Perşembe, Eylül 10, 2009

* Harikuladesin Aşkım :)

Ortaya tam karışık bir yazı : Ruhum her daraldığında yaptığım gibi kendimi bahçeye atmak istedim son günlerde.. Bahçeye atamayınca da resimlere sarıldım. Hatta sizlerle de paylaşıyorum ki içiniz açılsın, biraz olsun uzaklaşın kafanızın iç sesinden.. Benim ki hala bana bir şeyler söylüyor ama dinleyecek gücüm tükendi bu aralar. Aslında daha dün yazılacaktı bu yazı ama dün başladım, ne zaman biterse de o zaman yollayacağım..




Burada da hava kapalı ama sıcak.Yani üstümüzde tişörtler, camlar kapılar açık,yağamayan yağmurun verdiği sıkıntıyı çekiyoruz. Bu arada ben bu şarkıyı dinliyorum.. Dinliyorum ki biraz gönlüm açılsın.. Keyfim biraz yerine gelsin..İç sesler beni biraz rahat bıraksın. Oysa kafamda hala buna rağmen bazı insanların hiç değişmeyeceği ve biraz olsun ders almayacağı sesleri dolaşıyor, hatta dans ediyor. Helikopterden son 15 senesine hakim olduğun bir dünyayı bu kadar eleştirebilmek , hala başkalarını suçlayabilmek de bir başarı sayılıyor çünkü bu ülkede..Neyse ben bu konulardan sıkıldım zaten,daha da irdelemek, üstüne gitmek istemiyorum.. Son zamanlarımı yazacağım bugün .. Son zamanlarda ne kadar küçük şeylerden mutlu olduğumu aslında.



Mailimi açıp o gün yazdığım bir konuda bana aslında beklediğim ama beni beklenmedik şekilde şaşırtan ve sevindiren küçük hatırlatma mailleri :)


Bulamadığım bir bilginin bana ulaşması..


Şarkı önerileri, sen bunu seversin , bu seni mutlu eder mailleri :)) Evet gerçekten seviyorum ve mutlu ediyor ama ondan çok bunun düşünülmesi ve benimle paylaşılması hoşuma giden ..


Canımın sıkkın olduğunu yazımdan anlayan ve bununla ilgili derdimi yazdıklarıyla paylaşmaya çalışan küçük notlar..


Aslında okuyamadığım ama sizin düşüncelerinizi bana yolladığınız zamanlar..


Bazen bir tepeye çıkıp etrafı seyretmek ve bisikletle kendini bayır aşağı salarak ellerini bırakmak hayata.. Bu küçük bir mutluluk değil bence ama bunu yaptığım zaman mutlu olacağım..

Denize girip dalgalara fısıldamak, onlarla dertleşmek ..

Yürümek..


Güzel şarkılar dinlemek ve arada mırıldanmak müziğini ..


Arabada mutlaka şarkı dinlemek.. Ferhat Göçer olabilir.. Hala onun cd.si takılı arabada, hiç çıkaramayacağım galiba.Hala bıkmadım.


Deniz kıyısında oturup çay içmek..


Yeni kaktüsler dikmek, saksılarını değiştirmek..


Bitkiler hakkında konuşmak, hatta resimlemek, resim çekmek için gezilere çıkmak :)


Nostaljik eski şarkılar dinlemek..O zamanları hayal etmek, çalan müziği nerden hatırladığımı düşünmek..


Aslında dinlediğim ama reklamlarda çalan müzikten hatırlayarak tekrar açıp dinlediğim müzikler..



İçimden mırıldandığım, derken müziğin bangır bangır çalmaya başlamasıyla şok olduğum şarkılar.. Bunu yaz boyunca sevdiğim şarkılarda yaşamak..

En bunaldığım anlarda Burcu' nun telefon açması, onunla dertleşmek..
Kahve falı bakmak, faldan yorum çıkarmak.
Deniz kenarında kitap okumak..
Eski siyah -beyaz ve klasik filmleri izlemek gibi..

