Cumartesi, Mart 24, 2012

Zaman hesapları nasıl aklında tutuyor..

Çok uzun zaman oldu gibi, oysa sadece on günü buldu yazamayışım.On günde çok yol aldım ben :) İstanbuldan eve döndüm,döndüğüm gibi de işe sarıldım.Koşturdum,koştum,çalıştım,konuştum,yoruldum.

Hemen her sabah Şatta yürüyüşlere devam ediyoruz.Yukarıdaki fotoğraf sabah doyamadığımız zaman birde eve gitmeden yürüyelim yürüyüşlerinden bir manzara.Fazla yazmak istemiyorum ama çok konuşasım var :)) Yani karşımda olsanız sabaha kadar anlatırdım,o kadar yani.Ares ayaklarımın dibinde,beraber oturuyoruz yatakta.Ben dizimde bilgisayar,tv yi de açmışım, kocaman bir sütlü nescafe içiyorum şu an.Biraz önce balkonu yıkadım.Kaktüslerimi suladım.Sabahtan börek alıp Günlükbaşından, Şatta beraber yedik Uzunbeyle. Denize karşı,çayımızı içtik.Yürüdük yine.O Karaağaç'a  gitti bensiz,işi var, benimde evde işim var,bu yüzden gitmedim.Ancak bugün evde kalabiliyorum,ev işi yapmayı özledim,ufak ufak bahar temizliği yapıyorum.
Buraya Bahar geldi hem :)) 

 Dün sabah bir şarkı dinledim radyoda, sevdiklerimi düşündüm.Allaha onları sevdiğim için şükrettim, ne kadar şanslı olduğumu düşündüm ve baharı kalbimde hissettim.Döküldü bir kaç damla,tutmadım.Mümkün olsaydı benim için kıymetli olan bir mücevher gibi saklardım da.Sonra her zaman yaptığım gibi sevdiğim parça bitene kadar inmedim arabadan.Elimin tersiyle dokunup aldım onları,indim büroda,bekleyen misafirim vardı,içeri girdim ve güne merhaba dedim...

İstanbuldan geldiğim gün günümüz vardı, hepimiz Mavikuştan olduğumuzdan adına mavikuş günü dedik.Hep çalışıyoruz ya bu sene evlerde de buluşalım dedik.Bizim için iyi oldu.(yukarıda) Hamsili pilav ve şehriye salatası vardı.Tatları çok güzeldi. 
Bu taze kabuklu bezelyelerden mısırunuyla  yapılmış bir yemek ,adını bilemedim ama tadı çok güzeldi,karadenizli bir evsahibine gittiğimiz belli oldu yani bu menüyle değil mi..?

Bunlar bebek şekeri için örülmüş minik patikler. Hanifenin torunu için Kadriye Abla yaptı. Etrafta bu kadar çok becerikli hanım olunca çekecek malzeme çok oluyor.
Ümit Hanım'ın Kemal Atatürk kolyesi. Çok beğendim ve çok özendim Arkadaşlar kurultaya gittiklerinde Anıtkabirden almışlar.Sırf bunun için Ankaraya gidebilirim :)


Bahçe mevsimi geldi, havalar düzeldi.Bu tarafı kışın elden geçirdik,şimdi yavaş yavaş çimler çıkıyor artık.

Yanda eski, tek katlı bir ev vardı, orayı bu sene satmışlar,muhtemelen yanımıza bir apartman gelecek.Müteahhiti komşumuz,geçen kış başında konuşurken ev yaparken aramızdaki ağaçları kesmeyin diye rica ettim.Benim tarafımda zaten iki ağaç var, onun taraftakileri de kesmezlerse güzel olur.Benden sonraki evler daha sıkıntılı, onlar 2. kattan direk evi görecek.Yine de diğer yerlere göre Çalış bu anlamda şanslı bir konumda.
buz çiçeği

kaz ayağı

mavi sümbül
Bunlar pembe ve bu hafta açtılar.Bende arada kesip büroya götürüyorum.

sukulent
sukulent kokteyl
limon ağacı
Geçen hafta Fethiye  kadın kolları etkinliklerinden.
Keçi Kitabevinde imza ve söyleşi
Üzümlü'den papatya tarlası
Bahar geldi demiştim ...
Üzümlü
taş evler- üzümlü

Üzümlü
4+4+4 eğitim-sen protestosu-Fethiye


Bu çanta bir arkadaşımızın,örnek olsun diye çektim.

