Cumartesi, Ocak 16, 2010

Seninle yaşlanmak istiyorum..

Geçen hafta yürüyüş, koşturma, toplantı, yemek ve işle dolu bir haftaydı. Öyle ki annemi bile aramadığım gün olmuş. Oysa her gece dizi saatlerinde ararım çünkü gündüz ben işteysem o da dışarıda olduğundan rahat konuşamıyoruz bu yüzden uzun zamandır geceleri arıyorum.Gece konuşamazsak sabahları araşır, halimizi hatırımızı öğrenip kısa bir konuşmayla geçeriz.Ya da ben gözden uzak bir köşe bulup rahat rahat uzun konuşmlar yaparım arada bir.

Bugün ilk defa evdeyim ve başkalarına ev işi yapacağım dediğim oysa bilgisayar keyfi yaptığım saatlerle geçirmek istiyorum :) Çayımı içtim,yavaş yavaş kahvemi hazırlıyorum.

Fotoğraf Hillside üstündeki yürüyüş yolundan..Karagözlerden Kayaköye geçen Likya Yolu öncesi hazırlık yolu diyebilirim. Kısa ama çok güzel bir parkur. Biz tabii ki normal şekilde yürümüyoruz,Kayaköye giderken arabayı orman içinde parkedip istediğimiz oranda yürüyüp dönüyoruz.Ares gezmiş oluyor,bizde yürümüş. Başkalarıyla yürüyecek oranda hem antremanlı değiliz hem de başkalarına göre plan yapamıyoruz zaman olarak. Ekip belli, Ares,Uzunbey ve ben. Çağıl bu sene dershanede ama geçen gece yanyana otururken , bende maillerime bakıyorum , hadi bana resim göster dedi, normalde biz dışarıda yediğimiz içtiğimiz şeyleri pek konuşmayız,gerek görmüyoruz -ama ben bloğa yazdığımdan herkes görüyor o başka- Çağıl resimleri gördükçe bu ne , buna ne zaman gittiniz, bundan sonra bende yürüyüşlere geliyorum, o kadehler ne, bunu da mı içtiniz- son piknik görüntüleri üstüne- oysa her gittiğimiz yere mutlaka sonradan beraberde gidiyoruz biz.Ya da önceden gittiğimiz bir yerde olsa mutlaka beraber gitmişizdir..Zaten Fethiyede ne kadar değişik yer olabilir ki.. :) gidemediğimiz ama yeme içme kısmına meraklı biri olunca aklı bizde kalıyor işte..Ona gelecek sene üniversitede bu kısımları bol bol yaşayacağını söylüyorum.. Hatta muhtemelen yemeğe düşkün biri olduğu için bu konularda gurme olacağını düşünüyoruz Uzunbeyle.. İlk günleri kesinlikle mekan keşfetmekle geçecektir mutlaka.. Aklıma benim Maçka -Nişantaşındaki öğrencilik günlerim geldi, o zamanlar yenen menemen bile ne kadar değişik ve özel gelirdi, bizde özel mekanlara giderdik ama baba da anne gibi yemeğe meraklı olunca çocuğun böyle olması sürpriz değil :)) Bence beraber gittiğin kişiler o mekanı özel yapan ama yalnız da gitsem keyif alırım ben yine de arkadaşlarla paylaşmak kadar özel olmuyor.
Yol arabanın geçmesi için uygun genelde bu tarz yollarda gezmeye çalışıyoruz çünkü Ares çamurlar içinde gezmeyi sevdiğinden arabanın arka koltuğundaki ki kilim kışın çamur içinde kalıyor, biri oturacağında kaldırıyoruz ve genelde yürüyüşlerde su ve çamur dolu yollara girmemeyi tercih ediyoruz.
Köylünün arı kovanları- Durup arı şeylerinin resmini çekeceğim dedim yürürken Uzunbey dalga geçti, iyi de daha kahvaltı etmemişiz, kahve içmemişim, afyonum patlamamış,saat sekiz civarı, benim gibi haftayı yorgun geçiren bir kadın kalkıp çocuğu dershaneye bırakıp saat sekizde yürüyüşe gelmiş hala dır dır diye ben ona takıldım bu sefer.Hem bazen canımı sıkarsa sen İstanbulun göbeğinde apartmanda mı gördün benim çocukluğum Istırancalarda geçti,ben senden daha iyi bilirim deyip sataşıyorum da kızarsam.Öğretmen çocuğu olup her ne kadar tarla görmesem de yeri gelince bana hava atmasına izin de vermem aslında.Bana ne.. Aramızda kalsın sadece gördüm zaten arı kovanları, çok da bilmem, Demirköyde çok arı vardır (bol ağaç ,ormanlık ve güzel hava ) sonra Mimarsinan ,yine doğal ve hoş bir yerdi o zaman etrafımızda deniz manzaralı yerler,ağaçlar,bahçeli evler, tek bir arı ısırmamıştır beni otuz yaşıma kadar. O kadar sokakta ve doğada oynamış bir çocuk olarak , seneler sonra Sinanoba da bir pasajda işyerimde biriyle konuşurken kulağımın altında boynumdan ısırdığında ne kadar şaşırdığımı siz tahmin edin artık. Şehirleşmeye tepki bence arılardan.. Doğaya dönük büyük bir kentleşme yeri de olsa Sinanoba gidecek yer,konacak çiçekler etrafta azaldıkça arılarda nereye konacağını şaşırmış olmalı kesinlikle.
Yürüyüş sonrası Kayaköye bir gittik ki gözlemeciler kapalı, kış ya insanlar kalkıp dükkan açmamış bile.. Kahvenin hemen yanındaki bir tek açıktı..Bizde oraya girdik, güzeldir oranında gözlemesi. Gelin İngiliz bu yüzden Hisarönündeki car boota gitmiş eşiyle,teyze açmış dükkanı.Önce çay sonra gözlemeler iyi geldi .. Kaya Fethiyeden soğuktu. Yayla oluyor ya. Bu konuda da bir itirafım var aslında. Şimdi biz İstanbulda yayla görmedik ya da kullanmıyoruz ya..
Ben yaylayı da Bahçelievlerdeki gibi bir yer isim sanıyordum buraya ilk geldiğimde. Yani onun bir kültür olduğunu bilemedim tabii ki.. Bizde yayla diye bir şey yok, her yer yayla,yeşillik temiz hava (Trakya için söylüyorum, zaten öyle bir kullanımı yok o kelimenin)İstanbulda duysak da ne olduğunu anlamamışım demek ki.. Sadece tatillerde İstanbuldan çıkınca öğrenilmiyor bu kültür.Gezip görmek lazımmış.Meğer her yerin yaylası başkaymış, her köy yaz kış farklı yerlerde yaşarmış, göçermiş.. Mesela her köyün yaylası ve sahili farklı. Yine de bu yüzden sanırım pek yayla sevmiyorum ben buralarda. Sahilde deniz varken gidip devamlı yaşanacak bir yer olamaz benim için yaylalar..Sağlık açısından her ne kadar durum tam tersi olsada. Beni çok cezbetmedi yaylalar işte ama Kaya başka.. Kaya 'yı seviyorum. Üzümlü ya da Kaya dışındaki yerler sadece bir gün gezilip görülecek yerler benim için.
Bu beşamel soslu brokoli, benim genelde sebze istediğimde yaptığım ya da misafir geldiğinde misafirler tarafından beğenileceğini bildiğim bir fırın yemeği.. Brokoli haşlanır, fırın kabına konur , üstüne beşamel sos ve kaşar konur, kaşar kızarana kadar fırında pişirilir. O gece de biter hiç kalmaz.
Bazen aynısını karnıbaharla yaparım ama baharatlarını da eksik tutmam.Genelde yemeklerimde kimyon, karabiber, duruma göre zeytinyağlılarda kekik, etlilerde nane, dolmada yenibahar, tatlılarda tarçın, tavukta safran, börek ve poğaçalarda susam ve çörekotu çoğunlukla sarmısak kullanmaya gayret ederim. Tereyağını özel soslarda ve bazen pilavlarda, zeytinyağını yemeklerde, sızma zeytinyağını salatalarda, nar ekşisini balıkta ve salatada kullanırım, hardalı kesinlikle patates kızartmasında ve tavuklarda çok severim , onsuz yemem diyecek kadar belki de ama yerim yine de..Birde sirke ben sirkeli salata severim,Burcu sirkeli yemez,annem gittiğimizde bazen sorar sirkede koyayım mı diye..Limonlu ve sirkeli hatta,mümkünse ikisi birden olabilir..
Şarap için davet ettiğim arkadaşlara bu menü kesinlikle çıkarılır.. Meyveden çok bu tarz yiyecekler ikram etmeyi severim birde.Meyve ikram edeceksem de kendim servis yaparım. Yani soyup ,süsleyip, tabaklarda hazır vaziyette.Tabakla soyulmamış gelen bana estetik gelmez, gidersem duruma göre yerim ama koca tabaklarda portakal gibi meyveler ve yanında meyve bıçağı bana da yemek zor gelir..Muhabbetin en koyu yerinde çoğunlukla politika ya da iş konuşuyorsun al portakalı soy, nar veremezsin, muz koy, ya da kivi diyelim ..yemek komik geliyor işte..Meyve yalnız yenmeli bence :)Ya da romantik şekilde iki kişi yemeli :) Ya da evde benim yaptığım gibi soyup herkesin önüne hazır çatalla bırakılmış servise hazır.. Sunumu güzel olursa kim soydu nasıl ayıkladı gibi konuları düşünmeden..

