Salı, Mayıs 10, 2022

Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. Tam güldüğün yerde başlar şiirler.


Bu fotoğraf bir Bakırköy akşamından. Dün çektim, aslında kemoterapiye gittim ama kanım düşük çıktı. O yüzden kemoterapi bugüne kaldı. Dün iki ünite kan aldım. 
Bugün, -bugün diyebilirim artık- gecenin bir yarısı .. benim doğum günüm. Geçmişe baktığımda bu bloğu yazalı 17 sene olmuş. Başlarken Çağıl küçüktü, ben Fethiye' de yaşıyordum ve bana  bloğu Mutfakcamı Burcu yaşgünü hediyesi açmıştı. Yazmayı severim, hem de çok ama ilk seferinde yazmak istemedim. İçimdekileri hayli ve misli dökeceğimi bildiğimden de yazmadım. Ama yazmak beni her zaman rahatlattığı için ve Burcu ısrarla yaz dediği için yazmaya başladım. Şimdi geriye dönüp baktığımda iyi ki dediklerimden bloğum var. Her şeyi yazamasam da çünkü yetişememişim, çoğu şeyi yazmışım, dertleşmişim, kızmışım, yaşamışım. Aynı hayat gibi yoğurmuşum yılları burada. 
3 hayat yaşamışım buralarda diye yazdıktan sonra hayatım değişmiş. Şimdi inanılmaz bir şekilde tekrar İstanbul' dayım. İstediğim gibi bir yaşamdayım artık. En azından kendim için hareket ediyorum. Büyük bir yaşam savaşım var - kimin yok ki ? - bir çok kere engeller aştım. Kopan ipleri sağlamlaştırmakla geçiyor hayatım. 
Bu hastalıkta en sevmediğim acıma hissi. Aklınızın alamayacağı cesurlukta insanlarız biz. Yaşadıklarımızın yarısını yaşasanız oturup ağlarsınız. Psikolojisi farklı, acısı yoğun, vedalaşmaları çok, ama tahlilleri doğru sonuçlar doğuran bir yol bu yol.
Ve insan ayıklayan. O yüzden yeni yaş almalara, yaşlanmalara kalmadan ilerliyor. Bu doğum günümde 51 yaş bitiyor, oysa yaşadıklarımla bir 25 katabilir hayat bana.. Hastalığın, yalnızlığın, yaşlılığın her türünü gördüm şu 3.5 senede. Hastane koridorlarında sıra beklerlen göz tanığı oldum hayata. Ne Türk filmleri çevirdim. Üstüne yaşamaya çalışırken babamı kaybettim aynı nedenden. Çok ağlamadım ama içim ağlarken güçlü durmayı öğretti bana hayat. Ölümü gördüm, iki kere atladım sırtına vurduğu sepetinden, bir 3. sü için savaşıyorum. O yüzden korkusuzluğum ve çoğu kişinin bilmediği bir şey biliyorum. Hayatı gerçek manada yaşamak. Yeni yaşımı karşılarken eski hayatlarımı uğurluyorum.  
Ve yanında umutsuzlukları, hüsranı, sevgisizliği, insan seçmeyi, günlük hırsları, şımarıklıkları. Eskisi gibi anlatıp farkındalık yaratmak bile gelmiyor içimden. Büyümek buysa hayat, çok yaşlanmaya kalmadan verdiğin dersleri inan ben aldım. Sevgiyi bildim, sevildim. Birileriyle mutlu olmayı öğrendim. Sonra kaybettim. O kaybedilmişlikte bana çok şey öğretti. Ama unuttum hayat. Şu an yeni yaşımda tek söyleyebileceğim kendini sevmekmiş. Boşmuş gerisi. Geçmişe baktığımda geçmişte kalmış. Level atlatmış hayat bana. Mutluluk vermiş. En güzeli çocuğummuş ❤️ Şimdi iki oldular :)
Sonra da ailem. Annem, babam, kardeşlerim. Mutluluk kendimdeymiş zaten. Ben yaşatmışım karşıma.. Benim izin verdiğim kadar hayat güzelmiş, ben çekilince karşımdaki de bitmiş. Güçlüymüşüm be hayat. Şimdi çok daha net anlıyor insan. Biliyordum ama pekişti. Yoruldum ama galip geldim. Kimseye eğilmedim. İçimden geldiği gibi sevdim. Gelmediyse bıraktım.Bıraktığım yerde özgürleştim. Böyle de güzelmiş hayat. Kendi ayaklarının üstünde durmak, hayata meydan okumak, ölümden korkmamak, zorluklarla savaşmak güzelmiş. Nereye kadarsa, gittiği yere kadar savaşçı olmak benim hayatımmış. Ve bundan mutluluk duymak. 
Yeni yaşımı, üstümde taşıdıklarımla, kalbimde götürdüklerimle, umutlarımla karşılıyorum hayat. İnadına yaşamak, dik durmak, yolundan dönmeden buna devam etmek, zorlanarak ama bırakmadan yeni pencereler açmak hedefim. Değişik bir yeni yaş yazısı oldu bu. Dün o pencereden güneşi batırırken içimdeki pencereleri bir bir açtım ben yeni hayatlara. Değişe değişe kabuklarımı atıp geliyorum hayat... 
Bana yol aç !

