dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ocak 08, 2020

Gramofona Müzeyyeni, başını omzuma koy *


Ben çoğunlukla kendi fotoğraflarımı koyarım bu sayfaya ama bu fotoğraf beni öyle yerlere götürdü ki hem oturup bir yazı yazdım hem de eski dostları andım. Yeni bir sayfa kurmuşlar Facebook’ta.. Fethiye de. İstanbullu Fethiyeliler. Beni de davet ettiler. Bu yazı onlara kısmet oldu. Sizlerle de paylaşmak istedim. Hayatımda beni hiç yalnız bırakmayan, hep destek olan Fethiye’deki arkadaşlarıma gelsin... 

“Bu tatları en son biz çocukken İstanbul’da görmüştük. Uzun zamanda yemedik, unuttuk. Sonra 2000 senesinde Fethiye’ye geldik, yerleştik. Bir akşam sohbetinde bize burada ev sahipliği yapan ve aile olarak ilk taşındığımızdan beri her derdimize koşan arkadaşlarımızdan biri - ki onu bu kış kalp rahatsızlığından 55 li yaşlarda kaybettik- bir gece kolunun altında koca bir lokum ve büskivi kutusu ile geldi. Bak sizi nerelere götüreceğim dedi... Gerçekten kutuyu açtığında biz ondan küçüktük, üç aile etrafına dizildik, çocuklarımızı da aldık, onlara çocukken bunları yediğimizi, o yıllarda bakkal amcalardan alışveriş yaptığımızı ve bizim için ne güzel zamanlar geçirdik diyerek çocukluğumuzu yaşattı. Bisküviyi bakkaldan lokumu da pazardan “Elmalı” üçgen lokum diyerek alacağımızı - buranın sırf bu iş için yumuşak ve tadı çok güzel olan lokumundan getirmişti- (Elmalı ve Güllüsü var) Bu gece bu fotoğrafa rastladığımda bize buraya yerleştiğimizde “abilik” yapıp yalnız hissettirmeyen, sizler gibi  yeni yerleştiğimizde her derdimize koşan, bizi yalnız bırakmayan herkes için paylaşmak istedim. Nerden geldiğimiz ortak paydamız olsun, Fethiye öyle bir yer ki kaç sene yaşarsanız yaşayın buralı olduğunuz yavaşça içinize siniyor ve sonra nereye giderseniz gidin o üstünüzde kalıyor. Yeni gelenlere hoş geldiniz diyorum, hayatınızın Fethiye sayfasının tadını iyi çıkarın, çünkü başka bir yerde asla bu havayı yaşayamayacaksınız... Ve bu sayfayı kuran arkadaşım, ne iyi yaptın da kurdun... Ellerin dert görmesin. Yaşanacak çok güzel günlerimiz olsun. Hepimizin.
Not: Fotoğraf alıntıdır.”

*başlık : sokaktan.


Cumartesi, Ocak 28, 2012

Gülsen Hanım' a mektup...

Ben onu bir gün bloglar arasında gezinirken mi buldum bilmiyorum.Bildiğim satırlarında kelimelerle oynaması hatta hayata göndermeler yaparak onu anlatmasıydı.Hiç  bu kadar güzel anlatan,içindeki duyguyu bu kadar net anlatabilen cümleler görmedim ben bloglarda.Tamam biz günlük yazıyoruz ama o başka bir şey yapıyor.Gördüklerimle hissettiklerim o kadar yaratıcı ve o kadar hayatla kafa bulan bir yapıda ki hayatı ve duyguları anlatıp bu kadar içten olamaz Bazen benim kafamdakileri benden önce yazan kadın olmasından kıskanıyorum onu. Çizgisini hiç bozmamasından bile anlamalıydım aslında farklı olduğunu.Onu çok geç keşfettim ama çabuk kaybetmek istemiyorum.
Gülsen Hanım...
Size Gülsen Hocam diyorum,içten gelerek, sizden izin isteyerek,
lütfen yazmaya devam edin. Ben sayfanıza her girdiğimde size ait satırları sadece geçmişte görerek blog okumaya devam etmek istemiyorum.Birebir yazdıklarınızı takip etmek istiyorum.
Biliyorum arada insan soğukluk yaşayabilir ama inanın cümlelerinizin eksikliği sadece beni değil başkalarını da etkiliyor.Bunu ancak döndüğünüz zaman görebileceksiniz.Yaşadığımız boşluğu...

