bağbozumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bağbozumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ekim 13, 2009

Likya Şarapçılık Bağbozumu Gezisi

Fethiye Yakabağ House ‘dan Sinan Anadol’un gerçekleştirdiği Likya Şarapçılık Bağbozumu turundaydık 10 ekim cumartesi günü. Fethiye’den oldukça kalabalık bir grup yola çıktık. Yolda Saklıkent kavşağında buluştuk önce. Daha sonra konvoy şeklinde Seki üzerinden Antalya Elmalı’ daki tesislere ve bağlara geldik. Fethiye grubu daha önce evde şarap yapımı kurslarına katılmış Yakabağ’da. Bu yüzden aralarında oldukça tecrübeli kişiler var. Antalya evde şarap grubu da katılınca Elmalıda oldukça kalabalık bir topluluk olduk.

Önce tesislerde bizi Likya Şarapçılığın sahibi Tarık Özkan Bey karşıladı. Şirketin sahibi olan Özkan Ailesi her ferdiyle üzümlere emek verdiğini daha karşılarken hep beraber orada olmalarıyla kanıtladı. Tarık Bey’in eşi Zeynep Özkan başta olmak üzere günün her vakti aileden birileri bazen hep beraber bazen de teker teker olmak üzere bize eşlik etti.Önce Burak Özkan ve çalışma arkadaşları ile bağlar gezildi, bağbozumu olduğundan bazı üzüm çeşitleri toplanmıştı ama elverdiği oranda her cins bize yavaş yavaş tanıtılarak bağlar gezildi.Tesis yanındaki bağlar yeni bağlardı. Soru- cevap şeklinde bir yandan da üzümler hakkında olabildiğince bilgilenmeye çalıştık.

Yolda konvoy şeklinde ilerledik..Önde bir minibüs arkada 6-7 arabaydık.
Elmalı-Fethiye arasındaki yol gayet güzel ve manzara nefisti..
Tesislerde iki tane bekçilik yapan St.Bernard köpek vardı.Ares'e bol bol havladıklarından pek gözlerine görünmedik..Birde yavru vardı ki kendini sevdirmedi gitti. Başkaları da köpeklerle gelmişti ama bağlarda salıp gezen biz olduk. Bu durum Ares'in çok hoşuna gitti. Yürüyenler arasında dolanıp herkesi kokladı, bir ara bizi kaybetti, bulduğunda çocuklar gibi şen üzerimize atladı.
Resimler çektik, üzümlerden yedik ve neden buradalar ve neden bu işi yapıyorlar onlardan dinledik.
“İngilizce wine kelimesi Hitit dilinde Wiyana’dan türemiştir. Hititlerde Wiyanawanda, Likya’lılarda Oenoanda (Oinoanda) olarak adlandırılan şarap kenti, antik kent merkezine sadece 16mil.kuşuçumu mesafede Likya bağlarını kurmuştur. Bu proje Özkan ailesi işletmesi ile Şarap Kentinin yeniden hayat buluşudur. Şato usulü, yerinde kendi bağlarından üretim yapan işletme, 1100 mt. Rakımda gündüzleri sıcak, geceleri serin olan mikro klima’da geç hasat edilen üzümlerden şarap yapmaktadır.

2007 yılında modern bir şaraphane Elmalı da kurulmuş olup, Doğal akış felsefesine uygun olarak projelendirilmiştir. Fransız ve İtalyan teknolojilerinden yararlanılarak yapılan tesislerimizde Isı kontrollü, paslanmaz çelik tanklarda üretim yapan işletme, donanımlı bir laboratuardan, şişe yıkama sistemine; tam otomatik dolum ve etiketleme hattına sahip son derece hijyenik şartlarda çalışır. Likya-Kızılbel serisi bu yıldan sonra bağlardan işlenecek şaraplarla üretilecektir. Genç bağlardan iyi şarap elde edilemeyeceğini düşünen Özkan Ailesi, bağlarının 8 yaşına gelmesini sabırla beklemiştir. Proje’nin başlangıcından itibaren aileye destek veren ve danışmanlığını yapan Prof.Dr.Hasan Çelik kontrolünde yaklaşık 250 dönüm alanda Cabernet Sauvignon, Merlot, Syrah, Kalecik Karası, Öküzgözü, Boğazkere, Malbec, Pinot Noir, Pinot Meunier kırmızı üzümleri ve Chardonnay, Sauvignon Blanc beyaz üzümleri yetiştirmektedir. Ayrıca 200 yaşlarında olduğu tahmin edilen yörede keşfedilen bir asma’ dan üretilen çubuklarla Türkiye bağcılığına yeni bir kaliteli üzüm kazandırmak için 5 yıldır çalışılıyor.”

