baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumartesi, Eylül 08, 2012
Bazen, sadece haddinden fazla özlersin*
Burcu bugün yeni yazı yazmış, yazıda Ederlezi şarkısıyla birkaç sabahtır uyandığını yazıyor, bende çok severim.Onu dinlerken babamı düşündüm.Bugün babamın doğum günü, insan babası için ne yazabilir ki..? Ne yazsa onunla ödeşebilir..? Yaptıkları için zaten ödeşemez de, en azından benim için neler ifade ettiğini biraz olsun anlatabilirsem mutlu olacağım.
Annem sık sık babana benziyorsun der -bazı huyların demek istiyor- fiziken olmasa da ben kendimi her yönden ortaya karışık olarak tanımlıyorum ve bazen benzediğimi düşünüyorum.En azından bazen onun konuşurken cümleyi yarım bırakıp devamını yavaş getirmesi, benim içimden tamamlamam ve doğru çıkması bile bunun örneğidir.
Bu sabah aradım onu telefonundan,yoldalar Kumbağ' a gidiyorlarmış, konuşamadık ,sadece kutladım ama biliyorum ki benim yazdığım her satırı okur, bu yüzden onun için yazıyorum bu satırları ve temmuzda görüşmemize rağmen onu çok özledim.-Anne seni de çok özledim ama bugün babamın doğum günü,o yüzden yazı onun için - :))
Uzun senelerdir ayrı yaşıyoruz, on iki senedir uzaklardayım, tarih olarak 8 eylüllerde ona yakın olmak isterim genelde, yani bu zamanlarda yanında olmak.Her zaman olmuyor ama benim için önemli, son zamanlarda gidip yaş günü hediyesi olarak ben geldim diyorum :))
O' nun yüzünden...
Küçükken bana anlattığı Mişon'lu masallar yüzünden hayalperest olduğumu, küçük yaşta bir kütüphanem ve bir sürü kitabım olduğunu, bana okumayı sevdirdiğini, çok küçüklüğümden beri bana Klasik siyah-beyaz filmleri izlettiğini, beni sanata ittiğini, spora yönlendirdiğini, beraber Michael Jackson kaseti dinlediğimizi, geceleri dışarı çıkınca sapıtmamak gerektiğini,içki içmenin adabını, mantıklı açıklaması olduğu sürece insanları dinlemeyi, büyüklere akıl danışmayı, küçükleri kollamayı, Uzunbey'i anlamayı, politika konuşmayı, ilk pastahane randevularımı onunla yapmayı, sinemaya gitmeyi, İstanbul'u gezmeyi ,anneme söylediğin kantoları, ilk dans derslerini, dört yaşımda ilk restleşmeyi, okeyi, satrancı, ilk Türk Kahvesi muhabbetlerini, ilk hayat derslerimi ve daha bir çok şeyi.. En önemlilerinden birini unutuyordum aslında ,insanın çocuğunu anlamasını... hala uzakta olsan bile çocuğuna dedelik yapmasını, evini açmasını, bunları onun sayesinde çocuğununda en az senin kadar şanslı bir şekilde yaşayabilme şansını yakaladığı için hayata teşekkür ediyorum.
Ve Babam olduğun için...Bana sadece bu güven duygusunu yaşattığın için........
Teşekkür ederim. İyi ki doğdun, İyi ki varsın...... Seni çok seviyorum.
Günün şarkısı .... Senin sevdiğin bu şarkı Annemle ikiniz için, film görüntüleri hepimize armağan olsun :))
Başlık ve resim internetten.
Pazar, Haziran 21, 2009
Biliyorum Ordasın ..
Biliyorum okuyorsun yazdıklarımızı, biliyorum ki iyi bir babasın, biliyorum ki insan olarak da farklısın.. Keşke daha yakın mesafelerde olabilseydik ama biliyorum ki ordasın..Yanımdasın :)Senden daha öğrenecek çok şeyim var, dilerim hep orda olursun ..
Babalar Günün Kutlu Olsun :)
Resim: Renoır
Müzik : Öncelikle Babam için ve tüm babalar için :)
Cuma, Nisan 25, 2008
Üzümhan Yemek Yarışması
Bu sizleri meraklandırdığım günleri işe, annemlere, eve, çağıl'a ve kendime
zaman ayırmaya çalışır vaziyette geçirdim.
