yol hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yol hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Eylül 15, 2009

Sevmekten kim usanır..

Geçen cumartesi Göcek'e gideceğimizi yazmıştım.Ben yanlış anlamışım ,randevuyu alan Uzunbey Köyceğiz demiş ben Göcek anlamışım :)) Bende şu saatte orada olmalıyım diye söylediğinde buradan 15-20 dakikada gittiğimiz Göcek için neden bu kadar acele ediyor diye düşünmüştüm. Orada fotoğraf makinamın pilinin şarjı bittiğinden Çağıl' ın cep telefonuyla çektik fotoğrafları.. Sen şarjı yedeklememişsin, yanına pil almamışsın hatta makinanın kartını evde bilgisayarda unutmuşsun muhabbetiyle dalga geçtiler benle.Kartı arabada kullandığımız müzik kartıyla hallettik derken makina kabul etmedi, zaten pillerde bitik, cep telefonuna kaldık. Yine de resimsiz kalmadık ve Çağıl bilgisayarda masa üstüne koydu fotoğrafları..

Burası Köyceğiz, o kadar küçük bir yer ki aradığınız caddeyi sorduğunuzda kimi arıyorsunuz diye soruyorlar..Bizde şu caddede Karen diye bir İngiliz dedik.. Fırından dönün soldan 4. ev diye tarif ettiler :) İşimizi çabuk halledip evin önünden gözüken suya doğru yürüdük ve sahile şöyle bir baktık Köyceğizde.. Çok sakin ve o gün ara ara yağışlı olduğundan etrafta pek kimse yoktu.

Gölün görüntüsü sakin ve hafif esintiliydi, kendimi BüyükÇekmece de hissettim bir an..


Bu da sokaklardan bir görüntü.. Eski bahçeli evleri ile aslında bize hoş gelen bir hali vardı..
Dönüşte Dalaman'da Köfteci Efe'de yemek yedik ve beni eve bırakıp işe gitti bizimkiler..

Pazar günü geç kalkıp çok güzel bir kahvaltıdan sonra Koca Çalış'a Ares'i yürüyüşe götürdük.. O koştu, biz yürüdük..


Bu toprak araba yolunda yürüyoruz genelde.. Sağ tarafta büyük bir site var ve bu yol sakin oluyor ..


Yolun kenarındaki siteden görüntü..


Çalış Baba 'nın türbesi yazıyor ama bence uydurma bir isim bu. Kaydı yok hiçbir yerde.


Yolun yarısını yürüyüp döndük ve deniz kıyısında ben deniz kabuğu ve yengeç parçaları topladım,onlar gezdi..


Sonra Çağıl ve Ares'i evde bırakıp Üzümlü'ye arkadaşlarımıza yemeğe gittik. Bu aile İngiliz Hanım ve Türk Bey'den oluşan yaşları bizden büyük ama sevdiğimiz bir aile.. Daha öncede kaktüslere düşkün evin hanımının kaktüslerini çekmiştim .. Bu sene büyümüşler, bunda kaktüslerin limonlukta yaşamasının da faydası çok.


Karışık kokteyl saksı..


En soldaki dışında diğerleri çelikten yetişmiş..


Balkondan dağ manzarası.


Bahçede değişik meyve ağaçları , değişik tarzda asmalar ve güller vardı.


Yine bir kokteyl saksı.



Geçen seneye göre bitkiler daha bir büyümüş ve bahçe güzelleşmiş geldi.


Damla sulama ile sulama işini çözmüşler.Normalde bir günde suladıkları bahçeyi 2-3 saatte bitiriyorlarmış şimdi. Zeytin ve iğde gibi ağaçlar ve değişik tarzda biberler vardı bahçede.


Böğürtlenleri unutmak mümkün değil.. Üzümlü Fethiye'ye göre yayla olduğundan daha böğürtlen mevsimi bitmemiş..

Bahçenin değişik köşelerinde evin beyinin ilgi alanına giren asmalar var. Buradan topladıkları üzümlerle kendileri içmek üzere evde şarap yapıyor ve misafirlere ikram ediyorlar. Onlara benim de ne kadar çok evde şarap yapmayı istediğimi ve fırsat bulduğumda şarap yaparken çıraklık yapmak istediğimi anlattım..Emekli olunca da evde yapmaktan bahsettim.. Çok hoşlarına gitti ve sen emekli olduğunda biz burada olmayız herhalde dediler.. Benim kadar kızları olduğundan sanırım bu cümle.. (Gözlüklerimi çıkardığımda çok genç görünüyorum aslında Minimalist bile bana gözlüksüz fotoğraf koy bloğa, çok farklısın dedi :)) ama ben gözlüklü halimi daha çok seviyorum.. Yani sözün özü beni genç bulduklarından bu çok çalışma meselesi..Ben o kadar uzun çalışmayı düşünmüyorum belki bu umduğunuzdan daha yakın olabilir dedim, gülüştük..

