Cuma, Ağustos 22, 2008

506.yazım

Çarşamba sabahı döndüm. Bugün bizim evlilik yıldönümümüz :) Onsekizci yıla giriyoruz. 506.yazım bir yıldönümü yazısıdır ve bugün Uzunbey ile başladığımız uzun yolun başlama tarihidir..

Çağıl İstanbulda kaldı. Evde ve işte başbaşa bütün gün Çağılı konuşuyoruz. Aslında uzun uzun İstanbul yazısı yazmak istiyorum ama bir terslik olmazsa bugün Karaağaçta olacağız.Oraya gitmezsem de Zen'de bakım randevum var. Yaklaşık 3 senedir günlüğe yazı yazıyorum. Geriye dönüp baktığımda hayatın ve zamanın nasılda çabuk geçtiğini anlamam için bu yaşa gelmem gerekiyormuş diyebilirim.

Yaşamak güzel hele sevdiklerinle beraberken..Yılları nasıl yaşadığımız , nerede yaşadığımız , kimlerle yaşadığımız ve ne hissettiğimiz çok önemli.. Bunları unutmadan sağlıklı ve mutlu yaşamlar diliyorum hepimiz için :))

Özel Not: İzmir Torbalı da yüksek okul kazanan kuzenim için bilgi alabileceğim internet sayfası ya da bilgisi olan birilerine ihtiyacım var.. Yurt var mı..? Ya da orada okuyan öğrenciler nerede kalıyor..? Ev fiyatları falan gibi.. Bu konuda bilgiye ihtiyacımız var.Biliyorsunuz İstanbulluyuz.. Oraya gidene kadar bilgi alabileceğimiz kimseyi tanımıyoruz..

Resim: Gustave Caillebotte (1848-1894) Paris

Cumartesi, Ağustos 09, 2008

gidiyorum

Bir haftadır yazı girmemişim..Üzgünüm.Bu cehennem sıcağında hiçte aklıma gelmedi yazı yazmak :) Dün yazıya önce resimleri koyuyorum sonra altını yazıyorum ya, resimleri attım Figen Ankaradan buralara gezmeye gelmiş illa bana da uğra demiştim.. O gelince ara verdim sonra da bir baktım ki resimler uçmuş. Neyse yine bu sabah dört tanesini de evde uçurduktan sonra yine girdim resimleri, bir an önce yazıp işime bakacağım. Yukarıdaki manzara Hill Side'a giderken bir tepeden çekildi.. Karşıda tam olarak marina önündeki tekneler ve arkada deniz kenarında olan yol ve çevresi gözüküyor. Kartpostal gibi maşallah ama çok sıcak. Sıkıysa yolda yürü ya da klimasız yerlerde otur.
Burası da yine bir yürüyüş yolunun manzarası. Bu sefer görünen Fethiye Körfezindeki adalar.
Buraya çok eskiden gelen bir arkadaşım hep derdi ki etrafımız beş kat dağ.. İşte bunun kanıtı..

Bu arada güzel haberi vermem lazım ki ben de memleketime gidiyorum bir haftalığına Çağılla beraber.. Babamı,Çarliyi ve İstanbul'u çok özledim. Trakya'yı da :))

Balkonda bir öğleden sonra..Annemin yaptığı ebru masa örtüsü masada.. Yemek yerken koymuyorum ama bunlar oturmalık :)

Kışın aldığım kaktüslerden..


Bunu da melissa peyzajdan almıştım..
Bu saksıyı gördüğümde tam kaktüslerim için diye düşünmeden edemedim ve aldım.