Bu etamin Zehra'dan.Zen anneanne olacak,ona hediye yaptı, bornozun cebine dikilecek.
Bu battaniyede Zen'in torunu için,yaza bekliyoruz...
Mavi sümbül
pembe sümbüller

shanghai blues
Çalışta yazın çin restaurantları vardı ama kışın açık kalmadığından Hisarönüne gitmek zorunda kalıyorduk. Artık paket servis alabileceğimiz bir restaurant daha açıldı, bu da bizim gibi yazlık bir semtte oturanlar için çok önemli.Bizde geçen gece gittik tabii ki.Ben çin böreği çok severim,mutlaka ara sıcak börek alırım.Tavuk çorbaları sevmediğimden istemedim bazen mısırlı içiyorum gidince.
Biz genelde akşam eve gelince tekrar merkeze yemek yemeye gitmeye üşeniyoruz, bu yüzden bu tarafta ne kadar çok restaurant varsa kışın bizim için o kadar iyi.Her gece dışarıda yemiyoruz tabii ki ama yorgun olunca, bazen de keyfimiz yoksa dışarıda yiyeceğimiz zaman Çalışı tercih ediyoruz. Çoğu da müşterimiz olduğundan tanıyoruz.Kışın bu taraflar biraz da sakin oluyor,günün kalabalıklığından sıkıldığımızdan sakin yerleri tercih ediyoruz.
Bizde yenecek şeyleri Uzunbey seçer, çünkü ben o ne yerse özenirim,başkası  değil ama onun yediklerine özenirim.Çünkü bir şekilde gittiğimiz yerin spesyalini bilir ve onun yedikleri güzeldir.Bir çok tecrübeden sonra buna kanaat getirdikten sonra o ne yerse bende onu yerim.
sıcak tava-
Bir akşamüstü yürüyüşünden.Soldaki Mendos,sağdaki Babadağ.Hava güzel ama başları karlı.Sırf bu yüzden çektim bu resmi.
Karşıda Akdağlar.Görünen yer Çalış sulak alanı.Kuş gözlem yeri.
Çalış Plajı
Gün batımı-Çalış
Akşam güneşi- Çalış'tan Şovalye Adası
Talin'in bürosu.

Ahmet Beyin motorsikleti.
Geçen pazartesi akşamı Fatoş beni kırmadı ve beraber benim için turunç reçeli yaptık.Bunları kabuklarından rendeledik ve kavanoza şekerle koyup,keklere ve kurabiyelere eklemek için şekerleme yaptık.
Geleneksel turunç reçeli şekli böyle oluyor.Fatoş Sökeli. Çocukken ailecek toplanıp ,yengeler,teyzeler beraber topluca yaparlarmış, ben daha önce bir kere yapmıştım ama onsuz zor olurmuş.
Hale, kendine süper bluzler ve kıyafetler diker,giyer, böyle bizi özendirir...Toplantı sonrası gidilen bir keçi kitapevi buluşmasından.
Üzümlü kuzugöbeği basın toplantısı...
Gülsen Hanım vardı bir ara Ölüdeniz sanat evinde ,geçen gün görüştük elinde bir cep telefonu kılıfı, hemen çektim tabii.O birinin evden attığı dantel parçalarından yapmış bunu.Çok beğendik. Artık İstanbulda olduğundan az görüşüyoruz ama çok güzel şeyler bulup buluşturur,ara ara geldikçe görüşürüz.
Bu örgü kolye de Hanifeden.Sipariş yapıp satıyor.Çok güzeldi ama tekrar çekmem lazım,titretmişim.
Partiden sokak görüntüsü.Geldiğim haftadan sonra hava bir ara bozdu, sonra toparladı ve bizler direk kabanlardan kazaklara geçtik.Şimdide hava çok güzel,soğuklar bitti.İki gün önce İngilizler denize giriyordu Çalıştan.
Bu da Dükan krepi.Merak edenler için :) Arada yapmak iyi oluyor.Yulaf kepeği un gibi olunca bunu yapabiliyorsunuz.Yulaf ezmesi küçük küçük parçalardan olduğundan krep yapılmıyor,onu süte ya da yoğurda katıyoruz.Eğer çok yapıp her sabah yerim derseniz,fırında yapabilirsiniz ama ben seramik tavada bir seferlik yapıyorum,krep gibi değilde omlet gibi pişiriyorum.Krep tarifi daha önce yazmıştım.Bu omlet tarifi...
2 yumurta ,iki yemek kaşığı yulaf kepeği-un gibi olan hali- göz kararı bolca süt, koyu kıvamı sağlayacak kadar herhangi bir peynir rendesi, güzelce karıştırılır,arzuya göre baharat,ben karabiber ve pul biber ekliyorum, yağsız seramik tavada omlet şeklinde pişiriyorum.Hamur kabartma tozu eklenerek fırında da yapabilirsiniz,malzemeleri çoğaltarak koymanız gerekli.Böylece birkaç gün yenecek kadar yapmış olursunuz.Buzdolabından alıp,mikro dalgada bu boyutta 2 parça günlük yiyebilirsiniz.

