Salı, Ekim 09, 2007

Yeni Öğrenci velisi...

Çok sevdiğim bu karikatürü yine okuyunca sevdiğim bir yazıyla beraber kullanmak istedim :)

Üstteki karikatür şu an hamile olan Sugibi ve Huysuz ve Tatlı için geliyor..


Aşağıdaki yazıda Mutfakcamı Burcu ve okula başlayan tüm miniklerin annesi için ...


http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=6964 linkten ya da



Yaşayan hıyarlar (sakın üstüne alınma burcu aynen yaşadık hepimiz :)

Ayça Şen
(Korkulu ecukeyşın filmi) Kusura bakmayın ama psikolojik durumum yazı yazmaya müsait değil ve acele acele yazıp hemen perdeleri kapatıp uyumam gerek bütün gün. İnsan yaş geçtikçe depresyon gibi naneleri eskisi gibi kanırtarak yaşamıyor, böyle sevimsiz bir hal geliyor, sistit olmuş gibi, bağırsak gazı gibi, ince ince, fazla üzülmeden, müzmin bir hal alarak yaşıyor, dolayısıyla şiddetli ağlama krizleri şeklinde değil, ara ara, sızı sızı zırlayarak geçiştiriyor. Zaten yaş ilerledikçe gözyaşı kalitesi de düşüyor, buna mukabil gözyaşına değer bulduklarımızın kalitesi giderek artıyor; çocuk gibi, erdem gibi, vicdan gibi... Ay böyle arabesk ifadelerden hiç de hoşlanmam ama dediğim gibi ne sizinle ne de kendimle uğraşacak haldeyim, dolayısıyla önyargılarınızı ister önünüze, ister arkanıza alınız, bu şu anda hiç de umrumda değil değerli okur. Hani 'Üç aylık ömrün kaldı, zktir git ne bok yiyorsan ye' denilen hastalar için psikiyatrlar 'Bu tip hastaların ruhsal durumları gözle görülür biçimde değişir, düzelirler, cillop gibi olurlar' filan diyor ya, işin kötü tarafı, nerden baksan 30 yıllık ömrü kalan biri için, bu süre oldukça uzun. Memo dün ilk kez öğrenci 'reşitizmi'ni yaşayarak okula tek başına servisle gidip servisle döndü. Okul kapısı bekçiliğim dün itibarıyla okulun ikinci haftası sona erdi. Fakat her şeyini; kalemlerini, su matarasını, beslenme kutusunu, ilkokula başlama hediyesi diye aldığım saatini kırmış, iki defteri vardı, ikisini de hacamat etmiş, süveter ve hırkalarını kaybetmiş, viran bir halde eve döndü. Birden bire Memo ile geçireceğim (inşallah) 15 yıllık öğrenim hayatı gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti. Büyüdükçe mi bu kemikleşti bilmiyorum ama, 'hayatta başarılı insan' prototipi ille düzenli olan, eşyalarına kıymet verip hor kullanmayan, filan da falan da insanlar gibi yerleşmiş. Ki, çocuğum olana dek bu tip klişelere gazlı gazlı gülerdim. Oysa şimdi annemin ruhu kaçmış gibi içime. Memo bu sabah "Okula gitmek istemiyorum, orada başıma felaketler geliyor, öğretmenler asker gibi, asker gibi olmak istemiyorum" diye ağladı! Sınıfları 40 kişi. Özel okulda olsa eşyalarını çocukların yanına verirler ama bu kez sorumluluk öğrenemez herif, zaten beni zengin sanıyor, diğer çocuklarla aşık atmaya kalkar, ben baş edemem. Bu yazıları okul idaresi okuyormuş, öğretmenine de okutuyormuş; artık sustalı maymun gibi olmak zorundayım, her istediğimi de yazamam (mesela). Velhasıl kelam, sabah zırlarken annem içeri geldi, "Bunlar çok doğal kızım, ben seni her sabah okula çığıra çığıra yollardım, tırnaklarımın ucundan ter akardı, sakın ola ki çocuğa 'Her şeyini kaybediyorsun, bir işe yaramazsın' mesajı vermeyesin, ömrü boyunca bu haftaların ezikliğini taşır, aman ha; yanlışlıkla olmuş, olur böyle de, bir dahakine dikkatli ol de" gibi şeyler dedi. Şu aralar yetişkin ergenliği yaşıyorum. Yetişkinliğin ergenliği de meğer çocuk yapıp onu okula yollamakmış. Bu ergenlikten ne zaman kurtulacağız? Aha da size yemin, bu bir buçuk haftada saçlarımın önleri ve yanları beyazladı. Ha, bir de çok önemli bir konuya değinmek istiyorum: Çocuk sahibi olup da çocuğunun okulda ne kadar iyi olduğunu, süper uyum sağladığını anlatıp bizim gibi 'hayatta başarısız' annelerin içini kanırtan o kadınları arkadaş bellediyseniz, derhal elinizde ne varsa bırakıp o körolası kadıncaazın saçını tek elinizle tutup burgu yapıyorsunuz, sonra kafasında tek tüy kalmayıncaya kadar öne arkaya ritmik hareketlerle sallıyorsunuz. Elinizin mükemmel vakumu sayesinde bir yere kaçamayacak o cehennemin dibilik kadınların, şu mübarek günde Allah menopozunu yaklaştırsın, kocasının cep telefonunda erkek ismiyle yazılmış kadın numaraları bulsunlar inşallah. Beni şu dönemimde tek ferahlatan şey, iki-üç kız arkadaşımın benzer sorunları yaşayıp kendilerini yetersiz hissettiklerini anlatmaları oldu. Cehennem büyük ihtimalle tek kişilik olmalı. Herkes tek başına oraya düştüğünü sanıyor olmalı. Herkesin böyle şeyler yaşadığını duyunca derin bir nefes alıyorsun, düzeleceğini, işin normalinin bu olduğunu düşünüyorsun. Asla ilaç almayan bendeniz, bu hafta iki kutu baş ağrısı ilacı bitirdim. Ha, babalar mı? Cennet çoktan anaların ayaklarından alınıp noterde babaların üstüne yapıldı bile. Onlar mutlu, onlar soru(m)nsuz, onlar evhamsız. Tek hıyar biz kaldık.
.......
Ayça Şen yazmış..Hepimiz bir şekilde geçtik bu yollardan az sabır ve baş edemeyince gerçekten annenizi arayıp kendi okul maceralarınızı dinleyin..İyi geliyor :)