Buz çiçeğim..Kendileri sukulent olurlar :))

Bunlarda genelde buz çiçeği olarak bilinen diğer sukulent çeşidi... Su vanasının kutusunun altında duruyor çünkü ön balkon kapısının çarpmasını önlüyor..
Bildiğim kadarıyla Mine bu çiçeklerin adı.. Bende en çok bu rengini seviyorum ama Uzunbey bu çok yayılıcı çalı şeklinde olan çiçekleri ön giriş kapısının yanına inat olsun diye hepsini birarada diktiğinden bu evde nefret ediyorum da denebilir :) Normalde Hatice Teyze bana pembe-sarısını vermişti.. O da gidip beyaz ve sarı-kırmızısını almış.. Şimdi bir damlacık yerde 3 tane yayılıcı mine var ve daha bir sürü bir şey. Karman çorman bir bahçeden hoşlanmıyorum, kendi içinde bir düzeni olmalı bahçenin.. Ev biz taşındığımızda sıfırdı ama bir sitede oturduğumdan, bahçe düzeni yapılmış olduğundan belli sayıda bir şeyler dikebildim kendi bahçeme.. Olanlardan kalan yerlere.. ama sağolsun Uzunbey bir parça toprak gördüğü yere her şeyi dikmeye bayıldığından ön bahçem ve yan bahçem biraz düzensiz bir bitkilenme şeklinde..Zaten taş duvarlarda bir sürü saksım var..Böylece dolu dolu bir bahçe görüntüsü var.Neyse zamanla sevmediklerimi ayıklayıp kurtulacağım bazılarından..

Köklü getirip diktiğim Hatice Teyze çiçeğim..Çiçeklerimin çoğu ondandır zaten..Yani çeliklerin..

Bu da beyazı..

Atatürk çiçeğim.. Bunu da çelikten diktim, kuytu yerde olması gerekiyor ve rüzgardan bozuluyor kışın.. Altında da görüğünüz üzre mineler.. Karışık bahçede.

Sedum..

En çok ağustosta açmayı sevdiklerinden acem borusunun resmi.. Ben geldiğimde vardı ama normalde çok çiçek döküyor bu yüzden oturma alanlarının yanına dikilmemeli..

Japon gülü..

Buna arap saçı demişler birkaç yerde ama bu arap saçı değil bence..Adını bilen varsa yazabilir :)

Sıcaklardan mayışan sardunyalarımın içinde en iyi gözüken bu ..

Bu ne..?
Ben mutfakta özellikle milföy hamurundan yaptığım börek ve tatlılarla tanınırım.. Bu da yeni keşfim..Yani ben keşfetmedim bir blogda gördüm..Çerkeskızı adlı bir blogdu..Milföyü direk olarak bir kaba güzel şekiller vererek kare şekliyle oturtuyorsunuz.Gördüğünüz üzre ben şekil vermedim, koydum. Alta değen kısımlara çatal batırıyorsunuz ve kabarmasını önlüyorsunuz. Direk fırında pişiriyorsunuz.. Çıkınca üstüne benim kadar abartmadan bir tatlı kaşığı reçel koyuyorsunuz.. Ben reçeli çok koydum ama öyle seviyorum. Sonra soğuması için bekleyip pudra şekeri döküyorsunuz..

Çok çabuk ve tatlı isteyen ev ahalisi için hemen yapılması çok pratik.. Ben sevdim..

Bu da vişne likörümüz..Aslında mutfağım iyidir de göstermiyorum :)) Neyse, içmeyi seviyorum ya -böyle söyleyince de her gece içiyorum sanmayın ya sevinçten ya kederden içerim ben :))
Vişne likörünü internetten öğrendim :)

BU ARADA BEN SENELERDİR BU LİKÖRÜ YAPMAK İSTERİM AMA TARİF BULAMAZDIM..BU SENE AĞUSTOSU KAÇIRMADAN YAPAYIM DEDİM :) Biz likörümüze geçelim..

