Pazartesi, Temmuz 05, 2010

Mavi Kuş Kargo 21 / Tülin Bozkoyunlu

Mavi Kuş'u unuttum sanmayın. Ben yoğun olsamda olmasam da orada işler bir şekilde yürüyor. Ucundan kıyısından elim yettiğince her işe yetişiyorum.Bu konuda bana sevdiğim birinin "kendi adıma seninle gurur duyuyorum" demesi benim için en büyük ödül. Hiçbirşey beni o cümle kadar mutlu etmezdi. Beni sevdiğini düşündüğüm insanların sevgisiyle yaşıyorum ben..
Bu kargomuz Tülin Bozkoyunludan. Bloğu var mı bilmiyorum.(Varmış tabii ki..hatta bende linki varmış :)) www.bulutgolgesi.blogspot.com Bu pembişlere de bittim ve her şey için teşekkür ederim.
Bu haftasonu yazı yazacak zaman bulamadım.Hem festival hem de başka işler yüzünden hızla geçti günler.

Gönderilenlerin hepsini paylaşmayı düşünüyorum.İş ve hayat yoğunluğundan bunu geç yapıyor olsamda gelen herşeyi sizlerle buradan paylaşacağım.Sizlerin sayesinde son dönemlerimizi iyi geçirdik ve o kadar güzel şeyler gönderdiniz ki hepsinin birer örnek teşkil ettiğini düşünüyorum.

Festivalde de gönüllülerimizin oluşturduğu masadan satılanları burslara bağışladık. Teşekkür ederiz.Fotoğraflarını çektim,sizlerle paylaşacağım daha sonraki yazıda.







Bana gönderdiğiniz notlardaki her şeyi okuyorum,yönlendirmelerinizi uyguluyorum.





Bana gönderdiklerinizle de beni utandırıyorsunuz diye belirtmek istiyorum. İstemem yan cebime koy hesabı sevinçle! karşılayarak hem de :))
Tülin Hanım, gönderdiklerinizle bizi çok mutlu ettiniz,tekrar teşekkürler.. Jale Hanıma da sevgilerimizi iletin lütfen.

Mavi kuş kargoıları devam edecek...

Perşembe, Temmuz 01, 2010

ve ruhumda sadece yalnızlık var..

Facebook 'ta paylaştım, sizlerle paylaşmasam olmazdı.. Birde bu şarkının ara nağmelerini doğaçlama yapan bir kadın şarkıcının yorumu vardı ki onu bulamadım..

İyi geceler diliyorum..Bu şarkıyı sabaha kadar açık bırakıp uyuyasım var..

Eylülde gel..