-Sizi özledim,tıpkı kime özledim dersem bende özledim diyenleri görmeniz için dönün...
 -İyi bir öğretmen olduğunuz için dönün...
-Yazmayı sevdiğiniz için dönün...
-Bizi sevdiğiniz için dönün...
-En çok da size ihtiyacımız olduğu için dönün.Kimse birini kendine boşu boşuna hoca,öğretmen yapmaz , sadece sizi kendimize rehber seçtiğimiz için dönün.Dönmelisiniz...

*Resim : Ankara Kuğulu Park -nedense resmi seveceğinizi düşündüm. :)) Ben çok sevdim. Şu haliyle orada olmak isterdim :) Resim Face'ten alıntı.

Günceleme notu :  Hahayt ! :)) Yalnız ben değilim demiştim size...  :)))))  Gökçedeniz ...

Bir tane daha geldi,yuppi :))  Nazlı Hanım...

Yaşasın :)) Akdeniz 'den bir destek daha.. Mehmet Bey...

Sonradan farkettiğim bir destek yazısı daha.. Hüseyin Bey...

Cumartesi, Ocak 21, 2012

dost tarlası ..

sarmısak tarlası

Genç adamın biri,
Dermiş babasına her gün;
'' Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi''
Baba, itiraz eder
Olmaz hakiki dost çok
Belki bir, belki iki
Fazlasını bulamazsın dosttan gerçek, hakiki...
Devam eder durur aralarında bir tartışma
Karar verirler bir sınava
Dostun hakikisini anlamaya...

Bir akşam bir koyun keserler
Ve koyarlar çuvala
Baba der ki oğluna
' Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'
Çuvaldan kanlar damlamakta
Sanki öldürmüşler de bir adam
Koymuşlar çuvala
Dıştan böyle sanılmakta

Delikanlı sırtlar çuvalı
Gider en iyi bildiği dostuna,çalar kapıyı
O dost, bakar ki bir çuval, hem de kanlı
Kapar hızla kapıyı, almaz içeri arkadaşını
Böylece tek tek dolaşır delikanlı
Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını
Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır,
Evlat geriye döner ama içten yıkılır...

Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der
Dost yokmuş şu dünyada ne sana, ne de bana
Baba ' hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim
Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona

Genç adam, sırtlar tekrar
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider, baba dostuna
Kabul görür, sevinir
O dost, delikanlıyı alır hemen içeri
Geçerler arka bahçeye
Birlikte kazarlar bir çukur
Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye
Üzerine de serpip toprak
Belli olmasın diye dikerler sarmısak...

Genç adam babasına;
' Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca
Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha
Sen yarın çıkarıp kavga
Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
İşte o zaman anlaşılacak
Sonra gel olanları de bana...'
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini
Maksadı anlamaktır dostun hakikisini
Babasının dostuna aşkedince tokadı
Der ki tokadı yiyen;'Git de söyle babana.Biz satmayız sarmısak tarlasını
Böyle iki tokada'

Not: Çok ilginçtir ki bu hikaye için aklıma gelen bu resmi aynı hikayeyi anlatan bir blogda aynı yazıda buldum.

Cumartesi, Haziran 20, 2009

Biyonikkedi..

Biyocan en sonunda yazdı.. O soyut resim sevdiğinden bu resmi onun için seçtim..Umarım beğenir :) ve yazılarını daha sık aralıklarla yazar...

