Salı, Aralık 08, 2009

Mazi kalbimde bir yaradır..

Nerden başlamalı, nasıl anlatmalı bilmiyorum. Güzeldi işte. Pek dışarılarda dolanmadım, arkadaşlarımı arayamadım, alışveriş merkezlerine gitmedim, daha çok annemin balkonda geçirdim diyebilirim bayram tatilimi. Gerçi gitmeden önce burada deli gibi bir hızla geçirilmiş son dört gün var ki istanbula gidebilmem bile bir mucize..Çok yorgun gittim.Bu yüzdendir kıpırdayamamam. Burcu bana sataşıp dursada hiç iş yapmıyorsun diye kıpırdayacak durumda değildim :)


Fotoğraf Babamla gittiğimiz sahil gezisinden.



Bahçeden gelip geçerken beğendiğim ama çelik almayı unuttuğum sukulent.. Gelirken yanıma almayı unutmadıklarımda annemin yaptığı domates sosu :) yeni örgü bir yelek, babamın bizim için Tüyap'tan aldığı bir çanta broşür ve katalog, Dayısının Çağıl için getirdiği kitaplar ile Burcu'nun bana hediye getirdiği Avonlar,kedili kağıt notluk.

Annemlerin apartman genelde kendi evlerinde oturan insanlardan oluşan 6 dairelik bir aile.. Hepsi çok hoş ve güvenilir insanlar. Yönetici hanım herkesin kapısına aynı model paspas alıp, ahşap dekor alıp boyamış - hepsi de ya örgü örer ya ahşap boyama yapar, çok becerikliler bu tarz konularda. Uzun zaman gitmediğimde onları da özlüyorum, her gittiğimde annemlere çıkana kadar gören kapıya çıkıp hoşgeldin der ve hepsine sarılıp, yavaş yavaş annemlere çıkarım. Genelde İstanbulda komşuluk yok diyenler için istenirse olur diyorum.

Annem bunları dikmiş balkondaki koltuklara.. Burası bazen sigara odası çoğu zamanı geçirdiğimiz yer. Çok kalabalık olsak da yemekleri orada yeriz genelde.

Annemin çiçekleri bir başka güzeldir...


Yazılacak çok konu var aslında ama genelde içtik, Burcu bana sataştı, ben Burcuya sataştım, konuştuk, sofra hazırladık, sohbet ettik,
tv seyrettik, özellikle evlilik programları aynı Türk filmi gibiydi :)


Akrabalarımla görüştüm, hepsini de özlemişim. Burcu çok zayıflamış.Bunu söyledik diye bize uyuz oldu ama biz onu çok sevdiğimiz için kızmadık ve vazgeçmedik. O uyuz oldu ya havada benim kilomla ilgili espriler uçuştu durdu tüm bayram boyunca :) Çok genç duruyor ama biz balıketli Burcu sevdiğimizden bize çok zayıf geldi. Dinlemekten sıkıldı bir ara ben de ona bak ben bundan sonra zayıflamanı istemiyorum artık diye ültimatom verdim :)



