Salı, Kasım 16, 2021

Mine Flora


Yine bir blog dostu. Kendisiyle hiç tanışmadık ama onu hanımefendiliğinden, yaptığı organik sabunlardan, taptığım kaktüs, sukulentlerinden, Fethiye’de yaptığımız her yardım organizasyonuna bir şeyler göndermesinden tanıyorum. #Kanser tedavisinde kendime bakım ve günlük hayatta hazır bir şey kullanmamaya çalışıyorum. Devamlı #organik #elyapımı #sabun kullanıyorum. Gezilerden, hediyelerden, evdekilerden gelenler bitince tabii ki ilk aklıma @mineflora geldi. İnternetten seçtim, @bkunteci  ye de ayırdım. Hatta mantar için sabunu ve #tırnakmantarıkremi varmış. Onu da denemek için aldım. Sabunların güzelliği, kokusu nefis, zaten bu tarz doğal ürün kullanınca bir daha diğer ürünleri kullanmak mümkün değil. Ben hastalandığımdan beri elime, saçıma, vücuduma  elyapımı sabun kullanıyorum.  O bile benim için bir pişmanlık konusu.. #Şampuan ve #saçkremi ile saçlarımıza baktığımızı düşünüyoruz. Evet, şampuan kullanmak daha hafif, kolay şekil alan saçlar sunuyor ama çocukluğumuzdaki sabunlardan vazgeçip, tv de reklamlarda gördüğümüz şampuan ve saç kremlerinden kullanmanın bize hiç bir faydası yokmuş. Hatta çok saç döktüğünü bile düşünüyorum. Bir #xkuşağı olarak bunu da buraya yazmasam olmazdı 😊 
#kanserlemücadele 
#doğalürünler #kansersavascilari 







 

Pazartesi, Kasım 15, 2021

Geceyi seyrede seyrede öğrendim ki ışık insanın içinde yanmıyorsa yüzüne vurmuyor.*


Biliyorum, merak ediyorsunuz.. Adına ne derseniz deyin, gerçekçi olmak gerekir diye düşünüyorum. Çocukken bile kendini kandıran biri değildim Allah’a şükür. Kanserle savaşım devam ediyor, misafir de deseniz, kötü hastalıkta, adı lazım değil de deseniz ben mücadeleme devam ediyorum. Bu yüzden beni hasta eden insanlardan - bir kaç kişi ama gerçek bu- beni hasta edecek ortamdan kaçtım. O güzelim memleketi nasıl bıraktın geldin diyorlar. Valla hiç canım yanmadı. Sattım evimi geldim, çünkü yaşamak istiyorum. Kötülük ve sinsilik geçici değil, yuva kurdukları kalplerde sonsuza kadar yaşıyorlar. Akdeniz ruhu içimde, bir gün iyileşince belki tekrar o taraflara gidebilirim ama aynı bölgeye değil. Daha çok sevdiğim başka bir bölgeye.. Baş harfi A.. :) Hayallerimde iyileşmek ve orası mevcut. Daha gencim. Ama şimdiki hedeflerim farklı. Öncelikle tedaviye devam edebilmek, bunun için var gücümle savaşıyorum. Beslenmeme dikkat ediyorum, dr. um ne derse onu yapıyorum. O da ben gidince masaya vurup kulağını çekip maşallah diyor. Ama neyine maşallah deyip neyine demediğini paylaşmak istemiyorum. Koskoca prof. un bana maşallah demesi bile içimde enerji biriktiriyor. Her şey güllük gülistanlık olmuyor bu tedavilerde. Öyle dizilerdeki gibi üç kemoterapi alınca sapasağlam olmuyorsun. Hayatın mücadele içinde geçiyor. O yüzden kanser için #mücadelemçokgüzelolacak diye yazıyorsun her yere, diliyorsun. Umarım olur. Geçmişi sildim, kaybettiğim yılları kafamdan atalı çok oldu, evimi satıp yeni bir başlangıç yaptım İstanbulda. Eski muhabbetler umrumda değil, sadece bazen kendime kızıyorum kendimi harcamışım diye, bu blogda  bu ay - kasım - ben bu bloğu yazmaya başlayalı 17. Yıl olmuş. Uzun süredir geçmişi okumadım ama okuduğumda gördüğüm hayatımda tüm başarı benim, kimseye borçlu değilim, kimseye dayanmamışım, mutluluğu kendim yaratmışım, mutsuzluğu da bütün olma çabam yaşatmış. Hep kendim olmuşum, kendim yaşamışım, kimseye muhtaç olmamışım. Bu duygu var ya, işte beni yaşatan, bana güç veren, ayakta tutan da bu. İnadına yazmışım, her anda her duygu yoğunluğunda, her üzüntümde ama her sıkıntıdan da bu yazma aşkıyla çıkmışım. Umarım her şey yolunda gider. Gelişmeleri ve yolun çetrefilini paylaşmıyorum. Buna ben bile zor dayanıyorum bazen. Ama hayat bir mücadele ve bu mücadele de yalnızız. Çevremiz, etrafımız bizi sadece destekle besleyebilir, biz kendimiz güçlü olmalıyız. Bu her olayda böyle. Bunu yazmam sizlere de hatırlatmak için. Vazgeçmeyin, her olumsuzlukla savaşın, başka yolu yok. Ve hayat kendi ayakların üstünde durunca güzel. Kimsenin arkasına saklanan biri olmadım. Olmayacağım. Karşımdaki ölüm olsa bile..
Hayallerim var, planlarım var, özgürlük güzel şey.. 
*Başlık : Şükrü Erbaş 
Kapak resmî : Mimarsinan Köprüsü 
Birde şarkı ekleyelim.. 
Tez gel bana 
Tez gel güvercin 
Tez gel ruhum 
Yoksa öleceğim..