Allahtan yazmak istemiyormuşum,birde yazmak istesem ne yazacağım merak ettim  :))
...
           4+4+4 e gerçekten dikkat...! 
Uyarıyorum,daha önce de çok yazdım ama bu sefer gerçekten önemli bir dönemeç noktasındayız yine.
İlköğretime  başlama yaşı küçültülmek isteniyor..! Zihinsel ve  bedensel gelişimi tamamlamamış çocukların okula erken başlaması çocuklara zarar verir.!
4 yıldan sonra veli isterse çocuğu okula göndermeyebiliyor, halk zaten kendine yardımcı,tarlaya işçi, eve hizmetçi kullanmak istediği çocuğunu okula göndermeyecek..!  Eskiden herkesin başbakakan olma ihtimali vardı,fakir halkın çocuğu artık bu eşitliği kaybedecek, destek bulamazsa okuyamayacak, kendi isteği dışında yerlere kaydı yapılabilecek ve bizler çocuklarımızı bu toplumda büyüteceğiz.Çocuklar hayata başlamadan onları evlere,tarikatlara,örgütlere teslim etmeyelim!
4+4+4 sisteminde ilkokuldan ortaokula geçilirken diploma verilmeyecek, bütün bu değişim sertifikalar için mi..? Neden diploma yok,bunu çözemedim ama yok işte. Bu kadar çaba bu kadar emek bir sertifika için mi..? 
Sağlık sistemi için çok yazdık, zaman ne yazık ki bizi haklı çıkarıyor, ortalık sağlık sistemi sorunlarından geçilmiyor,parasız sağlık sistemi masalına hala inanan var mı merak ediyorum.Şimdi sırada eğitim sistemi var, iki ileri bir geri bu sistemi kabul ettirmeye çalışacaklar, kanmayın, kanmayalım.

Not: 1 Hangi kafayla yazdıysam yazıyı en çok düzelttiğim yazım bu oldu. O kadar eksik kelime,yanlış vurgu hataları yapmışım ki inanamadım.Bir çoğunu sildim,cümleyi temizledim.

Not: 2   Yarın Çalışta 2. el pazarı var. 

Çarşamba, Mart 14, 2012

Ayışığında gezerken seninle yıkandım*

İstanbula bu gidişimin en güzel fırsatlarından biri Gülsen Hanımla buluşmam oldu.Diğeri de Berceste buluşmasıydı :))
Bir taşla iki kuş misali oldu... Önce Gülsen Hanımla buluştum.Gerek kitabını imzalatmak gerekse onunla tanışmak için gittim yanına.  Yapraklar bloğunun yazarı olduğundan blogdan tanışıyoruz ama aslında senelerdir tanışıyor gibiydik.Yani bana öyle geldi ama  o da bunu sık sık tekrarladı.Güzel bir gündü,ben ilk defa metrobüse bindim Avcılardan. Zincirlikuyuda indim,aktarma yapıp öndeki araca binerek Söğütlüçeşmeye kadar gittim.Oradan taksiye bindim ve Natiulus Acıbadem de buluştuk.Tam resimdeki gibiydi :) Beraber yemek yedik Kırkpınar restaurantta.İçimi okuyan insanlardan biri oldu, ben karşımda çok sevdiklerim olunca fazla konuşmam ,onları dinlemeyi tercih ederim. Daha çok iç seslerimiz konuştu,arada birbirimize anlattık,gözlemledik,sorguladık.Ben onu seyrettim,zerafetini,konuşmasını,anlatışını,onu etkileyenleri,kızdıranları, hayatını , o beni çözdü.O anlattı ben çözüldüm.Nasıl oldu bilmiyorum ama beni anladığını düşünüyorum.Akşam eve geldim, anneme anlattım, çok etkilendim dedim,çok sevdim dedim.Kafam karıştı neden bilmem ama kafamı karıştıranları severim dedim.Ona da söyledim bunu :) Garip gelmedi tabii ki belliydi ama hoşuma gitti böyle kendimi anlatmadan birinin beni anlaması.Diyorum ya biz blog yazıyoruz ama o başka bir şey anlatıyor.Belki de hayatın şifreleri bilmiyorum.

  İlk defa Laz Böreği yedim :) Karadenizli ya, tatlı olarak onu tercih etti. Çayımızı içtik ve eve gittik.
 Evine ayrı bayıldım, kendisine ayrı.Her köşesinden bir güzellik  gözüken evin neresine bakacağıma da şaşırdım.Saatler nasıl geçti anlamadım.Bana kalsa sabaha kadar otururduk.İzin aldım fotoğraflar için,biliyor musun bu sardunyaları çekeceğini biliyordum dedi.Şaşırmadım :))  Geçmişten gelen bir esinti gibiydi,tanıdık ve sizi sarıp sarmalayan.İnsanları etkileyen bir yönü var onun,keşfedilmeyen. Anlatmak zor aslında,tanışmak lazım.Bırakmak istemedim, o konuşsun ben sabaha kadar da dinlerdim.
O çok merak ettiğim piyano...
Evinden sokak görüntüsü...
Böyle manzaralı bir evde oturduğunu tahmin etmiştim :)
Tanıdık mekanlar...
Annesi tarafından yapılmış bir etamin.
Ailecek sanatçılar zaten,evin her tarafında bu izlerden bulmak mümkün :) Mesela ağbisi Vedat Varol  nefis taş tablolar yapmış,hayran kaldım.Taşların orjinal rengiyle hemde.Bir köşe dolusu resim ve anılar.Zaten her köşe emek ve anı dolu bir ev,yaşanan güzel dakikalar,saatler.Diyorum ya anlatmak eksik kalır yaşamak lazım.
Vedat Varol'un taş tabloları yanında birde ölümünden sonra çıkarılan ve Gülsen Hanımın da çıkışında yardımı bulunan Rubailer kitabı var İş Bankası Yayınlarından.Duvarda ara ara şiirleri ve etaminlerde vardı.Evin her odasını gezmeme rağmen herşeyi görüntüleyemedim.Hem daha uzun konuşmak için hem de bunu kısa zamanda yapamayacağım için.Anlayın yani nasıl bir kültür yuvasına düştüğümü :))

