Pazar, Ekim 29, 2006


Aslında anlatmaya nerden başlasam bilemiyorum..İnsanın kendinden büyük arkadaşlarının olması güzel bir şey.Çünkü zamanı gelmeden bazı şeyleri öğreniyorsunuz..Benim arkadaşlarımda düzenli olarak mamografi yaptıraran kişilerdir..İlk mamografi bilgim de bu oldu doğrusu..
Meme kanserinde erken teşhis çok önemli..Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70’i, 50 yaş üzerindeymiş. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazla.
Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş kadınlarda, diğer memede kanser gelişme olasılığı normal kadınlara göre de 3-4 kat daha fazla.
Aile yakınları arasında meme kanserine yakalanmış kadınların, meme kanserine yakalanma olasılığı, diğer kadınlara göre daha fazla.
Memede bir kitle nedeni ile biopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda da artırabilmekte.
İlk çocuğu doğurma yaşı da önemli. İlk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat fazla. Hiç çocuk doğurmayan kadınlarda da risk hafif yükselmekte.
Doğum kontrol hapı kullanılması: Bu konuda farklı görüşler olmakla birlikte hafif bir risk artışı olduğu ileri sürülmektedir. On yıl önce doğum kontrol hapını bırakmış olan kadınlarda ise, bu risk tamamen ortadan kalkmakta.
Kilo almakta risk faktörleri arasında.
Fazla alkol alan kadınlarda, almayan kadınlara göre risk nispeten artmakta...

Bu ve bu gibi bilgileri bir şekilde öğrenmiştim zaten..Babamın annesi Babam on yaşındayken meme kanserinden vefat etmiş..Aslında göğsünü almışlar ama demek o zamanlarda baş edemediler..Annem de benim buraya geldiğim sene göğsünden iyi huylu bir kist aldırmıştı..Bu yüzden aslında bende kitle olmamasına rağmen ve diğer olasılıkları az taşımama rağmen koltuk altlarımda oluşan ağrılardan huzursuz oldum..Aslında dayanılmayacak ağrılar değildi ama sık sık tekrarlamaya başlayınca artık kontrol zamanı geldiğini düşündüm.1,5-2 sene önce de koltuk altımda sanki küçük küçük birşeyler elime gelmişti..O zaman da sadece Dr.elle muayene etti ve birşey bulamadı..Kilo aldığınız için olabilir dedi..Gerek yok ama istersen mamografi çektirebilirsin demişti..ben çektirmedim Dr.uma güvenip.Aslında ağrılar yine sadece koltuk altımdaydı..Arada göğsüme doğru gelişiyordu..Ama moralim çok bozuldu..İnternetten o site senin bu site benim gezip durdum..Aslında arada merak edipte bilmediğin şeylere bakmamak lazım..Bu işi uzmanına bırakmak gerekli..Bilinçsiz internet turları sağlıkla ilgili olduğu zaman çok moral bozucu..Neyse ben Dr.a randevu aldım o gün ama kendimi de çok kötü hissettim..Sanki hep birşeyler çıkacak havasındaydım kendimce..Neyse Dr.a gittik Uzunbeyle..Normalde kendim sık sık elle muayene yaparım çünkü Annem kist aldırdığı sene kuzenine telefonda bende kist var dediğinde o dakika kuzenininde aklına muayene etmek geliyor ve o da tesadüfen bir kist bulunuyor..

Dr.a bunları söyledim..Çok sıkta muayene etme dedi :)) Yok canım takıntılı değilim ben bu konuda..Sadece kadın sağlığıyla ilgili bir projede çalışmıştım, ordan biliyorum..diyemedim :) Önce muayene ,sonra röntgen sonra da ultrason ..Allaha şükür birşey çıkmadı..Ama Dr.um her sene olağan kontroller yapmamı tembih ederek beni yolladı..Yani her sene ekim ayında artık mamografi yaptırmam gerekiyor düzenli olarak..Bunun en iyi zamanı da regl bittiğinde ki ilk 2 günmüş..Sonuna kadar gidip kendimce zor olan muayene kısmını ve hastalıkla yüzleşme kısmını atlatabilip içimi rahatlattığım için çok memnunum..Tabiki önceden bende sıkıntısını yaşadım.Çünkü hastane ile çalışıyoruz ve özellikle ya tanıdığım yüzler karşıma çıkarsa diye..Ama erken teşhis herşeyden çok önemli..Hiç bir şekilde pişmanlık duymak istemediğim için o bana çok zor gelen Dr. a gitme olayını kafamdan sildim böylece..Bu arada mamografi için genel cerrahiden randevu alıyorsunuz onu da öğrenmiş oldum :)

Resimler: Ebru..Kadınlar çiçektir anafikrinden :)

Cuma, Ekim 27, 2006


Ben eskiden kırılan,dökülen şeylere hiç tahammül edemezdim..Yani çalışmıyorken..İnsan evdeyken sanırım böyle şeylere daha takık oluyor ve bütün gün harala gürele işlerle boğuştuğundan tahammülü zor oluyor..Gerçi ben ev işlerine herzaman minimum seviyede yaklaştığım için beni bu hayat hiç esir almadı..O zaman ailede çalışmayan tek genç kadın bendim ve mutlaka her sabah kapalı balkonumda sabahlıkla kahvaltımı yapar,eşimi geçirir, çocuğumu besler, gelen yardımcı kadına kapıyı açar ve çıkıp giderdim evden..Ne o kadar becerikli yardımcılarım oldu burada ne de ben sabredebiliyorum artık evde başka bir iş yapan kadına..Şimdi bu yoğun tempoda bile eve bir başkasını sokamıyorum..Ya yaş aldıkça titizleniyor insan ya da çok yoğun insan ilişkileri yüzünden başkalarına tatil zamanları tahammülün kalmıyor.Eskiden yani çalışmazken bir gün çok çalışacağımı düşünürdüm ve kendimi öyle avuturdum..Öğlene kadar yapılan ev işleri kesinlikle öğleden sonraya sarkmazdı..Mutlaka dışarıda ya bir fuarda ya bir sosyal etkinlikte olurdum..Günlerim vardı..Ama bu günler herkesin genelde yazdığı dedikodu yapılan günlere benzemezdi..Ya da ben öyle günlere takılmadım bilmiyorum..Ben hayatımın hiç bir döneminde sevmediğim insanlarla görüşmedim ki! Yani ondan birşeyler öğrenemediğim ve benim o ortamda olmaktan zevk almadığım zamanlarım çok az oldu..Zaten ilk etkileşimlerle ben karar veririm nasıl bir ilişki yürüteceğime..

Yeni bir kitap fuarı başlıyor bu hafta..(25. İSTANBUL KİTAP FUARI
28 Ekim, 05 Kasım 2006 Beylikdüzü)Buraya geldiğimden beri gitmeyi özlediğim yerlerden biri..Hem ben Büyükçekmeceli olduğum için evime de çok yakındı..Yani en kolay gidebildiğim , senelerdir takip ettiğim şey şimdi çok uzak bana..Bu nasıl bir duygu size anlatamam..İnsanın alışkanlıkları çok önemli işte..Çalışmasam, Çağıl' ın okulu olmasa sadece bu fuar için bile İstanbula gelebilirim.Hem müzelerde de gitmek istediğim sergiler var..Of ya ..Bu muhabbet biraz sonra beni açmayacak noktalara gelebilir..Hemen kapatıyorum :(

Bu aralar çok kitap okumak istiyorum ama bir o kadar da zamanım olmadı..Geçen gün Boğaz Kesen diye bir kitap elime geçti..Fatihin hayatıymış..Elif Şafak' ı bırakıp ona başlayacağım..Merak ettim..

Bugün ayrıntılarını sizle paylaşamayacağım ama akşama netleşebilecek bir durum var..Bunun için dualarınıza ihtiyacım var..Hayırlısıyla olursa istediğim sonuç sizinle paylaşacağım..Bu tv taktiği az sonra gibi oldu ama ancak sonra yazabilirim sizlere..

Annem Çanakkale' de.Burcu' nun bilgisayarı bozukmuş..Yani bayram bitti ama yine de Burcu yazamayacak bilgisayarı tamir oluncaya kadar.

Havalar hafif serinledi..Buraya ilk gezmeye geldiğimde kasım ve ramazandı..Ben ikili bir bluz takım giymiştim ve ogün hep kolsuz bluzle gezmiştim..İkinci geldiğimizde de Çağıl' ı burayı görmeye getirmiştik..24 saat yağmur yağmıştı..Kafayı kaldıramamıştık..Eskiye oranla buralarda artık daha az yağmur yağıyor sanırım ama yağınca da hiç durmadan iki gün yağabiliyor..Bir sene akşam yağıp sabah hava açıyordu..O sene burayı daha çok sevmiştim :)

Hala Çağıl' ın okul servisine gıcık oluyorum..Çünkü kural gereği sadece ana caddelerden çocukları alıp bırakıyorlar..Sanki Londranın göbeğinde yaşıyoruz ..Her yer asfalt ve sular birikmiyor sokaklarda..! Çok şımarık servis şöförleriniz var dedim geçen gün öğretmenimize..Bu ne mantıktır anlamadım..Paranla rezil oluyorsun kavramı buna derler herhalde..Yani sen parayı öde biz çocuğu istediğimiz yerde bırakır ve alırız..Bir gün patlayacağım ama ne zaman bilmiyorum.Alternatif bir servis kursam olur mu acaba?

Şu an Sezen Aksu çalıyor..Ben çok severim de..Uzunbey pek sevmez..Sezen sevmeyen bir Annem bir de eşim var sanırım :) Aklıma Babamla dinlediğimiz Mıchael Jackson' lar geldi birden..Ben lisedeyken Madonna ve Michael dinlerdim çok..Kedim vardı bembeyaz adı da Minik Madonna idi..Minik diye Burcuyla Çarli, Madonna diye Annemler ve ben çağırırdım..İkisini de bilirdi..Sonra kayboldu bir gün..Seneler sonra E-5 te ezildiğini söylediler bana..Oysa ben günlerce onu aramıştım.

Aslında eskiden anlatabileceğim çok şey var hayatımda ..Sanırım anlatmakta istiyorum ama sanırım sıra geldikçe..Yani Burcularla aynı evde yaşarken 3 kardeş yaşadıklarımız..Burcu' nun ne kadar sanatsal bir kişilik olduğunu ve Çarli' nin de bizi idare etmek adına ne kadar zor zamanlar yaşadığını :) Bir tarafta asi, sporcu bir abla..Diğer tarafta ablaya hiç benzemeyen uçuk bir kızkardeş..Sanırım kızları tanıma konusunda en iyi kıstasları biz verebilmişizdir kendilerine :)) Görünce sorup yanıtlarını yazarım sizler için.

Fethiye den Asortikkrep bildiriyor..Hava kapamaya yakın ama soğuk değil ve hüzünlü bir sonbahar sabahı ..

Resim : Halil Paşa.

Perşembe, Ekim 26, 2006


İki gün evden dışarı çıkmadık..Bir dinlendik bir dinlendik ki sormayın..Film izledik uyuduk, uyuduk film izledik..Aralarda güzel yemekler yedik..Sadece gazete aldık ve yattık.İkinci günün akşamı hava o kadar güzeldi ki Uzunbeyle yürüyüşe çıktık sahile..Merhaba Restaurant karşısında günü hafif bir rüzgarda, şezlonglarda oturarak batırdık..Çok romantik bir ortamdı ama biz nedense romantik değildik o gün..Fazla gevşedik herhalde tatilde..denize girenler güneşin batmasıyla hemen denizden kaçtılar..Bizde eve döndük.

Dün geç kalkıp uzun bir kahvaltı ettikten sonra Çağıl sinemaya, biz bayram gezmesine gittik Uzunbeyle..Sonra o beni huzurevine daha önce anlattığım ressam Şükran Teyze' me bıraktı ..Aynı zamanda orada sevdiğim bir arkadaşımın teyzeside var..Önce aşağıda hepberaber oturduk sonra da Şükran teyze sigara içtiği için yukarı kata çıktık..Uzun uzun politikadan ve ilişkilerden konuştuk ve dertleştik benim yaşı büyük ama kendi genç arkadaşımla :) Sonra oradan yürüyerek eve döndüm..Çünkü çok yakın sayılır ve akşamüstü yürüyüşü olsun dedim kendime..İkinci resimde görülen büyük kanal kenarında yürüdüm eve kadar..Bu kanalı Adnan Menderes zamanında Fethiye ovasını su bastığı için açmışlar..Denize dökülen tarafın yakınında böyle şehre giden tekne dolmuşlar var..Böyle manzara eşliğinde şehre kadar gidiyorsunuz..Yaklaşık yol olarak 4 km falan şehir merkezi..İşte bu kanalın bir tarafında Huzurevi de var..Bende bu kanal boyunca yürüdüm keyfini çıkararak :))


Bayramda en çok güldüğüm konu Çağılın benim yaptığım şekerparelere taşpare adını takması ama şerbetini çekmeyen şekerparelerin gerçekten taş gibi olmasıyla üstüne çatalla vurduğunda tak tak diye ses çıkarmasıydı..Esas konu blog müziği yerine bu seslerini cep telefonuna kaydettiği tak tak seslerini Uzunbeyin desteklemesiyle bloğa koyacağını söylemesiydi..Tabi bu bloğa koyma işi kaydetmekten öte cesaret isteyen bir iş olduğundan vazgeçtiler nedense :)) Şekerpareler mi? üçüncüye şerbetlendiklerinde ancak yenecek kıvama gelebildiler ama bizim hevesimiz kaçtı.Aslında ben güzel tatlı yapardım ama aynı anda hem ıspanaklı börek hem izmir köfte hem de tatlı yapınca birisi fire verdi..

