Cumartesi, Aralık 10, 2005

ÇARLİ...

Çarli benim benden 8 yaş küçük erkek kardeşim.Yazılarımda başkalarını yazdığım için bana baskı yaptığından artık onun yazısını yazıp rahatlamak istiyorum.Ben o yaşıma kadar ne kadar çok bir kardeş istemiş dolayısıyla da babamla annemin başının etini yemiştim .Zaten annemin memleketindeyiz, babam lise müdürü , annem ilkokul öğretmeni, teyzemde annemin ve benim okuduğum okulda öğretmen ve eniştem de ilkokulun müdürü.Ne kadar steril bir ortamda ne şekilde büyüdüğümüz malum.Annem hem becerikli hem de estetiği yüksek bir kadın . Ne kadar kendini geliştirecek şey varsa annem o kursta.Bu bendeki her yere yetişme isteği annemden herhal.O yoğun sosyal ortamda bile ben kendimi yalnız hissediyorum ve devamlı anneme ne olur bir kardeşim olsun diye yalvarıyorum.Sonunda beni dinliyorlar ve bana bir kardeşim olacağını söylüyorlar..Dünyalar benim oluyor ve en azından annem kadar hevesle kendi kardeşimi bekliyorum 9 ay.Bunları onu benim kadar çok isteyen kimse olmamıştır diye yazdım.Yani annem babamdan daha çok beklentilerim vardı daha o doğmadan.Doğduğunda nedense bana çok küçük bir bebek gibi gelmedi.Ya da dikkatimi çekmemiş sanırım.Ama o zamanlardan hatırladığım en çok annem okula gittiğinde emmesi için emziği bandırdığımız lokum tozları geliyor.Yani babam sağolsun susması için lokum tozuna bandırıp emziği Çarli’ nin ağzına verirdi.Evin o zamanlar tek bebeği olduğu için en kral zamanıydı onun için.Daha birkaç aylık olduğunda annem bir kardeşimin daha olacağını söylediğinde şaka yaptığını düşünmüştüm önce.Ama ben hiç kıskanan bir çocuk olmadım çünkü hiçbir zaman onlara kıyamadım.Onlardan rahatsız da olmadım..Çünkü o kadar çok istemiştim ki bir kardeşim olsun..Her gece dua etmiştim herkesin bir kardeşi var tanrım bana da bir kardeş ver diye..Allah bana 2 tane verdi.Ne kadar şanslı olduğumu o zamandan biliyordum..Bu yazıya başladığımda sadece Çarli’ nin hikayesiyle sınırlı kalmayacağını biliyordum zaten.Sonra yine onu bebek olarak hatırladığım ilk zaman Çarli’ nin 1. doğumgünü olan 25 temmuz 1980 .Neden bu kadar net çünkü Burcu daha 5 günlük.Ya hastahaneden o gün gelmişler ya da 1-2 gün olmuş bilmiyorum..Biz çifte mutluluklardayız.Yakışıklı kardeşim şimdiden bir küçük erkek pozunda.Sarışın o zamanlar hafif dalgalı saçlı, biraz iri kafalı ve gülerken gözlerinin içinin güldüğü, ağzını kocaman açarak attığı kahkahalarla ruhumda öyle bir resmi var.Ne kadar büyüse ne kadar değişse de o resmi hatıralarımda saklı.Ona hiçbir zaman o açıdan kıyamadım.O bilmez ama benim 8 sene boyunca yaşadığım o ailenin tek çocukluk pozisyonunu zaten büyüdüğüm için onunla paylaşmam zor olmadı .Zaten o ailede onu en çok ben istemiştim.Ama o daha bir sene sonra bebekliğini Burcu’ yla paylaşmak zorunda kaldığı için ben ona hiç kıyamadım.Sanırım annemde..Biz hep Burcu küçük olduğu için Çarli’ ninde bu konumundan ikisini hep bir şekilde ayrı tuttuk.Nedense hayatlarının hiçbir döneminde bu ayrıma kendileri ! varamadı :)
