Çarşamba, Haziran 09, 2010

pazar günü

Pazar günü cumartesinin yorgunluğunu tam atmamışken günü evde geçiriz diye düşünmüştüm açıkçası. Hava fena değildi ama son iki aydır doğru düzgün evde oturmadığımdan haftasonları cumartesi temizliği bitiremedik. Bahar temizliği , gerçi bizimkisi yaz temizliği oldu ama şartlar öyle gerektirdi, bende çok yorgun olduğumdan -evde takılırız,kalan işleri toparlarım gibi düşünmüştüm. Benim planlarım pazar günleri sadece Uzunbey'e ait olduğundan ve o ne isterse onu yaptığımızdan birde onu dinleyeyim dedim.. Oooooooo Uzunbey pazarını çoktan planlamış,önce hoşuma gitmedi ama her zamanki gibi beğenmesemde sesimi çıkarmadım :) bazen öyle sürpriz bir adam olur ki çoğunlukla onun dediğini yaptıklarımız arasında unutamadığım zamanlar ve günler hatıralara kazınır ve ben baştaki düşüncemden utanırım.Canım yine utanmak istedi diyeyim gerisini siz anlayın :)
Evet itiraf ediyorum güzel ve değişik bir gündü.Bunu sizde fotoğraflardan anlayacaksınız zaten. Nereye gittiğimizi görmeniz ve olayları daha rahat takip etmeniz açısından buradan size Fethiye haritası linki veriyorum.Bakmak isteyenler nerelerde gezdiğimizi görebilir...
Fethiye-Ölüdeniz- Kirme-Karaağaç- Alınca-Boğaziçi- Eşen-Çay kenarı-Çamurköy-Kayadibi-Saklıkent.
Kahvaltıdan sonra evden çıktık, Ölüdenizden Likya World'ün yanından harika Ölüdeniz manzaraları arasından Kirme'den geçerek Karaağaç'a gittik. Giderken de Likya World'ün tepesinden geçtik.Bu gördüğünüz manzaralar orası.Uzunbey alıştı artık allahtan şimdi benim karıcım fotoğraf çekmek ister deyip durdu.Bende atlayıp çektim.Karaağaç'a kadar durmadan gittik. Arabada müzik dinledik. Sohbet ettik, geleceğimizden konuştuk..Karaağaç'ta işlerimiz vardı,biraz onları hallettik,biraz komşulara uğradık, sohbet ettik, etrafa baktık, fotoğraf çektim ben :)
Burası Likya World.

Denizde turlamakta başka oluyor sanırım,özenmedim çünkü ben denizde keyifli bir şekilde gezmekten hoşlanırım, yani tekne yavaş seyredecek ben içki içip etrafa bakacağım..Ne o öyle hız yapmak.. Seyretmesi güzel, onlarda keyfini çıkardılar bu işin belli.

Burası benim fotoğraf çektiğim yol.Bu yol kıvrılarak aşağı iniyor.

Bunlarda uçan kanatlı botlar- adını hatırlayamadım kusura bakmayın..Tam üstümüzden geçti, ben sevmem sevene de engel olmam ama Ares çok korktu.

Burası Karaağaçtan Boğaziçine giden yol. Karaağaç Likya yolu üzerinde.. Bizim geldiğimiz araba yolu değil ama daha önce görüntülediğim dağ yolunda Likya Yolu başlıyor. Ölüdeniz-Kabak-Karaağaç-Alınca yol üstünde rotaya göre ya Karaağaç'tan çıkıp Alınca'ya iniyorsunuz ya da Alınca'dan çıkıp ilerliyorsunuz. Bu yol Alınca -G Mahallesi arası.Biz giderken yolda yürüyen bir turiste rastladık.