etaminler
ahşap boyamalar
ama bu etamin  tablolar atlanacak gibi değildi.
Her ikisinide kendi yapmış.

Nefis bir mahlepli şarap ikram etti, İstanbul manzarasında içtik.
Hediye gelen güzel anılarını anlattı.Dedim ya masal gibiydi.O anlattı ben dinledim.Ben anlattım o dinledi ama yetmedi.Eminim daha saatlerce de otursak yetmeyecekti.Hava kararmaya yakın döndüm.Sadece dönüşte yer yer oturabildim ama farketmedi.Yorgun değildim.Dönerken bütün bir gün çalışan insanların başkalarıyla görüşmeye ne kadar az zamanı olduğunu düşündüm İstanbulda.Dönüşte iş çıkışına rastladığımdan hep belli bir tarz giyinen ve daha genç insanların oluşturduğu bir kalabalık vardı.Onları inceledim, dinledim.Metrobüste 3 kız mesela aşk hayatlarından olabildiğince serbest konuşuyordu.Çakkıdı çakkıdı sakız çiğner gibi bir sesle hemde.Bir ara yurdum teyzeliği yapıp laf söylemeyi bile istedi canım.Birde amma meraklısı var telefonla sesli konuşmanın.Başkalarına rahatsızlık vermek umurlarında değil,bütün hayatlarını konuşmak zorundalar mı bilmiyorum.Acil bir kaç kelime konuşup kapatır insan.Toplantılarda birde açıp toplantı halinde konuşanlara gıcık oluyorum.Sana telefon gelmişse ki telefonunu kapatmamışsın madem, kalk bir zahmet dışarıda konuş,şekilden şekile girdiğini seyredip  sesini dinlemek zorundamıyız biz.-Aklıma gelmişken yazayım dedim :) Bir tanede benim  koltuğumun arkasında dikilen kıza geldi telefon.Anladığıma göre bir yere senedi var,ödememiş,kefilini aramışlar ,ona sinirlenmiş, zamanı geçince onları arayıp şu gün getireceğim burda yokum dememiş,kefili arayınca da kızmış onlara. Onu arayıp rahatsız etmeyin diyor, sayesinde herkes durumu öğrendi. Nesi var ki şimdi bunun diyebilirsiniz ama yorgun argın evine giden biri bunu dinlemek zorunda değil ki..Otobüslerde insan müzik dinlemeli, insanların telefon konuşmalarını değil.Birde telefon çalınca herkes dinliyor, ben mesela konuşamadım, o kadar sessiz evet ya da hayır demişim ki karşımdakiler sonra görüşelim diye telefonu kapattılar :) Geldiğimden beri bu yazıyı yazmaya çalışıyorum.Çarşamba akşamı yola çıktım.Geleceğim gün birde hastalandım ki sormayın. O gün yattım evde öğleden sonra,hasta hasta geldim.Geldikten sonra da Uzunbey hastalandı ben iyileşmek zorunda kaldım.Perşembe dinlenmeye çalıştım, kendi aramızda günümüz vardı oraya gittim,cuma arabamı sattım, yine kahve günümüz vardı oraya gittim. Akşamüstü üzümlü kuzugöbeği festivalinin komitesindeyim bu sene,arkadaşlar ısrar edince yardıma gittim.Her cuma akşamüstü komite toplantımız var,oraya gittim.Bu sene festival 13-14-15 nisan da.Benim bildiğim Türkiyenin ilk kuzugöbeği mantar festivali.Bu sene 4. sü yapılacak.
Cumartesi CHP kadın kollarıyla  önce kılçadırda MHP kadın kollarının keşkek gününe gittik,daha sonra da Keçi Kitabevinde kitap imza ve söyleşi vardı oraya gittik.
Pazar günü uzunbeyle üzümlüye gittik iş için, gelip eve attık kendimizi akşamüstüde yürüyüşe gittik hava kararınca. Pazartesi  araba aldım,arabam tamirdeydi ya uzun süredir,tamirden çıktığı gibi de sattım.Çünkü Fiat yenilediği parçanın garantisini vermiyor, küçük bir parça için tüm direksiyon takımını değiştiriyor hatta fabrika hatası olduğunu kabul ediyor, ama bunu resmi olarak kabul etmediği için arabanın üçte bir fiyatına da tamir parası istiyor.Yani diyorum ki Fiat Panda alacaklar, arabanın direksiyon sisteminde fabrika hatalı ürünleri var, bunu şimdilik (!) kabul etmiyorlar, ama biz avrupa da yaşasaydık bunu ücretsiz değiştirip, arabaları fabrikalara geri çağırıp yapmak zorundaydılar,oysa bunu adamlara kabul ettiremiyorsun.Buradaki servisleri de bir kibar bir kibar sormayın gitsin, lütfen işimizi hallettiler,hatta azarlayarak.Genel merkez bizimle ilgilenmeseydi rezil olacaktık.Anadoludaki çoğu kazma müşteri temsilcileri yemin ediyorum İstanbulda işsiz kalır.Allahtan Uzunbey muhatab oldu, ben bulaşmak zorunda kalmadım.Kolay ödeşemem bilirsiniz :))
Neyse bu yazıyı gören bir allahın sevgili kulu Fiat yetkilisi varsa bu önerimi dikkate alsınlar,küçük bir araştırmayla dediklerimin doğru olduğunu görecekler. Yoksa uzun vadede marka güvenirlilikleri tuzla buz olacak..!
Marka demişken şu bankaların kredi kartı üyelik aidatlarıyla ilgili bir dilekçe yazıp kart numaranızı ve bilgilerinizi ekleyip (dilekçe örneği bende mevcut,mail atarsanız yollayabilirim) bağlı olduğunuz kaymakamlıklara kart ücretini gösteren ekstrenizle birlikte götürüp başvurabiliyorsunuz.Ben yapacağım, yapmak isteyenler olursa diye bilgi vereyim dedim. - Bankacı dostlar bundan hiç hoşlanmıyorlar biliyorum ama paramız cebimizde kalsın ki yeni harcamalar yapabilelim :)) 