Yine de Çarli bir bebek olarak avantajını hep kullandı.O daha zor bu konuda zaptedildiği için- daha farkında olduğu için- genelde annemin uygulamalarında kucağını kapan o olurdu.Burcu bana kalırdı..Bebekliklerinden sonra çok net hatırladığım bölümler yine anaokulu ve çocukparkı yaşları nedense.Bir de sık sık anneannemi görmeye gittiğimiz şubat ve yaz tatili zamanları..Bu arada Burcu 6 aylıkken annemin memleketi Trakya' dan babamın memleketi olan İstanbul’ a taşındık.Çok net hatırladığım bir şey var ki..Ya 3 ya da 4 yaşında.Annem ona hep bilekli ortopedik ayakkabılar alır , bağcıklı.Bir gün evde bakıcıları var bende ilkokul çocuğuyum, Annem okulda..O zamanlar kuzinemiz var , evler sobalı..Kuzinenin üstüne güğüm konur, su ısıtılır falan.Bu da güğümü boş bulmuş onun içine nasıl becerdiyse o bağcıklı koca botlu ayaklarından sağ ayağını güğüme sokmuş..Pat pat diye vura vura geziyor evde.Bakıcı dediysem kız benden taş çatlasa 3 yaş büyük.Ama tecrübe konusunda ben daha tecrübeliyim :) Neyse o güğüme soktuğu ayağını hem vuruyor hem de ağlıyor çıkar bunu diye.İyide nasıl çıkacak onun içinden hiçbir fikrim yok!Önce ikna ettim sakin olursan çıkarırım diye sonra da zorla da olsa ayağının yanından yavaş yavaş botun bağcıklarını söktüm elimi sokarak .Önce ayağını bottan çıkardık sonra botu güğümden çıkardık..
Onları çocuk parkına hep ben götürdüm.Çünkü Annem sosyal bir kadındı.Onlarla gezmeye 13 yaşına kadar gittim ben.Hem yaşım küçük olduğu için annemde yalnız salmazdı beni okul bahçesine.Çünkü basket oynardım ben , basket topum vardı.Elime alır okul bahçesine oynamaya giderdim.13-14 yaşımdan sonra isyan ettiğim için çünkü peşlerinde gezmekten ben arkadaşlarımla ilgilenemiyordum, yalnız gitmeye başladım.Annemle nöbetleşmeye başladık çocuklar konusunda.Gece 12 yaşımdan sonra yalnız kalmaya başladım evde.Yani Annemler gece bir yere gittiklerinde ben bakıyordum onlara.Çok eziyetimi görmüşlerdir.Diyebilirim ki ilk anneliğimi onlarda yaşadım.Eziyet davası ise çok kavga ettikleri için beni çıldırttıklarından.Üzgünüm o günler için..O günlerim için daha büyüdüğümde pişmanlık duyduğumu ve yaklaşık 16 yaşından sonra daha anlayışlı bir abla olmaya çalıştığımı söylemek isterim.Zaten yoğun bir 5 sene geçirdik..Hayatımızın zor dönemleriydi.Ben 14 yaşından sonra zaten büyüdüğüm için yine aramızdaki yaş farkı belirginleşmeye başladı.Sonra o yaşlarda sokakta yalnız oynamaya başladıktan sonra Çarli biraz belalı bir çocuk oldu.Biraz bizi üzdü desem yeridir.Bence o çok yaramaz bir çocuk değildi..Sadece hareketli bir çocuktu ve meraklı..Ve nedense hep annem babam okulda iken problem çıkardı yani yalnızken..Bir gün evdeyim.Annem seminerlerde.Yaz başı..Haziran sanırım..İstanbul o zamanlarda sıcak olur ama hava eser çok.Üstünde yünden kazak ve onun üstünde süveter var.Sokakta oynuyor bende ara ara balkona çıkıp kontrol ediyorum.Birden abla diye bağırdığını duydum, ama nasıl canhıraş bir şekilde bağırdığını anlatamam.Birinci katta oturuyoruz o yoldan bağırdı ben hemen aşağı indim korkudan.Abla yandım diye bana doğru koşuyor..O yaşta onu nasıl akıl ettim ya da canımın içi yanıyor orda nasıl düşündüm, nerden anladım bilmiyorum..