Cumartesi, Ağustos 22, 2009

madde 23

GELEN BİR MAİLDEN.. (Tekrar hatırlayalım dedim..)

YORUMSUZ: Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi'nin "Türkiye" başlıklı bölümünden: "Presidency Conclusions"

Madde: 23.."..müzakerelerin yalnız Türkiye'yle değil, diğer devletlerle de yapılabileceğini... Müzakereler sırasında Türkiye birkaç devlete bölünürse veya güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti kurulursa, yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacağına...
Yılmaz Özdil'in son yazısı.. (Teşekkürler Aysetun)

Cuma, Ağustos 21, 2009

Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi..

Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.

Düşünüyorum da,

Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.

Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,

Naif yönlerimizin keşfedilmesi,

Cesaretsizliğimizin anlaşılması,

Korkularımızın paylaşılması.

Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.

Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.

Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.

Deniz minareleri, midyeler.Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.















Sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk?

Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?

Yoksa zarar mi veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize?

Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?

Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?

Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.

Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?

Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin

O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz?

Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,

Korkaklığımı, sevgi isteğimi.

En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem

Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup

Bir kuş gibi uçacağım özgürce.

Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.






O da çözülecek belki. Samimi ve güvenliksiz, silahız biriyle göz göze gelince.

Oysa bir görebilsek bunu.

Kalmadı böyle insanlar demesek.

Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.

Kırılmaktan korkmasak. Yaralansak.Ne olur bir darbe daha alsak.

Yeniden açsak kendimizi, atabilsek kabuğu.

Denesek.

Risk alsak.

Yanılsak.

Fark etmez.

Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.Ve kucaklaşsak yeniden.

Tıpkı eskisi gibi.Ne olduğunu anlayamadığımız o 15 yıldan öncesi gibi.

O zaman fark edeceğiz. Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.

Neler biriktirdiğimizi, kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.

Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.

Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.

Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.

Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.

Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.

Sevgiye çok ihtiyacımız var.

Ufukta kara bir kış görünüyor. Ancak birbirimize sokularak atlatırız o günleri.

Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.Kurtulun bu yükten.

Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.

Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.,

Hem hepimiz bir yıldızız.

Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi?

Rabindranath Tagore

Perşembe, Ağustos 20, 2009


Öykü yazmış.. Bu ülkede önce soruna bakılır sonra denir ki şu lazım, beş sene sonrası düşünülmeden yapılır yapılacak olan.. Beş sene sonra bir bakarsınız ki yapılan yapıldığıyla kalmış, soruna çare bile olamamış ama it ürür kervan yürür, bazılarının gözü boyanır oylar alınır..


On sene sonra bunu yapanlara bu millet ne düşünür ben şimdiden biliyorum aslında ama ben demiştim demekle yaşanmıyor..

3. KÖPRÜ YAPILMASIN..


Araştırmadan beş yıllık planlarda bile olmayan bir köprüyü ben istedim yapıyorum mantığı padişahlarda bile yoktu..Bu işi usta ellere bırakırlardı..

Alın size Mağlova Kemeri..



Köprünün yapılması planlanan yerlerin çevre yolları şehre su sağlayan havzalardan geçecek.Oluşan suyun belki de kaynağını sağlayan ormanlar ve yeşillik köprüye kurban gidecek.

Bir zamanlar bu su havzalarının yapılmasını sağlayanlar suyun damlasını bulamıyorken su gibi ,çevre gibi, doğa gibi önemli etkenleri nasıl gözardı edebiliyorlar trafik için anlamıyorum.

Deniz ulaşımı gibi bir lüksü olan İstanbul gibi bir kentte, hala üçüncü köprü konuşuluyor.O da yetmezse boğazın her yakın yerine bir köprü daha mı atacağız..


Bence köprünün sorunları çözmesinden çok köprü yapılırken elde edilecek rantlar sadece göz önünde tutuluyor..

Soruna çare aranmıyor.. Göz boyanıyor..