Bugün işteyim..Yazıyı da bürodaki bilgisayardan yazıyorum..
Bayram da dinlenmek güzeldi..Keyifli de geçti denilebilir ama insanın tüm sevdikleri yanında olmayınca bayram gerçek bayram olmuyor.

not: Resimler Çalış Plajı tabiki..

Pazar, Ekim 22, 2006


Dünü evde geçirdim..Biraz ortalığı topladım ve biraz dinlendim..Bugün arife olmasına rağmen daha önce anlattığım ve Kıbrısa yerleşen arkadaşımız buradaydı ve bugün onu Dalamana biz götürecektik..Sabahtan buluştuk ve onu Kayaköye kahvaltıya götürmeye karar verdik..Tam yola çıkarken havanında çok güzel olması sebebiyle Kargıya plaja gitmeye karar verdik..İyi ki de öyle yapmışız..Öyle güzel bir hava ve güneş vardı ki tshırt giymediğimiz için pişman olduk..Deniz çok güzeldi ve arife olduğu için kimseler yoktu..Güzel bir kahvaltıdan sonra bizim eve geldik..Balkonda oturduk..Biraz önce Uzunbey onu Dalamana götürmek için çıktı..Benim biraz işim var yapılması gereken onun için gitmedim..Çağıl da tv.seyrettiği için kaldı.
Annemle Babam Kapadokya gezisine çıktılar..Bu bayram aslında ben de oraya gitmeyi düşünüyordum ama bizim işler müsait olmadı..Ayın otuzuna kadar yapmak zorunda olduğumuz bir iş yüzünden gitmedik..Belki böylesi daha iyi oldu çünkü evde yapılması gereken çok işim var..Hem iş yapmayı ve dinlenmeyi de özledim..Çünkü bizim işimiz hep yoğun tempoda çalışılan bir iş.Kolay kolay sezon bitmiyor.
Bayramı evde ve kendime zaman ayırarak geçirmek istiyorum..ve tüm blog camiasının Ramazan Bayramını buradan kutluyorum..

Cuma, Ekim 20, 2006


Dün sabah diyetisyenden çıktım, benim manikürcüm de burada yani aynı merkezde..Bu arada söylemeyi unuttum 2.5 gündür müthiş şekilde yağış vardı..Burada yağmur yağmaz yağmaz, yağınca da seller götürür..Tam manikür seansına başlamıştık ki telefon çaldı..Eşim arıyordu ve büroyu su bastı hemen gelmen gerek dedi..Hemen manikürü yarım bırakıp kalktım.Araba tam kapının önünde olmasına rağmen bir dolu ıslandım..Bürom yakın olduğu için beş dakika sonra olay yerindeydim :) Aslında güldüğüme bakmayın tam anlamıyla rezil olmuş durumdaydı işyerim..Binanın en üst katta teras katı olan benim büromu su basmıştı! Nasıl olmuş diyeceksiniz ki anlatayım..Büronun girişinde benim katım yani içten merdiveni olan bir kat, merdivenle çıkılan ve kapısı balkona açılan bir teras katımız var..Balkonda öyle büyük bir gider var ki bazen düşünürdüm burası resmen kedi geçebilecek genişlikte bir delik..Bunu niye böyle yapmışlar meğer ustaların bir bildiği varmış..Balkonda çiçeklerim var ve biz öğlenleri de orada yemek yiyiyoruz.Rüzgarla sanırım yere ayran kabı uçmuş..Gitmiş deliği tıkamış..Dün akşamdam beri bütün yağan o deli yağmur önce balkon kapısından içeri sonra da merdivenden aşağı girmiş..Merdivenin altına doğru benim masam ,tam altında kütüphanem, yerde duvardan duvara halı her yer su dolmuş..Bir şekilde eğim kapıya doğru değilde bir köşeye doğru toplandığından sular orada birikmiş.Uzunbey kapıyı açarken içeriden şakır şakır su sesleri geliyormuş..Neyse o gün saat ikiye kadar önce içeride biriken bir karış suyu boşaltmaya temizlik firması çağırdık..Hem alt katın hem de üst katın halısının sularını çektiler..Sonra da biz çalışma arkadaşlarımla bürodaki herşeyi sildik..Benim bilgisayarım ve klavyem su içindeydi ve masamda ıslak olmayan tek şey ekrandı..Bunların yanında kütüphanemdeki sektörle ilgili sevdiğim kitaplarım da ıslaktı ve şimdi hepsi berjer koltuğumun üstünde açık ve yayılı bir şekilde kuruyor büroda..Yani iki gündür bahar temizliğindeyiz..Çok yorulduğumuzu bilmem söylememe gerek var mı? Bu arada yoğun işlerimize de yağmur elverdiğince koşturmaya da çalışıyoruz..Onun için bu gece işten çıkıp alışverişe gittik Uzunbeyle ve geldiğim gibi karides güveç ve makarna yapıp yemekten sonra biraz Çağıl'ın ödevine yardım edip uyumuşum..Kandil için arayan arkadaşımın telefonuyla uyanıp biraz birşeyler yazmak istedim..
Dün akşamki galaya gidenlerden duyduğuma göre Cem Yılmaz' ın yeni filmi Hokkabaz çok güzelmiş..Yarın burada da gösterime girdiğinden fazla beklemeyeceğiz.Ben Cem yılmaz filmlerinin seyrettikçe keşfedilen filmler olduğunu düşüyorum..Bunu da Gora' da anladım..İlk seyrettiğimde kesinlikle çocuklar izlememeli diye düşünüyordum..Daha sonra seyrettiğimde aslında gülmek için birsürü sebep bulduğumu farkettim..En güzel halide tv için bazı sahneleri kesilince olmuş,oturup Çağıl' la beraber güle güle seyrettik.
Umarım yağmurlar kesilir..Zaten burada yağmur da yağdığı zaman gidecek büyük kapalı mekan çarşılarımız olmadığı için insan iyice bunalıyor.Yalnız bu sabah evden acele çıktık..Bugün canım tost istedi..Bizim Kültür Merkezinin yanında denize karşı tost yapan küçük bir büfe var.Sabah saatlerinde denize karşı yağsız,ketçap ve mayonezsiz (evet tostun içine eğer söylemezseniz ketçap ve mayonez koyuyorlar ki iğrenç bir şey oluyor)karışık tostumu yedim..Deniz bir çarşaf kadar hareketsiz ve uzun zamandır duymadığım uzaklaşan küçük bir tekne motorunun sesi eşliğinde körfeze bakarak keyif yaptım..Daha şimdiden denizi ne kadar çok özlediğimi farkederek yaza özlem duydum..Biz ceketlerimizi giyerek gezmeye başladık ama bu yabancılar kıyafetleriyle beni öldürecek bir gün..Bugün ilk defa atlet giydim içime ve uzun kollu spor bir bluz..Üstüne kot mont..Büfeye yürürken ürperdim sabahleyin..Tam benim büromun yanında bir otopark var ve otoparka parketmiş bir araçtan önce şortlu ,parmakarası terlikli bir erkek turist,daha sonra da başka bir araçtan askısız penye bluz ve mini etek giymiş bir kadın turist yanımdan geçti..Onları görünce daha bir ürperdim çünkü ayaz vardı hafiften..Şu turistler bazen abartıyorlar bence :))

Salı, Ekim 17, 2006


Bugün pozitif düşünmemiz gereken özel bir günmüş..Bu işlerle uğraşan arkadaşlarım öyle önerdiği için bugün pozitif düşüncelerimi buraya aktarmak istiyorum..Öncelikle de pozitif düşünmek istediğim bir şey koyuyorum resme :)) Sonra işlerim için pozitif düşüncelerle dolmak istiyorum..Aslında işlerim gerçekten istediğim düzende ama diliyorum işte..Sonra biraz sıkıldım sayılır buralarda olmaktan pozitif tatil gezintileri istiyorum kendime :)) Çağıl için herşey iyi gitsin istiyorum okulda ve iyi bir yeri kazansın diliyorum yine üniversitede..Herşeyden önce kendi ailem için sağlık dilediğimi ve herkes için mutluluk dilediğimi de unutmadan yazayım..Yani düşünüyorum :)) Şu ev işi olmazsa kendim için yine eskisi gibi spor bir araba düşüncesi içine girdiğimi de pozitif pozitif düşünüyorum :)) Blog toplantıları yapalım istiyorum..Ankara mı olur artık İstanbul mu yoksa Çanakkale mi bilmem ama bu konuda bayağı pozitif düşünüyorum :)) Yani isterim ama olur mu bilmem :))
Kahve falımda çıkan o kocaman kısmetleri ve katar katar develerle gelen yükleri istiyorum :))Birde yolum kapalı çıktı o açılsın istiyorum :))
Zayıflamak istiyorum yine..Yani bu ara biraz durdu yine gitsin istiyorum bırakmadım peşini ama gerçekten güç kıran bir şeymiş duraklamak..İşte bu kısmı atlamak istiyorum..Birde çok özel bir şey istiyorum yani kendim için hep pozitif geçmesini dilediğim birşey var..O da iyi olsun istiyorum..Bu kadar işte..

Pazartesi, Ekim 16, 2006


Yine aynı konu çünkü beni rahatsız eden bir şeyler var!..ve Cem'in bloğunu okurken buldum..Ben neden Orhan Pamuk sevmem diye..İşte benim o zamanlar okuduğum ve üstünden bayağı bir zaman geçmesine rağmen beynimin pembe loblarının bir köşesinde kalan ve zor hatırlayabildiğim şeyler.. Mümkünse önce alttaki yazıyı yani Ahmet Taner Kışlalı yazısını (BALO MASKESİZ OLSUN LÜTFEN )okuyun sonra üsttekini (ELEŞTİRİLERE CEVABI)..Kolay gelsin.En üstündeki yazının anlatmak istediğimle bir ilgisi yoktur :)
Resim :Hikmet Onat

Pazar, Ekim 15, 2006


MERTER..Rivayete göre Mustafa Kemal Atatürk, 'sağ tarafım senin olsun' diye Merter'i Merter Ailesi'ne, 'sol tarafım da senin' diyerek Bahçelievler'i Yüzatlı Ailesi'ne vermiş. İşte adını Ahmet Merter'e ait 'çiftlik'ten alan Merter, 1960'lı yıllarda bölgenin imara açılması ile gelişmeye başladı ve bugünkü noktaya geldi. Bir dönem Ahmet Merter'in çiftlik arazisi olan Merter, bugün tekstilcilerin merkezi olmuş durumda. Özellikle Keresteciler Sitesi diye anılan bölgedeki tekstil şirketlerinin de etkisi ile yaşanan trafiğe rağmen Merterliler ile tekstilciler birbirleriyle kaynaşmış durumda. Bir dönem İstanbul'un lüks semtlerinden biri olarak gösterilen Merter, her ne kadar bugün o ünvanını barındıramasa da halen içinde kendisinden kopamayan 'fabrikatörleri' ve 'üst gelir' gruplarını barındırmaya devam ediyor. Emlakçıların ifadesine göre Merter'de fabrikası, işyeri bulunan bir çok işadamı depremden sonra tsunami korkusu ile Yeşilköy, Florya gibi semtlerden Merter'e gelmiş. Tabi 1999 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Binası'nın bazı bölümlerinin buraya taşınması da Merter'deki yoğunluğun artmasına neden olmuş durumda.

Bu yazı bu akşam neden Merter üstüne kurulmuş anlatayım..Merter benim ilk evlendiğimde oturduğum semt olan Bahçelievlere çok yakın olduğu için seçtiğim bir semttir..Ağustosun 22 sinde bizim evlilik yıldönümümüzdü ve ben Demirköy' de olduğum için birbirimizden uzaktık..ve moral bakımından uygun olmadığım için dönüşte de yazmadım..Genelde geçmişle ilgili yazılarımda çocukluğum var arşivde..Oysa ben size bugün oğluşumun çocukluğuyla ilgili birşeyler anlatmak istiyorum..Biz Uzunbeyle evlenirken kendimize hem onun annesinden hem de benim annemdem biraz uzak bir yer seçtik..Arada olsun kimse kırılmasın diye..Gerçi ben anneme yakın olsun isterdim ama söyleyemedim bu duygumu..Neyse Bahçelievler de kendimize göre bir yuva kurduk ve yaşamaya başladık..Ben daha 5 aylık evliyken canım oğluşuma hamile kaldım..Yeni evliydik..O gelmeden hamilelik testi yapmıştım ve test pozitif çıktı..Bunu telefonda söylemek istemediğim için gelmesini bekledim..Ama akşama kadar nasıl dayandığımı hatırlamıyorum.İlerisi için kafamız karışık olmadığından bizim için problem olmadı hamileliğim..Sonra önce ben Anneme sonra da o annesine söyledi bize çağırıp..İki anne de daha genç oldukları için sanırım büyükanne havasına hemen giremediler :))
Ben hamileliğim boyunca gezdim,tozdum ve yedim içtim..Çok hareketli bir hamilelik geçirdim..Biraz iri olduğum için 7 aylıktan sonra hemen doğuracakmışım muhabbeti yaptı bana insanlar..Bir ara bir baktım ki 15 gün falan var doğurmama..Gideyim Tahtakaleden boncuk alayım da sonra eve kapanayım dedim kendime..Ne kadar ileri görüşlü bir insan olduğumu anlayın artık ki 14 sene önce bugünün modasını yakalamışım..O zamandan bugün kullandığım takıları yapmışım..Neyse görümcemle beraber Tahtakaleye gittik o gün..Tam 12 gün kala çok yorgun bir şekilde akşamüstü kayınvalidemde oturuyoruz..Kayınvalidem iş için 2 günlüğüne bir yere gitti ve annesi ve kızı evde yalnız..Eşim bana dedi ki istersen bu gece burada kalalım hem sen yoruldum hem de onlar yalnız kalmasın..Bende olur dedim..Gece iyi uyudum ..Hatta aldığımız boncuklardan yapmaya başladım..Sabaha karşı uyandım ve banyoya gittim..Sonra bir değişiklik olduğunu farkederek eşimi uyandırdım ve dr.umu aradım..Dr.um beni görmesi gerektiğini söyleyerek hastahaneye çağırdı beni..Merter'e..Oğluşum süprizleri seven bir çocuk olduğu için 12 gün önce süpriz yaparak gelmeye karar vermişti..Biz doğum için eşimin işyerinin anlaşmalı olduğu hastaneyi seçmiştik yakın olduğu için ama oğluş evde kalmadığım tek gecenin sabahı karar vermişti gelmeye..Bu arada sabah 7 de kalktım ben 7.30 da hastahanedeydik ..Ve doğum başlamış olduğu için beni doğuma aldılar :)) Ev taş çatlasa 4 km deydi hastahaneye..ama biz tam ters taraftan yarım saatte geldik sabah trafiğinde..