Bunlar benim spesiyalitem olan milföylü börekler.. Senelerdir yaparım ilk zamanlardan beri. Milföyler hazır,zaten bu yüzden seviyorum.Buzdolabımda her zaman olur, ani bir durumda kullanılır. Bir milföy yaprağını hiç açmadan hemen artı şeklinde dörde bölersin, dört parçaya evdeki duruma göre sosis, haşlanmış patates , ekşimik(lor) ,kaşarlı, peynir,ıspanak,kıymalı pırasa, kıyma ne isterseniz koyabilirsiniz.. Ben genelde iki çeşit börek yaparım, biri etli ise diğeri süt ürünlerinden biri ya da patatesli olur.Seveni sevmeyeni olabilir diye ama nedense böreklerim hep biter :) Yani yemeyeni görmedim hem de elde açmam,hazır yufkadan yaparım tepsi böreğini..Bunun bir nedeni de genelde tuzlu için bir tabak tatlı için ikinci servis tabağı kullanırım.. Devamı yok diye herkes tuzluları önceden bitirmiş de olabilir sormadım,merak da etmiyorum:P
Neyse devam edelim sonra bu küçük dört parçadan birini alıp içini doldurup bohça şeklinde kapatırız, kapattığımız kısmı alta gelecek şekilde tepsiye yerleştiririz, tepsinin yağlanmasına gerek yok, yağlı hamur olduğundan zamanında çıkarırsanız yapışmaz.Üstünü iki bıçak darbesiyle çiziniz efendim..Niyesi yok,çizin daha güzel oluyor. Arzuya göre varsa yumurta sarısı çok çok az suyla çırpılır ve üste sürülür. Yoksa kullanmayabilirsiniz. Yapmaya başlarken fırın açılır, böylece siz bitirdiğinizde fırın sıcak olur. Yaprakları kullanmaya başladığınızda yumuşak olması gerektiğini hiç kullanmayanlar için hatırlatmak isterim.. Yaprakları kullanmadan onbeş dakika önce buzdolabından çıkarmış olsanız iyi olur. Üstleri kızarınca börekler de olmuş olur. İyi kızarsın ama altları yapışmadan çıkarırsanız iyi olur. Tepside soğumasını bekleyin birde.Sonra bir bıçak darbesiyle ya da elinizi dokundurduğunuzda kolayca çıkacaktır.
Yukarıda anlattığım tuzlu börek hallerine yine benim sık kullandığım lokumlu halleri var ki onlar işte ayrı bir tat. Yapılışı yine aynı yöntem ama bunun için iç yerine mümkünse fıstıklı , cevizli ve ya fındıklı lokum kullanırsanız daha iyi, yoksa kuş lokumu olabilir ya da kuş lokumu yanına evden ceviz ekleyebilirsiniz.. Aynı yöntemleri tekrar edip fırından çıktıktan sonra sıcak sıcak pudra şekerini döküp servis yapıyorsunuz..Şimdiye kadar beğenmeyenini görmedim diyebilirim.
Bu şekilde bir paketten seksen parça çıkıyor, ben genelde yarısını kullanırım, kırk tane kalabalık için bile yeterli bir miktar hem de ekonomik oluyor..

Bunlar sosisliler.. Üst resim bir misafirden alt resim başka bir misafirden ekleme.. Çiğ şekilde nasıl göründüğünü göstermek için.. İçi bol konmuş :) Özellikle kaşarlar bazen içinden taşabilir ziyanı yok, dışına yapışacağından ayrıca kızaracaklarından çok daha güzel bir tadı olacaktır, endişelenmeyiniz..


Bunlar Çarli'nin eşi Arzu' nun bana ördüğü eldivenler,dün erken evden çıkıp işten önce yürüyüşe gittik, hava hafif soğuktu, eldivenlerimi taktım..
Bu yolda yürüdük yine..


Arkada görünen koylardan Ares'in kafasının arkasında olanı Hill Side, uzakta görünen diğer kara parçası ise körfezin diğer ucu.. Yani bir üst resim Göcek ve Yassıcalar tarafını gösteriyor..

Perşembe günü öğlen bir cenaze törenindeydik. Ölüdeniz Belediye Başkanının annesi vefat etti, hem sevilen insanlar hem de oralı olunca gördüğüm en büyük kalabalıklardan biriydi, öğleden sonra da iki toplantı üst üste yapınca akşama çok yorulmuş halde eve döndüm.Uzunbeyle telefonlaşıp dışarıda yemeğe karar verdik. Bu gördüğünüz güzel sofra Kargı da Karataş Plajındaki sabahları gittiğimiz yer. Bize balık alıp gelebilirsiniz biz pişiririz demişlerdi,bizde gittik,hem güzel pişirmişler hem de yanındakiler çok lezzetliydi ,çok keyif aldık. Çok kibar ve daha önce turizmde çalışan bir usta var, bir kır lokantasına göre oldukça iyi bir servisi var. Eski yerin pahalı ve kötü yönetiminden sonra çok sakin ve uygun bir fiyat politikası da var ama sakin şimdilik.. Çok kalabalık olmuyor.. Bu da bize iyi geliyor :) Keyifli bir yemeğin ardından eve gidip dinlendik..

Ekmekleri kendileri yapıyorlar, sıcak ve taze halde gelmesi de çok hoş.Yanında tereyağı ve tulum peyniri de geliyor.
Ben zaten balık pişirmeyi sevmiyorum,hatta daha önce yazdım ayıklamadım hiç hayatımda,bilmiyorum da ayıklamasını..Şimdilik sadece pişirebiliyorum. İyi oldu böyle balık pazarına gidip kazıklanmaktan çok çok iyi bence..

Zen çok kitap okuyor, arada bende ona veriyorum benim kitaplardan.. Ondan da alıyorum.Bazen onda rastladığım benim dünyada haberim olmayacağı ama bir şekilde onda gördüğümde sevdiğim tarz kitaplarda oluyor.. Bu kitap gibi mesela, geçen gün ona kitap götürdüm, hem kahve içip sohbet ettik. Hastalıkların hangi düşüncelerden ortaya çıkabileceği konusunda güzel bir kitaptı, aşağıda son günlerde boğaz ağrısı çektiğimden -gerçi ben bu hafta çok konuştum yine biliyorum ama- neden ileri gelebileceğini öğrenmek açısından iyi bir kaynak. Bu tarz kitapları tavsiye ediyorum. Hastalanmadan ne olabileceğini görmekte fayda var.Testi kırılmadan misali..
Dün bir doğal ürünler satan bir yer açıldı, açılışta Zenle beraberdik ,dün onun doğumgünüymüş,ben de yeni öğrendim.Sürekli takip ediyordum ama öğrenememiştim, ben doğumgünlerini özel olarak sorup öğrenmeyi değil de farketmeden öğrenip insanları şaşırtmayı daha çok severim.Yine de becerememişim ki atlamışım.
Yasemin bizle yeni çalışmaya başlayan bir arkadaşımız.Geçenlerde onun yeşil şapkasını koymuştum, şimdi de şalı.. Birbirimize örgü kıyafetlerimizi ve aksesuarlarımızı sabahları işe geldiğimizde gösterip gösterip duruyoruz :))
Uzun zamandır bahçe resimleri koyamıyordum.. Hem az ilgilenebiliyorum hem de kış olduğundan.