3. Boğaz köprüsü yapılırsa on sene sonra geldiğimiz nokta keşkeler olacak.Bunu adım gibi biliyorum. Partisel ya da kişisel fikirler umrumda değil ben artık akıllı çözümler bekliyorum.
Gerçi memleketini vatanını düşünmeyen adamların İstanbul gibi bir şehri gözetmesini de bekliyormuyum..? Hayır, beklemiyorum..
(hızlı metro ulaşımı sağlıyor mu sağlıyor , millet hangi rantlar döndü burada demiyor gördüğüm kadarıyla a ne hızlı gidiyoruz diyor, sanırım onlarda bıktı hesap verilmeyen açıklardan, göz göre göre fakirlerin gözünü parayla doyurup kazanılan oyların hesabı tutulmuyor artık, herkes etrafın birden nasıl hissi duygularının uyanıp gerçek dünya hesaplarında olduğuna bakıp, semirenleri seyrediyor bence.. Hatta ben nasıl değişirsem semirenlere katılırım hesaplarında çoğu.. Bunu görmek için gönül gözü açık olmaya bile gerek yok, gerçek gözle farkediliyor değişimler..)
Bu millet gözünü açıp takip etmeli aslında bazı şeyleri yoksa beş-on sene sonra satılacak vatan da kalmayacak ellerimizde..!!!

Amma başkalarının sömürgesi olmaya meraklı milletmişiz de atalarımız bilememiş savaşıp kanlarını heba etmişler memlekete..
Hazır konu açılmışken yazayım diyorum..Yakın beklentim..
1-pekeke ile savaşıp şehit olan askerlerimiz yakında vatan haini ilan edilebilir.

2-assalanın öldürdüğü diplomatlar reddi millet edilir...
3-Adamın gözüne baka baka açılımlar desteklenir, sorulursa imralı diye bir ada yokmuş gibi davranılıp ana haber bültenlerinde sokakta oynayan çocuğun bile haberinin olduğu durumlardan sanki karşı komşu dedikodusu kadar bi haber davranılır.
Son bir şüphem var ki Hırka-ı Şerif ortadan kayboldu ya hakkındaki düşüncelerimi yazacağım ama korkuyorum paranoyak olmakla suçlanacağım..Bir insan bu kadar kıymetli bir eşyayı nasıl olur da bu kadar hırpalayarak kullanır.. Sevmeyin bu kadar çevrenizi ya.. Ülkemi bu kadar sevmeyin, insanlarımı bu kadar sevmeyin.. Sevdiklerinize bunları yaparsanız sevmediklerinize ne yapacağınızı düşünemiyorum ben.
Ramazan başlıyor.. Herkese hayırlı ramazanlar diliyorum.. Gelecek ramazan da neye ütü basılır, hangi şehrin canına ot tıkılır hangi memleketi ne yaparlar , hakkımızda hayırlısı diliyorum..

Özledim


Bu aralar pek keyfim yok. Halimden ve tavrımdan da anlaşılıyordur sanırım. Keyfimi getirecek şeyler de var ama şu sıralar yapmam mümkün değil..

Yazdığım en kısa yazılardan biridir sanırım bu. Kalbim ve ruhum gezmek isterken oturup işime bakmam gerekiyor. Tatsız zamanlarımda pek kimseyle görüşmek adetim değil sadece bu gece dostlarla ( Pera organizasyon) yemek yedik onların balkonda doğaçlama..Muhabbet çok güzeldi ve tadına doyulmadı. Birde Zen'le pazara çıktık salı günü. Alışveriş şu yaralı ruhuma iyi geldi diyebilirim.

Bir bisikletle yüksek tepelere çıkıp manzara seyredesim var :)

Salı, Ağustos 18, 2009

Ömrümce hep adım adım inan seni unutmadım..

On yaşıma kadar dizinin dibinde büyüdüm sayılır. Onlardan uzağa taşındığımızda en çok onu özledim.Bize her geldiğinde onunla zaman geçirmeye bayılırdım. Ona benzediğimi düşünüyorum. Hem fiziksel hem de bazen manevi anlamda da..

Huysuz ve Tatlı Kadın, sen gideli üç sene oluyor.. Seni öyle özlüyorum ki... Adını anmadığımız gün geçmiyor aramızda. Umarım hala beni duyuyorsundur ve hala seni sevdiğimizi hissedebiliyorsundur..