O sabah yani 15 Ekim 1992 sabahı Merter Vatan Hastahanesinde saat 10.00 da Dünya da hayatta yaptığım en güzel şey olan oğluşum doğdu..Ultrasona girdiğim için cinsiyetini biliyordum ama ben onu zaten daha hamile kaldığımı anladığım gün oğlum diye seviyordum ..Hamileyken problem çocuk filmine gitmiştik..Orada çocuk papyon takıyordu devamlı..Bende ona bakıp benim çocuğumda böyle papyon taksın dedim hep..Taktı da.Hatta pijamasının üstüne bile..Bana hep süprizli bir çocuk oldu..Aynen dünyaya gelmesi gibi süprizliydi..Bu arada 4 kilo 100 gr doğurdum ben onu..Yani iri bir çocuktu..Daha sonraları babasına çektiği için zayıf bir çocuk oldu..Aslında zayıf değildi amaboyu uzun olduğu için zayıf duruyordu..Pantolon-ceket gezdirdim ben hep onu..Pantolon askısı takan bir çocuktu..Buraya geldikten sonra biraz kilo aldı..Artık kilo sorunumuz yok..Bende 50 kilodan sonra yemek için peşinden koşmamaya çalışıyorum..Unutursam da bana hatırlatıyor :))

Benim evliliğim boyunca bana hep yakın bir arkadaş olmuştur Çağıl..Önceleri evde, sonraları alışverişte, buraya geldiğimizden beri de can yoldaşım oldu..Bazen ben sinirliyken o kadar anlayışlı ve olgun davranır ki beni de sakinleştirir..Bazen biz kardeş gibi kapışırız evde..Uzunbey bize siz kumamısınız der..Çikolata aldığında ben paylaşalım isterim genelde o zamanlarda kıyamaz verir..O da benim gibi yemek yemeği sever..Beceriklidir, bilgisayar konusunda uzman olduğunu biliyorsunuz zaten..Zorla iş yaptırırım bazen ona çünkü büyüdüğünde eli kırık olsun isterim..Belki yalnız yaşaması gerekebilir..Liderdir..bu sene başkan olması beni çok sevindirmiştir..Kızlar oğlumu hiç rahat bırakmaz..Ama o iyi bir erkek olduğu için arkadaşla sevgiliyi gayet iyi ayarlar :) Dağınıktır ama bu huyu bana çektiği için zorlanmayız pek..Hayatımda hiç unutmayacağım anılarımdan biri eskiden beni Dünyanın en güzel kadını olarak görmesidir..Anaokuluna başladığı günler arkadaşları annen hangisi diye sormuşlar o da karşıdaki kadınların en güzeli benim annemdir demiş..Yıllardır bu iltifatla yaşıyorum itiraf edeyim..Birde gece bir yere gidiyorsak ve ben tuvalet giymişsem 5 yaşındayken arabanın kapısını o açar ve beni arabaya bindirir..Hatta dans ederdik beraber..Biraz daha büyüdüğünde kızlar tarafından tercih edilen bir erkek olacağını düşünüyorum..Çünkü bazen Dünyanın en tatlı erkeği oluveriyor bir anda..

Benim yaşam kaynağım o..Onsuzken burada yaşayamayacağımı hissettim hep..Hayat boyunca dibinde olamayacağıma göre ara ara kendimi hazırlıyorum büyümesine..Bugün sabah saatlerinde tekrar bir yaş daha büyümüş olacak ! Onu doğurmak hayatta yaptığım en iyi şeymiş..Her ne kadar kendisi inanmasa da onun sevgisini bir başka çocukla paylaşmak istemedim hiç..Onunla geçirdiğim yılları keşke tekrar yaşayabilsek ve tekrar büyümesini izleyebilsem :))

Tek zorlandığım tarafı bir terazi olması..ama sanırım bu da hayatın tuzu biberi..Herzaman bana iyi bir arkadaş, iyi bir oğul ve iyi bir insan olan oğlumun doğumgününü kutluyorum..SENİ ÇOK SEVİYORUM
Her Merterden geçişte onu anımsıyorum, odamda onu ilk gördüğüm zamanı,ilk kıyafetlerini, çalacaklar diye odadan salmadığımı,o pembe ve değişik bebişin benim olduğunu ve hala onu kimseyle paylaşmaya kıyamadığımı :))

Cuma, Ekim 13, 2006



Sinan Aygün Nobel Edebiyat Ödülünü alan Orhan Pamuk için "İçime sindiremiyorum " demiş.. Bende..

Resim : Picasso "musketeer"

Salı, Ekim 10, 2006


Benim adımı aldığım ama şimdiye kadar hiç tarifini vermediğim Krep arandığı zaman ben ve benim bloğum çıktığı için arayanlara bir kıyak yapayım ve eşsiz tarifimi yayınlayayım dedim..Bu tarifi senelerdir ben yaparım hatta Mutfakcamı Burcu ' ya da bir gün telefonda öylesine verdiğimden sonra açıp inanmıyorum çok güzel oldu diyen yine kendisiidr.Bende ona e boşunamı adımız krep hanıma çıktı diyerek vecizelerimizi sunaraktan saygılarını bir kez daha kazanmışımdır..

Asortik Krep' ten Krep :
125 gr un( 1 su bardağı)
1 yemek kaşığı tozşeker,az tuz.
ılık 250 ml süt ( 1 su bardağı )
2 yumurta
göz kararı un yani sıvı kek hamuru kıvamında akıcı halde :))
unun içine de 1 paket hamur kabartma tozu.
Robota konur, karıştırılır, kızgın tavaya dökülür..Diğer kısınlarını biraz biliyorsunuz diye yazmadım..Tercihen tereyağla çıktıktan sonra yağlanır ve en güzel Ezine beyaz peynir ve çilek reçeliyle yenir :)) Trakya usulü.


Geçtiğimiz günlerde de Age35 in annesi içli köfte yapmış.(6 ekim yazısı) bende ona içli köfte şeklini beceremediğim için yalancısını yaptığımı anlatmıştım..Bana birgün anlatırmısın dedi..İşte o zaman bu zamandır :))
Pratik İçli Köfte
2 su bardağı ince bulgur
2orta boy patates
200 gr kıyma
50 gr ceviz
2 yumurta
kırmızı biber,tuz karabiber..
Tavada kıyma ile soğanı kavurun.Cevizi ufalayın,karabiber,tuz, koyun..Bekletin.
2 su bardağı bulguru, 2 su bardağı sıcak su ile ıslatın.Bulgur kabarırken tuzlu suda patatesleri haşlayın,rendeleyin.Bir yumurtanın tamamını,bir yumurtanın beyazını karıştırın.Patatesleri ekleyin, yoğurun.
Fırın kabını yağlayın,hazırlanan hamurun yarısını iyice yayın,harcı koyun.Kalan hamuru üzerine serin.Yumurta sarısı sürün.Kırmızı biber serpin.Fırına koyun.Kızarıncaya kadar tutun.Afiyet olsun :)

Bugünkü yazım için oruçlulardan özür diliyorum şimdiden :)

Pazartesi, Ekim 09, 2006


Bu ülkede kadinlarin yüzde 81'i hiç sinemaya gitmemis. (Türkiye' de )
--------------------------------------------------------------------------------

Sinemaya giden kadinin orani nedir Türkiye'de? Bu ülkede kadinlarin
yüzde 81'i hiç sinemaya gitmemis.
Belki bir sosyolog daha baska bir sonuç çikartir ama ben bu sonuçlara
bakip bu toplumda kadinlarla erkeklerin ayri ayri yasadigini
söyleyebilirim.

Hatta, sadece erkeklerin gittigi meyhanelerle, sadece erkeklerin
gittigi kahvelerle bu arastirma sonuçlarini yan yana koydugumda
söylemek bile istemeyecegim baska sonuçlar bile çikartabilirim.
Erkeklerin kadinlara bu kadar uzak, birbirlerine bu kadar yakin
yasamasi biraz tuhaf gözükür bana.
Bütün bunlara baktigimizda buranin bir ask ülkesi, sevgi tüten bir
cennet olmadigi açik.
Zaten çok garip bir rastlanti, yapilan bir baska arastirma dünyada
'gücü' her seyden önemli bulan ülkeler siralamasi yapmis ve Türkiye
bir numaraya oturmus.
Bu ülkede yasayanlarin çogunlugu, sorunlarin güçle çözülecegine inaniyormus

Eh, kadinlarini evlere hapsetmis bir toplumun sorunlari da sevgiyle
çözmesi beklenemez.
Belli ki bu ülke kadinla erkegi birbirinden ayirarak birçok açidan
sakatlanmis.
Ülkemizin ask ve sevgi ülkesi olmadigi kaba güce tapinmaya ise yatkin
oldugu anlasiliyor. Peki toplumun gelecegi olan çocuklara ilk
egitimlerini veren kadinlarimizin entelektüel düzeyi ne? Hiç kitap
okumayanlarin orani yüzde 70.
10 kadindan yedisi hiç kitap okumamis.
Hiç tiyatroya gitmeyenler yüzde 87.
Kadinlari böyle olan bir toplumun zeki, zarif, zevkli, incelikli
çocuklar mi yetistirmesini beklemeliyiz yoksa bu degerlere hiç
aldirmayan kusaklar mi? Siz bu tabloya bakinca Türkiye'nin geleceginde
nasil insanlar görüyorsunuz? Türkiye'de son zamanlarda odagina 'kadin
saçini' koyan, 'Kadinlarin basini açalim mi yoksa kapayalim mi?'
tartismasindan kendine ikbal saglayan siyasetle kadinlarin ne kadari
ilgileniyor?

Kadinlarin yüzde 66'si siyasetle hiç ilgilenmiyormus.
Kocasi hangi partiyi tutuyorsa o partiye oy veriyormus.
Bizde siyasetin neden hipopotamlarin itismesine benzedigini
anlayabiliyor insan bu sonucu görünce.
Kadinlarin taleplerinin siyasete yansimasi mümkün mü bu sartlar altinda.
Bu toplumun hiç bir yerinde kadin gözükmüyor.
Lokantasinda, sinemasinda, tiyatrosunda, edebiyatinda, siyasetinde kadin
yok.
Gürültücü bir sirtlan sürüsü gibi dolasan erkekler hakim topluma.
Kadinlari dövüyorlar, öldürüyorlar, eziyorlar...
Ve kadinlarin sesi bile çikmiyor.

Simdi açikça söyleyin, biz Fransa'ya mi yoksa Afganistan'a mi yakiniz?
Böyle bir toplumdan nasil bir yasam çiçeklenmesini beklemeliyiz?
Kadinlara 'seçme seçilme' hakkini vermekle övünen cumhuriyetimiz
seksen yildan beri kadini hayatin içine sokamadiysa, bu tartisilmasi
gereken bir konu degil mi? Türkiye'nin çok ciddi, çok derin sorunlari
var bence.
Bu sorunlarin basinda da kadinlarin durumu geliyor.
Türkiye'de kadinlarin sorununu tartismadan, bu kadinlarin nasil
çocuklar yetistirecegini düsünmeden ülkenin gerçeklerini görmemiz
mümkün degil.
Türkiye geri kalmis bir ülke çünkü kadinlari geri kalmis.

Kadinlari eve hapseden bir ülkenin üretmesi, yaratmasi, gelismesi de
mümkün olamaz bence.
Bu tablo, bu toplumun sakat oldugunu, bir bacagini kendi iradesiyle
kesen bir topal oldugunu gösteriyor.
Bu ülkeyi yönetmek iddiasinda olanlari dinleyin, kadinlarimizdan,
onlarin hayatindan, içinde bulunduklari kosullardan bahsetmiyorsa bosa
konusuyor demektir.
Çünkü, profili çikan bu kadinin doguracagi toplum mutlu ve özgür
olmayacaktir.
Kadinlari düzeltmeden de bu sakatligi tedavi edemezsiniz.
Mutsuz köleler yaratirsiniz sadece. Aynen simdi oldugu gibi...
Ahmet Altan

Bu yazı bugün mailime gelmiş..Herzamanki gibi Aysetun göndermiş :) O kadar doğru cümleler var ki paylaşmak istedim sizlerle.. Resim: zaten bilirsiniz..Natıonal Geographic.