Beykentten Büyükçekmeceye  iniş. Bu yolu seviyorum.Hele gün batımında çok güzel oluyor.
Burcunun evinden örgü yastık.Ben çekip bloğa koydum,annemde benden habersiz çekip koymuş.Anneannemin ördüğü yastıklarmış burcunun çeyizi için.İki sabah kahve içmeye gittim Burculara.Eşi ameliyatlı diye bize gelemediğinden annemle eşinin doğum gününü de hep beraber ailecek kutladık.
Berceste benim eski blog arkadaşım.Uzun zamandır blogdan tanıyorum ama  yüzyüze ilk defa görüştük. Nasıl buldun beni dedim,aynı  blogdaki gibisin dedi.ben blogdaki halimi beğenmiyorum ama ne demek istediğini anladım, çünkü bende onu aynı düşündüğüm gibi buldum :) O doğal ve doğallığa çok önem veren biri. Bu derecede doğaya hassas olması çok hoşuma gidiyor.Bazen forumlarda bazen farklı ortamlarda beraber oluruz.O senelerdir hep aynı duruşta yoluna devam eder.Ben onun aynı yazdığı gibi olduğunu gördüm.Çocuğuna aldığı oyuncaklardan yaptığı ikramlara kadar organik beslenen biri o.Benim için yaptığı erik ekşili kısırı ve pancarlı keki sizinde tatmanızı isterdim.Tariflerini onun sitesinden bulabilirsiniz ama ben onu ve misafirperverliğini hiçbir zaman unutmayacağım.Uğur Böcüğü'nü  ve tatlı sohbetli annesini de :) Yastık onun eseri,annem beni almak için uğradığında iyice inceledi ve elde kırkyama yapmanın ne kadar zor olduğundan bahsetti.Görüntüsü de aynı resimdeki kadar güzel bu yastığı ve ikramları çekmek için ayrıca izin aldığımı da belirtmeden geçmeyeceğim.Bir dahaki buluşmamıza kadar vedalaştık ve klasik İstanbullular olarak aramızda Akdenizden  tanıdık hemşerilerimizi bulduk hemen :)  Erik ekşisini ve organik diğer malzemeleri airport alışveriş mrkezinde kurulan organik pazardan alıyormuş,o bölgede yaşayanlar için bilgilendirmek istedim.
Pancarlı kek ve erik ekşili kısır.Birde nefis börek.
Yollardan görüntüler.
Annemin doğumgününde üç ayrı yerde pasta kestik.Bunlardan biride Burcunun işyeriydi.Bu da masası :) Çektiğimden haberi yok çünkü biz gittiğimizde çok yoğundular.Bir etkinlik başlangıcıydı,koşturarak kestik,yedik,içtik.
Benim eski çeşme,pencere,merdiven, kapı çekme hastalığım vardır.Bu çeşme Posta Başında caminin yanındaydı.Üzerinde arapça harfler de vardı.Biraz araştırınca caminin Fatih Camisi, çeşmeninde Süleyman Ağa Çeşmesi olduğunu öğrendim.Büyükçekmece öyle tarihi bir yerki zaten arada bu çeşme gibi bir sürü yer bilmeme rağmen bu kadar eski olduğunu bilmiyordum. (1273 senesinde yapılmış)
Kanuni nin Mimarsinan'a yaptırdığı Mimarsinan Köprüsü-biz çekmeceliler Mimarsinan köprüsü diyoruz da aslında sultan süleyman köprüsü diye geçiyor- yanında Sokullu camii ve Kervansaray var.O kadar büyük ve etkileyici eserlerin yanında bu çeşmeyi atlamışım şimdiye kadar.Burcunun iş yerine gitmesek farketmeyecekmişim de :)) Oysa Postabaşında arkadaşım otururdu,çok giderdim o bölgeye.Neyse böyle güzellikleri arada keşfetmek bile güzel.

