pazar günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pazar günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Şubat 01, 2010

Özledim seni..

Bugün haftasonu kahvaltısını evimizde yumurtalı mantar ve pazardan alınan gözleme ile evde yapıp yürüyüş için sadece dışarı çıktık. Daha doğrusu ben çıktım. Çağıl ilk defa bugün evde, dün dershanesi bitti. Bir hafta tatiller.Uzunbey Çağıl'ı balığa götürmek istedi ama hava kötü olunca dışarı çıkmak istemeyen Çağıl evde kaldı. Herzamanki ekip olarak dışarı çıkıp pazar günü yürüyüşümüzü yaptık.Fotoğraflar herzamanki gibi tersten ama gidip geldiğimiz yol aynı olunca çok farketmeyecek..

Bugünkü gezi hedefimiz şu karşıda gördüğünüz tepe ama giderken bunu bizde bilemedik, doğaçlama olarak tepeye çıkmaya başladığımızda farkettik.
Arabayı Koca Çalış'ta bırakıp yürümeye karar verdik, iyi ki öyle yapmışız çünkü arabadan indiğimiz gibi esen rüzgardan denizkenarında yürüyüş yapamayacağımız belli oldu. Başladık yavaşça arada yürüyüş yaptığımız arka yolda yürümeye..
Çalış Baba türbesi..
Yolun başı ya da sonumu deseydim :)

Dönüşte çektiğim bu bahçe fotoğrafında Uzunbey'e boş bahçe gördüm mü dayanamıyorum diye konuşuyordum..
Evlerin yanında, tepenin arkasında rüzgar almayan tarafta yürüdüğümüz yol.

Mantar

Görünen sahil Koca Çalış dediğim bölge. Hani kahvaltıya gidiyoruz ya deniz kıyısında, kışın da bazen yürüyoruz.. Tepenin göründüğü fotoğraftaki yerden itibaren Koca Çalış. Burada bir kısmı gözüküyor..
Tepenin sağ tarafı Kargı Karataş Plajı, Kargı muhtarlığı işletiyor, koruma altında -carettalardan dolayı, resimdeki restaurant daha önce balık yediğimiz kır lokantası.. Plajın girişi yazın ücretli, biz genelde orta kısımdaki ağaçların ilerisinden bir girişi var arabayı oraya çekip daha sakin yerde denize gidiyoruz, Ares olduğu için hem insanlar rahatsız olmuyor hem de biz onu serbest bırakıp rahat ediyoruz.Kışın da yürüyoruz bir uçtan bir uca.. İlk girişteki küçük koy genelde köylünün tercih ettiği kısım.. Küçük ama taşlı bir koy olduğundan ben pek sevmedim. Dibinde ucu keskin kayalar var denizde..Bu sene girişi küçük koydan ileri koymuşlar böylece ücretli kısım uzun kısım olmuş sadece.
Tepeden adanın görüntüsü ..Şovalye adası ve arkasında Fethiye . Karşıda görülen plaj Çalış..

Burası Karataş Plajının arkası .. Denizin kenarındaki ormanlık alan Akmaz denilen yer. Günlük ağaçları altında tatlı suyla denizin buluştuğu güzel bir piknik alanı..
Yukarı çıkarken Uzunbey önde Ares arkada ben de fotoğraf çeke çeke çıktık bu yollardan.
Fotoğraf çekerken yorulmuyorum, keyifli molalar vermiş oluyorum. Hem yavaş yavaş çıkmış oluyorum ki bu tepe oldukça dik bir tepeydi zaten.Normalde benim gibi kilolu olup bu kadar yürüyen biri yoktur sanırım :) Genelde hareketsiz olur ya şişmanlar. Ben hem kilolu hem de hareketliler grubundayım. Eskiden kalma bir alışkanlık sanırım.Birde sonradan ısınıyorum, önceleri yavaş hareket edip sonra gücü tükenmeyenlerdenim.. Spor yaparken eskiden uzun mesafe koşularda iyi olmam bu sebepledir. Bazen eski günleri özlüyorum..
Karşısı Kargı köyü ve Çiftlik beldesi.. Her ikisi de bitişik ve Muğla yolu kenarında.

Yanından geçip yürüdüğümüz site tepenin tam arkasında. Buraları genelde sulak yerler.. Belirgin bir şekilde su var ve zaten sabahtan da yağmur yağdı, biz yürüyüşten döndüğümüz anda hava tekrar setleşmişti, yağmur ve rüzgar daha şiddetlenerek devam etti..

