Likya World Ölüdeniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Likya World Ölüdeniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Haziran 11, 2010

ortaya tam karışık

Hayat Monet tabloları gibi olsa sanırım böyle olurdu..Nedense bu fotoğrafı görünce aklıma ilk bunlar geldi. Pazartesi ve salı dışarıda geçti günümüz. Pazartesi bir iş için Fethiye'nin Kemer ilçesine gittik müşteriye uzunbeyle.Salı günü ise Muğla yollarındaydık.Ares'i de aldık yanımıza, bırakmaya kıyamıyoruz.Bizim için sorun onun için eziyet olmasın diye de arada durup gezdiriyoruz. Allahtan Muğla işimiz kısa sürdü, ayın 20 sindeki ve 26 sındaki sınav için yer ayarladık birde. Uzunbey Muğlada kalabileceğimiz gibi bir yer olmadığını düşünerek ve biraz da tatil yapabilelim diye Akyaka'dan yer ayarlamayı teklif etti.Biz fethiyeden normal şartlarda iki saatte Muğla'ya gidiyoruz. Sabah yedide çıksak dokuzda ancak muğlada olabiliriz. Yedide çıkmak için altıda kalkmak ve hazırlanmak gerek, yol hali çünkü.. Çağıl akşam gidip yakın bir yerde kalmayı istedi.Bu yüzden bizde fırsat yaratıp bir gün önceden gitmeyi düşünüyoruz.Sabahta Akyakadan muğla yarım saat tutuyor..Umarım herşey yolunda gider ve biz size buradan güzel haberleri 27 sinde veririz.. Şimdi ilk sınavımız ayın 20 sinde ,ikincisi 26 sında.

Akyaka çok hoş bir yer, kendimize şirin ve güzel bir apart bulduk. Gelecek hafta 3 gün kalacağız. (bir terslik olmazsa)

Muğlaya giderken Gökova körfezine gelmeden solda Yörük Efe bizim mutlaka durup dinlendiğimiz mola yerlerimizdendir. Bu sefer çorba içtik, kahvaltı yerine.. Eskiden hayatta çorba içemezdim ben kahvaltıda..Oysa şimdi alıştım. Biz "çuşka" deriz , acı biberleri çorbaya atıp lezzetlendirmeden de bu işler yarım olur :)

Kötekli Muğla Üniversitesi Kampüsü.. Çağıl iki sınava da burada girecek. Kampüs muğlanın girişinde.

Burası da muğla girişi..

Bizim işimiz il kültür müdürlüğünde olduğundan arkasındaki parka arabayı çekip uzunbeyi beklemeye başladık, Muğlalılar pek köpekle gezenlere alışkın değil sanırım. Yoldan gelip geçenler baktıkları gibi, pencerelerden çocuklara Ares'i gösterenler de oldu. Ares'te güneşte golden golden parlıyordu şimdi ne yalan söyleyeyim :) Güzel köpek .. ama ben onu her ne kadar dış görüntüsüne göre almak zorunda kaldıysam da huyu bence daha güzel ki seçerken onun sakin duruşuna vurulmuştum ben :)) Onu çok seviyorum, onsuz bir yerlere gitmek eziyet geliyor artık. Kirpiklerini kırpmasından oturuşuna ruh halini çözebilmek kadar keyifli bir oyun yok benim için. Bakışlarındaki yardım isteği, çok sıkıştığında bizi rahatsız etmeden fırsat yaratmaya çalışması, kendini insan sandığını düşündüren pozları, bizimle hayatı paylaşması, anlatılmayacak bir hayat zenginliği.. Ancak yaşadığınızda anlayabiliyorsunuz, ben daha önce balkonda baktığım için diğer köpeğime (o da bir colie idi) bakmak hatta daha eğitimli olmasına rağmen köpek bakmak değilmiş.. Köpek sizinle evde yaşadığında onu tanıyabiliyorsunuz ancak.
Bir arkadaşımız bize onun için eğitimli mi demişti bende o eğitimli de biz değiliz demiştim...
Ares geldiğinden beri sokak it' lerini de daha çok seviyorum :)
Bu Muğla görüntüleri Delfina için aslında :)) Sakar Geçidi.. Muğla yolunda Gökova Körfezine inerken...

Akyaka


Azmak Suyu
Apartla görüştükten sonra balık yemek için Nadir Usta' nın yerine gittik. Hoşumuza gitti, esnaf bir adam sanırım,etrafta da sevilen biri, orayı tavsiye ettiler.

Kalamar ve Akya yedik ikisi de güzeldi..

Ares ördeklere bayıldı :)

Ördeklerde onu merak etti..