Cumartesi, Nisan 23, 2022

Bir şehir ol, mesela “Balıkesir” gibi. De ki; denizlerim kuruyana kadar seveceğim seni… *

Bazen yeni heyecanlar, yeni başlangıçlar, yeni umutlar sarmalı insanı, hele zor zamanlarda,  umut kuşlarının kanatlarından  düşen taze dal parçacıkları sarınca etrafı,  bir insan daha ne ister ki ? Herkes için mutluluk.. 

Hayat, teşekkür ederim 😀

Not: Yolda gelirken " Balıkesirsever oldum artık  ben dedim"  dediler ki "10kolik " oldun o zaman.  Meğer Balıkesir futbol taraftarı varmış, ilan ediyorum buradan, 10kolik + 1 iz bundan böyle  ❤️



#söz #nişan #aile #yolzamanı #gezi #balıkesir  #onkolik






*Başlık : alıntı 


 

Çarşamba, Mart 23, 2022

#göcekkoylarısatılmasın

Hadi oradan, çok oldunuz artık !!!

https://indigodergisi.com/2022/03/en-guzel-gocek-koylari-ihaleyle-satiliyor/

Küfür alışkanlığım yok ama olsa içimden değil, oldukça fena saydırırdım. Ülkenin içine ettiler, ediyorlar. O koylarda turistik tesis falan açmaz bunlar, maden arayacaklardır. 

 

Çarşamba, Mart 16, 2022

Unutma ki ! İnsan sevebildiği kadar insandır. *


Ateş  oğlum..

Uzun süre yazmayınca huzursuz oluyorum. Mart girmiş, cemreler düşmüş, canım annemin doğum gününü kutlamışız (6 mart)  yazmamışım.. Oysa şimdi eski bir yazıya gelen yoruma cevap verirken yazımı okudum bir yabancı gibi ve ne güzel yazmışım, resmen içimdekini anlatmışım kelimelere.. Duygularımı bu kadar güzel anlattığım için yazıyı ayrıca beğendim. Şimdi burayı yeni okuyan biri kendini ne çok beğenen biri diyebilir, ben hiç yaptığım işi beğenmem aslında. Hep eksikler bulurum. Mükemmelliyetçi biriyim kendim için. Her işimin a planı, olmazsa b planı ve z planı vardır. Ha , dışarıya söylemem o başka. Yani kendimi başkasıyla tartışmam, başkalarını da kendim kadar yargılamam. Ama kendimi çok eleştiririm. 

