Pazar, Haziran 19, 2022

Sağlık Sektörü



Özelden nasılsın ? ' lar gelmeye başlayınca yazma zamanı gelmiş anlıyorum. Geçtiğimiz hafta çok iç açıcı geçmedi doğrusu. İçinizi karartmak istemiyorum. Sıkıntılı günler yaşıyorum. Moral demeyin hemen lütfen,  sizi de günlerce yatağa bağlasak, ölümcül bir hastalıkla mücadele etseniz, gelip karşınıza moralini bozma desem size, bana küfür edersiniz. O bir güç verme cümlesi anlıyorum ama gına geldi. Söylemekten dilimde tüy bitti. Bu hastalığın moralden başka anlayışa, destek olmaya, hastayı ve hastalığı anlamaya ihtiyacı var bu ülkede.  Herkes zannediyor ki hastalanıyorsun ve onkoloğa gidip seni tedavi ediyor, moralini bozmuyorsun, hastaneye gidip tedavi alıyorsun ve iyileşiyorsun. Yok öyle bir düzen.

 " KRAL ÇIPLAK"... Nasıl bir mücadele, nasıl bir hasta olarak sağlık sisteminde yalnız bırakılmışlık, her gün gazeteye makale yazsam konu bitmez. Özel hastanelerin bu acilden girdiğinde seni kanser hastası olarak kayıt etmeyerek para alma numaralarını mı anlatsam, devlet hastanelerindeki bürokrasi peşinde koşarken harap olmaları mı bilmiyorum. Kanser tedavisi koordinasyon isteyen bir hastalık. Koordinasyonu bıraktım, doktorlardan bilgi alabilmek için önce asistanlarını aşmanız gerekli. Çoğu zaten bilgi vermekten hoşlanmıyor. ( Etraftan  ara, sor diyenler oluyor, siz her aradığınızda  doktorunuza ulaşabileceğinizi düşünen ender insanlardansınız. ) Hastane şartları, ülke şartları, hasta şartları, maddiyat, hasta psikolojisini sonuna kadar kullanma, sağlık sektörü, sağlık çalışanları, her biri ayrı başlık altında incelenmesi gereken konular. 

Bunları yazıyorum çünkü aslında şu son 10 günde yaşadıklarım 3.5 senenin üstüne tüy dikti. Özel hastane acili, kroner bakımı, başka bir özel hastaneye geçiş, orada hastaneye yatış. Tatil günlerinde devlet hastanelerinde kimse olmayışı, özel hastanelerin bir serum için 3 saat beni acilden kabul etmeyişi, ( kanser hastalarını acilden almamak adına tedaviye başlamıyorlar. Bıkıp gitmeniz için hastanede Dr. Dr. dolaştırıyorlar. Bunları yazmak , şikayet etmek gerekir aslında. Ama çok güzel kılıf ayarlıyorlar her işe. Bir hasta olarak başetmek en başından sağlam sinir istiyor. Ben tedavimle mi uğraşayım ? Sağlık sistemiyle mi ? 

Biliyorsunuz ama yazayım sağlık sektörü çökmüş. ( Yazının bundan sonrası fotoğrafta)



Pazartesi, Mayıs 30, 2022

Sevgi paylaştıkça çoğalır..

Çok güzel günler geçirdim. Blog dünyasında çocukken hayatı paylaşılıp, 17 yıl sonra düğünü yazılan çocuklar arasına Asortikkrep' in oğlu Çağıl' da girdi sonunda. Benim bir de kızım oldu ; Beril 🙂 

Güzel bir şeymiş kızı olmak.. Kayınvalide olmak da.. Ben gelin diye çağrılmaktan hoşlanmayan bir gelindim. O yüzden bundan sonra yazılarımda Beril ve Çağıl diye devam edeceğim. 

Yoğun iş tempoları yüzünden onların planladıkları gibi hızlı bir şekilde 19 mayıs'ta çok güzel bir nikah kokteyli ile sevindik.. Buraya yazıyorum ki kaydetmiş olayım. Artık eskisi kadar mutlu olaylar yazamıyoruz bu ülkede günlüklerimize.

Rüya gibi bir gündü hepimiz için. Yüzlerindeki mutluluk hepimize geçti. Baştan beri söylediğim gibi " güzel anılar biriktirelim" derdindeydik. 

Çok yakın akrabalarımızı ve dostlarımızı  çağırdık. Pandemi olmasından dolayı açık havada olması süper oldu. 4 saat boyunca sohbet edip, zamanın keyfini çıkardık, resimler çektirdik. 