Bu aralar çok güzel yardımlaşmalar görüyorum blog dünyasında.. Bu da beni mutlu ediyor. Arada çatlak seslere kulak asmadan yolunuz açık olsun diyorum..(Sadece demeyeceğim ufak bir destek de düşünüyorum :) sizin için..
Çocukken görmüştüm Aziz Nesin'i.. Çatalca'da.. Kazandığı paraları yatırdığı bir yuvası vardı, çocukları yetiştiren.. Çatalca'da herkes tanır onu, eskiler bilhassa ,yoktan varetmenin adıdır oralarda.. Sonra kitaplarını okudum, kim olduğunu daha iyi anladım..
Ali Nesin'le (oğlu) aralarında yurtdışında öğrenci iken yazdığı mektupları topladıkları kitabı okudum en son..
Orada yazdığı bir not vardı ki onu hayatım boyunca unutmayacağım.. Ona diyordu ki ben çok yürürüm eğer ben arabalarda gezen bir adam olsaydım şimdi o yurtta okuyan çocuklar şu an orada olmazdı.
Bu adamın yaptığı ,yazdığı herşeye ayrı bir sevgim var, özellikle söyledikleri bile yeter.. Bu yüzden Ali Nesin'in Şüpheci Melek' de yayınlanan bu duyurusunu görünce sizinle de paylaşmak istedim..
Gelecek hafta bayram öncesi bizde dağ köylerine yardım götürmeyi düşünüyoruz .. Bir arabayla beraber gidip dağıtacağız bir terslik olmazsa.. Ayrıntıları paylaşacağım.
Fitre ve zekatlarımızı dernekte muhtarlardan araştırıp kayıtlara aldığımız bursa ihtiyacı olan öğrencilere vermeyi düşünüyoruz. En azından biz her sene öyle yapıyoruz..Sizde mümkünse çevrenizde okumaya çalışan ama parası yetmeyen öğrencileri araştırıp onlara verebilirsiniz.
Genelde dağınık görünürüm ama bu dağınıklığında bir düzeni vardır.Geçen hafta fotoğraf makinamı kaybettim.Bir şeyi kaybetmek kadar beni yoran bir şey yok. Genelde de kolay kaybetmem.. 3 gün boyunca pek makinem lazım olmadı, olduğunda da çantamda bulamayınca panik oldum. Gerçi Uzunbey bana, sana daha incesini alırım üzülme dese de nerede kaybettiğimi bile hatırlamamak kötüydü. Daha sonra annemle en son denize giderken deniz çantamda olabileceğini düşünüp oraya baktığımda görünce çok sevindim.Yok yere makina almak iyi olmayacaktı..
Yarın Göcek'ten almamız gereken bir eşya yüzünden Uzunbey'le bir Göcek yapıp geleceğiz kısmet olursa.. Daha sonra da bir açılış var, yeni bir işyeri ve benim müşterim.. Pazar günü de Üzümlü'de bir İngiliz arkadaşımızın barbekü partisine davetliyiz akşama.. Yoğun bir haftaydı, perşembeye kadar çok yorucu geçti, bugün yağmur akşamüstü bastırdığında arabadan inmiş eve girmek üzereydik Çağıl'la ..
Annem yeni gitti ama sanki aylar olmuş gibi.
Özlem ne garip şey, bazen dün gördüklerini hiç görmemiş gibi özlettiriyor bazen de sevdiğinin sesini duymak bile özlemini gideriyor :)

Resimler çok, her resmin altına yazı yazayım gibi bir derdim de yok..

En üstteki resim kaktüsler, sukulentler , karışık ve aynı saksıda bir kaç çeşidin birleşmesi de kokteyl.. Bugün bir kelime daha yazacak gücüm kalmadı.. Çağıl haftasonları hariç her gün dershanede , seneye sanırım bu seneki maceralarımız konusunda da kitap yazabilecek birikimim olacağı inancındayım Çağılla.Bu yüzden susma hakkımı kullanıyorum :P


























* (Alta gracia, my love -Oscar Harris) Bir kadına yazılan en romantik şarkı herhalde , ben de çok severim..