Sensiz zaman seninle olduğu gibi geçmiyor, biliyormusun.. Senin sevdiğin şarkıları dinlerken içim bir tuhaf oluyor. Sen seviyorsun diye bazı şarkıları daha farklı dinliyorum ben ve senin sevdiğin gibi yapmaya çalışıyorum senden gördüklerimi..

Ne yemekler senin pişirdiğin tat da şimdi ne de senin yaşadığın yerler eski havasında.. Yine de bana öğrettiklerinin hepsi kulağımda..

Senin sevdiğin şarkıları mırıldanırken hala gözüm yaşarıyor ve biliyormusun ki içimdeki sevdan bitmiyor, her geçen gün çoğalıyor. Annem hiç bir zaman senin Dünya' da olduğun zaman ki kadar mutlu gülmüyor ama her biraraya gelişimizde senden söz etmek ve seni anmak kadar bizi mutlu eden bir şey yok.Biliyormusun..? Nerede olursan ol biz seni her zamanki gibi içimizde yaşatıyoruz.. ve her sevdiğin şarkıda, içtiğimiz her kahvede seni anıyoruz..

Canım Anneannem.. Biz seni unutmadık ..

Resim: Renoır

Pazar, Ağustos 16, 2009

Eskişehir Logosunu Seçiyor ..




Eskişehir Valiliği bir yarışma açmış ve Valilik Logosunu seçmeyi halka bırakmış..
Ben üstteki kırmızı logolardan birini seçeceklerini düşünüyorum ama benim beğenime yakın olanı sağdaki renkli olan .. (Tam olarak beğenimi yansıtmıyor ama en yakını diyelim) ..
Keşke her ilin bu konulara duyarlı bir yönetimi olsa.. En azından bazı iller gerçekten değerlerine yakın logolara kavuşsa.. Her yeni gelen politik sebeplerden değiştirmese de şehirlerimiz gerçek kimliğine kavuşsa.. diyorum.

Cumartesi, Ağustos 15, 2009

İki gündür akşamüstlerini Zen' de geçirdim :)) İlki yüz bakımına gittiğim için , ikincisi de okumak için kitap bıraktım.Uzun süredir onun kadar iyi okuyan arkadaşım olmamıştı.Bende arada ihmal edip uğramayınca kitap yetiştiremez hale geldim. Ben hala onun verdiği kitabı bitirmeye çalışmakla meşgulum birde.

Perşembe sabahtan iptal etmiştim aslında randevumuzu, sonra işim erken bitince önce manikür -pediküre sonra da Zen' e gittim. Arada başka işlerimi de hallettim ama büraya uğramadan eve gittim.

İlk gün böyle kahve keyfi yaptık.. Benim isteğim üzerine balkonda..