Gittiğim günün ertesi gün annemle alışverişe gittik çanta, ve ayakkabı gibi bir kaç parça bir şey aldım. Beylikdüzünde Outlet Park diye bir yer buldum, ben buraya geldikten sonra açılmıştı ve ben hiç gitmemiştim. Bu sefer direk oraya gittik annemle eskisi gibi beraber alışveriş yaptık :) Çok güzel mağazalar ve markalar vardı. Bundan sonra mutlaka uğrarım. Teknosadan da fotoğraf makineme kart aldım ama zorla aldım diyebilirim.Bu Teknosalar satış yapmamak için elinden ne gelirse yapıyor. Makina için kart gerekince anneme Teknosa var mı bu yakınlarda diye sordum. O önce alışverişini yap ,sonra alırız dedi. Alışveriş merkezine girince aramadan Teknosa görünce çok sevinmiştim oysa. Girdim tek kişi var koca mağazada.Birde bu bilgisayar ve makine işlerinde usta değilim.Hep yanımda Uzunbey ve Çağıl olduğundan bu alışverişler bana kalmaz.Yani desteğe ihtiyacım var. Neyse tek elemana gidip kart için yardım etmesini istedim. 3 değişik marka kart vardı. Ben bir tanesini alabileceğimi belirttim ama satış görevlisi olmazsa geri almayacaklarını söyledi. Açılan ambalajlı ürünleri geri almıyorlarmış.İyi de bunu nasıl deneyeceğim, olmazsa ne yapacağım diye sorunca da bileceksiniz diye akıl verdi. Tamam da ben hiç bu tarz alışveriş yapmadım, hem siz Tek-no-sa yani teknolojik marketsiniz , bilenlere değil bilmeyenlere daha çok yardımcı olmanız gerekli dedim. Bunun onun derdi olmadığını kibarca bana anlattı,aslında ben bilmiyorum internetten bakalım belki yazıyordur dedim.İnternetten bakmanın onun görevi olmadığını ama bana yardımcı olmak adına baktığını söyledi falan.Yani bak yardımcı oluyorum hala konuşuyorsun havalarında bir alışverişti. Başka şansım yok çünkü buradan başka nerede bakabiliriz fikrim yok. İçimden de neden bu tarz bir mağazada böyle politikaların güdüldüğünü, bana yardımcı olamayacaksa yani orda kibarca ve tavırsız cevap verecek zihniyette olmadıklarını sorgulayıp duruyorum. Ben aynı konumda hiç bir müşterime bu şekilde davranmadım, en çaresizlerini bile en azından en yakın yola yönlendirdim. Allahım neden ben diye içimden söyleniyorum bir yandan.Eleman hala bana sana lutufta bulunuyorum havalarında netten bir şey bulamadığını söyledi. Nerden aklına geldiyse içeride bir listemiz var, makinanızın markasına uyup uymadığını oradan bakabiliriz dedi.. Ya da bilgisayardan baktı bana öyle söyledi bilmiyorum.Kapalı bir yere girip çıktı ve "Nikon marka makinalara uyuyormuş alabilirsiniz" dedi.
Ne yani ben şimdi 20 dakikadır bu iki saniyelik olay için mi dil döktüm bu kadar, lutufta bulundu bu yüce meşe kişilik. Neden bir satış elemanı ilk yapması gereken olayı 20 dakika sonra uygular ki ..? Bıkıp gideceğimi mi düşündü acaba..? Neyse pahalı bir şey değil ama açıkçası olmazsa diye herşeyi göze alıp kartı aldım. Orada açıp taktım hemen. Oldu. Oldu da koca mağaza da tek kişi bırakıp onu da bu su geçirmemişlerden seçince ha müşteriye küfretmişsin ha bu mağazayı açmamışsın Teknosa..! Birde diyelim ki o marka o listede çıkmadı, ben mecburiyetten aldım. Ambalajı açmadan kartı nasıl denememi bekliyorsunuz..? Hayır bunun bir yöntemi varsa biz de bilelim. Yoksa ben neden gidip kek gibi Teknosa'dan alışveriş yapayım ki..? (Bu arada müşteri haklarına göre en az 15 gün içinde teslim edebiliyorum diye bir seçeneğim olmalı normalde )Hem ambalajı açtırma, hem odun gibi servis ver, hem mağaza açıp içine eleman koyma, ondan sonra böyle mağazaları açıp açıp milletin internetten alışveriş yapmasını seyret dur.. Benim gibi bir müşteriden aldığın 20 lirayla iş döndürmeye çalış, fazla elemana para vermemek için böyle müze gibi dükkanlar aç. Budur sana yakışan. Sinir içinde çıktım dükkandan, annem sıkıntıdan üçüncü telefon görüşmesini yaparken bitti işim.

Bu mermer heykeller ,yontu mu demeliyim acaba..? Büyükçekmece Belediyesinin davet ettiği Dünya sanatçılarının yaptığı eserlerden oluşan bir park. Ben en çok bu ikisini beğendim..
Babamla gezdiğimiz gün çekmiştim.