Oturduğumuz ve yemek yediğimiz balkon.

İzin isteyip bahçenin resimlerini çektim, o arada içeride herşey hazırlanmıştı zaten.. İngiliz-Türk karışık bir muhabbette oturduk ve yukarıdaki fotoğraftaki yemekleri yedik..


Mercan çiçekleri evin önünde muhteşem güzellikte görünüyorlardı.


Geçen sene bu zamanlarda hava güzel olduğundan havuz keyfi de yapılmıştı.O gün kimse havuza yanaşmadı, oysa ben soğuk suları sevdiğimden tek başıma keyif yapabilirmişim :))


Evin iki tane köpeği olduğundan havuzbaşına bu sene demir kapı yapmışlar, köpeklerden biri aklına estiğinde girip yüzüyormuş :)


Gelelim ev yapımı şaraplara.. Geçen sene bir öküzgözü içmiştik nefisti bu seneki biraz genç geldi bana .. Bu yüzden diğerinden devam ettik.. Harikaydılar ,evin beyine evde şarap yapımıyla ilgili bir site var çok güzel, onu önerdim ve bütün gece şaraplar konusunda sohbet edip durduk.Bu muhabbet devam ederken yeni tanıştığımız bir İngiliz Hanımın Türk arkadaşı ünlü bir şarap markasının temsilcisi çıktı :)
Çok keyifli bir geceydi..
Mutfağa girip çıktıkça bulaşıkları makinaya yerleştirdim bir yandan .Evin sahibesine yardımcı olmaya çalıştım.Onbeş kişilik bir sofra hazırlamak bile yormuştur muhtemelen.. En azından bir kısmına yardımcı olmak istedim..



Arada hoş ayrıntılar içeren yerleri de çektim :) Oldukça güzel geçen bir yemeğin ardından tatlı faslı ve dalından toplanan meyvelerle geceyi tamamladık..



Bu biberler bana Meyvelitepe'nin gönderdiği ve kendi yetiştirdiği çok acı biberler olup adları Thai Biberi :))
Ben ona nasıl yemesi gerektiği hakkında tavsiye de bulununca illa sen dene diye bana gönderilen biberler.. Thai Biberlerinin acılık değeri 100.000 . (Normal acı biberler 4000 derece ) Nasıl bir şey demeyin, link verdiğim yazıyı okuyun ve benim etrafta acı sevenlere uygulayacağım denemeleri takip edin derim :))
Teşekkürler Meyveli Tepe biberler için :)
... ... ... ...


Süreyya Operası 28 eylülde perdelerini açıyor.. Etkinlikler başlıyor.İlk etkinlik 4 el piyano Konseri.. Ufuk-Bahar Dördüncü. İstanbuldakiler haberiniz olsun..


... ... ... ...


10 ekimde bir terslik olmazsa bizde turla Likya Şarapçılığın bağbozumuna gidiyoruz Antalya Elmalı'ya :))

... ... ...

Bu aralar market alışverişi konusunda bizde buralarda insanları uyarmaya ve çanta konusunda bilgilendirme çalışmaları yapmaya başladık.. Migros % 100 geri dönüşümlü poşetlere geçmiş bile.. Umarım diğerlerine de örnek olur bu durum. Çantam yanımda olmasa da olabildiğince az poşet almaya çalışıyorum. Bu arada annem bana Kırkyama dan alışveriş çantası yapmaya söz verdi, sanırım yakında gelir bana. Bende sizin için görüntülerim.

Hatırlatmak istediğim bir nokta var ki çöp ayrımı çevrenizde uygulanmasa bile siz çöplerinizi ayrım yaparak atarsanız en azından onları toplayan insanlar tarafından geri dönüşümünü sağlarsınız..

Günün şarkısı : Teoman Alpay'dan. Sevmekten kim usanır..
Bir arkadaşım bana hep hüzünlü şarkılar seçiyorsun demişti ama onları çok seviyorum, Türk Sanat Müziğinin yerini de hiç bir şey tutmuyor..