Tepeye çıkarken dayanamayıp çektiklerimden..
Arada rastladığım güzellikler..

Aslında yolun diğer tarafından tepeye çıktık ama azgın köpeklerini bağlamadan dolaşanlar yüzünden tepenin diğer tarafından indik. Karşıda her zaman yürüdüğümüz toprak yol.. Araba az geçtiğinden bu toprak yolu yürümek için tercih ediyoruz..

Yolda yürürken tepeye çıkmayı tercih eden Ares :)

Yolda papatyalar vardı.. Yürüyüş bittiğinde arabaya binip alışverişe gittik, marketten çıktığımızda yağmur yağmıştı. Eve dönüp balkonda mangal yapıp yedik. Sonra herkes kendi köşesine çekildi. Ben yazıyı yazmaya başlayıp tv de wipe out finalini seyrettim Çağılla.. Arada fotoğraf makinamla eve girmeden çektiğim yılbaşı çiçeklerimi ve Talinden(2. el pazarında) aldığım peçeteliklerimi görüntüledim.
Kendime duble kahveli bir orta şekerli Türk kahvesi yaptım ve keyifle tv karşısında içtim.

Fincanları özel olarak aldım çünkü böyle ağzı geniş eski fincanları çok seviyorum. Babam Türk kahvesini çok sevdiğinden evde kahveleri 10 yaşımdan beri ben yaparım. Yalnız içmezdim genelde ama artık büyüdüm galiba kendi kendime yapıp içtim, çok da güzel olmuştu. Muhabbetsiz olmaz genelde yanımda birileri varmış gibi de güzel geldi :)

Geçenlerde masanın üstüne toplamıştım bir kaç çeşidi, artık hava soğuduğundan fazla çıkmadığımızdan elimin altında olsun istemiştim.

Üç büyük, iki küçük yılbaşı çiçeğim var. Büyüklerin ikisi aynı renk sanırım. Pembeler çiçek açtı aynı zamanda.. Demirköyden getirdiğim daha açmadı. Bu balkondaki..

Bu da bahçedeki çamın altındaki yılbaşı çiçeği..