Biz çocukken burada bungolavlar vardı ve kamp yaparlardı ağaçların altında karavanlı turistler..Albatros çok değişti.. Şu halide çoğu yere güzel ama ne kadar doğal bir yer olduğunu
hatırlamak adına yazdım bunları. Bekarken buradan denize girmeye giderdim evimize uzakta olmasına rağmen hatta Pınarkentten girerdik Uzunbey'le denize.. Diğer tarafları çok sığdır sahilin ben de derin yerlerde girmeyi severim.
Eskiden benim denize girdiğim yerler şimdi şehrin içi olmuş ve kıyı uzun yürüyüş yollarıyla birbirine bağlanmış.
Yürüyüş sonrası bir cafeye oturduk babamla. Oraya bir kaç yaz önce anneannemle de gitmiştik,ben yürürken koluna girmiştim. Rahatsızdı dizlerinden ama benimle yürümeyi severdi, o gelince aklıma fazla oturamadım.Biraz da esiyordu babam az üşütmüştü kötü olmasın esintide diye kalktık.Oysa o camekanlı bir yerde oturalım dedi ama beni nedense en son anneannemle oturduğumuz o denizkıyısındaki yere götürdü ayaklarım.


Annemin yaptıklarından..

Annem bu sene de Bakırköydeki kursa devam ediyor ama aşmış artık onlar, kurs değilde atölye gibi çalışıyorlar :)

Burcu geldiğimden beri - Enne de istedi şimdi hakkını yemeyelim - İstanbul yaz diyor ama bu sefer çok farklıydı benim için.Ne farkı vardı derseniz açıkça sayamam ama farklıydı işte. Mesela aklımda bir sürü konu, günlerdir yazacağım bu konuyu ama iş yazmaya gelince bir türlü yazamadım. İçimden hep eskileri yazmak geçiyor ama yazsam ne yazacağım.. Yani yazmak istediklerim paylaşmak istediklerim değil aslında. Onları kendime saklamak istiyorum nedense.
Bu yüzden sanırım kimse bu yazıda istediklerini bulamayacak..
Son zamanlarda sevdiklerim, sevmediklerim,sıkıntılarım, hatıralarım, kısacası düşüncelerim içimde saklı. Bunları paylaşmak istemiyorum. Hatta eski yazılarıma baktığımda bunu neden yazmışım ki deyip kendime kızıyorum. Arşivimin hem dürüstçe yazılması hem de herkese açık olması beni biraz geriyor.Çünkü orada okuduğum zaman neden o kadar sinirlenmişim ki, çok yüklenmişim ya da bunu yazmasam daha iyi olurmuş dediklerim var. Yine de silmiyorum ya da kaldırmıyorum.Hatalarımla ve tüm düşüncelerimle bu hayatı yaşamak istiyorum. Birde büyümek istiyorum :) Sanki hayat yeterince hızlı değil .Yani hızla büyümüyoruz da içimde hep büyüme ve olgunlaşma isteği var. Bu konumları doğuran ne..? Gelecek nelere gebe ama içimde bunların tetiklenmesini sağlayan bir sebep olmasa böyle hissetmezdim diyorum kendime.

Sevilmeyi seviyorum, ilgi görmeyi, aranıp sorulmayı.. Duygularıma dokunulmasını ve paylaşmayı,sanırım bu yüzden burdayım. Yine de kendi içimde yazdığımda rahatlıyorum. Yazmayı seviyorum. Sevdiklerimi özlüyorum. Çok sevdiklerimi daha çok :) Yalnız kalmak istemiyorum hayatta.Bunları niçin şimdi buraya yazdığımı da bilmiyorum aslında.Sadece paylaşmak istiyorum diyelim ve korkuyorum. Bu korku içimde zaman zaman eziyete bile dönüşüyor .Bunu paylaşmak zor. Bu söylendiği kadar kolay paylaşılan bir şey değil ve öyle isteklerim var ki bu istekler bazen içimi kemiriyor.