Pazar, Ekim 08, 2006



Bu hafta perşembeden beri yazı yazmadığımı şimdi farkettim.Perşembe koşturmakla geçti zaten..Cuma günü işsel sebeplerle buradan gitmek zorunda kalan bir arkadaşımla buluşmak için sabahtan işlerimi bitirdim..Öğleden sonra beni yine onun gibi buraya yeni gelen bir arkadaşıyla tanıştırdı..Benim buradaki en büyük misyonum bu..Buraya yeni gelen insanlara yardımcı olmak :) Ben çok zor alıştım da buraya insanlar benim gibi zorluk çekmesinler diye bulduğumu yakalayıp ilgileniyorum..Hem benim yaşadıklarımı yaşamadan alışıyorlar hem de ben eş,dost, akraba eksiğimi gideriyorum.Bu giden İzmirli arkadaşım beni o kadar çok duygulandırdı ki anlatamam..iki senedir yaşadığımız acı tatlı anlar gözümün önünden geçti..Biz 3 aile çok yakın görüştük..Haftasonları koylarda piknik yaptık, akşamları benim şömine başında şarap içtik, (böyle yazdığım zamanlarda hepimizi ayyaş ve çok içki içen tipler olarak düşünmeyin sakın..Aramızda içki içeni var içmeyeni var, böyle ortamlarda kim ne seviyorsa onu yaparız biz , kimsede birbirini yargılamaz) işlerimizde yardım ettik, gündüzleri buluşup kız muhabbetleri yaptık, sırlarımızı paylaştık..Sonra ayrılık rüzgarları esmeye başladı ve bu arkadaşlarımızdan birinin işleri bozulmaya başladı..Toparlamaya çalıştık olmadı..Terslikler ve zorluklar birbirini kovaladı..Problemler de yaşadık ve bitti..Cuma akşamı eşyalarını alıp başka bir yere gittiler para kazanmak için.



Cumartesi günü genellikle yaptığım gibi evdeydim ve hem ev işlerimi yaptım hemde dinlendim..Havalar burada daha bozmadığı için yürürüş yapmak istedim ama iftara Kayaköye davetli olduğumuz için anca toparlandım ve yürüyüşe gidemedim..Onun yerine iftardan sonra Uzunbeyle beraber yürüyüş yaptık Fethiye de deniz kıyısında ve paspaturda. (eski çarşı) Bugün lisede kankam olan bir arkadaşımı telefonla aradım..Bende eskiden telefon numarası vardı ama telefonumu kaybedince numarayıda kaybetmiştim..Geçenlerde bulduğum karikatürist http://karkatur.blogspot.com arkadaşımdan tekrar ulaştım ona..Tekrar sesini duymak güzeldi..Eski arkadaşlarımın izini bulmak bana çok keyif veriyor..Umarım hepsine ulaşırım..



İki haftadır rejimle ilgili bir şey yazmadım hem sırası gelmedi hem de iş yoğunlaşınca yeme düzenim çok bozuldu..Eski düzene girmekte zorlanıyorum..Bu hafta daha net uygulayabiliyorum artık rejimi..Kilo olarak çok yol katetmesemde yağlardan yaktığımı söylüyor diyetisyenim..Hatta bu daha iyi diye de şaşırıyor..Yani kilo vermesemde yağlardan gittiği için iyi durumdayım..Yavaş yavaş insanlarda söylemeye başladılar..Ben pantolonlarımdan anlıyorum ve tişörtlerimden..Ama bu hafta biraz daha dikkat etmeye çalışıyorum ki sıkıldım yavaş kilo vermekten..Biraz daha hedefi yükselttim..Keşfettiğim bir şey var ki çok su içmek yağları eritiyor..Tabii yağlı yemeklerde yemiyorum ama ne kadar çok su hedefini gerçekleştiriyorsam (günde 3 litre-3.5 olabilir ama 4 değil bu konuya dikkat !) o kadar çok yağ gidiyor :) Mankenlerin elinde su şişesiyle gezmesinin sebebini şimdi anlıyorum..Yemiyorsun tamam ama su içmezsen kilo veremiyorsun.



Eskiden çok aradığımda daha çok özlüyorum diye Annemleri daha az aramaya çalışırdım..iki günü bulurdu aramam ..Artık hergün Annemle ve Burcuyla hatta Çarliyide çok sık aramaya çalışıyorum..Dün akşam Babamı aradım ..Annem Çanakkale de ya..Telefonu kapatırken Babam Uzunbeye selam söyle dedi :))



Çağılla Uzunbey yeni bir köpek almak için baskı yapıp duruyorlar..Onların bu tavırlarından inanın çok sıkıldım..Hem biz sabah 9 da en geç işe gidiyoruz..En erken 4 te Çağıl eve geliyor..Bu köpek sabah 9 dan 4 e kadar ne yapacak bilmem..Kıyamıyorum köpeğin yalnız kalmasına..Reis çok uysal bir hayvandı..Ona da kıyamıyordum ama bizimkilerle başa çıkamıyordum..Şimdi yine takışıyoruz bu konuda..Hatta Uzunbey tamamıyla kararı bana bıraktığından Çağıl almadığım için beni suçluyor..Zor durumdayım..bir yandan da bana emrivaki yaptığı için Uzunbeye de kızmıyor değilim.



Mavi Kuş çalışmaları çok iyi gidiyor..Yardımlar çoğaldıkça ve ihtiyacı olan insanlar destek buldukça iyi ki bu işe başlamışım diyorum..Biz kurucu üye olduğumuz için dernek çocuğumuz gibi..Çok güzel gelişiyor..Uzunvadede çok daha iyi işler yapacağımıza da inanıyorum.



Son zamanlarda Hp bilgisayar ve Biryağdaki ayçiçeklerin olduğu reklamlara bayılıyorum..Biryağın bir önceki reklamına da tapıyordum..Evden kaçtıklarında çekirdek çitleyen insanlara yam yam gözüyle baktıkları reklamlar ..Ayçiçeği yağı burda kullanmıyorum artık ..Bütün yemekleri ve pilavları zeytinyağıyla yapıyorum..Zeytinyağını da buradaki üreticilerden alıyorum..Çok hafif tam yağlık zeytin üretiliyor burada..Oysa Bursa dan aldığımız yağları karıştırmadan kullanamazdık biz..İlk zamanlarda az da olsa çiçekyağ alırdım ben ama artık tamamıyla zeytinyağı kullanıyorum..Biz Trakya da eskiden zeytinyağlı yemekleri de çiçek yağla yapardık..Böylece ısıtmadan oda sıcaklığında da yemek keyifli olurdu..





Resim: Manet

Perşembe, Ekim 05, 2006


Salı günü Çağılın okuluna gittim..Veli tanışma toplantısıydı..Bizi edebiyat zümre odasında ağırladılar..İki rehber öğretmen bize okulla ve öğretmenlerle ilgili bilgi verdi.Ben rehber öğretmenleri genelde severim..İdealist bulurum çünkü..Biraz da Çarli rehber öğretmen olduğu için sanırım severim..Neyse ben özellikle erkek öğretmenle aynı frekanslarda olduğumuzu düşünüyorum.Okula çalışmalarında destek olacağımı söyleyerek toplantıyı tamamladık.Toplantıya Çağılın sınıf öğretmeni de katıldı..Benim size asıl anlatmak istediğim işte bu nokta..Yani sözün özü şu ki...Sınıf öğretmenine dayak hariç her şekilde arkanızdayız diye bir cümle kurdum..Bu cümle öğrtemene garip gelmedi ve onlar eskidenmiş gibi bir cümleyle konuyu tamamladı..Fakat bir veli kalkıp ben taraftarım gibi bir cümle kurdu..İşte arkadaşlar bizi bu zihniyet alaşağı ediyor..Yani olana tamah etme..Daha yukarı davranışları hakettiğini kabul etmeme..Çocuk ya da genç dayakla yola gelir mi? Hele şimdiki zihniyetlerden ne kadar uzak tutarsak o kadar yol alacağımız bir dönemde bu konuların hala konuşulması çok yazık..Şımarık insanlar yetiştirelim demiyorum.Ceza verelim, uzaklaştıralım ama dövmeyelim..Dövdürmeyelim.
Toplantıdaki bir konuda Muğla ' da girilen sınavda 70 üzeri not almadığı için matematik öğretmeni sıkıntısı yaşandığından Çağılların okula atama yapılmamıştı..Şimdi bir şekilde öğretmenleri geldi çarşamba günü ama sanırım gerçek bu..Yani arkadaşlar Anadolu Fethiye bile olsa bazı konularda hala çok geri..Bunun sebeplerinden birisi insanların tabiki yaşam şartlarının çok daha iyi olduğu için İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşamayı seçmesi..Bende zaman zaman o şartlarda çalışsak nasıl olurdu diyorum kendi işimde bile ama siz gelmeyin, biz gitmeyelim bu vatanın evlatlarını kim eğitecek, siz yapamayın biz yapmayalım vatanın ücra köşelerine hizmet kim götürecek, siz açmayın ben açmayayım yolları yarı mevsim kapalı yerlerde iş kim yaratacak..Bazen burada dağ köylerinde bile 3 sınıf eğitim yapan okullar gördüm ben..Evet burada bu kadar turistik ve gelişmiş yerde..Ben bazen şikayet ediyorum ve bana insanlar ne diyor biliyormusunuz sen hiç Anadoluyu gördün mü? Ben hiç Anadoluyu bu manada görmedim..Evet hayatımda buraya gelene kadar sadece onar günlük tatillerde o da Antalya, Bodrum, Çeşme gibi yerlerde gördüm..Ankara da gördüm ama orası başkent, sayılmaz.. Hep söylenen şeyler de görsen isyan edersin..Evet ben isyan ederim ama şartlara değil insanların anlayışına isyanım..Burada bu kadar anlayışına,burası Türkiye anlayışına..Acı birşey paylaşmak istiyorum..İngilizlerle çalışıyoruz, yaşıyoruz burada..Almanlarda var ama az..İngilizlerle diyelim ki randevulaşıyoruz..Bana diyorlar ki Türk saatimi ingiliz saatimi ..O ne demek..Yani saat 3 te buluşuyorsak İngiliz saati saat 3.00...Türk saati 3.30 ya da 4.00..abartırsa 5.00.Çok haksızlar mı hayır ben şahit oldum çoğu davranış böyle ama istisnalar da var..Bu ve bu gibi olayların hepsini insanların kendi işlerine ve yaşamlarına saygı göstermemesi olarak yorumluyorum ben.Kendilerine yapılan davranışlara sesini çıkarmayan siz çıkarınca da hayır durumdan ben memnunum diyen insandan ne kendine ne de başkalarına hayır gelir diyorum..Yukarıda anlattığım dayak olayından tutun, parasını verip satın aldıkları malın kötülüğüne , aldıkları hizmetin sağlıksızlığına kadar kimse bunun daha iyisi nasıl olur demiyor..Ya da ben nasıl daha iyisini yaparım da demiyor..Böyle olduğunda ise alan razı satan razı birde siz şikayet ediyorsunuz diye kötü oluyorsunuz..Hatta düzen bozucu konuma geçiyorsunuz..Ben bir şey benim yararıma olmasa da eğer birileri faydalanacaksa sesimi çıkarmam ..Çıkarmam ki düzen otursun..Ama insanların çoğu bir başkasına faydası dokunacak diye ödü kopuyor..Fesatlık had safhada..Bu sadece burada böyle demiyorum..Anlatmaya çalıştığım zaten şartlar buralarda kötü..Birde insanlar hoşgörüsüz, tahammülsüz ve saygısız olduğunda hepimiz için şartlar daha da kötülüyor..Gelen iyi insan ya da kalifiye insan böyle kötü piyasa da çalışmak istemiyor..Çünkü başka yerde çok daha iyi konumda çalışabilecekken neden burada zaman harcayayım diye düşünüyor..İşte genelde yaşadığım iki sorun bu..Kimse hakettiği şekilde yaşamıyor çünkü bazı kimseler hakettiklerini istemiyor..Onlar istemediği için de çoğunluk bu hakkına kavuşamıyor...Olay bundan ibaret.Ama herkeste bir şikayet bir şikayet.Kimsede düzeltmek için ne yapabiliriz demiyor :((
Ressam: Fikret Otyam

Salı, Ekim 03, 2006

Bloğumun müziğini gelen istek üzerine (özellikle İbeking istediği için) değiştirdi Çağıl..Hatta Burcu şarkıya bayıldığı için onun bloğuna da aynı müziği koyduk..Çok romantik bir parça olduğu için özellikle mum ışığında dinlemenizi tavsiye ederim :))

Pazartesi, Ekim 02, 2006

http://www.alisbagis.com.tr
Bu sitede bir kuruş para harcamadan gönderdiğiniz maillerle bağış yapabiliyorsunuz :))
Sadece hangi derneğe bağış yapacağınıza karar verin ve gönderin ..
Bizim derneğimiz şimdilik orada yok ama banka hesap numaralarımız sitemizde var !
Bakınız lütfen...http://www.mavikus.org
Çok güzel bir bilgi buldum..İnternetin ilk senelerinde yoktu..Gerçi ben" çocuğunuzun internet bilgisiyle nasıl baş edeceksiniz " noktasına geldim ama benim için bir bölüm daha açılmamış..Yine de bulduklarımı paylaşmak istedim..Biz başladığımızda böyle yazılar yoktu :))