Çarşamba, Eylül 09, 2009

gündem

Üç gündür yoğun bir tempodayım. Doğru düzgün geceleri dinlenemediğim gibi gündüz de hareketli geçiyor. Konuşmaktan şu an çenem ağrıdı. Sabahtan beri yeni oturdum ve bir koşturmaca gün geçip gidiyor, birden akşam olmuş ve eve giderken buluyorum kendimi. Aslında düşünmekten mutlu olduğum ama düşünmeye zaman ayıramadığım şeyler var. Merak ediyorum.. Ama peşini kovalayacak ne gücüm var ne de zamanım. Sadece ve sadece kendimle kaldığım zamanlarda kafamı uyuyana kadar meşgul edebiliyor. Bazen de arabada yalnız kalıyorum.


Yeni iş bizi böyle yorgun kılan, birde yazın rehaveti..


Hangi birini açsam düşüncelerimin,üç gündür doğru düzgün tv de izleyemeyip bu sabah görünce şok olduğum memleketimin sel baskınlarını mı..? Yoksa satışa çıkan memleket duygularını mı..?Japonya gibi olsak memleketin sorumluları intihar etsin gibi bir düşüncem zaten yok ama hiç bir sorumluluk almadan yine insanlar bu işlerden sıyıracak, partisel bir şey değil ama kişisel beceriksizlik bence.En azından bir afet anında müdahale edemedi, ertesi gün yine edemiyorsun, benim bildiğim üç gündür hava böyle ,dinmesini mi bekliyorsun acaba..? Hadi dün yaşananlar afetti ya bu sabah..? Her gün çoğalıyor ölümler ..? Herzamanki gibi Eyüp'te bir kaç ev çamurlanır, Albeyköyde kimse evine giremez, 3 gecekondu ıslanır diye önemsenmeyen yağmur ancak 20 ölü alınca mı ciddiye alınır..? Napalım onlar da dere yatağına ev yapmasın mı..? Bu kadar mı..? O zaman sende dere yatağına Basın Ekspres yolunu yapma, tır garajına izin verme, alternatif bir B planın olsun bir gün sel gelirse ikinci gün ne yaparız diye.. İçim acıdı o insanları seyrettikçe, arabalar sürüklendikçe, otobüslerin üstünde o insanlar mahsur kaldıkça.. Oy almak için gittiğin ucube semtler sadece oy zamanı aklına gelmesin, insanlar kaçak ev yaptıklarında onlara ruhsat verme, E-5 sular altında kalırsa ben İstanbulda güvenliği nasıl sağlarım diye panik ol, panik ol ki bir depremde ya da bir felakette senin de ailen orada kalacak, canın acıyacak, yuvan yıkılacak, yıkılsın demiyorum yıkılırsa o zaman seni o oylar kurtarmayacak diyorum.




Bugün tv de Kadir Topbaş'ı gören bir müşterim onun ne kabahati var dedi..Yok zaten, neden olsun ki..? Şimdiye kadar bu işlere soyunan ve kaderini ellerine teslim ettiğimiz bu insanların hangisinde bir kabahat oldu ki..? Onun olsun. Bana hiç büyükşehir yönetimini savunan yorumlar yazmayın,yayınlamam. Gidin kendi tezgahınıza açın savunmalarınızı.. Göz göre göre üçüncü köprüyü İstanbula yapmaya kalkan, yanlışı gördüğü halde oy kaygısından sesini çıkarmayan, İstanbulu basamak yapıp daha yüksek yere atlayan,ülkeyi yönetmeye kalkan, her kim ise derdini kandırabildiklerine anlatsın. Bana değil. Benim derdim parti değil, benim derdim görüş değil, benim derdim ve korkum artık çıkar uğruna insanların dünyaya ne kadar çok zarar verebileceğini kestirememek. Ben elimdeki çöpü arabadan dışarı atmaya kıyamazken başka insanların diğer insanlara ne olacağıyla ilgili kaygısızlığı bana dert.Çocukken seyrettiğim Kızılderililere benzetiyorum şu an kendimi.. Hani yıllar önceden savaş ve beyaz adam yüzünden ileride sıkıntı yaşayacaklarını söylerler ve sonunda onun dediklerine döner dünya.. İyi de bu yaşadıklarımız film değil ve son dakika borazan çalıp kurtarmaya gelen amerikan ordusu da kurtarmaya gelmiyor, paylaşmaya mı geliyor belli değil..?
- Belli aslında...

