yine de kendini üzme dert etme sana gülmek yakışır :)
sevgiler...

Kirpikteki Gözyaşı dedi ki...

Ben şu kadehli fotoya takıldımm kaldım...

minimalist dedi ki...

anneme baktım (pazarda) görürüm belki diye :)) Sevgiler.

Asortik Krep dedi ki...

Burcu, bir garibim bu aralar,idare etmeye çalışıyorum herşeyi..

Kirpikteki Gözyaşı, havalarımız bu günlerde pek iyi değil,yağmurlu biraz.Yağmur yağmıyorsa yürüyüş yapıyoruz.

Minimalist, çok tanışmak isterim aslında.. Görüşsek ne güzel olur :)

Adsız dedi ki...

Erdil beyde mi gitmiş..bu sefer sizden duymak istiyorum..

Adsız dedi ki...

Kadehlere bayıldım nereden almışlar acaba ben bir türlü bulamıyorum bu tarz

Asortik Krep dedi ki...

Yuvarlak kadeh,hediye ve eski kadehlerden..
Likör bardakları da hediye ve Fethiye'den alınmış :)