Uzun dönem yazmayınca cümlelerim birikiyor içimde. Bu sefer kafamda yazı yazıyorum, doğal olarak da yazıya dökene kadar dörtte üçü gidiyor. Bu sefer iç sesim başlıyor ötmeye, uygunsuz bir ritm gibi kulaklarımı sağır ediyor, öyle değil böyle diye. Uykum kaçıyor, uyuyamıyorum. Evet, başkalarının belki yıllarca umursamayacağı bir iş için uykumu kaçırıyorum ve o içimdeki sesi uygulamaya geçirene kadar huzursuzluk yaratıyorum ama içimde. Başkasına anlatsam - deli misin ?  Der...
Hatta hep böyle de ben mi anlamadım der, diyebilir.. Yani aslında başkası için sorun olmayabilir, benim için oluyor demek istiyorum. Bu kadar hassas olmayı ben istemedim. Aşırı hassasiyetin kalbimize ve ruhumuza, - burada kalbi ve ruhu ayırıyorum, çünkü kalbin üzülünce sızlıyor ve ağrıyor, oysa ruhum ağrımıyor, ruhum parça parça oluyor ama hiç ağrımadı, fiziksel ve psikolojik hissettiğim budur.-  yaptıkları başkasını bu nasıl etkiler bilmiyorum ama beni çok etkiliyor. Mesela bugün arabadayız annemle, sohbet ediyoruz, annem hiç tanımadığım bir kadının sağlık sisteminde yaşadığı bir probleme göz tanığı olmuş, onu anlatıyor. Ben birden damarlarımın içinde ağrı hissettim. Neden olduğunu düşündüğümde sinirlendiğimi farkettim. Annem anlamadı neden sinirlendiğimi, ben o sorarken bile sisteme sinirlenip, kızdığım için öyle olduğunu söyledim. Değişimi, halimi kendi gözüyle gördü ve yaşadı ve gerçekten bazı durumlarda etklenme katsayımın ne kadar çabuk olacağına inanamadı.. Ben bunu tabii ki okuduklarıma dayanarak stres olduğumuzda kanımıza karışan "kortizol" hormonunun,  hücrelerimize zarar verdiğini, hayatta sinirlenerek ve üzülerek kendimize en büyük haksızlığı kendimiz yaptığımızı bilerek sakinleşmeye çalıştım. Demem o ki stres gerçekten düşündüğünüzden çok size zarar veriyor, bunu farkettiğinizde, durumu tölere edebilecek bir rahatlama yaşamanızı, kahkaha atmanızı, ortamdan uzaklaşmanızı, ya da hasta olmamak adına bu tarz davranışlardan kaçınmanızı hatırlatarak, önce sakin bir kişilik olma yolunda kendinizi ikna etmeye çalışmalısınız. Ben hasta oldum, o umursadıklarım kimin umrunda ? Sadece ailem ve ben. Bunu unutmayın sadece siz ve sizi sevenler. Gerisi boş. Sevmeyenin canı cehenneme... :) 

* Başlık : Ümit Yaşar Oğuzcan. 
Koca bir iç döküş paragrafından sonra, öksürüğümü kesen, covid sonrası kalıntılarını kaybeden, şekersiz, son zamanlarda herkese tavsiye ettiğim, kozalak özü fotoğrafını koydum ki duymayan kalmasın. Çok faydalı, herkesin kullanabileceği, son zamanlarda favori besinim. Günde bir- iki kaşık... İnternetten, doğal üretim alıyorum, tavsiye ederim. 