Hiç de beklediğiniz İstanbul yazısı değil, söylemiştim. Bu güzelliklere daha farklı şeyler yazmak da isterdim.
Toparlamaya çalışayım.Son zamanlarda aslında insanlar yönünden çok beslendim ben. Çok güzel insanlar tanıdım. Çok güzel günler yaşadım. Paylaşımlarım oldu. İstanbul' da son günlerin üstüne kaymaklı ekmek kadayıfı gibiydi ruhum için..Beş gün bile iyi geldi.
Yediklerimiz içtiklerimizi yazmasam aslında daha iyi olur :) Baklava ,bal ,börek çok sevdiğim Osmanlı Tulumbası :)) Annemin güzel yemekleri, çok özlediğim ve alışık olduğum sofra muhabbetleri, şarap keyiflerimiz, Burcu' ların son dakika gelebilmesi, Çarli'lerle görüşebilmek, Atahan'ın tatlılıkları, Çağıl'ın peşinde abi diye gezmesi, Çağıl 'ın eskiye oranla farklı yaklaşımları, Burcu' nun nescafeleri, Fhm'yle muhabbetler :)
Bir gece Çağıl'ın canı sıkıldı, Burcularda yatmıştı. Saat 12 ye geliyordu.. .Çağıl'la gidip bira aldık bakkaldan.. Burcuların hakkını da aldık ama onlar hep bunu kullanıp onlarsız keyif yaptığımızı iddia ettiler :P Oysa biz dertleşip konuştuk uzun uzun balkonda Çağıl'la.O gece yoldan gelmeselerdi onları da kaldıracaktık ama kıyamadık.Onlarsız kafayı çekme olayının da aslı budur :)
Çarli ve eşi öğretmenler gününde gelip bizimle yemek yediklerinde de çok mutlu olduk. Zaten senede 2-3 kere gidip yoğun iş temposu yüzünden onları az gördüğümde üzülüyorum.. O kadar az gidebiliyorum ki İstanbul'a birde denk gelmediğinde görüşememek kötü oluyor.Bu yüzden bu gidişimin öğretmenler gününe denk gelmesi benim için de sevindirici oldu. Çarli 'ye öğretmenler günü için güzel bir beyaz şarap hediye götürdüm.. Umarım beğenmiştir.O da Çağıl'a bir sürü OSS kitabı getirmiş. Annem Arzu'ya çok şık bir atkı örmüş , bana da .. Ben daha oradayken kullanmaya başladım..Ayrıca tüm hediyelerimin resmini koyacağım denk geldikçe.. Burcununkileri daha az koyduğumu farkettim ama yetişemiyorum.Her seferinde unuttuklarım oluyor,buradan özür diliyorum.
Teyzemlerin Beykent'teki evlerinde balkondaki kuşları.Daha çok kanarya vb. gibi kuşları var. Dalları da mevcut görüldüğü üzere..Eniştem çok sevdiğinden, ben kendimi bildim bileli kuşları vardır.Kuşları sevmeyen var mıdır zaten..? :)
İyi ki gitmişim İstanbul'a. Yetmedi ama en azından içimdeki boşluğu giderdi. Sevdiklerimi aşırı özlediğimde içimde olan boşluğu doldurmak kolay olmuyor . Bu da böyle bir İstanbul ziyaretiydi.. Sanki şimdi düşündüğümde hiç gitmemişim hissi veren ama aslında gittiğim için içimi bir başka besleyen güzel bir rüyaydı işte.
Geçen gün yine çok güzel bir mail aldım.Genelde bütün güzellikleri paylaşırım ben ama bazılarını o kadar çok seviyor ve bayılıyorum ki aklıma paylaşmak bile gelmiyor. Gelene kadar da ben unutuyorum yazmayı, oysa bunu büromda bile açıp açıp, gözlerimi kapatıp dinliyorum.. Bu güzelliği (andre rieu Toselli Serenade)dinleyince ne olduğunu anlayacaksınız.. Büroda kanaryam da bu sesleri duyup coşuyor, gelen insanlar nereye geldik diye şöyle bir bakınıyor. İçeriden Ares geliyor .. Siz doğayı çok seviyorsunuz sanırım diyorlar..Evet çok seviyorum :) Belli oluyor mu..? :)
Bu gecenin şarkısı Tango olsun.. Babam genelde keyifli olduğunda bize Tango mırıldanır, bazen de dansa kaldırırdı evdeyken Annemle beni.. ama ben bu gece size hüzünlü bir Tango öneriyorum.. İncesaz'dan- Mazi kalbimde bir yaradır..