Tüm Akyaka tatilim bu şapkayla geçti geçen hafta.Bu fotoğraflar bu hafta sonundan değil, ilk deniz kıyısı fotoğraflarımız.Kargıdaki Karataş plajında girdik denize, hem sakin -rahat rahat sessizlikte kitap okumak için ideal, hem de etrafta birileri olmadığından Ares 'i bağlamadan oturabiliyoruz plajda. Fakat geçen gün annem ve çarli ile ölüdenize gittiğimizde istanbul plajları gibi kalabalık yerlerde artık denize giremediğimi farkettim.-Sanki çekmece plajında yıllarca kalabalıkta denize giren ben değilmişim gibi :P
Ares'in plajdaki en komik hali sanırım bizim şezlonglara biz varken çıkıp oturmasıdır . Ayakucunda koca bir köpek :)) Birde çocuk gibi ben ya da bizden biri denize girince illa o da girecek ve üstümüze yüzecek.Bu konu aslında çok tehlikeli ama nasıl başa çıkabileceğimi şimdilik bilmiyorum.Bilen varsa paylaşabilir. Özellikle denize girdiğimizde üstümüze yüzüp patisiyle kucağımıza gelmek istiyor, hal böyle olunca da vücudumuzu çiziyor bir , birde derinlerde tehlikeli oluyor. Geçen sene bu tarz bir tehlike atlattım ben.
Açıkta yüzmeyi severim.Uzunbey bağlı şekilde onu tutuyordu ve Ares kurtarıp kendini bana doğru koşmaya başladı.. Ben de kıyıya doğru yüzmeye..Ortada bir yerlerde buluştuk. Onu kendimden can havliyle uzaklaştırıp bir elimle uzak tutmaya çalışıyorum bir elimle de kıyıya yanaşmaya çalışıyorum.. Kendimi kurtardığımda neredeyse gücüm kalmamıştı. Vücudumun her yerini çizmesi bir kenara, yüzme bilmesem nasıl kurtulurdum bilmiyorum.Uzunbey şoka girdi.Ancak ayaklarım bastığı yerde yetişebildi ve üzerimden aldı. Bu yüzden birimiz denize girerken onu bağlıyoruz ki üstümüze atlamasın. Bebişimiz var gibi sırayla denize giriyoruz.Hala o kenarda beklerken bir gözüm üzerinde yüzüyorum ve çok açılmıyorum.Bu sene yine denedik, aynı tarza devam ediyor..Nasıl alıştıracağım bilmiyorum.
Erguvaniler (yazarı Tayfun Er) nefis bir kitap, tatilde başlamıştım. Uzunbey hala bitiremedin mi diyor ama ilişkileri anlamak için ilk defa bir kitabı yavaş okuyorum.

Gelelim bu haftaya, bu güzellikler Zehra tarafından yapılmış.Tatları da en az görüntüleri kadar nefisti.Gülen'i dün ziyarete gidince bende gittim.İyi ki de gitmişim.Nefis bir patates salatası (Gülen yaptı) poğaça( Zehra yaptı- hatta ben ordayken) ve bu kekleri de yedik.Hem de çok çok. Bu kızlar benim için çok tehlikeli.Uzun zamandır bu kadar çok hamur işi yememiştim ben.

Sütten yapılma yumuşacık poğaçalar..

Gülen'in patates salatası..

Baklavalı dondurma ,pazartesi gecesi keyfinden..

O gece Beril istanbula döneceğinden bana gelin dedim. Onlarda bana kıyamadılar hep beraber Cinbale gidelim dediler. Kayaköye gittik. Daha oturduğumuzda üşüdüm aslında, kot montumu giydim ama daha sonra rakıdan sıcakladım sanırım, montu çıkarmışım.
Buzlu rakı ve dondurmayı da yiyince şifayı kaptım. Ertesi günkü halimi biliyorunuz zaten.

Ressam Şükran Teyzemiz sık sık gittiği Deniz Kapısı Cafesinin yoldan gözüken ahşap panellerini boyamış.Onun bu tarz çalışmalarını görüntülemeyi sevdiğimden ben de annemle gidince fotoğrafladım.Onu son gördüğümde cezaevindeki mahkumlara resim yapmayı öğretiyordu geçen ay.

Çalış

Gülen'in doğum günü hediyesi, ben aldım :) Çok sevdiği Paris tişörtü , (annebluzu.blogspot.com)

Bu golden yavruları ne yazık ki Ares'in değil.Geçen pazar Korhanlara gittiğimizde çektim. Zaten yavrusu olursa ne yaparım bilmiyorum.Olmaması daha mı iyi ne, kesinlikle veremem diye düşünüyorum.Yoldan bile çevirip yavru soranlar var, millet sırada.Bilemezler ki ben hepsini kendime saklayacağım :))
Geçen pazar sabahtan çıkıp Korhanlarla buluştuk. Onların evinde de misafirleri vardı,orada buluşup Nif'e gitmeye karar verdik. Gittik biraz oturduktan sonra önce hep beraber ortak arkadaşlarımıza Üzümlüye oradan da Nif'e yola çıkacaktık. Üzümlüde evde şarap yapan bu dostlara daha öncede gitmiştik ve görüntülemiştim bahçeyi. Küçük ikramlarda bulundular.
Biraz oturduk, bahçe ve şarap konusunda konuşuldu. Bizimle beraber giden ailenin süper tatlı bir prensesi vardı, Ares'le aslında daha önce de görüştüler ama bu sefer İris bayıldı Ares'e ve bir dakika bile boş bırakmadı onu.