Ben bir kilo aldım çünkü bu ikincisi.. Vişne. Biraz cin, tarçın çubuğu,toz şeker,karabiber tane, karanfil.
Bir şişeye veya bir kaba, vişneleri saplarından ayırıp, çekirdekleriyle beraber yıkayıp hazırlığını yaparak en alta bir sıra koyuyoruz.Üstünü kapatacak kadar şeker,bir karabiber tane,bir tarçın çubuğunun yarısı,bir karanfil ekleyerek şişenin kapağına kadar dolduruyoruz sıkıştırmadan..En üste şişeyi sallayarak ve hava boşluklarını arada çıkararak cin koyuyoruz. Karabiber ve karanfil taneleri 10 ar taneyi geçmemeli ve şişeyi kapatırken en üste naylon daha sonra kapağı kapatıyoruz ki hava almasın, kaçırmasın. Sonra onu karanlık, ışık almayacak bir köşede unutuyoruz iki ay. Ben bir şişeyi unuttum, bu şişeyi de babam ve çarli için yaptım onlara götüreceğim.. Bu arada resimde gördüğünüz gibi çekirdekleri yıkayıp, kurutup bana gönderiyorsunuz ki kuşlara kurtlara yem olsun,ağaçlar çıksın..Gönderemezseniz de siz etrafınızda bir yerlere dikiyorsunuz..Ya da bizim gibi serpiyorsunuz..
Bu resim bende olan ve birinden kalan bir yağlı boya idi..Bu evde çerçeveletip asabildim en sonunda.. Çokta yakıştı salonuma.
Burcu annemlerde, her gün konuşup bensiz gezmemeleri için ikna ediyorum yetmezse tehdit ediyorum :) Kısmetse pazartesi akşamına biletimi aldım.
Bugün evdeyim, hazırlık yapmaya çalışıyorum. Çok sıcak tabii. Klima açtığın zamanda orada oturacaksın oysa ben her odada iş yapmaya çalışıyorum. Akşama düğün var eski bir çalışanımızın ama gidemeyeceğim.
Dün manikür-pedikür işlerimi bitirdim allahtan.. Bugün sadece bavul işlerim kaldı. Fazla gidecek bir şey yok, hepsini annemlerle yollamıştım zaten.
Yarın pazar, pazartesi de çabuk geçsin salı olsun ve ben İstanbulda olayım.

Perşembe, Temmuz 31, 2008

çekirdek kampanyası

İşte günlerdir size yazmak istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım güzellik :)) Hatırlarsınız aralık 2007 de çekirdek kampanyamızın ilk çekirdeklerini 2 .Karagözlerde yanan orman alanına atmıştık. Geçtiğimiz gün Orman İşletme Müdürünü ziyarete gittik Berna ile bize ilk söylediği sizin çekirdekler ağaç olmuş diye bir cümleydi. O kadar sevindik ki anlatamam ve atlayıp şehrin hemen kenarında bulunan yanan orman alanına gittik.Hatta ayağımızda terlik , çıkabildiğimiz kadar yükseğe çıkıp hem ağaçlarımızı hem de güzelim manzarayı çektik.. Sonra da dün basın toplantısı yapıp orada çekirdek toplayan herkese teşekkür edip ayrıldık.

Bu ağaçlar benim ve Berna'nın torunları gibi.. Oraya orman işletme Müdürlüğü aslında çam fideleri de dikmişti, arada bizim attığımız çekirdekler bazen bir yarıktan bazen de çamların yanındaki setten kendini dışarı atmış.Benim gezebildiğim kadar en az böyle 15 şeftali ağacı yakaladım.. Daha yükseklere çıktıkça ağaçların tutma olasılığı da yükseliyordu.Diğer çekirdeklerden eser yoktu, demek ki hayvanlar yedi diye de düşünüyorum. Arada çiçek ve karpuz tohumları da atıldığından tanımadığımız bitkilerde vardı.. Ben görebildiğim kadarıyla bayağı bir resim çektim. Tüm emeği geçenlere tekrar buradan teşekkür ederim.. Fidanların boyları 15-25 cm arasında değiştiğinden, nerede olduğunu anlamanız açısından da arkadaki manzarayı ve diktiğimiz tepenin dikliğini görmeniz açısında da manzara resimlerini sizinle paylaşıyorum.
2.karagözler
Karşıda gördüğünüz çıplak tepe yakın zamanda ağaçlarla dolacak :))
Resimleri çektikten sonra Boğaziçi restauranta gidip Berna ile basın toplantısını planladık ve bir şeyler içtik. Kampanyaya devam kararı aldık dernekçe .Yalnız toplama alanlarını küçülttük ki daha verimli olabilelim. Artık sadece FETAV' da, Mavi Kuş'ta, Fethiye Evi' nde ve Likya World'de toplayacağız.. Daha sonra da helikopter ve paraşütlerle dağlara atacağız.Böylece dağlardaki bir sürü hayvan da bu çekirdeklerle ve tutan fidanların yabani meyveleriyle beslenebilecek. Orman Müdürünün bize anlattığı ve yanında makina olmadığı için çekemediği bir görüntü var ki o da helikopterden çekirdekleri attıklarında sincapların çekirdeklere koşup onları toplaması.Ne yazık ki bu resimleri çekememiş ama kendi gözleriyle seyredip bize anlattı.

