Cuma, Ekim 11, 2013

Seni Gökçeada'da sevdim 1

Bu yazıyı hazırlamıştım ama bir türlü yazamamıştım.Gezdiğimiz güzel yerlere haksızlık olacağından yazmaya karar verdim.En azından fotoğrafları paylaşsam ne kadar güzel bir yer olduğunu sizde görmüş olursunuz ve gezimizin ne kadar güzel geçtiğini..
Bu yazı bir Gökçeada (İmbroz) yazısıdır...
Biz, Fatoş'la ben yani, cuma geç vakit yola çıkacağız diye düşünürken bir telefon geldi ve akşam üstü yola çıkacağımızı söyledi turun yetkilileri.Sabah erkenden Gökçeada'ya kalkan feribotu yakalamak istedikleri için akşamüstü yola çıktık Fethiye'den ve sabah altıya doğru Çanakkale'ye yaklaşırken Annem'le telefonlaştık.O sabahın erken saatinde sırf benimle olabilmek için feribota çıktı ve karşıya geçerken eşlik edecekti bize.Oysa kendi aralarında konuşmuşlar ve o gün onlarda Gökçeada'ya gelmeye karar vermişler..Annemde bizim otobüsle karşıya geçti ve onlar gelene kadar bizimle zaman geçirdi.Gökçeada'ya geçerken genelde konuşulan adanın ne kadar ağaçsız gözüktüğü idi.Oysa ben annem yanımdayken çöl görsem vaha görmüş gibi hissediyordum :) Mayıstan beri görüşmediğimiz için ,etrafa bakıp,karşıya geçene kadar konuştuk.
Burası Boğaz.
Gökçeada limanı yerleşim yerine uzak,oraya araçla gidiyorsunuz ve deniz görmeyen bir merkezi var.Biz ancak 3 köyü gezdik,oysa gezilebilecek daha çok yer var.Annem daha önce gittiğinden bana rehberlik yaptı ve anlattı.
Meydanda Apurna Şurubu denilen  şurubu içtik.Sanırım orman meyvelerinden birinden yapılmış bir şuruptu. Rum kültürü adada her şeye hakim ama bu öyle bir yansımış ki, yaşanmışlıklarla beraber güzel,naif bir hava yaratmış adada.Köyleri gezdikçe bunu daha net algılıyorsunuz.

 Biz merkezde meşhur olan  Rum  hanımın tarifi olan sakızlı kurabiyelerinden -efibadem-yedik,kahvelerimizi içtik.Sonra Annemin Çanakkale'de kaldığı akrabalarımız geldi.Onlarla beraber Kaleköy'e geçip deniz kıyısında oturup yemek yedik.Oteldekiler ise serbest zamandan yararlanıp denize gitmişler.Biz onlarla bayağı oturup sohbet edip, köy gezileri için otele döndük.

Kaleköy 
Kaleköy deniz kıyısında restaurant ve cafeleri olan küçük bir köy.
İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nin Uygulama ve Araştırma bölümü'de bu köydeymiş.(Öğrenciler için koydum)
Otelden Gökçeada merkez görüntüsü.
Odamız..Otel fena değildi,zaten tek oteldi merkezdeki. Kale palas otel. Ben genelde pencere tarafını tercih ederim, yani Uzunbeyle tatile çıktığımda.Bu sefer yatak seçimini Fatoş'a bıraktım ve uzun süredir ilk defa bir arkadaşımla aynı odayı paylaştım :) O pencere tarafını seçmiş çünkü benim bavulumu! koymam için bir sehpa vardı o tarafta rahat edeceğimi düşünmüş,sesimi çıkarmadım ama onun  beni düşünmesi içimi okşadı. Benim arkadaşlarımın hepsi böyle gerçi :) Çok şanslı biriyim ben bu bakımdan.Genelde birkaç yaş benden büyükler ama hepsinin ayrı ayrı çok güzel özellikleri var.(Annemle babam  geldiğinde Fethiye'deki arkadaşlarımı özellikle  sevdiklerini belirtmeden geçmiyorlar.)

