Cumartesi, Eylül 13, 2014

"Issız tepelerde güneşe bakıp saati tahmin etsem; Haberim olmasa hiç perşembeden, pazartesiden…" *

 
Yazmama rekorumu kırdım sanırım.Üç gün sonra neredeyse bir ay olacakmış.Bu yüzden hemen bir yazı girmek istedim.Ben iyiyim, yoğunluktan ve taşınma sebebiyle yazı yazamadım. Bir kaç karar vermemiz gerekiyordu, sanırım bizim için en doğru kararları verdik Uzunbey'le. Yeni bir eve geçiyoruz.Daha sakin,hep istediğimiz tarza bir geçiş belki.. Şimdilik  daha şehrin uzağında ve doğayla iç içe. Yeni bir  başlangıç gibi, belki de ihtiyacımız vardı :)  Bilmiyorum, birden oldu.Yeni eve ve sıfır bahçeye hep beraber taşınacağız yani.. Köpeklerimiz ve çiçeklerimizle.. Sonra da oğlumuz bizi ziyaret edecek kısmetse.. Ona hazırlanıyoruz aslında.O geldiğinde hazır olmak istiyoruz. Bütün yaz yoktu, işe girdiğinden gelemedi.
 Kitaplarla ilgili bu güzel bloğu hala keşfetmediyseniz,lütfen keşfedin.. Ben de yorumlardan bir kitap kazandım :)

 Daha önceden Leylak Dalından hediye gelen bu kaktüslerde büromda hala asılı...

 Buraya Osmanlı kahvecisi açıldı.Antalya menşeliymiş.Fatoş'la arada gidip kahvelerini deniyoruz. Ben sade içtiğim için sanırım sadece normal ve damla sakızlısını seviyorum.
 
 Bunlarda kahve bloğu için aslında...  http://fincandakimucize.blogspot.com.tr/2014/09/gozlerin-gokyuzunde-bir-dolunay.html#comment-form  Ben yazdım bu sefer.
 Osmanlı Kahvesi.
 Aksazlar' da piknik yaptık bir ara...
 Karagözler Mahallesi..
 Aksazlar Koyu.

 Ares
 Çay keyfimi hiç bir şeye değişmem.
 Arkadaşımızın Ovacıktaki evi.

 Kabak koyu kahvesi... Olive garden.
 Olive Garden..
 Kayaköy Art Cafe...



 Ressam arkadaşımız çalıştırıyor orayı.
 Hem ev hem cafe.Bazen resim sergileri de oluyor.


Burası Dalya Life...Daha öncede yazmıştım sanırım.Arada gidip yemek yiyip,dinleniyoruz.
 Ölüdenize geldiyseniz de kesinlikle Sun City'nin plajına gitmelisiniz diyorum.
Sun City plajı - Ölüdenizin içinde.

Bu da benim balkonda son kahve keyfim... Umarım gelecek hafta yeni yazılar yazabilirim.

Bu arada Gülsen Hanımın son kitabı çıkmış.. TIK..  

*Başlık : Turgut Uyar.

Cuma, Ağustos 15, 2014

İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım...

Çok zaman geçti, çok çalıştım,çok gezdim,çok yoruldum. Bayramda Uzunbeyin eski okul arkadaşları aileleriyle geldi, hareketli geçti.Biri gitti,biri geldi bayramı nasıl geçirdik, anlamadık. Bayram bitti ağustos nasıl geldi geçiyor bilmiyorum. Güneyde ağustos delilik buhranı gibi.Ağustos ayını mümkünse denizde geçireyim,kimse arayıp sormasın,bir şey istemesin.Bu senede o kadar az denize girebildim ki,sayıyla ancak. 
Yazmak için bile güç bulmak gerekiyor. Öğlene kadar büroda bir şekilde balkon kapısı açık durabiliyoruz da öğlende açıyoruz klimaları.Bunun üstüne birde problemleri olunca nereye kaçacağını bilemiyor insan.
Su içmekle hararet gitmiyor birde...
Bazen zaman geçsin gitsin istiyorum.Bazı insanlar kaybolsun etrafımdan, bunu geçen yazıyla ilgili söylemiyorum şu an başka sorunlarım var benim.Ya da benim sorunum gibi gözüken ama benim olmayan sorunlar desem daha mı iyi olur. İnsanlardan sıkıldım ben.Hayat, bi rahat bırakmıyor beni :)
Şu aralar en güzel şey Ares ve yavruları....