Normalde ayda bir yüz bakımına ve ayda bir masaja gidiyorum. Bu sefer ayın başını kaçırdım yüz bakımı için.. İnsanın kendine zaman ayırması gerekli olduğuna inanıyorum ve bu tarz bakım rahatlatıyor beni. Geçen gün biyoenerji uzmanının söylediklerini duymanızı isterdim aslında.. Ben ne seviyorsam onları yap dedi bana :)) O söyledi ben onayladım,Uzunbey'de dinledi ..
Bana küvet var mı evde dedi evet dedim, istediğin zaman içine at kendini diye ekledi.. Zaten aklıma geldikçe atarım ben kendimi :))
Masaj yaptır dedi, yaptırıyorum dedim ama keyifli hoş bir ortamda olsun dedi, Vücudu yoran masajlar değil bunlar dedi.. Ben de ona Zen' deki ortamdan bahsettim falan..Yani keyifli dedim..Güzel dedi.
Yanına ne istersin viski mi diye sordu yok ben şarap alayım dedim :) Güldü.. Bir kadeh içebilirsin her gün dedi.
Yürüyüş yap,kendine zaman ayır ve bol oksijenli yerlerde gezin dedi..Demek ki boşuna değil her sıkıldığımda kendimi deniz kenarına ve dağlara atmam..Bunu artık sıkılmadan da yapmak lazım demek ki..
Kilonuz var ama ben sana zayıfla demem dedi.. Sağlıklısın, sadece ileri de iyot eksikliği yüzünden tiroid problemim olabilirmiş.. Ben aslında biraz zayıflamak istiyorum ama benim için bu zor ve uzun bir yol dedim.
Hatırladıklarım bunlar, zaten olumsuz bir şey söylemedi .. Vitamini kendi bildi zaten, bende neden aldığımı söyleyince üstüne bunları konuşmuş olduk.
Eve döndüm, normalde balkon bu mevsim oturulmayacak kadar sıcak olur ama bu sene akşamları balkonda geçiriyoruz, yemek yiyiyoruz.. O akşam küçücük bir misafirimiz vardı. Ares ilk defa bir kediyle bu kadar yakın mesafede durdu.Biz ona kedi yakalamayı hiç öğretmediğimizden doğal olarak koşturunca ancak yakalamaya çalışıyordu. Fakat bu kedi cadının teki.. Oğluşu gerek bağırışlarla gerek tırnak darbeleriyle bütün gece hiç rahat bırakmadı. Biz karnı aç diye beslemeye çalışıyoruz,o gidip Ares'in önünden kemik almaya çalışıyor.Bütün gece Ares bir şey yapmasın diye kollamak zorunda kaldık.Sonra biz içeri geçince o da içeri girdi.. Ares çok kıskandı ama bir şey yapmadı.. Yalnız kedi rahat durmayıp ikide bir tısladığından Ares çok huzursuz dolayısıyla da biz huzursuz olduk,kapar mı diye. Neyseki fazla sinirlenmeden çıkardık onu dışarı..
Böyle duruyor ama çok bilmiş bir kedi bu.. Dün gece de bizi kapıda karşıladı ve içeri geldi,balkonda neyse de Ares evde kıskanıyor onu.. Hep dikkat etmek zorunda kalıyoruz..

Zen'in elbisesi çok hoştu, yandan cepli falan.Aldığı mağazayı söyledi ama aklımda kalmamış,bende model olsun diye koydum..Zaten ona da çok yakışmıştı. Masaj ve yüz bakımını yaptığı oda. Aslında masaj odası farklı ama ben burayı sevdiğimden burada çalışıyor..

Dün kitap bırakmaya uğradığımda Fethiye' nin hemen yanındaki tepelerden birinde yangın çıkmıştı.Yangın helikopteri çalışınca denize en yakın yerden su alıyor böyle zamanlarda.. Tam da biz balkondayken geldi..

Üstümüzden geniş bir kavisle tepeye gidip geldi birkaç defa..

Önden resmini çekip arka taraftan da nereye gittiğine bakınca evlerin üstünden bile olsa yangın çıkan yeri görmüş olduk böylece..

