Çarşamba, Mart 25, 2020

Bir şeyi unutmanın en iyi yolu, onu kimseye anlatmamaktır. Anlatırsan unutamazsın..

Ne nesilmişiz? 1000 senelik gelişimi 60 yıla sığdırdık..
-alıntıdır-

Evlere su getiren Sakaları
Mahalle yoğurtçularını
Eşek sırtında sebze satanları
Yazlık sinemaları
Yemeklerin konduğu Tel dolapları
Suyun saklandığı Su küplerini
Gaz ocağını
Mutfak Kuzinesini
Cumbalı ahşap konakları
Lambalı Radyoyu
Alaturka tuvaleti
Tramvayı
Kömürlü Lokomotifi
Buharlı Vapuru
Apartman hayatını
Gömme banyoyu
Havagazlı Termisifonu
Havagazlı yemek fırınını
110 akımla çalışan elektriği
İlk Fast Food restoranını ( Ömür- Atlantik)
Siyah beyaz filmleri
Teksas Tommiks Pekosbill okumayı
Jikletten çakan plastik şehirleri biriktirip Türkiye haritası yapmayı
Jikletten çakan Ülkeler kartlarından ülkelerin özelliklerini öğrenmeyi
Yandan çarklı arabalı vapuru
Elektrikli Banliyö trenini
Merdaneli Çamaşır Makinesini
Frizdere Koca kollu Buzdolabını
Transistörlü Radyoyu
Salonlara konulan müzik dolaplarını
İlk sinemaskop renkli Amerikan filmi seyretmek için karaborsa bilet almayı
45 ilk- 33 lük plakları
Philips marka makaralı teypleri
Evde oynatılan film makinelerini
Cadillac, Desoto, Chevrolet Amerikan arabalarını
Sokaklarda ankesörlü telefonu
Postaneye gidip mektup atmayı- postanede telefon yazdırmayı
Eve gelen telgraf metinlerini
Sarıyer’e muhallebi, kanlıcaya yoğun yemeye gitmeyi
Diskoları
Ayni statda peş peşe rakip takım taraftarıyla iki maç izlemeyi
Yazları Avrupa’dan gelen Sirkleri
Eve telefon gelsin diye yazılıp on yıllarca telefon sahibi olmayı
Müsvette olarak sarı kağıt kullanmayı
Sevgiliden aileden mektup beklemeyi
Bir yabanlık bir bayramlıkla bir yılı geçirmeyi
Terziye gidip ceket pantolon diktirmeyi
Annenin öreceği kazak için prova yaptırmayı
Konfeksiyonda satılan ilk gömleği giymeyi
İlk trikotaj kazağı giymeyi
Jivago dik yaka kazak için dükkanda sıraya giymeyi
İlk renkli Türk filmi Hıçkırığı seyretmeyi
Kaçtan takma deniz motoru kullanmayı
Kızlı erkekli doğum günü partilerini
Pul kolleksiyonu yapmayı
Poloroid fotoğrafı
Aya seyahati radyodan naklen dinlemeyi
1. Boğaz köprüsünün açılışını ilk çevre yollarını hayretle izlemeyi
Haftada iki saat yayın yapan siyah beyaz televizyonu
Elde kayıt yapabilen portatif teybi
Teyp kasetini
Betamax videoyu
UHT süt ile tanışmayı
Cep fotoromanını
Liseler arası müzik yarışmalarını
Kollu Facit hesap makinesini
Mahalledeki şahsi otomobillerin çoğalmasını
Senetle ev, arsa, beyaz eşya satışlarını
Banker Kastelli olayını
Kıbrıs savaşını
Amerikan ambargosunu
1960. 1971, 1980 ihtilallerini
Sağ sol kavgalarını
Aydınların Sivas’da yakılmasını
Kahramanmaraş olaylarını
Ankara İstanbul’u 10 saatte otobüsle seyahati
Yataklı treni
Mavi treni
Pervaneli uçakla seyahati
İstanbuldan Rize’ye kadar, İstanbul’dan İskenderuna kadar vapur yolculuklarını
Truva vapuruyla İzmir’e arabalı vapurla seyahati
Karaköy Tünel arası eski tünel vagonunun yenilenmesini
Karaköy vapur iskelesinde sandallarda pişen hakiki palamut ekmek yemeyi
Beyoğlu’nda Bab kafeteryaya gitmeyi ( muhteşem bir yerdi hala öyle bir mekan yok)
Para atıp müzik dolabından plak dinlemeyi
Manuel fotoğraf makinesi ile slayt çekip slayt banyosu için Avrupa’ya yollayıp gelmesini beklemeyi
Siyah beyaz fotoğrafları agrandizörle tab etmeyi
Taksim Bebek- Beşiktaş Şişli 9 kişilik “ timsah denen dolmuşa binmeyi
Otobüslerdeki biletçileri, trenlerde bilet kontrolörlerini
Nişantaşı, Osmanbey, Şişli’deki meskenlerin giriş katlarının dükkanlara dönüşmesini
Atalarda ilk yürüyen merdiveni
Modern asansörleri
Eskicilerin antikacılara dönüşmesini
Kapalı çarşıdaki mağazalara önden para verip bir ay sonra gelen Levis jean pantolonu beklemeyi
Tophane’denki Amerikan pazarından Tanker marka içi kürk dışı asker yeşili mont almayı
Osmanbeydeki Haşetten yabancı dil kitap almayı
Konak,Kent, Site, As gibi harika sinemaları
Açık Havada yaz konserlerini
İlk otomatik çamaşır makinesini
Cep hesap makinesini
Renkli televizyonu
Yabancı pek çok markanın Türkiye’de mağaza açmasını
Kristal büfede hamburger yemeyi
İkinci boğaz köprüsünü
İş bankası Sabancı gökdelenlerinin inşasını
Orta kesimi aileleri emekli olmadan ev araba sahiplenebilmesini
İlk tatil köyü Fransız tatil köyünü, Kuşturu
Eskihisar Topçular arabalı vapur seferlerini( körfezi dolaşmayı önledi
Yaz tatillerinin tatil köylerinde geçirilmesini
İlk cep telefonunu
Kredi kartını
Bilgisayarı
İnterneti
Dijital fotoğraf makinesini
Hafta sonu kahvaltılarının dışarda yapılmaya başlaması
Naklen Irak savaşını
Naklen ikiz kulelerin vurulmasını
İslamcı partinin iktidara gelmesini
Dizüstü Bilgisayarı
İnternet üzerinden Skyp programıyla bilgisardan görüntülü görüşmeyi
Akıllı telefonu
Her yerde herkesin akıllı telefonlarla fotoğraf çekmesini
Tablet bilgisayarları
Whats Up- Facebook- İnstagram ile bütün dünyadan haberdar olup kullanmayı
Arabalarda navigasyon
Cruz kontrolla gaza basmadan araba kullanmayı
Covid 19 ile bütün dünyanın çok insan kaybettiğini ülkelerin panikte olduğunu
Atladığım şeylerde vardır mutlaka...ne çok farklılık görmüş bizim nesil.









