Salı, Mart 25, 2008

Paskalya

Yazmadığım zaman içerisinde güzel saatler geçirdim. Önce cumartesi günü büroya beni ziyarete gelen iki misafirden bahsedeyim :) Cumartesi öğlene doğru büroya geçtim, Çağıl ve kız arkadaşı ki biz ona Dilaracan diyeceğiz , bana geldiler ve sohbet ettik..Genelde dershaneden ve derslerden konuşmamıza rağmen güzel bir buluşmaydı..Sonra ben kuaförümden randevu aldım ve maniküre gittim..Artık temizlik günleri pazartesiye kaydığından eve dönmek gibi bir problemim olmadan günü bitirdik.



Pazar günü sabahı "car boot sell" (bagaj satışı) için Çalıştaydım.. Çok kalabalık ve güzel ürünlerin olduğu bir pazar oldu..Bir sürü şey aldım. Sonra bu hafta işler hep ters gittiğinden pazar günümüzü de hep iş peşinde geçirdik.Öğlen telefon geldi ve Çağıl kız arkadaşıyla beraber gelelim mi, bize bir şeyler ısmarlarmısınız dedi..Bizde karnınız açsa yemeğe gidelim dedik . Burada yeni açılan bir pizzacıya gittik hep beraber.Güle oynaya yemek yedik,ben bol bol fotoğraf çektim :))





Şehrin içinde bir yer olduğundan ve pencereleri çok temiz olduğundan etrafı seyrederek yemek yedik..Camdan gözüken çınar ağacına bayıldım ve dört kişilik bir aile olmaya da..Yemekten sonra deniz kenarına gidip bir şeyler içtik.Saat 4 .30 a kadar beraberdik.Hava çok sıcak olduğundan epeyce yanmışım..Hatta kocaman bir kolyem vardı, resmen izi çıkmış.


Gelip geçen okullular , Çağıl' ı ve Dilaracan' ı görünce şaşırmaktan ve bakışlardan kim tanıyor,kim tanımıyor anladım ben her seferinde :)) Dilaracan bana çok güzel Asortikkrep Teyze dedi :) En çok bu hoşuma gitti :)) Yani iki gün boyunca beraber vakit geçirdik ama sadece yemekte Uzunbey Dilaracan ile görüşebildi..Yani ilk defa sohbet ederek.. Ben iki çocuk yapmadığıma kızarak ve günü işimizin kalan kısmını yaparak bitirdik..


Diğer resimler car boot sell'den..Bu hafta çok canlıydı ve güzel ve ufak bir kaç şey aldım bende..Onlar bir sonraki yazıda..

Her satışta mutlaka ingiliz mutfağından bir kaç örnek oluyor..






İkea turu düzenleyen müşterimin standı..Bugün gideceklerdi İzmir'e bakalım benim siparişlerimde gelecek mi..?






Bu standın sahibi İngiliz hanım Fethiye Kültür Merkezindeki seramik kurslarına katılmış..Kendi yaptıklarını satıyordu pazarda..






Bu standların çoğu İngilizlerin..Yani Türkişi örnekler İngilizlerden :)


Bu değişik bir teknik..Yarısı resim yarısı yağlıboya..Ressam kadın yine bir İngiliz..daha çok ipek boyama yapmış alt resimde de gördüğünüz gibi..














Benim şal hastalığım yüzünden her hafta bir şal örneği buluyorum sizlere de ..Hem de bu hafta ki mavi :))


Göcekten gelen bir esnaf arkadaş,orada dükkanı var..bayılıyorum bu modellere..






























O gün Paskalya sebebiyle bir de koşu-yürüyüş düzenlediler..katılım genelde İngilizlerden oluştu.. Paskalya nedir?
Paskalya Hristiyanlıkta önemli bir bayramdır. Hristiyanlar her yılın Mart sonundan Nisan sonuna (Doğu Hristiyanlığında Nisan başından Mayıs başına) kadar olan döneme denk gelen Paskalya'da İsa'nın çarmıha gerilip ölmesinden sonra yeniden dirilişini kutlarlar.Paskalya tüm Hristiyanlar tarafından kutlanır. Yaygın olarak kiliselerde düzenlenen ayinlerin dışında, kutlandığı ülkeye göre değişik adetleri vardır. Bunlardan dünyada en yaygını Paskalya yumurtasıdır.

Perşembe, Mart 20, 2008

Gönlümün bir numarası :)) Oğluşum..