Link

Pazar, Ekim 01, 2006

Geçtiğimiz hafta canımız "demir tava" yemek istediği için gittiğimiz Çin Lokantası..Geçen sene Uzunbey sizi bir yere götüreceğim diyerek Çağılla bizi sezon biterken götürmüştü ..Bu sene yine geç vakte kadar çalıştığımız bir akşam isterseniz gidelim demir tava yiyelim dedi..Biz hayatta ikiletmeyiz Çağılla böyle bir teklifi..Hemen yola koyulduk çünkü mekan Hisarönünde..Hisarönü Fethiyenin restaurant ve bar cenneti..Hem de otel. Ölüdenizin bir üst mahallesi olduğu için de gayet turistik bir yer..Bizim festivallerimizi yaptığımız alan da orada..Bu kış o meydana belediye binası yapılacağı için seneye festival alanı değişebilir..Yani öyle bir durum var ki eğer yollar biterse son sene sanırım başkan bize bir amfitiyatro yapma sözü verdi ki hepimiz umutla bekliyoruz..Neyse işte ilk gittiğimiz sene ne yiyebiliriz diye garsona sorduk..Garson bize anlatırken Çağılla ikimiz cozurdayarak geçen demir servis tabaklarında et yemekleri gördük..Onların adı ne diye garsona sorduk..O da bize demir tava mı dedi..Evet demir tava :)) bizde gördük demir tava da olduğunu ama biz otantik ismini öğrenmek istiyoruz..İşe yeni girdiğini ve o kadar bildiğini söyledi..ısrar etmedik bizde..Hem biz kültür manyakları olarak ne yediğimizi çince duymak istiyoruz..Benim oğluş hatta çubuklara hasta olduğu için pilavıda çubukla yemek istediğini söylüyor..Ben gülüyorum çünkü biz Uzunbeyle bunu beceremedik daha önceki deneyimlerimizde..Ama o ilk seferden yemeği nasıl çubuklarla yedi hala anlamış değilim..O tatilimizde kısa ama çok güzel bir tatildi ve burada http://www.sazlik.com kaldık..Eğer doğal bir plaj ve doğal bir ortam ,sessiz bir tatil istiyorsanız Adrasan' ı tavsiye ediyorum..İşte bu muhabbet arasında bizim demir tavalar geldi..En az geçen senekiler kadar güzeldi ve ekşi tatlı soslu tavuk, cips, pilav, çin böreği, midye ve çorbalardan başladık sonunu nasıl getirdik farketmeden şiştik..Bir ara garsonu yakaladık ve yemeğin adını soralım dedik..Garson bize demir tava dedi yine..Çağıl kıs kıs gülerken anne aynı garson galiba diye de düzeltti..Biz bu yemeğin adını öğrenemedik ama eğer yolunuz bir gün Hisarönüne düşerse (yaz sezonunda) demir tava isteyin..Hatta ben bir daha gittiğimde sadece çin böreği ve demirtava yiyeceğim Peking Chinese Restaurantta.. http://www.pekingchineseturkey.comSahibi uzun zamandır Türkiye de yaşayan bir Çinli..

Cumartesi, Eylül 30, 2006

Uzun süredir yürüyüş yapamadım ya..Yarın banyo için tamirata usta gelecek ..Eğer erken işi biterse yürüyüşe gitmek istiyorum..Ben aslında yalnız yürüyüş yapmaktan hiç hoşlanmam..Mutlaka yanımda biri olması lazım..Konuşmasak bile yanımda biri olursa mutlu oluyorum..Annem burdayken biz hep yürüyüşe çıkarız..Demirköyde de her akşam üstü yürüyüşe gittik, bol bol konuştuk..Bana ordan gelirken Anneannemin son zamanlarında ördüğü bebek hırkalarından verdi..Çağıl' ın çocuğu için iki tane kendime aldım..Biri erkek biri kız bebek için..Bir tane de Annem bizim yanımızda çalışan ustanın karısı hamileydi ona götür dedi..Getirdim ama Anneme söz vermesem onu da saklayacaktım..Benim için çok kıymetli çünkü. Her zaman en az üç tane çetik verirdi bana sağ iken..Bu sefer ördüğü son çetikleri hepimiz paylaştık.Ben onları kıyıpta kullanamam ki şimdi..Kış gelecek diye ödüm kopuyor..Ya da hepsini aynen öyle saklayayım diyorum..Çağıl için kenara koymuştum bir ara hatıra diye.. Eşarplarından da aldım ve mavi ev ayakkabıları (bir-iki defa kullanmış )var..Aslında kış gelince onları giymeyi düşünüyorum..Şimdi sıcak daha açık terlik giyiyoruz..Kışı bekliyorum.
Ordan gelince insan öldüğünde geriye ne bırakabilir diye düşünmeye başladım bazen..Tabiki en çok sevgisini sanırım..Çünkü sevgiyle orantılı olarak anılıyorsunuz.. ama yine de geride birşeyler kalmalı..Ben bir dönem kumaş boyamaya ve elsanatları kursuna gitmiştim..Evde yaptığım tablolarım var..Zamanında hemen hemen herkese birşeyler yapıp vermişim..Burada da çalışırken gittiğim ahşap boyama kursundan yine yetiştiğim kadar birşeyler yapmışım herkese..Demirköyde benim boyadığım ekmek tabağını kullandık hep..Zaten onun kullandığı tabaktı..Onun ördüklerini gördükçe bunları düşündüm hep. .
Bir dönem danimarkalı bir kadınla tanışmıştım..Evime geldiler, yeni gelin bu hanım.. ne konuşayım el sanatlarıyla aran nasıl dedim..Bizde yaşlı hanımlar uğraşıyor, annem falan dedi.. İyi.. Göründüğünden de kazmaymışsın dedim içimden..Canı sıkılırsa sıkılsın..Kocasıyla sohbet ettim..En azından iş konuştuk üçümüz( kocası Türktü)..Onlara da ne gittim ne de bir daha çağırdım..Halbuki bende bütün gün örgüyle şişle gezmiyorum.. Ama en azından bir işle ilgili konuşacak bir kaç kelimem hep vardır..Birde başkalarını küçümseyerek konuşan insanlardan rahatsız olurum ben..Her ortamın tarzını yakalamak gerekir..Yeri ve zamanına göre davranacaksın..Yer sofrasına da oturacaksın kokteylde de takılacaksın..Bir dönem Uzunbeyin çalıştığı şirketin genel müdürü çok sosyal tanınan ve bir vakıf kuran bir beydi..Yemeğe gittik zamanın Günay 'ı na..Huysuz Virjin çıkıyor aslında ama şirket yemeği olduğu için sahne almadı.. Neyse bir kere karşılaşmışız ama adam resmen beni tanıdı ve o zaman konuştuğumuz konunun devamı hakkında konuştuk..Anladım ki hayatın sırrı karşında ki insana kim olursa olsun saygı göstermek..İnsan ilişkileri her kapıyı açtığı gibi kapatabilir de..Ve o şirket beyefendinin çalıştığı dönemdeki başarısını hiçbir zaman yakalayamadı..Adları gizli tutuyorum doğal olarak..
Nerden nereye geldim yine muhabbet olarak..Bunlar benim bu gece kafamdan geçenlerin sadece bir kısmı..
Bu ara biraz kitap okumaya başladım yine..Kendime "Baba ve Piç"i aldım.. ve daha 3 tane kitap daha aldım..okudukça beğenip beğenmediğimi yazacağım..
Hıfzı Topuz..Başın Öne Eğilmesin..(Sabahattin Ali' nin romanı)
Hıfzı Topuz..Gazi ve Fikriye.. (14.basım)
Liliana Serafimova..Mustafa Kemal ve Miti Kovaçeva(Umutsuz bir aşkın öyküsü)

Bugün evdeydim..İşe gitmedim.Dolayısıyla bilgisayar evde olmadığı için ve akşama eve geleceği için akşamı beklemeden meraktan Biyoniği aradım.. http://biyonikkedi.blogspot.com Anlattıklarının aynısını bloğa da yazmış zaten..ama ona anlattığım bir olayı sizinle paylaşmak istedim..O zamanlar 5. sınıfa gidiyorum..Kimseden tokat yememişim..Babam o zamana kadar sadece elime yaramazlık yaptığımda(sebebi de onlardan habersiz evsahibinin gençkızıyla çeşmeye gidiyorum ve döndüğümde Babam diyor ki ya benim istediğim gibi davranırsın ya da bu evden gidersin ..Ben hiç birşey söylememişim ve küçük çantamı topladığım gibi evden gidiyorum demişim :)) hatırlamadığıma göre 5 yaşlarında olabilirim..) elime 2 kere vurmuş , Annemden zaten hiç bir şey görmedim..Neyse İstanbul Mimarsinan ilkokulunda(pretty ,sizin eve giderken eski bir bina vardı eski, şimdi yıkıldı orası işte) okuyorum.Annemde aynı okulda öğretmen..Çok iyi bir öğrenciydim ben..Sınıf öğretmenimiz derste ve biz ilkokulu ortaokullarla beraber aynı binada paylaşarak okuyoruz..O zaman ilkokullar ayrı ortaokullar ayrı..Birden diğer okulun öğretmeni sınıfa girdi ve sınıfta konuşmaya başladı bizim öğretmenle.. Aslında gürültü falan yapmadık..sadece çocuk benim saçımı çekti bende kendimi korudum.Bu bize misafir gelen öğretmen hemde bizim öğretmenimiz sınıfta iken gelip bize birer tokat attı..Ben öyle zamanlarda ağlamam..Ama çok gücüme gitti..Hem ilk defa dayak yiyiyorum hemde çok iyi bir öğrenci olduğum için utandım çok.Annem şikayet etmeyi düşündü ama okul arkadaşları kendi de öğretmen yakışık almaz diye vazgeçirdiler onu..O yani "Cemal Hoca" zaten bu şekilde ün yapmış kendine göre disiplinli bir öğretmendi.Bana göre ise hasta.. Sırf onun yüzünden günlerce psikolojik olarak kendimi kötü hissettim..Öğretmenlere ve okula karşı güvensizlik içinde kendimi toparlayamadım..Hala hayatta en sevmediğim şey dayaktır..ve hiçbir zamanda onu unutmadım..Hala sinirli erkeklere uyuz olurum ve sinir yapanların gösteriş yaptıklarını düşünürüm..Kendi yetersizliklerini (çünkü disiplinli olmaya çalıştıkları için durumdan her zaman hoşnutsuzdurlar) saklamaya çalıştıklarını düşünürüm.ve sinirli erkekler beni sinirlendirir uzak dururum.İşte hala bile nefretle hatırladığım bu tokat olayı haklı ya da haksız adamın yanına kar kaldığı için hala bile neden Annem şikayetçiolmadı diye düşündüğüm bir şey..O uyuzu nerde görsem sonra yüzüne bile bakmadım..Annemde ..Hatasını anladı ama onu hiç affetmedim ben. Zaten ortaokula B.çekmeceye Babamın olduğu okuluna başladım..ama orada okumamı isteselerdi ben gitmeyecektim zaten..Biyoniği arayıp vazgeçmediği için rahatladıktan sonra ona bunu anlattım..Evet bir gün geliyor unutuyorsun ama ne zaman sinirli birini görsem aklıma bu olay geliyor..Sinirleniyorum.

Perşembe, Eylül 28, 2006


Dün akşam yanlışlıkla blogdan kendi girişimi sildim..Bunu mail adresimi hiç kullanmadığım bir adresten kullandığım bir adresi yazmak üzere uğraşırken Uzunbeyin bana onu sil demesiyle bastığım bir tuşla becerdim..Çağıl da yatmıştı kaldıramadım..Uzunbey çok yorgundu ona da düzelt diyemedim..Yani akşamdan sabaha kendi bloğuma giremediğim gibi bütün bağlarım kopmuş göründüğünden Pretty msn de beni karşısında bulunca panikle sordu..Senin blog nerede diye?Bende bilsem söyleyeceğim ama bilmiyorum .Tek bilgim blog duruyor..ama ben giriş yapamıyorum..MSN de bana güldü ve yarın Çağıl düzeltir merak etme dediğinde rahatladım ancak..Düşünebiliyormusunuz bloğumu sildiğimi? Ben düşünemiyorum da.

Yukarıda gördüğünüz resim yeni yaptırdığım bahçe takımının koltuğu..Şilteleri için mavi çiçekli bir kumaş aradım ama burada bulamadım..Bende Denizli işi dokumalardan diktirdim..Dikilmeden kumaş yıkandı çünkü yıkandıkça çeken kumaşlar bunlar.Masa örtüsü de aynı kumaştan ama ben resim çektiğimde bu örtüsü vardı..Bu oturma grubunu balkonda kullanıyorum..Bahçede plastik oturma grubumuz var..Onların örtülerini de B.Çekmeceden almıştım ama eskidi..Şimdi onlara sadece migrostan şilte almayı düşünüyorum ..

Maviyi çok sevdiğim için genelde herşey maviyle kombin bu evde..Salonda kahverengi mobilya ve mavi renkli koltuklarımı yemek masasının şilteleri ve aksesuarlarla kombinledim..Mutfakların çoğu amerikan..Kapalı bir mutfak buralarda imkansız gibi birşey..Yabancılar buradan eşya alıyorlar ama bizler eşyalarımızı eski evlerimizden getirdiğimizden bu küçük evlere zor sığıyoruz..Burada şehir hayatından farklı bir rahatlık var hem giyimde hem de yaşayışta..Devamlı yazlıkta gibiyiz.İstediğin kadar uğraş bu havadan kurtulamıyorsun..

Bu sene hiç yürüyüş yapamadım..Hafta arası denize kaçamadım..Çok sıcak bir yazdı ve iş keyfi fazla olmayan kötü bir sezondu diyebilirim..Geçtiğimiz senelerde Türk müşteri almayan yerler bile nerdeyse duaya çıkacaktı..Bu sezon herkese dersler çıkmıştır umarım.