Pazartesi, Mart 02, 2020

Bugün de böyle..

Bir süre önce internette gezinirken okumuştum. Şair Orhan Seyfi Orhon o meşhur Veda Busesi şiirinin hikayesini gözlerim yaşararak okudum. Öylesine beğendim ki sizlerle de paylaşmak istedim. İşte Veda Busesi ve ardındaki dram…

Bestelenen ve klasik şarkılar arasında  yer alan “Veda Busesi” her ne kadar iki insan arasında yaşanan bir aşktan esinlenilmiş gibi algılansa da aslı çok farklı çok hüzünlü bir yaşanmışlığı anlatıyor. Veda Busesi adlı şiir Orhan Seyfi Orhon'un kanserden ölen kızına yazdığı bir eserdir. Bu ünlü şiirin hikayesi şöyle anlatılmaktadır; Babası kızının kapısını açarken biraz duraksadı. Sessizce kapının kolunu aşağı indirdi, kızının bugün daha iyi olması için dua etti. Gün boyunca kızına doyasıya sarılmayı düşünüyordu . O yüzden bütün işlerini iptal etmiş, akşama kadar onun yanında oturmayı planlamıştı. Uyuyup uyumadığını kontrol etmek için usulca yatağın üstüne eğildi. Kızı perişan halde görünüyordu. Gözleri hemen yaşaran baba, kızının bu halini görmesini istemediği için usulca eğildi ve dudaklarını kızının alnına koydu. Öpmedi çünkü öpmek çok kısa bir andı. Öylece durdu ve derin derin nefes alarak kızının kokusunu içine çekti. Kız eliyle babasının kolunu… Ancak baba kızının alnında öylece durdu. Biraz daha dursaydı gözyaşları kızının yüzüne damlayacaktı, ağladığı anlaşılacaktı. Yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Kız o kadar bitkin düşmüştü ki çok kısık bir sesle, "Babacığım, annemin öldüğü günü hatırlıyorum, günlerce çok ağlamıştın. Şu son anlarımda senden bir şey istiyorum babacığım, dedi. Ben öldükten sonra hiç ağlamayacaksın, gözünden bir damla yaş bile düşmeyecek, anlaştık mı?" dedi. Baba imkansızı isteyen kızına baktı, ağlamaklı halini bastırarak başını hafifçe salladı. Kızı çok zor nefes alıyordu. Birkaç saniye içinde nefes alışverişleri kesildi, başı yana düştü. Hıçkırıklar içinde kızını kucağına aldı. Kızının cansız bedeni hala ateşler içindeydi. Buna rağmen kızı üşümesin diye battaniyeyle sardı bahçeye çıkardı. Kızını sandalyeye oturtup, yere çöktü, başını kızının kucağına koydu, hıçkırıklarla ağlamaya başladı. İşte o an dilinden bu ölümsüz mısralar döküldü…

VEDA

Hani o bırakıp giderken seni

Bu öksüz tavrını takmayacaktın?