Salı, Eylül 08, 2009

BABAM..


BABA...


Baba! her yılbaşında sana söyleyecek bir tek sözüm var:


'Seni ne kadar çok seversem o kadar çok olsun ömründen geçen yıllar...


' Baba! Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!


Ne zulüm, ne ölüm, ne korku başımı eğemez!


Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım.


Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım...

1/1/1932 Nazım Hikmet
" Doğum günün kutlu olsun Babacım " :))
VOLARE... Babamın çok sevdiği bir şarkıdır hatta annemle Fethiye'de gezerken bir gün oturduğumuz bir yerde çaldığında ikimizde birbirimize bakıp babamı konuştuk :)
Resim : Monet

Pazartesi, Eylül 07, 2009

:)

Annemi dün akşam 21.00 arabasıyla İstanbula geçirdik. Herzamanki gibi gidişi zor geldi . Alışıyorum buralarda olmasına, beraber olmaya, eskisi gibi davranmaya.Gitsin istemiyorum. Oysa babamı da en az onun kadar özlüyorum.İleride en azından belli aylar burada olacak şekilde ev açsınlar istiyorum burada.. Neyse bu sene OSS sınavını geçirelim de ona göre plan yapacağız artık.
Çok güzeldi, koşturmacaydı,onu da yordum aslında biliyorum ama güzeldi.Ben zaten yoğunum ve bizim işimiz hep son dakikalarla sınırlı yani o gün bir sürü planımız var diyelim ama son dakika bütün planlar değişebiliyor. İlk hafta her gün deniz ve gezme şeklinde vakit geçirdik.İkinci hafta ise sabahtan iş, öğleden sonra gezme, akşam gezme olayına döndü.. Uzunbey bizi yemeğe götürdü,biz bir gece yalnız, bir gece de arkadaşlarımla Çalışta buluştuk. Fotoğraflar oradan..Bu üstteki fotoğrafı annem çekmişti.Günü iki akşam orada batırdık :) Zaten sevmem güneşi denizde batırmayı bilirsiniz :)


Bloğa yazmayı özledim ama yazacak zamanım olmadı pek.. Akşam oturduğumda da yorgun olduğumdan sadece maillerime bakıp uykuya yenildim. Dün akşam da annemi geçirip 21.30 da bilgisayara oturup sabah beşte yattım.Böyle gidiş geliş zamanlarında beni uyku tutmadığından uyuyamadım. Yazı da yazamadım sadece kaç gündür okuyamadığım herkesi okumaya çalıştım, yorum yazdım.. Ben yokken neler olmuş izledim.. Sabahta saat sekizbuçukta kalkıp dokuz civarı işe geldim..