Üstündeki yün kazağı ve süveterine yoldan tepsiyle geçen bir çaycı yanlışlıkla çayları dökmüş..Kaynak çaylar örgüden dolayı iyice yapışmış sırtına ve Çarlicim ya 8 ya da 9 yaşlarında .Yandım abla diye bana koşuyor..Önce onları yolda çıkardık hemen..Girişte apartmanın çeşmesi var bahçe sulanan..Altında bir kova su hazır bekleyen..O kovadaki suyu çocuğun sırtına boca edip nasıl annemlere haber verdik nasıl geldiler hatırlamıyorum..Hayattaki birkaç kötü anımdan biridir.2. derece yanık vardı.Günlerce tedavi gördü ve saatlerce elimizde yelpaze sabahlara kadar sırtını yelledik nöbetleşe annemlerle.
Hayat tabiki hep böyle zorlu geçmedi.En büyük hatıram ve hala gururla anlattığım sünnetteki olaydır.Aramızda abla-kardeş ilişkimiz bana göre en yoğun olduğu zamanlardı.Evde sünnet oluyor , doktor gelmiş soruyor sünnet olurken seni kim tutsun? Bizimki bir salon dolusu erkek var odada..Eniştemler, dayımlar, amcamlar en az 15 kişilik erkekler topluluğunda ablam tutsun diye istediğinde zaten gönlümün tamamını çoktan fethetmişti:) (19 yaşında genç bir kızım)Yine de ısrar etse tutardım bir tane erkek kardeşim var onu mu kırıcam! Ama abla yüreğim nasıl dayanırdı bilmem..Kıyamam ben onlara..
Tabiki ben büyüdükçe ve aramızdaki yaş farkından dolayı zaman zaman uzaklaşıp yakınlaştığımız zamanlar olmuştur.20 yaş gibi aslında bizim yaşantımız için erken sayılabilecek bir yaşta evlenmemde sonuçta istemeden ilişkilerimize başka insanların girmesine sebep oldu. Bu onları hiçbir zaman takip etmediğim ya da sevmediğim anlamına gelmediği gibi onlarla bir daha hiç ilgilenmeyeceğim anlamına da gelmez.Özel hayatımızda çocuk ve eş sahibi olmamız birbirimizin kardeş olduğu gerçeğini değiştirmez.Dünya da ne yaparsa yapsın bir ablası olduğunu bildiğini biliyorum..
Onun en çok sigara içmediğine sevindiğimi , dürüst ve anlayışlı bir erkek olduğu için gurur duyduğumu söylemem lazım.Şimdi aklıma geldi yine onu çok net hatırladığım ve geçmişte kalan bir dönem de en zor zamanımda işyerinde çalışanlara ihtiyacım olduğunda bu iki üniversite öğrencisinin kalkıp benim dükkanımda çalışmaları olmuştur.Her ne kadar sakarlık konusunda çok takıldığımız için kızdırmaya çalışsakta bu huyunun biraz da benden geçtiğini düşündüğüm zamanlar da olmuyor değil.Onu hayata karşı inatçı, tutarlı ve iyi bir eş olarak görüyorum.Mutlu bir evlilik yaptığı için seviniyorum..İyi bir işi , mevkii olduğu için bundan mutluluk duyuyorum.Evlenmeden önce konuştuğumuz son geceyi ve annemlerin balkonda yaptığımız konuşmaları hayatım boyunca unutmayacağım..Böyle biri olacağını daha sen çok küçükken biliyordum..Çok çabuk okumayı öğrendiğini hatırladım birden..Ve büyüdüğünde ne iş yapacağını merak ederdim eskiden..Ne güzel bir kardeşin böyle hayata karşı köklerini saldığını görmek…
Buraya gerçekten senin için hatırladığım ve aklıma ilk gelenleri yazdığım bir yazı yazmak istedim.Bunları seninle yaşamak çok güzel..ve herzaman kardeşim olacağını bilmekte ..