Hala faramjitim ve öksürüğüm doğru düzgün geçmedi..
Bu yüzden annemden azar işitiyorum kendine bakmıyorsun diye ama en iyi
baktığım zamanlar aslında bunlar.Bir yerde yanlışlık var ama kavrayamadım.
Annemle babam ne yazık ki bu akşam gidiyorlar.Dün de işe gelmek zorunda
kaldım.
Bugünde hala işteyim.Bu da canımı sıkıyor ama yaşamsal önemi olan bazı teknik
konular yüzünden Uzunbey yok ve kıpırdayamıyorum.Annemle konuştum o da
bavul topluyormuş..Burcuyla da konuştum.Bu günlerde koşturmaktan pek
konuşamadık çünkü..
Yukarıda ki resim Üzümlü resimlerinden..Üzümlünün genel havası bu ve
daha aşağıda göreceğiniz resimlerle de farkedeceğiniz üzere değişik bir cennet..
Eski rum
evlerinden oluşan yerleşik İngilizlerin olduğu otantik bir köy.
Ben annemle babamı oraya geçtiğimiz cumartesi turizm haftası etkinlikleri
dolayısıyla yapılan yemek yarışmasına götürdüm .Hem de Üzümlüyü görelim
dedik.Hava da çok güzeldi ve güzel geçti gezimiz.
DASTAR
serin olması..
lazımdı kenara ama biz yoğun çalışmaktan bir türlü Üzümlüye gidemedik.
Rumlardan kalan ve Türklerin onlardan kullanmayı öğrendikleri dastar tezgahları..
Şimdi tekrar kurslarla ve desteklerle canlandırılmaya çalışılıyor dokumacılık.
Yemek yarışmasında gözleme (saç böreği) ikramı da yaptılar..
Patlıcanlı pilav, sanırım ikinci oldu..
Sarmalar gerçekten nefisti :))
Yarışmaya katılan tüm yemekler ,tadımdan sonra bahçedeki herkese servis yapıldı.
Benim tabağıma bile almadığım sarı ot birinci seçildi..Bence yöreselliktendi..
Favorim ilk sırada görülen tavuk sarma idi..Etsiz çiğ köfte ,sarmalar çok güzeldi..
....... ...... ........
yapıp içiyoruz :))
En büyük zevklerimden birisi de sevdiklerimle Türk kahvesi içmek..Gördüğünüz
üzre köpüklü yapmakta en büyük zevkim.
bana getirmiş ama benim seçtiklerim daha sonra..Bunlar hediyeler..





Bu güzelim panoyu annem anneannemden kalan etamin işinden yapmış, tam da benim koltuklara uygun aksesuarlar aranırken süper oldu :)) Eline sağlık annecim :)
Annemin keçeden yaptığı yaka çiçeği..Ben bayıldım ama bir tane yaptığından ve sergileri için kullanacağından el koyamadım :))
Bu güzelim panoyu annem anneannemden kalan etamin işinden yapmış, tam da benim koltuklara uygun aksesuarlar aranırken süper oldu :)) Eline sağlık annecim :)
Bu arada sergilerini yazarım,yolu düşen uğrasın ,nefis şeyler yapıyorlar..
Burada pembe ağırlıklı çıkmış ama çok kibar bir rengi var diye ben aldım ..
Maviyi çok sevdiğimden bana özel yapılmış fular :)
Ebru cep telefonluk..
Annemin yaptığı kolye..
Ebru masa örtüsü..2 tane ama diğeri mavili..
Burcu ile ikimize yaptığı kedicik..
Kırkyama yastık
Ortadaki desen eski etamin bir örtüden..Kırkyama çalışması bir yastık.
Kırkyama diğer yastık..
Benim süper yastıklarım :))
Beşli çay içmeye başladım Biyodan özenip..Sanırım ödemden de kurtarıyor,yağlarla birlikte..

Turizm haftası etkinliklerinde otantik yörük oyunlarıyla Fethiye Gazi İlköğretim Okulunun öğrencileri..
Yoğunluktan yazamadığım günleri sırasıyla yazacağım.Annemler ne yazık ki bu akşam yolcular..Şimdiden gidecekleri için huzursuz oluyorum..