Pazar, Kasım 07, 2021

Yetinmeyi bilir misin ?


Evet..

#hayat #mücadelesiçokgüzelolacak

Not: Çok uğraştım şarkıyı yükleyemedim. 
“Sezen Aksu” Yetinmeyi bilir misin ? 
Siz ayrıca açıp hem izleyip, hem dinlersiniz artık. 

Pazartesi, Kasım 01, 2021

Şikayet ettiğiniz hayat, belki de başkasının hayalidir..

Resimler güzel olsun dedim, belki yazacaklarım çok iç açıcı olmayabilir. 
Hastalıktan, belki çok yalnız kalmak istememekten ya da sırf Ateşin rahatı için kendi evime pek gitmiyorum. Havalar burada serinlediğinden eskisi kadar çok bahçeye çıkamıyoruz. Zaten bu aralar pek çıkmıyorum da. Üç aylık kontrol zamanım uzadı biraz. Dr. MR istedi. Bir kaç gün içerisinde çektirip götüreceğim. 
Git-gellerden yorulduğum için bir kaç gündür evdeyim, hiç çıkmadım. 

Ara ara insanlardan yoruluyorum, yine öyle bir döneme girdim. Etrafta psikolojisi bozuk o kadar çok insan var ki bazen halen eski seyrinde bir insan olduğum için hedef oluyorum. Ben kanser halimle insan idare ediyorum. Etmek zorunda kalıyorum. Ama benim o sakin hallerimden, hastalığımdan, soğukkanlılığımdan suskunluğumu fırsat bilip üzerime gelenide affetmiyorum. İnsan idare edebiliyorum diye saygısızlığı hiç kaldıramam. Geçen bir whatshap grubunda uzun süredir psikolojisi bozuk olduğunu anladığımız birini idare ediyorduk, en son bana takışmamak adına hiç cevap vermediğim için her gün grupta laf sokmaya devam edince önce gayet uygun bir dille rahatsızlığımı belirtip, sonra onu gruptan attım. Dileyenlerinde gruptan ayrılabileceğini, bu konuda kızgın olmayacağımı söyledim. Bu kişi gittiğinden beri mutlu, mesut grup özümüze tekrar döndük. Anladım ki huzursuz ve sorunlu insanları idare etmek bizi yoruyor. Arada temizlik yapmamız gerekli. Bu hem sosyal medyada hem de hayatımızda gerekli. Kendi adıma da suskun biri değilim, ölsemde olamam sonucunu çıkardım. Ben sorun çıktığında onu ya çözmeliyim ya da konuşmalı... Diğer türlüsü bana uygun değil. Bir de anladım ki şu kanserli halimle bile çoğu insandan daha doğru bakabiliyorum hayata. Kendimi insan olarak tebrik ettim. Ha grup mu, bir tebrik mesajı atmadıkları kaldı. Herkes artık sorunları çözmek için başkası hareket etsin istiyor. Kimse taşın altına elini koymuyor. Kızmadım, alışığım bu davranışlara.
Kronik hastalıklar çok yorucu yaşam savaşına yol açıyor. Hem beslenmene dikkat et, hem kendine, hem psikolojine, insan ilişkilerine, yaşam koşullarına, hayat şartlarına.. Hangi taraftan nasıl gideceksin? Neler planlaman gerekli? Bunlar hep karar mekanizması.. ve gerçekten yorucu. Başlangıçta insanlar sorularıyla çok yoruyor bu hastalıkta, hakkında hiç bir şey bilmedikleri kanser için her gördüğün akıl veriyor, bir şekilde başlangıç sıkıntılarını atlattım ama şimdide Gamlı Baykuş’ lar var. Senden fazla üzüldüğünü belli edecek ya, her bulduğunda senin hiç düşünmediğin, sana sıkıntı olmayan çünkü dr onu düşünecek zaten, ve senin için karar verecek ama o ablasının eltisinin kaynında aynı hastalık olduğu için biliyordur. Onu seninle paylaşacak, çünkü ölürsen o sana söyledi, vicdanı rahat edecek ve o kanser olmadığı için kendine sevinç çıkaracak. Bazen gelip kendi hastalıklarını anlatıp, Allahtan kanser değilmişim diye karşımda sevinip gidenler var. Hiç bir şey demiyorum tabii, etkilenmiyorum da artık ama ilk seferinde dumur olmuştum itiraf ediyorum. Kanser dizilerdeki gibi iki kemoterapi alınınca kurtulduğunuz bir hastalık değil. Bence özgün ve erişilmez fikirlerinizi kendinize saklayın, iyileşmek de o kadar kolay değil.. En azından bu savaşa saygı gösterin, ağrı uzmanı olmuş kanserli insana şuram ağrıyor, buram ağrıyor diye de hastalık anlatmayın. En gıcık olduğum ayağım uyuşuk diyorsun, benimde diyor. Günlük sıkıntılı durumlarınızla bizi bunaltmayın hele o basit yaşamın hiç umursanmayacak hırslarıyla ilgili de kafamızı şişirmeyin. Bazen susmayıp kendinize getirmek istiyorum, benim de bir tahammül sınırım var. 