Bazen ona küçük sevgilim diye seslenirim..O da bana tontosh :)
Akşam bize sınıf formasını giyerek gösterdi..Gelecek sene formalara biz sponsor oluyoruz diye de söz verdik.

Kadın kadının kurdudur :)

18 mart için bir şey yazmadığımı farkettim Burcu'nun bloğunda Atahan'ın resmini görünce..O kadar hoşuma gitti ki anlatamam.Çanakkale 'de gösterileri izleyince gelip evde bunları döktürmüş benim küçük ressamım :)) ( Resimde " bu resim sizin için şehit ağbilerim,sizi çok seviyorum " yazıyor..! Dikkat ederseniz yeşil giysi kamuflaj asker giysisi ve çoçuk elinden tutuyor)

Dün akşam 7.30 da FKM de Fethiye Fotoğraf Kulübünün sunduğu bir arkadaşımızın slayt gösterisine gittik hepimiz..Kendisi 15 gün 16 şehir gezerek fotoğraf çekmişti geçtiğimiz ay.Hollanda, Lüksemburg,Almanya,Fransa vb.gibi ülkelerin önemli şehirleri..

Bir sürü tanıdığım arkadaşımı gördüm.Aslında beni de davet ettiler ama iş yoğunluğundan ne ressamlar derneğine ne de fotoğrafçılara uğrayabildim bu kış.Uzunbey bana art direktörüm diye sataşıyor kaç zamandır.Eleştiriyorum, fikir beyan ediyorum ve beğenmiyorum da bazen yayınlanan fotoğrafları..Kim ne derse desin sanatsal bir bakış açım olduğunu sanıyorum ben :)) Olabilir , neden beğendiğimi ya da beğenmediğimi söyleyebilecek kadar fikri olan herkes bence fikrini paylaşabilir..İçime gömdüğümde dürüst davranmadığımı düşünüyorum.Bu bazen bir yemek , bir resim ya da bir sayfa düzeni de olabiliyor..Bazen de bir davranış :))

Nisan ayında bizim iş yerimizin kuruluşunun 6. yılını kutlayacağız..Aslında Nisan'ın 7' si ama biz son haftasına doğru kutlamayı düşünüyoruz çünkü teknede bir gezi planlıyoruz..Biz, dışardan destek veren kişiler, yardımlaştıklarımız ve herzaman yanımızda olanlar bizimle olacak..Eğer hava olayı izin vermezse de sakin bir yerde kutlamayı düşünüyopruz yedinci yaşımızı..Bu arada tekrar yeni bir işle ilgili bir bölümün açılışını yapıyoruz..Buna tören yapmayacağız ama burası için yine bir ilk diyebilirim..Yoğunluğumu ve sıkıntımı sanırım anlıyorsunuz..

Dün evdeydim ..Sene başından beri üçüncüye Çağıl'ı evde karşıladığımdan dolayı Çağıl hem sevindi hem de ara ara söyledi ki eve geldiğinde beni görmek istiyormuş..Yani çalışan anneler sanmayın ki çocuklarınız büyüdüğünde sizin çalışmanıza alışacaklar..Dünden beri karmaşık duygular içindeyim yine..Diğer taraftan da en yoğun dönemlerimize giriyoruz iş açısından..Ruhum parça parça ama bu neden evde oturamıyorum diye değil de sandığımdan daha kötü bir anne olduğumu düşündüğümden...

Çarşamba, Mart 19, 2008

Günlerdir bloğa yanaşamadım bile.Arasıra açıp yorumlara baktım.Cevap verecek zamanım olmadı.

Geçen cumadan beri neler yapmadım ki aslında.. Cuma günlerim artık hazirana kadar dolu sayılır..Çünkü Çalış Karnaval Komitesi toplanıyor her cuma saat 3 te..Genelde onlar çalışmadıkları için 3 iyi bir saat ama benim haftayı bitirmem için erken bir saat olduğundan bilerek geç gidiyorum.Bir keresinde de söyledim..Çünkü ben işten 6-7 sularında çıkan biri olarak 3 benim için işi bırakmak için erken dedim :)
Neyse o gün toplantıdan sonra ertesi gün yapılacak Maskeli Balo salonunu görmeye gittik.Herşey çok güzel olmuş. Pera Organizasyon sponsor olmuştu salon düzenine onlar salonu hazırlamıştı zaten yarı yarıya, Marmaristen ünlü bir ahçı getirilmişti yemekler için..Onlarda güzelmiş,ben başka bir iş nedeniyle cumartesi gecesi yapılan etkinliğe katılamadım.