Bağlarda dolanırken susayan Ares'e Uzunbey su içirdi bol bol..
Antalya Elmalı’ya çok yakın mesafedeki bağları gezip yolun karşı kıyısına tekrar döndüğümüzde biraz da şarapların teknik yapım kısmıyla ilgili bilgi ve evde şarap grubu için Dr. Mustafa Temimhan’dan sunum aldık. Her seferinde tesisin bahçesindeki tek katlı ama mütevazi oturma alanlarında dinlendik, sohbet edip diğer grup üyeleriyle ve çalışanlarla tanıştık. Gerek Burak Özkan, gerek Doruk Özkan bu aşamalarda hep yanımızdaydı. Sorularımıza bitmeyen enerjileriyle cevap verdiler.
Tarık Özkan Bey zaman zaman gruba tanıtımlara devam ederek bizi bilgilendirdi.



Doğal akışlı az pompa kullanımına uygun planlanmış tesisler..



Canlı müzik eşliğinde tadım yapılan yer.

Sinan Anadol (solda) ve Antalya Evde Şarap Yapımı Grubunun Başkanı Mustafa Bey açıklama yaparken..

Elmalı'da gezdiğimiz camiinin bahçesindeki çınar..

Caminin ustası Mimarsinan'ın çırağıymış, gerçekten güzel bir camiydi..

Leblebiciler Çarşısı..



Çarşıda susamlı helva ve yanında Ramazan' da yapılan geleneksel cevizli helva da satılıyordu. Uzunbey her ikisinden de aldı. O susamlı helvayı ben cevizliyi sevdim..Camii tarafından girilen sağdaki ilk bakır eşya dükkanına da uyuz oldum.Kurt olmadan kuzu kapmaya çalışmasına yani.. İki turist görünce bu esnaf niye kendini bir şey sanıyor merak ediyorum.O zaman bizim İstanbul Kapalıçarşı esnafına ödül vermek lazım insanlıkları için. Esnafında görgüsüzü çekilmiyor doğrusu. Hacı babasından biraz ders almalı aslında.. (Biz alışveriş yaparken Hacıamca uzaktan durumu daha iyi idare ediyordu da..) Öyle güzel evler vardı ki Elmalı sanırım küçük bir Safranbolu olma yolunda ilerliyor.. Çevredeki çoğu ev restore edilmiş, pencerelerine çiçekler konmuş, çevre düzenlemesi yapılmış, gayet güzel bir durumda insanları bekliyorlardı.


Daha sonra öğle yemeği için Elmalı’daki Ömer Paşa Camiini ve Leblebiciler çarşısını gezdik. Alışveriş yaptık, çarşıdan çeşit çeşit leblebiler ile bakır hediyelik eşya ve mutfak malzemesi aldık.Susamlı helvalardan ve cevizli helvalardan tattık. Daha sonra 1893’ten kalma Kandilzade Hasan Sıtkı Bey Konağına yemeğe gittik. Yemek Türk mutfağından oluşan menüsüyle kalabalık bir grup olduğumuzdan neşeli ama acıktığımızdan oldukça hızlı bir şekilde geçti.Yemekte kaşık salatası ve nefis un helvasıyla farklılık gösteren konakta yemek kadar ilgimizi çeken kısım ise duvarlarda uygulanan boyama ve süsleme teknikleri ile ahşap işçiliğiydi. Kilimler ve yerel objelerle dekorasyonu tamamlanmaya çalışılan konakta Türk sanat müziği eşliğinde güzel bahçesinde keyifli zamanlar da geçirilebilir.






Bu ağaç çok güzel bir ağaçtı,ne yazık ki adını bilmiyorum. Mavi çiçekleri olduğunu söyledi resmini çekerken gördüğüm hanım.. Tabii ki adının peşine düştüm ama çelik almadığım içinde kendime kızıyorum şimdi.