Yeterince sizleri de kastıysam başka konulara 
geçeyim :) Kendimi oyalıyorum çoğu zaman, bu hastalıkla öyle başa çıkıyorum psikolojikman. Çünkü hastalığın psikolojisi diğer şartlar kadar önemli. Hani bizlere diyorlar ya üzülmeyin, stres olmayın. Stres olunca kandaki kortizol hormonu çoğalıyor, kanseri de bu besliyor. Yani ben bir kanserli hasta olarak sizi uyarıyorum, stres olmayın, hayatınızdan stresi çıkarın. İnsanlar bunu böyle söylemediği için aslında hayatımızda stresin ne kadar önemli bir yer kapladığını unutuyoruz. Ben mesela öyle sık hastalanan, dr dan çıkmayan biri değildim, oldukça da sağlıklıydım.. ama yıllarca stresli bir hayat yaşamak, üzülmek, devamlı huzursuz biriyle yaşamak  beni hasta etmiş. Siz bunu yapmayın diye yazıyorum. Panik, dengesiz ve sevgisiz insanlarla yaşamınızı devam ettirmeyin, onları sakinleştirmek, hayatını düzenlemek, hatalarını örtmek sizin işiniz değil. Bırakın o işi dr lar yapsın. Siz idare ettiğinizi sanıyorsunuz ama yaşamınızdan yiyiyorsunuz. Şimdi olsa bırakırdım kendi hatalarını kendi çözsün, ektiğini biçsin, kimsenin ardını toplamazdım, yaptığım en büyük hata onun yanlışlarını toparlayayım derken kendimden vazgeçmek olmuş. Bunu yapmayın, en azından bunun kimseye fayda getirmediğini, herkesin hakettiği kalitede kalması gerektiğini bilin, birilerini taşıyıp, hatalarını örtmeye çalışıp, onları kurtaramazsınız. En canlı örneği benim. Zaman geçtikçe bu netlik önümde iyice belirdikçe bunu çok daha iyi anlıyorum. 
Bu kadar ayrıntılı, bol tahlilli incelemeli sonuçlardan sonra son durumlardan bahsedeyim biraz. Kaktüslerim soğukta kaldı ve geçen kış kar yedi bahçede. Çok az kurtarabildim. Yerleşik düzene geçmeden tekrar koleksiyona başlayamayacağıma karar verdim. Elimdekilerle idare ediyorum. 
Banyodakiler tabii ki canlı değil, canlısı cansızı seviyorum işte, bir başka duruyor.. 
Bu evimde büyük, eşyalarımda çok ama artık daha az eşyalı hayat yaşamalı insan diye düşünüyorum. 
Değiştim ben biraz galiba. Benim hiç bir mutfağım bu kadar sade olmamıştır. Tezgah üstünde eşya sevmiyorum bu evde, benim için büyük bir adım 😃
Mutfak masam dahil bütün eşyalarım eski evlerimden getirdiklerim. Bu evde sadece kendime yeni ve çok güzel bir yatak odası ve salona bir kanepe aldım. Eşya bağımlılığımdan kurtulmaya çalışıyorum. Şu ara anneme getirdiğim giysilerimi eleyip, kullanmadıklarımı veriyorum. (ilaçlardan kilo aldığım için)Kendime yeni alıyorum. Yeni hayatımda yeni başlangıçlar yapmayı sevdim, buna şimdilik devam etmeyi düşünüyorum. 
Aynı mottoyla devam ediyorum . Sorunları çözüp yola devam etmek, engel olanları da elemek. Mutluluk kendi kararlarını kendin verebilmekte, bunu sağlayabildiğin sürece mutlu olabiliyorsun. Ben geçmişi düne bıraktım, şimdi yeni başlangıçlarla hayata devam etmeye çalışıyorum. Önümde zor engeller, yanımda zor bir hastalık ve gönlümde sadece beni sevenlerin verdiği güçle. Başka da hiç bir şeyi umursamadan. 