Cumartesi evden çıkmadım. Geç kalktım sayılır ve kitap okudum yatakta. Benim için büyük bir lüks bu :)) Sonra da biraz nete takıldım. Keyifli iş yaptım evde, o nasıl oluyor.. Özlemişim evi ve iş yapmayı, her işim koşturmaca genelde.. Yemek yapmak, iş yapmak, ortalığı toparlamak, oysa çekmece içleri,ütüler beni bekliyor.. Zaman buldukça bunları yapmak bana keyif veriyor. Bu aralar yardımcım yok ama uygun birini bulduğumda alacağım. Bana eziyet etmeden iş yapan birisini bulunca hemen alacağım.
Geçen hafta iki gün yemek yarışmasını seyrettim de.. Yarışmada mutfak dağıldı falan diyorlarda benim için bir yeri dağıtmak beş dakika, ben işten gelip yemek yapmaya girdim mi, yarışma sonrası gibi yapabilirim mutfağı uğraşmadan :)) Zaten bulaşık yıkamaktan hiç hoşlanmadığımdan arkamdan biri toplarsa çok memnun olurum da kimse toplamıyor işte.Yine ben girip topluyorum. Oysa yemek yapmak ve sofra hazırlamak bence çok keyifli..Çok hızlı da yapabilirim.. Eskiden beri de merakım vardır sofra düzenine ve yemeklere..
Çocukken annem çok meraklıydı, bende erken evlenince ve katıldığım sosyal gruplarda bu tarz şeyleri öğrenmek için önceleri çok zamanım oldu. Çağıl ilkokula başlayana kadar çalışmadım ve İstanbulda günlerim vardı bir ayda iki gün. Çoğu kadın böyle etkinlikleri genelde hor görür ama insanlar önemlidir bu tarz işlerde. O olguyu paylaştıklarınız çok önemli hem de. Ben o iki günde benden büyük insanlardan çok şey öğrendim,onlara da eminim çok şey öğrettim. Böyle paylaşımcı ve birbirini seven gruplar okul gibi oluyor.. Her günüme mesela değişik ikramlar yapardım, tarif defterimde her çeşit ikram vardır. Misafirden önce liste yapar bir gün önce de alışveriş yaparım.Hala aynı düzende gidiyorum mesela.. Buraya geldiğimden beri daha hızlı menülere sahip olmam gerekti çünkü bazen gündüz konuşup aynı gece ağırladıklarımda olabiliyor. Oysa bir tören gibidir hazırlık benim için, keyifli ve zamanı bol şekilde hazırlanmak bana keyif verir.
Farkettim ki sevdiğim insanlarla içki içmek benim için özel bir olay. Yani sevdiklerimle sevdiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum.. Oysa Türk kültüründe kadın hizmet ettiğinden genelde rakı içmek pek rahat olmuyor, ya muhabbet ya da hizmet etmek gerekli rakı sofrasında.. Önceden hazırlasanda hemen servis istediğinden muhabbet kesiliyor, ikide bir sofradan kalkmak zorunda kalıyorsun. Bu söylediğim evde kendi hazırladığım sofralar için geçerli.Rakı bir de meze istediğinden sofrayı bırakıp kalkamıyorsun da.Bu yüzden dışarıda rakı içmek evsahibi kadın için daha mantıklı.. O da bazen masanın konumu, gidilen yerin sıcaklığı, muhabbet için yakın düşmek gibi ayrıntılar önemli.. Uzun süredir içki yazmamışım. Dün düşünürken aklıma geldi. Uzunbey meze aramaz, uzun durunca da sıkılır bu yüzden belki daha az rakı içiyoruz. Şarabı da ben sevdiğim için sanırım tercih ediyor. Ben şarabı seviyorum, rakı da seviyorum. İçki içmeyi ben daha çok seviyorum zaten.. Neyse yazıyorum ya bu muhabbet kalkıp şarap açıp içmekle son bulacak gibi, kesiyorum.. ama içki içmek güzel bir şey.Adabıyla içenlere de hastayım. Çabuk sarhoş olanlara uyuz olduğumdan zaten dışarıda içmeyi değilde evde içmeyi , daha sakin mekanları ya da içkiye göre müziği hoş olan yerlerde içmeyi seviyorum.. Güzel adamlar güzel içer de diyeyim tam olsun :) Burada adam kelimesi insanoğlu anlamındadır aslında cinsiyet içermez-
İnsanlar bazen beni hasta ediyor, iş anlamında ne yaparsanız yapın herkesin beklentisi çok fazla. Kimse durması gereken yeri bilmiyor. Bu yüzden sınırlarını şaşırıyor. Geçen hafta bir kaç kere müdahale etmek durumunda kaldım ki bu da beni yordu. Oysa ben çalışmaktan ve işimden çok keyif alan biriyim. En yoğun çalışan insanlardan biriyim aslında. Benden yoğun kimse yok ama benim zamanımı harcamaları açısından beni delirtebilecek rahatlıkta olanları da var. Ben şu an kendi işimde, Çalış karnaval komitesinde, Fethiye Kültür Etkinlikleri komitesinde, dernekte faal olarak, haziran ayında da Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali komitesi olmak üzere bir sürü etkinlikte görevliyim. Evi ve Çağılın bu sene ki durumunu saymıyorum bile.. Kendi işimde üç ayrı grup işi birbiriyle beraber götürüyorum. Bu kadar olay üstüne bekleten, toplantıya geç kalan ve hala bana çok yoğunum diyen insanlara da benim kadar olamazsınız diyorum. Haftanın yaklaşık altı günü dışarıda ve görevli geçiriyorum.Bazı işlerde gönüllü olmam o işleri umursamadan yapmamı gerektirmiyor. Aynı ciddiyetle yaptığım için aynı ciddiyeti de bekliyorum doğal olarak.. Sonra söyleyince de çok sert biri oluyorsun diyorlar da başka türlü olursa bu işler bitmez ki. İş konusunda ciddi ve çalışkan biriyim aslında keyifli yapmam iyi yapmamamı gerektirmiyor.
Bugünki sanat etkinliğimiz bir şiir..
ÖZLEDİM SENİ..
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
'git artık' demek
'beni ne kadar çabuk unutursan,
o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa'
demek sana ne de zor seni görmemek
ve belki yıllar sonra karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....
Can YÜCEL..
Çok sevdiklerimden.. Yazıyı değiştirmeden ve silmeden yollamak istiyorum.Bu yüzden nokta.

Salı, Eylül 15, 2009

Sevmekten kim usanır..