Yemekten sonra direk tesislere döndük ve Dr.Mustafa Temimhan evde şarap grubu için ayrılan üzümlerle birlikte kısa bir eğitimle tekrar hangi aşamaların önemli olduğunu anlattı. Tesise döndüğümüzde şarap tanıtımlarına da klasik müzik eşliğinde geçmiş olduk aslında. Bir yandan müzik bir yandan şarap tadımları ile günün önemli kısmını geçirmeye başladık.

Şaraplar arasında kendilerinde açıkladı gibi iki yıl önce de butik şarap üretimine geçtikleri Likya Kızılbel markası ile bu yıl pazara sürdükleri ilk ürün ile Fransa'da yapılan Challenge International du Vin'de yarışmaya katıldıklarını ve 36 ülkeden 4 bin 721 şarabın yarıştığı yarışmada Türk şarabı gümüş madalya ile ödüllendirildiğini anlattılar. Akdeniz Bölgesi ve Antalya'nın ilk şarabı olan Likya Kızılbel ilk yılında böyle büyük bir başarıya imza atarak, hem bölgenin geleceği ile ilgili bir mesaj vermiş hemde markasını ilk yılından uluslararası bir marka haline getirmeyi başarmış. Yalnızca kendi satış noktası ve lüks restoran ve otellerde satılan bu ürün aldığı madalya ile bir çok ülkeye yüksek fiyata şarap ihracatı yapabilme şansını da yakalamış.
Tadımda Sauvignon Blanc 2008, Chardonnay & Sauvignon Blanc 2008, Chardonnay 2008, Merlot& Syrah & Öküzgözü 2007, Cabarnet Sauvignon & Boğazkere 2007 ve benim en çok sevdiğim Öküzgözü & Boğazkere ile kapanışı yaptık. Biz izin isteyip ayrıldığımızda grup daha tadıma devam ediyordu.
En son Avusturyanın başkenti Viyana’da düzenlenen ''AWC Wienna İnternational Vine Challenge'' adlı yarışmada iki madalya kazanan şaraplarıda (''Arykanda Sauvignon Blanc'' ve ''Arykanda Chardonnay) tadım da ikram edildi. Beyaz şarap çeşitleriyle hayli iddialı olan bu şaraplar grup tarafından da oldukça beğenildi.
www.likyawine.com

Öğlen yemeğe gitmeden önce Fethiye'de yazlığa gelen ama Ankaralı bir hanımla tanıştım.Bana oğlunun Golden cinsi köpeğinin resimlerini gösterirken Ankara'da çektiği siyah gelincik resimlerini gösterdi. Ben ilk defa gördüm hem de Ankara'da olduğunu bilmiyordum.
Yanılmıyorsam Batıkent taraflarında Yaşam şehir de oturduğunu ve orada yürüyüşte çektiğini söyledi resimleri..Bloglar hakkında da bilgisi vardı,tahminen okuyor olabilir buradan sevgilerimi gönderiyorum kendisine :)

Yine camiinin karşısından bir ev..

Evde şarap yapımı ile ilgili notlar, üstüne tıklayıp büyütebilirsiniz.. Bu 2 numara..

Bu da 1 .bölüm (büyümezse mail atabilirim)



Benim aldığım kalaydan sosluk..
Çok güzel ama bir o kadar da yorucu bir gündü.. Şarap yapmak meşakkatli bir iş ama keyifli. O gün bir sürü insan üzüm , maya ve kükürt alıp bu işe devam yolunda adım attılar. Ben de sıramı bekliyorum.. Şimdilik benim için erken..
Şaraplar güzel, dostluklar baki kalsın .. :)

Çarşamba, Ekim 24, 2007

Çok güzel bir site için çok güzel bir mail aldım..önce hadi canım benim ne fikrim olabilir ki dedim ama maili tekrar okuyunca gerçekten fikrimi almak istediklerine emin oldum.

http://www.onlinemahzen.com/

Daha şimdiden fiyatların sitede ne kadar uygun olduğunu görmemek mümkün değil..! Meyveli şarapları yalvar yakar tanımadığım ve sevmediğim markalardan Ayvalıktan getirtmek ve içmek zorunda kalmayacağıma çok sevindim.Bu her gece şarap içiyoruz manasına gelmemeli ama insan içtiğinde de güzel içmek istiyor :))

İçelim güzelleşelim ...