Cumartesi, Aralık 05, 2009

Ben bir geceyim, sen bir Ay 'sın.

Bugün dinledikçe içimi yakan bir şarkı var iki yazı arası, duyduğumdan beri dinlediğim, beni sözleriyle de etkileyen bir şarkı..
Gelen mailde "İran'da kadınlar biliyorsun özgür olmadıkları için gizli kayıtlarla albüm yapılıyor. Bu dinleyeceğin parça bu açıdan da insanın içini yakıyor. " diye de not düşülmüş..
Çok güzel .. Önce linki açın ve müzik bir yerden çalarken siz Türkçe sözleri okuyun..
Marjan Vahdat söylüyor..

Hoş hırâman mîrevî iy cân-ı can bî men merov
İy hayât-ı dûstan der bûstan bî men merov”

Demek sen böyle salına salına bensiz gidiyorsun ey canımın canı.
Ey, dostlarının canına can katan,
Gül bahçesine böyle bensiz gitme istemem.

İstemem, ey gökkubbe, bensiz dönme
İstemem, ey ay, bensiz doğma.
İstemem, ey yeryüzü, bensiz durma
Bensiz geçme, ey zaman, istemem.

Sen benimle beraberken
Hem bu dünya güzel bana,
hem o dünya güzel.
İstemem, bensiz kalma bu dünyada sen,
O dünyaya bensiz gitme, istemem.

İstemem, ey dizgin, bensiz at sürme.
İstemem, ey dil, bensiz okuma.
İstemem, ey göz, bensiz görme.
Bensiz uçup gitme, ey ruh, istemem.

Senin aydınlığındır aya ışığını veren geceleyin.
Ben bir geceyim, sen bir aysın madem,
Gökyüzünde bensiz gitme, istemem.

Gül sayesinde yanmaktan kurtulan dikene bak bir.
Sen gülsün, bense senin dikeninim madem,
Gül bahçesine bensiz gitme, istemem.

Senin gözün bende iken
Ben senin çevganın önündeyimdir.
Ne olur, öylece bak dur bana,
Bırakıp gitme beni, istemem.

O güzelle berabersen, sen ey neşe,
İstemem, sakın içme bensiz.
Hünkarın damına çıkarsan, ey bekçi,
Sakın bensiz çıkma, istemem.

Bir şey yoksa bu yolda senden,
Bitik bu yola düş enlerin hali.
Ben senin izindeyim, ey izi görünmez dost,
Bensiz gitme, istemem.

Ne yazık bu yola bilmeden, rasgele girene!
Sen ey, gideceğim yolu bilen,
Sen ey yolumun ışığı, sen ey benim değneğim,

Mevlana
Divan-ı Kebir'den..

Resim: (our time together :)

... ... ...

Bugün evdeyim, akşama şömine başı şarap keyfi için dostları çağırdım.. Kendime bir kahve molası verdim bilgisayar başında. Dün İstanbul yazısına başladım ama yazamadım, Burcu ile telefonda konuştum.
Yarın Çalış Karnavalı yılbaşı (Xmas) pazarımız var. Saat dokuzdan sonra ordayım, onbirden sonra da satışlar başlayacak.
Akşama sizin için de bir kadeh şarap içeceğim :) Sağlığınıza..

Çarşamba, Aralık 02, 2009

İstanbul Öncesi..