Sana sarı laleler aldım..Çiçek pazarından.. çalıyor şimdi..Dinleyin :))
SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİMSİN
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz
Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde
Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak
Sen benim hiçbir şeyimsin
ATTİLA İLHAN
Bu şiiri yazdım ama kulağımda daha çok müziği var..Ve kimseye ithaf etmeden...Sadece bu şarkıyı severim..Bana eskiyi hatırlatır..Resim: yeni açılan Göcek Tüneli..

Çarşamba, Eylül 27, 2006



Hala O' nun sevdiği şarkıları dinleyemiyorum..Ya da sevdiğini sandığım..Bu ne demek? Bu hala iyileşememişim demek..Bugün Annem Teyzemle ve yengelerimle İstanbul' dan Demirköy' e Anneannemin kırkı için gidecek..Gündüz evde duasını okutup akşama dönecekler.Dün o güzel haberi aldığımda herkese telefon açtım..Birden ona da açmak istedim..Bir an orda mı değil mi kafam basmadı..Yani elim telefona giderken emin olamadım yaşayıp yaşamadığına.. 0 288 681xxxx.Hatırladığım en eski telefon numarası..Manyetolu siyah telefon..Merdiven üstünde dururdu ve herkesin numarası kodlu birşekilde temiz bir defter sayfasında yazardı..Kilerde hep saklı çukulataları olurdu ve bademler..Teyzemin oğluyla heryeri karıştırır bademleri bulur, kırar ve yerdik..Aradığında bulamaz ve yediğimizi anladığında numaradan bize kızardı, karıştırdık diye..Ben olsam bende kızardım ..Bana hiç yediğim için kızmadı..Karıştırmalarda da suçlu bulmadı..Bilmiyorum ..yapmadı işte. Belki böylesi daha iyi..Yani böyle düşünmek..Yoksa insan kafayı yer herhalde..Yine de biraz kötü oldum..Ölüm böyle bir şey işte..İstediğin anda sevdiğini yanında bulamamak ona ulaşamamak..Bu aralar yazılarım böyle oluyor..Bir gün çok mutlu diğer gün acılı..Benim ruh halimde genelde böyle aslında..Normaldir aslında, hayat bu..

AslıBery yazmayacakmış..Aslında yazmalı..Bu kadar içten yazan kaç kişi var ki?Ben şahsen yazmak istediklerimin çok azını yazabiliyorum..Bu hem yapımdan hem de dünya halinden :) Bu doğruları yazmıyorum anlamına gelmemeli aslında..Sadece herşeyi yazamıyorum..Belki daha sonra, kimbilir !

Bu aralar çok çalıştık..Sekizden önce eve girmedim ve yemekler,davetler, dışarıda yemeler ya da dışarıdan getirmeler..Saat dokuzbuçukta diyetisyen randevum var.Muhtemelen kötü sonuçlarla çıkıcağım karşısına..Sadece tek bahanem var..Eskidüzene girdim yani çok çalışıp kendimi ihmal ettim..Bu kötü birşey.Sakın siz yapmayın..Hemen kontrolü kaybediyorsun..Sadece karar verdim ki gelecek günler böyle olmayacak..Çünkü kendine zaman ayıran ve önemseyen halimi daha çok sevdim :)

Çağılın servis problemini ancak okula iki kere gidince hallettik..Başka servise geçtiler..Okula gidip sadece müdürbeye (ona çıkmadan bu iş olmadı) herkes (şöförler)kurallara uymalı demek zorunda kaldım:) Öğretmen çocuğu olmanın ilk alışkanlığı kurallar hayatınızdan çıksa bile bu sefer siz kuralcı oluyorsunuz..Uymayanları uyarıyorsunuz..Onun haricinde şimdilik iyi bir okul..Öğretmenlere Çağıl alıştı..Dersi derste öğrenen bir çocuk olduğu için (bende öyleydim) öğretmenler çok iyi olmalı..Ters elektirik alınca ders pek iyi dinlenmiyor..Kendi okulumdan ve hayatımdan gördüğüm kadarıyla ve Çağılın eğitim yaşamından, sıradışı olmak gerekli..Bütün hatırladığım güzel şeyler hep sıradışı öğretmenlerimle ya da insanlarla ilgili..Yani hem hayatı hem de okulu öğrenebilir kılan herkes gibi davranmayan insanlar..Bunu farkettiğim günden beri normal biri olduğumu söyleyemem..Yani illa farklı davranıyorum demiyorum sadece farklı düşüncelerimi saklamıyorum kimseden..Herşeyde bu böyle..Yani işte ve hayatta..Birde kimseye gerçek olmayan duygularımı söylemiyorum..Yani ne hissediyorsam onu söylüyorum..Yalan yok.. Böyle hayat daha güzel..Gerçekler herzaman acı olmuyor!

Erken eve gelmek istiyorum..Hem Çağıl için hemde kendim için..Daha başaramadım.. Şimdilik derdim bu. Birde cumartesileri de çalışınca hafta arası verimli olmuyor. Evde kalınca da ev işi yapıyorum ama dinleniyorum da demek ki.. Bugün erken çıkmak istiyorum..

resim: Degas (Çocukluğumda çok güzel nikah şekerleri olurdu..Anneannemde vitrin de balerin şeklinde nikah şekeri vardı..bu resimleri gördüğümde bana onları hatırlatıyor sanırım ..Çünkü ne zaman Degas ' ın balerinli resimlerini görsem çocukluğum ve Anneannemin evi aklıma gelir)

Salı, Eylül 26, 2006

Haftasonu cumartesi çalıştığımız için pazar da hava bozuk olduğu için pek dışarı çıkmadan evde geçirdik günümüzü.Hatta elektrik olmadığı için evde bayağı bir can sıkıntısıyla oturduk.Sonunda bizde de hava bozmuştu.Gazetelerimi okuyup elektrik geldiğince tv izledim.Dinlenmeye çalıştım.(k) Bir ara sinemaya gidelim dedik ama elektrik problemi yüzünden vazgeçtik.
Bugün gece geç yattığım için Uzunbey 2.ye gelip beni geç vakit evden aldı..Çünkü Çağıl için 6.50 de sabahları kalkıyorum.Gerçi bu sabah kalktığımda Çağıl hazırlanmış ve alt katta çıkmaya hazır vaziyetteydi.Ama yine de erken kalkmak bazen zorluyor beni :)
Geçen hafta dahil oldukça yoğun bir iş haftası geçirdik..Bugün de daha cumartesiden sözleştiğimiz müşterilerimizle saat 2 ye kadar işleri bitirdik..Onları yolladığımız gibi Uzunbey ' le yemeğe çıktık..Ama yemeğe çıkmadan öyle bir haber aldım ki uzun süredir beklediğim çok güzel bir olaydı..Çok uğraşmıştım ama başarmıştım..İlk defa ben yaptım diyebileceğim bir şeydi :))
Öyle sevindim ki yemekten dönüşte tatlı aldım arkadaşlara büroda..Oruçsuz olanlar yedi, oruçlular eve götürdü..
Çıkışta Üzümlü diye bir köyümüz var bizim İngilizlerin çok sevdiği..Oradaki bir müşterimiz bu gece için bizi çağırmıştı yemeğe geçen haftadan..Gün içinde tekrar mail atınca yemeğe gittik Uzunbeyle..Hem güzel haberimizi kutlamış olduk hem de işimizi yaptık :))
Bugünkü haberi verdiğimde çok sevineceğini sandığım kişilere tek tek arayıp haberi söyledim..İnsanın arkadaşının senin için çığlık atması çok güzel bir olay :))
Ben çok şanslıyım ki kime söyledimse onların sevinci benim daha çok sevinmeme sebep oldu :))
Hayat seni çok seviyorum !!!

Cumartesi, Eylül 23, 2006

Atı alan Üsküdarı geçer mi? Geçip geçmediğini Mutfakta Zen ' in bloğundan http://mutfaktazen.blogspot.com okuyabilirsiniz..
Bu konuyla ilgili düşüncelerim de hala aynı :
Etik olmadan kazanılan paraya ve işe saygı göstermemizi nasıl beklersiniz!Dünyanın hangi markası olursa olsun insan emeğine saygı göstermeyen birşeye her yerde karşı olacağız tabiki.Bu şekilde para kazananlara HAYIR..Bunu dünya kuralı haline getirmeye çalışanlara tamamıyla HAYIR.
Cuma, 22 Eylül, 2006

Perşembe, Eylül 21, 2006

Bugün tekrar servis için okula gittim sabahtan..Geldikten sonra da büroda bir sakinlik hakimdi..Üst katta kimse olmadığı için üstteki bilgisayara geçtim..Normalde benim masam alt katta, üst katta Uzunbey ve bizim işin teknik kısmı olur biz alt katta- pazarlama ve karşılama kısmı diyelim- oluruz. Bugün sakin bir gündü..Mevsim değişimine girdiğimiz için arayan soran azdı..Hatta geleceğim deyip gelmeyen müşterilerim de oldu..Sıcak bir gün bugünde..Dün yağan sağnak yağmurdan sonra mevsimin değişmeye başladığını biz bile görüyoruz artık.Önümde küçük bir teras balkonumuz var..Hafif bir esinti geliyor yavaş yavaş..Esintileri öyle özledim ki anlatamam..Koca yaz kavrulduk..Hele ağustosta artık sabrım kalmamıştı ki biliyorsunuz İstanbula gitmek zorunda kaldım..Orada hele Demirköyde hep üşüyeceğim yerlerde oturdum..Hatta geceleri bahçe de otururken üstüne bir şeyler al diyen Annemleri bile üşümeyi özledim diyerek reddettim.Ama artık essin biraz burası da..Deniz havadan daha soğuk aslında buralarda..İstanbul da hava soğuk olduğu için deniz bize sıcak geliyor..Hele eylülde biz yabancılar biraz esinti bekliyoruz ama hala sıcak.
Yeni iş yerimiz dar geliyor..Hemde iki ayrı işyerimizi bir araya toplamayı düşünüyoruz ..Uzunbey arada koşuşturmaktan çoğunlukla işlerini yapamıyor..Aslında düzeni oturttuk sayılır ama yeni açılan büro bize küçük geliyor..Gelecek için de daha büyük bir yere geçmek istiyoruz zaten..Benim için biraz ters kalıyor ama sanırım bu şekilde daha rahat edebileceğiz.
Burcuyla uzun uzun telefonda konuştuk..Bu telefonlar olmasa halimiz nasıl olurdu bilmem..Tek kötü yanı sesini duyuyorsun ya hemen gidip yanına varmak istiyorsun..
Çağıl sınıf başkanı olmuş ve sınıfa giren öğretmenlerinden de hoşlanmış..Bu bir öğrenci için çok önemli biliyorum kendimden.Hatta iş yaparken bile ters elektirik aldığım biriyle çok zor çalışırım ben..Hep tetikte olmam gerekli..Böyle rahatsız olduğumu yazıyorum ama çok çalıştım böyle..Allaha şükür ki hiç bir iş sonsuza kadar sürmüyor :) Birde kendi bildiğimden kolay kolay dönmem..İnsanları elerim sık sık..Bana ters davranana aynı şekilde davranabilirim.İyi bir çalışma arkadaşı olduğumu iddia etmem. Ben yalnız çalışmayı severim.Gerekirse de bir müddet başka huysuzlara tahammül edebilirim..Yani benden başkalarına..ama çok çalışırım.Sabırlıyımdır ve sonradan açılırım, kolay vazgeçmem.Çabuk güvenmem.Bu da böyle iş güncesi oldu birden.Zor biriyim ama isteyerek değil yani beni zorlarsan hiçbir şekilde açılmam sadece iyi davranışlar beni kabuğumdan çıkarır..Yumuşak görünüp sert olduğumu söyler hep Uzunbey..Sanırım özel hayatta da böyleyim..Güzel mi ? Bence güzel..Çünkü benim hayata karşı kuarallarım var ve bunların fiyatı yok.Yani hiçbir karşılığı..Beni tanıyan biri bir şey için ne cevap vereceğimi ve sınırlarımı bilir bu da hayatımı kolaylaştırır..Yani beni tanıdığınızda ancak beni anlarsınız :) Tanımıyorsanız da tanıyana kadar surprizlerle karşılaşırsınız :))

Çarşamba, Eylül 20, 2006


Tekrar bulduğum eski bir arkadaştan..Hala aynı değişmemiş.Benim bütün arkadaşlarım çok yeteneklidir zaten :) http://karkatur.blogspot.com

Salı, Eylül 19, 2006



Okullar açıldı..Tatil bitti.Burada havalar hala çok sıcak olsa da yeni bir döneme girdik..Çağılı okula babasıyla beraber götürdük.Sınıfa girene kadar da bekledik.Bir sürü tanıdık kişi gördüm ve Çağılda bir kaç arkadaşıyla karşılaştı..Sonra biz işe döndük..Genelde sakin bir gündü.Hatta bir ara telefon bile çalmadı..Öğleden sonra eski tempomuza döndük..Bugün birileri için ev baktık..Yani ona yardımcı oldum da..250 den 500 e kadar ev bulduk..Tabiki ona uygun fiyatlı ev lazımdı..Sonra akşam kızlarla otururken konuştuğumuzda 600 e oturduklarını öğrendim..Halamın kızı Nişantaşında 600 e onun arkadaşı Kozyatağında 600 e oturuyorlardı..Bizde 600 e eşyalı bir evde oturabilirsin..Bu bir dublex ve bahçeli bir evde olabilir..Eğer şehrin nimetlerinden faydalanmak istiyorsan merkeze yakın evler bulmak zorundasın.Bütün gün şehirden yakınıp orada oturmaya devam edenlere de dayanamıyorum..Kızlarla daha çok Fethiye yi konuştuk ve işleri..Ben dublex bahçeli bir evde şimdilik ocağa kadar 400 e oturuyorum..İlk geldiğimizde kiralar o kadar ucuzdu ki ev almak aklımıza gelmedi..Ben Sinanoban da ilk geldiğimde şimdi oturduğum evin kirası kadar aidat ödüyordum.Aidat parasına bir küçük villa kiralayınca hiç ev alalım diye düşünmedik doğrusu.Şimdi ise Çalışta evler 200 binden başlıyor..Zaten ev yerimizi aldık..Şimdi bir tek ev yapmak kalıyor bize..Biz aslında buraları için merkeze biraz uzak olan bir semtte ev yapmayı düşünüyoruz.Ama orası o kadar doğal ki ben artık gidip bir apartmanda yaşayamam..İnsan rahata çabuk alışıyor..Yaz-kış demeden işten gelip kendimi bahçeye atmak kadar büyük bir lüksüm yok..Doğayı ve doğal olanı seviyorum..Fethiye de zaten doğayı sevmemek mümkün değil.Bugün çok güzel manzaralı evler gördüm.Eski mahallelerin çoğunda deniz manzarası var ama biz turistik ve sahili var diye Çalışı ayrıca seviyoruz.