Maviş, bizi kıskandığı zaman, böyle hayatımızın en iç noktalarında bize eşlik ediyor. Devamlı peşimizde, bazen sıkılıyorum, yemek yerken ve ağrım olduğu zaman annem uzaklaştırıyor, ama benim gördüğüm en vahşi laf dinlemez kedi. Bir de intikamcı.  O kısmı bana benzemiş olabilir.. ama zor bir kedi. 
Böyle güzel yazı ve şiirlerle süslenmiş defterlerle büyüyen çocuklar olarak dünyayı başka bir gözle görüyorsak, ondan ve insanlardan beklentilerimiz daha sevgisel yollarsa, daha duygusal bakıyorsak hayata bu bizim suçumuz olabilir mi ? Bence hayır. Şairleri böyle mataryellerden öğrenip hayata nasıl karşı gelen çocuklar olabilirdik ki biz..? Plak dinleyen ebeveynlerin yetiştirdiği çocuklar olarak,  dünyanın güzelliklerini sevmeye örgütlendik, insanların kötülüklerini görmeye değil. Bundandır hayal kırıklıklarımız. 
Hastanemi, doktorumu Çağıl ve ailem istediği için değiştirdim. Yeni bir rota ile umutlara yelken açıyoruz. Bu arada yine saçlarımı kazıttım. Kellik özgürlüktür. Sadece,  şapka taksam da bu soğukta biraz kafam üşüyor :) 
Burcu bu peynir kitabını  bana almış, Ezine peynirsiz sofraya oturmam, şarabı peynirle içmeyi severim, günün her saati peynir ilk atıştırmalığımdır. Hevesleniyorum, okuyacağım. Bu arada beyaz peynirimi uzun zamandır Kırklarelinden alıyorum. İnternetten ya da gidince vakumlatıyorum. Tek geçerim. 
Bizim vahşi kızımız Maviş..

Son okuduğum kitap. 
Burada satırlarıma son verirken daha bunun gibi beş yazı yazardım ama uykum geldi. Kaçmadan son vagona atlamak istiyorum. 
" Allah rahatlık versin" 
Biz çocukken ne güzel cümleler kurardık, büyüdük ve eskidi dünya. Biraz çabuk olmadı mı ? !! 



 

Cumartesi, Şubat 12, 2022

Sana da kırgınım papatya, bir seviyorum sığdıramadın onca yaprağa..


Bugün Burcuyla belediyenin sevgi günü  el sanatları sergisine gittik. Ben hala kapalı mekanlara gitmiyorum ama burası #Mimarsinan tarafından yapılan Kurşunluhan. #Kanuni (1567)zamanından eski bir kervansaray. Mekan hem büyük, kapıları açık tutuluyor hem de binanın çatısı ahşap. Bu sene belediye çoğunlukla etkinliklerini #pandemi sebebiyle burada yapıyor. Biz sergiden Esin Hocadan Burcuya papatyaları aldık. Ben ona aldım aslında :) Standları gezdik. Gülten Teyzenin standındaki batik eteklere bayılıyorum, kendi yapıp, dikiyor ve satıyor.. Belediyenin #ebru kursları var, aslında bu sene gitmek istiyordum ama ilaç işi çıkınca erteledim. Sonra yöre evlerinden birine gidip #çibörek yedik. Oraları da küçük bungolov tarzı ahşap evlerden oluşuyor. Evlerin ismi değişik, hepsi kendine özel menülerle hizmet veriyor. Onlarda branda ve camekanlı olduğundan havadar ve sayılı kişi alan yerler.  Son soba resmi #Tokatevi 'nden. Çocukluğumda hem soba hem kalorifer gördüğümden sobaları seviyorum. Biz zaman değişiyor, bizim çocuklar güneş enerjili ekolojik enerji sistemleriyle  hayata devam eder derken ülkenin yönetim şeklinden son 20 yılda 40 yıl geriye gittik. Zaten uzun zamandır sarı torbalarda kömür dağıttıkları için çoğu kişi kalorifer kombilerini kaldırmış  soba yakıyordu. Kendi gözlerimle gördüm ama kendi seçmenine, halka değil. Gazetecilik yaparken de, partide çalışırken de hatta derneklerde gönüllü çalışırken de bunları gördüm, yaşadım. 
Yakında bunları daha şiddetli yaşayacağız. Üzülüyorum tabii ki kimse bu şekilde yaşamayı haketmiyor bu ülkede. 
#büyükçekmece #etkinlik #belediye #batik #elsanatları 








 

Pazartesi, Şubat 07, 2022

Farklı olan niyet ve yürektir..