Çarşamba, Kasım 05, 2008

Sağlığınıza.. 1 (Thermemaris-Dalaman)


Cumartesi Hayal Sinemasında "Mustafa" yı seyrettikten sonra işe döndük. O kadar canım sıkıldı ki dün bile ara ara ve hatırladıkça yapılan haksızlığa sinirlendim. Filmden çok çoğu insanın hala filme inanmalarına aklım ermediği gibi Atatürk'ü sevmeyenlerin ekmeğine yağ sürülmesine ve böyle algılayanlara savaş açılmasına inanamıyorum.Nerdeyse filmi eleştirmeyin diyecekler. İyi de yapmak, çekmek, Ata'yı eleştirmek,gereksiz mesajlarla filmi donatmak serbest sen beğenmeyince kabahat. Bu nasıl iş böyle.Yılmaz Özdil'in yazısına buradan link veriyorum..
Biyonun da yazısı var .. Eline sağlık Biyo

Cumartesi gecesi ertesi gün için hazırlık yaptım.Deniz havlullarımızı, çantalarımızı hazırladım. Pazar günü gereken bir kaç eksik için alışveriş yapıldı.Bizim yaz sezonuna veda yemeğimizi daha önceki yazılarımda link verdiğim Thermemarishotelde vereceğimizden sabah 9 da pazaryerinde bizim işyerimizde destek olan ve çalışan hemen hemen herkesi davet ederek kalabalık bir grupla yola çıktık. Bu otel Dalaman'da havalimanın yanında..Biz Fethiyeden bir otobüsle güle oynaya,sohbet ede ede otele vardık.Burası bir termal otel olduğundan , açıkhava da kükürt havuzları ,SPA'sı olan bir sağlık tesisi gibi. Önce otelin müdürü Dr.Haluk Bey ve eşi bizi otelin imkanlarından nasıl faydalanabiliriz gibi küçük bir geziyle bilgilendirdi.Daha sonra da herkesi serbest bırakarak saat birde havuzbaşındaki yemeğe kadar özgür kalabileceklerini söyledik.Bunu söylediğim andan saat bire kadar da en çok ben bu havuzların keyfini çıkardım diyebilirim.Girmediğim kükürt havuzu kalmadı ki tam 3 taneler. Bir tane de normal yüzme havuzu vardı.Kışın kullanılabilecek kapalı havuzuna ve jakuzi ile sauna keyfini açıkçası yapmadım..Çünkü hava o kadar güzeldi ki kendimi camekanlı da olsa kapalı bir yerde tutma fikri hiç hoş gelmedi. Bu resimler benim çektiğim resimler değil ama yazıyı daha bekletmemek adına evdeki bilgisayarda kalan resimleri kullanmadım.
Öğlen bire zor yetiştim.Özellikle diğerlerinden daha sıcak olan(28 derece) doğal kükürt havuzları var ki etrafı kayalarla çevrili ve isterseniz çevresindeki çimlerde şezlonglarda güneşlenme imkanınız var.Ben en çok bu havuzu sevdim. Sanırım diğer misafirlerimizde.. Kalabalık bir şekilde girdik çünkü.Sohbet-muhabbet gırla gitti.Bunun yanında astım mağarası vardı ama kullanmaya gerek görmedim açıkçası.. Sedef hastalığı gibi cilt hastalıkları için balıklarda mevcut ama onlar özel bir bölümde. Sonra çamur havuzuna fırsat bulamadan öğlen oldu ve yemeğe geçtik. Sağlıklı ve lezzetli yemeklerle bize hazırlanan özel bir masada kalabalık şekilde yemeğimizi yedik, kadeh kaldırdık gelecek çalışmalar için. Hava çok sıcak olduğundan soğuk bira ve şarapla kutladık başarımızı..

Yemekten sonra aynen yukarıda gördüğünüz gibi çamur banyosu yaptım.Yalnız çamur banyosu kısmı ve web sitesindeki bazı havuz resimleri tesisin eski hali.Bizim gittiğimiz hali son derece modern düzenlenmiş pırıl pırıl masmavi havuzlardan oluşuyordu.Oldukça da temiz bir yer. Akşamüstü beşe kadar o havuz senin bu şezlong benim gezdim durdum. Arada kahve keyfide yaptık ve en sonunda sabahtan bize üstümüzü değiştirmek için verilen odalara gidip gün batmadan duşumuzu alıp, giyinip çıktık.