FARALYA : İstanbul öncesi yetiştiremediğim ama kesinlikle paylaşmak istediğim bir kaç şey var. Bunlardan biri bayram öncesindeki pazar günü.. Faralya da hem yürüyüş yaptığımız hem de yemek yediğimiz gün. Biz o gün 3 araba Hisarönünde buluştuk. Oradan arka arkaya Ölüdeniz ve Faralya yolu.Faralya yolunu biliyorsunuz daha önce Karaağaç'a gitmiştim oradan.Faralya Kelebekler Vadisinin de üstü. Yani denizden ulaşımı orası. Gittiğimiz yerde Faralya Hotel.



İşletenler Adıyamanlı olunca yemekler de Adıyaman usulü oldu. Hatta Fethiye'de Adıyaman yemekleri yemek bize kısmet oldu diyebilirim.

Ekşili Lülük ile başlayan yemek serenomisi içinde hafif ekşi tadıyla çok hoşumuza giden çorbanın neden yapıldığını görmeniz için kaşıkla resimledim.


Sirkeli sarımsaklı marul salatası.. Sağda adını bilemediğim ot yemeği..


Bostana salata ve brokoli - brokoli Adıyamanda yöresel değil ha yanlış anlama olmasın, o sağlıklı bir sofra adına yapılmış :)



Solda haşlanmış sağda kızarmış Adıyaman usulü İçli Köfte. (En sevdiklerim)

Yürüyüşte karşımıza çıkan bir ev.


Otelin havuzbaşından görünen manzara Akdeniz.


Havuzbaşında yemek yedik ve yürüyüş yaptık.Bol çay ve kahveden sonra sessiz sinema oynadık kızlar ve erkekler olarak..Yenilen diğerlerini sinemaya götürecekti ve biz yenilmemize rağmen sinemaları kazandık :)


Cennet Hurması denen meyve.. Ağaçtan toplayıp bize ikram ettiler.


Giderken Ares manzara seyretti, tabii ki bizde.


Faralya yolu..


Kelebekler Vadisine yukarıdan bakış.



Ölüdeniz - Faralya yolu..


Hisarönünden Ölüdenize sonra da Likya World'un yanından bu dar yoldan Faralya yoluna çıkılıyor.


Yine resimler tersten olduğundan gidiş resimleri en sona doğru. Karşısı Kıdrak koyu.

O gün çok eğlenceli ve güzel geçti, ertesi gece yola çıkacağım için dinlendim hatta film izledim Uzunbeyle.. Uyumuşum ve ertesi gün kendime çanta hazırlayıp bayram temizliği yaptım.


KAYAKÖY Misafir Evi:
Fethiye evde şarap grubunun geçen ay yaptığı Likya Şarapçılık bağbozumu gezisinden alınan üzümler şarap yapılmıştı. Bu ay şaraplar nasıl olmuş ve eksiklerimiz neler, nasıl şarap tadımı yapılır gibi konularda hocamız Mustafa Bey bize küçük bir bilgi toplantısı yaptı ve herkes evde yaptığı şaraplardan bir şişe getirip tattırdı. İkramlar Misafirevinin sahibi Filiz Hanımdan.. Şarap yapmayanlar tadım için bir şişe şarap getirip diğerleriyle tadıma devam edecekti,ben de evde yapılmış şarap olmadığından bir tane Kavaklıdere Shiraz getirip masaya tadıma koydum :)

Biz etkinliğe Uzunbey, Berna ve Ares beraber gittik.Berna da evde yaptığı beyaz şarabını getirmişti ama değerlendirme dışındaydı aslında.Çünkü Berna'nın ilk evde şarap toplantısıydı ve
Hocanın asistanlığını o yaptı :)



Bu liste tadım yapılan şarapların karnesi bir bakıma..Önce şarabı kimin yaptığı ve ne gibi işlemler yaptığı konuşuldu sonra da şarap tadıldı.İlk kırmızılardan başlandı.Sonra beyazlara geçtik ama benim işim çıktığından biz Berna ile akşamüstü bırakmak zorunda kaldık.Zaten o gece de ben düğüne gittim.