Yakın plan yanan orman alanı..


Resmi tıklayın ve büyütün.. Dikkatli baktığınızda yanan ağaç kökünün dibindeki fidanı göreceksiniz :)

Bu da bir başkası..


Genelde yanan yerin görünümü böyle..Arada hala eski yanan ağaçlardan kalan parçalar var, onların arasında çam fideleri ve bizim fidanlarımız..

Manzara o kadar güzel ki bakmaya doyamıyorsunuz.. Karşısı Ecesaray Marina..

Burası da Letonya'ya giderken Samanlık koylarından biri..

Tepeden 2. Karagözler.. Eğimi görüyormusunuz..? Yürümek ve fotoğraf çekmek biraz zordu ,onun için daha yukarılara çıkamadım.. Çıktığım yükseklikte zaten az değil..


Bazı yerde çamlarla şeftaliler yanyana ..

Bazıları da dal parçacıklarının yanında ezilmeden korunabilmiş..Çünkü buralarda hala yabani domuzlar ve diğer hayvanlar gezebiliyor.Aslında doğayı sadece kendimizin sandığımız büyük bir yanılgı içindeyiz , çoğunluk hala hayvanların doğasına ilerleyen binalarla ,büyüyen şehirlerle ne kadar içine girdiğimizin farkında değil.
Bu konuda en kızdığım konu ise kendine çeşitli payeler biçerek (çevreci, ekolojik danışman vb.gibi ) aslında örnek olması gereken insanların çekirdek kampanyası gibi uygulamaları önemsemeyişi ve herkesi kendi fikirlerine uygun yaşamaya zorlaması.. Oysa bizim burada yaptığımız ne doğaya müdahale etmek -hatta aç kalan hayvanlara besin sağlıyoruz bir bakıma- ne de ekolojik dengeyi sarsmak. Genelde bu insanlar kendileri bir şey yapmadıkları gibi yapanları da eleştirmekten geri kalmıyorlar. Bizim kampanyalarımıza bir zır cahillerden ( ben onlara böyle diyorum çünkü onlar ne toplumu düşünerek hareket eden tipler ne de kendilerine bir faydaları var , yapmak istedikleri şanı şöhreti bu gibi kampanyalara saldırarak yapıyorlar) diğerleri de biraz masabaşında oturup ,okuyan, -kesinlikle yanlış anlamayın okullarında okuyanlar değil- oturdukları yerde sallayanlar ve biraz toprakla haşır neşir olmuş ama nasıl kendime bir şeyler yontarım, isim yaparım, şu derneğe başkan olurum , ben ekolojik bilmemne hakkında çok bilgiliyim diye ne kadar bilgili olduğunu gösterip başkalarını küçümseyen tipler. Genelde nette bu tip insanlardan tepkiler gördük.
Bana göre ise bu biraz vizyonla ilgili bir şey.. Vizyonu açık olup kafasına yatmayanlar yine de saygı gösterebiliyorsa ve susuyorsa bu insanlara da ben saygı duyarım. Genelde tepkileri bu üç statüde değerlendirdiğimi söylemeliyim.Zaten dördüncü grupta ya çekirdekleri verdi ya da gerçekten destek oldu .. Başından beri söylüyorum.. Bir dönem insanlar oturdukları yerlerden sallamış, bilgisayar ve net yokmuş, biraz kitap okumuş, biraz sağdan soldan görmüş ve bazıları kendilerine ve bulundukları yerlere göre sıçrama yapmışlar.. İşte bu insanlar genelde bir şey ortaya çıkınca ya da yeni fikir ortaya atan birileri düşündüğünde kavrayabilecek nitelikte olmadıkları gibi destekleyebilecek olgunlukları da olmadığından hemen o fikri eleştirmeye ve alakasız şekilde saldırılara da geçebiliyorlar. Birde farkettiğim şu ki bu insanlar sağı solu eleştirmekten ne bir ağaç dikmiş, ne de bir doğaya destek olabilecek hareketi var.Hatta okumuş insanların rüzgarımı kesiyor diye ağaç kesmelerine, ya da gölge yapıyor diye ağacı köklemelerini anlamıyorum.Galiba millet olarak yaptıklarımızla, düşündüklerimiz hatta duruma göre davranışlarımız o anki konumumuza ve çevremize göre değişiyor.Sanırım son ülke durumlarımızın açıklaması da bundan ibaret.
Bu fidanlar bence yukarıda anlattığım tarzda olanlara kapak olabilecek cevabı bizlerden daha net veriyor.. Doğa anlayabilene gerçek cevapları da veriyor aslında ama bunu anlayacak kapasitede olanları bulmak zor bu dünyada..