6 yorum:

böğürtlengözün annesi dedi ki...

Oh be içim açıldı , geçenlerde Burcunun yazısını okuyuncada yüreğime su serpilmişti, bu yazıda iyi geldi. Çok şükür yalnız değilmişim. Tolganın okulda sosyal durumu iyi (çene açıldı maşallah) ama gel gelelim yemekten sonra derse oturalım dediğimde yemeğin sonlarına doğru ağlamaya başlıyor resmen,derse az kaldı diye. Zar zor oturuncada ya susuyor ya karnı ağrıyor (sanırım ishali neden böyle uzun sürdü anlıyorum) tuvalete koşuyor.Bide yazdıklarını beğenmeyip silmesi yokmu,2 yazıyor 3 siliyor.
Geçenlerde öğretmenim defterimin arkasına telefonunu yazdı dedi. Bende acaba öğretmen bana bişeymi diyecekti diye merak edip sordum.Oğlum öğretmenin annen arasın dedimi dedim.Oda hayır demedi zaten ben öğretmenden kendim istedim telefonunu dedi. Neden dedim. (Babası çok hasta olduğunda sadece haftasonları kullanmak şartıyla eski cep telefonunu Tolgaya verdi)
Öğretmenim telefonunuzu verirmisiniz cebime kaydedicem demiş.
Off Asortik kusura bakma döktüm içimi buraya ama bam telime basıldı ya ondan yani.
Öpüyorum seni...