Yoğunluktan yazamadığım günleri sırasıyla yazacağım.Annemler ne yazık ki bu akşam yolcular..Şimdiden gidecekleri için huzursuz oluyorum..
Annem ve Babamla pazara çıktık, yürüyüş yaptık, evde sohbet ettik,köpüklü kahveler yudumladık ön balkonda, arkadaş ağırladık,gezmeklere gittik, dizi izledik,ben bilmediğim kişileri sordum dizi izlerken, bazı günler aynı dizileri izledik, İki aile,Avrupa Yakası, Hatırla Sevgili ve Asi gibi :))
Bol bol çay içtik, diet üstüne konuştuk, kendimi korumadığım için soğuktan ve kendime bakmadığım için annem bana kızdı, ben sabunluk, o örgü ördü, her gördüğümüz örneği dibine kadar tartışıp ne yapabiliriz yaptık, Babamla Çağıl ders çalıştı-babam emekli matematikçi ya- babam hızını alamadı gel seni çalıştırayım sende çağılı çalıştır dedi, uzunbey çok çalıştı, annem onu korudu her çıkıştığımda :P , bende ona uzunbeyin annesi ismini taktım, gördüğüm tüm güzel çiçeklere baktım, annemde yeter artık çok çiçeğin olmuş dedi, babamla yalnız kaldığımızda dedikodu yaptım, bazen bir olup annemi kızdırdık, annem başkalarına beni anlatırken bazı huyları babasına benzer dedi,benim hoşuma gitti,çünkü annem çok yumuşak ve pozitif bir kişilik, ben öyle olamam :) bol bol bana fikir verdi, ara ara duygulandı, bu da beni ve babamı üzdü..Meğerse beni anneanneme benzetiyormuş, hüzünlü hüzünlü bana baktı ,beni de hüzünlendirdi..Çok nefis ve tadına doyulmaz günler geçirdik,gidiyorlar diye burada kesmeyeceğim hikayeyi, resimler bol,bitene kadar anlatacağım annemle ve babamla geçen günleri..
Salı, Ekim 09, 2007
Yeni Öğrenci velisi...
Çok sevdiğim bu karikatürü yine okuyunca sevdiğim bir yazıyla beraber kullanmak istedim :)Üstteki karikatür şu an hamile olan Sugibi ve Huysuz ve Tatlı için geliyor..
Aşağıdaki yazıda Mutfakcamı Burcu ve okula başlayan tüm miniklerin annesi için ...
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=6964 linkten ya da
Yaşayan hıyarlar (sakın üstüne alınma burcu aynen yaşadık hepimiz :)
Ayça Şen
(Korkulu ecukeyşın filmi) Kusura bakmayın ama psikolojik durumum yazı yazmaya müsait değil ve acele acele yazıp hemen perdeleri kapatıp uyumam gerek bütün gün. İnsan yaş geçtikçe depresyon gibi naneleri eskisi gibi kanırtarak yaşamıyor, böyle sevimsiz bir hal geliyor, sistit olmuş gibi, bağırsak gazı gibi, ince ince, fazla üzülmeden, müzmin bir hal alarak yaşıyor, dolayısıyla şiddetli ağlama krizleri şeklinde değil, ara ara, sızı sızı zırlayarak geçiştiriyor. Zaten yaş ilerledikçe gözyaşı kalitesi de düşüyor, buna mukabil gözyaşına değer bulduklarımızın kalitesi giderek artıyor; çocuk gibi, erdem gibi, vicdan gibi... Ay böyle arabesk ifadelerden hiç de hoşlanmam ama dediğim gibi ne sizinle ne de kendimle uğraşacak haldeyim, dolayısıyla önyargılarınızı ister önünüze, ister arkanıza alınız, bu şu anda hiç de umrumda değil değerli okur. Hani 'Üç aylık ömrün kaldı, zktir git ne bok yiyorsan ye' denilen hastalar için psikiyatrlar 'Bu tip hastaların ruhsal durumları gözle görülür biçimde değişir, düzelirler, cillop gibi olurlar' filan diyor ya, işin kötü tarafı, nerden baksan 30 yıllık ömrü kalan biri için, bu süre oldukça uzun. Memo dün ilk kez öğrenci 'reşitizmi'ni yaşayarak okula tek başına servisle gidip servisle döndü. Okul kapısı bekçiliğim dün itibarıyla