Pazartesi Mavikuş'ta Berna ile buluştuk, ordan kahve içmeye Boaters Coffee 'ye gittik Paspatura, Bernanın eşiyle de buluştuk balık pazarında.Çok güzel balıklar gelmiş, hatta hamsi vardı ama ben balık ayıklayamadığımdan alamadım.Burada nedense hamsi ayıklamıyorlar. Mumla arıyorum Balıkçı Kenan'ı buralarda. Neyse Berna ve eşi H.bey benim halimi görünce o zaman balıkları alıp bize gideriz , bize yemeğe gelin yarın akşam dediler. Ne kadar şanslıyım ki böyle arkadaşlarım var :)

Dün aslında Çağıl'ın maç günüydü ve ilkokulun bahçesindeki halı sahada maç yapıyorlar akşamları hoca-öğrenci karışık. Bizde işten geç çıkıp Çağıl'ı halı sahadan alıp eve gidip , o duş aldıktan sonra Bernalara gittik.Çok güzel bir gece geçirdik.Berna zevkli biri , neden böyle söylüyorum çünkü aileden kalma eşyalara çok değer veren ve bunu da günlük hayatına oldukça hoş bir şekilde taşıyabilen biri olduğu için onu ayrı seviyorum.

Dün gece mesela genç bir hanımın evindeyiz -bizim yaşlarda genç oluyorsun işte- ama herşey o kadar iyi harmanlanmış ki eski İstanbullu -Kınalı ada-dan olan ailesinden kalma ve en az 3-4 nesillik bir yemek takımında yediğimiz yemeklerden tutun oturduğumuz sandalyelere kadar zevkli bir ortam içinde etrafa bakmaktan , keşfetmekten keyif alarak yedik balıklarımızı ve nefis salatalar ve mezeler eşliğinde Burgaz'ın yaş üzüm rakısı da çok iyi gitti. Hele küçük ve eski ince rakı kadehinden susuz rakı içmesi beni eskilere götürdü :))Çok keyifli bir akşamdı.Okuyor mu acaba bilemiyorum ama çok güzeldi, teşekkür ederiz.. Çok şanslıyım arkadaş yönünden de görüyorsunuz..

Kendi resimlerim 2. bölümde..

Çarşamba, Ekim 24, 2007

Çok güzel bir site için çok güzel bir mail aldım..önce hadi canım benim ne fikrim olabilir ki dedim ama maili tekrar okuyunca gerçekten fikrimi almak istediklerine emin oldum.

http://www.onlinemahzen.com/

Daha şimdiden fiyatların sitede ne kadar uygun olduğunu görmemek mümkün değil..! Meyveli şarapları yalvar yakar tanımadığım ve sevmediğim markalardan Ayvalıktan getirtmek ve içmek zorunda kalmayacağıma çok sevindim.Bu her gece şarap içiyoruz manasına gelmemeli ama insan içtiğinde de güzel içmek istiyor :))

İçelim güzelleşelim ...

...
Pazartesi süper Kalkan fotoğrafları çektim.Artık bir sonraki yazıya..

Bugün salı pazarımız vardı.Çok güzel plaj elbiseleri aldım :) Tanesi 5 ytl den. Tül ve perde de aldım,takınca resmini de çekeceğim.. Halkaları bile takılı 2 m tül 1 pencere için : 5 ytl perde de 5 ytl .Herşey bu kadar ucuz değil bunlar tek tekçi..Yani öyle derler ya,ellerinde kalan tek parçaları getirmiş satıyorlar :) Tek tekçi deyince aklıma Mahmutpaşa geldi birden.