...
Pazartesi süper Kalkan fotoğrafları çektim.Artık bir sonraki yazıya..

Bugün salı pazarımız vardı.Çok güzel plaj elbiseleri aldım :) Tanesi 5 ytl den. Tül ve perde de aldım,takınca resmini de çekeceğim.. Halkaları bile takılı 2 m tül 1 pencere için : 5 ytl perde de 5 ytl .Herşey bu kadar ucuz değil bunlar tek tekçi..Yani öyle derler ya,ellerinde kalan tek parçaları getirmiş satıyorlar :) Tek tekçi deyince aklıma Mahmutpaşa geldi birden.


Tül alırken adam beni azarladı,kadınlar tüllerle yolu kapamış bana laf söyledi..Ben de ona bak burda olay çıkar sen müşteri ile nasıl konuşuyorsun dedim.Ben İstanbulluyum biz öyle esnaftan azar yemeyen müşteriyiz dedim.Aysetun da kıkır kıkır güldü :)) Yani beraber gittik pazara..Kazıklanmadan alışveriş etmeye bayılıyorum da azarlayan esnafa tahammülüm yok :P
Ben İstanbuldan bile bu kadar kaliteli tül parçayı hiç bir yerden almamıştım.Bir ara gittiğim fabrika satış mağazalarını yazacaktım ya..Şimdi aklıma geldi .

Zaten çoğu tülcünün mağazalarda modelleri hep aynı ve zevkli gelmiyor hiç.Bir ikisine de ben uyuz oluyorum işle ilgili..(Bu kısmı anlarsınız siz) Yine de salon tüllerimi değiştirmedim koltuklarımı değiştirdiğimde değiştireceğim.En son Sinanobadayken yaptırmıştım bizim B.çekmece de ki eski komşu tülcüye..Çoçuğuyla aynı mahallenin çocuklarıyız ama çok samimi değiliz de tanıyoruz birbirimizi işte. Ben Sinanobaya taşındığımda gittim ve tüm eve tül yaptıracağım.Ben diyorum hepsi ayrı model çocuk bana diyor olmaz hepsini aynı model yapalım..Neyse çocuğu dinledim ve katlamalı,büzgü gibi duran ama yıkanıp çok rahat asılabilen krem rengi krinkıl (böyle yazılıyordu herhalde) yaptırdım..Çağılın odası ve mutfak hariç her oda aynı model ama zaten salon hariç diğerleri tek pencere..Sonra buraya geldim aranıyorum ne yapacağım diye..Bir taktım ki tüm tüller yeterli geldi ve tam boyunda..Yani çocuk benden öngörülü çıktı.İlk defa dinlediğime sevindim.O zamanın parasıyla oldukça yüklü bir para verdim ve tam ben tülü yaptırdım, Çatalca yolunda meşhur bir markanın fabrika satışını keşfettim.Yarı yarıya fiyatlar ama helal olsun ..İçime sindi ve senelerdir kullanıyorum bir şey olmadı..
Ben bir şeyi beğenirsem ve almazsam bir daha kolay kolay beğenip alamıyorum.Birde kilolu olma gibi bir dezavantajım var, aynı beden ve renk bulunca almak zorundayım yoksa bir daha bulamıyorum.
ama her şeyi yerinden almak gerekiyor ya İstanbul'da..Mesela inciyi Kapalıçarşıdan, saati tahtakale-saatçiler hanından sanırım 7 katlı ve tüm Türkiye'ye saatler ordan dağılıyor- , gözlüğü Doğubanktan-2. kattan,aslında beyaz eşya diye bilinir ama gözlüklerin ana dağıtımcıları ordadır- büyük miktarda çatal bıçak,işletmeler için Mercan'dan, mesela Ceylan'ın satış mağazası Beylikdüzündeydi,senelerce ordan aldım Çağıl'a kıyafet,en sevdiklerimden biri de Pelit o da Kıraç'ta fabrika satışı var..Mağaza, aynı zamanda pastaları da eve teslim edilebiliyor,Çağıl'ın doğumgünü pastalarını da hep ordan aldım.Büyük beden Kom mayoları da Yenibosna'dan alırdım..Araba da sorun olmayınca 2 parça için harcayacağın paraya 10 parça alıyorsun.Hem de kalitelisini ucuza..ama ayakkabı, çanta ve kıyafet konusunda takıntılı markalarım ve dükkanlarım var ki değişmez..Mesela Fatoş Triko İncirli..
Bunları niye yazdım..Bir malı kaça aldığımız önemli değil bence yakışması ve yakıştırması önemli.Çok gezdim evlerde ,günlerde, çok yedim içtim arkadaşlarla ama kapıyı açtığınızda gördüğünüz iki sıcak göz kadar etkileyici bakışları ne en pahalı kıyafeti giymiş insanlarda ne de o çok etkilendiğimiz markalarda görebildim..Geçmişten kalan ve hatırladığım en güzel anlarım hep sohbetlerimizin en koyu anlarıyla kahkahalarıydı.Hala da bir insana ilk baktığımda aradığım ilk şey Rolex saati değil sıcak bakışlarıdır.Hem inanın ki arkadaşlarla gezerken onun çok pahalı eşyalar kullanması ya da kullanmaması attığınız kahkahaların kalitesini değiştirmiyor..Gerçekten.