Otelin konaklaması kahvaltısından iyiydi.Bence  kahvaltılarına daha özen gösterebilirlerse çok daha iyi tanınan bir otelleri olabilir. Biz akşam yemeğini dışarıda yedik,otelde sadece kahvaltı ettik.

Bavul kısmını özel anlatmam gerekli, Fatoş bir sırt çantasıyla tura çıkabilen biri,tura gitmeden önce bana bunu uzun uzun anlattı,bense içimden benim bavulu görünce ne yapacak diye kıs kıs güldüm içimden :))Sonra içimi mi okudu ne, gitmeden  son akşam bana sen neler alacaksın diye sorunca döküldüm. Ben 3 gün için 3 günlük kıyafet ve 3 gece ayrı kıyafet alırım dedim.Her gece aynı kıyafeti giyemem. 1-Gündüz çok terlerim 2- Aynı kıyafetten sıkılırım.3- Yeterli kıyafet almazsam moralim bozulur.
O da beni yalnız bırakmamak adına yanına bavul olmasa da küçük bir çanta almış ama yok ben sıkıldım bu işten bana göre değil diye tur sonunda isyan etti.Bence de herkes nasıl mutlu oluyorsa öyle gitmeli.Neyse iyi bir oda arkadaşıydı,ara ara gözlemlerimi ve benim takıntılarımı ayrıca paylaşacağım :)) Umarım sıkılmamıştır.


Oteldekilerle buluşup köyleri keşfetmeye çıkınca köylerin her birinin merkezden kat kat güzel olduğunu keşfettik.Önce Dereköy'e gittik.
Gezide bol bol fotoğraf çekmişim :) Fatoş..
Dereköy..

Gökçeada'da her sene yapılan Meryem Ana Panayırı için etkinlikler düzenleniyor.Biz gittiğimizde panayır yeni bitmişti ama Dereköy'de yapılan kurban kesimleri bu binada törenlerle yapılmış.
Birde eski yağ fabrikası vardı,artık harabeye dönmüş.
Pencere içindeki keçiyi oradan geçerken herkes resimledi.
Nasıl da güzel duruyordu kapıda, çekmeden geçemedim.
Dereköy'den sonra Tepeköy'e  geçtik. Dereköy ne kadar daha sakin ve evleri boş görünürse Tepeköy de bir o kadar yaşayan bir Rum köyü.Etkinliklerde ağırlıkla burada yapılıyormuş.Küçük bir tur atıp Barba Yorgo'nun yeni yerine uğradık.
Yolda yürürken bahçesini beğendiğimiz Rum evi.
Barba Yorgo...  Linke tıklarsanız onun kelimeleriyle kendini anlatmasını bulacaksınız,oysa ben size buradan kendi izlenimlerimi samimi olarak yazacağım..  :)