Hep Fethiye taraflarında yemek yazmayacağı ya, kuzu kokoreçte sahilde iyi bir isim Şükrü Usta, sahil yolunda Albatrosa gelmeden, bir gece fast food niyetine gittik.Güzeldi.

Kuzenim Berna'nın kedisi.. Likör Bey :) Evin prenslerinden biri.Annemin doğum günü gecesi gittik,3. pastayı da orada kestik beraber.Emekli müzik öğretmeni ama şimdi tanınan  bir üniversitede danışmanlık yapıyor.
Sanırım Ares'in kokusunu aldı benden, beni  hem sevdi hem de fazla sevdirmedi  kendini.
Çağıl'ın babamlardaki odasındaki etamin ,annem asmış.Burcu yapmış olabilir,hatırlayamadım.
Çağıl'ın kitaplığı aynı zamanda benim çocukluk kitaplığım.Gözümü açtığımda bu kitaplık vardı, 4-5 yaşından evden ayrılana kadar kullandım.Benden sonra Çarli ve Burcu kullandı şimdi benim çocuğum kullanıyor,aklıma gelseydi  alabilirdim o kadar çok severdim bu kitaplığı.Ağzına kadar Çağıl'ın sektör kitapları mevcut.

Öndeki Albümdekiler kitabı Gülsen Hanım' ın benim götürdüğüm hariç Çağıl için bana imzalayıp hediye ettiği kitap.Çağılla son gün görüşemediğimiz için elden teslim edemedim. Annem, babam  ve Burcu da okuyacağı için açıkta bırakıp geldim.Bu arada kitabı onunla tanıştıktan sonraki gün bir gecede bitirdim.Ertesi gün uykusuz dolaşmama değdi doğrusu :))

Aradaki eski kitaplar benden olduğundan çok hoşuma gitti.Benim imzalı kitaplarım çoktur ama Çağıl istediği kitabı kitaplığımdan alma izni olan bir kaç insandan biri olduğundan bazılarını aldı..Yakında kendi kütüphanemi de en yakın fırsatta görüntülemeyi düşünüyorum şu an iki ayrı kütüphanede düzensiz biçimde durduklarından görüntüleyemedim.
Günlerdir yazıyı yazmayı düşünüyorum ama bölük pörçük yazabildiğimden bitiremedim.
Geleli yarın bir hafta olacak.Genelde alışverişlerişlerimi yazmam yani fiyat yazmamaya çalışırım.Uygunsa yazıyorum. Bu gidişimde iki güzel marka keşfettim.Biri Perlavista da Artistic diye örgü -triko modelleri büyük bedenleri de  ve değişik hoş modelleri olan bir mağaza , diğeri de Migros Avm de üst katta  Love My Body  diye bir marka. Adil Işık 'ın +beden markasıymış ben son bir kaç gidişimde gördüm. Fiyatları M&S ve Faik Sönmez 'den daha uygun ve daha genç kesime hitab ediyor genelde. Ben alışveriş yaparken ortaya karışık gidiyorum gerçi ama değerlendirilebilir bir marka.Son zamanlarda elbise ve eteğe sardığımdan değişiklik arıyorum.
Dükan şimdilik aynı konumda devam ediyor.Arada bozuluyor, o eski disiplinli halime hala dönemedim.Dönmeyi istiyorum ama göründüğü kadar kolay olmuyor.Yani insanların bana dediği gibi bir on sekiz daha ver demek kadar kolay değil o durumlar.Genelde bunu söyleyenlerin ya kilo problemi yok, ya da kendisi toplamda beş kilo verememiş biri.Bunları duymak için diyet yapmadım ben.Kilo verince de kurtulamıyorsun, en azından bu muhabbeti açanların o anki ruh durumuma göre aldığı enteresan cevaplar olabiliyor, onlarda söylemesinler.Bence herkes kendine bakmalı, ben kimseye gidip çok zayıfsın biraz kilo al demiyorum.Rahat bırakın artık bir ya. Düşün yakamdan.
Bugün Talin'in doğum günü.Aslında bu gece toplanıp hep beraber kutlayacaktık,sonra yarın akşama erteledik.Yarın akşam  Zen'de kutlayacağız.
Büroda stajyer bir öğrencimiz var.Onun doğum günü zamanı burda yoktuk, bende madem geçirdik beni de bekleyin deyince bugün pasta kesmeye karar verdik.Biraz sonra Gamze için doğum günü yapacağız.
Ben  geldim,tam gaz işlere girdim. Annem Bakırköyde koroya gidiyor, bu pazartesi gündüz gidip  Kars'ta konser vereceklerdi, kar yağışından pazartesi gidemediler,mayısa ertelenmiş.Burada da arada yağış oluyor ama kar yüzünden gidemeyecekleri hiç aklıma gelmemişti.Konser kıyafetlerini bile  beraber hazırlamıştık İstanbulda.
Ruhum çoktan bahar turlarında, artık havalar düzelsin istiyorum ve  kendimi denize  atmak için sabırsızlanıyorum.Geçen sabaha karşı ilginç bir rüya gördüm.Ankara da oturan bir arkadaşımın oğlu var, kızı yok, bahçede oturuyoruz, ben eşine çok benzeyen kızıyla -bu arada eşini hiç görmedim- bir canciğer kuzu sarmasıyım sormayın.Sonra telefonumu kaybediyorum ve onu arıyorum bahçede. O heyecanla da uyandım. İlk yorum önemli ya Fatoş oğlunun eşine benzeyen biri ile evlenebileceğine yordu.Kendisine ulaşabilirsem anlatacağım :)
*Başlık bu sefer benden :)