Yazı sanki havada kalmış burda diye ekleme yapıyorum.Dün pazarda uzun süredir olmadığı kadar bir dostla eğlendim,gezdim ve alışveriş yaptım.Onunla olduğumda kendimi çok rahat hissediyorum.Çünkü o sizi yargılamaz,her şeyi paylaşır ve bildiklerini kimseye bazen size bile belli etmez :)
Aysetun, çok iyi bir arkadaştır.Ne garip ki bizi tanıştıran arkadaşlarımızla şimdi o kadar samimi görüşmüyoruz ama onlara her zaman dua ediyorum bana böyle birini kazandırdıkları için.Kocası da iyidir, zor zaman dostudur onlar karı-koca..En çok karısının kocasına Mü ! demesini severim..O arasıra bizim de Mü'müz olur, şımarırız bile..Mü bize insan yokluğunda gelip çok yardım etmiştir işte..Karısı da bana aileden biri gibi davranır hep..Yani onlar benim ablamla abim gibidir .. Ben severim , siz de bilin istedim :)
Biz hep güzel şeylerimizi önce birbirimize anlatırız, bu da güzel bir şeydir...
Nescafe içmeyi ve yanına pasta yemeği çok severiz ve çok dertleşiriz..Aysetun aslında asker çocuğu çok yer gezmiş ama Edirne' li..En son Ankara'dan geldiklerinden ben onlara Ankara'lı gibi davranırım -06- :) Biz 'de uzun süre 34 plakayla gezdik buralarda..Bizi tanıştıranlar uzun süredir buralı olduklarından 48. İlk zamanlarda bütün muhabbetler ve sataşmalar bunun üstüne dönerdi :) Biz üç araba her hafta sonu bir başka koyda eğlendik yaklaşık 2- 3 sene..Sonradan tahammül edilemez olduğumuzdan ! 3. araba ayrıldı aramızdan. . Vefalı bir insanım yanlış anlamayın sadece bazen gücüme gider bu şekilde terkedilmek..Hala da elimden ne gelirse yaparım onlar için ama içimi de acıtır bu şekilde davranışlar.

Aslında bazen burada yaşadıklarımı ileride yazsam diye geçiriyorum içimden..Burada büyüdüm ben.Otuzumdan sonra. Belki emekli olunca yazarım eğer Çağıl bizim işimizi devam ettirmezse tabii.Yoksa küçük yer hemen kimlikler çıkıyor meydana..

İşte böyle..Yalnız değilim buralarda. Annem geldiğinde gezeriz beraber, ne güzel insanlar var çevrende der.Aslında ikinci hayatlar yani sonradan bir yere yerleşmek en çok buna yarıyor.Seçiyorsun çevrendekileri.İşine yaramayanları eliyorsun ve bazen de koca bir şamar yiyiyorsun hayattan.Onu da anlatayım size .. Aysetun'la yaşadığımız bir hayat dersini..O bu tarz insanlara daha alışkın ama ben işin içinden çıkamadım önce sonra anladım ki insanın içinde bunlar..Yaşadığı yerle alakası yok.Adını direk yazmıyorum çünkü fazla tanıyanı yok buralarda ama belli de olmaz...Muhtemelen de gitti C.. Benim arkadaşım,sonra ikimizin de arkadaşı oldu.Bu arada Aysetun'lara kiracı oldu ama Allahtan benim yüzümden değil..Onunda burada yaşayan bir arkadaşı var, o da bize onu tanıştırdı.