Güzel, küçük bir mola oldu Akyaka bize..

Suyun hemen yanındaki masalarda oturduk ve ben içimden şimdi Ares atlayacak ördeklere diye geçirsemde o gayet soğukkanlılıkla etrafı seyredip ,keyif yaptı :)

Uzunbey bana Muğladan çok güzel bir şapka aldı, benimde çok hoşuma gitti hemen taktım, fotoğraflarımı da çekti ama bloğa koyamadım tam "asortik krep " halimdi aslında :P Belki daha sonra..

Bayağı bir oturduk, keyif yaptık, sahbet ettik.. Güzeldi.

Bu fotolarda Kemer'den. Arabadan çekim bir tarla hasadı. Aslında Kemer ayrıca gidip çekilmesi gereken bir yer. Eski taş evleri ve eski sokakları var. Bir gün gideriz yine. Fazla vaktimiz olmadığından görüntüleyemedim ama aklım kaldı.

Kemer'de de oturan bir yabancı nufus var.Genellikle yeni yapılan lüks sitelerde oturuyorlar. Bu yüzden son zamanlarda Kemer'de değişik yemek yerleri de açıldı. Esinti Restaurant'ta böyle bir yer.

Kemer - Esinti Restaurant
... ... ...
Çenebaz, çok güzel bir yazı girmiş, herkes okumalı son durumlar nedir diye, yoksa siz hala politikanın eskisi gibi yapıldığını mı sanıyorsunuz..? Geçti bizim zamanlarımızın politikaları, artık koltuk sevdaları ülke üstüne oyunlar kurdurabiliyor..
Burcu yeni bir blog açtı. Bu blog şimdilik kıyafet üzerine, daha sonra içine annemin yaptıkları elişi ürünleri ve kırkyama eklemeyi ve değişik ürünler üzerine geliştirmeyi düşünüyoruz.
( link verip destek olmanızı rica ediyorum.)
Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağım, önerilerinize de açığız bu arada..
Büyükbeden giyen biri olarak Burcu'dan ilk alışverişi istanbuldan yapmıştım.. Blogda yeni ürünlerde buldum kendime :) Siparişimi verdim annem gelirken getirecek.
Takılıp durdum orada zaten bu cansız mankenlere ihtiyacınız yok, gelip ücretsiz mankenlik yaparım ben dedim onlara ama beni almadılar.Karın tokluğuna çalışırdım aslında :P
Birde anne bluzu demeyin "genç kadın" bluzu deyin hatta güzel kadın bluzu olsun isimleri dedim ama Burcu onların genel ismi böyle, hem sen anne değilmisin diye bana fırça attı. Anneyim evet ama genç! ve güzel kadın bluzu demek daha iyi değil mi allah aşkına..? :))
Gülen ve Enne'ye de desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Onları da yönetim kadrosuna kafadan atıyorum.Bundan sonra alınacak kararlarda kesinlikle fikirlerine danışılacaktır ...
-Olur mu burcum ..? :)
Biraz sonra Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali komite toplantısına gitmek üzere çıkacağım. Bu sene süper konuklar geliyor..
Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali (2-3-4 temmuz 2010)
YAZARLARIMIZ :
2 TEMMUZ : Sunay AKIN - Meltem VURAL- Nihat GENÇ
3 TEMMUZ : Süheyl BATUM - Ümit ZİLELİ
4 TEMMUZ : Banu AVAR
Etkinlikler Fethiye Kültür Merkezinde ve saat 18.00 - 20.00 arası olacak.
GÖSTERİ ve KONSERLER :
2 temmuz Sunay Akın Gösterisi - Canan Başkaya Konseri
3 temmuz İngiliz Yarenler - Kurtalan Ekspres
4 temmuz Selim Günday Halk Dansları Grubu - Neşe Karaböcek
Konser ve gösteriler Hisarönü Festival alanında yapılacaktır.Saat: 21.00 - 24.00 arası.