Çarşamba, Temmuz 29, 2009

İstanbul Yazısı

Biz sırf Fevzi için aslında yola çıktık.Tabii ki ailelerimizi de ziyaret ettik ama asıl sebep böyle mutlu bir günde arkadaşımızı yalnız bırakmamaktı. Fenerbahçe Limanından kalkan bir tekne de kutladık evliliği.. Ismarlasam ya da yazsam bu kadar denk olurmuydu bilmem. Düşünün göl gibi etrafı ışıklarla çevrili bir boğaz, kıpırtısız bir deniz, denize vuran manzaralar ve canlı müzik. Tüm gece bir gelinle damada ve İstanbul'a baktım.Teknedeki tüm davetliler onların yakınlarıydı.Çok hoş bir hava vardı ve mutluluk dalga dalga yayıldı. Geceyle ilgili ayrıntıları ve boğazın gece manzarasını unutmam mümkün değil.Yukarıda köprü ışıkları ve altında gelinle damat. Çok güzel bir geceydi :)

İstanbul yolculuğunun özeti sanırım yol kısmı olur. Zamanın büyük bir bölümünü yolda geçirdik çünkü. Aslında iki aile gideceğimizden yolda çok yorulmayız diye düşünüp arabayla planlamıştık. Oysa diğer arkadaşlar vazgeçince planladığımız gibi gitmek zorunda kaldık.Otobüsle ya da uçakla gitsek daha iyi olurmuş yorgunluğu için ama Uzunbey'le konuşa konuşa, dağ bayır geze geze aslında keyifli bir yolculuk oldu..


Dakika bir gol bir, sabah 4.30 da kapıya çıktık ki lastik patlamış :)) Akşamdan lastikleri şişirtmişler ve sanırım zaten patlaktı. Şişirtince içindeki çivi oynamış ve sabaha kadar inmiş,yoksa akşamdan kontrol edilen lastik neden insin ki..? Sabah sabah lastik değişitirdi Uzunbey ,Çağıl' da yardım etti babasına.. Sonra o eve girdi bizde yola çıktık ama yedek lastiğimiz patlak bir şekilde.. Planımız Balıkesir-Yenikapı feribotuna binmek olduğundan Denizli üzerinden değişik bir yol izledik. Yalnız gece uyuyamadığımız için yolda iki saaatte bir direksiyonu değişip uyuduk.. Karşıdan geliş çok kalabalıktı, hesaplarımıza göre İstanbul'a erken varıp, annemlere Büyükçekmeceye gidip, üstümüzü değiştirip oradan teknenin kalkacağı Fenerbahçe Limanına gitmek fikrindeydik.Yolda annemlerle konuşmamız ve bizimde yoldaki durumumuza göre aslında 1 saat için Büyükçekmeceye gideceğimizi farkettik. Böylece yolda plan değiştirip Balıkesirden Bursa istikametine döndük. Yalovanın merkezinden kalkan hızlı feribotla karşıya Pendik' e geçip oradan limana gitmeye karar verdik.Çünkü düğün yemeğinin yapılacağı tekne 8.00 de kıyıdan kalkacaktı..

Öğlen civarı yolda Bursa civarında Varan tesislerinde Uzunbey'le girip İskender kebap yedik. Uzunbey'in baba tarafı Bursa'dan olduğundan otogarın karşısındaki eski dükkandan beri gittiği ve bildiği bir yer. Ben her Bursa'ya gidişimizde çok istememe rağmen bir türlü uğrayamamıştık. Bu sefer atlamadık , o şıra ben kola söyledim. Sonradan aklım başıma geldi ve bende şıra istedim. Zaten şırayı çok severim.Yazın Vefa taraflarına gittiğimizde boza yerine girer şıra içerdik Uzunbey'le.. Resim çekmek serbest mi diye izin alıp Uzunbey'den yemeği ve şırayı çektim. Bize çok hoş davrandılar,özel olarak ilgilendiler diyebilirim.. Çok nezih ve çok güzel bir yerdi( susurluk yakınlarında ) Otantik dekorasyona bayıldım, marka çalışmaları ve görüntüden,yemeğin tadından tam not. Şıradan iki katı :) Turizmin içinden biri olarak bu tarz değerleri ön plana çıkartmamız gerektiğini düşünüyorum.. Fethiye'de ki küçük İngiltere havasındaki yemek yerleri keşke bunu farkedebilse ..

Resim iznini Uzunbey'den aldım. Çünkü eskiden çok resim çektiğimden kızardı,artık alıştı sanırım :) Artık rahatsız olmadığı gibi yola çıkıpta resim çekmeyince ona bir garip geliyormuş.. Hatta fotoğraf makinasını çıkarınca yaşasın! gibi nidalar atıp beni kutladı bile..Ben de bir eş olarak onun bu fotoğraf isteğini seve seve uyguladım :) Elimden makina düşmedi..