Biz her hafta perşembe öğlenleri buluşup yemeğe gidiyoruz kışın 4 kadın.Politika,kitap,iş ,güç konuşuyoruz.Onlarda çocuk yok ama biri bekar biri de beraber yaşadığı biri var.Bunlar içkiyi çok seviyorlar, Aysetun içki içmez, beni biliyorsunuz zaten..Bu cümleyi niye yazdım çünkü bunlar abartanlardan bazen gündüzden başlayan kadınlardan..Ben onlara herşeyde yardımcı oluyorum ama..Karşılık beklemeden.Faydalı kişilerle tanıştırıyorum ve ne iş yapacaklarına karar vermeye çalışıyoruz.

Sonra birden davranış değişikliğine gidiyor bu C. Sık aramamaya başlıyor önce,ben zaten çok yoğunum ve ancak zaman ayırabildiğimde beraber olduğumuzdan anlamıyorum ..ama Aysetun bir iş var bunda diyor..Sonra biz şimdi bir kaç iş dalını birden yapıyoruz..Yani bir isim altında yaptığımız bir sürü iş var birbirine bağlı.Yakın bir arkadaşımdan telefon geliyor :
-senin bana tanıştırdığın C var ya
- evet..
-Yanında bir yabancı kişi senin şu dalında rakip bir iş için onu bana getirdi..
-İyi de bu iş için görmesi gereken ilk kişi benim aslında.Yani o işi burada tek ben yapıyorum benimle tanıştırması gerek! Tamam yanlış başlamış olmalı ama benim arkadaşım onu bana getirir..Bütün Fethiye dolaşılıyor, o işte çalışıp çalışmadığını bilmiyorum ama benim beklentim çalışsa bile önce beni ziyaret eder, ben bu işi yapıyorum der.Ben de ona rakipte olsa yardım ederim.Ettim, şimdiye kadar gelen her sektörde yaptım bunu.Yapmadı diyen tek kişi bulamazsınız ama Fethiye bitiyor ne o kişi ne de onu gezdiren bana gelmiyor.İnsan olarak yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam.Ben bu insanı evime, işime ve çevreme soktum.Karşılık beklemeden.Sadece İstanbul'dan geldiği için ve Uzunbey'le aynı sektörde çalıştığı için.Benim ilk başlarda burada yaşadığım yalnızlığı burada yaşamasın istedim.Hayatı kolay olsun istedim ama en büyük darbeyi de ben yedim manevi yönden..

Maddi yönden ise Aysetun yedi..Köpek aldıkları için diğer eve çıkmak istediler o ev bahçeli bir evdi çünkü.Şehir içinde apartmanda oturuyorlar..Bunlar çıkarmak istedikleri için evin çeşitli yerlerinde bilerek ve isteyerek kırıp döküp evi bırakıp gittiler..Ev tadilattan geçti ki onlar girmeden yeni yapılmıştı içi..Bahçeye Mü ile beraber döşedikleri nazar boncuğunu bile söküp almışlar giderken..Sanırım mesaj verdiler..ama mesajı aldık artık insanları hayatımıza alırken iki kere düşünüp alıyoruz sayelerinde.

İş konusunda ne oldu? Döndüler ,dolaştılar ve bir iki çalışma yapıp maddi sebeplerden bırakıp gitti işi o adam..Buralarda bazen denk geliyoruz adamla..Sanırım C pazarlamada çalışacaktı..Yapamadı.Burası kolay bir pazar değil.Sanırım burdaki insanlar insanın yüzüne bakınca içini okuduklarından bir iş çıkaramadılar :) Yapsalarda beni etkileyecek konumda değiller zaten.Devam etseydi de zaten piyasanın en iyileri zaten benim müşterim o ancak 2.kalite firmaları alırdı yine işim etkilenmezdi benim.Hatta bana gelseydi belki tutunacak bile vakti olurdu ama o bana hiç gelmedi..Yüzü tutmadı sanırım.Ben de hiç aramadım.Gittiğine de sevindim.İnsan olarak böyle vefasızlıkları gördüğümde nedense içim acır ve gözlerimdeki ışıltı bir an için kaybolur benim.