Çarşamba, Haziran 09, 2010

pazar günü

Pazar günü cumartesinin yorgunluğunu tam atmamışken günü evde geçiriz diye düşünmüştüm açıkçası. Hava fena değildi ama son iki aydır doğru düzgün evde oturmadığımdan haftasonları cumartesi temizliği bitiremedik. Bahar temizliği , gerçi bizimkisi yaz temizliği oldu ama şartlar öyle gerektirdi, bende çok yorgun olduğumdan -evde takılırız,kalan işleri toparlarım gibi düşünmüştüm. Benim planlarım pazar günleri sadece Uzunbey'e ait olduğundan ve o ne isterse onu yaptığımızdan birde onu dinleyeyim dedim.. Oooooooo Uzunbey pazarını çoktan planlamış,önce hoşuma gitmedi ama her zamanki gibi beğenmesemde sesimi çıkarmadım :) bazen öyle sürpriz bir adam olur ki çoğunlukla onun dediğini yaptıklarımız arasında unutamadığım zamanlar ve günler hatıralara kazınır ve ben baştaki düşüncemden utanırım.Canım yine utanmak istedi diyeyim gerisini siz anlayın :)
Evet itiraf ediyorum güzel ve değişik bir gündü.Bunu sizde fotoğraflardan anlayacaksınız zaten. Nereye gittiğimizi görmeniz ve olayları daha rahat takip etmeniz açısından buradan size Fethiye haritası linki veriyorum.Bakmak isteyenler nerelerde gezdiğimizi görebilir...
Fethiye-Ölüdeniz- Kirme-Karaağaç- Alınca-Boğaziçi- Eşen-Çay kenarı-Çamurköy-Kayadibi-Saklıkent.
Kahvaltıdan sonra evden çıktık, Ölüdenizden Likya World'ün yanından harika Ölüdeniz manzaraları arasından Kirme'den geçerek Karaağaç'a gittik. Giderken de Likya World'ün tepesinden geçtik.Bu gördüğünüz manzaralar orası.Uzunbey alıştı artık allahtan şimdi benim karıcım fotoğraf çekmek ister deyip durdu.Bende atlayıp çektim.Karaağaç'a kadar durmadan gittik. Arabada müzik dinledik. Sohbet ettik, geleceğimizden konuştuk..Karaağaç'ta işlerimiz vardı,biraz onları hallettik,biraz komşulara uğradık, sohbet ettik, etrafa baktık, fotoğraf çektim ben :)
Burası Likya World.

Denizde turlamakta başka oluyor sanırım,özenmedim çünkü ben denizde keyifli bir şekilde gezmekten hoşlanırım, yani tekne yavaş seyredecek ben içki içip etrafa bakacağım..Ne o öyle hız yapmak.. Seyretmesi güzel, onlarda keyfini çıkardılar bu işin belli.

Burası benim fotoğraf çektiğim yol.Bu yol kıvrılarak aşağı iniyor.

Bunlarda uçan kanatlı botlar- adını hatırlayamadım kusura bakmayın..Tam üstümüzden geçti, ben sevmem sevene de engel olmam ama Ares çok korktu.

Burası Karaağaçtan Boğaziçine giden yol. Karaağaç Likya yolu üzerinde.. Bizim geldiğimiz araba yolu değil ama daha önce görüntülediğim dağ yolunda Likya Yolu başlıyor. Ölüdeniz-Kabak-Karaağaç-Alınca yol üstünde rotaya göre ya Karaağaç'tan çıkıp Alınca'ya iniyorsunuz ya da Alınca'dan çıkıp ilerliyorsunuz. Bu yol Alınca -G Mahallesi arası.Biz giderken yolda yürüyen bir turiste rastladık.