Burasını yeniden düzenleyip oturabilecek hale getirmek istiyoruz bu yaz. Çam ağacı olduğundan masada oturup yemek yerken ya da birşey içerken çamdan iğne yapraklar dökülüyor, bu yüzden rahat oturulmuyor. Birisiyle görüştük önümüzdeki haftalarda düzenlenecek. Daha önce kendi yaptığımız kayrak taşı düzenlemesi de istediğimiz gibi olmadı.(Birde ben çok zor beğenirim, kendi yaptığımız hoşuma gitmedi-ıslandığında su masanın altında kalıyor ve zemin düz olmadığından benim ferforje koltuklar düz durmuyor, ağır olduğundan kolay çekilmiyor falan. Görünen kare taşlarla yapıp ,hafif yükselteceğiz. Resimlerini paylaşacağım daha sonra.) En keyifli yerin keyfini çıkaramıyoruz bahçede.

Bahçeyi yavaş yavaş temizleyip,düzene sokmaya çalışıyoruz ki bahara hazırlanalım.Klima üstündeki çiçekleri çam iğnelerinden temizledim. Bazı çiçekler çam altında yaşamadıkları gibi bazılarıda coştular.Demek ki çam altında sardunyalar, kurdele çiçekleri,yılbaşılar,kaktüsler , sukulentler ve ortancalar yaşayabilecekleri gibi yukalarda çok seviyormuş..

Testi şeklindeki saksılara sukulentleri çok yakıştırıyorum.

Geçen sene sandığın yerini değiştirmiştik,balkonun tam karşısına aldım ki hem göreyim hem de
orada kaybolan bir boşluğu değerlendireyim.Yalnız aşırı gölgede kalmak buz çiçeğine yaramadı ve sağda gördüğünüz gibi salkım salkım bozuldu,bende onu çıkarmadan yanına kaktüs ve sukulentler diktim.Bunlardan bazıları gölge olsada bozulacak cinste değiller.Daha da hoş durduğunu düşünüyorum böyle kaktüs bahçesi olunca.. Elime değişik cinsler geçtikçe de yanlarına ekleyeceğim..
Bu gördüğünüz saksı aslında bir karakovan.Hani karakovan balı diyoruz ya eskiden bu ağaç gövdeleri oyulup içine arıların bal yapması sağlanırmış.Tüm bir ağacın gövdesinin nasıl temizlendiğini ve balın nasıl çıkarıldığını düşünün artık. Bir köy ziyaretinde köylüler Uzunbeye hediye etmiş.O da bahçe dekorasyonunda değerlendirelim diye getirmiş..Ben içine bir saksı ve kurdele çiçeği kondurdum, o da yerini sevmiş belli ki..

Yılbaşı çiçeğim açmak üzere.. Bu resme yazı yazarken farkettim ki özel bir yılbaşı çiçeği yazısı yazmam gerekli..Çok değişik ve güzel bir çiçek fazla tanınmayan.Bende severim.Bana Çatalcayı hatırlatır.

Çamın altını temizlerken, tüm çiçekleri de elden geçirmek gerekti.Bu sene daha saksılarını değiştirmemeye karar verdim.Zaten geçen sene bahçeyle hiç ilgilenmedim. Sadece toprak ekledim,biraz da sardunyaları budadım. Her yer çam iğnesiydi zaten,mor salkımı da budadım,onları toparlayınca etraf açıldı.. Sokaktan bahçe görünmeye başladı ama bahara mor salkım açtıkça görünmeyecek yine. Etraftan görünen bir bahçeden hoşlanmıyorum da. Oturduğunda ses duysan bile görünmemek iyi oluyor :)

Bu kitaplar 2. el pazarından aldıklarım.. Şu an Zen okuyor. Ben zamanında okuduğum klasikleri kütüphaneye koymak için bulduğumda kaçırmıyorum. Aralarında bu tarz kitaplarda var, bir tanıdığımdan aldığımdan hepsi beş lira. Çocuk kitabı da var bu beş liranın içinde.Onlarda Atahan' a gidecek.

Mutfaktaki kümesim..Normalde canlılarını pek sevmem.Yanı bahçede goot goot dolaşmalarını..Kapalı ve büyük bir bahçesi olan kümesleri olmalı tavukların.. Bahçeyi eşeleyip dururlar çünkü.Yani tavukları ve kümes hayvanlarını sevmiyorum da. Bir gün geziyle bir yere gitmiştik, tavuğun biri folluğa yatmış bağırıyor.Bizim arabadaki kadınlardan biri bu saatte horoz ötüyor demez mi.. Çok komik gelmişti,tavukla horoz sesini ayıramayan biri, bazen köye gittiğimizde organik tarım ya da bu tarz bilgiler anlatırken köylüye de bu şekilde komik geldiğimizi düşünmeden edemem :)
Tavuk ve horozdan yumurtalıklarımda var ama onlar asılı bir rafta çekmemişim.Burcu almıştı.
Yazdım mı hatırlamıyorum ama bazen ben acaip kelimeler üretiyorum eğer kafam dalgınsa.. Adama köylü yumurtası var mı diyeceğime bunlar şehirli yumurtası mı dedim :)) Yani bildiğimiz markette satılan yumurtalara.Uzunbey yerlerde tabii.. Ben hala ne dediğimin farkında değilim ama adam dumur ! :)) Aramızda bir espri artık şehirli yumurtası :)) Biz pazardan köylü yumurtası alıyoruz ve artık uzunbey sanki önceden hiç şehirde yaşamamış ve tüm çocukluğu boyunca yememiş gibi market yumurtasıyla yapılan hiçbir şeyi yemiyor evde.Yani bizim şehirli yumurtaları artık bizim evde sadece börek ,çörek yapıldığında kullanılıyor o da diğeri olmazsa..
Ne kadar uzun uzun yazdım bu sefer,yazmayı ve bloğu özlemişim,yoğunluktan yazı yazamıyorum ya.
Bu örtü bir zamanlar gittiğim kumaş boyama kursundan.. Türk işi boya böyle oluyor.Kıl telaya ,böyle çizgi çizgi boyuyorsunuz.Bu da örnek olsun diye yaptığım işti. Kenarına sim çekip örtü yapmıştık.Şimdi tost makinasına örtmüşüm,görünce resimledim. 1995' lerden .. Beylikdüzünden..Yakın plan çektim ki belli olsun çizgileri aslı bu kadar büyük değil ve Türk işi kırlent deseni.


Nergis en sevdiğim çiçeklerden olmuştur hep. İstanbulda bu mevsim demet demet satılır her yerde, çook eskiden ilk Uzunbeyle o Gayrettepe de çalışırken buluşurduk ve bana alırdı hep. Ne zaman görse hiç kaçırmadan da senelerdir almaya devam etti. Uzun zamandır görmemiştim, buralarda zaten sokak satıcıları da yok çiçek satan kadınlar var ama gece bar-cafe geziyorlar, nergis yok.Burada pazara çıktık geçen gün, baktım yine ıskalamadı.. Pazarda görünce aldı. Benim bahçede var, daha açmadı,yenilerini de aldım geçen gün. Diktim bakalım ne zaman açacak ama bahçeden kıyıpta koparamıyorum. Vazo eski , annemden.

Geçen hafta gelen çocuklu arkadaşlarımız vardı ya.. Bu prenses de Aresi çok sevenlerden :)) Ares'in bakışları çok şey anlatıyor gibi :) değil mi..?

Sevim Hanımla kahve içtiğimiz gün, onun evinde gözüme takılanlardan.. Evin her yanı bu tarz eşyalarla ve eşinin yaptığı resimlerle dolu.