Şaraplar evin farklı köşelerinde olgunlaşmayı bekliyor.

Bia bahçede oturudk önce, sonra da etrafı gezdik.

Evin beyi Türk, asma yetiştirmeyi ve bu üzümlerden şarap yapmayı seviyor.

Üzümlü manzarası..

Lavantalar..
Bu bitkiyi de çok severim ben, çocukken bunları koparıp oynardık.

Bu mavi çiçeğe de bayıldım, adını bilemedim.Gerçi söylediler ama not almamışım.



Evin hanımı benim gibi kaktüsçü :)

İris ve Ares ,
İris'in ailesi organik şarap ve zeytinyağı yapılan bir çiftlikte yaşıyor.Doğaya düşkün anne ve babası var, arada bu tarz toplantılarda görüşürüz. Çevreye önem veren ve örnek olan ailelerdendirler..
Mercan çiçeği

Eskiden beri Fethiyede sevilen bir çiçekmiş.. Evin beyi annesinin bahçesinde olduğundan ve çok sevdiğinden bahsetmişti daha önceki gelişimde..Her bahçede bulunurmuş eskiden.

Nar çiçeği..

En sevdiğim meyve. Yolda görsem arabadan inip yerim.Nitekim iki ayrı bölgede kocaman kocaman görünce evsahibinden izin isteyip duvardan beslenmeye başladım.Sanırım bütün olmuşları ben yedim.Hepsi olmamıştı allahtan :)) Delilik derecesinde severim dedim ya, kırmızı haliyle de yedim..Ekşi ekşi, arada attım ağzıma..

İris nereye Ares oraya :P

Üzümlü güzel bir yer, fethiyeye göre de biraz daha serin.
Bu kaktüsler kış bahçesinde,her geçen gün daha da büyüyorlar..

Benim kaktüsler genelde çelikten olduğu için bu kadar büyük olmuyor.

Dün Gülenle ve Zehrayla birlikteydik. Çağıl'ın okulunun mezuniyet gecesi vardı Tuana Tatil Köyünde.Bu yüzden az oturabildik beraber, ben kalktım altıda.
Biz Muğladan dönerken alışveriş yaptık, takım elbise aldık,yeşil kravat ve yeşil yaka mendili falan.Dün de gidip ayakkabı aldık. Oğluş çok yakışıklı oldu.Çocuk çocuk dedikçe Gülen dalga geçiyor adam bu, neresi çocuk diye :P
Muğlanın alışveriş merkezinde elbise bakıyoruz,çağıl daha sınavda,çıkışta gelip alacağız. Çocuk sınavda biz bakalım önceden deyince tezgahtarda yardımcı olmaya çalıştı. Koyu renk vermeye çalışıyor bende yok o zaman damat gibi olur,kaparlar çocuğumu diyorum şakayla karışık. Tezgahtar kapmazlar demez mi..! Ben yine yok kızlar kapar çocuğumu dedim.O bana yine yok kapmazlar dedi :)) Nerdeyse kapışacak be adam neden kapmasınlar gördün mü çocuğu diyecektim.Zaten o mağazaya değilde babasının sevdiği bir markaya gittik, kapılacak çocuğu göremedi arkadaş :))