Kabak Koyuna hiç inmedim ama sanırım burası Kabak Koyu.Yani yukarıdan görüntüsü..Kabak zaten Alınca'nın altı yani deniz kenarı oluyor. Alınca 800-850 m yükseklikte,Karaağaç'ta 900-1000 m yükseklikte yanyana iki yerleşim yeri. Alınca olabildiğine deniz gören ama ağaçsız bir mahalle.Nufusu çok az. 10-17 hane var.Karaağaç 86 haneli içinde Alınca gibi bir mahalle daha
bulunan küçük bir köy. Karaağaç'ı anlatmayı seviyorum. Çünkü orada hala eski taş evlerde oturan ve gelirini tarımla sağlayan insanlar mevcut. Evlere girdiğinizde en son çocukluğumda Trakya'da gördüğüm bazı tanıdık markalara rastlıyorum.Hala tvlerin üzerinde benim sevmediğim örtüler var ve televizyon sehpaları 80'lerde rastladığımız modeller :) Çiçekler vita tenekelerinde değil ama yoğurt ve zeytinyağ tenekelerinde ekili, yerlerde marley bile yok.Cep telefonları çekmiyor ve bu yüzden bize ulaşamayan aile bireyleri bizim orada olabileceğimizi kestirebiliyor :)
Çok güzel balları olan bir yerdi bundan birkaç sene öncesinde bile, oysa gün geçtikçe arılar onları terketti.Eskiden geldiğimizde karakovan kütüklere rastlıyorduk, sanırım köylü artık işe yaramıyor diye yaktı onları. Tuvaletler evlerin dışında hala, hatta bazılarında yok :) Hayatımda ilk defa üstü açık bir tuvalete girdim bu gidişte..Yani gökyüzü ve siz, olabildiğine rahat,koku yok ama karşı tepeden dürbünle baksalar görürler... :))) Uzunbey bu fikrimi duysa benimle kesin dalga geçer hatta neden baksınlar bile der.. Tuvaletin fotoğrafını çektim ama sahibine çaktırmadan. Zaten yeterince "asortik" bir tipim var sanırım, daha da garip görünmek istemiyorum.Hele ogün(pazar) yorgunum ya ayağıma topuklu ayakkabı giymişim yürümeyeceğim diye.. Oysa araziye çıktık, dayanamayıp bir tur attım bir yere bakarken..Komik olmalıyım ama genelde ciddi bir görüntüm olduğundan ya da anında laf sokma potansiyelim çok yüksek göründüğünden öyle acaip düşüncelerini bana söyleyen az oluyor. Olana da kendimi sakınmıyorum diyelim.En çok bahçe, ve çiçek hakkında akıl verenlere uyuz oluyorum böyle zamanlarda.Adam benim hobim olduğunu nerden bilsin, bende çaktırmadan sebzelerden anlamam ama bahçeyi severim diye ipucu verip olayı kapatıyorum..Ağaçlar hakkında konuşmaya bayılıyorum ama..Saatlerce onlar hakkında bir şeyler dinleyebilirim.. Ağaçlar yeni tanımak istediğim insanlar gibi, bitmez tükenmez bir sevgim var ve herşeylerini bilmek istiyorum. Bilsem de ağaçlar hakkında konuşan birini susturmam ve bende mutlaka bir kaç soru sorarım. Dinlemek istediklerim latince ismi falan değil, nasıl doğada yaşadıkları, neleri sevdikleri,yaprakları ne şekil, öyküsü var mı..? Hatta bahçeye ne zaman dikilmiş, eskiyse kaç yaşında, dedesi mi dikmiş,neden evin yanına bunu dikmişte çeşme başına kavak dikmiş gibi..
Burası yeni açılan Kirme-Karaağaç yolu.

Ares gezinti yaptığımız tepede.. Sis basmış. Günün öğlen saatleri ama hava çok açık değil.

Bahçe çok güzel ekilmişti, görüntülemek istedim.Evsahibi giderken bize marul, ben rakıyla içeyim diye roka -adama da aynen böyle söyledim merak etmeyin- ben rakıyla içerim bana verebilirsiniz uzunbey roka sevmez dedim :)) ve taze soğan verdi.

Birbirimize komşu diye hitap ettiğimiz Hülya Ablamız ; kendisi bu anlattığım şartlardaki köye yıllar önce gelip turizm tesisi kuran bir turizm aşığı.. Bu halini habersiz gidip seramik atölyesinde çalışırken yakaladığımız anda çektim.Müşterileri mevcuttu o zaman. Benim örnek aldığım insanların başında gelir, yaş kavramını hayatın belli bir zamanında yitirmiş ,konuşurken doğadan bu kadar anlayan ve dost insanlar var allahım sana çok şükür dedirten biridir. Ekolojik turizmin Fethiyedeki önderlerinden biridir ve çok çok eski bir turizimcidir.
Canınız kaybolmak istediğinde ve sizi kimselerin bulmasını istemediğiniz zaman birisiyle saklanmak istediğinizde gitmenizi önerdiğim bir yerdir Karaağaç- bu kıyağımı unutmayın ama- gerçekten çok doğal ve sakin bir yerdir.. http://www.blacktree.net/
Seramik atölyesi. Yanda da tospağaları.. Burası Karağaç'ta ve o çevrede küçük bir vaha gibidir sığınacağınız..

Havuza bakan restaurantta birer kahve içip Hülya Ablanın keklerinden yedik..
Alınca'dan geçen Likya yolu tabelası..

Benim renklerine bayıldığım mor dikenler..

Ares'le küçük bir kaçamak yaptık evler arasında..

Alınca'dan tepelerin görüntüsü..

Yakılmak için ayrılan çam dalları..

Dallar..