Cumartesi günü sabahtan bir randevum vardı iptal oldu, telefonum var, bürona geliyorum , arabam var yoksa yürüyeceğim ve beni aramıyorsun gelme diye.. Akdenizli rahatlığı mı desem yoksa saygısızlığımı bilemiyorum..En azından haftanın çoğunlukla 6 günü çalışan biri için cumartesi günü sadece onun için büroya gittim.Öğlenden sonra çevre derneği toplantım için daha önce gittiğim Üzümlü de ki o güzel yer Dikencik Evlerine gittim..Çok güzel ikramlarla dolu bir sofranın bulunduğu yüzme havuzunun yanında oturduk ve akşamın yedisine kadar sohbet ettik.Çok güzel resimler çektim hatta değişik ikramlarda vardı ama dizüstü bilgisayarım sizlere ömür..3 senedir 3 kişinin 24 saat kullanımına ancak dayandı ve ekranında oluşan bir iletişimsizlikten dolayı görüntü vermez oldu.Onu Çağıl parçalayıp içine bakacakmış, bana yeni bir tane alınana kadar akşam evde Çağıl'ın ve Uzunbey'in bilgisayarında,işte de kenarda duran başka bir bilgisayarda çalışacağım.Zaten sezon yaklaştığından bilgisayara oturabilme durumlarım ancak yazın sıcak günlerine kalacak..Yani bilgisayar karşısında fazla oturamayacağım..

Pazar günü Uzunbey'le kahvaltıya gittik Suat'ın yerine..Öğleden sonra da eve gelip ben etrafı topladım biraz.Uzunbey gelince de bahçeye çay içmeye çıktık..

Pazartesi ve salı işle geçti.Aslında pazartesi akşamı gideceğimiz Yörük Müzesine işten dolayı salı akşamı gitmek zorunda kaldık..Bugün çarşamba ve ben hem iş açısından hem de yorgun olduğumdan işten kaytardım.Yapacağım işleri sabahtan beri Çağıl'ın odasındaki bilgisayardan ve telefonlardan ayarlayıp,artık oğluş için bir şeyler yapmaya mutfağa ineceğim.Hem de akşam için yemek hazırlayacağım..Evde kalmak sadece sabahleyin biraz daha geç kalkmamı sağladı.Yoksa telefonla konuşmaktan ve bilgisayardan kurtulamadım.Oysa arkadaşımın bahçesinden yeni getirdiğim kaktüs çeliklerimi ve sardunyamı saksılara dikecektim, daha bahçeye çıkamadım.
Resim : Çalış Plajı

Cuma, Mart 14, 2008

köyde

Bugün Fethiyenin bir köyüne gittim.Yüksekte ve deniz manzaralı bir köy.Evlerde su yok.Elektrik var.Evlere su gelmesi için yapılan son toplantıda erkekler su deposunun yapılmasını istememiş.Sebebi yok.Neden ihtiyaç olduğu halde bu insanlar suya hayır diyorlar.Çünkü köyün ortasındaki çeşmeden kadınlar su taşıyor evlere..Erkeklerin umurları değil.Ben bütün gün ordaydım.İçlerinde tanıdıklarım da var.Hem konuştuk ara ara hem de onlar çalıştılar.Koca gün kadınlar hayvan otlattılar, su taşıdılar, oduna gittiler ormana, tekrar su taşıdılar, tekrar hayvanları otlattılar öğleden sonra, çocuklar zaten eteklerinde..Arada kaçan keçileri toparladılar dağdan,bize çay yaptılar, 3-4 senedir bol bol doğurdular, bu arada bakamayacaklarını evlatlık verdiler..Ne yazık ki seyrettim sadece ... Bir de bol bol konuştum,size sadece sizin faydanız olur,kendinize bakın,kendinizi düşünün diye..

Bu arada hemşireler dağ köylerinden sorumlu oldukları halde oralara az gidiyorlar,yani başka köylerde oturuyorlar, bir de doğum kontrol araçlarını köye getirmiyorlarmış, gelin aşağıdaki köyden siz alın diyorlarmış.Köyde 3 aydır telefon, telekomla anlaşmazlık yüzünden kesik ve bu kadınlar bütün işleri kendileri yaptıkları halde nasılsın bile dendiğinde nerdeyse kocasına bakıp iyiyim diyor..