Bol doktorlu bol hastaneli bir haftaydı. #akıllıilaç ağır gelince doktorum değiştirmeye karar verdi. 4 günde 3 gün hastanedeydik. Sonra da dinlendim evde. Çok güzel bir hediye aldım yılbaşında çocuklarımdan 🙂 uzun süre paylaşım yapamayınca  koymamıştım buraya. Takılarımı arada çıkarıp düzenliyorum.#Akik takım  olan 19 yaşımdan,onun yanındaki büyük #akik #yüzük en sevdiğim. Siyah #oniks ve #yeşiller #Fethiye'den. Resimler onlar. 
Burayı bir çeşit günlük / arşiv gibi kullanıyorum. Kemoterapi de alkol yasak, içkilerim kutlama yapmayı bekliyor 😀 Canım bu aralar  #şekersizlokum istiyor. Alışverişimin çoğunu internetten yaptığım için arıyorum ama bulamadım daha. Şekersiz reçeller de alıyorum, onları sonra paylaşacağım. Maviş  kısırlaştırma ameliyatı oldu. Kar haftası 5 gün veterinerde kaldı. Ateş her zamanki gibi. Kemoterapi ilacının yan etkisi olarak vücuttaki kan çok düşüyor, bende bu hafta ekstra 3 ünite kan aldım. Halsizliğim biraz gitti. Kendime geldiğim gibi yatağımı kaldırdım. Hayata kaldığımız yerden devam. Şimdilik dinleniyorum ve yeni ve uyumlu bir akıllı ilaç için #gentesti yapılacak bu hafta. Şimdilik beklemedeyim. Baharı, bahçeyi  özledim.. #ortayakarışık #takı #gümüş #lokum #viski #nostalji #kanserlemücadele  













 



Cuma, Ocak 28, 2022

Biz büyüdük de kirlendi Dünya.

1986 ' da Büyükçekmece böyle bir kış gördü en son. Bu bahçe en az 50 cm, diğer tarafta kar  daha da yüksek. Biz tedavi yüzünden annemde kaldığımızdan, annem de Ateşi eve almadığından, biliyorsunuz bahçede yaşıyor. Gerçi en lüks ahşap firmasından bir evi, bizim kalorifer borularının geçtiği duvara dayanmış kulübesi yüzünden şimdiye kadar sıkıntı çektiğimizi söyleyemem. Ama Büyükçekmece'ye kar gelince tabii ki annem dayanamayıp Ateşi içeri aldı. Onun yanıma gelmesi beni çok mutlu etti şimdi ne yalan söyleyeyim. Gerçi salona ve yatak odalarına girmesi yasak. O zaten çok akıllı olduğundan asla mutfağa girmez. Burası eski plan bir ev olduğundan kocaman bir antremiz var. Çocuğum bizi bir şekilde idare ediyor işte. Ara ara kaçamak yapıp yanıma kaçıyor. Birde Mavişle beni paylaşamıyorlar. Bazen iki elim ikisinde oturuyoruz.  

Açık açık yazayım diyorum, bazen vazgeçiyorum ama bazen de aman artık kimsenin ne düşündüğü önemli değil, benim zor zamanıma sevinecekse sevinsin onlar bile umrumda değil moduna geldiğimden kendimi yazmaya ikna ediyorum. Ben burayı 17 yıldır yazıyorum. Hayatımın en zorlandığım, mutsuz ve umutsuz - şimdikinden bile umutsuz hissettiğim zamanlar mıydı ? Evet. - yazarak kendimi kurtarmıştım. Çünkü kendimi çok yalnız hissediyordum ve yazmak bana iyi geliyordu. Yine yazmak bana iyi geliyor, yazacağım da. 

Bir türlü yazamadığım şey günlerdir zor günler geçiriyor oluşum. Ben zorluk yazamıyorum, sanki onu yazarsam hayata havlu atacakmışım gibi geliyor. Bunu söylemek bile kendimi kötü hissettiriyor. Ama zor mu zor.. Niye yazıyorum..? Benim gibi bunu yaşam savaşı vermeden, daha başında farkedip hastalanmamanız adına yazıyorum. 