Karağaç'tan çıkıp Saklıkente yol aldık o gün.Saklıkent fazla kalabalık değildi güneşin fazla kendini göstermemesi sonucu. Orası kendine has bir bölge ve bu bölgenin kalbi.Her türlü turizm müşterisine hitap eden bir yer.O tarafa HES yapılmasını isteyen masa başında oturup bunlara karar verenler var ülkede.Oysa HES tamamı bu bölgeye hitap eden büyük bir turizm potansiyelini öldürmek hatta tarım yapan köylünün hayat damarını kesmek demek.
Hes'lere inanmıyorum çoğu bölgenin ileride su kaynaklarını ele geçirmek için yapılan özelleştirmeler gözüyle bakdığım yerler. Bazıları o kadar küçük ki elde edilen enerji çevreyi bırakın kendi etrafına bile enerji veremeyecek durumda olacak. Burada gözetilen sanırım ileride yaşanılabilecek durumlarda rant elde etmek.Yani geleceğin yatırımları bunlar. HES yapan firmaları incelesek altından daha bir sürü birşey çıkacağına da inanıyorum. Yanlış söylüyorsun diyen varsa araştırsın,bir çoğunun hükümete yakın firmalar olduğunu ben bile buradan ispat ederim.
Bu yüzden ileride yeni "gemiciklere" engel olmak isteyen varsa Hes'lere hayır desin, yoksa başka şeyler gibi sularımızda birilerine peşkeş çekilebilir.. Bu ülkede taşımalı eğitim yapan okullar var, hala bazı köylerimizde tuvaleti olan evler azınlıkta, yolları olmayan ve suyu bulunmayan köylerimiz var ama HES'LERİMİZ EKSİK!!! HA BİR DE NÜKLEERİMİZ..!!
Saklıkent

Uzunbey meğer beni balık yemeye ve bira içmeye çıkarmış evden :))


Ares'i özlemişsinizdir dedim :P Suya girmesin diye bağlamak zorunda kaldık.


Köşklerde oturduk..

Suyu bu mevsime göre çok azdı bence..

Saklıkent George Camp..

Balık yedik ve keyif yaptık,akşam hava kararmaya başlarken de eve döndük..
Salı günkü Muğla gezimiz daha sonra, yanlışlıkla yazıyı yarım yollamışım,hemen son bölüm yazılarını ekliyorum ve gönderiyorum..

Cuma, Eylül 25, 2009

bayram seyran o da geçti..

Geleneksel balkon bayram kutlamamız.. Benim yaptığım vişne likörüyle hem de. Uzunbey'in benim için aldığı votka takımında..
Bu seneki likörün alkolü azdı bizde votkayla seyrelttik biraz içmeden :) Değişik kavanozlarda yaptığımdan geçen seneki ölçüden farklı olmuş. Vişneleri buzluğa attım, diğerlerinden 3-4 tane kalmıştı,onları da yedim. Sanırım tarçını ve karanfili biraz fazla kaçırıyorum, hafif şekerli oluyor tadı.Babamlara yaptığımı annem çok beğenmiş bu yüzden.Kadınlar daha hafif seviyor genelde.. Ben her tür severim duruma göre.

Örtü daha önceden annemin bize hediye getirdiği Safranbolu örtülerinden, kenarına el dokuma
fisto koydurmuştum.Bu da ayrı güzel duruyor bence. ( Özlem -Trakya'daki Özlem :) birde Ankaralı Özlem'im var,Nil'in annesi.. Özlemcim (Trakyalı olan) sana gelirken ben getireceğim merak etme :))

Hani öpesim gelen o güzel kirpikler var ya işte onlar.. O tarçın renkli kirpiklere dayanamıyorum, bir gün yapışıp öpebilirim.. Ares artık o kadar bizden biri ki son baktırdığım kahve falında dahil her fincanda çıkıyor :) Bu arada çok ilginç şeylerde çıkıyor ama paylaşmak istemiyorum ;)



Bayramda aslında eve kapandık, sebebi artık oğlumuz ÖSS ye hazırlandığı için düzenli bir şekilde çalışmak istemesiyle ilgili.Çok yazmak istemiyorum bu konuda da ama onu yalnız bırakıp bir yere gitmek istemedim. Ekin ablaya, Şükran Teyze'ye ki evde yoktu, Hatice Teyzeye gittik, Zen' e eve uğradık,tatlıları ve dolmaları (en sevdiğim zeytişnyağlı dolmaalrdan hem de) götürdük, bundan sonra her bayram ordayım :) Gülderen'i evde bulamadık .. Herkes bu civarda olduğundan aynı mahallede gezdik diyebilirim. Yaşça küçük olduğumuzdan bu bayramda da kimse bize gelmedi.. Ben de Çağıl rahatsız olmasın diye rahat hareket edemedim.Gelecek sene kısmetse Şeker Bayramında herkesi evde toplayacağım ..
Yürüyüşe gittik bir sabah, Ares ve Uzunbey'le.Koca Çalış' a arabayı çekip herzaman yürüdüğümüz ama sonuna kadar gitmediğimiz yolda. Ares orada denize girdi, koşturdu, inanamadı yürüyüşe o kadar çok zaman ayırmaya..