Bir kere fikir ve yer olarak memleketine gelip böyle bir yer açması,Gökçada'ya sahip çıkması çok güzel bir davranış.(38 sene İstanbulda yaşamış,sonra adaya dönüp,taverna açıp,pansiyonculuk yapmış,evde şarap yapmaya başlamış.)
Bu manzarayı görünce büyülenmeyen kimse var mıdır bilmem, bana birisi burada kal dese  kalacak kadar çok sevdim ben manzarayı.Gerçekten yeni yeri köyün en güzel manzarasını kapsıyordu,bir; hayallerimdeki yeri kurup,üzüm yetiştiriyordu,iki.Bu yüzden bu adamı sevdim ilk görüşte.Kendisine söylemedim tabii :)) Zaten yeterince özgüvenli bir duruşu vardı..
Rehberimiz, onunla konuşurken biz etrafta resim çektik.(Soldaki Barba Yorgo - Yorgo Amca yani..)
Buraya ziyaretçileri sokmuyorlardı,önce taverna zannettim meğer mahzenmiş :)) Ben herkes gidince kapıyı açıp çektim bu resmi, nasıl göründüğünü zaten merak ediyordum,ben sormadan karşıma çıktı.Benimki böyle olmayacak ama.. :)
Bu da fiyatları,bana kalsa akşam yemeğine buraya gelirdim ama turumuz başka yerle anlaşmış,başka köye gittik.
Barbayorgo bu konuda çok ustalaşmış ve kendini iyi duyurmuş bir marka olmuş.
Ben yine de şaraplarımı Bozcada'dan almayı tercih ettim.Burası fazla turistik gibi geldi bana..Beğenmediğim tek yönü de zaten bu oldu, belki biz Akdeniz'den çok alışık olduğumuz o
 " gelen her kişi turist "  bakışıydı, çok profesyonel bakıyorlar,müşteriysen ilgi var.. bakışı ve ilgisi.
Yinede o sevdiğim manzara önünde bu başarılı adamın fotoğrafını çektim ve bana özel poz verdiğini de belirtmem gerekli.
Köy yolları arasında zeytin ağaçları enfes güzellikteydi.
Gittiğimiz son köy Zeytinliköy'dü.
Şirin ve Dibek kahvesi ünlü bir köy.
Oralarda dolanırken hep Çatalca geldi aklıma,eskiden Çatalca'da da çok güzel Rum evleri vardı.Şimdi kaldı mı bilmiyorum.Uzun zamandır gidemedim.
Küçük bir meydana çıkınca 4 tane dibek kahve dükkanı sizi karşılıyor,rehberimiz grubun çabuk davranmasını istediğinden orantılı olarak dağılıp içmemizi tavsiye etti.Bizde öyle yaptık.
Bizim oturduğumuz Panayot Usta bizimle çok ilgilendi,beraber resim çektirdiğimiz gibi, kahve pişirirken de izin isteyip resmini çektim.İşinin ehli ve temiz olduğu her halinden belli olan bu kahveyi giderseniz tercih edin diyorum.
Panayot Usta iş başında.

Köyün yerlisi bir grubun meraklı bakışları altında fotoğraf çektiğimi belirtmek isterim.

http://www.gokceadarehberim.com/nm-Zeytinlik%C3%B6y_Aya_Teodoroi-cp-105

Bu da dondurmalı sakızlı muhallebi...
Madam'ın özel dibek kahvesi..

Orada bir resim atölyesi vardı, gitmişken orayı da gezdik.Ressamla sohbet bile ettik.
Tatlı yemeğe giderken bol fotoğraf çektim köyde.
Dünyadaki 300 milyon ortodoks Hiristiyanın ruhani lideri olan 1.Bartholomeos 1940 yılında Zeytinli'de doğmuş. 1991 yılında Patrik ilan edilen Bartholomeos, senede birkaç kez doğduğu evi ziyarete geliyor.

Bu kapı o evin kapısı ,alttaki resimde evin komşusu olan  resim atölyesinden çektim,evin arka kısmı.Biz oradayken Bartholomeos oradaydı.Bir kaç gün önceki şenliklere yetişememiş, evde olduğunu tahmin ediyorum,çünkü kapının arkası oldukça kalabalıktı ve ilginç bir tesadüfle gece de aynı lokantada yemek yedik Kaleköy'de.


Resim atölyesinden muhtemelen merkez mahallenin manzarası...

Ressamın adını özel olarak aldım. İsmail Emregil.


Ressam İsmail Emregil.

Bu da köyün en meşhur tatlıcısı.. Barba Hristo...
İzin alıp resmini çektim.Her sabah kendi kalkıp tatlılarını yapan bu yılların ustasına hayranlık duymamak elde mi..?

Biz zaten saat 14.30 a kadar annemlerle beraberdik.Onları Kaleköyde bırakıp otele gittikten sonra köyleri gezdik,akşamüstü üzerimizi değiştik ve tekrar oteldeki tur arkadaşlarımızla yemeğe çıktık.Çıka çıka hangi köye gittik dersiniz..? Kaleköy'e.  :))  Biz gittiğimizde onlar akşam yemeğini yemiş ve araba bekliyorlardı.Bir 10-15 dakika daha görüşüp, onları otobüse bindirip yemeğe döndüm ben.Onlarda son feribotla karşıya geçmişler.