Bu gece halamın kızı ve arkadaşıyla balkonda oturduk en sonunda ve şarap içtik.Uzunbeyin işi çıktı ve geç vakit bize katılabildi..Sanırım Fethiyeyi beğendiler..Şarap- peynir- kuruyemiş üçgeninde keyif yaptık.Konuştuk, anlattık biraz..Sonra vedalaşıp onları kaldıkları yere bıraktık..

Çağılın ilk gün izlenimleri iyi.Umarım hep böyle gider ama ben 2.günden bir servis sorumlusuna ziyarete gideceğim..Sanırım servis öförümüz sokağın başına kadar gelip sokağın içine girmek istemiyormuş..Bende istersen bizim sokağa hiç girme gibi bir teklif yapmaya karar verdim :))

Hatta mümkünse çocuğu öbür mahallede bırak ki fazla benzin yakmasın araba değil mi?

Cumartesi, Eylül 16, 2006



Bugün 9 da kalkıp Uzunbeyi ve Çağılı işe bırakıp otogara misafirleri karşılamaya gittim..Kızları alıp Kargı Plajına kahvaltıya götürdüm..Denize karşı hafif rüzgarlı bir masada kahvaltı edip , keyif yaptık önce..Sonra onları alıp kalacakları yere gittik..Gittiğimiz yer benim müşterim çıktı..Kendileri rezervasyon yaptıkları için sonradan öğrendim.Kızların bavullarını bırakıp üstlerini değiştirmelerini bekledim.Sonra onları alıp Kayaköye geze geze götürdüm..Önce kalenin yanından şehri seyrettik sonra da Kral mezarının yanından Kayaköye çıktık..Orda küçük kiliseyi ve biraz sokakları gezdikten sonra da Ölüdenize gitmek üzere bıraktım..Akşam mesajlaştık ve Ölüdenize bayıldıklarını yazmışlar..Yarın da 12 adalar tekne turuna gidecekler..Sonra da bir gün Saklıkente..Zaten 3 gün kalacaklar ama kısmetse bir akşam benim bahçede şarap içeceğiz beraber.

Geçen hafta diyetisyende tartıldığımda yarım kilo daha vermiştim.Yazmayı unutmuşum..Yani toplam 5 hafta da 4.5 kilo vermiş oldum.Hızlı vermek istemediğimden şimdilik diyet iyi gidiyor:) 3 aylık diyetimin 1 ayı böylece bitmiş oldu..Doğru yoldayım :) 2. bir 3 ay daha programa devam etmek istiyorum ben..Onun için sabırlı bir şekilde verdiğim kiloların kalıcı olmasını sağlamak istiyorum.

Çağıl küçük bir köpek almak istedi..Biz yoğun çalıştığımız için evde yalnız kalması bir köpeğe yapılacak en büyük haksızlık olacağı için ben izin vermedim ve bana çok bozuldu..Reis büyük bir köpekti ve veranda da ki kulubesinde yaşayabiliyordu..Küçük bir köpeği ancak evde besleyebilirsin ve ben eve köpek almak istemiyorum.Çünkü ancak 3 kişinin yaşadığı bir evi çekip çevirebiliyorum..Köpeğimiz olursa daha titiz iş yapmak gerekecek ve ev kokacak..Reis eve giren bir köpek değildi..Yani alt kata giriyordu ama kilimi vardı ve sadece onun üstüne oturup -gerçekten dışarı taşmadan-kalkmadan oturuyordu..Yatma saati gelince de tekrar kulubesine gidiyordu..Bu işi de bana kadar sarkıtan ve bu fikri ile oğlumla aramızı açan kişi de Uzunbeydir.Israr ettiği ve kötü davrandığı için Çağıla mı kızayım yoksa Uzunbeye mi şaşırdım.Şimdilik muhabbeti kapandı ama beni biraz yordu bu sabit fikirler.

Çok yakın görüştüğüm ve hayatının en zor zamanlarında ona destek olmaya çalıştığım bir arkadaşım, durup dururken beni arayıp sormamaya ve başkalarına davrandığı gibi bana davranmaya başladı..İyi de hayatında bana bu şekilde davranmasını gerektiren hiç bir davranışım olmadığı gibi hata yapsam bile ondaki kredimi bitirmem için ancak çok büyük bir hata yapmam lazımdı diye düşündüğümden peşini bırakmadım ilk zamanlar..Ama zamanla gördüm ki ben aramadan o beni arayıp sormuyor.Bu aramalar normal şekilde arayıp görüşelim tarzı şeyler değil ama 2 seneye yakın heryerde beraber olduğum bir arkadaşım..Kontürü olmadığı zamanlarda sık sık benim numaramı çaldırıp kendini aratan bir kişinin böyle ani bir dönüş yapıp hiç aramamasını hiç anlamıyorum..Kendini yakalayıp ,karşıma alıp sordum..Ben ne yaptım diye..Bana normal şartlarda söyleyebileceği bir şey olmadığını söyleyebilirim.Birşey söylemedi ve dertlerinin devam ettiğini söyledi..Yani benimle ilgili olmayan sorunları yüzünden beni arayamıyormuş..İyi de onu tanıdığımdan beri daha şiddetli kısımlarında bile ben hep ona destektim..O zaman beni arayabiliyordu da şimdi niye aramıyor..Ben ketum bir kişiyim..Yani şimdi öyle aklınıza geldiği gibi hakkında birşey duymuş olabilir gibi bir olasılık hayatta yapmayacağım bir şey..Hatta her durumda benden tek kelime duyamazsınız ..Ama ona o kadar kırıldım ki..Kendimi haftalarca çok kötü hissettim..Belki yanlış hissediyorum dedim ve zamana bıraktım belki düzelir diye..Aramızda tek bir kötü söz geçmedi..Bir gün ona telefon açtım ve nerdeysen yanına gelip konuşmak istiyorum dedim.Yanına gittim ve onu karşıma aldım..Ona hissettiklerimi anlattım.Bana sadece sorunlarım var dedi..Benle ilgili söyleyebildiği hiçbir şey yok..Her yolu denedim ve onu konuşturamadım.Sorun yok aramızda dedi ve ayrıldık o gün..Ama davranışları değişmedi..Yalnız ben değiştim..Ona bir hiç yüzünden beni bu kadar üzdüğü için kırıldım..Hemde çok kırıldım..Artık hiç bir şey eskisi gibi olmaz..O beni arasa da , ben onla konuşsamda , yine bir şey paylaşsakta bende kendini bitirdi..Bunun sonucunda kendimi kullanılmış hissettim..Zor zamanda herşeyine koştuğum bir kişi tarafından muhtemelen yerime konan başka insanlar yüzünden..Burayı okuyor mu bilmiyorum ..Bir zamanlar adresini vermiştim..Geçen gün bir yerde kalabalık toplandık ve ona sarıldım..Hiçte bir arkadaşın sıcaklığı geçmedi bana doğal olarakta bende bunu yansıtamadım ve aramızda görünmeyen bir şey hissettim..Son zamanlarda hissettiğim bir şey bu..En gücüme giden davranışı ise Anneannemi kaybettikten sonra bana telefon açıp başsağlığı diledi ama Demirköyden geldikten sonra bana gelip bir sarılıp sırtımı sıvazlamadı, ben yanındayım demedi..Oysa bunu yapmasını istediğim bir kaç kişiden biriydi..Gelmedi..Nasıl oldun bile demedi beni gördüğünde..Bitti

Resim: Kayaköy Ressam : Betül Aydıner

Cuma, Eylül 15, 2006

Kırkyama mavi bir yatakörtüsü aldım kendime..Ama daha hiç kullanmadım..Çünkü daha yeni aldığım etamin pike takımını kullandığım için onun üstüne sermek istemedi canım..
Bugün evi düzenlemek için evde kaldım..Daha tam olarak işlerim bitmedi..Bütün fazla eşyalarımı çıkarıp gerekli yerlere vermeye çalışıyorum..Geri dönüşüm için komşumun kapısının önünde kutu var..Kağıtları da artık atmıyorum ki 2 ay sonra onlarla şömine yakacağım.Bahçeye uzun süredir hiç emek vermedim..Bahçe benim olmaktan çıktı..Bu sene biraz ilgileneyim istiyorum artık..Yoğun çalışmaktan çok uzak kaldım 1-2 senedir..Hiç sevmediğim ve sonradan ekilen bir sürü bitki var.
Çarşamba günü Çatı Ressamlarıyla buluştum ve çok güzel bir gün geçirdim..Emekli öğretmen olan Sevil Hanımın doğumgününü de beraber kutladık herzaman yaptığımız gibi..Tekrar buluşmaya ve soğuk seramik çalışmaya karar verdik.
Yarın yoğun bir gün olacak..Mavi kuşla ilgili görevlerim var ve bir görüşmem.Aslında yazmak istediğim ama yazmak için vakit yaratamadığım son zamanlarda beni hayalkırıklığına uğratan bir arkadaşımla ilgili yazı yazacaktım ama çok uykum geldi..Daha fazla yazamayacağım.

Salı, Eylül 12, 2006


Çağıl bu sabah geldi..Babasıyla keyfimize diyecek yok..Kahvaltı ettiği için otobüste onu ancak öğle yemeğine götürebildik..O da sanırım özlemiş bizi..İkimize de ayrı ayrı sarıldı..Sabahleyin onu karşılamaya giderken Biyonik yanlışlıkla mesaj çekmiş..Bende cevap verdim..Hatta 2 kere en sonunda bana toplantıdayım ve beni rahat bırak lan ! diye bir mesaj çekince onu rahat bıraktım .Sanırım aynı mesajı Çağıla da çekmiş..Yandı gülüm keten helva :)) Belki de herkese ..

Cumartesi akşamı bir müşterimin düğününe gittim..Düğünde Türklerden çok yabancılar vardı..Gelinle damat Türklerdi..Etekle gelmiş bir İskoç bile vardı düğünde..Gelinle damadın boynuna altın ve para asmamız onlara çok değişik geldi..Onların ellerinde koca koca paketler vardı.Fazla durmadan kocişle beraber yemeğe gittik..Kayaköyde Yunan yemekleri yapan bir müşterimiz var: Poseıdon ..Zaten düğünde orada olduğundan biraz düğünde görünüp kaçtık..Ben İstanbuldayken yalnız geçirmek zorunda kaldığımız evliliğimizin 15. senesinin devriyesini (22 ağustos) karşılıklı şerefe yaptığımız biralarla kutladık :))

Mavikuşa link verdiğim için Mavi Kuş ve festival komitesinden arkadaşım Deniz Hanıma yakalanmıştım haziranda..Yani deşifre oldum..Bugün bana asortik hanım diye diye keyfini çıkardı yakalamanın..

Sunthıng' le karşılaştık..Saçlarına kızıl gölgeler attırmış ve yoğun şekilde düğün hazırlıkları yapıyormuş :))

Şimdi Biyonikten mesaj geldi..Herkese mesaj göndermiş :))

Cuma günü iş arkadaşımız cumartesi günü diş hekimi olan halamın kızı arkadaşıyla tatile geliyor Fethiyeye..Her iki grupta bende kalmayacak gerçi kızlara söyledim bende kalabilirsiniz diye..Sanırım bana rahatsızlık vermesinler diye kalmıyorlar..Israr etmiyorum ne de olsa bekarlar :)) Yalnız takılmak isteyecekler tabiki..

Dün akşam 14 aylık oğlu olan bir arkadaşımın ben yokken yeni bebeği de doğmuş ve onlara gittik..Küçücük ve çok tatlı 2 bebekle işini yürütmek zorunda..İnsanın kendi işi olunca da bebeği bırakmak zorunda kalıyor..Çalışan kadın olmak zor vesselam.Paylaşmak istedim..

Yarın kısmetse Çağıla okul kıyafeti almaya gideceğiz..Bugün otobüsten resmen bir delikanlı edasıyla indi ve bavulunu kendi aldı..Onu biraz daha büyümüş gördüm.Bu arada Anadolu Lisesini kazandığı için ona yeni bir genç odası alma sözümüz vardı..Gerçi o böyle şeyleri pek önemsemez ama yokken odasını taşıdık ve yerleştirdik..Özellikle gardolabını çok beğendi..

Yarın diyetisyen günüm..Öğlene doğru da Mavi Kuşta toplantım var..Öğleden sonra bizim Çatı Ressamları toplanacağız..Mevsimin dönüp yazın bittiğinin işaretidir bu..Malum yazın işten güçten ve tatilden toplanılmıyor.