Balkonda ki Aşkın Gözyaşı ..Bu bir sukulent. Bayramı balkonda geçirdik diyebilirim,yağmur yağarken bile balkonda yemek yedik,mangal yaptık,çay içtik,dergi okuduk.Tv' yi hemen hemen hiç açmadık.Zaten ses gitmesin diye de işime geldi.Balkonda sohbet edip keyif yaptık.
Balkonda yeni aldığımız koltuk takımı deforme olunca geri verdim.. Eski koltukları tekrar kullanıma açtım. Aslında yaz başı aldığım altı sandalyemiz var bambu onları kullanacağım. Eski koltukları da üst balkona çıkaracağım.. Şimdilik eskilerleyiz. Onları seviyorum zaten, balkonda ya bambu ya da ferforje seviyorum aslında.
Ferforje koltuklar bahçede bu yaz bir kere oturmadan geçti.Balkon bahçeye zaman bırakmadı,benimde bahçe keyfine pek zamanım kalmadı aslında.
Bayramın son günü Günlüklü Koyundaydık.Sığla Port'ta. Bayramdan sonra da girişleri ücretsiz yaptılar..
Elif Şafak'ın Aşk' ını okumaya başladım. Kitap genel olarak güzel ama ben herkesin aksine kişisel betimlemeleri zayıf buldum,bir türlü o eski yılları ve Konya'yı hayalimde canlandıramadığımdan sanki bir sahne var ve anaokulu piyesi gibi kişiler girip bir şeyler okuyup çıkıyor gibi geliyor. Düşünce güzel ama ben her hikayeden kopuyorum bir Amerika,bir Konya derken hangisi hangisiydi ,ha tamam bunlar geçmişte karşılaştılar ama neden böyle oldu derken kitaptan da kopuyorum.Kitabın daha beğendiğim yönü kadının Amerika yaşantısı, Rumi hakkında çok ayrıntılı bir bilgi yok, sanki reklam gibi geldi ya da ben o bölüme daha gelmedim. Şimdilik herhangi bir etkilenmişliğim yok.
Esas konuşmak istediğim başka bir kitap aslında, ona bir yazı ayırmak isterdim ama okuyamadım.Yani kitap beni o kadar sıktı ki okumaya katlanamadım diyelim. Hayatımda çok az kitabı yarım bıraktım, sayıyla bir ya da ikidir. Neyse konuşmak istediğim kitap "Tanrının Doğumgünü" , daha doğrusu okuyan birinden istediğim tavsiye, kitabı nasıl bulduğunuz, ben okuyamadım.. Neden okuyamadığımı beğenip beğenmeyenlere göre sonra yazacağım.. Ayrıntılı olarak ama önce fikir edinmek istiyorum ki acaba ben önyargılımıyım ya da daha hazır mı değildim bu kitabı okumaya.
Lütfen bu konuda okuyanlar fikir beyan edebilirler mi acaba..?
Bayram olduğundan deniz kıyısı boştu, bizde sabahları olabildiğince özgür gezdik oralarda.Öğlene doğru turistler otellerden çıkıp plaja indi.

Kargı plajına giden yol. Sol taraf kanal, kanalda balık tutanlar olur genelde. Biz kafamıza estiği yere kadar yürüyüp dönüyoruz,arabalar az geçtiğinden Ares için iyi oluyor. Çoğu yerde toprak yol.

Plaj aslında koruma altında ama bence onu orayı işleten Kargı muhtarlığından da korumak gerekli.. Çünkü genelde biz bu plaja gidiyoruz,kapıda köyde tarlası olmayanlardan :) giriş ücreti alınır. Orası sakin olduğundan Ares'i serbest bırakıp rahatça denize girebiliyoruz,uzun bir kumsal bu.Karataş plajı da diyorlar. Plajda girişte Deli Dumrul parası ödersiniz ama muhtarlık sadece parayı alır, plajın her yeri çöp içindedir.Bu sezon değişik zamanlarda gittim oraya bir kere bile çöplerin toplandığını ve temizlendiğini plajın görmedim.Kumları elemekten bahsetmiyorum.Deniz ne getirmişse
aynen plajda, ya da piknikçiler ne bırakmışsa aynen orada.Hiç de temizlendiğini görmedim. Girişte ufak bir kır lokantası var, nedense ! nedenini biliyorum aslında - çok pahalı - bir türlü işletemiyorlar orayı. Kır lokantası dediğin yer çıkma masalarla üstüne oturduğunda kırılacak sandalyelerden oluşan ama yemeğe sanki şarap evi fiyatları ödediğin bir yer olduğundan bir türlü tutmuyor.En son kahvaltı yeriydi o zaman iyi iş yapıyordu, ondan beri bir açılıyor bir kapanıyor. Bu kadar özensiz bir yere de burada yaşayan İngilizler dahil kimse uğramıyor.Bu kafayla giderse pislikten carettalar daha sonra da bizim gibi doğayı seven insanlar terkedecek oraları. Zaten millet aç kurtlar gibi tepesinde benim bildiğim, çok güzel ve özel korumada ya, herkesin ağzının sulandığı büyük bir alan. Yakında hükümete yakın birileri kapar orayı, ben de size yazarım ama geç olur.. Kargı muhtarlığı elindeki plajın kıymetini bilmeli aslında o sahip çıkmazsa yakında köylünün ücretsiz denize girebileceği bir plajı olmayacak.
Muhtarla da tanıştık bir toplantıda, ilk gördüğümde bunları ona da söyleyeceğim, burada dedikodu yapmıyorum emin olun.