Helikopter soldaki bacanın etrafında bir yerlerde.. Sağdaki tepenin bizim görmediğimiz tarafına döküp geldi her seferinde.
Bugün sabahtan beri evde balkondayım. Pek kıpırdamak istemiyorum,bu hafta dinleneceğim,iş yapma haftam değil.
Sabahtan beri bunu dinliyorum.. Onun müziğini ve şarkı söyleme tarzını seviyorum.
Bilgisayar başındayım. Çağıl'da evdeydi.. Geç kalktık ve ikimize tost yaptım, babası onu gelip aldı.. Dershanesi başladı ama cumartesi pazar yok şimdilik..
Burcu aradı , eskisi gibi rahat konuşamıyoruz ve daha çok özlüyorum onu..
Bütün yaz pek tv açmadım.. Aklıma gelirse geç vakitlerde açıp cnbc-e de polisiye diziler izliyorum. Birde dün akşam bir konaklı dizi başladı ona baktım biraz. Uyku düzenimiz karıştı, çok geç yatıp sabah geç kalkıyoruz. Okul başlayınca zor oluyor ilk günler ama zaten bu sene eylül sonu açılacak.. İyi oldu aslında bizim için.. Sezon bitmeden çok önce okul açılınca zor oluyor okul durumlarına geçmek.
Allahtan çok sıcaklar yok, buranın çok sıcak zamanlarından çok sıkılıyorum.. Yani gerçek sıcaklarından..başkaları için sıcak olabilir ama burada devamlı yaşayanlar için sıcak başka bir kavram, herkesin anlayacağı bir şey değil.. Allahtan bu sene çok sıcak değil. Emekli olunca bu sıcaklarda burada kalmayacağım :)) Bana kalsa 15 temmuz -15 ağustos arası geziye çıkarım ben. İnanlımaz ama şimdi bir rüzgar esti ve saçlarımı havalandırdı birden.Buranın en serin yeride benim balkon herhalde .. İnanamıyorum ağustos ayında olduğumuza..Bu mevsimde gündüz değil balkonda oturmak klimasız ortamda bile durmak zordur..
Ay sonunda sizlerle paylaşamayacağım bir olay sonuçlanıyor benim için.. İyi bir şey yani benle ilgili.. İçin için sevinip hazırlık yapıyorum aslında.. Heyecanlanıyorum.
Kaktüs hastalığım yine depreşti hatta sukulent.. Gidip bir ara yeni kaktüsler ve sukulentler alacağım ve yeni saksılar düzenleyeceğim.. Akşam bir sürü resim buldum,yine de aklımdakilere benzetyen şeyler göremedim.Bu yüzden kendim düzenleyip resim çekeceğim..
Akşamki küçük kedicik çok tatlıydı.. Çağıl'la ikimiz eve almak istedik aslında ama içimizden :) Uzunbey'e çaktırmadan.. Ares ne yapar acaba..? Ya da Ares'in yavrularıyla doldurcam ben bu evi karar verdim :)) Uzunbey böyle dediğimde espri yaptığımı sanıyor ama ben onun yavrularını kimseye veremem ki..! Bu yüzden çiftleştirmek isteyen aşağı mahalleden olan adama öncelikle güvenip veremedim köpeği,alıp başkasına satar diye sonra da lazım ben o adamı işkence yaparak öldüreyim..Sanıyorum bunlar aklımdan geçerken yüzümden anladı ve köpeği istemeye gelmedi bir daha.. Onu balkonda bırakıp yukarı kata çıkmıyorum mesela, Uzunbey her ne kadar büyük köpekleri çalmazlar dese de buralarda bahçeden cins köpekleri çaldıklarından kıyamıyorum onu öyle bırakmaya..İleride kır evim için bir Alman kurdu ya da kangal almayı düşünüyorum.Koruma içgüdüsü ağır basan bir cins.. Bahçeye salacağım onu.. Ben eğiteceğim.Ares' in üstüne geleceğinden de o da Ares'i kabullenecek. Birde yavru olacağından zaten ağbi muamelesi yapacak Ares'e.
"Güzel pati "deyince kafayı kaldırıp bana bakan bir güzellik var yanımda şu an. Ona bakıp seyretmek bile beni o kadar rahatlatıyor ki.. İyi ki arife günü onu gidip almışım.. Ben seçmiştim bu yüzden Uzunbey hep bana onu sen seçtin ben olsam bunu almazdım diye altın bulmuş gözüyle bakıyor.. Yüzünde çok farklı bir ifade vardı ve hala o ifadesi duruyor bence.
Aklıma geleni yazdığım bir yazı oldu bu,daha fazla saçmalamadan bitireyim artık. Ya da gidip küvete atayım kendimi.. Hatta içine değişik otlardan bir karışım yapıp süzeyim bir tül içinden...
Banyo köpüğü kesmez beni. Evde kırmızı şarap var mıydı acaba ..? :))

Heyt be Aslanım :))

Haberiniz Var mı..?

ATATÜRK RÖLYEFİ...

" Atatürk' ün rölyefi Dünyanın en büyük haykelleri arasına girmiş durumda. Heykel Brezilya'nın 32 mt yüksekliğinde ki ünlü "Reedemer Heykeli'nin (İsa Heykeli) de önüne geçti. İzmir Buca Belediyesi tarafından yaptırılan Atatürk Maskı bu yıl 30 Ağustos tarihine yetiştirilip açılacak. Heykelin boyu yaklaşık 40 mt. civarında.