okulun ikinci haftası sona erdi. Fakat her şeyini; kalemlerini, su matarasını, beslenme kutusunu, ilkokula başlama hediyesi diye aldığım saatini kırmış, iki defteri vardı, ikisini de hacamat etmiş, süveter ve hırkalarını kaybetmiş, viran bir halde eve döndü. Birden bire Memo ile geçireceğim (inşallah) 15 yıllık öğrenim hayatı gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti. Büyüdükçe mi bu kemikleşti bilmiyorum ama, 'hayatta başarılı insan' prototipi ille düzenli olan, eşyalarına kıymet verip hor kullanmayan, filan da falan da insanlar gibi yerleşmiş. Ki, çocuğum olana dek bu tip klişelere gazlı gazlı gülerdim. Oysa şimdi annemin ruhu kaçmış gibi içime. Memo bu sabah "Okula gitmek istemiyorum, orada başıma felaketler geliyor, öğretmenler asker gibi, asker gibi olmak istemiyorum" diye ağladı! Sınıfları 40 kişi. Özel okulda olsa eşyalarını çocukların yanına verirler ama bu kez sorumluluk öğrenemez herif, zaten beni zengin sanıyor, diğer çocuklarla aşık atmaya kalkar, ben baş edemem. Bu yazıları okul idaresi okuyormuş, öğretmenine de okutuyormuş; artık sustalı maymun gibi olmak zorundayım, her istediğimi de yazamam (mesela). Velhasıl kelam, sabah zırlarken annem içeri geldi, "Bunlar çok doğal kızım, ben seni her sabah okula çığıra çığıra yollardım, tırnaklarımın ucundan ter akardı, sakın ola ki çocuğa 'Her şeyini kaybediyorsun, bir işe yaramazsın' mesajı vermeyesin, ömrü boyunca bu haftaların ezikliğini taşır, aman ha; yanlışlıkla olmuş, olur böyle de, bir dahakine dikkatli ol de" gibi şeyler dedi. Şu aralar yetişkin ergenliği yaşıyorum. Yetişkinliğin ergenliği de meğer çocuk yapıp onu okula yollamakmış. Bu ergenlikten ne zaman kurtulacağız? Aha da size yemin, bu bir buçuk haftada saçlarımın önleri ve yanları beyazladı. Ha, bir de çok önemli bir konuya değinmek istiyorum: Çocuk sahibi olup da çocuğunun okulda ne kadar iyi olduğunu, süper uyum sağladığını anlatıp bizim gibi 'hayatta başarısız' annelerin içini kanırtan o kadınları arkadaş bellediyseniz, derhal elinizde ne varsa bırakıp o körolası kadıncaazın saçını tek elinizle tutup burgu yapıyorsunuz, sonra kafasında tek tüy kalmayıncaya kadar öne arkaya ritmik hareketlerle sallıyorsunuz. Elinizin mükemmel vakumu sayesinde bir yere kaçamayacak o cehennemin dibilik kadınların, şu mübarek günde Allah menopozunu yaklaştırsın, kocasının cep telefonunda erkek ismiyle yazılmış kadın numaraları bulsunlar inşallah. Beni şu dönemimde tek ferahlatan şey, iki-üç kız arkadaşımın benzer sorunları yaşayıp kendilerini yetersiz hissettiklerini anlatmaları oldu. Cehennem büyük ihtimalle tek kişilik olmalı. Herkes tek başına oraya düştüğünü sanıyor olmalı. Herkesin böyle şeyler yaşadığını duyunca derin bir nefes alıyorsun, düzeleceğini, işin normalinin bu olduğunu düşünüyorsun. Asla ilaç almayan bendeniz, bu hafta iki kutu baş ağrısı ilacı bitirdim. Ha, babalar mı? Cennet çoktan anaların ayaklarından alınıp noterde babaların üstüne yapıldı bile. Onlar mutlu, onlar soru(m)nsuz, onlar evhamsız. Tek hıyar biz kaldık.
.......
Ayça Şen yazmış..Hepimiz bir şekilde geçtik bu yollardan az sabır ve baş edemeyince gerçekten annenizi arayıp kendi okul maceralarınızı dinleyin..İyi geliyor :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