Kargı plajının tepeden görüntüsü.. Sol taraf Koca Çalış,şu an resimde yok, sağ taraf plaj.Diğer tepenin ardı girişi ücretli kısım. 2 km uzunluğunda vardır sanırım plaj.Akmaz denilen ormanlık bir alana bağlanıyor ileride. Günlük ağaçlarıyla harika bir soğuk suyun geçtiği çok hoş yerler var oralarda. Tam karşısı gördüğünüz üzere ada manzaralarıyla dolu.


Ares patisi :))


Avon birara böyle katlanan çantalardan veriyordu. Ben de bir kenarda duruyordu,aradım buldum, artık alışverişlerimde bunu kullanıyorum. Torba alsam bile en az derece de kullanmaya gayret ediyorum.

Karagözlerde bir evin bahçe girişi, genelde her evin bahçesinde var begonvillerden ve bazen de apartmanlarda sarılı..Her yerde duruşu farklı, güzel çiçek. Bu resim sizler için :)


Bu bir mimarın ofisinden, sanırım kendi yapmış, fikir olsun diye koydum. Satılık,2. el dükkanlarından birinde gördüm.

Likya World, tepeden görünüm.. Bayram öncesi dağ köylerine Orman İşletmenin arabasıyla yardım götürdük Berna ile,dönüşte yeni açılan yoldan geldik.Müdürbey sağolsun bize destek verdi hatta fikir ondan çıktı.Bizde ikiletmedik :) Arifeden bir gün önce gittik.Yorucu ama güzel bir gündü,üç köye gittik.
Bu da daha yakın plan..

Resimleri tersten yüklediğimden dönüş yolu öne geldi. Burası Faralya yolu.
Soldaki ağacın altı Kelebekler Vadisi, sağ yol Ölüdenize gidiyor,sol yol Faralya'ya,biz Kirme yolundan iniyoruz.

Karaağaç-Ölüdeniz yolu yeni açıldı,biz daha önce de yolculuk yaptığımızdan oradan döndük.
Yol ancak 4x4 ve altı yüksek arabalar için uygun şimdilik. Bu fotoğraf güzel kısımlardan birinde çekilmiştir.

Likya Yolu baba'ları.. Yürüyüş yollarında üst üste dizilmiş taşlardan oluşan babalar yolun doğru olduğuna ait işaretlerdir. Karaağaç yolu.

Benim daha önce de sık sık gittiğim Karaağaç çok küçük bir köy ama güzel bir köy. Muhtarı orada oturmadığından yardımı meclis üyelerinden birine bıraktık, yolda kovanlar ve mis gibi çam kokusu vardı. Berna için çam balı aldık,ben de sık sık köylüden petek bal alırım oradan.. Balı güzeldir.

Karaağaç yolunda sık göreceğiniz güzellikler bunlar :) Devlet desteklemese de keçiler yöre insanının vazgeçebileceği hayvanlar değil.


Karağaç Likya Yolu üzerinde olduğundan yürüyüşlerde kamplar hariç doğada konaklamanız gerekir. Duş ve organik yiyecekler,tuvalet gibi ihtiyaçlar için bu kampları kullanmanız yerinde olur.Kamplardan biri Karaağaçtaki Blacktree, yüzme havuzu bile var, sessiz sakin hani büyükşehirlerden kaçmak istediğinizde, sizi kimselerin bulmasını istemiyorsanız burayı önerebilirim. Ya da ortadan kaybolmak istiyorsanız buraya gelebilirsiniz,kitap yazdırır bir havası vardır.
Karaağaç'ta evlerde su bile yok, köydeki çeşmeden şimdi evlere yeni su borusu döşeniyor ,yani su yeni bağlanacak. Dağınık bir köy, iki mahallesi var.. Çocuklar taşımalı öğretimle uzak bir köye gidiyorlar, cami yok. Kahve bile yok. Büyük asırlık bir çınar var,onun altında oturuyorlar bazen.