Gittiğimiz restaurantta Bartholomeos ve koskoca U şeklinde bir masa da kalabalık bir grupla aynı anda yemek yedik.Cep telefonuyla Fatoş'un Rum liderin resmini çektiğini yazmazsam olmaz tabii ki :)) - Alırsam resmi de eklerim -

O gece yemekten sonra merkeze döndük.Çoğumuz otelde değilde çarşıda indik ve çarşıyı turladık.Oldukça kalabalıktı,kahve içip alışveriş yaptık,otele dönüp yattık sonra.Çünkü ertesi gün en erken feribotla karşıya geçip Truva'ya gidecektik. O gün annemle olmak bana ilaç gibi geldi,ertesi gün için plan yapmak istesekte biz Bozcada'da kalacağımızdan planlarımızı uyduramadık.

1. yazı Gökçeada - Seni Gökçeada'da sevdim 1
2.yazı Truva
3.yazı  Bozcada
4.yazı Ayvalık ve Cunda
5. yazı Bergama olacak.



Cuma, Ekim 04, 2013

Bir bardak su içsem şimdi yaralarımdan dökülür..*

“Kendimizden bir adadayız,
Dört yanımız başkalarından.”

Özdemir Asaf.


Hızlı hızlı etrafa bakarak yürüyordu.Birden mavi telefon kulübesini gördü.On dokuz yaş heyecanıyla kalbi titredi.Bir zamanlar her gördüğü kulübeden girip telefon ederdi.O zamanlar sarıydı bunlar diye düşündü.Zaman ne çabuk geçiyordu.Hüzün duyan kalbi dudaklarını titretti.Karşıdan gelen adam bakarken yüzüne sanki onu hissedecekmiş gibi geldiyse de bozmadı tavrını ve selam verdi.Hayat ne garipti, bir zamanlar ellerinde jetonlarla girip saatlerce konuştuğu telefon kulübelerinde şimdi internete bile girdiği cep telefonu varken girip konuşmayı özler miydi insan yüreği... Özlerdi herhalde.Bir düşünür mü demişti.. Eskiyi özlediğinde yaşlanırmış insan, oysa beyaz saç düşünce ilk başlamalı diye düşünürdü hep. Otuzbeş yaş değilde kırk bence yolun yarısı diye düşündü birde.Kırktan sonra daha bir farkındalıkları yüklüyor beyin insan kalbine...Heyecanlar ve duygular bir başka yaşanıyor.Hem yeni bir çevreye adım atar gibi yavaşça ve sakince yaşamak isterken bir yandan da yapamadıklarına atlayıp geçmek istiyorsun dünü. Her şeyi bırakıp sakince sevdiğinle yaşlanmak, hayal gibi geliyor.Oysa etraf bırakmıyor seni.Sinir katsayın kolbastı yapıyor zihninde, sen sakin görünmeye çalışırken onlar daha bir meraklı soruyorlar.İlla öğrenecek,yoksa rahat bırakmıyor seni.Bu yüzden öğrenmedin mi çok kötü olsan bile hiç bir şey yok demeyi.

Ah, az ağlamadım ben arabalarda,arabalarda derken kendi arabamda,bir yerden bir yere giderken.Bu kısa mesafelerde, müziği açıp bangır bangır kırolar gibi gezdimde,çare olmadı sıkıntıma.Birde fenalık bile yaptım ama anneme.Annelere yapılanlar fenalık olur mu bilmem.Benim çocuğum yapsa bana da fenalık olurdu ama ne bileyim işte .İnsan kendisi yapınca o kadar zarar verici olabileceğini düşünmüyor. Eskiden mavi tek kapı bir arabam vardı, - ben severim arabaları- ehliyetimi alalı, 20 sene olacak seneye,ocaktan sonra yani.O zamandan beri kullanıyorum araba ve severim işte. Neyse bu mavi tek kapılı arabayı görünce annem ben geziyorum sanırmış İstanbul'da ,
oysa ben Turkuaz Kıyılarda dolaşıyorum on üç senedir.Birde kahve saçlı bir hatun kullanıyorsa bu arabayı,camları da açmışsa, dalgalı saçları rüzgarda salınıp duruyorsa camlardan, annem neredeyse arabanın peşine takılıp gidecek gibi olurmuş. Eee  bu muhabbeti söyleyince bana annem, bende ona bir gün açtım telefonu,hiç bir şey söylemeden dayadım arabanın teybine, bangır bangır çaldım Candan'dan-Erçetin'den- Annem Annem şarkısını.Ağlamış dediğine göre.Oysa ben onu çok özlediğim ve konuşamadığım için çalmıştım,ağlatmak için değil,fenalık yapmak için hiç değil.