İskender nefisti, İstanbulda yediğim gibiydi..Bu tadı uzun zamandır hiçbir yerde bulamamıştım.

Yalova merkezden Pendik içine kalkan hızlı feribotla karşıya geçtik.Karşıda görülen kıyılar Pendik.
(arabayla geçiş+ şöför 55 tl -bir yolcu 5 lira)

Çanakkale de motorla beş dakikalığına bile karşıya geçsek iner deniz havası alırım ben.Uzunbey benim ısrarıma dayanamayıp benimle geldi, yukarıdan etrafı seyrettik. Bunlar yeni model hızlı feribotlar ya üst tarafta koltuklar ve camlar farklıydı.Camların farklılığı şöyle o kadar kir içindeki etraf gözükmüyor.İstanbul zihniyetine yeni ne yaparsan yap,kir pas içinde yolculuk etmek zorundasın. Adamların doğası bu. Hızlı feribotun adı Re.cep Tay.yip Er.doğandı birde.

Pendik'te inip direk Fevzinin ailesinin evine Maltepe'ye gittik. Onlar resim çektirmeye gitmişler.Orada dinlenip oturduk biraz ve üstümüzü değiştirdik. Sonra hep beraber yola çıktık.Bir ara onları kaybettik ,biz bu arada pek karşıya giden tipler değiliz..Yani ben Avrupa yakasını çok iyi bilirim ama Anadoluyu bilmem.Tek bildiğim yer Bağdat Caddesi.. Neyse zar zor yolu bulduk,her yer tek yön ya.. Fenerbahçe limanına vardık da otoparklar ağzına kadar dolu,yer bulamıyoruz,arabada bilgisayar ve eşyalarımız var , buna rağmen yolda boşyer bulsak bırakacağız ama yok.Yarım saat tekneyi gördüğümüz halde çıkamadık,sonra ben Deniz restaurantın önünde bir vale' ye laf attım arabadan,o da tamam bırakın dedi de kurtulduk dönüp dolaşmaktan.Tekne bir saat rötarla kalktı, biz koşa koşa yetiştik ama ne yetişmek anlatamam. Benim üstümde simli siyah bir elbise, ayaklarımda iki bantlı topuklu ayakkabı, elimde gece çantam ve bırakmaya kıyamadığım için el çantam :)) Allahtan şık bir şey. Üstümde yine geceye uygun şık bir siyah ceket,akşam tekne serin olabilir dediler,oysa hava çok güzeldi hiç giymeden indim tekneden..

Tekneden manzara nefis.. Ortaköy camii mi istersiniz,ışıl ışıl Boğaz köprüsü mü..? Boğaz kıyısında olan bütün eğlence yerlerinin önünden geçtik, Kuruçeşme arena da sanırım Funda Arar'ın konseri vardı :) Sesinden tanıdım.. Reina, Çırağan, her iki köprünün altından ve her iki kıyıyı yavaş yavaş dolaştık.. Arada dalga geliyor hafifçe sallanıyoruz sonra yemeğe devam..Canlı müzikte iki sanatçı vardı gitar çalan ve söyleyen.. Çoğu yeri çekemedim,çünkü karanlıkta ancak tripod la çekmek lazım..Oysa biz hem sallanıyoruz hem de karanlıkta yol alıyoruz. Teknenin her yanı balonlarla süslenmişti. Ben ara ara gelinle damadı ara ara da manzarayı çektim :)

İlk çıktığımızda manzaradan nefesim kesildi. Ben çocukken tekneyle kıyıları denizden dolaşmıştım ama gece bu kadar güzel olduğunu unutmuşum İstanbul'un.


Boğaz Köprüsü gece..

Ara ara sahile çok yaklaştık, Çırağanda bir metreden geçtik,çok komikti :) Aynen gözgöze geldik ordakilerle orada da düğün vardı :)

Rumeli Hisarı, gece ne kadar güzel öyle.. Gözümü alamadım.


Arada kaptan çok kıyıya yaklaştığımızda durdu ben de bunu fırsat bilip makineyle hemen resim çektim.Bu resimler onlardan , seyir halindeyken ışıklar kayıyor çünkü..