Su gördüm ve giremedim ya, hasta oldum o gün :)

Berna bana konu mankenliği yaptı :) sağolsun.

Bunlar Likya yolu tabelaları, yürüyenler bu tabelalara göre yön buluyorlar. Beyaz-kırmızı çizgi halinde yol işaretleri ve babalar var kaybolurlarsa da köylüler var :)

Burası Alınca, Kabak Koyundan çıktığınızda ormanda yürüdüğünüzden ya Karaağaç'tan ya da Alınca'dan çıkıyorsunuz. Buranın manzarası alabildiğine Akdeniz.Gelecekte Kalkan olabilir, şimdilik koruma altında ve sit alanı. İleride siti kalkabilir çünkü tarihi eser siti değil. Fotoğraf arabadan çekildiğinden kötü, inip zaman kaybetmek istemedim.
O perşembe biz, Eşen yolundan önce Dodurga(Sidyma)ya gittik, orası da Likya Yolu üzerinde bir dağ köyü.Likya Yolu üzerinde olması önemli çünkü gelen geçen yürüyüşçüler olduğundan köye hareket sağlıyor, yoksa haftada bir merkeze minübüs kalkan köylerden. Köyün camii var,okulu taşımalı öğretim.Bölge halkının çocukları Gölbentteki büyük okula gidiyorlar çoğunlukla.Orada su yok, çamaşır makinesi olan 8 ev varmış.( hidroforla çalışabiliyor ancak) Yardım paketlerinden birini oraya bıraktık. Paket dediysem masa büyüklüğünde bir çuval,dört çuval arabanın bagajını doldurdu zaten.
Oradan Boğaziçi köyü muhtarına gitik ama o G mahallesi denilen denizden Yediburunlar mevkiinin üstünde kalan bir mahallede oturuyor. Üstteki fotoğraf o mahalleden aşağı inerken çekildi. Zeytinlikler içinde bir taş ev. O köyde su var, okul taşımalı, yolu süper manzaralı ama yürüyüş için yokuş yukarı zor yürünen bir rotada. Oraya iki çuval bıraktık çünkü Avlan mahallesi denilen ve av mevsimi avlanılan bölgede bir mahallesi, o taraflara göre büyük bir köyü (Boğaziçi) ve G Mahallesi o köye bağlı olduğundan 2 çuval, ve bir tane de Karaağaç köyüne bıraktık.Karağaçtan da yeni açılan yoldan döndük. O yol geldiğimiz yolun yaklaşık yarı km sine eşit ama şimdilik asfalt olmadığından zor bir yol.
Burası daha önce de blogda yer alan bir yer aslında ama her gördüğümde tekrar tekrar fotoğrafını çekmek geliyor içimden :) G mahallesi yolu.. Ev boş ve aslında burası sit alanı.. Sanırım şu an kaçak zaten. Mahkemelik de olabilir.
Sağda görünen koylar Kabak Koyu ve Kelebekler vadisi Ölüdeniz falan.. Hava açıkken görüntü daha net.
Bayram öncesi çok yoğun geçti, bayramda yukarıda anlattığım gibi, yürüdük, yüzdük, kitap okuduk, dinlendik,gezmeye gittik. Bayramda çok keyifli değildim ama dün keyfim yerine geldi :)
Bugünün şarkısı : Yükset Sadakat tan .. BEN SENİ ARAYAMAM
Not: Finasbank post cihazı insanları soymak için sanırım.İşyerindeki makinayı değiştirdik,çünkü aylık 90 lira ödemesi var. Her ay 45 lira makina bedeli 45 lira da hesap işletim ücreti ödüyorduk.
Değiştirdik dolayısıyla aylık bin liranın altına 15 lira ödenecek şimdi garantiden. İki banka arasında bu kadar fark olur mu..? Nerden ne kaparsak mantığı beni öldürüyor bazen.
Birde uzun vadeli ev kredisi olanlara hatırlatma..! Kredi oranları değişti ya sizde bankalardan kredi oranlarınızı düzenleyip düşük oranlı kredi alıp,eskisini kapatabilirsiniz.. Dosya parası ödeyip yapıyorsunuz bu işlemi,aynı banka ya da farklı banka olabiliyor. Biz yeni kredi çekip eskisini kapattık,kazancımız 15 .000 lira.Aklınızda olsun. Bunu da nedense reklamlarla hatırlatmıyor bankalar! ..
Birde yarın Çalış Karnavalının ilk car boot (2. el pazarı ) zamanı yarın kısmet olursa Çalış'ta yız..