Ben bu aralar tedaviden dolayı  kelim biliyorsunuz, ileride torunlarıma resimlerde güzel gözükmek için peruk taktım. Süslendim, püslendim, elimden geldiğince hoş güzükmeye çalıştım.. ama tabii ki yıllardır düşündüğüm kıyafet ve hazırlıkları tam olarak yapamadım. Yine de çocuklarım o kadar iyi hazırlanmışlardı ki beni hiç yormadılar. Çok güzel bir gün geçirdik. 

Bu arada nikah kokteylinde nikah şekeri yerine patili dostlar için  mama dağıttılar. Bir tane bile almamışım 🙃 Onlarında kedileri var. Güzel bir düşünceyle hareket etmelerine ayrıca sevindim. 

Kızım oldu derken gerçekten törende  heyecanlandım. Ben heyecanımı, korkumu, sıkıntımı çok paylaşamam, sadece sevincimi saklayamam, gözlerimden okunur.. Sakin  görüntümün altında senelerin verdiği bir gururla izledim onları, kendi çocuğum gibi izlememeye çalıştım, çünkü insanın duygulanmaması mümkün değil, her anın tadını çıkardım ve ilk defa bir gazeteci olarak çok resim çekmeden olayı izledim. 

Fotoğrafçıyı yakalayıp, bugün için özel peruk aldım,  benim bol fotoğrafımı  çekin dediğimi, yakın akraba ve arkadaşlardan bazılarıyla kayıt yaptıkları bir video vardı sürpriz, kameramana konuşmanın dakikasını söyleyin yeter derken, adamın ne kadar şaşırdığını, ve hiç teklemeden onlara doğaçlama kısa bir video çektiğimizi de eklemek isterim. Diğer misafirlerin duygulandıklarını görüp, kendimi tuttum tabii ki. Başkaların yanında kolay ağlamam ben, artık beni biliyorsunuz.  Bazılarına " kayınvalide" benim deyip hava attığımı, kaynana partisi yapıp bunu ayrıca kutlamak istediğimi söylediğimi de saklamayacağım🥰 

Çok mutlu olsunlar, güzel bir yuvaları olsun. Beril ve Çağıl' ın mutluluğu bizim mutluluğumuz olsun.. Onların birbirini bulması, evlenmek istemelerinin bir şans olduğuna inanıyorum. Biz aileler için de aynısını düşünüyorum. Bu şansı, bu mutluluğu ömür boyu sürdürsünler, bizde buna tanıklık edelim diye de ekliyorum. ❤️





 

Salı, Mayıs 10, 2022

Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. Tam güldüğün yerde başlar şiirler.