Onun kumaşa diktiği bir arkadaşının kıyafeti..Yaza bana da bir tane yapacağız :)) Bu kadar küçüğü olmayacak belki ama güzel olacak ben bluz istiyorum bu elbise..
Bu kadar uzun bir yazıya şiir koymak ne kadar doğru ama bugün Facebookta gördüm.. Paylaşmadan geçemeyeceğim.
Seninle Yaşlanmak İstiyorum..
Seneler Geçsin, Sen Beni bil ben seni bileyim istiyorum.
Benim olduğun kadar dostlarının,
Dostlarının olduğun kadar benim ol istiyorum.
Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki,
Öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Sen çok dertlenip, içip arkadaşlarınla eve gelmelisin.
Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim.
Güzel günlerimizi, evimizde, bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.
Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek.
Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuklarımız olmalı,
Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.
Geceleri ağladıkça sırasıyla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın.
Ve ben söylenerek sıranı almalıyım.
Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım,
Söylenerek yumurta kırmalısın.
Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken,
Herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.
Her şeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden.
Mutluda olsa, Kötüde olsa, Yaşadığımız günler bizimgünlerimiz olmalı.
Saçlara düşünce yada gidince aklar,
Çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.
Kavgasız, Her sabah cinayetle uyanılmayan, Sessiz bir yere gitmeliyiz.
Geceleri balkonda denizi seyredip, Sandalyelerimizde sallanmalıyız.
Eve gelip benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize,Geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız.
Öyle sevmelisin ki beni,
Bu yazdıklarım korkutmamalı seni,
Tebessümler açtırmalı yüzünde.
Bir gün bu hayatı bırakıp giderken,
Sadece mutluluk olmalı yüzümüzde
Birbirimiz sevmenin gururu olmalı
HERŞEYDE..
CAN YUCEL

Pazartesi, Ocak 11, 2010

Uyuyorum uyuyorum günler çabuk geçsin diye..

Çarşamba günü 2. el pazarına benim arabayla eşya götüreceğimi ve orada satış yapacağımı düşündüğümden o gün için başka plan yapmamıştım. Uzunbey evde çalışacağını söyledi hatta sende kal, hem yürüyüşe hem pikniğe gidelim diye de teklifte bulundu. İyi güzel de ben mavikuşlarla pazara satışa gideceğim, hem yiyecek standı da aldık bu hafta diye düşünsem de piknik ve yürüyüş beni cezbettiğinden kararımı verip ona ayak uydurdum.Berna döndüğü için herşeyi ona paslayabilirim zaten planlar geçen haftadan yapılmıştı. Ben onları pazara bırakıp arabayla ufak bir işimi hallettim ve eve döndüm. Uzunbey de bilgisayardaki işlerini halletmiş beni bekliyordu.Tüplü mangalımızı, tabaklarımızı,kadehlerimizi hazırlayıp, arabaya atıp Aksazlara geldik.. (Aksazlar Koyu) Tadilattaydı ama açıktı.Tüm masalar boştu,sanırım tadilatta diye kimse gelmemiş ,hava da bulutlu gibiydi ama sıcaktı. Bizde gidip denize en yakın masaya oturduk. Ben tabakları ve masa örtüsünü çıkarıp masaya koydum.Kadehleri çıkardığımda Uzunbey keyiflendi :) Böyle bir yere gidince telefonları kapamıyoruz çünkü işyerimiz açık olduğundan ve bazen insanların bize ulaşması gerektiğinden açık bırakıyoruz,çalsada rahatsız olmuyoruz..Bulunduğumuz zamanın keyfini çıkarıyoruz sadece.Çalıştığımız sürece bu şekilde yaşamamız gerektiğinden iş yüzünden dır dır yapmıyoruz birbirimize. Ben zaten hiç dır dır yapan biri değilim,bazen takılırım Uzunbey' e şanslı adamsın diye :)

Benim telefonlar masada çünkü çantayı arabada bıraktım, telefonları duymuyorum diye Uzunbey kızıyor bazen .. Araba kullanırken duymuyorum da.Çünkü motor sesine göre vites kullanıyorum, arabada şarkı dinliyorum, hal böyle olunca duymuyorum gerçekten. Toplantılarda sessize alıyorum, trafikte konuşmuyorum, ama görüpte açmadığım hiç olmaz.Geri dönerim kesin.
Çağıl 'ın dershane sınavındaki başarısı için sana hediye alayım dedim, hiçbirşey istemedi-böylede çocuk olur mu bilmiyorum, ne alayım diyorum hiçbirşey diyor :) alışverişe zorla götürüyoruz, marka takıntısı yok, ne alırsan onu giyiyor, harçlığını idareli harcıyor, para biriktirip kendine bilgisayar parçaları alıyor, bende ona senin telefonu bana ver sana telefon alalım dedim,biliyorum ki bu şekilde kabul eder :) git seç telefonunu bu kadar para verebilirim dedim. Gidip seçti ve telefonlarımız değişti. Onun telefon melodilerine hastayım zaten.İş için aldığım telefonum sadece arama amaçlı olduğundan biraz eski model kaldı ve melodi yüklenmiyordu.Oysa benim hayatım müzik :)
Bazen beni evde kızdırınca onun telefondan bana müzik dinletip dikkatimi çeken numaralar yapıyor,mesela kahvaltı etmiyor okula giderken , kızıyorum ya, gönlümü almak için bana sevdiğim bir şarkı melodisi dinletiyor, gelip sarılıyor ya da ona bakmamı sağlıyor falan.
Bazen ben onun odasına çıkıyorum,yanyana yatıp müzik dinliyoruz,o bana sevdiklerimi çalıyor,bende ona taklit yapıyorum. Kitaplarını karıştırıyorum, hayattan konuşuyoruz, ona test yapıp değişik numaralar öğretmeye çalışıyorum :) Hani karşılaştığında çabuk kanmasın.. Çoğunlukla benim kahkaha krizimle biten sohbetler ediyoruz ve o geceyi beraber geçiriyoruz.Bazen de kafamız bozuk oluyor, yanyana tv izliyoruz, ben onun saçını okşuyorum o da bana bazen bilgisayarda bir şeyler gösteriyor bazen de birşeyler içiyoruz.
Gelecek sene beni özleyeceğini söylüyorum o da bana senden kurtulacağım oh ne güzel diye laf sokuyor..
Neyse onun melodiler şimdi benim telefonda :) Yani artık iş telefonumdan biri ararsa Gökhan Kırdar'dan Yerine sevemem çalıyor,(en çok o parçayı dinliyorum son zamanlarda) Uzunbey ararsa Anlamazdın anlamazdın - Ayla Dikmen'den, bir gönderme yok sadece şarkıyı çok seviyorum- Burcu ararsa Adiue Jolie Candy, Babam için Unut Beni-Gece yolcuları-, Annem için Bu kalp seni unutur mu gibi melodilerim var. Gerçi bu telefondan Burcu ve annem aramıyor ama insanın sevdiği şarkılar birden fazla olunca mutlaka bir yerlerde duymak istiyorsunuz. Burcu ve annem ile indirimli olan telefon hattım küçük gri olan. Çarli de ondan arıyor, benim anlattığım iş telefonum. Çarli için rüzgarı koydum mesela.. Ayna'nın eski bir şarkısı ama benim çok sevdiğim bir şarkı.O da Yerine Sevemem kadar klasik bir parça aslında..
O gün pazar için sosisli tart yaptım, evden de şarap getirdim, mangalda birşeyler pişirip yedik,yürüyüş yaptık,ben resim çektim her zaman ki gibi. Yalnız o boşlukta gelip yan masamıza yerleşen komşu piknikçilere uyuz olmadım desem yalan olur.Koskoca alanda her masa hemen hemen deniz manzaralı ve onlar gelip dibimize oturdular. Biz çoktan mangalı yaktığımızdan gidemedik ama biraz insanlar etrafına baksa, biraz empati yapabilse ne güzel olur.


Şaraplar için kadeh getiren biri olunca kahveyi plastik piknik bardaklarında içmek uzunbeye ters geldi :) Hani fincanlarımız dedi. İyi hatırlattın kendime güzel bir piknik sepeti yapayım,bunlar eskidi artık dedim.Şimdi güzel bir takım yapacağım kendime,plastik takımlar benim piknik ruhuma uymadığından her seferinde yine kırılmayacak tabaklar taşıyorum zaten. Burada hasır sepette takımlar bulamam ama kendim bir şeyler uyduracağım artık.
Şimdi uyuz olduğum bir başka nokta da Aksazlar'da herşey tadilatta ya, uzakta bulunan tuvaletler açık bir tek.Giriyorsun pislik içinde.. Bakımsız.. O zaman ya tadilat bitene kadar müşteri kabul etmeyeceksin ya da açıyorsan olanı da temiz tutacaksın.Kapıdaki görevliye bunu söylediğimde şubatta tadilat bitecek dedi, o zamana kadar pis mi duracak tuvaletler bu bir çözüm mü dedim, burayı açıyorsan tuvaletleri temiz tutmak zorundasınız,böyle anlayış olmaz diye de ekledim. Uzunbey döver gibi konuştun dedi ama hakediyorlar bu tarz düşünce zaten bizim önümüzü her yerde tıkayan.