Tül alırken adam beni azarladı,kadınlar tüllerle yolu kapamış bana laf söyledi..Ben de ona bak burda olay çıkar sen müşteri ile nasıl konuşuyorsun dedim.Ben İstanbulluyum biz öyle esnaftan azar yemeyen müşteriyiz dedim.Aysetun da kıkır kıkır güldü :)) Yani beraber gittik pazara..Kazıklanmadan alışveriş etmeye bayılıyorum da azarlayan esnafa tahammülüm yok :P
Ben İstanbuldan bile bu kadar kaliteli tül parçayı hiç bir yerden almamıştım.Bir ara gittiğim fabrika satış mağazalarını yazacaktım ya..Şimdi aklıma geldi .

Zaten çoğu tülcünün mağazalarda modelleri hep aynı ve zevkli gelmiyor hiç.Bir ikisine de ben uyuz oluyorum işle ilgili..(Bu kısmı anlarsınız siz) Yine de salon tüllerimi değiştirmedim koltuklarımı değiştirdiğimde değiştireceğim.En son Sinanobadayken yaptırmıştım bizim B.çekmece de ki eski komşu tülcüye..Çoçuğuyla aynı mahallenin çocuklarıyız ama çok samimi değiliz de tanıyoruz birbirimizi işte. Ben Sinanobaya taşındığımda gittim ve tüm eve tül yaptıracağım.Ben diyorum hepsi ayrı model çocuk bana diyor olmaz hepsini aynı model yapalım..Neyse çocuğu dinledim ve katlamalı,büzgü gibi duran ama yıkanıp çok rahat asılabilen krem rengi krinkıl (böyle yazılıyordu herhalde) yaptırdım..Çağılın odası ve mutfak hariç her oda aynı model ama zaten salon hariç diğerleri tek pencere..Sonra buraya geldim aranıyorum ne yapacağım diye..Bir taktım ki tüm tüller yeterli geldi ve tam boyunda..Yani çocuk benden öngörülü çıktı.İlk defa dinlediğime sevindim.O zamanın parasıyla oldukça yüklü bir para verdim ve tam ben tülü yaptırdım, Çatalca yolunda meşhur bir markanın fabrika satışını keşfettim.Yarı yarıya fiyatlar ama helal olsun ..İçime sindi ve senelerdir kullanıyorum bir şey olmadı..
Ben bir şeyi beğenirsem ve almazsam bir daha kolay kolay beğenip alamıyorum.Birde kilolu olma gibi bir dezavantajım var, aynı beden ve renk bulunca almak zorundayım yoksa bir daha bulamıyorum.
ama her şeyi yerinden almak gerekiyor ya İstanbul'da..Mesela inciyi Kapalıçarşıdan, saati tahtakale-saatçiler hanından sanırım 7 katlı ve tüm Türkiye'ye saatler ordan dağılıyor- , gözlüğü Doğubanktan-2. kattan,aslında beyaz eşya diye bilinir ama gözlüklerin ana dağıtımcıları ordadır- büyük miktarda çatal bıçak,işletmeler için Mercan'dan, mesela Ceylan'ın satış mağazası Beylikdüzündeydi,senelerce ordan aldım Çağıl'a kıyafet,en sevdiklerimden biri de Pelit o da Kıraç'ta fabrika satışı var..Mağaza, aynı zamanda pastaları da eve teslim edilebiliyor,Çağıl'ın doğumgünü pastalarını da hep ordan aldım.Büyük beden Kom mayoları da Yenibosna'dan alırdım..Araba da sorun olmayınca 2 parça için harcayacağın paraya 10 parça alıyorsun.Hem de kalitelisini ucuza..ama ayakkabı, çanta ve kıyafet konusunda takıntılı markalarım ve dükkanlarım var ki değişmez..Mesela Fatoş Triko İncirli..
Bunları niye yazdım..Bir malı kaça aldığımız önemli değil bence yakışması ve yakıştırması önemli.Çok gezdim evlerde ,günlerde, çok yedim içtim arkadaşlarla ama kapıyı açtığınızda gördüğünüz iki sıcak göz kadar etkileyici bakışları ne en pahalı kıyafeti giymiş insanlarda ne de o çok etkilendiğimiz markalarda görebildim..Geçmişten kalan ve hatırladığım en güzel anlarım hep sohbetlerimizin en koyu anlarıyla kahkahalarıydı.Hala da bir insana ilk baktığımda aradığım ilk şey Rolex saati değil sıcak bakışlarıdır.Hem inanın ki arkadaşlarla gezerken onun çok pahalı eşyalar kullanması ya da kullanmaması attığınız kahkahaların kalitesini değiştirmiyor..Gerçekten.