Bir gün yerden ağaçların tohumlarını topluyorum ki bir köylü yanıma yaklaştı, niye onları topluyorsun dedi. Bende onları toprağa meyve çekirdekleriyle serpeceğimizi anlattım.İyi de dedi etraf zaten ağaç dolu.Ona bir zamanlar bizim de şehirlerde ağaçlar arasında büyüdüğümüzü ama artık insanların ağaç görmeye başka yerlere gittiklerini söyledim.Buranın etrafı beş kat dağ ve orman. Eğer etraf ağaç dolu diye sende yeni ağaçlar dikmezsen ileride senin çocuklarının çocukları da bizler gibi başka memleketlere gitmek zorunda kalacak dedim.. Kısık sesle haklısın dedi ve gitti.

Genelde insanların başkalarına yardım etmesiyle ilgili düşüncelerim şöyle :
Ödümüz kopuyor sanki bir başkasına bu dünyada bir faydamız olacak diye.. Dernekte ve genelde sosyal olaylarda yaklaşımımız bu.Oysa ayda beş ytl ye ya da on ytl ye bir öğrenciye burs verebiliriz..Beş kişi on ytl verse ayda bir öğrenciye en azından harçlık oluyor, ya da parası olmadığı için yürümek zorunda kaldığı minibüs parası olabiliyor bu miktar..Oysa birbirimize ballandıra ballandıra anlattığımız şunu aldım, bunu yaptımların yanında bunun iç huzurunu ve güzelliğini nasıl anlatabilirim ki. Diyeceksiniz ki sen ne yapıyorsun..Ben okuduğum ve kullandığım herşeyi bir yere ulaştırıyorum. Hatta ulaştıramayanlara aracı oluyorum.. Artık fazladan harcadığım her kuruşu şöyle değerlendirebilirdim gibi düşünmemek için paramın hesabını ona göre yapıyorum..
Hiç bir şey yapamıyorsanız sadece etrafınızda olanlara karşı bile kendinizi kapatmayın yeter. Belki sizin sayenizde birileri onlara ulaşabilir..Unutmayın.
Arada yazmadıklarıma gelince, size yazmaya zaman bulamadıklarım..
1-Annem burdayken sabahın 9 unda , açık kalan balkon kapısından eve hırsız girip annemin masa üstünde duran küçük çantasından para , benim cd çantamı da takı çantası sanarak alıp kaçtığından ve biz üst katta annemin odasında konuşup gülüşürken bu olay olduğundan iki gün sinirlerimiz bozuk gezdik.. Balkon demir kapım hep kilitliydi ama artık paronayaklık derecesinde cam kapıyı da kilitleyip yukarı çıkıyorum.Sanırım Uzunbey giderken kapıyı açık unutup evden çıktı zannettiğinden içeri girdi yoksa sabahın dokuzunda bu ne cesaret diyorum içimden..İyi ki görmedik, olan annemin parasına ve benim karnaval cdlerime oldu.Annemin büyük çantası ve benim çantam yine masadaydı sanırım sesimizi duyduğunda ilk yakaladıklarını alıp kaçtı.Hiç bir iz yok ve aldıkları olmasa anlamayacağız bile girdiğini.. Yaz aylarında burada diğer illerden gelip hırsızlık yapıp gidenler var.. Yoksa hala güvenli yerlerdendir burası..
2- Bugün evdeyim, temizlik yapıyorum, blog yazıyorum, Burcu ile günlük yarım saatlik telefon konuşmamızı yaptık :)