Bizden sonra gelen başka bir aile, mesela onlar gidip uzak bir masaya oturup balık tuttu,diğerleri dibimizde, tüm konuştuklarını dinlemek zorunda kaldık. Onlarda benim cep telefonumdan Yüksek Sadakat ve Gece Yolcuları :)

Biz çoğu zaman fırsat buldukça bazen de fırsat yaratarak yürüyüşlere gidiyoruz. Salı günü piknikten önce kaçtık uzunbeyle mesela.. Yine Oyuktepe taraflarına.. Hill Side yoluna gittik. Ares'i tasmadan açıyoruz,yavaş yavaş yürüyüp sohbet ediyoruz. Bu resimler o yürüyüşten.Karlar Akdağları doldurmuş,bizde hava nefisti o gün. Ben hırkamı çıkarmadım-benim kalın palyo diye kullandığım triko hırkalarımdan, kışı onlarla geçiriyorum- çünkü gölgeler soğuk oluyor ama uzunbey kazakla yürüdü.

Burası Hill Side yolundan körfezin göründüğü ve koylara giden yolun diğer girişi.. İşe gittiğimizden ayağımda botlarım vardı ve aslında çok yürümek isteyip botlar rahatsız ettiğinden fazla yürüyemedik o gün. Kuş cıvıltılarını anlatmak mümkün değil. Ares mutluluk sarhoşu,biz de sohbet edip etrafı seyrettik. Ben çocukken Demirköy'de kuş cıvıltıları eksik olmazdı, zaten ağaçlık ve yemyeşil bir yer. Büyükçekmece de deniz kuşları eksik olmazdı,martı sesleri falan, ama başka yerlerde oturduğumuzda kuş seslerinin ne kadar keyifli olduğunu unutmuşum ben. Ya da insan kırk yaşlarına gelince kuş seslerini tekrar mı duymaya başlıyor arada unutup, ya da dinlemekten zevk almaya mı bilmiyorum. Gerçi bizim evimizde hep kuşlarımız oldu bunca zamandır.Bu kadar keyifli olduklarını ,insana keyif verdiğini unutmuşum ya da doğadakiler kendi mekanlarında bir başka cıvıldıyor. Büroda kanaryam var zaten, biliyorsunuz.Evde de papağandan tutun cennet papağanına,muhabbet kuşlarına, kanaryalara,hint bülbüllerine bizim senelerdir kuşlarımız oldu. Apartmanda oturduk ama kuş sesleri hep oldu fakat ben kuşlardan bu kadar keyif almadım hiç. Değişiyorum sanırım.Daha bir doğa düşkünü oldum, ya da kuş hayranı diyelim.Bu yazıyı yazarken kanarya da makara çekiyor bir yandan büroda ..
O gün yürüyüp , işe döndük.. Kuşların cıvıltıları kulaklarımda kaldı.

Tam karşısı Yassıcaadalar..Fethiye Körfezi tekne turlarının yapıldığı alanlar..


Ares trafiği kışın tek tük araba olan yolda çocuklar kadar şen dolaştı..

Yolun her kademesi değişik bir açıdan Fethiye manzarasına hakim.Bu manzaraya bakarak yürüyorsunuz, aslında araba yolu ama kışın sakin.Dönemeçli olduğundan ne kadar yürüdüğümüzü anlayamadık..

Kuşlar demişken çok önce benim evin yanındaki çam ağacı için kuş yuvası almıştım. Boyamadan ağaca astım çünkü kuşlar boya kokusuna gelmez diye düşündüm. Gelen giden olmayınca dekoratifliğini yitirmesin diye boyayım dedim. Bu aslında teknik bir boyama değil,içimden öyle geldi, bir gece hem tv seyredip hem de iş yaptım. Şimdi sokak kapısının girişinde asılı..
Bazen geceleri sadece tv karşısında zaman geçirmekten sıkılıyorum,bir ara böyle çok güzel işler çıkarıyordum.Birde boya renklerim bitmişti, gidip kendime Atlas Hobiden güzel renkler aldım. Arada bir şeyler çıkarırım diye çalışacağım..

Ben eski likör bardağı koleksiyonu yapıyorum ya, Nurdanlar bana gelirken hediye bu takımı getirdiler.Bayıldım tabii ki :))

Yonca'nın bana yolladığı yılbaşı tebriği..


Penceredeki keçe Mavi Kuş .


İkinci elpazarına gittim salı günü, kitap ve eşarp aldım. Eşarplardan biri ipek birinin de değişik bir deseni vardı (ondan da koleksiyonum var ) bu ciltler arkadaşımızın babasının, 1963 senesinin Hayat Dergilerinin cildi, onda daha böyle şeyler çoktu ama ben bunu resimledim birde güzel kitaplar aldım.

Talin'in standı, boyama işleri onun..

Bunlarda Back to black' in :))

Pazaryeri.. Oldukça kalabalıktı bu ay.