Salı, Mart 06, 2012

Seveceksen; yalnız kaldığında aklına geleni değil, hiç aklından çıkmayanı seveceksin... *

Geldiğimde hava böyleydi, daha doğrusu kar soğuğu vardı.Bugünlerde güzel,ben gidene kadar da bozmasın. Zaman çabuk geçiyor.Daha buralardayım.Çağıl ara da gelip bizimle kalıyor.Bugün Burculara gittik.(Bunları pazar akşamı yazdım)
Pazar günü Çağılla alışverişe gittik Torium'a.Kaban baktık, spor ve yaşına uygun ama kumaş.Bir sürü dükkan gezdik,kadınların mağazaları ağzına kadar doluyken erkek mağazaları bomboştu.Her model birbirinin tıpatıp aynısı, fiyatlar da hemen hemen aynıydı.Bu modelleri hep aynı insanlar mı çalışıyor..? Çok komikti.Biraz teksil sektöründe bilgim olsa ahkam kesecektim ama pek bildiğim bir konu değil.Gerçi bilmediğim konuda ukalalık yapabilecek kapasitem var ama yapmadım. :) 
Beykent Koska' nın müdavimi olduk. Gündüz saat 3 ten sonra indirimliydi birde,hoşuma gitti,hem taze hem de indirimli olması.Şimdi sıkı durun size alışveriş merkezlerini çekiştireceğim.
Perlavistada  Deichmann bu gelişte en uyuz olduğum mağaza oldu. Satıcılar ilgisiz,hele bir tanesi vardı ki, bana şu cümleyi söyleyip durdu, " burası self servis bir mağaza, LC waikiki gibi ,kendiniz numaralara bakıyorsunuz, oraya gidin bakın, bilmiyorsanız öyle gelin, oh oh ben böyle temsilciyi çiğ çiğ yerim,anneme dua etsin, yanınızda yorgun ve balık burcu kadınıyla kapışamıyorsunuz, almaktan vazgeçtim dedi ve çıktı dükkandan. Bende çıkana kadar söylendim.Niye kızdım..? Çünkü elimde ayakkabı 3 görevliye yanaşıyorum,iki dakika önce bana o ayakkabıyı verip kaçan bu görev coşkulu arkadaş beni bırakmış,en üst kattaki ayakkabıyı almam mümkün değil,ona ihtiyacım var,elimde ayakkabı dükkanda dolanıyorum.Dükkanın öbür yakasında onu buldum,yanına giderken başka görevliler size onu kim verdiyse onunla konuşun diyorlar.Ha anladım,işe girer gibi ön elemelerden geçip bu insanlara soru sorma hakkımız var.Neyse yanına yaklaşıyorum ve bu arkadaş diyorum.O da ne benimle kendisinin konuşmadığını iddia ediyor.Arkadaş sensin o, biliyorum,bir ihtimal ikizi var diye susuyorum.Yanından gitmeyince evet ben ilgileniyorum diye diğerlerine cevap  vermek zorunda kalıyor.Ben sizi stand stand aramak zorunda mıyım diyorum.O da bana burası self servis bir mağaza, siz hiç burdan alışveriş yapmadınız mı diye beni fırçalıyor.İçimden en üsteki rafa uzanmak yerine çocuğu oraya göndermek geçiyor.Annem bana ben vazgeçtim demese yapacağım,söyleniyorum.Söylediğiniz mağazalardan ben alışveriş yapmıyorum,çıkmamı mı istiyorsunuz yani dükkandan diyorum.Gidin bakın, sonra gelin alışveriş yapın diyor.Çocuğum, ben zaten senin kadar alışverişi bilmiyorum, herşeyi-burada her bo.u demek isterdim ama diyemedim-kahretsin bazen ağzımdan kötü laf çıkmıyor- biz hiç alışveriş yapmıyoruz,sen herşeyi biliyorsun diyorum.Dükkandan çıkmaya çalışıyorum,ben hala sinirliyim,bu da beni yanlış anladı, şimdi ne demek efendim diyecek diye beklerken hiç sesi çıkmadı.Hatta çok memnun oldu, eminim.Allahım,biz mi enayiyiz, ben hiç bir müşterimi ofisten böyle yollayamam,bunlar neye güveniyorlar böyle, ne olmuşlar, Deichmann bu müşterileri temsilcilerini çok mu aradın..? !!!  Perlavista güzel, Deichmann asla girilmemesi gereken bir mağaza...