3- Netten yeni tanıdığım ve sohbet ettiğim bir karı-koca, her ikisininde bloğuna ( asortikkrep-X Ha nım)adımın yanına kendi ismimle link koymuş :)) Görünce başımdan aşağı kaynar sular döküldü..Neyse hemen gece gece mail attım da düzelttiler.. Sanki bir an herkes görebilecekmiş gibi geldi de biraz panik oldum.Neyse ki düzelttiler..
4- Hava buralarda çok sıcak, bir yandan da değişik.. Yani geçtiğimiz senelerdeki gibi değil.
5- Geçtiğimiz pazarda Kıdrak'a gittik.. Çok güzeldi yine..
6- Bu aralar acaip derecede canım ahşap boya yapmak istiyor. Bir sürü yapılacak işim var ama bir türlü oturamıyorum. Kitap okumakta istiyor ama okuyamıyorum yorgunluktan..Akşamları geç geliyoruz, ancak dinlenebiliyorum.
7-Avon'dan aldığım şampuanlar ve banyo köpükleri çok güzel :)) Teşekkürler Burcu..
8- Çağıl'ın masasındayım, biraz sonra da bu sıcakta odasını süpüreceğim :)
9- Denize gitmek istiyorum..
İşte bu düşüncelerle kalkıp evi temizleyeceğim şimdi :))
Son ekleyeceklerim.. Nerde yaşarsak yaşayalım, mutlaka bir şekilde doğaya bir faydamız dokunabilir. Hiç ağaç dikmemiş biri olmak kadar doğadan uzak kalmayalım hiçbirimiz.. ve her zaman farkında olalım başka insanların yaşadıklarından.

Pazartesi, Temmuz 28, 2008

Güngören Katliamı

Yazacak kelime bulamıyorum.. Gözlerime ve duyduklarıma inanamadım. Açtıkları belalar ve üzüntüler kadar kendileri de bulsunlar.. Bunun ardında ne olursa olsun artık ciddiye alınacaklarını mı zannediyorlar.. Yazıklar olsun.



Bu bir Ahmet Selçuk İlkan yazısıdır...


Ahmet Selçuk İlkan, benim Fahriye Abla şiirini okumasıyla tanıdığım kendisi hakkında çok şey bilmediğim ve Uzunbey'in eski şiir kasetlerinde gördüğüm bir sanatçıydı. Zaten Uzunbey çok sevdiği için komitede Ümit Hanım söylediğinde gelsin diye çok istemiştik.. Karşıladığımız ilk saatlerden gidişine kadar hayatımda böyle beyefendi ve gerçek bir sanatçı tanımadım desem yeridir. Biliyorsunuz bu yazıyı yazmak için çok bekledim..Bizimle beraber olduğu tüm zamanlarda hiç bir davetimize hayır demediği gibi şartlar olumsuz dahi olsa ağzını açıp bir şey demedi.. Burası İstanbul şartlarında bir yer değil hatta imkanlar olsa da bunu gösterecek kültür, bilgi, birikim mümkün değil ama bir insan her şeye evet demez ki! Gelelim Ahmet Bey, olur, gidelim Ahmet Bey tamam, cezaevinde program yaparmısınız evet, hele ki cezaevi programını görseydiniz oturup ağlardınız.. Hayatımda ilk defa sayesinde bizde cezaevine girdik ve program yaptık orada.. İçeride eski müşterilerimden birini de gördüm ama selamlaşmadık, o selam verseydi bende verecektim ama bakmadı bile bana, bende tanımamazlığa geldim.