Tüm gün dağdaydık,yüzüm yanmış..Akşam uygar dünyaya döndük ama beynimin içindeki son görüntüler topukları açık çoraplarla gezen çocukların ayağındaki lastik pabuçlar.

Bu arada eğer orada durmayacaksan bir köye ebe olmayacaksın.İlçe Sağlık'ın kontrol etmesi gerekli ama bizim ülkemizde şartlar bunlar ancak bu kadar yapabilirim dendikçe ne yapsak boşuna..Farkındaysanız son yazılar devletle ilgi kurumları anlatıyor..Bu şartlarda bunu yaparım diyen insan devlette çalışmamalı..Biz özel sektörde buranın yaşam koşulları bu, ancak bu kadar demiyorsak onlarda bir şeylere saldırmalı..

Tanıdığım başarılı insanların ortak özelliği durumları ne olursa olsun radikal olan insanlar..Özel de ya da devlette, başkalarından farklı her davranışları bir cesaret belki ama bir yandan da düzene bir meydan okuyuş.Hayatta bir fark yaratma..

Fark yaratanları seviyorum özellikle de bunu bilerek ve isteyerek yapıyorlarsa :)

Ressam: Yalçın Gökçebağ (su da çamaşır yıkayanlar)

Çarşamba, Mart 12, 2008

Bugün bir beyanname için maliyeye gittik Uzunbey'le.Biz girerken hava bozuk ama yağışlı değildi..Orada öyle bir yağmur başladı ki birden camlar bu hale büründü..O camları gördüğümde ne kadar uzun bir süredir sabit durup böyle bir yağmuru seyretmediğimi düşündüm.Oysa çok severim camda yağmur görüntüsünü..Hatta seyretmeyi.Elimde çayım yağmur seyretmek ne zamandır lüks olmuş bana haberim yok.Birde en özendiğim böyle sıra beklenen devlet dairelerinde çay içmek.Bence 15 dakikayı bulan her bekleyen vatandaşa çay ikram etmeli bu devlet.En az üç çocuk yap diye akıl vereceklerine 3 katı dolanıp vergi vermeye çalışan insanlara yardımcı olsun.Hem de öyle 3 katı sırayla dolaşmak değil, önce bir,sonra 3 ,sonra giriş katındaki müdür yardımcısına imzalat ama adam ortada yok soruyorsun bi zahmet cevap : çay ocağına bak! ne o ya Levent Kırca parodisi mi bu diye bir an baktık birbirimize..Birde burası Fethiye, yani bu kalabalık normal bir kasabanın kalabalığı..Bunlar İstanbulda yaşasa kafayı yerdi herhalde..

Birde aslında telekomu anlatmam lazım ama o sanırım bir haftada zor anlatılır.Mesaimin tamamını harcamam lazım.Şöyle bir kuple mırıldanayım :P Biliyorsunuz 2000 senesinden beri burada yaşıyorum.Ben buraya gelirken ev telefonumu iptal ettirdim ve buraya gelip burdan da bir numara aldım.Yani 7 senedir telekom beni aynı isimle bulamadığından benim iptal ettirdiğim telefonuma yazdığı bir borçtan! ama ne borcu olduğunu söyleyemiyor çünkü 2oo2 den önceki borçlar bilgisayarda görünmüyor.Yine de kendi sözleşmelerinde ki 30 nolu maddeye dayanarak benim beş kuruş borcum bulunmayan Fethiye numaramı İstanbul numarama kendi yazdığı borçtan dolayı kesip benden tahsilatını istiyor..Ödedim tabii.Çünkü ödemeden itiraz edemiyorsun.Yazılı belge istedim,telekoma dava açacağım.Ne borcum olduğunu yazılı ve ayrıntılı gösteremediği parayı benden burdaki haberleşme özgürlüğümü elimden alarak tahsil ettiği için..Bu işte ben bu parayı telekomdan tahsil ederim diyen avukata telekomdan alacağım paranın yarısını vereceğim,kendine güvenen bir avukat varsa beni arayabilir :o)

Mesela çocuk yapmakta değil, yetiştirmekte ve bu millete uyum sağlatmakta bütün mesele..

Pazar, Mart 09, 2008

Zor Anlar..