Bu üçüncü savaşım.. En son 11 ay kemoterapi görmüştüm. Şimdi biliyorsunuz tekrar tedavi başladı. 21 günde bir büyük kemo, sonraki hafta küçük kemo, sonraki hafta da dinlenme olur. Sonra tekrar başlar. Bu ilk kür. Salonda yatak açık, daha toparlanamadım.  Şimdi ilk iş toparlanıp, ikinciye hazırlanmak. Ağrı sızı davalarından kitap okuyamıyorum. Tv ve cep ile idare ediyorum. Kardan son randevu ertelenince de biraz tatil gibi oldu bana. 

Kapıya bile çıkılmıyor. Basında ne yazarsa yazsın, insanüstü bir gayret ve desteğe ihtiyaç vardı. İmamoğlu yalnız kalsın diye vatandaş olarak yalnız bırakıldık. Trafik kazası hariç kapanmayan Mimarsinan köprüsü üzerinde insanlar sabahladı. Yalnız ve güzel ülkem, yalnız ve güzel İstanbula dönüştürüldü. Halk karda sabaha kadar yürüse de bunları görüyor. Buraları 20 yıl sonra geldiğimde nasıl kurtarılmış bölge kalmış yavaş yavaş yazacağım. Hele bu kış çok vaktim olacak inşaallah. 

Her yerde yükselen ev kirası ve ev fiyatları hakkında yazılar okuyorum. Küçük yerlerde insanlar gelmeyin artık diye isyan ediyorlar.Oysa şehirde işi olmayan şehirde kalmamalı artık. Burada bahçeli evler içinde yaşayan ama buralı olmayan insanların daha çok olduğu bir bölgede oturuyorum. 
Hepimizin kocaman bahçeleri var. Bir çoğu evde yaşıyor, bahçeye çıkan olmadığı gibi, ilgilenende çok az. Sosyal hayatları yok, ancak memleketlisi varsa görüşüyor. Çoğunun memleketinde tarlası var, yazın o güzel bahçeleri bırakıp memleketlerine giden var. Söylemek istediğim eğer bu şekilde yaşayacaksan şehir hayatını sen zaten orda kal. Memleketinde İstanbulda yaşıyorum demekle İstanbul' u yaşamış olmuyorsun. Yanlış anlamayın bu evler öyle ucuz evler değil, tripleks, villa tipi evlerden bahsediyorum. Çoğu ya özel okul ya da iş yeri, klinik olan yerler. Kapılarından geçiyoruz - şimdi gezdiremiyorum Ateşi - bana köpeği kaldırımdan yürütme diyecek kadar malına düşkün ama bahçesine bir 
  tane çiçek ekmeyecek kadarda doğayı seven ev kuşları. 
Yazın yolda su patlamış ama içten.. Bizimki dahil, iki bahçeyi su bastı. Ben üç kere ekip çağırdım, kazdırdım, bir evin kuyusu içinde taşıyor, bizimki bahçede ama eve uzak. Para vermesinler diye konuşup sorunu çözemiyoruz, oysa belediye ekibi yapacak kazıyı. Konuşup sorunu çözemedik. Sular bahçeleri bastı, onlar evin altından motorla su çıkardı, bizde sular evin kapısına yaklaştı, üç gün onların başvurmasını bekledik. Burada anlatmak istediğim, malın mülkün olacak, şehrin içinde yaşayacaksan o şehrin gereği gereken şartlarına da para harcayacaksın. 
Şimdi yavaş yavaş bahçeli evleri Araplara satıp, daha ucuz semtlere kaçıyorlar. 
Bu arada burada yaşadığımız ilk ramazan bayramı arifesi iki genç adam ellerinde kutularla bahçeye girdiler. 
Ben genelde bahçede olduğumdan karşıladım ama tabii ki tipler kayık, ya da ben sevmiyorum diye bana öyle geldi bilmiyorum. Ben bir şeyler sattıklarını düşündüğüm için nasıl yardımcı olabileceğimi sordum. Onlar ellerindeki kutulardan bana yarım kiloluk çok güzel bir tatlı kutusu bırakıp, bayram ikramı gibi bir şey söyledi. Biz İstanbulda büyüdüğümüz için öyle bayram mayram bilmeyiz. Bedava olursa da adamı bir dövmediğimiz kalır. Ya ilaçlıysa, bayıltıp eve girerse, hırsızlık yapmak için ön araştırma yapıyorsa diye adamları bir kovmadığım kaldı. Ateş çok havlayınca onlarda zaten çok oyalanmadı. Ama İngilizce konuşmamızdan hatırladığım, komşuyuz ve size geldik kısmını çıkarınca aslında yanımızdaki villaya yeni taşınan Arap komşularımız olduğunu tahmin ettim ve çıkınca o tarafa gitmelerinden anladım. Bu arada annem tatlıya bayıldı, ben insan olarak kendimden utandım, sokakta  oynarken kırk yıl önce annemiz işten gelene  kadar bizimle ilgilenen, bizi aç bırakmayıp evde kek yapıp, karnımızı doyuran eski İstanbullu komşularımızdan utandım, babaannem eski İstanbul' u anlatırken ve o İstanbul benim çocukluğumdaki İstanbul' a 80 yıllık bir mazi basarken ben daha babaanne olmamış 50 li yaşlarda İstanbul'un bu kadar değişmesinden utandım. Biz biraz daha büyüseydik de biraz az kirlenseydi Dünya... 