Şarap Tadımı Adımları :


1- Gözlem

2-Burun

3-Damak

4-Bitiş ve yorum


Yukarıdaki kadeh benim ama asıl tadım kadehi Paşabahçenin 44253 numaralı kadehi oluyor.Ağzı daha dar ve yüksek bir kadeh. Grup kalabalık olduğundan bana bu kadeh düştü ve gerçek tadımda ancak numarasını verdiğim kadehle yapılıyor. Bacak ve damar denilen özelliklere bakmak için bu kadehe ihtiyacımız var.


1-Gözlem için.. Ortam aydınlık olmalı, şarabın rengini, tortuyu kadehi beyaz bir zeminin üzerine getirip ya da altına tutarak bakıyoruz.


Mor-Yakut-Kızıl-Kiremit-Turuncu Kırmızı şarabın renklerini oluşturur.

Sırasıyla tortu var mı yok mu..? Hakim renk hangisi..? Kadehteki yansımalar önemli.. Kadeh yan yatırılıp kaldırdığınızda bacaklar ( geri dönen şarap kalıntısı) ne kadar yaygınsa şarap o kadar iyidir..
Şarap yaşlandıkça renkleri dışarıya doğru açılır. Kadehin üst kısımlarına doğru diyelim..
2-Burun : Şarap tadımında ortamda güçlü kokular olmamalı. Şaraplar uygun sıcaklıkta servis edilmeli. Ağır parfüm kullanılmamalı. Nezle ve hasta olmamalı. Sigara ve kahve içilmemeli. Tadım sırasında peynir şarabı yanıltır(yağlı olduğundan) galete ve su kullanılmalı.
Tadım da bu kokular aranmalı..
(Bu yazdıklarım benim arada not aldıklarımdan hatırladıklarımdan ibaret olduğundan yanlış bilgiler hocamıza mal edilmemeli diye de yazmam lazım :)
Tadımda ilk şarap içildiğinde meyve, çiçek, baharat, sebze ve diğer kokular hissedilmeye çalışılmalı.
Meyve kokusu : elma ,çilek, karadut gibi.
Çiçek kokusu : Gül, menekşe gibi..
3-Damak : Gövde, yumuşaklık (şarap içerken süt gibi ipeksi gitmelidir) , yuvarlaklık.
Yumuşaklık için ..
Hafif 'se su gibi
Orta ise tam yağlı süt gibi olmalıdır.
Her zaman alkol + meyve = tanen + asit olmalıdır ki şarap iyi olsun.
Yumuşaklığa devam..
İpeksi = süt gibi
Pürüzlü = portakal suyu gibi
Kaba = kahve gibi
Gazlı = boza gibi.

Yuvarlaklık .. (tadının verdiği duyum)
Yuvarlak = Su gibi
sivri = limon suyu gibi
Köşeli= koyu demli çay gibi
4-Bitiş ve yorum :
Bu konu oldukça uzun aslında ama ben çok not alamadım. 15 sn ve altında damakta tat bırakan şaraplar kısa şarap olarak adlandırılır.
Şarapta uzunluk önemli ve orta denilen şaraplar 5-8 yıl arasında tadını koruyabilen şaraplar, uzunlar ise 5-50 yıl arasında saklanabilen şaraplara deniyor. Bu iki grup kaliteli şarapları oluşturuyor.
Bu kısımdaki notlar daha sonra bize mail olarak gelecekti,daha tam olarak maillerimi kontrol edemedim arzu eden olursa bana mail atabilir,paylaşabilirim.. asortikkrep1@gmail.com
Biraz da bahçe..
Bu son kaktüs düzenlemelerimden.. Güneşten güzel çıkmamış bir de yeni düzenlemiştim. Şimdi daha güzel görünüyor,uzun süredir de su vermedim iyice toparlandılar.

Bu pencerede sakız sardunyalarım vardı, aşırı gölge kaldı kışın bende biraz değişiklikle orayı kaktüslere ve sukulentlere ayırdım.. Ayrıntılı resimler daha sonra. Bunlar atıştırmalık :)


Minicik kaktüslerim büyüyor.. Bahçede klimanın makinesindekilerden..

Kapıdaki yavruağzı gül..