Yukarıdaki resimde Yörük Müzesinin sahibi Enver Yalçın'ın Ahmet Bey'e hediye ettiği poşu ve kaskete bayılan Ahmet Bey bütün gün kasketiyle dolaştı..

Bu resim cezaevi çıkışında basına demeç verirken.. Aslında cezaevinin içinden de görüntüler var ama kullanmayacağımıza söz verdiğimizden bu kadar görüntü koyabiliyorum.
Aslında Bedia Akartürk'te konuğumuzdu festivalde, Ahmet bey özel konuğumuz olduğundan biz ilgilendik ama bir sabah sizi kahvaltıya götüreyim mi diye sormuştum, onlarda yapacak bir şey yok, değişiklik olsun artı bizi kırmasınlar diye :)) olur dediler, sonradan komitede de dillendirdiğim üzre kötü bir minübüsle ki çok pişmanım niye bekleyip daha iyi bir araç bulmadığımıza , atlayıp Yörük Müzesine kahvaltıya gittik.O günde bir sıcak ki sormayın gitsin.Biraz bekledik, iyice acıktılar, fakat öyle bir kahvaltı geldi ki anlatamam Enver Bey döktürmüş bizim için :)
Bedia Akartürk bu arada elinde yelpaze devamlı yelleniyor ve ilk gelen yoğurtlu biberlere bayılarak(bu arada sevenleri için yazayım acıya bayılıyor) bir kaç bir şey yediğinde başladı şakımaya..Nasıl mest olduk anlatamam..Tabii ekip bu kadar değil aslında..Ahmet beyin yazdığı şarkı sözlerini söyleyen ve o şiir okurken arkada çalan yetenekli ve genç ekip arkadaşları var yanında..Onlara giderken ben rica etmiştim enstrümanlarınızı alırmısınız diye..Başladılar Bedia Hanım söylüyor onlar çalıyor, müzikli sohbetli bir kahvaltı yaptık ki eğer zaman bulabilirsem videosunu da koyacağım bloğa..
Bu arkadaşların özel olarak adlarını aldım.Hatta biri ileride meşhur olabilir, çok güzel sesi var.. (Emrah Samet) Biri de çok sempatik ve antenleri son derece açık, klavye çalan,düzenlemeler yapan ,(Hakan Açıkalın) keman çalan ve sessizliğiyle aslında sakin görünen ama bir o kadar da hiçbir şeyi kaçırmayacak dikkatte ( Volkan Somalı) Hepsi de o kadar beyefendi gençlerdi ki onlarla beraber olmaktan da her zaman keyif aldık ve bizi kırmadan ne diyorsak yaptılar :)
İşte bu arkadaşlar da orada aşka geldi ve kimi çaldı kimi söyledi, resimler çekildik, birşeyler yedik ve otele döndük.
Akşam sahnede hepsini çektim ve unutmadan Ahmet Bey'in menajeri Arzu Hanımı yazmalıyım ki tatile gelen bir arkadaşım samimiyetinde beraber çalışmamızı bitirdik. Buradan teşekkür ediyorum kendilerine herşey için..
Bedia Akartürk müzede gezerken..

Ahmet Selçuk İlkan, Bedia Akartürk, Enver Yalçın müzede..


Ahmet Bey ve Menajeri Arzu Hanım..

Emrah Samet, sesi çok güzel olan ve iyi şarkı söyleyen genç sanatçımız :)) Ahmet Beyle..

Keman çalan genç ve sessiz sanatçımız..Volkan Somalı , Ahmet Beyle..

Yolda kah şarkı söyledik kah sohbet ettik, giderken yol uzun geldi,dönüşte Bedia Hanım ben denize gitmek istiyorum diye sıcaktan yakınıyordu.