Yazı sanki havada kalmış burda diye ekleme yapıyorum.Dün pazarda uzun süredir olmadığı kadar bir dostla eğlendim,gezdim ve alışveriş yaptım.Onunla olduğumda kendimi çok rahat hissediyorum.Çünkü o sizi yargılamaz,her şeyi paylaşır ve bildiklerini kimseye bazen size bile belli etmez :)
Aysetun, çok iyi bir arkadaştır.Ne garip ki bizi tanıştıran arkadaşlarımızla şimdi o kadar samimi görüşmüyoruz ama onlara her zaman dua ediyorum bana böyle birini kazandırdıkları için.Kocası da iyidir, zor zaman dostudur onlar karı-koca..En çok karısının kocasına Mü ! demesini severim..O arasıra bizim de Mü'müz olur, şımarırız bile..Mü bize insan yokluğunda gelip çok yardım etmiştir işte..Karısı da bana aileden biri gibi davranır hep..Yani onlar benim ablamla abim gibidir .. Ben severim , siz de bilin istedim :)
Biz hep güzel şeylerimizi önce birbirimize anlatırız, bu da güzel bir şeydir...
Nescafe içmeyi ve yanına pasta yemeği çok severiz ve çok dertleşiriz..Aysetun aslında asker çocuğu çok yer gezmiş ama Edirne' li..En son Ankara'dan geldiklerinden ben onlara Ankara'lı gibi davranırım -06- :) Biz 'de uzun süre 34 plakayla gezdik buralarda..Bizi tanıştıranlar uzun süredir buralı olduklarından 48. İlk zamanlarda bütün muhabbetler ve sataşmalar bunun üstüne dönerdi :) Biz üç araba her hafta sonu bir başka koyda eğlendik yaklaşık 2- 3 sene..Sonradan tahammül edilemez olduğumuzdan ! 3. araba ayrıldı aramızdan. . Vefalı bir insanım yanlış anlamayın sadece bazen gücüme gider bu şekilde terkedilmek..Hala da elimden ne gelirse yaparım onlar için ama içimi de acıtır bu şekilde davranışlar.

Aslında bazen burada yaşadıklarımı ileride yazsam diye geçiriyorum içimden..Burada büyüdüm ben.Otuzumdan sonra. Belki emekli olunca yazarım eğer Çağıl bizim işimizi devam ettirmezse tabii.Yoksa küçük yer hemen kimlikler çıkıyor meydana..

İşte böyle..Yalnız değilim buralarda. Annem geldiğinde gezeriz beraber, ne güzel insanlar var çevrende der.Aslında ikinci hayatlar yani sonradan bir yere yerleşmek en çok buna yarıyor.Seçiyorsun çevrendekileri.İşine yaramayanları eliyorsun ve bazen de koca bir şamar yiyiyorsun hayattan.Onu da anlatayım size .. Aysetun'la yaşadığımız bir hayat dersini..O bu tarz insanlara daha alışkın ama ben işin içinden çıkamadım önce sonra anladım ki insanın içinde bunlar..Yaşadığı yerle alakası yok.Adını direk yazmıyorum çünkü fazla tanıyanı yok buralarda ama belli de olmaz...Muhtemelen de gitti C.. Benim arkadaşım,sonra ikimizin de arkadaşı oldu.Bu arada Aysetun'lara kiracı oldu ama Allahtan benim yüzümden değil..Onunda burada yaşayan bir arkadaşı var, o da bize onu tanıştırdı.