Beraber salı pazarı, 2. el pazarı, resim sergisine - ki onu daha sonraki yazıda yazacağım - gittik.
Hergün Çalışta denize gitmemizden başlayarak aslında ayrıntılı anlatmam lazım.. Eğlenceli, kakara kikiri geçti zaman. Evden çıkarken termosu doldurup çıktık deniz kenarına zaten evden çıkıp gitmemiz 10 dakikayı bulmuyor. Gittiğimiz gibi en az 45 dakika denize giriyoruz. Sonra çıkıp kumlara kafalarımız birbirine yakın havlularımızı serip güneşleniyoruz ki benim annem zaten esmer birde güneşi görünce oluyor esmer şeker :) Ben beyaz tenliyim ama tenim kararıp buğdaya dönüyor, en fazla onun güneşin az halini yemişi gibi oluyorum. Yine de beyaz tişört giyince annem sende kara olmuşsun dedi.
Bu arada dedikodu ve dertleşme faslı yapılıyor, kremleniyoruz (Avon-Burcu sağolsun) ve kahve içiyoruz..O çay içiyor. Kumda güneşlenen yabancı turistlerden Türklere kadar inceliyoruz.Belki bizi de inceliyorlar ama umurumuzda değil.
Bazen de takıyoruz bazı şeylere mesela babama pantolon alıyoruz annem tutturuyor bu pantolon kahverengi diye oysa bana göre füme.. Satıcıyla bir olup beni faka bastırıyor ve ben hem annelikten hem de emekli öğretmen olduğundan sesimi kesip oturuyorum, istersen oturma..! :))

Dertleşmelerimizi, takışmalarımızı, alışverişlerimizi ve sohbetlerimizi aynı tatda özlüyorum..


Denizde bazen öyle komik olaylar oluyor ya da muhabbet geliyor dayanıyor ki annem çok sesli kahkaha atar bazen, bende ona çekmişim.. Hele denizde oluyorsa zaten sakin olan kumsal, ramazandan dolayı daha da sakin..Turistler ve oruç tutmayan yerliler var etrafta. Şöyle bir bakıyorlar bunlar neden gülüyor diye..

Elimde makina her zamanki gibi herşeyi çektim, anneme albüm yaptım. Annemin her tarzda fotoğrafını çektim diyebilirim :) Özellikle Çarli ve Burcu gözlerine inanamayacak :)) Yollayacağım maillerine. Babama da cd gönderdim..


Burası Koca Çalış.İş için gittiğimde çekmiştim. Karşıda Kızıl Ada,arkada da Çalış Sahili..


Çalış


Gece oturup Fethiyeyi seyrettiğimiz çay bahçesi.


Bu da Roka'dan bir kaçamak..

Eylül ayının 2. el eşya pazarından görüntüler..
Her tarz eşya ama daha çok kıyafet ve giyim eşyaları vardı.
Yeşil aslında bir pançoymuş..

Yıkanma bezi..


Hani renk renk küçük atkılar var ya ilk defa çanta olanlarını gördüm.Bu siyahı.

Bu da kırmızısı..

Sen ve Ben :)

Nevresim takımı..

Şallar...

Değişik model çetikler..


Pazardan bir kaç stand..El örgüsü..

Herşeyiyle el örgüsü olan tek stanttı .


Gümüşler..Bu Su için :P Kendisi böyle şeyleri sever..
Kanaviçe ve etamin..
Hanifeden.. 1- el örgüsü çanta

Hanifeden.. 2 -el örgüsü çanta.
Hanifeden dantel perde.. Bu arada Hanife Kastamonulu değil :) Özellikle sordum.Eniştesi Kastamonuluymuş..Karadenizliyim dedi.

Eski işlerden yapılma çanta..