Bu fotoğraf bir Bakırköy akşamından. Dün çektim, aslında kemoterapiye gittim ama kanım düşük çıktı. O yüzden kemoterapi bugüne kaldı. Dün iki ünite kan aldım. 
Bugün, -bugün diyebilirim artık- gecenin bir yarısı .. benim doğum günüm. Geçmişe baktığımda bu bloğu yazalı 17 sene olmuş. Başlarken Çağıl küçüktü, ben Fethiye' de yaşıyordum ve bana  bloğu Mutfakcamı Burcu yaşgünü hediyesi açmıştı. Yazmayı severim, hem de çok ama ilk seferinde yazmak istemedim. İçimdekileri hayli ve misli dökeceğimi bildiğimden de yazmadım. Ama yazmak beni her zaman rahatlattığı için ve Burcu ısrarla yaz dediği için yazmaya başladım. Şimdi geriye dönüp baktığımda iyi ki dediklerimden bloğum var. Her şeyi yazamasam da çünkü yetişememişim, çoğu şeyi yazmışım, dertleşmişim, kızmışım, yaşamışım. Aynı hayat gibi yoğurmuşum yılları burada. 
3 hayat yaşamışım buralarda diye yazdıktan sonra hayatım değişmiş. Şimdi inanılmaz bir şekilde tekrar İstanbul' dayım. İstediğim gibi bir yaşamdayım artık. En azından kendim için hareket ediyorum. Büyük bir yaşam savaşım var - kimin yok ki ? - bir çok kere engeller aştım. Kopan ipleri sağlamlaştırmakla geçiyor hayatım. 
Bu hastalıkta en sevmediğim acıma hissi. Aklınızın alamayacağı cesurlukta insanlarız biz. Yaşadıklarımızın yarısını yaşasanız oturup ağlarsınız. Psikolojisi farklı, acısı yoğun, vedalaşmaları çok, ama tahlilleri doğru sonuçlar doğuran bir yol bu yol.
Ve insan ayıklayan. O yüzden yeni yaş almalara, yaşlanmalara kalmadan ilerliyor. Bu doğum günümde 51 yaş bitiyor, oysa yaşadıklarımla bir 25 katabilir hayat bana.. Hastalığın, yalnızlığın, yaşlılığın her türünü gördüm şu 3.5 senede. Hastane koridorlarında sıra beklerlen göz tanığı oldum hayata. Ne Türk filmleri çevirdim. Üstüne yaşamaya çalışırken babamı kaybettim aynı nedenden. Çok ağlamadım ama içim ağlarken güçlü durmayı öğretti bana hayat. Ölümü gördüm, iki kere atladım sırtına vurduğu sepetinden, bir 3. sü için savaşıyorum. O yüzden korkusuzluğum ve çoğu kişinin bilmediği bir şey biliyorum. Hayatı gerçek manada yaşamak. Yeni yaşımı karşılarken eski hayatlarımı uğurluyorum.  
Ve yanında umutsuzlukları, hüsranı, sevgisizliği, insan seçmeyi, günlük hırsları, şımarıklıkları. Eskisi gibi anlatıp farkındalık yaratmak bile gelmiyor içimden. Büyümek buysa hayat, çok yaşlanmaya kalmadan verdiğin dersleri inan ben aldım. Sevgiyi bildim, sevildim. Birileriyle mutlu olmayı öğrendim. Sonra kaybettim. O kaybedilmişlikte bana çok şey öğretti. Ama unuttum hayat. Şu an yeni yaşımda tek söyleyebileceğim kendini sevmekmiş. Boşmuş gerisi. Geçmişe baktığımda geçmişte kalmış. Level atlatmış hayat bana. Mutluluk vermiş. En güzeli çocuğummuş ❤️ Şimdi iki oldular :)
Sonra da ailem. Annem, babam, kardeşlerim. Mutluluk kendimdeymiş zaten. Ben yaşatmışım karşıma.. Benim izin verdiğim kadar hayat güzelmiş, ben çekilince karşımdaki de bitmiş. Güçlüymüşüm be hayat. Şimdi çok daha net anlıyor insan. Biliyordum ama pekişti. Yoruldum ama galip geldim. Kimseye eğilmedim. İçimden geldiği gibi sevdim. Gelmediyse bıraktım.Bıraktığım yerde özgürleştim. Böyle de güzelmiş hayat. Kendi ayaklarının üstünde durmak, hayata meydan okumak, ölümden korkmamak, zorluklarla savaşmak güzelmiş. Nereye kadarsa, gittiği yere kadar savaşçı olmak benim hayatımmış. Ve bundan mutluluk duymak. 
Yeni yaşımı, üstümde taşıdıklarımla, kalbimde götürdüklerimle, umutlarımla karşılıyorum hayat. İnadına yaşamak, dik durmak, yolundan dönmeden buna devam etmek, zorlanarak ama bırakmadan yeni pencereler açmak hedefim. Değişik bir yeni yaş yazısı oldu bu. Dün o pencereden güneşi batırırken içimdeki pencereleri bir bir açtım ben yeni hayatlara. Değişe değişe kabuklarımı atıp geliyorum hayat... 
Bana yol aç !

Cumartesi, Nisan 23, 2022

Bir şehir ol, mesela “Balıkesir” gibi. De ki; denizlerim kuruyana kadar seveceğim seni… *

Bazen yeni heyecanlar, yeni başlangıçlar, yeni umutlar sarmalı insanı, hele zor zamanlarda,  umut kuşlarının kanatlarından  düşen taze dal parçacıkları sarınca etrafı,  bir insan daha ne ister ki ? Herkes için mutluluk.. 

Hayat, teşekkür ederim 😀

Not: Yolda gelirken " Balıkesirsever oldum artık  ben dedim"  dediler ki "10kolik " oldun o zaman.  Meğer Balıkesir futbol taraftarı varmış, ilan ediyorum buradan, 10kolik + 1 iz bundan böyle  ❤️



#söz #nişan #aile #yolzamanı #gezi #balıkesir  #onkolik






*Başlık : alıntı 


 

Çarşamba, Mart 23, 2022

#göcekkoylarısatılmasın

Hadi oradan, çok oldunuz artık !!!

https://indigodergisi.com/2022/03/en-guzel-gocek-koylari-ihaleyle-satiliyor/

Küfür alışkanlığım yok ama olsa içimden değil, oldukça fena saydırırdım. Ülkenin içine ettiler, ediyorlar. O koylarda turistik tesis falan açmaz bunlar, maden arayacaklardır. 