Biz her hafta perşembe öğlenleri buluşup yemeğe gidiyoruz kışın 4 kadın.Politika,kitap,iş ,güç konuşuyoruz.Onlarda çocuk yok ama biri bekar biri de beraber yaşadığı biri var.Bunlar içkiyi çok seviyorlar, Aysetun içki içmez, beni biliyorsunuz zaten..Bu cümleyi niye yazdım çünkü bunlar abartanlardan bazen gündüzden başlayan kadınlardan..Ben onlara herşeyde yardımcı oluyorum ama..Karşılık beklemeden.Faydalı kişilerle tanıştırıyorum ve ne iş yapacaklarına karar vermeye çalışıyoruz.

Sonra birden davranış değişikliğine gidiyor bu C. Sık aramamaya başlıyor önce,ben zaten çok yoğunum ve ancak zaman ayırabildiğimde beraber olduğumuzdan anlamıyorum ..ama Aysetun bir iş var bunda diyor..Sonra biz şimdi bir kaç iş dalını birden yapıyoruz..Yani bir isim altında yaptığımız bir sürü iş var birbirine bağlı.Yakın bir arkadaşımdan telefon geliyor :
-senin bana tanıştırdığın C var ya
- evet..
-Yanında bir yabancı kişi senin şu dalında rakip bir iş için onu bana getirdi..
-İyi de bu iş için görmesi gereken ilk kişi benim aslında.Yani o işi burada tek ben yapıyorum benimle tanıştırması gerek! Tamam yanlış başlamış olmalı ama benim arkadaşım onu bana getirir..Bütün Fethiye dolaşılıyor, o işte çalışıp çalışmadığını bilmiyorum ama benim beklentim çalışsa bile önce beni ziyaret eder, ben bu işi yapıyorum der.Ben de ona rakipte olsa yardım ederim.Ettim, şimdiye kadar gelen her sektörde yaptım bunu.Yapmadı diyen tek kişi bulamazsınız ama Fethiye bitiyor ne o kişi ne de onu gezdiren bana gelmiyor.İnsan olarak yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam.Ben bu insanı evime, işime ve çevreme soktum.Karşılık beklemeden.Sadece İstanbul'dan geldiği için ve Uzunbey'le aynı sektörde çalıştığı için.Benim ilk başlarda burada yaşadığım yalnızlığı burada yaşamasın istedim.Hayatı kolay olsun istedim ama en büyük darbeyi de ben yedim manevi yönden..

Maddi yönden ise Aysetun yedi..Köpek aldıkları için diğer eve çıkmak istediler o ev bahçeli bir evdi çünkü.Şehir içinde apartmanda oturuyorlar..Bunlar çıkarmak istedikleri için evin çeşitli yerlerinde bilerek ve isteyerek kırıp döküp evi bırakıp gittiler..Ev tadilattan geçti ki onlar girmeden yeni yapılmıştı içi..Bahçeye Mü ile beraber döşedikleri nazar boncuğunu bile söküp almışlar giderken..Sanırım mesaj verdiler..ama mesajı aldık artık insanları hayatımıza alırken iki kere düşünüp alıyoruz sayelerinde.

İş konusunda ne oldu? Döndüler ,dolaştılar ve bir iki çalışma yapıp maddi sebeplerden bırakıp gitti işi o adam..Buralarda bazen denk geliyoruz adamla..Sanırım C pazarlamada çalışacaktı..Yapamadı.Burası kolay bir pazar değil.Sanırım burdaki insanlar insanın yüzüne bakınca içini okuduklarından bir iş çıkaramadılar :) Yapsalarda beni etkileyecek konumda değiller zaten.Devam etseydi de zaten piyasanın en iyileri zaten benim müşterim o ancak 2.kalite firmaları alırdı yine işim etkilenmezdi benim.Hatta bana gelseydi belki tutunacak bile vakti olurdu ama o bana hiç gelmedi..Yüzü tutmadı sanırım.Ben de hiç aramadım.Gittiğine de sevindim.İnsan olarak böyle vefasızlıkları gördüğümde nedense içim acır ve gözlerimdeki ışıltı bir an için kaybolur benim.