5 yorum:

carli dedi ki...

Çok eziyet ettiğim zamanlar olmuştu sizlere (ayağımı kırmam, kolumu kırmam, kafamı yarmam onun da travmaya sebep olması akabinde de ameliyat olmam)sadece birini hatırlaman ya da sadece birinin sende iz bırakmış olması hoşuma gitti. Az da üzmedim hepinizi Annemin eh be oğlum eh be oğlum deyişi hep kulaklarımda. Ben de neyi hatırlıyorum biliyor musun ÖYS den önce tercih listesi hazırlıyoruz. Tuturmuşum illa da kamu yönetimi okuycam diye.Türkiye'de nerelerde kamu yönetimi uluslarası ilişkiler hukuk varsa yazmışım listeye. Babamdan vetoyu yedik tabi. İstanbul olsun diyor başka da bir şey demiyor.Orayı çıkar burayı çıkar şurayı çıkar derken bir edirne kaldı bir de bursa. Bursa yı da attık. Kaldı bir Edirne. 18 tercih yapılıyordu o zaman.18 de 17 istanbul bir tane edirne sen de, sen cinssindir gider koskoca listede orayı tutturursun şimdi demiştin kavga dövüş onu da çıkardık yerine istanbul ün. psikolojik.dan. reh. koyduk.gele gele de orası geldi. neredeyse 8 sene geçti bunun üzerinden. Önce üniversite bitti. Sonra da askerlik. Yine hatırladım şimdi en son sana geldiğimde elimle ayağım yine sarılıydı. Tavadaki kızgın yağı elimle ayağıma dökmüştüm ya kazayla... Yağ da deriyi komple alıp götürmüştü. hem el hem ayak sarılı. Ben de de hiç akıl yokmuş sen kalk o halde fethiye gel. Nasıl sızım sızlıyordu sıcakta.Duramamıştım ya . 3 günde dönmüştüm zaten.

burcu-mutfak camı dedi ki...

Anılara daldım gittim ben de.iyi oldu.güzel bir yazı ve güzel bir yorum. öpüyorum ikinizi de. sevgilerimle...

nine ile dede dedi ki...

Ayni carli gibi benim de koluma yapismisti kazak kaynar pilavdan (!) dolayi. Hala acisini unutamiyorum. (kaynar pilav mi??? demeyin, oluyor iste:)))

Bu arada boyle birbirine duskun halinizin daim olmasini dilerim:)

Sevgilerimle...

Asortik Krep dedi ki...

Çarli; düştüğünde de çok üzülmüştüm ama ben genelde aklıma ilk gelenleri yazdım.Hatırladığım her şeyi yazmaya kalksam sana ayrıca bir blog açmam gerekir:)
Burcu; bende seni öpüyorum :)
Nine; yanık dediğin zaman içim titrer..Yanığa bakmakta en az yanmak kadar zor olur.Mutlaka bir iz kalır eğer kabuğunu temizlemezsen..
Daha önce de yazmıştım onlar benim ilk çocuklarım :)

kendini dedi ki...

burcuuu harika bir yazıydı bu yaa mangal atkıldım ama b çok daha güzel okurken gözyaşlarıma hakim olamadım çalışan annenin evlatları olunca sorumluluk ablaya düşüyor tabiii
sonra öğrencilerim geçti birer birer gözlerimin önünden (sınıf öğretmniyim) görevde 4 .yılım ve 1. sınıf okutuyorum 5.sınıftan sonra 1 çok zor gelmişti ama sevdirdi keratalar kendilerini seni kardeşin gibi:)))