Yine bahçeden klima üstünden..

Bu sokak kapımın karşısındaki duvardan..

Kaktüslerin küçük saksıları sevdiğini unutturmamak için iyi bir örnek :)

Çiçek açmış birde :)

Çok sevdiklerimden :) Baharda pembe çiçek açacak..

Bunun aynısından balkonumda var :) Bu İngiliz komşumun.

Bunu minicik getirmiştim,yerini sevdi, her zamanki gibi Hatice Teyzenin tayfası.Yani ondan çelik gelmiş..Son çalış 2. el pazarından bende olmayan kaktüslerden aldım ,küçük ama güzel..Onlarda kendini toparlasın fotoğraflarını çekeceğim.

Bu çiçekler sukulentlerin çiçeğinden.. Bayram öncesinden yine.
Şimdi tv de Doktorum programını izliyorum.. Sabahları yedide kalkıyorum.(Geceleri de geç yatıyorum, bundan vazgeçemiyorum..En eski alışkanlığım zaten. Gündüzde hiç uyuyamam ) Genelde sabahleyin Kanald açıp yayınlanan eski sevilen dizileri izliyorum Çağıl evden çıkana kadar.Bu aralar sabahları Asi var. Asi'den sonra Doktorum programını açıyorum.Bu sabahta unutkanlık konusunu işliyorlar. Uzunbey'e şakayla karışık bunu izleyeyim de öyle geleceğim dedim.O da izle ama nasılsa unutursun bunları dedi bana :)) Birbirimize şakayla sataştık durduk. Bazı konularda haklı olduğundan çok üstüne gitmedim ama bu konu da hala endişelenmiyor da değilim. Vitaminler gerçekten kilo aldırıyor bana. En azından iştahımı açıyor. Şimdilik inancım aşırı yoğunluk ve stresten dolayı unutkanlık yaşadığım.Gerçi bu aralar şikayetim yok. Yine de kendime dikkat etmeye çalışıyorum.. Sevenlerim var :)) benim de onlardan uzaklaşmaya niyetim yok diyelim. .
Bugün aralık ayının ilk çarşambası , merkezdeki pazar yerinde 2. el pazarımız var. Öğleden sonra oraya gideceğim.
Dün Evim ve Ev-Bahçe dergisi aldım kendime, her ay da alıyorum. Değişik fikirler oluyor çoğu zaman,uygulamalara bakıyorum.
Normalde dağınık biriyim,yani Uzunbey'e göre daha dağınık diyelim ama kendi içinde müthiş bir düzenim var.Mesela bu yazıyı yazmadan İstanbul yazısı yazamadım. Bundan sonra İstanbul ve daha sonra da pazartesi günü gittiğimiz Dikencik Evleri kahvaltısı var. Kronolojik sıra benim için önemli. Kurallı dağınıklık diyorum ben buna.Yani dağınık gözüken ama kendi içinde düzeni olan bir şey bu. Genelde hiçbirşeyi kaybetmem,kaybedersem bu benim güvensizlik hissetmeme sebep oluyor. Çağıl geldiğimiz sabah valizlerde bir şey arıyor bende ona tarif ettim nerde olabilir diye.O kadar şaşırdı ki kadınlar anlar ne demek istediğimi aslında ama ben onları öylesine tıktın oraya sandım dedi. Neyse bu halimi seviyorum .. En azından doğal duruyor :))
Gelecek yazı..
Çalış 2. el pazarı (car boot) Daha kasım ayını yazamadım ,oysa çok kalabalıktı. Yeni likör bardakları ve kaktüsler aldım kendime :)
İstanbul Günleri ..
Bayram kahvaltısı Dikencik Evleri -Üzümlü
Reklam gibi oldu :)
Not: Bugün 2. el pazarı-merkezde pazar yerinde..
6 aralık pazar günü ise Xmas Pazarı - Yeni yıl hediyelik eşya pazarı Çalış Karvalının etkinliği, her ürün yeni ve hediyelik el yapımı eşya ve yiyecek pazarı.. Senede bir kere yapılıyor.