Geçen hafta yaptıklarımdan biride bir tanıtım için çekime katılmaktı Üzümlüde..Reiki seansına katıldım. Tarot falına bakmaları gerekiyordu ben baktırdım.. İlk çektiğim kart imparator kartı oldu. Seans İngilizce yapıldığından anladığım kadar güzel bir kart, zaten auramı da çok beğenmişti , hatta beni tekrar seansa davet etti master reiki..Şimdi ayrıntılarına bakıyorum netten ,güzelmiş gerçekten.
Bir türlü kartın aslını bulamadığım için en benzeyenini bulduğum, yürüyen bir adamın arkadan görüntüsü, hafif yan dönmüş,elinde sopa gibi bir şey olabilir o kısmı hatırlayamadım..
Cuma yoğun geçti yine, gelecekle ilgili bir iş peşine düştük ama olmadı.Olsaydı işin ötesinde bana başka mutluluklarda getirecekti, zaten sırf bunun için istiyordum. Olmayınca canım sıkıldı. Cumartesi evde kendime dinlenme günü ilan ettim. Sabahtan yine Karataş plajına gittik Kargıya.. Çay içtik, bir şeyler yedik.Ares oynadı kumda, hava çok güzeldi.. Uzunbey beni eve bırakıp işe gitti ama yürümediğime kanaat getirip sahile gideyim dedim. Yine de arabayla gittim orada yürüyüp dönerim diye düşündüm,dalgınımda.. Neyse biraz yürüdüm,Burcuya falan telefon açtım ,dönerken Sevim Hanımla buluşacaktık o aradı, hadi gel kahve içelim dedi. Direk Sevim Hanıma gittim, (çok güzel fal bakıyor, bu yazıyı okuyan falcılardan çıkmayan biri olduğumu sanacak 1-Öyle değilim 2- En son Berna ile Zen'de bakmıştık fala yılbaşı öncesi düşünün yani çok olmuş :))
Sevim Hanımda otururken Uzunbey aradı akşama şarap içmeye arkadaşlar gelmek istiyor dedi, gelsinler dedim ama evden sabah beraber çıktık saat iki. Ben konuşup, işimi bitirene kadar saat üç, alışveriş yapıp eve gidene kadar dört oldu.O saatten sonra salonu süpürüp ,mutfağı toplayıp, 3 çeşit ikram yaptım.
sosisli milföy
peynirli tepsi böreği
rokoko ( büsküvili bizim genelde sık yaptığımız bir tatlı)
bir gece önce aldığımız tulumba
Daha önce de aldığımız bergüzar şaraplarından öküzgözü-çalkarası iki şişe. Bu gece içimi daha güzel geldi, birde şömine keyfi tabii.
Çağıl çocuklarla ilgilenince bize keyif kısmı kaldı, güzel bir geceydi.
Pazar günü yürüyüşteydik yine.Kayaköy yolunda güzel manzaralı bir köşede biraz yürüdük, kahvaltıyı Kaya da yapıp Hisarönünde artık okulda yapılan 2. el pazarına uğradık.Oradan dönüşte de evde bahçeyle ilgilendik. O yaprak temizledi, ben saksıları temizleyip, toprak ekledim. Sonra da eve girip akşam film izledik.
Bugün işten yazıyorum yazıyı, adaçayı içiyorum.. Biraz sonra eve gitmek için çıkacağım. Haftasonu pek bilgisayara bakamadım. Hayattan korkuyorum ya ara ara yine iç huzursuzluklarım peşimde. Sıkıntım yok allaha şükür ama özlemlerim var. Bunu itiraf ediyorum. Özlüyorum işte. İnsan kafası doluyken ve isteklerini gerçekleştiremezken pek de keyifli olmuyor.Bu aralar bu duygulardayım.Geçer belki sonra ama böyleyim şimdilerde. Onun için yürümek iyi geliyor..Sadece yürümek ve uzaklaşmak istiyorun ha birde kitap okumak..Kitap okumayı çok özledim..Şöyle doya doya, zamanı önemsemeden.Eve kapansam, hiçbirşey hatırlatmasa yaşadığımı ve ben kimseyle konuşmadan günü tamamlasam. Ya da çekip gitsem,nereye olduğunu bilmeden uzun gece yolculukları yapsam ,gece çünkü araba kullanmayı gece daha çok seviyorum, ya da biri kullansa ben devamlı konuşsam. Böyle de bir şey var mı bilmiyorum normal hayatta susmak isteyip hayallerinde insan çok konuşmayı özler mi..? :) Ben özlüyorum, hem de çok konuşmayı gerektiren bir iş sahibiyken..
Hayattan korkmaktan da hoşlanmıyorum.. Elimi kolumu bağlıyor,oysa ben kimseden çekinmeden yaşamak isterim.Kimseye göre eğilip bükülmeden ,olabildiğince açık.Bu baskı beni büküyor,eğiyor,canımı acıtıyor.Kurtulmak olası değil. Ya da ben yolunu bulamadım daha. Acı çekiyorum.Bu acı beni olgunlaştırmıyor ama,daha çok erken,ya da ben öyle hissediyorum.Yani açılması gereken pencereler önümde daha açılmadı ve geliştirmeli her acı.Oysa ben her acıda daha çok kabuğuma çekilmeye başladım.Bu da beni yıpratıyor.Ben böyle biri değilim.
Yazmak beni rahatlatıyor ya ,yazmadan kafamı toplayamadım bugün. Yine de hala açılmadı yüreğim.İçindekileri kusmuyor.Böyle yaparsam bu yazı bugün bitmeyecek oysa bir an önce gidip yazdıklarımdan uzaklaşmak istiyorum.Doğru anlatamadım ya da herşeyi paylaşamadığımdan dolayı,biliyorum ama anlatamıyorum.
Not: Son günlerde Büyükçekmece de tepkiyle karşılanan bir olay var ki Büyükşehir Belediyesinin haksız yere Kültür Parkta yaptığı yıkım ve yaklaşık 200 kişinin işsiz kalması. Sabahın altısında gelip habersiz şekilde önce yıkım yapan bu zihniyeti kınıyorum.Büyükşehirin o kadar sorunu varken Büyükçekmece de ki Kültürpark mı eksik kalmış şehir düzenine ayak uydurmaya.. Büyükşehir Belediyesi önce kendi sorunlarını halletsin, tinercileri, dilencileri, sakat bırakılan çocukları , kaçırılan insanları,belediyeden çıkarılan işsizler ordusunu , İstanbul'un tüm sorunlarını halletmişlerde Büyükçekmece gölü kenarındaki kültürpark mı kalmış..? Partici zihniyet hakkını yemeye çalıştıkları insanların hesaplarını nasıl verecek bakalım, on kere hacca gitse temizlenir mi bu insanlara yaptıkları eziyet. Tabii bu dediklerim hayatını düşüncelere göre sürdüren insanlar için çıkarlarını düşünenler için değil. Bu yapılan kimsenin yanına kar kalmaz. Üstün (!) belediyecilik anlayışları bu işte.Farklı belediyenin yaptığı güzellikleri git devir,oylarını alamadıklarının parklarına gir, yık ve yoket... Hizmet anlayışları oy alamadıkları oranda eziyete dönüşür ama atarken mangalda kül bırakmazlar işte..
Haberin ayrıntısı ve tepkiler bu yazıda.. Yıkılan yerler de burada..

Salı, Ocak 05, 2010

Sen benim şarkılarımsın..

Cumartesi akşamı misafirlerimizi ağırladık, güzel bir akşamdı bence. Ertesi sabah yürüyüşe çıktık. Bu sefer Oyuktepe koylarındaydık. Hava çok açık değildi bu yüzden ormanda ya da toprak yolda yürümek istemedik. Arabayı Letonya arkasındaki ilk koyda bırakıp asfaltta yürümeye başladık. Ares mutlu mesut etrafı seyrederek gezindi.. Bende yine yakaladığım pozları çektim. Işık güzel olmadığından güzel resim pek çıkmadı ama manzara her zamanki gibi nefisti.


Kıvrıla kıvrıla giden yollarda yürüyerek gezindik, sohbet ettik. Geri dönüş yolunda sonuna doğru birden yağmur başladı.. Son 200 mt ıslandık ama nasılsa eve gidiyoruz diye önemsemedik. İyi ki sabahtan yürüyüşe çıkmışız, daha sonra eve döndüğümüzde ben azıcık bahçeye çıktım , daha Çalış'ta yağmur başlamamıştı.. Sonra yağmur bir başladı, akşamda devam etti. Mecburen içeri girdim. Uzunbey dönüşte fidancıda durdu ben çiçek soğanı istiyordum, üç tane gezdik,aradık ama bulamadık. Burada marketlerde de yok, internetten almak da zor geldi .Bekleyeceksin bir kaç gün falan.. Çiçek soğanı bulamadım ama bende olmayan değişik bir kaktüs aldı bana Uzunbey. Dün saksıya koydum hemen, daha sonra görüntüleyeceğim yeni bebişi :) Geçen sefer kendim gittiğimde aynı fidancı da benimkilerden farklı çeşitte kaktüs yoktu, sukulentte.. Uzun zamandır değişik bulabildiğim tek kaktüs bu oldu. Resimde görülen yolun devamı kıvrılarak giderken yolun sonunda görülen Şovalye Adası, en solda görülen kısım da Çalış.. Yani şu an Çalış'la bulunduğumuz yerin arasında deniz var ortada da ada..Hani sabahları Şat'ta (Çalış'ta )yürürken resmini çektiğim ada.

Bu koyun adını bilmiyorum açıkçası (bilen varsa yorum yazabilir) ama su kaydırağı olan bir tesis var içinde, bir de köşler.. Eskiden gidiyorduk ama arka arkaya olunca tüm koylar bazen karıştırıyorum.
Küçük Samanlık, Büyük Samanlık, Boncuklu Koyu , Aksazlar -olmadığını biliyorum o ilk koy-isimlerini bildiklerim.

Fethiye körfezi..

Karşısı Karataş plajı -Akmaz / Kargı

Duruşuna hastayım :) Güzel bıyıklı, yakışıklı köpek.. Öpücem bir gün o güzel bıyıklarından olmayacak :P Birde tarçın renkli kirpikler öldürüyor beni :)

-Çok seviyoruz biz bu oğluşu yaa.. Her lafımızı da anlıyor, yanında konuşurken bizi dinliyor falan. Babam bebeği olanlar gibi hep onu anlatıyorsun diyor bana, anlatmamak mümkün mü , hayatı bir başka canlıyla paylaşmak hayatın mucizelerinden biri gibi..

İngiliz komşumuz Uzunbey' e bu köpek hiç havlamayacak mı diyormuş.. :) Ancak dikkat çekmek isterse havlıyor o da her istediğini anlatabildiği için gerek kalmıyor. Birde balkondan tehlikeli gördüğü bir şey olursa hırlıyor tehdit eder gibi..

Aynı koyda köşkler..

Havada değişik bir koku aldığındaki hali..

Şovalye Adası.. Arkası Çalış.


Yakın plan adadaki evler..