Mehmet YASIN : (Dün Aysetun'dan gelen çok güzel bir maildi bu..Yazı Mehmet Yasin'den ama resimler google ve flickr'dan..Ben seçtim..Yani ben olsam bunları çekerdim :))

Zor anlarda yazdiklarim...
Bir yurtici, bir yurtdisi. Bir yanda dondurucu soguklar, diger yanda erken gelmis baharin terleten sicagi.
Sonunda olan oldu, vucudum isyan bayragini cekti. Butun eklemlerimi agritti, atesimi cikartti, beni pacavraya cevirip yere serdi. Halbuki grip asisi olmustum. Hal boyle olunca gezileri erteledim. Hasta yatagimda yillardan beri tuttugum gezi notlarina goz attim. O gezileri yeniden yasadim. Size genellikle gezilerimin hos anlarini anlatirim, damagimda kalan tatlardan bahsederim.
Aldigim notlarin hepsini sizinle paylasmam. Cok ozellerini kendime saklarim. Zor anlarda yazdiklarimi baskalarinin okumasini istemem. Bazen korkularimi itiraf etmekten cekinirim, foyalarimin ortaya dokulmesinden urkerim. Bu hafta size not defterimden bazi secmeler sunacagim. O anda yasadigim heyecanlarin, korkularin, pismanliklarin etkisiyle kurdugum cumleleri sizlerle paylasacagim. Satirlarin arasinda gecen kaba saba kelimeler icin affiniza siginirim. Hepsi o anlarin kelimeleriydi, ayiklamak istemedim.

Uzun yolculuk ALASKA
Bu kulubeye varmak icin bu kadar zahmete deger miydi? Susitna Nehri ustunde, 4 metrelik kayigin icinde tam 13 saat yolculuk yaptim. Her tarafim uyustu. Tam geldik diye sevinirken hevesim kursagimda kaldi. Yari bataklik bir ormanda iki saat daha yuruduk. Bir yandan rutubet bir yandan sivrisinek ordusu. Kulubenin onune geldigimde yorgunluktan olecegimi sandim. Ne elektrik, ne telefon var. Terden kurtulabilmek icin, sobanin ustunde su kaynatiyorum. Bakalim uc gunu nasil gecirecegim?

Nehrin ustunde
SAYGON-VIETNAM

Bu belayi basima ben sardim. Neymis efendim, Saygon Nehrinde fotograf cekecekmisim! Her taraf bok kokuyor. Burnuma kolonyali mendilleri tikadim ama nafile, kokuyu onleyemiyorum. Nehir kiyisindaki derme catma evlerde inanilmaz bir yoksulluk ve pislik var. Adamin biri oturmus, nehre bagirsaklarini bosaltiyor. Bir yandan da bize el salliyor. Bir kadin biraz ileride bulasıklarini yikiyor. Hepimiz yoksullugu ve pisligi en guzel goruntuleme yarisindayiz. Sesimi cikarmiyorum. Cunku bunu ben istedim. Midem altust oldu. Agzima aci sular geliyor... Suya dussem "bok yoluna gitti Niyazi" olurum.


ATACAMA COLU-SILI
Nurinin horultusundan uyuyamiyorum. Keske tek kisilik cadirda kalsaydim. O kadar giyinmeme ragmen soguk kemiklerime isliyor. Uyku tulumunun icinde tir tir titriyorum. Yarin sabah gunesle birlikte yine cehennem gibi sicak olacak. Aksam olunca da kutup sogugu bastiracak. Bu isi farkina daha ne kadar dayanabilecegim?.. Niye buradayim?.. Bu pislige, toza, dumana niye katlaniyorum? Boylesine bir maceraya bir daha tovbe. Acaba sag salim Turkiye ye donebilecek miyim?







Bulutlara giden tren
ARJANTIN

Arjantin-Sili arasinda, And Daglarinda 5 bin 300 metrede duruyoruz. Nefes almakta zorlaniyorum. Kameramani revire kaldirdilar. Kusmaktan olecekti. Kolumu bile kipirdatmak istemiyorum. Cevrede oylesine guzel manzaralar var ki, makineyi elime alip fotograf cekmeye useniyorum. Dalip dalip gidiyorum. Hafiften basim zonkluyor. Dagcilarin isi epey zormus. Trenin adi cok romantik ama yolculugu zor. Bulutlarda yasam pek cazip degil. Icki icmememiz konusunda uyarmislardi. Polonyali grubun bu uyariya pek aldirdigi yok. Kopek gibi votka iciyorlar. Bir an once asagiya insek... Biraz daha bu yukseklikte kalirsak kusanlar kervanina ben de katilacagim...