Yer ;

İZMİR BUCA TAŞOCAKLARI MEVKİ'İ...

HEYKELİN YÖNÜ; İZMİR KÖRFEZİ...

İzmir'i ziyaretimde yoldan geçerken hareket halinde gördüm ve çektim. Heykelin alt tarafındaki yazı..

" YURTTA SULH, CİHANDA SULH"

Dostlarımla paylaşmak istedim.. "

Not: Kaktüslerle ilgili bir gruptan geldi ben de dostlarımla paylaşmak istedim..Başlık benden, biraz samimi oldu ama dayanamadım :))

Çarşamba, Ağustos 12, 2009

2. el pazarı ve el sanatları..

Bu resimleri her ayın ilk çarşambası yapılan 2. el pazarından çektim.O gün bizde gönüllü olarak çalıştık burslu çocuklar için .Fazla yazmadan hızlı geçiyorum.Çıkmam gerek.

Bunu arkadaşım Hanife'nin stantından aldım.. Sağdaki siyah -beyaz bana dertsiz masa örtülerinden.. Üstekinin aynısını Çağıl'ın çeyizine :)) Erkek çeyizi olur mu diye sormayın..Olur :)) Bende var işte.Daha önce de ona kumaş boyamadan seccade yaptım.. Arada böyle koyuyorum kenara beğendiklerimden..

Bu da Hanife'nin stantından..


Sarı oyalı masa örtüsü..



İlk stantta bir hanım yapmış alışveriş torbalarından ,çok da güzeldi..


Aynı stanttan..



Back to Black'in stantından .. Onunla biraz sohbet etme imkanı da bulunca ayak üzeri lafladık.


Örgü elbise..




İngilizlerin stantından..


Buzdolabı magneti..


Çantalar.Boncuk işi..






Sabunlar, en çok sevdiklerimden..Genelde nerede rastlarsam alıyorum.. 2 lira tanesi.


Meyve sabunları, el yapımı.. Hediyelik.


Pazaryeri..
Akşam Fevzilerde mangal yaptık havuzbaşında. Artık mangalın başına Çağıl geçiyor ve nefis et pişirdiğini yazmam lazım. Buradaki fotoğrafta her ne kadar otururken çıkmışsa da hem çocuklarla ilgilenip hem de servis yaptı dün gece.

Gece geç vakit eve döndük. Çağıl gecenin bir yarısı patates haşlamamı istedi bende haşladım ama uyandıramadığımdan yiyemedi :(( Patatesleri kapattığımda saat 2. 20 idi. Sabahleyinde uyandıramadığım için kızdı bana..
Sabah beraber işe geldik.Yarın dershanesi başlıyor ve bugün öğrendiğimize göre bu yıl OSS ye giren arkadaşlarından bir tanesi Eskişehir İşletmeyi kazanmış..Darısı bizim başımıza :))
Biraz önce bir biyoenerji uzmanı tarafından muayene edildim. Adam Gürcü. Yurtdışından Türkiyeye gelmiş.Beni iyi buldu.. Vitamin aldığımı söyledi ki ben bugün vitaminlere başladım :)Bana unutkanlık için kafanda çok düşündüğün şeyler var at onları kafandan dedi :) Atamam ki :P Onları seviyorum ben.Yani düşünmeyi, umarım vitaminler unutkanlığıma iyi gelir yoksa süper Asortik Krep hikayelerim olacak milletin birbirine anlattığı :))
Şimdi gidiyorum eve.. Biraz bahçede çiçeklerle ilgilenmeye.

Salı, Ağustos 11, 2009

haftasonu..

Yoğun bir haftasonu geçirdik diyebilirim.. Cumartesi günü ben evde iş yapmaya niyetlenmeme rağmen Fevziyle görüşen Uzunbey Günlüklü Koyuna pikniğe ve denize gidelim diye sözleşmişler.. Gezmek deyince akan sular durduğundan hazırlanıp öğleden sonra mangal ekipmanlarımızı alıp Günlüklüye gittik. Orada ister şezlong istersenizde bu resimdeki malzemeleri 30 liraya kiralayıp keyif yapabiliyorsunuz.. Kalabalık olunca iyi bir seçenek oluyor.