Şimdi de bazen dayamak istiyorum telefonu teybe,  konuşamadıklarımı şarkılarla söylemek ama kıyamıyorum.Ağlatmak istemiyorum  artık.Benim için  döktükleri gözyaşı o kadar kıymetli ki diye düşünürken buluyorsun kendini.Yavaşlayan adımların hızlanıyor birden, kapısı yok artık kulübelerin, etrafı açık,yanda konuşan olsa dinlersin rahat rahat, hem eskisi kadar konuşanda yok.Kartların çoğu da boşa açılıyor.Sen çeviriyorsun numarayı, karşının sesi geliyor, kontürler bitiyor, senin sesin  gitmiyor, o bekliyor,seninki gitmiyor,o konuşuyor, seninki gitmiyor, gitmiyor....Belki de kader istemiyor.


*İç döküntülerimden biriydi,günlerdir aklımda.Hatta haftalardır.Kelimeler tek tek aklıma gelip,birikiyor ve çıkana kadar doğum sancısı çekiyor insan.Yazıp yazmama arasında çok bocaladım ama artık tutamadım.Yazarken hüzünleniyorsun.Yaşanmış olmasından sanırım.Yazmak ne kadar zor.Bunlar kendim için. "Hayat" mücadelesi diyelim :) Bu yüzden çok ciddiye almayın.Arada böyle yazacağım.
*Yazı benden. Başlık,en sevdiklerimden, Cemal Süreya'dan.

Cuma, Eylül 27, 2013

Bir masalın başlangıç cümlesi gibiydin sen benim için..

Biz yarın sabah erkenden Demre St.Nicholas Kilisesi- Noel Baba'nın evi- ne ve Anadolu Ateşinin Antalya'daki gösterisine gitmek üzere 2 günlük bir tur düzenledik.Biletleri zaten 90 lira, bizde iyi bir otelde konaklama ve Demre 'yi ekleyip ,hatta küçük bir Antalya turu yapıp geleceğiz kısmetse.
Fazıl Say'la ilgili resimleri koydum,çünkü çok güzeldi.Fethiye resmen Fazıl Say'ı bağrına bastı.Bizim Beşkaza meydanımız yeni yapıldı.Bayağı büyük, doldu, hemde her yeri.Şimdi genelde insanları tanıyan biri olarak diyebilirim ki çok çeşitli insan tarzı vardı.Çocuklarına büyük bir sanatçı göstermek isteyen, konserle alakasız ama çocuğum tecrübe etsin diyen tiplerden, klasik müzik hastalarına herkes oradaydı.Civar yerlerden otobüs tutup gelende vardı.
Ben 12 yaşımdan beri opera,bale,klasik müzik konserlerine giden biriyim.Süper bir izleyici değilim ama her fırsatı kollayıp giderim. Ahh birde bu konseri kapalı  ortamda dinlemek isterdim.O kadar güzeldi ki hiç bitmesin istedim.
Konseri dinlemek mi onu izlemek mi daha keyifliydi bilmiyorum.Fazıl Say,  piyanoda  çalarken o kadar konsantre oluyor ki bir ara müziği dinleyip resmen onu da seyrettim.Normalde piyaniste bakmazsın dinlerken,Fazıl say baktırıyor.Keyif alıyorsun onu seyrederken.
Konser sonunda "Her yer Taksim Her yer Direniş" diye bağırdık, "bu ülke seninle gurur duyuyor" diye haykırdık birilerine inat.Çok güzeldi, o kadar güzeldi ki ona laf söylemek için başkalarının yalakalık için bazı kişilere taktığı yakıştırmaların  beş katı ustalıkta bir görüntüde Türkü-yabancısı oradaki herkesin gönlüne taht kurdu. Sanatçı olmak böyle bir şey dedirtti.