Görüntüye bakarmısınız :)) İstanbul'un ne kadar güzel bir şehir olduğunu unutanlara bu resimler. Kim nederse desin bence Türkiye' nin en güzel şehri kendileridir :))
Gecesi ayrı güzel gündüzü ayrı.. ve kısmet olursa bu turu tekrar yapmak isterim o kadar güzeldi.. Muhteşem bir geceydi :)
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ayağı..

Bu köprününde altından geçip ileriden döndük, bu sefer karşı kıyıdan yavaş yavaş ilerledik.

Resimler çekemediklerimin sadece bir kısmı ve etrafı seyretmekten gelin damadı seyretmeye az vakit harcadık gibi bir şey.

Bizim masanın arkasında damadın kuzenleri vardı çoğu bekardı, o masa bütün gece şarkıcıya eşlik edip çok eğlendi :) Yemekte balık vardı ve yalnız gitmezdi, rakı içtik..


Işıklandırmalar ve yansımalar tüm güzelliğiyle önümüzdeydi..

Çoğu yeri çıkardım çıkaramadıklarımı da seyrettim.

O gece doğru düzgün resmini çekemediğim yer kızkulesiydi :) Hiç tekne durmadan yanından geçtik ama bu görüntüsü bile ne kadar renkli. O gece 12 ye kadar dolaştık.Sonra tekneden inip yola koyulduk. Annemlere vardığımızda saat 2.5 olmuştu. Sabah 4.30 da başlayan günümüz gece 2.30 da Büyükçekmece de bitti ancak. Annem kapıda bekliyordu,Uzunbey selamlaşmadan sonra yattı,çünkü gelirken o arabayı kullandı ben uyudum. Ben, annem ve babam vişne likörü içip yattık :) Bir çeşit gelişimizi kutlamaydı :)

Ertesi gün bir günümüz vardı ve potansiyel olarak hepsini aynı gün görmemiz gerektiğinden ayrıca akşam için hazırlık yapmamız gerektiğinden Uzunbey kendi ailesini ziyarete gitti. Bize de Teyzem geldi oturduk, daha sonra Atahan'ın geleceğini öğrendik ve hem ona hem Çarli'ye pasta almak için Avcılardaki Koska'ya gittik. Giderken Beylikdüzünde arabadan bu fotoğrafı çektim ki bir dönem Sinanoba' dan önce iki apartman arasından gözüken apartmanın yedinci katında oturdum ben. Sonra oradan Sinanobaya geçtik.

Asortikkrep anne ve asortik krep baba :)) Ben nadir olarak geçtiğim arka koltuktan görüntüledim onları :)

Annemin balkonundan sukulent ve çiçek resimleri..

Paşa kılıcında bir tavşan :)
Kaktüsler Fethiye'den..



Annemin kapalı balkonu cam sera gibi maşallah :)

Bu mavi seramik fincandaki kaktüsü bu kış anneme vermiştim ama o kırık yerden yukarı uzamış. Benim kaktüslerden çok büyümüş :)


Balkondaki Yılan kaktüsü ..

Adını bilemediğim iki çiçek..

Bu çiçekten iki defa Fethiye'ye getirdim ama orası sıcak kaldığı için bir türlü tutmadı.
kaktüs

Balkon rafındaki çiçekler..


Şimdiye kadar olanlar annemin çiçeklerinin bir kısmıydı.. Aşağıdakiler de babamın çalışma odasındakilerden..
Bunlar babama verdiğimde küçücük birer çelikti.. Babam öyle güzel bakmış ki hepsi büyümüştü,ben de çektim.


Atahan'ın doğumgünü pastası :)

Çarli'nin doğumgünü pastası ..O gece güle oynaya pastalarımız kestik,bol dedikodu yaptık ve birer içki içip yattık :)

Annemin yaptığı pano.. O gece Çarli gittiği gibi sahil pazarına çıktık ve annemin toparlamasıyla eve dönebildim :) Bana bıraksa sabaha kadar alışveriş yapardım ve erken kalkacağımız için duş alıp yattım.

Pazartesi sabahı 4.30 da kaltık, Yalova-Bursa üzerinden Denizlide alışveriş için durmak harici yola çıktık.Uzun bir yoldu ama akşam sekize yetiştik..

Giderken hızlı feribottan çekilmiş resimler..



Feribotta ısmarlanmış demli bir çay :)


Orhaneli Termik Santrali.. Güzelliğin ortasında ki diken:)


Dönüşte Çameli-Fethiye yaptık ama yol çok sık bozuk olduğundan keyifsiz bir yoldu.

Çok uykum geldi,yanlış bir yere basmadan yolluyorum yazıyı,eksik varsa sonra tamamlayacağım..