Ares erkek de , yavruları artık anne emzirmek istemediğinden yuvalandırmaya başladılar.
Böyle prens prens yaşarken bizimki :))  yavrulardan bize düşen bir erkek yavru geldi eve... Ares 'i görseniz, iyi bir baba oldu. Bizde tekrar başa döndük evde,eğitimler gırla gidecek .. Gidecek de yavru çok küçük daha. 42 günlük bugün.2 gündür bizde ama bir hafta daha büyümüş gibi... Adını "Ateş " koydum.O Ares'in oğlu birincisi bu yüzden :)) Ateş ama  gerçekten ateş gibi, yakalamak, düşüncesini tahmin etmek bir beceri.. Hiç baba gibi sakin değil.İlk gece balkon açık yattık ki tuvaletini balkona yapsın, o balkon demirinden atlayıp alt kat balkonun damında gezdi,zor aldık oradan. Alt balkondan bahçeye atladı,minik ya,yerinden kıpırdamaz diye düşünemiyor insan.Bir baktım bahçede,otların arasında, bende mutfaktayım.Birde geri çıkmayı falan deniyor ama çok komik,yarı beline kadar bile zor çıktığı bir yeri nasıl tamamen çıksın..? :)  Yani dakika dakika gözlem altında tutuyoruz.Daha anne yanından ayrıldığı gün onu hem denize,hem de pikniğe götürdük.Ares olmasa vıyk vıyk dye ağlardı ama baba, ana yarısı gibi geldi. Ares'i görünce susuyor.

Meyveli jöleler :) Seviyorum ben, aslında pelte severim ama bunlar ikramlık.Resimleri koydum ama bu resimler  yazıyı yazana kadar eskidi.
Bayram sofrasından.
Bunlarda beş çayı için.
Burcumun hediyesi...
Lithopslar...

Bunlar diğer yavrulardan...





Ares , Maya (anne) ve yavrular...
Bizim ki.. 



Karamel rengi :)
Bu Ateş,onu ve diğer yavruları ziyarete gittiğimizde çekmiştik.



Bayram şekeri ve likörü, bu sene likör annemden,  bir geziden hediye getirdi...Biz haziranda kendi yaptıklarımızı içtik.
Ares ve Ateş  büroda :)) Ateş Ares'in etrafında...Baba-oğul çok tatlılar.

Perşembe, Temmuz 31, 2014

Gönül Kapısının tokmağa ihtiyacı yoktur...

Evrenin Işığı 

19. yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt’ın, bir bahçeyi anlatan tablosu Londra Kraliyet Akademisi’nde sergileniyordu.

Hunt’ın “Evrenin Işığı” adını verdiği bu tabloda gece elinde bir fenerle bahçede duran filozof görünüşlü bir adam vardı.

Adam, öteki eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt bekliyormuşçasına duruyordu. Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni Hunt’a döndü “Güzel bir tablo doğrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım” dedi.” “Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı?

Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da…”

Hunt gülümsedi. “Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki…”dedi ve tablosunun anlamını açıkladı.

“Bu kapı, insan kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışında kola gereksinim yoktur…”

Çok sevdiğim bir hikayedir.Çok sevdiğim birinden dinlemiştim. Bunu tekrar hatırlamamın sebebi bazı insanların, bazı sevdiklerimi kendi sorunları ve kendi düşüncesizlikleri yüzünden üzmeleridir. Unutmasınlar ki bir gün gelip kendileri o konumlara geldiklerinde aynı yollardan kendileri geçecek. İnsanlar kendi mutsuzluklarının hesabını kendilerinde aramalı, kendi sorunlarıyla kendileri yüz yüze gelmelidir.Sevdiklerimi kendi duygu yönetimini beceremediği için üzen insanlar bana gelip kendi sevdiklerini savunmasın.Aynı özeni onun ilişkilerine de göstereceğimden hiç şüphesi olmasın. Aynı özende ve aynı eşitlikte karşısında olacağım.Sevdiğim,büyüğüm,ailem asla bir başkasının sevdiklerinden ,büyüğünden,ailesinden daha az değerde değildir.Bunu benim sevdiklerime gösteren aynı saygıyı o şekilde göreceğinden emin olsun...