Kabak Koyuna hiç inmedim ama sanırım burası Kabak Koyu.Yani yukarıdan görüntüsü..Kabak zaten Alınca'nın altı yani deniz kenarı oluyor. Alınca 800-850 m yükseklikte,Karaağaç'ta 900-1000 m yükseklikte yanyana iki yerleşim yeri. Alınca olabildiğine deniz gören ama ağaçsız bir mahalle.Nufusu çok az. 10-17 hane var.Karaağaç 86 haneli içinde Alınca gibi bir mahalle daha
bulunan küçük bir köy. Karaağaç'ı anlatmayı seviyorum. Çünkü orada hala eski taş evlerde oturan ve gelirini tarımla sağlayan insanlar mevcut. Evlere girdiğinizde en son çocukluğumda Trakya'da gördüğüm bazı tanıdık markalara rastlıyorum.Hala tvlerin üzerinde benim sevmediğim örtüler var ve televizyon sehpaları 80'lerde rastladığımız modeller :) Çiçekler vita tenekelerinde değil ama yoğurt ve zeytinyağ tenekelerinde ekili, yerlerde marley bile yok.Cep telefonları çekmiyor ve bu yüzden bize ulaşamayan aile bireyleri bizim orada olabileceğimizi kestirebiliyor :)
Çok güzel balları olan bir yerdi bundan birkaç sene öncesinde bile, oysa gün geçtikçe arılar onları terketti.Eskiden geldiğimizde karakovan kütüklere rastlıyorduk, sanırım köylü artık işe yaramıyor diye yaktı onları. Tuvaletler evlerin dışında hala, hatta bazılarında yok :) Hayatımda ilk defa üstü açık bir tuvalete girdim bu gidişte..Yani gökyüzü ve siz, olabildiğine rahat,koku yok ama karşı tepeden dürbünle baksalar görürler... :))) Uzunbey bu fikrimi duysa benimle kesin dalga geçer hatta neden baksınlar bile der.. Tuvaletin fotoğrafını çektim ama sahibine çaktırmadan. Zaten yeterince "asortik" bir tipim var sanırım, daha da garip görünmek istemiyorum.Hele ogün(pazar) yorgunum ya ayağıma topuklu ayakkabı giymişim yürümeyeceğim diye.. Oysa araziye çıktık, dayanamayıp bir tur attım bir yere bakarken..Komik olmalıyım ama genelde ciddi bir görüntüm olduğundan ya da anında laf sokma potansiyelim çok yüksek göründüğünden öyle acaip düşüncelerini bana söyleyen az oluyor. Olana da kendimi sakınmıyorum diyelim.En çok bahçe, ve çiçek hakkında akıl verenlere uyuz oluyorum böyle zamanlarda.Adam benim hobim olduğunu nerden bilsin, bende çaktırmadan sebzelerden anlamam ama bahçeyi severim diye ipucu verip olayı kapatıyorum..Ağaçlar hakkında konuşmaya bayılıyorum ama..Saatlerce onlar hakkında bir şeyler dinleyebilirim.. Ağaçlar yeni tanımak istediğim insanlar gibi, bitmez tükenmez bir sevgim var ve herşeylerini bilmek istiyorum. Bilsem de ağaçlar hakkında konuşan birini susturmam ve bende mutlaka bir kaç soru sorarım. Dinlemek istediklerim latince ismi falan değil, nasıl doğada yaşadıkları, neleri sevdikleri,yaprakları ne şekil, öyküsü var mı..? Hatta bahçeye ne zaman dikilmiş, eskiyse kaç yaşında, dedesi mi dikmiş,neden evin yanına bunu dikmişte çeşme başına kavak dikmiş gibi..
Burası yeni açılan Kirme-Karaağaç yolu.

Ares gezinti yaptığımız tepede.. Sis basmış. Günün öğlen saatleri ama hava çok açık değil.

Bahçe çok güzel ekilmişti, görüntülemek istedim.Evsahibi giderken bize marul, ben rakıyla içeyim diye roka -adama da aynen böyle söyledim merak etmeyin- ben rakıyla içerim bana verebilirsiniz uzunbey roka sevmez dedim :)) ve taze soğan verdi.

Birbirimize komşu diye hitap ettiğimiz Hülya Ablamız ; kendisi bu anlattığım şartlardaki köye yıllar önce gelip turizm tesisi kuran bir turizm aşığı.. Bu halini habersiz gidip seramik atölyesinde çalışırken yakaladığımız anda çektim.Müşterileri mevcuttu o zaman. Benim örnek aldığım insanların başında gelir, yaş kavramını hayatın belli bir zamanında yitirmiş ,konuşurken doğadan bu kadar anlayan ve dost insanlar var allahım sana çok şükür dedirten biridir. Ekolojik turizmin Fethiyedeki önderlerinden biridir ve çok çok eski bir turizimcidir.
Canınız kaybolmak istediğinde ve sizi kimselerin bulmasını istemediğiniz zaman birisiyle saklanmak istediğinizde gitmenizi önerdiğim bir yerdir Karaağaç- bu kıyağımı unutmayın ama- gerçekten çok doğal ve sakin bir yerdir.. http://www.blacktree.net/
Seramik atölyesi. Yanda da tospağaları.. Burası Karağaç'ta ve o çevrede küçük bir vaha gibidir sığınacağınız..

Havuza bakan restaurantta birer kahve içip Hülya Ablanın keklerinden yedik..
Alınca'dan geçen Likya yolu tabelası..