Biz yokuz ama 2 gün tohum takas etkinliği var Cumhuriyet Kadınları Fethiye Şubesinin...



Çalış Çocuk Yardım kuruluşunun 2. el pazarları başladı, takvimi basıldı.Bizde geçen pazar gezdik,ben görüntüledim yine.

Bu yazıyı da en az 15 keredir kaydetmeye çalışıyorum, kaybolmadan göndersem çok sevineceğim.

Bu akşam kitap kulubümüz vardı, Necati Cumalı gecesindeydik.Çok güzel  şiirleri var, hikayeleri zaten enfes, hepsini okumaya karar verdim ve özellikle şiirlerini okumayı düşünüyorum.
Blog yapacağımdan bahsetmiştim ya, başladım.Bizi buradan takip edebilirsiniz...

KEÇİ KİTAP KULUBÜ...  :))   Keçikitap.blogspot.com

Cuma, Eylül 20, 2013

Fazıl Say Fethiye'de...

Misafirim var,-Uzunbeyin annesi- gezip tozuyoruz,  bilgisayara az girebiliyorum ama bunu paylaşmadan edemedim. Fazıl Say Fethiye'de konser verecek. Cumartesi akşamı İngilizler,Türkler,Fethiye 'de herkes onu bekliyor. Benyamin Sönmez anısına yapılan 2. Klasik Müzik Festivalinde konuğumuz olacak. Muğla'dan otobüs tutup gelen var,konser ücretsiz ve Beşkaza meydanında yapılacak.

20 Eylül Cuma/ 20th of September Monday

18:30 Çelliçel - Çalış Plajı’nda Gün Batımı Konseri

-Sunset Concert at Calis Beach

17:30 CSO Çello Kuartet – Babadağı zirvede Gün Batımı Konseri

-Sunset Concert at Babadağı Summit 

21:00 Oda Müziği Konserleri/ Chamber Music Concerts 

J.S. BACH, Chromatic Fantasia
Carl Maria von WEBER, Andante e rondo Hongarese, Op.35 
Artemis Sis Balkız, Viyola

Cem Babacan, Piyano

Massanet, Meditation
Dinicu-Heifetz, Hora Staccato
Kreisler, Liebeslied
Bazzini, La Ronde des Lutins
Taylan Ergül, Keman

Cem Babacan, Piyano

-----------ARA---------

J.S. BACH, Partita
Ümit Önder, Keman

R. Schuman, Piyano Sonatı No:2
-So rasch wie möglich

-Andantino, Getragen

-Scherzo

-Rondo

Chopin, Do diyez minör Noktürn
Richard Strauss, Morgen
Mehmet Sönmez, Kontrbas

Deniz Yetim, Soprano

Cem Babacan, Piyano

CSO Çello Kuartet

Klasikler, tangolar, film müzikleri, caz standartlar vs.

Etkinlik Yeri: Beşkaza Meyd Concert Place: Near Fethiye Cultural Centrum



21 Eylül Cumartesi / 21th of September Saturday

18:30 Çelliçel- Belceğiz Sahil Bandı’nda Gün Batımı Konseri

-Sunset Concert at Ölüdeniz Beach

21:00 Kapanış Özel Konseri/ Exclusive Closing Concert

Fazıl SAY Piyano Resitali / Piano Recital

Etkinlik Yeri: Beşkaza Meydanı

Concert Place: Near Fethiye Cultural Centrum

Festival salı günü başladı ama ben ancak şimdi yazdığımdan program yarım.

http://www.benyaminsonmez.com/



 Geçen hafta Fethiyespor kendi sahasında seyircisiz oyun cezası almış, öyle olunca kadınlar ve çocuklar içeri girebiliyorlarmış. Bizde Fethiye'liler olarak takımımızı yalnız bırakmayalım dedik, genci yaşlısı çocukları alıp gittik.Erkeklerden daha iyi mi destek olduk,bilmiyorum 4-0 Bucaspor'u yendi bizim takım :) Trübünler dolu,90 dakika tezahüratlı bir maçtı,ben çok keyif aldım.Bu pazar yine var, uydurabilirsem gideceğim.
İçeri giremeyen erkek seyirci pazaryerinin tepesine çıkıp maçı seyretmeye çalıştı.