Plaj çok hoş olmuş yeni haliyle.. Servisteki çocuklarda güleryüzlüydü.. Hatta dondurma servisinde bile dondurma kağıdını açıp servis ettiğinde inanamadım gözlerime..Günlüklü Koyunun özelliği Günlük ağaçlarının altında oturmak,mangal yapmak.. Oradan çıkıp denize girmek. Önce ağaçların altına çektiğimiz arabanın yanında piknik masalarında mangal yaptık, karnımız doyunca da bu sefer deniz kenarına gittik. Bir ara gök gürledi ama Fethiye'nin özelliği böyledir,yüksek bölgelere yağmur yağdığından deniz kenarında biz sadece sesini duyduk gökgürlemesinin..


Cumartesi geç vakitte eve döndük..



Pazar sabahı Ölüdeniz Festivali Komitesinin kahvaltısı vardı sabahtan.. Aslında tam gün Nicholas Beach' te kahvaltı ve deniz faslı sürdü ama biz başka yere davetli olduğumuzdan yarım kestik.. Komitede gönüllü çalıştığımız için teşekkür yemeğiydi bir çeşit, gelenekselleşen.. Hediyeyi alan Ümit Hanım komite başkanı ( hani o etamin ve kitap dolu evi olan otel müdürü arkadaşım) , ayaktaki diğer hanımda Dilek Hanım (Fetav Müdürü) hem bizleri böyle bir işe teşvik ettiği için hem de kahvaltı anısına Ümit Hanıma getirdiği Keçiyi (festivalimizin simgesi ) hediye etti. Kalabalık bir ortamdı ve Kafkas Halk Dansları da bize gösteri yaptı plajda..




Gülsen Hanımın bir sürü işini yazdım size daha önce.. Üstünde yine kendi yaptığı dastardan bir bluz vardı..



Nicholas Beach Ölüdenizin tam içinde bir plaj.Giderken Kumburnu tarafının resmini çektim arabadan inip. Yani ücretli girilen valiliğe bağlı olan kısım.


Burası da arabadan Belceğiz Plajı.. Ölüdenizin halka açık kısmı.. Geçen hafta gittiğimiz..



Biz geçtiğimiz ay kararlaştırdığımız gibi , her ay toplandığımız arkadaşlarla Dr.ların yazlık evinde buluşacaktık .Bu yüzden komite arkadaşlarımızdan izin isteyip erkenden çıktık kahvaltıdan. Deniz faslına kalmadan. Döğer köyünde bulunan yazlık eve herkes kendi imkanları ile gidecekti.. Biz zaten hem ziyaret hem ticaret yapacağımız için ayrı gidecektik. Giderken Tlos'ta (Yaka köy'de) bulunan bir müşterimize tahsilat için uğradık. O arada yeni düzenlenen yerleri de çekme imkanı buldum. Burası Tlos .. Antik Likya kentlerinden biri.

Tlos

tlos


Biz önce Tlos'a daha sonra da Saklıkente uğradık. Oradan gittiğimiz yoldan geri dönerek yarı yoldaki Döğer köyündeki yazlığa geçtik. Herkes gelmişti, en son biz de katıldık. Ben sabah erken kalkıp sosisli tart yapmıştım bir tepsi.Çay faslına onu çıkardım.Herkes çok sevdi ve çayla bitti. Diğer arkadaşlarda daha önceden sözleştiğimiz gibi herkes bir şeyler getirerek evsahibine fazla yorgunluk vermemek istedik.. Yine de soğuk ve nefis bir barbunya bizi bekliyordu yemekte.. Mangalı yaktık ve hem sohbet hem çay keyfini büyük bir çınar ağacının altında yaptık. Orası içinde su kaynağı bulunan ve köyün doğal yapısı dolayısıyla içinden sular geçen bir yer.