Perşembe, Ocak 20, 2022

Babam..


Bir resimlerin kaldı, birde içimde bitmek tükenmek bilmeyen özlemin... Babam..❤️
20.01.2019 / 20.01.2022 

Üç yıl oldu. O kadar yalnızlıkmış ki babasız olmak, zaten en büyük korkularımdan biriydi her zaman. Onunla geçirdiğim yıllar için her zaman şükrediyorum. Annemle sık sık onu konuşuyoruz. Ne kadar iyi bir koca ve baba olduğunu, onu tanımakla ve yaşamakla ne kadar şanslı olduğumuzu. Öğrencileriyle konuşuyoruz, aslında ne kadar sert bir öğretmen olduğunu ama ne kadar aslında herkese sahip çıktığını. 
Biz gerçekten çok şanslı çocuklardık, hem öğrencisi hem çocuğu hem de onunla dertleşecek kadar  hayatı paylaşabildiğimiz için çok mutluyum. Gerçekten tanımanızı isterdim. 
Her şeyden önce müthiş bir kız babasıydı. Herkes kız babası olamaz. Bizi inanılmaz özgüvenli yetiştirdi. Prensip dendiğinde bizim için akan sular durur, hem saygı duyarız hem de saygı gösterilmesini isteriz. Çünkü her şeyden üstündür. Prensipler sadece insani duygular için değişir. Birinin ihtiyacım var dediğinde onu asla yalnız bırakmamayı ben ondan öğrendim. Asla zor zamanları olan birini yalnız bırakmaz, ona en büyük anlayışı hep babam gösterirdi. Herkes için en güvenli insan dağ gibi duran babamdı. Ben bu kadar korkulan ve bir şey olduğu zamanda ona sığınılan insan görmedim hayatım boyunca. Yani düşünün 40 yaşlarında buluştuğum  sınıf  arkadaşım şu an gelse korkudan yanında sigara içemem, ama hayatımın diğer zamanlarında keşke hocam yanımda olsaydı diye aramışımdır diye duygularını paylaşmıştı. Bizim okulun yatılı bölümünden sorumlu müdür yardımcısıydı, 300 yatılı erkek çocuğuna hem hocalık hem babalık yapardı. 
 Artık kalmadı ama eski İstanbul kültürüyle büyümüş bir insan olduğu için her zaman onu bu minvalde gördük. İzmit depreminde gecenin üçünde dışarı çıktığımızda apartmanda herkes sokaktayken o balkondan ceket - kravatla  bize bakıyordu :) 
On yaşında beni bale seyretmeye, İstiklalde sinemaya, İnci' de profiterole,  fındıklı Beyoğlu çikolatası yemeye götüren ilk erkekti. Dans etmeyi ondan öğrendim. Plaklara ve kitaplara düşkünlüğümde ondan. 4 yaşında odamda özel kitaplığım vardı ve kitapçıya beraber gidip kitap seçerdik. 
Gazete kültürü ölünceye kadar devam etti. Hatta son gazetesini mutlu olsun diye ben aldım. Başucunda durdu ama okuyamadı. 
Anneme fiziksel olarak ne kadar benziyorsam, hissel olarak da babama o kadar benziyormuşum. Annem beraber yaşadığımız şu dönemde bunu sık sık itiraf ediyor. 