 

Çarşamba, Mart 16, 2022

Unutma ki ! İnsan sevebildiği kadar insandır. *


Ateş  oğlum..

Uzun süre yazmayınca huzursuz oluyorum. Mart girmiş, cemreler düşmüş, canım annemin doğum gününü kutlamışız (6 mart)  yazmamışım.. Oysa şimdi eski bir yazıya gelen yoruma cevap verirken yazımı okudum bir yabancı gibi ve ne güzel yazmışım, resmen içimdekini anlatmışım kelimelere.. Duygularımı bu kadar güzel anlattığım için yazıyı ayrıca beğendim. Şimdi burayı yeni okuyan biri kendini ne çok beğenen biri diyebilir, ben hiç yaptığım işi beğenmem aslında. Hep eksikler bulurum. Mükemmelliyetçi biriyim kendim için. Her işimin a planı, olmazsa b planı ve z planı vardır. Ha , dışarıya söylemem o başka. Yani kendimi başkasıyla tartışmam, başkalarını da kendim kadar yargılamam. Ama kendimi çok eleştiririm. 

Uzun dönem yazmayınca cümlelerim birikiyor içimde. Bu sefer kafamda yazı yazıyorum, doğal olarak da yazıya dökene kadar dörtte üçü gidiyor. Bu sefer iç sesim başlıyor ötmeye, uygunsuz bir ritm gibi kulaklarımı sağır ediyor, öyle değil böyle diye. Uykum kaçıyor, uyuyamıyorum. Evet, başkalarının belki yıllarca umursamayacağı bir iş için uykumu kaçırıyorum ve o içimdeki sesi uygulamaya geçirene kadar huzursuzluk yaratıyorum ama içimde. Başkasına anlatsam - deli misin ?  Der...
Hatta hep böyle de ben mi anlamadım der, diyebilir.. Yani aslında başkası için sorun olmayabilir, benim için oluyor demek istiyorum. Bu kadar hassas olmayı ben istemedim. Aşırı hassasiyetin kalbimize ve ruhumuza, - burada kalbi ve ruhu ayırıyorum, çünkü kalbin üzülünce sızlıyor ve ağrıyor, oysa ruhum ağrımıyor, ruhum parça parça oluyor ama hiç ağrımadı, fiziksel ve psikolojik hissettiğim budur.-  yaptıkları başkasını bu nasıl etkiler bilmiyorum ama beni çok etkiliyor. Mesela bugün arabadayız annemle, sohbet ediyoruz, annem hiç tanımadığım bir kadının sağlık sisteminde yaşadığı bir probleme göz tanığı olmuş, onu anlatıyor. Ben birden damarlarımın içinde ağrı hissettim. Neden olduğunu düşündüğümde sinirlendiğimi farkettim. Annem anlamadı neden sinirlendiğimi, ben o sorarken bile sisteme sinirlenip, kızdığım için öyle olduğunu söyledim. Değişimi, halimi kendi gözüyle gördü ve yaşadı ve gerçekten bazı durumlarda etklenme katsayımın ne kadar çabuk olacağına inanamadı.. Ben bunu tabii ki okuduklarıma dayanarak stres olduğumuzda kanımıza karışan "kortizol" hormonunun,  hücrelerimize zarar verdiğini, hayatta sinirlenerek ve üzülerek kendimize en büyük haksızlığı kendimiz yaptığımızı bilerek sakinleşmeye çalıştım. Demem o ki stres gerçekten düşündüğünüzden çok size zarar veriyor, bunu farkettiğinizde, durumu tölere edebilecek bir rahatlama yaşamanızı, kahkaha atmanızı, ortamdan uzaklaşmanızı, ya da hasta olmamak adına bu tarz davranışlardan kaçınmanızı hatırlatarak, önce sakin bir kişilik olma yolunda kendinizi ikna etmeye çalışmalısınız. Ben hasta oldum, o umursadıklarım kimin umrunda ? Sadece ailem ve ben. Bunu unutmayın sadece siz ve sizi sevenler. Gerisi boş. Sevmeyenin canı cehenneme... :) 

* Başlık : Ümit Yaşar Oğuzcan. 
Koca bir iç döküş paragrafından sonra, öksürüğümü kesen, covid sonrası kalıntılarını kaybeden, şekersiz, son zamanlarda herkese tavsiye ettiğim, kozalak özü fotoğrafını koydum ki duymayan kalmasın. Çok faydalı, herkesin kullanabileceği, son zamanlarda favori besinim. Günde bir- iki kaşık... İnternetten, doğal üretim alıyorum, tavsiye ederim. 