Etrafı sularla çevrili bir ada içinde oturduk. Suyu devamlı akan bir doğal kaynaktan içtik,oturduğumuz yerden..



Dr.bey her yere bu şekilde havuzlar yapmış.


Karpuzları sulara attık ama menüden dolayı karpuzları kesmeden kalktık.. O kadar çok yedik ki karpuz yiyecek halimiz kalmadı.


Arabalardan bahçe kapısını kapatamadık..


Yemek yerken Ares'i bağladık.Tahmin edersiniz ki ortama bayıldı ve koşturup durdu gece karanlığa kadar.



Buz çiçeği.. (sukulent)


Bu çalı ağaççık çok güzel sarı çiçekler açmıştı.Çok güzel de kokuyormuş aslında ama ben kokusunu o vakit alamadım bir türlü.Sanırım akşama doğru koku salıyor. Böyle de bir meyvesi vardı. Adını kimse bilemedi bu yüzden bilen varsa yazabilir mi..?
O yeşil meyvenin sarı çiçekleri güzel kokuyormuş..Küçük çalı ağaççıklardan..

Bu da havuz başı kaktüsü..

Biz yemek yerken bizi seyreden Ares :)

Talin'in istek üzerine yaptığı Topik.. Tadı nefisti ve çok güzeldi..

Orada közlediğimiz patlıcanlarla yaptığımız patlıcan salatası.
Gülderen' in getirdiği su böreği..

Aslında mayolarınızla gelin dediler ama ben zaten yorgunum diye getirmedim ve buz gibi kaynak suyuna girmeyi kaçırdım.. Girseydim de kolay kolay dışarı çıkmayacağımdan muhabbeti kaçıracaktım diye mayosuz gittim.Uzunbey zaten soğuk su sevmez, çoğu misafirde getirmemişti. Getiren 2 konuk girdi karı-koca.. Birde evsahibemiz mimar hanım :)
O gün geç vakte kadar oturduk,bir ara yürüyüş yaptık, çay içtik, yemek yedik ve gece kahve içerek en sonunda geç vakit evlerimize döndük.

Pazartesi akşamı daha önceden yazdığım üzere Erkan Oğur konserine gittik Sarnıç'a.Canlı müzik ve kaliteli olunca çok keyifli oluyor.Kalabalıktı ve hemen hemen her masada bir tanıdığım vardı.Gece geç vakit döndük.

Dün gece geç yattığımızdan da sabahleyin kalkmak zor geldi. Bu sabah Uzunbey Ares'i denize götürdü.. Ben kalkamadım :) Sabahleyin çok sıcak olmadığından en ufak fırsatta balkona atıyoruz kendimizi.. Biraz bahçe resimleri çektim.
Mor salkım

Ben Frezya sanıyordum.Meğerse glayöl' müş adı bu çiçeklerin. Soğanlarını Antalyadan almıştım.

Balkonda peynir-ekmek ve çayla kahvaltı ettim.Oradan bilgisayarı ve Ares'i alıp işe geldim. Dün akşam ilk defa uzun bir zaman Ares'i evde tek başına bıraktık.Hiç yaramazlık yapmamış (maşallah) Küçük köpekler kablo kemirdiğinden ve kağıt parçaladığından hiç yalnız bırakmamıştık küçük denemeler dışında. Akşam ilkti ve yavrum bizi heyecanla kapıda karşıladı :)) Artık büyüyor ve tam 13 aylık oldu.
Dünde Çağıl tekneyle bir koyda mangal yapmaya gitti arkadaşlarıyla. Pazar günü de Doğukanla Çalış'ta denize gittiler.. Bugün evde yatıyor, iki günde yanmış bayağı zaten buğday tenli çabuk kararır ama yüzündeki kırmızılık çok yakışmıştı akşam..
Bu gece rekor kıracağız sanırım , yine yemeğe davetliyiz.. Fevzilere yemeğe gideceğiz...
Bugün bürodayım , bir ara kuvvet bulursam salı pazarına uğramayı düşünüyorum.. Yoksa klimalı ortamdan hiç çıkmasam mı bu sıcakta bilemedim.