Bugün sakin sayılan bir gün geçirdik, sabah yürüyüşe gittik, yazıyı bürodan yazıyorum arada da Facebookta gördüğüm bu sayfayı (Mugla ili, Koycegiz ilcesi, Beyobasi beldesi, Pinar koyu hudutlari icerisindeki Yuvarlakcay irmaginda yapilmak istenen hidro-elektrik santralina karsi cikiyor, Ozel Cevre Koruma Kurumu Baskanligi'ni, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nu ve Cevre ve Orman Bakanligi'ni Yuvarlakcay'da yapilmakta olan doga katliamini durdurmaya davet ediyoruz.)paylaşıyorum.. Uzun zamandır konuşuyorduk ama ilk ağaçları kestiler hem de anıt ağaçları, haberi gördüğümde içim kan ağladı.. Okuduğunuzda sizde göreceksiniz ki o kadar küçük su kaynağının üzerine HES ( hidro-elektrik santrali) yapmak soruna çözüm getirmiyor ama birilerine yarıyor demek ki. Bu yüzden doğaya kıyıyorlar.


Birde Su Meclisi Toplantısı var ki, gerçekten orada olmak isterdim.. Emekli olduğumda bütün toplantılara katılmak istiyorum ben :)) Hepsine hem de :)) Emeklilik hayalim bu çevre toplantılarına istediğim zaman katılabilmek. .

Bugünlerde aslında şikayet edecek bir durumum yok, her zamanki gibiyim ama hayatımdaki bazı izleri -ne diye sormayın bunu anlatamam, bazen kendimde bilmiyorum- bulamıyorum, bu yüzden sıkıntıdayım işte. Eskisi gibi yakalayamıyorum.Bu da beni rahatsız ediyor. Kendimi huzurlu hissedemiyorum.Benim hayatım da alışkanlıklarım çok önemli.. Kendim istemeden şartlar değişirse mutlu olmuyorum. Neyseki biraz önce içinde çok güzel şarkı linkleri olan bir mail aldım :) havam değişti .. İşte bu tarz güzelliklerden beslenmeden yaşayamıyorum ben. Benim hayatım böyle geçmeli, kendimce keyfim yerinde olmalı, keyfim yerindeyse bana zor gelen herşeyi yapma gayretim yükseliyor, hayata bakışım değişiyor :)
Yarın önemli bir kahvaltı daveti var, sabahtan, resim çekebilirsem paylaşacağım..
Çarşamba 2. el pazarımız var merkezde..(pazar yerinde) Arkadaşlarla satış yapıp burslara bağışlayacağız yine.
Pazar günü Hisarönünde 2. el pazarı var (car boot sell) ama artık ilkokulun bahçesinde yapılıyormuş pazar.Gitmek istiyorum,uzun zamandır oraya gitmedim ama pazar günkü plana bağlı gidip gitmemek.
Yazıyı bitirmem gerek artık.. Değiştirmeden yolluyorum.

Cumartesi, Ocak 02, 2010

Bütün kış dallarında tomurcuklar var :)

2010 yılının ilk saatlerinde değilde sabahın ilk ışıklarında işte bu manzarada yürüdük Uzunbeyle.. Yanımızda Ares , ilk çayımızı da Şat 'ta belediye çay bahçesinde içtik her zamanki gibi.Yürüyüşte bizden başka balık tutan bir adam ve yürüyen iki erkek vardı. Gece ikibuçukta yatıp sabah erkenden uyanmak zorunda değildim ama her sabah erken kalkan biri olarak en ufak bir ses duyduğumda gözlerimi açıveriyorum hemen. Normalde her sabah Uzunbey bana sorar yürüyüşe gidelim mi diye, bu sefer ben ona illa ya yürüyelim ya da kalkıp bir şeyler içelim diye baskı yaptım :) Fazla ses yapmadan kalkıp dışarı çıktık. Ares bayıldı zaten sahilin bu kalabalık olmayan haline..O yürüdü neşeyle biz onu ve sahili seyrettik. Orası kısa bir parkur,ucunda uyuz bir restaurant var. Ben oraya uyuz olduğumdan (iş yapıp para alamadığımdan) önüne kadar yürüyüp dönüyoruz genelde.. Hem böyle sulak alan ve kuş gözlem yeri yanında yapılmasını da uygun bulmuyorum hayvansever ve çevreci biri olarak.. Neyse oturup daha çay demlenmediğinden kahvelerimizi içip tekrar bir tur daha yürüdük Uzunbey'le. Oradan alışveriş yapıp senenin Çağıl'la ilk kahvaltısı için eve döndük..Güzel bir kahvaltı hazırlayıp keyifle yedik ve uyuduk öğlene kadar salondaki kanepede.. Çalış'ta ki sulak alan balık ve kuşlar için bir cennet. Kuş gözlem için küçük bir gözetleme kulesi mevcut.Sabah görüntüsü ise böyle.. Ortasındaki büyük kanaldan merkeze kalkan tekne dolmuşlar tarafından kullanılan bir kısmı var ve avlanmak yasak. (inanmazsınız ama yasağı delip avlanmaya çalışanlar da olabiliyor, babalarının sulak alanı ya! Oysa orası hem kuşlar hem de deniz canlılarının üremesi için çok uygun bir alan)



Sabah sabah çalış plajı görüntüsü..


Karşıda görülen yüksek karaltı Akdağlar, tepelerde kar olduğu müddetçe hava güneşli de olsa soğuk eser ovada rüzgar. Işık müsaade etmemiş ama karlar genelde görünür ve dağların kar durumlarına göre havanın başka yerlerde nasıl olduğunu anlarız biz. Yani ortalık kardan yıkılır, yollar kapanır, bizde hava güneş göründüğü oranda sıcak olur,güneşin olmadığı yerde soğuktan duramazsın. Yine de her mevsim dışarıda oturulur.Gece güneş battığında soğuk olur sadece.


Oturup nescafe içip sohbet ettik Uzunbey'le..Gelecek yıllardaki planlardan konuştuk :)


Ares etrafı seyredip masanın altında dinlendi her zamanki gibi.


Dün öğleden sonra bizim büroda iş vardı ama ben gitmedim.Uzunbey'in bana ihtiyacı yoktu ve Çağıl evdeydi. Keyif yaptım bahçede, temizledim biraz,uzun zamandır çıkmamıştım.Ufaktan ufaktan temizlik, budama işlerini yapmam gerekli, idare edecek hali kalmamış bahçenin.. Birde bir kaç küçük düzenleme düşünüyorum ama duruma göre bakacağım artık. Bu resimde bu sabahki yürüyüşten.. Karataş plajına gittik poğaça alıp Kargıya, çay istedik allahtan varmış.. Sabah sabah çay yapmayabiliyorlar bazı yerlerde.. Genelde İngilizler geç vakitte bu tarz yerlere gittiğinden sabah erken açan olmayabiliyor buralarda.. Çok beyefendi biri vardı, yeni devretmişler, daha öncekilerden memnun değildik,iyi olmuş.. Hem temiz, hem de düzenli bir yer olmuş, uzunbey'le çok hoşumuza gitti. Biz zaten o plaja sık gidiyoruz biliyorsunuz ama oradan memnun olmadığımızdan plajın başındaki bu yere uğramıyorduk, Ares'i de saldık o da hem rahat rahat gezdi hem de İngiliz bir adamın köpekleriyle oynadı plajda.. Bu köpeklerle gezen adam ve daha bir kaç İngiliz aslında Üzümlüde oturuyorlarmış ve dağda yürüyorlarmış köpeklerle ama av sezonu olduğundan ki 2-3 kadın 1 erkek yanlarında sanırım başka komşularınında köpekleri var, onları gezdirmeye plaja geliyorlarmış bu yüzden. 2-3 golden vardı(uzunbey Golden Parti diye espri bile yaptı :)) köpekler arasında birkaç tane de değişik köpek, hepsi uyum sağladılar Ares'e ama bir erkek Golden bir türlü rahat vermedi ona, hatta sırtından ısırmaya kalktı falan, bizimki daha çocuk ya, nasıl korkup kaçtı anlatamam.. En azından biraz biraz kendini korumaya başlamalı.Benim gördüğüm sırtından iki kere yakalamaya çalıştı onu diğeri.. Çevik olmasa ısırmıştı da.İngiliz yaşlı hatun hala bir şey yapmaz diye beni yatıştırmaya çalışıyor ama ben hayır diye bağırdım uzaktan Uzunbey ki genelde o rahat davranır , köpekleri daha iyi tanıyor benden, o da endişelenince kadını bırakıp yanlarına gittim ve ikimiz ayırıp uzaklaştırdık Aresi.. O da kaçtı :) Başkasının köpeğine hiç güvenmem, ısırdıktan sonra kıymeti yok ki..