Geçen cumartesi Göcek'e gideceğimizi yazmıştım.Ben yanlış anlamışım ,randevuyu alan Uzunbey Köyceğiz demiş ben Göcek anlamışım :)) Bende şu saatte orada olmalıyım diye söylediğinde buradan 15-20 dakikada gittiğimiz Göcek için neden bu kadar acele ediyor diye düşünmüştüm. Orada fotoğraf makinamın pilinin şarjı bittiğinden Çağıl' ın cep telefonuyla çektik fotoğrafları.. Sen şarjı yedeklememişsin, yanına pil almamışsın hatta makinanın kartını evde bilgisayarda unutmuşsun muhabbetiyle dalga geçtiler benle.Kartı arabada kullandığımız müzik kartıyla hallettik derken makina kabul etmedi, zaten pillerde bitik, cep telefonuna kaldık. Yine de resimsiz kalmadık ve Çağıl bilgisayarda masa üstüne koydu fotoğrafları..

Burası Köyceğiz, o kadar küçük bir yer ki aradığınız caddeyi sorduğunuzda kimi arıyorsunuz diye soruyorlar..Bizde şu caddede Karen diye bir İngiliz dedik.. Fırından dönün soldan 4. ev diye tarif ettiler :) İşimizi çabuk halledip evin önünden gözüken suya doğru yürüdük ve sahile şöyle bir baktık Köyceğizde.. Çok sakin ve o gün ara ara yağışlı olduğundan etrafta pek kimse yoktu.

Gölün görüntüsü sakin ve hafif esintiliydi, kendimi BüyükÇekmece de hissettim bir an..


Bu da sokaklardan bir görüntü.. Eski bahçeli evleri ile aslında bize hoş gelen bir hali vardı..
Dönüşte Dalaman'da Köfteci Efe'de yemek yedik ve beni eve bırakıp işe gitti bizimkiler..

Pazar günü geç kalkıp çok güzel bir kahvaltıdan sonra Koca Çalış'a Ares'i yürüyüşe götürdük.. O koştu, biz yürüdük..


Bu toprak araba yolunda yürüyoruz genelde.. Sağ tarafta büyük bir site var ve bu yol sakin oluyor ..


Yolun kenarındaki siteden görüntü..


Çalış Baba 'nın türbesi yazıyor ama bence uydurma bir isim bu. Kaydı yok hiçbir yerde.


Yolun yarısını yürüyüp döndük ve deniz kıyısında ben deniz kabuğu ve yengeç parçaları topladım,onlar gezdi..


Sonra Çağıl ve Ares'i evde bırakıp Üzümlü'ye arkadaşlarımıza yemeğe gittik. Bu aile İngiliz Hanım ve Türk Bey'den oluşan yaşları bizden büyük ama sevdiğimiz bir aile.. Daha öncede kaktüslere düşkün evin hanımının kaktüslerini çekmiştim .. Bu sene büyümüşler, bunda kaktüslerin limonlukta yaşamasının da faydası çok.


Karışık kokteyl saksı..


En soldaki dışında diğerleri çelikten yetişmiş..


Balkondan dağ manzarası.


Bahçede değişik meyve ağaçları , değişik tarzda asmalar ve güller vardı.


Yine bir kokteyl saksı.



Geçen seneye göre bitkiler daha bir büyümüş ve bahçe güzelleşmiş geldi.


Damla sulama ile sulama işini çözmüşler.Normalde bir günde suladıkları bahçeyi 2-3 saatte bitiriyorlarmış şimdi. Zeytin ve iğde gibi ağaçlar ve değişik tarzda biberler vardı bahçede.


Böğürtlenleri unutmak mümkün değil.. Üzümlü Fethiye'ye göre yayla olduğundan daha böğürtlen mevsimi bitmemiş..

Bahçenin değişik köşelerinde evin beyinin ilgi alanına giren asmalar var. Buradan topladıkları üzümlerle kendileri içmek üzere evde şarap yapıyor ve misafirlere ikram ediyorlar. Onlara benim de ne kadar çok evde şarap yapmayı istediğimi ve fırsat bulduğumda şarap yaparken çıraklık yapmak istediğimi anlattım..Emekli olunca da evde yapmaktan bahsettim.. Çok hoşlarına gitti ve sen emekli olduğunda biz burada olmayız herhalde dediler.. Benim kadar kızları olduğundan sanırım bu cümle.. (Gözlüklerimi çıkardığımda çok genç görünüyorum aslında Minimalist bile bana gözlüksüz fotoğraf koy bloğa, çok farklısın dedi :)) ama ben gözlüklü halimi daha çok seviyorum.. Yani sözün özü beni genç bulduklarından bu çok çalışma meselesi..Ben o kadar uzun çalışmayı düşünmüyorum belki bu umduğunuzdan daha yakın olabilir dedim, gülüştük..