Akşam sahnede Ahmet Bey herkesi mestetti..Çoğu şarkı sözlerinin yazarı oymuş, bildiklerimin yanında bilmediğim daha bir sürü şarkının hem de.. Hatta rekor onda sanırım 600 şarkı sözü ile..Hepsi de süper hit şarkılar ha!
Nilüfer; tövbekar, benim için öldün artık, aşk kitabı
Muazzez Abacı; anılar, benim için üzülme, bir de sen olsan,unuttum diyemem
Onur Akın; seveceksin İnadına,
Bülent Ersoy; artık ne duamsın ne de bedduam,
Coşkun sabah; bir gülü sevdim, anılar, hatıram olsun
Ebru Gündeş; ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim
Emel Sayın; gözler kalbin aynasıdır
Fatih Kısaparmak; seviyor sevmiyor, papatya falı, bu dağlar ne rüzgarlar gördü
Zeki Müren; bir gülü sevdim
Bunlar internet sitesinden benim seçtiklerimden bir kaçı sadece..
Tam bir kaç kelime söylüyor, arkadan müzik giriyor ve eskilerin önemli bir melodisi kulağımızda bizi nerelere alıp götürüyor anlatamam.. Bakıyorum herkes bizim gibi etkileniyor ve bir seyreden bir daha eminim bu programı unutamıyor.Arada son zamanların hit şarkıları da var ama ben hatırlayamadım.
Hakan Açıkalın sahnede :) Çağıl'la iyi anlaştıklarından genelde Hakan Ağbisine o eşlik etti, Çağıl'a çok iyi davranıp ,ağbilik yaptığından dolayı da bu yakışıklı arkadaşımıza ayrıca teşekkür ederim.

Gösterinin gecesi Türkiye maçına denk geldiğinden sakin geçmesini bekliyorduk aslında.. Müziği ve sahneyi gören takıldı kaldı, bir maç gecesine ve turizm merkezine göre aslında bayağı kalabalık oldu, daha boş beklerken takılıp hayran hayran seyredenleri görünce işte doğru sanatçı diye kendimizi de kutladım içimden :))

Gösteriden sonra şiir kitaplarını imzalayan ASİ (Ahmet Selçuk İlkan) standlarda da oldukça ilgi gördü.
Sahnede son dakikada ekibin diğer üyesi de aralarına katıldı ama adını not almayı unutmuşum :)) Güzel sesi olduğunu söyleyebilirim ama :)

Ezginin günlüğüne tshırtleri imzalattık ve sattık.Ahmet Beye otelde imzalatmıştık..
Bu da kitap imza günlerinden konuk yazar-çizerlerimiz... Cihan Demirci, Ercan Akyol, Kamil Masaracı
Güzel konuştular ve gerçek mizah yazarı görmek buralarda çok hoştu :) Cihan Beyin kitaplarından Çağıl çok hoşlandı.Ercan beyde milliyette karikatür çiziyor zaten..
Ahmet selçuk İlkan için http://www.ayriliklarinsairi.com/
Gerçek bir sanatçıydı ve Bedia Hanımla onu ağırlamaktan , tanışmaktan çok mutlu olduk.Sadece sanatçı olarak değil kişisel olarakta örnek alınabilecek duyarlılıkta insanlar bulmak çok iyi geldi.. En az kendileri kadar ekibiyle tanışmaktan da çok mutlu olduk. Bedia Hanımın çok genç göründüğünü ve sesinin de hala çağlayanlar gibi çıktığını da belirtmeden geçemeyeceğim..
Biz ailece Ahmet Selçuk İlkan ve diğer konuklarımızı çok sevdik. Hatta Ölüdenizde maçtan dolayı bir sürü kişinin izleyemediğini düşündüğümüzden onlar için belki başka bir zaman ve ya yerde tekrar bir fırsat çıkmasını bekliyoruz..

Kendime ve Uzunbey' e 4 kitabını da imzalattım :)) İmzalı resmi de şimdi Uzunbey'in bürosunda asılı..
Gerçek sanatçılardan biriyle hatta Bedia Hanım içinde ekliyorum ikisiyle tanışmak çok güzeldi :
Resimler benden :))