Aclarin kampinda
SOMALI

Acik hava bile kokuyor. Olum kokusu bu mu acaba? Hepsi bir deri bir kemik. Gozlerinin icine giren sinekleri kovacak mecalleri bile yok. Her seyi elleriyle yiyorlar. Ikramlarini geri cevirmeye utaniyorum. Yersem mutlaka olurum. Caktirmadan bir baskasina veriyorum. Ama yamuk yumuk masrapada sunduklari, devesutu-cay karisimini geri ceviremiyorum. Onu da icmesem acliktan onlara benzeyecegim. 20 gunde tam 7 kilo vermisim. Kamp sokaklarinda can cekisenleri gorunce, hemen gozumu kapatiyorum. Bu dehset verici goruntulerin, hafizama kazinip yasamim boyunca beni rahatsiz etmesini istemiyorum. Not alacak o kadar cok sey var ki... Icimden hicbir sey yazmak gelmiyor. Bundan boyle cope yemek artigi atmayacagim. Sadece bizim gazetenin artiklariyla burada yuzlerce kisi doyar.

Teknede
KUZEY BUZ DENIZI

Kusmak rahatlatiyor insani. Icimde bir sey kalmadi. Aci yesil sular geliyor agzimdan. Tekne batarsa notlarimi kimse okuyamayacak. Balikcilik kim, ben kim? En iyisi kayikta istavrit avi. O da lodosun esmedigi, carsaf gibi bir denizde... Bakalim bu tekneyi nasil anlatacagim? Allah kahretsin ki yine kusacagim... Boylesine hic korkmamistim. Simsiyah deniz, koca koca dalgalar. Bazen gezgin olmaktan sıkılıyorum. Olumden korkmak, korkaklik mi acaba? Teknenin yemekleri de bok gibi. Balik yemekten gina geldi... Bir tencere dolusu makarnayi ozledim...


PEKIN-CIN
Resmen kayboldum. Bu notlari unlu meydanin bir kosesinde, kaldirimin ustunde yaziyorum. Otelime nasil gidecegimi bilmiyorum. Yoldan cevirdigim taksiler, otelin uluslararasi soylenisini anlamiyor. Ne yapacagimi sasirdim. Birazdan karanlik bastiracak. Allah bin kere kahretsin beni. Otelden cikarken ustunde Cince adres yazili karti almayi unuttum. Bakalim isin icinden nasil cikacagim?.. (Otelde devam) Tam umidimi kesmistim ki, bir Batiliya rastladim. Pekin Universitesinde hocalik yapan bir Almanmis. Cevirdigimiz taksinin soforune otelimin Cince adini soyledi de buraya donebildim. Yoksa sabaha kadar meydanda oturacaktim.


Kivrim kivrim yilanlar
DA NANG-VIETNAM

Lokantanin girisindeki tursu kavanozlarinda kivrim kivrim duran yilanlari gorunce midem kalkti. Yilan tursusuymus bunlar. Insallah garip bir seyler ismarlamam. Kimse Ingilizce bilmiyor, yemeklerin adinin yazildigi dosya kagidinda ise bir tek Latin harfi yok. Ne yiyecegimi bilmiyorum. Sabahtan beri agzima tek lokma girmedi. Acliktan oluyorum... Bu kadarina da dayanamam. Kedi kadar iki fare mutfaga daldi. Artik olsem de burada duramam. Artik sorunsuz gezilerin zamani geldi. Canim not tutmak da istemiyor.


Yagmur Ormanlari BELIZE
Bu cadirin icinde olmeden sabahi edebilirsem ne mutlu bana. Yemin ediyorum ki bu son olacak. Bundan boyle kimse beni, cadirda kalacagim geziler icin zorlayamaz. Cadirin ici cehennem gibi sicak. Bocek korkusundan her tarafi sıkı sıkıya kapattim... Oylesine cisim geldi ki patlamak uzereyim. Disari cikamam. Yilanlarin hisirtisi yani basimda duyuluyor. Gece yarisi bu ormanda yarim metre bile yuruyemem. Imdaaat olmek uzereyim... Sabah ne zaman olacak? Yaziyi yazarken butun bu korkularimdan bahsedecek miyim acaba? Yoksa yine korkusuz bir kahraman mi olacagim?

Perşembe, Mart 06, 2008

Nice yıllara ...