 

Çarşamba, Ekim 06, 2021

Üzüm Şehrine Yolculuk..

Bunu yazmasam olmazdı. Kırklareli’ne Kızılcıkdere köyüne bağ bozumuna gittik annemle. Çok güzeldi, nefis bir etkinlikti, hava çok güzeldi, şenlik çok iyi geçti. Umarım uzun süreler devam eder. 



#kırklareli #trakya #üzümşehri #kuşburnu #biberiye  #pekmez #doğalgıda #adaçayı #kızılcıkdere #etkinlik #bağbozumu 









 

Salı, Ekim 05, 2021

Yakala saçından tut hayatı, çevir yüzüne..


#Beylikdüzü #yaşamvadisi #imamoğlu yaptığı için söylemiyorum gerçekten buraya değer katan bir yer. #japonbahçesi nde kırmızı #koi balıklar ve kaplumbağalar güneşlenirken yakaladım. Son resimlerde #yunanistan dan gelen özel hediyem ile birlikte güzel güneşli günlerde buranın tadını çıkarıyoruz. #istanbul  #park  #yaşam #buluşma #sakızlikörü 




















 

Perşembe, Eylül 02, 2021

Dil söylemez yüreğin harbini..


 Anlatacak yine çok şey var. Bodrumdayız annemle, Yahşi’ de.. Mecralar çoğaldıkça yazacak yer çoğalıyor, buraya yetişemiyorum. 

Son 20 senelik Fethiye hayatımdan sonra kolayca kimsenin yapamayacağı gibi yeni bir hayat kurdum kendime İstanbulda. Orada insanlar Fethiyeden geldim deyince yüzüme bakıp “ neden böyle bir şey yaptığımı soruyorlar” hayatımı anlatacak halim yok tabii ki.. Kısa kesiyorum ama kendimi de tebrik ediyorum, bu kadar kısa zamanda yine İstanbullu olabilmek beceri işi bence de. Kendi konfor alanından çıkıp yeni bir hayat kurmak kolay değil ki ben birde yaşam savaşı veriyorum.. Yani hayatım toptan değişti, şikayetçi miyim hayır! Yine olsa yine Fethiye’ deki evi satar giderdim İstanbul’a.. Bu taşınmaların, hayat değiştirmelerin bana öğrettiği tek bir şey var. Nereye kaçarsanız kaçın sorunlar kafanızda ve sizinle geliyor.. ve insanlar mekan da değiştirse çevre de değiştirse zor değişirler..Ektiğinizi biçersiniz hayata.. Sorun varsa çözerim, olay olursa krizi çözerim gözüyle hayata bakıyorum. Hep öyle baktım, o yüzden mekan değiştirmeler, taşınmalar beni zorlasa da ben planlarımı yapar, onları gerçekleştirmek için çabalarım. İnsan konusunda hep şanslı oldum. Bence çoğunluk etrafımda iyi ve sevgi dolu insanlar olmuştur, nereye gidersem gideyim zaten sevgilerini esirgemezler. Fethiye’de ikinci memleketim olmuş, taşınsam da ayrılsam da orayı seviyorum ama İstanbul’a döndüğüme pişman değilim. Yirmi yıl oranın her türlü keyfini, sıkıntısını, yaşamını tattım, sonuna kadar yaşadım. Ben mış gibi gösterip hayatı yaşayabilen biri de değilim. Kimseye gösteriş olsun diye de yaşayamıyorum. Hele bu yaşam benim için hediye gibi kazanılmış ikinci bir yaşam olunca, kimseyi de taktığımı söyleyemem. 