Alnına koyarken veda buseni

Yüzüne bu türlü bakmayacaktın.

Hani ey gözlerim bu son vedada,

Yolunu kaybeden yolcunun dağda

Birini çağırmak için imdada

Yaktığı ateşi yakmayacaktın?

Gelse de en acı sözler dilime

Uçacak sanırdım birkaç kelime...

Bir alev halinde düştün elime

Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

Orhan Seyfi ORHON
-alıntıdır-


Şarkısını zaten çok severdim.. Hikayesini duyunca da çok etkilendim. 



Cuma, Şubat 14, 2020

Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki..


“Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki” demiş #EdipCansever Tomris’ine.. Bir gün herkesin gülüşüne dünyayı sığdırabileceği o güzel yarısını bulması dileğiyle... #14şubat 

Cumartesi, Şubat 08, 2020

Çakma hesap..


Bu hesap instagramda benim ismimi çaldığı için İnstagram hesabı açamıyorum. Ankara’da oturan ve sadece 2016 yılında kullandığı için de aktif değil. Ne ismimi alabiliyorum ne de benim  ismimi kullanmasını engelleyebiliyorum. İnstagramı olanlar uygunsuz diyerek şikayet edebilir mi? Şikayet edin ki ismimi alayım. Sinir oluyorum. Hırsız ... 😡
Hayatta en saygı duymadığım insan ... 
Taklitçi...
Tahmin ettiğim biri var ki oysa da yazıklar olsun. Kim olduğunu deşifre etmeyeceğim. Kendi düşüncelerinde kaybolsun.

Çarşamba, Ocak 15, 2020

Bence Sen De Şimdi Herkes Gibisin


                                       https://youtu.be/J4vaKDPf3WY

BENCE  SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN 
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin
#nazımhikmet 

İyi ki doğdun Nazım 💝

Çarşamba, Ocak 08, 2020

Gramofona Müzeyyeni, başını omzuma koy *


Ben çoğunlukla kendi fotoğraflarımı koyarım bu sayfaya ama bu fotoğraf beni öyle yerlere götürdü ki hem oturup bir yazı yazdım hem de eski dostları andım. Yeni bir sayfa kurmuşlar Facebook’ta.. Fethiye de. İstanbullu Fethiyeliler. Beni de davet ettiler. Bu yazı onlara kısmet oldu. Sizlerle de paylaşmak istedim. Hayatımda beni hiç yalnız bırakmayan, hep destek olan Fethiye’deki arkadaşlarıma gelsin... 

“Bu tatları en son biz çocukken İstanbul’da görmüştük. Uzun zamanda yemedik, unuttuk. Sonra 2000 senesinde Fethiye’ye geldik, yerleştik. Bir akşam sohbetinde bize burada ev sahipliği yapan ve aile olarak ilk taşındığımızdan beri her derdimize koşan arkadaşlarımızdan biri - ki onu bu kış kalp rahatsızlığından 55 li yaşlarda kaybettik- bir gece kolunun altında koca bir lokum ve büskivi kutusu ile geldi. Bak sizi nerelere götüreceğim dedi... Gerçekten kutuyu açtığında biz ondan küçüktük, üç aile etrafına dizildik, çocuklarımızı da aldık, onlara çocukken bunları yediğimizi, o yıllarda bakkal amcalardan alışveriş yaptığımızı ve bizim için ne güzel zamanlar geçirdik diyerek çocukluğumuzu yaşattı. Bisküviyi bakkaldan lokumu da pazardan “Elmalı” üçgen lokum diyerek alacağımızı - buranın sırf bu iş için yumuşak ve tadı çok güzel olan lokumundan getirmişti- (Elmalı ve Güllüsü var) Bu gece bu fotoğrafa rastladığımda bize buraya yerleştiğimizde “abilik” yapıp yalnız hissettirmeyen, sizler gibi  yeni yerleştiğimizde her derdimize koşan, bizi yalnız bırakmayan herkes için paylaşmak istedim. Nerden geldiğimiz ortak paydamız olsun, Fethiye öyle bir yer ki kaç sene yaşarsanız yaşayın buralı olduğunuz yavaşça içinize siniyor ve sonra nereye giderseniz gidin o üstünüzde kalıyor. Yeni gelenlere hoş geldiniz diyorum, hayatınızın Fethiye sayfasının tadını iyi çıkarın, çünkü başka bir yerde asla bu havayı yaşayamayacaksınız... Ve bu sayfayı kuran arkadaşım, ne iyi yaptın da kurdun... Ellerin dert görmesin. Yaşanacak çok güzel günlerimiz olsun. Hepimizin.
Not: Fotoğraf alıntıdır.”

*başlık : sokaktan.