Ordan çıktık, Perlavista Bambi de fiyatlar yazılmamış, yeni açıldı ama indirimde diyor,iyi de nerden bileceğiz.Oysa Migros Bambi de fiyatlar belli ve kocaman harflerle yazılmış.Diğerinin aksine satış temsilcisi kibar ve ilgili.Tek eksiği fiyatların yazılmaması.

Birde Migros İnci'ye bir girdik nasıl sigara kokuyor.Yüzde binbeşyüz eminim sigara içiyorlar içeride.Söyledim tabii ki ,bu konuda biraz uyuzumdur.Sigara içmediğimden kapalı ortamlarda içenlere uyuz oluyorum.Hatta izin alıp bir tane içebilirler ama böyle alttan alta iç,sonrada karşındakini kandırmaya çalış,hakaret kabul ettim bir kere.Bana migros yangınından beri etrafın böyle koktuğunu söyledi görevli.İyi de sadece siz kokuyorsunuz,yangın burdan mı çıktı diyecekken !  çıktım dükkandan.

Annemle Perlavista Polaristeyiz, mağazada topuklu  leopar bir ayakkabı gördüm,onu deniyorum,ben çok sevmem u markayı  ama ayakkabı leopar olunca bakmak istedim.Neyse liseden okul arkadaşımı gördüm,sohbet ettik, babası da annemlerin öğretmen arkadaşıydı, ayakkabı baktık, sonra çizmelere bakıyoruz bu seferde annemin öğretmen arkadaşlarını gördük, onlarla da sohbet ettik, genç delikanlı satış temsilcisi yanıma yaklaştı,kibarca sizin tüm tanıdıklarda burdan alışveriş yapıyorlar diye bana laf attı :) şimdi yaklaşım bence çok samimi ama bir o kadar da gülümseten ve rahatsız etmeyen türden :) Beraberce gülümsedik,ben, biz eski Çekmeceliyiz tanıdığımız çok dedim ama esas çıkarken gelecek günümüzü burda yaparız artık diye laf atacaktım , başı kalabalıktı, kıyamadım.İşte böyle samimi ve candan ol,canımı ye, öyle kazma satış temsilcilerin olursa ben de bir daha zor girerim mağazana.. Hatta girmem Perlavista Deichmann.
İki blogger arkadaşımla buluştum,alışveriş yaptım,annemlerle kahvaltı keyfi yaptık bol bol,Türk kahvesi içtim, simit yedim, hayatımda ilk defa metrobüse bindim, hatta İstanbul kart aldım,İETT ye bindim, pazara gittim,teyzeme ve Burculara gittim,yarın sabahta burcuya gideceğim.Geç yattım,erken kalktım.Araba kullandım,Beylikdüzünde iş kovaladım.Gelmeden daha Çağıl'ı özledim.Atahan bana gitar ve armonika çaldı.Çarliyle görüştük.Kahve falı baktılar, güzel şeyler çıktı.Bol bol etrafı seyrettim.Gezdim.
Fotoğraf çektim. (İnnovia 2) Yeni yerler gördüm,yeni şeyler öğrendim...
Kafamdan üç tane yazı yazdım,sildim, en sonunda oturup aklıma gelenleri yazdım.

* Başlık : Can Yücel

Bugün Annemin doğum günü.Aslında işlerim bitti ama bugün onunla olmak adına gitmedim daha.Doğum gününü kutluyorum buradan ve çok güzel günler borçlu olduğum,  pozitif  bakışlı ,şefkatli annemin doğum gününü kutluyorum buradan. Anneciğim iyi ki doğdun :)) Seni çok seviyorum.