Ümit Hanım,  Fatoş  ve diğer Fethiyespor fanatikleri... :)) CHP Kadın Kolları olarak destekteydik. Diğer kadın kolları da vardı, eğer merak ediyorsanız.İlginç bir olay yaşadım birde,okuyucularımdan Dr. Birhan Hanım'da maçtaydı, içeri girerken öndeki hanım tam stadın kapısında bana Asortik Krep diye hitap ederek girince,ben şaşırdım,kendisini tanımıyordum,o beni sorup öğrenmiş :) Yanında kızı da vardı.Bende kartımı verdim,eğer okuyorsa ofise kahve içmeye bekliyorum.- Son dakika kartvizitimi eline sıkıştırabildim çünkü.




... ... .... 

Uzun süredir  internet bağlantıları ve telefon bağlantıları iğrenç. Vodofon telefon ve  internet kullanıyoruz ama her ikisinden de hiç memnun değilim. Telekom zaten davranış olarak iğrenç olduğundan çıkmıştık ama bu ülkenin çivisi çıkmış artık.Kopan hatlar, çevrilip düşmeyen telefonlar benim gibi çevirmeli telefonları bile kullanmış neslin hatırladığı teknik sorunlardan bile daha beter uygulamalara tanık oluyor. Saygısızca müdahale edilen hayatlarımız var, yani sorunların onlardan kaynaklandığını düşünüyorum.Ben Fethiye'ye geldiğim zamanlarda zaten iyi bir internet kullanıcısıydım.Bir  iş giderek kötüleşebilir mi..? Bu kadar son donanımlara sahip, bu kadar para verilen bir sistem hele..Evimde cep telefonuyla konuşmak için merdivene tünüyorum resmen. Numarayı çeviriyorum 3 dakikada bağlanıyor, ve annemi arıyorum tam konuşurken ilk saniyelerde kopuyor,hep aynı teknik sorun! nedense. Telefon numaralarım akıllı telefonlardan kayboluyor, kaydedip aradığım insanlar telefon rehberimden kayboluyor.Bu  sorunları sık yaşıyorum. Ne kadar ilginç değil mi..?.. ! 
İnternette iş yapmak deveye hendek atlatmakla aynı manaya gelmeye başladı ama biz işsel nedenlerle bilgisayarı çok kullanan biriyiz, operatörlere dava açasım geliyor bazen .....! Bir sektör bu kadar hor kullanılamaz. Keyfi olduğunu bazı sitelere girerken daha çok sorun yaşamaya bağlıyorum.-Facebook'ta mesela. Başka sayfa açılırken o açılmıyor,aynı internet ya. Resim yüklerken aynı.. İş yapıcam .. İş bitmeden uykum geliyor.

... ... .... 

Az yazıcam olmuyor bir türlü, neyse şimdilik bu kadar. Ha bu ayın 22 sinde yani pazar günü mevsimin ilk "car boot sell" satışı yani 2. el pazarı  Çalış'ta başlıyor. Pazar günü ayrıca "yeni kuşak köy enstitülüleri derneği" üyesi bir hanım resim sergisi açıyor FKM de.Saat 17.30 da.
Bugün "savaşa hayır" imza kampanyasına katıldım. TGB Fethiye  FKM önünde imza topluyordu.

.. Yazı sakıncalı ya,rengi bir türlü düzelmiyor,uğraşmayacağım,görün işte,bir türlü ne yaptımsa düzelmedi.!

Çarşamba, Eylül 11, 2013

Mola istiyorum Hayat, sabrettikçe üstüme geliyor gibisin..!

Uzun zamandır fabrika ayarlarım bozuldu :)  Bunu normalde blogda paylaşmam,tanıyanlar anlar ancak.Böyle kötü ruh hallerimi başkalarıyla asla paylaşmaktan hoşlanmam ama yazdım  ,yani  normal şartlar altında.Oysa kendimi şu zamanlarda pek normal hissetmiyorum.Nedense bu sefer paylaşmak isteği duydum.Belki toparlanamayacağım korkusundandır.Bilmiyorum.Yazarsam rahatlarım belki.Ülkenin durumumu daha berbat benimki mi bilmiyorum.Belki de bundan da etkilendim bilmiyorum.