Özgür kız tadında takılıyorum hayata.. Yeni başlangıçlar yapmaya da alışmışken durmak da işime gelmiyor. Zor süreçlerden geçiyorum evet ama bu güçlülüğü kendime borçluyum.Kimseye değil. 

Kafamdakileri eyleme dökmeye çalışıyorum. Fırsat bulabilirsem ne ala.. Bulamazsam da b planında takılacağım.. O planlardan daha kimsenin haberi yok. Paylaşmak da işime gelmiyor. Bu rahatlığa çok alıştım. 

17 senedir yazıyorum buraya.. Daha da yazmak istiyorum. 

Kimseyle tanış değilim, beni önemsemeyen kimseyi de hayatımda istemiyorum. İyiliğimi isteyenlere kapım sonuna kadar açık, diğerlerini de arkamda bırakıp gideli çok oldu zaten. 

Çok,çok, daha çok yazabileceğim günler istiyorum. Yazmak bana hep iyi gelmiştir zaten. 

Bu yaz kaçıncı kaçamağımız bilmiyorum ama gezgin olmak bir yandan hoşuma gitmiyor değil. 

Kitabımı evde unuttuğum için grupta annemin arkadaşından ödünç kitap aldım okumaya.. Okumak hala en sevdiğim hobim. 

Kitap okur gibi hayat yaşıyorum bu ara.. Giriş, gelişme, sonuç.. 

“Hayat, yaşamaktan çok savaşmayı öngörüyorsa ve senin kısmetine bu çıkmışsa yapacak bir şey yok. Savaşarak yaşayacaksın.”  

Hala sevdiğim şarkıları dinleyemiyorum, hala bazı olaylara karşı öfkeliyim, hala insanlara güvenemiyorum..  Şarkıları dinleyebildiğimde, öfkemi dindirebildiğimde ve insanlara güvenebildiğimde iyileşeceğim, biliyorum. 


Cuma, Ağustos 06, 2021

#AyışığıSonatı


 Ayışığı Sonatı

Beethoven, arkadaşıyla akşam gezintisine çıkmış, Berlin sokaklarında dolaşıyorken bir evin önünde kendi bestelerinden birinin çalınmakta olduğunu duyunca durup dinlemeye başlamış. Zor bir parça olmasına rağmen piyanoyu çalan kişi bir yere kadar başarıyla geldikten sonra ansızın çalmayı kesmiş."Buradan sonrasını yapamıyorum işte. Keşke  usta olsa da o devam etseydi"diye yakınırken Beethoven, arkadaşını çekiştirerek evin kapısını çalmış.Burası yoksul kundura tamircisinin eviymiş. Büyük usta kapıda dikilirken,"Özür dilerim  sözlerinize kulak müsafiri oldum az önce, izin verirseniz o şarkının devamını çalarım size."demiş.                

  "Teşekkür ederim ama bu piyano çok harap ve notalarda yok,çalamazsonız"diye cevaplamış kız onu.                                                                             Biraz yaklaşınca kızın kör olduğunu fark etmiş."İyi de siz nasıl çalışıyorsunuz peki? "demiş Beethoven.                                                        "Eski evimizin yanında bir müzik hocası vardı, o çaldıkça ben ezberledim, notaya ihtiyaç duymuyorum "demiş kör kız.                                    