Dün akşam giyindi kuşandı, servise bıraktım arabayla ama fotoğraf çekeyim izin vermedi.Sadece annem tembih etmişti, onun için çektim şimdi bilgisayarımda masaüstümü renklendiren fotoğrafı..Neyse bıraktım sabaha kadar beni bekleme dedi.İyi ,beklemeyiz dedik ama Tuanadan çarşıya geçerken haber ver nereye gittiğini dedim,tamam dedi. Gece yarısında mesaj geldi,uyanığım tabii ki ben paspatura geçiyorum diye. Sabah beşte de aradı beni alırmısın diye.Ben dörde kadar oturmuşum, uyanıp aldım yine yattım.Mutluydu :) Bende :)
Bugün işe gitmedim bende uyudum onbuçuğa kadar.
Yarın Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivalinin ilk günü. Mavikuşlar olarak orada olacağız saat yediden sonra. Gündüz söyleşiler Fethiye Kültür Merkezinde, gece konser ve gösteriler Hisarönünde. Yemek standı bizde bu sefer. Ben lokumlu milföy yapacağım. Aynı zamanda giysi tezgahımızda olacak. Komitedeyiz zaten, görevli olacağım oralarda.
Hisarönü pazar yeri festival alanımız.

Dönüp dolaşıp Göksel dinliyorum bu ara.Çocukluğumun tüm şarkıları.. Hangi birini isterseniz.
Seninleyim..
Eylülde gel..
Ölsemde bir kalmasam da bir..
Olmaz olsun..
Palavra..
İnsan çocukluğunda gördüğü ve dinlediği şeyleri niye bu kadar çok sever ki..? Tüm parçalar sanki ezberimde. Annemle babamın dansettiği ve çaldığı parçalar bunlar. Babam birde anneme tango söylerdi arasıra,bazen de şarkı, takılır gibi gelirdi bize ama babam yine de söylemekten vazgeçmezdi.
Anneme.. Papatya gibisin beyaz ve ince.
Bessame Mucho..
Volare..
Portofino.. ilk aklıma gelenler
Annem ise Anlamazdın gibi Türkçe şarkılarla ve Ayla Dikmen gibi sanatçılarla eksikleri tamamlıyordu plaklarda.
Babam bizlere de sabah okul için kaldırırken" kalk artık sabah oldu " şarkıyı -çok uzun söylemesin diye o öğretmen ses tonuyla - söylerdi.Bende Çağıl'ı yıllarca bu şarkıyla uyandırdım :)
Duruma göre tangoları bazen de kantoları vardı sözleri ilginç olan ama bazen benim zor hatırlayabildiğim.. Bu yüzden tango ve kanto severim ben..

Evdeyiz, yemekteyiz seyrediyorum. Yemekteyiz Eskişehirde ama daha bir Eskişehir yemeği görmedik :) Köpoğlu yapıyor bir yarışmacı,Trakya da favori mezemiz :)Buralarda yok, ben evde yaparım bazen canım istediğinde..Çok severim.
"Közlenen patlıcanlar çatalla ezilir.Domates ve biberle karıştırılarak içine sirke,sarımsak,zeytinyağı ve maydanoz konularak özel bir sos yapılır.Bu sos közlenen ve karıştırılan patlıcan ve biberlerle karıştırılarak buzdolabında 1-2 saat bekletilerek servis yapılır.Trakya mezesidir.." diye bir yerlere yazmışım zamanında..
Benim inancıma göre sadece közlenerek yapılır,kızartılarak yapılan diğer bütün tarifler patlıcan salatasından öteye geçmez,bunu iddia edenlerin her iki tarifi uygulayıp tattıktan sonra iddia etmeleri gerekir ki haklı olduğumuz nokta da tatların farklılığıdır.
Yarın festivaldeyiz..
Not: Salı kendimi kötü hissedince öğlen kalkıp dışarı çıktım. Çağıl'a ayakkabı aldık, Çalış Karnavalının değerlendirme toplantısına gittim.Üçte uzunbeyle buluşup Göcek ve Dalaman'a gittik.O gün bitki çayı içince toplantıda kendime geldim,iyileştim.
Çarşamba toparlanmıştım bile.