Bu yaz, evet gerçekten kötü,sıcak bir yaz geçirdik.Sıkıldım sıcaktan,Akdenizden, buradan.Bu kadar sosyal ve güzel bir hayattan sıkıldığım için kendimden utanarak hemde.İnsan hatırlamak istediği güzellikleri daha zor hatırlarsa kötü oluyormuş,bunu yeni anladım.Aklından yavaş yavaş siliniyorsa sevdiği şeyler,kendini kötü hissediyormuş.Hatırlamak mı daha güzel hatırlamamak mı karar veremiyorsa ikilem yaşıyormuş.

Burcu sıkıştırıp duruyor,yaz yazını diye, onlarla geçirdiğim günleri diyor,evet çok güzeldi ama kötü bir huyum var,asla zamanı atlayıp yazamıyorum,yani önce gezi yazım olmalı sonra burcu yazısı. Arada şu sekiz senede yazmadığım olmadı mı? Çok... Ama onları atlamak zorunda kaldım,düzenim bozuldu.Bir ay bir ay atlayıp sayfalar doldurduğum da oldu. Aradakileri yazamadığım zaman kopukluk yaşıyorum. Yani itiraf ediyorum,yazmadıklarım yazdıklarımın 5 katı :) Atma şimdi diyen facebook arkadaşım olsun :))  Birde kendime sakladıklarım ve kafamda yazdıklarım :) Evet, kafamda yazıp paylaşmıyorum ,birde bu suçlarım var,hakim bey...

Gece uykularım yine yok, yani geç yatıp,erken kalkıp,ertesi gece yine sabahlayabilirim ,yorulduğumdan çoğunluklukla sızıyorum ki allahtan sızıyorum. Yoksa asi gece kuşu olarak sabahlayacağım her gece.

Şimdi bu yazıyı gören telefona sarılmasın,tanışıklarıma diyorum.Gece gece bir iç döküntüsü kabul edin.Sanki yokmuş gibi davranırsanız da çok makbule geçer.Sadece paylaşmak istedim,sanırım en güzel şeklide sizinle paylaşmaktı.

Not: Facebookta ortalık yıkılıyor,yeni yaralılar var,ben her gün internete daha zor giriyorum,her şeyimiz sıkı kontrol ediliyor,bizim gibi normal aile fertlerini bu kadar kontrol edeceklerine dağdakileri kontrol etsinler bence.Canımı sıkan şeylerden biri de bu.  Her şeyimizi okuyorlar,internetin sık sık kopmasından,kurcalanmasından gına geldi,blog yorumlarımızı bile önce onlar okuyor.. Sayaçtan yakalıyorum bunu.


Facebooktan aldım.Kalite bu işte, ne yazsam bilemiyorum. Pislik " bağzı şey " bizler için ne düşünüyorsanız beş katı sizin başınıza gelsin...  Öldürün çocukları sonra birde bunları yazın,yazıklar olsun sizin gibilere  ! 
            Katledilen 6 genç, kör edilen 11 insan; 200 beyin travması, 4 bin gözaltı, 8 bin yaralı..

Perşembe, Eylül 05, 2013

Geçmiyor günler burda senden uzakta *

Gökçeada-Bozcaada Gezisinden geldim.Önce Çağıl gitti.Sonra Burcu ve ailesi geldi.Gezdik,tozduk,yüzdük, yedik, içtik. Sonra bugün Burcu da gitti.

Bugün bence yaz bitti..

Not: Gezi yazısı gelecek önce,sonra Burcu yazısı.. Canım istediğinde yazacağım.Çok güzeldi.Kapak resmi Kabak Koyu.
 Müzik (mabel matiz)bu yaz dinledim. Bu yazın hitleri herhalde Firuze ve Kalbine Sürgündü..
Fatoş aradı şimdi,kardeşin gitti,senin keyfin yoktur,yalnız kalma kahve içelim diye. Evet keyfim yok.
* Başlık :  Model