Oturduğumuz ve yemek yediğimiz balkon.

İzin isteyip bahçenin resimlerini çektim, o arada içeride herşey hazırlanmıştı zaten.. İngiliz-Türk karışık bir muhabbette oturduk ve yukarıdaki fotoğraftaki yemekleri yedik..


Mercan çiçekleri evin önünde muhteşem güzellikte görünüyorlardı.


Geçen sene bu zamanlarda hava güzel olduğundan havuz keyfi de yapılmıştı.O gün kimse havuza yanaşmadı, oysa ben soğuk suları sevdiğimden tek başıma keyif yapabilirmişim :))


Evin iki tane köpeği olduğundan havuzbaşına bu sene demir kapı yapmışlar, köpeklerden biri aklına estiğinde girip yüzüyormuş :)


Gelelim ev yapımı şaraplara.. Geçen sene bir öküzgözü içmiştik nefisti bu seneki biraz genç geldi bana .. Bu yüzden diğerinden devam ettik.. Harikaydılar ,evin beyine evde şarap yapımıyla ilgili bir site var çok güzel, onu önerdim ve bütün gece şaraplar konusunda sohbet edip durduk.Bu muhabbet devam ederken yeni tanıştığımız bir İngiliz Hanımın Türk arkadaşı ünlü bir şarap markasının temsilcisi çıktı :)
Çok keyifli bir geceydi..
Mutfağa girip çıktıkça bulaşıkları makinaya yerleştirdim bir yandan .Evin sahibesine yardımcı olmaya çalıştım.Onbeş kişilik bir sofra hazırlamak bile yormuştur muhtemelen.. En azından bir kısmına yardımcı olmak istedim..



Arada hoş ayrıntılar içeren yerleri de çektim :) Oldukça güzel geçen bir yemeğin ardından tatlı faslı ve dalından toplanan meyvelerle geceyi tamamladık..



Bu biberler bana Meyvelitepe'nin gönderdiği ve kendi yetiştirdiği çok acı biberler olup adları Thai Biberi :))
Ben ona nasıl yemesi gerektiği hakkında tavsiye de bulununca illa sen dene diye bana gönderilen biberler.. Thai Biberlerinin acılık değeri 100.000 . (Normal acı biberler 4000 derece ) Nasıl bir şey demeyin, link verdiğim yazıyı okuyun ve benim etrafta acı sevenlere uygulayacağım denemeleri takip edin derim :))
Teşekkürler Meyveli Tepe biberler için :)
... ... ... ...


Süreyya Operası 28 eylülde perdelerini açıyor.. Etkinlikler başlıyor.İlk etkinlik 4 el piyano Konseri.. Ufuk-Bahar Dördüncü. İstanbuldakiler haberiniz olsun..


... ... ... ...


10 ekimde bir terslik olmazsa bizde turla Likya Şarapçılığın bağbozumuna gidiyoruz Antalya Elmalı'ya :))

... ... ...

Bu aralar market alışverişi konusunda bizde buralarda insanları uyarmaya ve çanta konusunda bilgilendirme çalışmaları yapmaya başladık.. Migros % 100 geri dönüşümlü poşetlere geçmiş bile.. Umarım diğerlerine de örnek olur bu durum. Çantam yanımda olmasa da olabildiğince az poşet almaya çalışıyorum. Bu arada annem bana Kırkyama dan alışveriş çantası yapmaya söz verdi, sanırım yakında gelir bana. Bende sizin için görüntülerim.

Hatırlatmak istediğim bir nokta var ki çöp ayrımı çevrenizde uygulanmasa bile siz çöplerinizi ayrım yaparak atarsanız en azından onları toplayan insanlar tarafından geri dönüşümünü sağlarsınız..

Günün şarkısı : Teoman Alpay'dan. Sevmekten kim usanır..
Bir arkadaşım bana hep hüzünlü şarkılar seçiyorsun demişti ama onları çok seviyorum, Türk Sanat Müziğinin yerini de hiç bir şey tutmuyor..