Maviş, bizi kıskandığı zaman, böyle hayatımızın en iç noktalarında bize eşlik ediyor. Devamlı peşimizde, bazen sıkılıyorum, yemek yerken ve ağrım olduğu zaman annem uzaklaştırıyor, ama benim gördüğüm en vahşi laf dinlemez kedi. Bir de intikamcı.  O kısmı bana benzemiş olabilir.. ama zor bir kedi. 
Böyle güzel yazı ve şiirlerle süslenmiş defterlerle büyüyen çocuklar olarak dünyayı başka bir gözle görüyorsak, ondan ve insanlardan beklentilerimiz daha sevgisel yollarsa, daha duygusal bakıyorsak hayata bu bizim suçumuz olabilir mi ? Bence hayır. Şairleri böyle mataryellerden öğrenip hayata nasıl karşı gelen çocuklar olabilirdik ki biz..? Plak dinleyen ebeveynlerin yetiştirdiği çocuklar olarak,  dünyanın güzelliklerini sevmeye örgütlendik, insanların kötülüklerini görmeye değil. Bundandır hayal kırıklıklarımız. 
Hastanemi, doktorumu Çağıl ve ailem istediği için değiştirdim. Yeni bir rota ile umutlara yelken açıyoruz. Bu arada yine saçlarımı kazıttım. Kellik özgürlüktür. Sadece,  şapka taksam da bu soğukta biraz kafam üşüyor :) 
Burcu bu peynir kitabını  bana almış, Ezine peynirsiz sofraya oturmam, şarabı peynirle içmeyi severim, günün her saati peynir ilk atıştırmalığımdır. Hevesleniyorum, okuyacağım. Bu arada beyaz peynirimi uzun zamandır Kırklarelinden alıyorum. İnternetten ya da gidince vakumlatıyorum. Tek geçerim. 
Bizim vahşi kızımız Maviş..

Son okuduğum kitap. 
Burada satırlarıma son verirken daha bunun gibi beş yazı yazardım ama uykum geldi. Kaçmadan son vagona atlamak istiyorum. 
" Allah rahatlık versin" 
Biz çocukken ne güzel cümleler kurardık, büyüdük ve eskidi dünya. Biraz çabuk olmadı mı ? !! 



 

Cumartesi, Şubat 12, 2022

Sana da kırgınım papatya, bir seviyorum sığdıramadın onca yaprağa..


Bugün Burcuyla belediyenin sevgi günü  el sanatları sergisine gittik. Ben hala kapalı mekanlara gitmiyorum ama burası #Mimarsinan tarafından yapılan Kurşunluhan. #Kanuni (1567)zamanından eski bir kervansaray. Mekan hem büyük, kapıları açık tutuluyor hem de binanın çatısı ahşap. Bu sene belediye çoğunlukla etkinliklerini #pandemi sebebiyle burada yapıyor. Biz sergiden Esin Hocadan Burcuya papatyaları aldık. Ben ona aldım aslında :) Standları gezdik. Gülten Teyzenin standındaki batik eteklere bayılıyorum, kendi yapıp, dikiyor ve satıyor.. Belediyenin #ebru kursları var, aslında bu sene gitmek istiyordum ama ilaç işi çıkınca erteledim. Sonra yöre evlerinden birine gidip #çibörek yedik. Oraları da küçük bungolov tarzı ahşap evlerden oluşuyor. Evlerin ismi değişik, hepsi kendine özel menülerle hizmet veriyor. Onlarda branda ve camekanlı olduğundan havadar ve sayılı kişi alan yerler.  Son soba resmi #Tokatevi 'nden. Çocukluğumda hem soba hem kalorifer gördüğümden sobaları seviyorum. Biz zaman değişiyor, bizim çocuklar güneş enerjili ekolojik enerji sistemleriyle  hayata devam eder derken ülkenin yönetim şeklinden son 20 yılda 40 yıl geriye gittik. Zaten uzun zamandır sarı torbalarda kömür dağıttıkları için çoğu kişi kalorifer kombilerini kaldırmış  soba yakıyordu. Kendi gözlerimle gördüm ama kendi seçmenine, halka değil. Gazetecilik yaparken de, partide çalışırken de hatta derneklerde gönüllü çalışırken de bunları gördüm, yaşadım. 
Yakında bunları daha şiddetli yaşayacağız. Üzülüyorum tabii ki kimse bu şekilde yaşamayı haketmiyor bu ülkede. 
#büyükçekmece #etkinlik #belediye #batik #elsanatları