Benim renklerine bayıldığım mor dikenler..

Ares'le küçük bir kaçamak yaptık evler arasında..

Alınca'dan tepelerin görüntüsü..

Yakılmak için ayrılan çam dalları..

Dallar..

Karağaç'tan çıkıp Saklıkente yol aldık o gün.Saklıkent fazla kalabalık değildi güneşin fazla kendini göstermemesi sonucu. Orası kendine has bir bölge ve bu bölgenin kalbi.Her türlü turizm müşterisine hitap eden bir yer.O tarafa HES yapılmasını isteyen masa başında oturup bunlara karar verenler var ülkede.Oysa HES tamamı bu bölgeye hitap eden büyük bir turizm potansiyelini öldürmek hatta tarım yapan köylünün hayat damarını kesmek demek.
Hes'lere inanmıyorum çoğu bölgenin ileride su kaynaklarını ele geçirmek için yapılan özelleştirmeler gözüyle bakdığım yerler. Bazıları o kadar küçük ki elde edilen enerji çevreyi bırakın kendi etrafına bile enerji veremeyecek durumda olacak. Burada gözetilen sanırım ileride yaşanılabilecek durumlarda rant elde etmek.Yani geleceğin yatırımları bunlar. HES yapan firmaları incelesek altından daha bir sürü birşey çıkacağına da inanıyorum. Yanlış söylüyorsun diyen varsa araştırsın,bir çoğunun hükümete yakın firmalar olduğunu ben bile buradan ispat ederim.
Bu yüzden ileride yeni "gemiciklere" engel olmak isteyen varsa Hes'lere hayır desin, yoksa başka şeyler gibi sularımızda birilerine peşkeş çekilebilir.. Bu ülkede taşımalı eğitim yapan okullar var, hala bazı köylerimizde tuvaleti olan evler azınlıkta, yolları olmayan ve suyu bulunmayan köylerimiz var ama HES'LERİMİZ EKSİK!!! HA BİR DE NÜKLEERİMİZ..!!
Saklıkent

Uzunbey meğer beni balık yemeye ve bira içmeye çıkarmış evden :))


Ares'i özlemişsinizdir dedim :P Suya girmesin diye bağlamak zorunda kaldık.


Köşklerde oturduk..

Suyu bu mevsime göre çok azdı bence..

Saklıkent George Camp..

Balık yedik ve keyif yaptık,akşam hava kararmaya başlarken de eve döndük..
Salı günkü Muğla gezimiz daha sonra, yanlışlıkla yazıyı yarım yollamışım,hemen son bölüm yazılarını ekliyorum ve gönderiyorum..

6 yorum:

ozgur dedi ki...

Harika fotoğraflar ellerine sağlık.Sabah sabah gözüm gönlüm açıldı,yeni ufuklara yelken açtım sayende,anlatımına da bayıldım ayrıca...
Sevgiler:)

Sıradan Bir Sazan dedi ki...

Kıskandım desem :)

bilge ve annesi dedi ki...

Sevgili Asortik Krep, sefanız olsun ne güzel olmuş böyle. Fotoğraflar, anlatımın nasıl güzel, sanki ben de yanınızda dolaşmışım, nefis balığı yemişim, buz gibi birayı içmişim gibi geldi.Yüreğine sağlık, sevgilerle...

Red Riding Hood dedi ki...

Geçen sene sayısız kere gittiğmiz Saklıkent ve Fethiye'ye bir kere daha doyamadan bırakıp geldik buralara. Bu yıl inşallah gitmek nasip olur. Egemiz çok farklı,herşeyi ile çok özel.Fotoğraflar ve anlatımda çok güzel olmuş.
Sağlıcakla

tulina dedi ki...

Sevgili Asortik, haritadan baktim da acaba gittim mi diye:) gitmemisim ama yakinina ugramisim bizde Esenkoy, Pinara. Esen, Yakabag uzerinden Dodurgaya kadar gitmistik. Sizin guzergah ta yakin zamanda uygulanacak tarafimizdan:) rehberligin ve guzel anlatimin icin de ayrica tesekkurler.

ŞÜKRAN dedi ki...

Sevgili arkadaşım, sayenizde bende buraları gezip görmüş oldum.. 2006 yılında sadece 3 günlüğüne gidebildiğim bir bölge ,ama ülkemizin en güzel yerlerinden olduğu kesin.. Yazın ve resimlerin için çok teşekkürler.. bu arada gezerken çok susadığımda masadakilerden birer yudum almayı da ihmal etmedim doğrusu.. açık havada ve denizde tadları nefisti.. sevgiler..