Kırkyama..
Pazarı gezdik, hemen her yere beraber gittik, alışveriş yaptık, arada mesela Burcuya hırka aldık ki Çanakkale soğumuş..Biz hırkayı aldığımızda terden ve yorgunluktan alışveriş sonrası oturup soğuk mocha içtik annemle.. Telefonla hep nerdeyse Burcuyla ve Çarliyle oturum yaptık :) nereye gidersek onları da götürdük.. Yemeklerimiz ve kahvaltılarımızı mutlaka balkonda yedik, böylece uzun keyifli balkon kahvaltıları anılarımız oldu :) Arada arkadaşlar uğradı, motor resmi çekeyim derken motorun borusunun yanından yaprak alırken elimi yaktım.. Kötü ve şu an geçmiş bulunan bir yanığım oldu. Son güne kadar her dakikanın ve zamanın tadını çıkardık.Sabahları yanına yatıp iki kişilik resimler çektim yatakta. Ares sanki annem hiç gitmemiş gibi daha ilk dakikadan itibaren onu hemen kabullendi,havlayıp şımarmadı bile.. Her boş bulduğunda gidip annemin ayakları dibine uzandı :))
Annem çok güzel yemekler yaptı,ütüleri bitirdi gitmeden :P Pek ev işi yapmadım ve ortalık toplamadım. . Son günlerde biraz yoğun geçti, pazar gününe kadar her dakikası ayrı güzellikte geçti.
Her onu yalnız bıraktığımda sudoku ve bulmaca başında yakaladım onu.. Tv dizilerini beraber seyretmek keyif verdi.Kutu yarışmasından çok hoşlandık diyemeyeceğim ama bol bol takıldık ona, arada atraksiyonlar yaptık sataşarak :)) Tv seyretmesin diye dışarı çıkardığımı söyledim bol bol. Az yürüdük bol gezdik ve tatilimizi bitirdik.
Burcu adımla ilgili yazıyı yeniden yayınlamış :) Buradan teşekkür ediyorum..
Biraz sonra artık bilgisayar başında uyumadan bu yazıyı bitirmek istiyorum. Farkındayım yazdıklarım yaşadıklarım kadar keyifli gelmiyor olabilir ama bu konuda yapabilecek bir şeyim yok.. Yanımızda olmanız lazımdı.. Pazarda Back to Black'inde resmini çektim ama ona sormadan yayınlamak istemedim.. Bu ay çok görüşmeli ve iş peşinde geçecek, hemen her gün görüşmelerim var. Gittiğim yerlerden belki fotoğraf çekebilirim. Benim için yorucu ve uzun günler var bu ara.. Her gün işteyim. Birde çok güzel bir kahve falından söz etmem lazım aslında.. Birebir kalbimdeki herşeyi gösteren ve benim için insanların ne düşündüğü belli olan çok ilginç bir fal baktı yeni tanıdığım bir hanım.. Ağzım açık hanımı dinledim :)) Annem bile Ares'e kadar ayrıntı verebilen fincan içindeki durumlardan etkilendi.. Çok ilginçti. Birde diyebilirim ki çevremdeki insanlar beni kolluyor ve koruyor , bu fallarda bile çıkıyor.Bu da beni mutlu ediyor :)
İş yerinde çok güzel bir adım attık ve kendi işimizle ilgili yeni bir oluşumda bulunduk..Bu konuda zaten yeni çalışmalar yoğun gidiyor ve şimdiden çok güzel tepkiler almaya başladık. Başarılı olduğumuz alanda yeni bir sıfat ekledik diyelim.. Neyse belki, biraz daha sonra daha fazla ayrıntı yazabilirim..
Yoruldum aslında yazarken..Gündüz başladığım yazıyı ancak şimdi bitirebiliyorum ve bunu yaparken arada 3 iş görüşmesi ve bir veli görüşmesi yaptım :)) Ziyarette bulunan müşterileri ve bir dostun ziyaretini unutmadan öğlende deniz üstünde balık ekmek yemeye kaçmamızı günün kısa kaçamağı sayıyorum ..
Şeytan marka giyer oynuyor,seyretsem mi acaba..Dün gece üç buçuk saat uyku uyumuş biri için iyi bir düşünce değil gibi ama öyle ters bir huyum var ki uyumadıkça uyumuyorum.. Bu böyle bir kaç gün sürer düzene girene kadar bilemiyorum..
Yazmayı özledim.. Bloğumu da, bugün telefonda Zen kaç gündür yazmıyorsun dediğinde ancak ne kadar çok uzak kaldığımı ve çok özlediğimi farkettim yoğunluktan ama gerçekten çok özledim :)