Asortik Krep dedi ki...

Böğürtlengözünannesi, ne kusura bakması ..Gerçekten herkes döksün içindekileri diye yazdım ben.

parkeolog dedi ki...

Çok güzel yazıymış yahu, gözüm korktu birden :)

'Annem'in kalemi... dedi ki...

Henüz 14 aylık oğlum. Bu günlerine bakıp geleceğini hayal etmek çok eğlenceli çünkü bugünkü hâli nasılsa, ileride de aynısı olacağını sanıyorum büyük bir yanılgıyla. Ama olsun, en azından bugünlerimi tatlı tatlı yaşama şansımı kaybetmiyorum böylece, gelecekte beni bekleyen muhtelif dertlere kafa yorarak.

Yalnız bir tek konu var ki -o da okul meselesidir- daha karnımda taşıdığım günlerde aklıma, yüreğime düşmüştü bu mesele. Özele versen ayrı dert, devlete versen daha büyük dert. Bu konuyu, 'daha çok var nasılsa,' diye kafamdan savuşturamıyorum bir türlü. Belki de yanıbaşımdan ayrılıp ilk kendi başına var olmaya devam edeceği yerin okul olduğunu bilmek cendereye sokuyor içimde bir yerleri.

Tecrübeler de can sıkıcı. Yok ki doğru yöntemi bulan. Herkesin derdi var okullarla, okullu çocuklarıyla.

Gözüm fena korktu yine bu yazınızı okuduktan sonra, yalan yok.
Hani 'çocuklarının okula süper uyumlu oluşları ve süper başarıları'ndan bahseden annelerle arkadaşlıkları bitirme meselesinden bahsetmişsiniz ya, sahi, var mı böyleleri?
Sevgiler,
Sema.

zuzu dedi ki...

asortik krep, bu tur yazilari okumama ve arkadaslarimin cocuk buyuturken yasadiklari ve anlattiklari birtakim zorluklari duymama ve bilahere sahit olmama ragmen ben hala bir an once bir bebegim olsun istiyorum. simdi ben normal miyim? mazohist miyim neyim?

Asortik Krep dedi ki...

Parkelog, neden ki?
Sadece sorunu tanımlarsan daha iyi başedersin..İleride her çocuk böyle olur diye bir şey yok..Bazıları :))

Annemin Kalemi,daha çok küçük okula gelene kadar ben aslında bir oturup aklıma gelenleri bir sıralayayım :)))

Yazıyı ben yazmadım ama yazılanları yakın buldum.Dünya da aklınıza gelebilecek her çeşit anne var :) Alın size İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi bir anne ve oğlu hikayesi..Kadın ve oğlu oldukça iri yapılıydılar..Baba o kadar değil.Oğlan sınıfta herkesten birbuçuk kafa uzun..Resmen uyuz bir çocuk ve okulda terör estiriyor çünkü fiziksel üstünlüğü var..Özel okul ya veliye al çocuğunu git diyemediklerinden ve anne biraz cazgır olduğundan ancak biz Fethiye'ye yerleşirken kurtulduk bu piskopat çocuktan.Oradan ayrıldığıma sevindiğim tek nedendi:)

Zuzu, Bence kadınların yaşamı anne olana kadar ve anne olduktan sonra diye ikiye ayrılır..Her kadın bunu yaşamalı mutlaka ve Allah yaşamayanlara da göstersin..Kendisi doğurmayanlar da mutlaka başka bir çocuğa annelik etsin..Ne dediğimi ancak yaşayabilenler anlar.Kendinizi sınırlamayın, çocuk olmazsa da etrafınızda annelik yapacak birilerini bulun..Bunu tadın derim :)