Çocuklar gibi işte, düşürmeden,yaralanmadan önlemini alacaksın yoksa saldım çayıra mevlam kayıra tarzı biri olamam ben. Korkmadan nasıl aralarına daldım ben de şaşırdım aslında ama eğitimli köpekler hayırdan anlıyor İngiliz köpeği olsa da..Türkçe komut veriyorsun ya..Bizimki de İngilizleri çok seviyor (çünkü hemen hepsi hayvanları çok sevdiğinden) ama komutları akıl edip Türkçe vermezlerse mesela benimki dinlemiyor ,sarılıyor,sevdirmeye çalışıyor kendini birde kocaman ya,vurdu mu devirir insanları,biraz dikkat etmek gerekiyor bu yüzden. Gülmeyin köpeğinde dili var tabii. Hatta bu akşam bana gelecek olan misafirlerim var akşama.. Nurdanlar ve Peter'lar . Nurdan'ı biliyorsunuz bana uzun süredir yorum yazıyor ve turizmci, Peter' da benim eski komşum.. Nurdanla Yalçın'ı zaten çok seviyoruz ve elimizden geldiğince sahile indiğimizde özellikle onlara uğrar görüşürüz, onlarda bize, büroya-merkeze- geldikçe uğrarlar, hepimiz turizmle uğraştığımızdan ancak sayılı zamanlarda evde görüşebiliyoruz bu yüzden geçen kış onları bize çağıracak zamanı bulamadık. Onlarda kışın çalışmadıklarından bazen uzaklara tatile gidebiliyorlar bu yüzden bu akşam şömine başı şarap keyfine çağırdık dostlarımızı..İşte bu arkadaşlarımız bizim eski komşumuz Peter'la çok iyi görüşüyorlar, zaten bizde onlar sayesinde tanıştık sayılır. Peter buraya ilk geldiğinde hayvan barınağından bir köpek almıştı, köpek doğal olarak Almanca bilmediğinden ilk zamanlarda ona önce Almanca komut öğrettiler.. Sonra yavaş yavaş köpek onlara uyum sağladı ve dedikleri emirleri uygulamaya başladı, evde bakıyorlar zaten ve hem Türkçe hem Almanca komuttan anlıyor doğal olarak..Bu yüzden köpeklerinde bir emir dili var ve böyle karışık milletten topluluklarda köpeğin bunu anlaması iyi oluyor bazen. Özellikle benimki gibi iri ve samimi sevgiye alışık bir köpeğe Türkçe hayır ! demesini öğrenmeleri gerek sanırım yabancıların :)) Düşünün ki iki ayak üstüne kalkıp kolunuza doğru hamle yaptığında nerdeyse benim boynuma gelen bir köpek bu :)

Bu gece şömine başında dostlarla yine şarap keyfinde olacağız.. Biraz sonra kalkıp ikramlar yapacağım, börekler ve tatlılar :) İsteyen şarapla isteyen çayla devam eder artık..


Yılbaşı gecesinden bahsetmedim pek ama Rokadaydık bu sene.. Gece ikide döndük, bu şömine gürül gürül yandı ve biz Fransızcadan rumbaya , Türkçeden çaçaya hem dans müziği çaldık hem de arada coştuk. Aramızda dans dersleri alan arkadaşlarımız var bu yüzden bazen onları seyrettik, bazen de biz eşlik ettik. Küçük bir yer olsun ve rahat edelim demiştik, zaten biz 19 kişi gittik. Bizden hariç İngiliz -Türk karışık 3 masa vardı küçük küçük.. Çekilişler yapmıştık ,hediyelerimizi verdik-aldık.. Tombala oynadık bir el ve 2. çinko ve tombalayı Çağıl yapıp paraları topladı benim şanslı oğlum.. Şarap içtim ama beni kesmedi,arada uzunbeyin rakısından içtim..Üstüne cila yapmak istedim evde ama olmadı.. Uzunbey, Ahmet bey ve arkadaşlardan bir bey daha tam 12 ye girerken Çağıl' ı üçü havaya kaldırıp attılar,(büyük beceri adam 95 kilo) havada yeni yıla girdi :)) Daha sonra sarılıp birbirimize üçümüz öyle şarkı söyledik .. Ares evde bizi bekledi, uzunbey ona noel baba kıyafeti giydirip restauranta sokacağı söyleyen espiriler yaptı ama ben fazla yüz vermedim :)) Zaten ev çok yakın aramızda bir tek pazar yeri meydanı ve bir sokak var , bir şey unutunca eve gidip geldim bile bir ara , Ares'i de kontrol etmiş oldum.. Hiç yaramazlık yapmadan bizi bekliyordu evde..Uykusu gelince üst kata yatak odasına gidip yatan bir köpek o, daha ne yaramazlık yapsın ki :P Anahtar sesini duyunca ahşap merdivenlerden ayak sesini duydum , beni kapıda karşıladı..

Çarşamba günü Mavikuşta Berna ile buluşup Zen'e kahveye gittik, Zen müşterilerine küçük yılbaşı hediyeleri veriyormuş, bu yüzden illa uğra dedi bana.. Berna da müşterisi aslında ama haberi yok diye onu da götürdüm..Çok güzel bir kolye çıktı bana.. Sohbet ederken bir ara Zen bana kendi küpelerini gösterdi, babaannesininmiş, çok eski yani.. Çok güzel , el yapımı ve ilginç bir aparatı var, kolye gibi zincir dolanıyor etrafında küpelerin.. Zen Karabüklü ve bu takılar oranın yerel el yapımı takıları, bilen varsa paylaşabilir mi o aparat neden öyle diye.. Berna süs olsun diye yüzü çevrelediğini söyleyerek öyle takıldığını söyledi ama biz bilemedik işte.

Bu güzel çam ağacı annemin bana yılbaşı hediyesi.. Bayıldım ve hemen büroya astım :)

Leylak Dalının bana gönderdiği keçe kaktüs tablonun duvardaki hali.. Ne kadar şirinler değil mi..? :)


Yine bunu da annem yılbaşı hediyesi diye göndermiş,aslında cep telefonluk ama benim yeni fotoğraf makinem için birebir oldu.Eski kullandığım kılıftan biraz daha kalın olduğundan darbelerde zedelenmez diye bunu kullanıyorum.. Bu arada eski fotoğraf makinam İstanbulda düşüp bozulmuştu. Uzunbey de bana yeni makina aldı,yazmaya zaman bulamadım ama fotoğraflardan anlamışsınızdır diye düşünmedim de değil, daha kaliteli çekim yapabiliyorum artık :)

Bu da eski kılıfı makinemin, yani ben öyle kullanıyordum ama bezi ince ve biraz büyüktü makineye göre.. Örnek olabilir yapmak isteyen olursa , bana hediye ama kimden hatırlayamadım :) Unutkanlıklarım çok küçük de olsa var hala.. (annemden olabilir)
İki gündür yürüyüş ve ev keyfi yapıyorum, bütün bir senem böyle geçecek sanırım.. İki çeyrek bilet aldım ama hiç bir şey çıkmadı, çıksa da çıkmasa da kısmet olursa benim hedefim belli zaten.. Kendime mutfak kapısı kış bahçesine açılan büyük verandalı bir kır evi yapmak..Kaktüs bahçesi ve içinde ağaçları olan bir yer. Aslında bu evimi de çok seviyorum ama yine de insanın hayallerinin olması güzel bir şey.. Hem hayallerimiz olmasa biz nasıl yaşarız ki ..? :)
Candan Erçetin ve Şebnem Ferah albümleri çıkmış.. Candan döktürmüş, daha Şebnemi dinleyemedim.. En çok Bahar 'ı sevdim sanırım.. Unutama Beni, (zaten severdim ) Yalvaramam, Vay Halime.. -tam bizim havalar :) Kimin Doğrusu ve son parça Ninni de oldukça ilginç, özellikle sözleri.Anlayana diyelim...