Beethoven oturup o parçayı baştan sona çalınca kör kız onu tanımış.Öyle bir performansı Beethoven 'dan başkasının sergileyebilmesine imkan  yokmuş çünkü. Kız ve annesi  aziz konuklarını layığıyla ağırlamak için  çoşkuyla çabalamaktayken, Beethoven kıza dönüp,"Senin için ne yapabilirim?"diye sormuş."Benim her şeyim var Yalnız. ..."diye, bir an tereddüt ettikten  sonra kör kız cesaretini  toplayıp şöyle sürdürmüş cümlesini:"Doğuştan körüm bu durum benim için büyük sıkıntı değil. Aklımın içinde bu dünyanın bir benzerini kurdum,belki daha bile güzeldir benim hayalimdeki dünya. Senin bestelerini çalarkende orada geziniyorum.Anlayacağın her şeyim var ama bir tek şeyi canlandıramıyorum aklımda ve bu beni çok üzüyor. "                                                                                    "Nedir o?"demiş "Beethoven.                                   "Gökyüzünde  asılı dev bir küreden söz ediyorlar. Geceleri  ışık yayıyor. Ne kadar  güzeldir  kim bilir.!Onu bir türlü hayal  edemiyorum işte "                                                       "Ay ışığını mı merak ediyorsun güzel kız?Gel sana onu anlatayım "demiş Beethoven. Hemen ünlü  Ay ışığı sonatını çalmış.Kundura tamircisinin kızı mutluluktan ağlarken büyük besteci evden çıkmış ve dostuna demiş ki:"Çabuk yürü ,bestelediğim o sonatı hemen notaya dökmem lazım,yoksa unutacağım"

Cumartesi, Temmuz 24, 2021

Hayat hep sevdiğin yerden gelmez.. Geldiği yerden sevmek lazım..

 

NEYE İNANIYORSAN ONU YAŞARSIN !!!


Yenildiğinizi düşünüyorsanız, yenilmişsinizdir!

Cesur olmadığınızı düşünüyorsanız, korkaksınızdır!

Kazanmak istiyor fakat kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, kesinlikle kazanamazsınız demektir!

Kaybedeceğinizi düşünüyorsanız, çoktan kaybetmişsinizdir!

Dışarıdaki dünyaya çıktığınızda anlayacaksınız ki başarı, ancak onu... istediğinizde gelecektir. Her şey insanın kafasında biter!

Alt edildiğinizi düşünüyorsanız, alt edilmişsinizdir!

Yükselmek için yüksek düşünmelisiniz!

Bir ödülü kazanmadan önce kendinizden emin olmalısınız!

Yaşam savaşını kazanan her zaman, en güçlü ya da en hızlı olan değildir!

Er ya da geç kazanan kişi, kazanacağını önceden düşünebilen kişidir!

#Arnold Palmer

Pazar, Haziran 20, 2021

Tesellisi çok zor sözün..




Tesellisi çok zor sözün..

Bana masallar okuyan, anlatan, 4 yaşında bana kitaplık kuran bir babayla büyüdüm ben. Bu yüzden babalar gününde yazmak, babalar gününü kutlamak iki senedir çok zor benim için. Yine de babam olsaydı “her koyun kendi bacağından asılır” deyip başkalarına göre hareket etmemizi istemezdi. 
Hazım Babaydı O... Adil, hazır cevap, tam matematik adamıydı. Her şeyi hesaplı kitaplıydı. Günü programlı, hayatı planlı yaşardı. Tam kriz adamıydı. Ben onun bir olay anında panik olup dağıldığını hiç hatırlamam. Her şeyi ölçülüydü. Eğlenmesi, konuşması, sataşması bile. Bir laf söylediğinde iki gün sonra anlardınız ancak, sevmiş mi dövmüş mü, yoksa ders mi vermiş. Korkulan, saygı duyulan bir öğretmen kişiliğinin arkasında, benim hep evde, yanımda, bana ve kardeşlerimle akıl danıştığımız, dertleştiğimiz, beraber müzik dinleyip,  içtiğimiz, iyi bir arkadaşımızı da kaybettik biz. Babaların babasıydı, benim çocuğuma  da yetti. Oğlum da onu tanıyarak büyüdüğü için hep hayata şükretmişimdir. Biz babamdan çok şey öğrendik. O hep bana anlattığı masallardaki babalara benzediği için ben de hep babaların onun gibi olduğunu düşündüm. Babamın babalar gününü  her sene Nazım’ın şiiriyle kutlardım.
Yine onsuz bir babalar gününde, ben şiirimi yine yazıyorum. Bir yerlerde bizi yine sevgisiyle sarıp sarmalayan babama, canı gönülden, ruhun şad olsun, babalar günün kutlu olsun, sen hep benim “canım babamsın” , seni seviyorum diyorum..💖
“Baba!
her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm var:
‘Seni ne kadar çok seversem
o kadar
çok olsun ömründen geçen yıllar…’
Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.”
NAZIM HİKMET RAN
20 Haziran 2021