Pazar, Eylül 10, 2006

Bugün Uzunbeyle önce pazara sonra Ölüdenize gittik..Neredeyse tüm araba plakaları yabancıydı..ve çok kalabalıktı..Yine de temmuzdaki gibi kalabalık değildi demek ki en ön sıradaki şezlonglarda yer bulduk..Deniz herzamankinden daha berraktı..Neredeyse derin yerlerde bile dibini görüyorduk..Plajda Türklerle evli yabancı gelinlerin yazdığı bir kitabı okudum..Ne zamandır bitirmeye fırsatım olmamıştı araya başka kitaplar aldığım için bitirememiştim..Bugün bitti..Bazı hikayelerde öyle ilginç cümleler vardı ki ara ara Uzunbeye de okudum..Birde bizi dumur eden bir olayı paylaşmak isterim..Şezlonlarda uzanmış güneşlenirken karşıki kayalardan denize atlayanları uyaran sayın ağbimiz megafonla saygılı ve güzel bir cümleyle başladığı anonsu kendi çapında oldukça samimi bitirerek bizi de bitirdi :))
- Kayalardan denize atlayan kişiler ! Ordan atlamak yasak! Sonra gafanız gırılır ha!
Aynı şahıs yarım saat sonra da kendine denizden söylenen kişilere "hiç kendinizi yormayın sizi duymuyorum" diye de cevap verdi !
Şimdi denizden geldik..Çağılın yokluğunda hiçbirşey keyif vermiyor..Onu ikimizde çok özledik ve hafataya kısmetse bir kere de onunla gitmeye karar verdik Ölüdenize..Biz genelde karşı kıyıda Lykıa World yanında ki bir kamp olan Kıdraktan denize girdiğimizden" Kumburnu" diye halk dilinde bilinen Ölüdenizin olduğu burundan girmek bizim için değişiklik oluyor..İkiside ücretli fakat Kıdrakta ağaç altında oturup mangal yapabiliyorsunuz..Ölüdenizde mangal yasak..
Cumartesi akşamı Lüleburgazda amcamı evlendirdik..Tabiki ben yeni geldiğim için tekrar gidemedim ama yerime Çağılı gönderdim..Ona bir yastıkta ömürboyu mutluluklar diliyorum..Çağıl yarın akşam yola çıkıyor..Saklı sabahı kısmetse Fethiyede olacak..Onu çok özledim..Hem uzak kaldığımız için üzülüyorum hemde orada dinlendiği için seviniyorum..Annemle Babamın ona ne kadar iyi baktıklarını da bildiğim için içten içe mutlu oluyorum..Çünkü Çağıl onların yanında büyüdü ve Fethiye de birbirimizden çok uzak kaldık..Hepimiz..Burcu da Lüleburgazda ve bana Çağılın ona ne kadar yardımcı olduğunu anlattı..Çocuğumun büyümesi çok hoşuma gitti..

Cuma, Eylül 08, 2006

Babamın bugün doğumgünü..O her zaman benim fırtınalarda koştuğum, ışığını her daim uzaklarda aradığım deniz fenerimdir..Bunu sanırım kendisi bilir..Çocukluğumdan beri aramızda hep ona güvendiğim, zaman zaman onu zorladığım ama herzaman bana destek olan bir ilişkimiz vardır..Hatta evlendiğimden beri de en iyi arkadaşlarımdan biridir..İşle ilgili kararlarda mutlaka karar verdikten sonra ona anlatırım..İzlenimleri benim için değerlidir..Ticaret yapmış biri değildir ama her olayla ilgili izlenimleri vardır ve ihtiyatlı insan ilişkileri huyum ondan geçmiştir..Gerçek duygularını belli etmeden ama kimseye zarar vermeden bir işi doğru yapıp yapmadığını sana söyler..Bunu ona anlatarak anlayabilirsin hangi yolda olduğunu..Eğer yanlış yolda isen bunu söyler..Eğer yanlış yaptı isen destektir ama yine söyler..Yanlış yapıp devam edersen de o an için tüm geri dönüş yollarını önüne serer.. Mükemmelliyetçidir..Takdir alırsın, senin için iyi ama İstanbul geneli için kaçıncısındır gibi enterasan karşılaştırma soruları vardır..Bir şeyi ele alırsa kolay kolay açık bırakmaz..Ona verdiğin bir iş kesinlikle sonuca ulaşır..Normalde disiplinli bir insandır ama en zor durumda en büyük destek yine ondan gelir..Çocuklarını çok sever bunu da hissettirir..İçki içme adabını bana öğreten odur ve hayatımda en çok sevdiğim olaylardan biri Babamla karşılıklı kutlamalar yapmaktır :) Herzaman hareketleri çok ölçülüdür..Saniye de sinirlenip saniyede sakinleşebilen ender insanlardandır..Annemi çok sever..Bunu da bize hissettirir..Yatılı okulda okuduğu için hiçbirimizi evden dışarı yollamama huyu bariz şekilde sınavlarda ortaya çıkmıştır..Herzaman evdeki huzura çok önem veren bir adam olduğu için bizi de öyle yetiştirmiştir..
Dedeliği de en az babalığı kadar başarılıdır..Hatta kendini aştığını da söyleyebilirim..Zor zaman insanıdır ve hiçbirzaman hatanı yüzüne çarpmaz..Sevmediği insanı hemen anlarsın..Bazen onun kadar demokratik olmayı istemişimdir..Düşüncelere saygı göstermesini bilir ve saygı gösterilmesini de ister..Sert bir kişilik olduğundan gösterirsin de..Okulda zamanında çok takıştık..Fakat zamanla ne yapmak istediğimizi anlayıp birbirimize izin verdik..İlk çocuk olarak bazen onları zorlasam da yolu açtığım için benden sonrakilerin daha rahat ettiğini düşünmüyor da değilim :)) İlk çocuğunun kız olmasını isteyen ve okulda masasının üstündeki camın altına Anneme adımı yazdırıp 70 lerde ultrason olmayan bir ortamda kız olmam için dua eden Babamı bu isteğinden dolayı kutluyorum :) ve bana kendi 10 yaşındayken öldüğü için annesinin adını ilk adım olarak veren babama teşekkür ediyorum ilk defa..
Hayatta ne yaparsam yapayım bana destek olduğunu bildiğim için ve herzaman doğru yolu gösterdiği için burdan ona teşekkür ediyorum..Hayata karşı o soğukkanlı tavrını hiç yitirmemen dileğiyle..Seni çok seviyorum Babacığım..Nice yıllara..

Çarşamba, Eylül 06, 2006



Şu an melissa kokularından bayılmak üzere yazımı yazıyorum..Bu akşam işten geldiğimizden beri zaten hiç içeri girmedik ..Melissalar öyle güzel kokuyordu ki yemeği içeride mi yiyelim diye daha Uzunbeye sormaya fırsat bulamadan veranda da ki masaya oturuverdi..Hatta yemek yedik, oturduk, ben bilgisayara geçtim o uyudu ..Bunları hep dışarıda yaptık..Dün evin üst katından çıkardığım kanepe hala veranda da duruyor..Onu ihtiyacı olan birine vereceğimden bekliyor..Arabanın arkasını boşalttığım gibi yükleyeceğim ve götüreceğim.Bu arada bizim dernekhttp://www.mavikus.org için de komşularım bayağı bir eşya verdi..Araba da şu an onlar var..Bagajı boşaltmadan koltuğu alamam..Bunun için de zaten arka koltukları yatırmam gerekli..Sanırım yakın bir gelecekte bu işleri halldip verandayı eski haline getirebileceğim..Bir bahçede olması gereken ilk bitki Melissa ..Hatta mümkünse bahçeye açtığınız camın önüne dikin..Akşamları ortalığa yaydığı kokudan memnun kalacaksınız..Bahçesi olmayanlarda büyük saksılarda ve balkonda yetiştirebilir sanırım..Çünkü çok büyük bir ağaç olmuyor..Ağaççık..Kokladığınızda ise iyi ki dikmişim hissi burnunuzdan tüm iliklerinize yayılacak..Benden söylemesi..

Bugün neredeyse 10 aydır görüşemediğim bir arkadaşıma kahveye gittim..Burada bazı kimseler senenin belli zamanlarını burada geri kalan kısımlarını genelde İstanbulda geçiriyorlar..Bu arkadaşım önce babasının rahatsızlığından sonra da kendi rahatsızlığından dolayı buraya gelememişti..Onu çok özlediğimi ona sarılınca bir kez daha anladım..Bazı insanlar benim için ilaç gibi uzun zaman onları görmeyince hastalandığımı hissediyorum..

Bugün diyetisyenle randevum vardı ve 1 kilo 100 gr daha vermişim..Yani toplamda 4 kilo vermiş bulunuyorum..Geçen haftaki fırında karides, bira ve simit kaçamağından sonra diyetisyenim beni bu listeye rağmen kilo verdiğim için kutladı..Bende tebrikleri hemen kabul ettim :)) Ne yani uzun sürede kalıcı zayıflayacağız demedik mi?

İstanbuldan geldiğimden beri işe gidiyorum..Hala çok sıcak olduğu için bürodan pek çıkmadan ve sakin sayılabilecek bir havada çalışıyorum..Rejime geldiğim gibi devam edebilmek için geçtiğimiz çarşamba diyetisyenime gittim..Bu hafta da aynı diyeti verdi..Yani daha önce yazdığım diyet..Böylece 2 haftayı tamamlamış olacağım..Demirköyde hamurişi çok yememe rağmen kilo almamışım..Vermemişimde..Nasıl becerdiysem yağlardan yakmışım..ama çok dikkat ettim..Tabiki özel diyet yemekleri kendime pişiremedim orada ama yine yağsız yemeye dikkat ettim..Sağolsun akrabalar ve eş-dost mutlaka yiyecek birşeyler getirdiği için mecburen bazen hamurişi yemek zorunda kaldım.
Bugün ben geleli bir hafta oluyor..Yani Annemlerden ve Çağıldan ayrılalı koca bir hafta..Yarın sabah diyetisyen randevum var..Yumurta yemeklerine geçeceğiz..Sadece pazar günü küçük bir kaçamak yapıp bira içtim..Çünkü o gün Uzunbeyle Akyaka' ya gitmiştik.(Yukarıdaki resim.) O güzel manzara da bir şey içmeden duramadım..O gün Akyaka Orman Kampına gittik Uzunbeyle.. Yemek yedik çamların altında ve denizi seyrettik bol bol..Ben akşam 9 ' a kadar plajda yatmak istiyorum demiştim ama 6 da sıkıldık ve yola koyulduk..Orası gayet sakin ve tam bizim ruh halimize göre manzarası bol bir yerdi..Önce yukarıdaki manzara eşliğinde yemek yedik .Sonra plaja nasıl inildiğini sorduk gelen garsona..Garson bizimle çok ilgilendi ve nereden geldiğimizi sordu..Plajda kenardaki yerlerde değilde iskeledeki şezlonglara yerleştik biz..Aynen müzik ve etrafımızdaki gençlerle bir an kendimi sosyetik bir yerde sandım :) Bol bol dergi okuduk ve güneşlendik..Ertesi gün herkes denizde olduğumuzu anlayacak kadar hem de..Genelde almaya çalıştığım çok güzel bir dergi var..Aylık Ev& Bahçe Dergisi..İçinde genelde bahçe çiçekleriyle ilgili bilgiler olan güzel bir dergi..ve Atlas dergisi..İkisinide denizin yanında ve üfül üfül rüzgar eserken okumak çok güzeldi..çok müzik olduğundan kitap okuyamadım bu sefer..Denizi şimdiye kadar girdiğim en soğuk denizdi ve bana çok ilginç geldi..Uzunbeyle iyice dinlendik ve geç vakit eve döndük.
2 gündür evdeyim..Yeni bir kaç parça eşya aldım ve yatak odalarımızın yerini değiştirdim..Daha aslında işim bitmedi ama yarın hem diyetisyen randevum var hem de işe gitmem gerekiyor..Mevsim dönüyor.Sıcak günler bitmeden bol bol denize girmek isterdim ama sanırım geçen senenin rekorunu kıramayacağım..
Çağıl' la konuşuyorum hergün..Bizim işte kullandığımız indirimli telefonumu gelirken ona bıraktım ..Babası ve benimle istediği kadar konuşabilsin diye..ve her özlediğimizde konuşabilelim diye..Çağılın keyfi yerinde ve gelmeye niyeti yok şimdilik..Ayın dokuzunda Lüleburgaz da Amcam evleniyor..Onun düğününe de gidip öyle gelecekmiş..Biz şimdiden onu çok özledik.Off daha bir hafta var gelmesine..O olmadığı zaman ev çok sessiz sedasız ve keyfi yok hiçbirşeyin..
Bir hafta nasıl geçecek bilmiyorum..Daha önce çağırsam gelir mi acaba?

Cumartesi, Eylül 02, 2006
























Yaşlarım..Benim yaşlarım.
İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını...Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor. Her şey ona çok büyük görünüyor: Ev, masa, anne, baba...10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor. Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor. Her şey ona küçük görünüyor: Ev, masa, anne, baba... "Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor. Lakin dünya bunu bilmiyor. O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
25'inde ayaklar biraz yere değiyor. Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor. Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor. Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde...5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor. "Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor. "Dünya zor"laşıyor.
30'unda muhasebeye başlıyor insan: "Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi...Mevcut bilgilerin sorgu yeri...Kuşkunun beyliği...Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
35, yolun yarısı... Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları... Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar...Olgunluğun karasuları...
40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.
45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor. Eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor. Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor. Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
......... Can Dündar yazmış.. Resim: Monet



Yorumsuz..



Resimler:
www.guvercintrabzon.com sitesinden alınmıştır.