Yaşam kültürü denen bir şey var. Bu anlamda ben tam babamın kızıyım. Bundan da hep gurur duydum. İçki içmeyi, para harcamayı, girdiğim  ortamlarda nasıl davranmam gerektiğini ondan öğrendim. Beni hem serbest bırakıp hem de bir o kadar takip ettiğini de ancak çocuğum olduğunda farkettim. 
İyi bir baba olduğu kadar ondan çok daha iyi bir dede oldu. Üç torununa da aynı babalığı gibi bunu sonuna kadar da yaşattı. 
Onu sayfalarca yazabilirim. Onunla en iyi anlaştığımız dönem benim evlendiğim zamanlardı. Düşünün ki en iyi kahve arkadaşım babamdı. Evden çıkar, onunla kahve içip dertleşmeye yanına gider, haftada en az iki defa buluşurduk. ( Ben Bakırköyde o Büyükçekmecedeydi.) On yaşımdan beri Türk kahvesi yapardım onun için ve kahve keyfi benim için o ölene kadar çok önemli bir ritüel olmuştur. Fethiye' ye gittikten sonra da onunla balkon buluşmaları yapmak en sevdiğim zamanlar olmuştur. Orada da beni yalnız bırakmaması, her sıkıntımda yanımda olması, aynı zamanda bunu her çocuğuna uygulaması açısından benim için gerçekten idol olmuştur. Onun kadar iyi bir ebeveyn olduğumu iddia edemem ama gerçekten çok şanslı bir çocuk olduğumu iddia ederim. Bana hayatı böyle yaşattığı için de ona çok teşekkür ediyorum.

Baba.. Babam.. Seni o kadar çok özlüyorum ki bunu sayfalarca burada anlatsam bitiremem. Şimdi her özlediğimde elimde fotoğrafların  seni düşünüyorum. 
Ve her geçen gün seni çok daha iyi anlıyorum. 





Pazartesi, Ocak 10, 2022

Karavan Fuarı..

 

Bir şeyleri oturup beklemeye niyetim yok. Kendime göre yaşayacağım, bu yaz için planlarım olduğu doğrudur (kısmetse) 
Bugün biraz toparlanınca fuara kaçtım. Dinlene dinlene gezdim 🙂
Karavan Fuarı TÜYAP / BEYLİKDÜZÜ 
O kadar enerjisi düşük bir fuardı ki gezerken ara ara çıkayım mı diye düşündüm. Standlarda bir merhaba diyen  yok, broşür veren yok, ancak isterseniz veriyorlar. Bu davranışlarla bence firmanın fuara katılmasına gerek yok. Anlatırken heyecan duymayan biri zaten nasıl iyi tanıtabilir ki ? Bu bir yaşam tarzı. Ama son zamanlarda tatil yapmanın da bir ekonomik alternatifi. Belki  bu son ekonomik şartlardan belki de yaşam için  bir alternatif.. Bunları düşünüp ona göre insanları bilinçlendirebilecek bir fuar olmalıydı.Ruhu olmayan bir fuardı. " 
Ben kararımı verdim sanırım, favorilerim var 🙂