Annemin bugün doğumgünü..Ben Fethiyedeyim, O İstanbul'da..

Annem, doğumgünün kutlu olsun..Seni çok seviyorum.

Not: Biliyorum ki bu yazıyı şimdi okuyamayacaksın ama seni bugün görebilseydim sana bunları söyleyecektim..
Resim : Renoır (woman with rose)

Pazartesi, Mart 03, 2008

Kısa kısa..

Bugün işe gitmedim.Dün de hava yağışlıydı evde dinlendim.Antibiyotiğimin gücünü yükselttiğimden beri iyileşmeye başladım.Yani akıllanıp gidip kendime 700 lük bir tane aldım ve iyileştim biraz.Hala çok kasarsam öksürük krizine yakalanabiliyorum.

Cumartesi öğlen eve dönecektim,dönmem akşamı buldu..O gün birde festival toplantım varmış,sonradan öğrendim.Aynı zamanda kuaföre gidip saçlarımı tekrar çikolata rengine boyattım.Biraz kızıllığı var ama..Bana böyle daha çok yakıştığını düşünüyorum..

Bugün hava çok güzeldi ama hiç bahçeye çıkmadım.Çıkamadım.Sardunyalarımı dün yağmurda biraz budayıp çoğalttım aynı saksıda..Böylece daha yeşil ve daha çiçekli olabilecekler..Ben genelde boyları uzasın diye bırakırdım .Şimdi boş kalan yerlerine de saksının çelikleri ni koydum.

Kendimi tebrik ediyorum..Bazı zamanlar gerektiğinden de sabırlı olabiliyorum.Uzunbey şimdi de son model bir ATV aldı..Biliyorum bize iki araç gerekli her zaman ve sıcakta merkeze inmek için mutlaka bu tarz bir şeye ihtiyacımız oluyor..ama sadece onu düşündüğüm için ne yaparsam yapayım engel olamadım almasına..Yani ben çok demokrat biriyim,bazen de aşırı demokrat.İşte lazım olduğunu bildiğimden ve çok istediğinden tabii ki kötü bir tavırla değil ama elimden geldiğince her yönünü paylaştım fikrimin.Bana daha çok yarar aslında çünkü araba bana kalıyor ama bir kaza daha yaşanırsa bu son şansın,bir daha binmene izin vermeyeceğim hiç bir şekilde demekten başka bir şansım olmadı.Ben kısıtlanmaktan hoşlanmadığımdan ancak bu kadar kısıtlayabiliyorum ne yapayım..Aynı işte çalıştığımızdan da hak veriyorum ikinci bir araç olmasına..Bu üçüncü gerçi..Birde elemanın motoru var işte..Bana kalsa araba alsın ama sıcakta aynı hesap o zaman ne farkı var ki diyor..Bunu kullanırım.

Çağıl gelecek hafta dr.a gidecek MONEP 'e..Buradan otobüse ,Babamlar karşılayacak,öğleden sonra dr. sonra da pazar akşamı dönecek..Aslında cumartesiye yetişirdi ama bu sefer pazar akşamı binmek istedi..Pazartesi sabahı dersten yiyecek ama gittiğine değsin istedim, değişiklik olsun ona..

İşlerim yoğunlaşıyor gitgide..Bizim sezon başlayacak nisan da..Yani bu durgun sezonumuz ya..Gerçi bizde çok farketmiyor, sezon değil işler belirliyor genelde..15 Martta çok sevdiğimiz Annemin amca kızının kızı evleniyor..Çok severim onları..ama gidemeyeceğim sanırım..Yani gidemiyorum ama aklım orada olacak..Takılarımı şubatta bırakmıştım Anneme..Orada olmak iyi olurdu ama neyse gidemeyeceğim işte.

Bu gece Burcuyla çok sevdiğimiz bir şey yaptık..O da ben de Evim dergisi alıyoruz her ay..İndirimli telefonları açıp sanki yanyana bakıyormuşuz gibi dergi sayfalarını karıştırıp fikir alışverişi yapıp ,sohbet ediyoruz.Sanki yanyana gibi..Öyle iyi geliyor ki anlatamam..Tavsiye ederim ..İlaç gibi geliyor her ay bunu yapıyoruz :))

Yarın iş günü..Şimdiden program dolu..Şimdilik bu kadar.
Uzun süredir bloglara bakamadım,dünden beri az az bakabiliyorum..
Görüşmek üzere..