Pazartesi, Eylül 24, 2007

Bugün ; daha dün akşamdan planı belli bir gündü işte..uzun süredir beklediğim, ama beni yine de sarsacağını bildiğim bir haberle dünü bitirdim ve kayda geçtim. .



Hızla geçip giden hayatın arasından ölümün bahçesine bakarak bir es verdim yaşadıklarıma..


Hayatımın son zamanlarında tanıdığım ve bakış açılarının bir kısmını bile olsa yakalamak istediğim, benim sevdiğim ,onların beni sevdiğine inandığım insanlardan dünya da geçirdiği süre itibarıyla en fazla bu gezegende konaklayan, uzun süredir de kalmak için savaşan , ölüme giderken bile hayata gönül bahçesinden çıkarıp çiçekler sunan bir hanımefendiye veda ettim.
Tanıdığım ve resmen hayata ders veren birlikteliklerini yaşam savaşı olarak gördüğüm bu üç kadın artık iki kaldı..



Hayat suyunu içerken arada her hücremize ulaşması için bir yutkunmak gerektiğini düşündüm ve bu yutkunmaların vücudun her yerine ulaşması için çaba göstermek gerektiğini anladım..Yani bir yanlış bir doğru gibi.Ya da bir yemek bir su gibi. Bir sorun bir çözüm gibi.Hayatın
duraklarını iyi belirlememiz gerektiğini, hızla geçen günlerin aslında yavaş giden bir tren olmadığını sadece midemiz bulanmasın diye etrafa yeterince bakmadığımızı düşündüm.


İnsanlar gördüm..Ölümü bile paylaşım noktası yapabilen..Ya da eski evler gibi içiçe geçmiş hayatlar..Ne zaman mutlu, ne zaman zorlu anlaşılmasına fırsat vermeden sürüp giden.

Bu dünyadan gitmeden, denizin uzaktan az göründüğü bir tepede noktalanmış uzun bir yaşam hikayesi aslında bu..Bir pencere hatta.Sadece arada aralanıp bizi içine çeken ve her aralandığında geçmişte kaybettiklerimizi gördüğümüz.İleride buluşacağımız ya da uzak kalacağımız noktalar.

Ölümve yaşam ; birbirini gören ama köklerinden başka birbirine ulaşan yanları kalmayan iki yalnız ağaçmış gibi durmakta yanıbaşımızda. Bunu sadece yağmuru iliklerine kadar hissettiğinde anlamak , o son noktada kavramak bazen çok acı..Hele bu ıslaklığı uzun süre yaşatmak hayatta mümkün değil.Bu yüzden her ıslandığında kurumak için acele etmeden sindirerek bakın hayata..
Bugün dostların hayata tutunmak için ne kadar büyük bir nimet olduğunu tekrar anladığım zamandır.
Hayat paylaşarak yaşanır.


Çarşamba, Eylül 05, 2007

DEVİN ...

Bu Kedi var ya bu kedi... Aslan çıktı... hem de hepsi...

Bütün blogları dolaşıp yorum bırakan bu arkadaşımıza... ve tüm olayı sahiplenerek destek olan tüm arkadaşlara , herkese çok teşekkür ederim kendi adıma ve bu olayı paylaşan dostlar adına.. Harikasınız...


Dört koltuğun parasını verip bu kapıları açan..İsimsiz Meleğe,

Arşimedmedikal, http://www.arsimed.com.tr/, Faysal Gökgöz ve Mone Medikal A.Ş.'den Hayri Şamlı 5000ytl lik kemoterapi koltuğunu bağışlayan ,

ve koltukları alırken indirim yapan İstikbal Mobilya size de teşekkürler..