Çarşamba, Temmuz 14, 2010

hastalıkta sağlıkta..

Dün (salı)güzel bir şey oldu :) ama anlatamam..
Dün (salı)beni üzen şeylerde oldu ama güzel şey sayesinde kötü geçeni sildim.O bana güç verdi.
İki gündür yoğun şekilde dışarıda çalışıyorum, aynen eskisi gibi..
Bugün beraber büyüdüğümüz teyzemin oğlu ve ailesi bize geliyor, iki gün onlarlayım.. Gece eve geç gelip yemek yaptım :) Köpekleri çok sevdiklerinden evde Ares'ten rahatsız olmayacaklarını düşünüyorum.İki oğlu var ve Çağıl'la beraber büyüdüklerinden Çağıl bayram yapıyor,evimiz kalabalık olacakmış.. Annesinin oğlu,kalabalıkları seviyor ve bu onu mutlu ediyor..
İmkanım olduğunda daha çok insanı evime dolduracağım.. Sırf bunun için büyük bir evim olsun istedim her zaman :)
Dün güzel bir şey oldu ama anlatamam..
Günün şarkısı..
... ... ...
Geleceğinizi Hayır Korusun..! Geleceğiniz Hayır'lı olsun..

Pazartesi, Temmuz 12, 2010

Aynı rüzgara vurgun iki yelken..


SEVGİ DURAĞI
sözverdiğimiz yerde buluştuk
sözverdiğimiz zamanda değil.
ben yirmi yıl erken gelip bekledim
sen geldin yirmi yıl geç
ben seni beklemekten yaşlıyım
sense beklettiğin için genç.

AZİZ NESİN

Ustanın ölüm yıldönümü 6 temmuzmuş, geciktim ama not düşmek istedim.. Dün Gülen ve Zehra ile bahçe keyfi yaptık bizde.Işıl gelemedi.. Şu an melissa kokuları arasında balkonda yazı yazıyorum. Bugün evde dinlendik,daha sonra yürüyüşe çıktık koylara.. Koylarda piknikten dönenler yüzünden yolda yürüyemedik, Ares'i bağlamadan gezdireceğimiz daha ıssız bir yola çıktık.Hamlamışız,yorulduk biraz yürüyünce. Döndük, biraz atıştırıp kendi köşelerimize çekildik. Ben serin serin balkona kaçtım, uzunbey dinleniyor.Çağıl bilgisayar başında.Bugün arkadaşlarıyla buluştu.
Gerçekten bu sene biraz serin geçiyor, normalde klima açmadan bu mevsim oturulmaz ama daha klima açtığımız akşam olmadı..

Karides çiçeği, akyakadan dönüşte almıştım.. Sanırım yerini de sevdi :)

Uzunbey bana meyve servisi yaptı, bende her ay aldığım evim ve evbahçe dergileriyle balkonda keyif yaptım.


Kaktüs ve sukulent sandığım..

Bu kokteyl güneş almayan bir yerde kalmış, bu yüzden kaktüs formu bozulmuş,düzelene kadar güneşe çıkardım. Bu düzenlemeyi yaptığımda minik minik kaktüslerdi,büyümüşler birde.

Balkon keyfi.
Bahçede plastik sevmiyorum, şezlongu bir ara uzunbey almış. Arada da o kullanıyor.
Şezlongun arkasında çok büyük ve mis gibi kokan bir hanımelimiz vardı,biz geldiğimizde sarmıştı zaten duvarı. Her mevsim hem balkonun önünü yoldan geçenlere kapatıyor hem de mis gibi kokuyordu.Bizim bahçıvan olaylarından kurtaramadığımız bitkilerin başında bu çok senelik hanımelinin olacağı hiç aklıma gelmemişti.Bir bahar sabahı kalktığımda ne göreyim, çiçek açmış hanımeli budanmış.Geç geldiğimizden akşam farketmemişim.Kocaman hanımeli kurudu.Bu yüzden yöneticiye isyan ettim ve bahçıvanı diğer site sakinleriyle konuşup değiştirmelerini sağladım diyebilirim.Hatta uzunbeye eğer yöneticiye bu konuda para verirse benim haberim olmadan bu evde oturmayacağımı söyledim.Allahtan beni dinledi yoksa sözümü yememek için sevdiğim evden de çıkmak zorunda kalacaktım :) Yapmayacağım iş değil. Bu yüzden seviniyorum, tamam çok uyumluyumdur ama tepem atınca kimseyi görmem.Dediğimi de yaparım,sınamak için deneme benim için tehlikelidir uyarayım.Başkaları için bilmem. Karışmam da.
Bugün kızdım aslında. Ben kuruyan hanımelinin yerine yabanasması alacaktım, bekliyordum.Uzunbey bana sormadan hanımeli almış, dikmiş bile.Bugün hanımelini yeşermiş görünce eskisi kökten verdi zannedip yanına gittim, uzunbey yeni aldığını söyleyince de kızdım ona. Benim isteklerim senin için önemli olmalı, niye kafana göre takılıyorsun diye çıkıştım.Hatta senin internetten alıp bana hediye etmen lazım dedim, (buralarda satmıyorlar da) oysa o kendi kafasına göre kendi beğendiğini dikmiş. Geçenlerde de benim istemediğim bir yere yeni aldığımız yeşil bir çalıyı dikti,doğal olarak tutmamış. O bana senin elin değmedi bu yüzden tutmadı derken ben ona benim dediğim yere dikmediğinden tutmadı dedim :) Bana sorulmadan hareket edilmesine kızıyorum işte. Yarın sabah erken kalkarsam yerini değiştireceğim,sonra tutar belki..
Pembe japon gülü. (çin gülü de diyorlar ama ben alışamadım öyle söylemeye)

Kaktüs ve sukulent sandığı..

Balkonun kaktüs köşesi...
Kaktüs rafı.
Geçen hafta bir gün gece pikniğine gittik ,aksazlara.. Bu fotoğraflar oradan..
Bu da hava kararmadan ki hali..

Yazıyı yazarken tam, kuzenimin eşinin ailesi geldi Fethiyeye..Uçakla geleceklerinden ben karşılamadım ama otele onları görmeye gittim. Biraz sohbet edip oturduk.Yanlarındaki otelde de eski ahbaplarımız var. Onlar çarşamba günü geldiler.. Bu hafta hem işler yoğun,yeni bir çalışma içindeyiz hem de misafirlerimiz var, günler yine çabuk geçeceğe benziyor.. Allahtan Çalışta oturuyorum. Otel dolu ve yakın.Onları ziyaret edip geldim hemen.
Perşembe günü LGS puanları açıklanacak ! :) Hayırlısıyla tercihlerin yapılacak zamanlarına geldik artık..Umarım sonuçlar güzel gelir. Ancak sonuçlar belli olunca buradan paylaşacağım,daha öncesi için üzgünüm..
İki gecedir geç yatıp geç kalktığımdan bu aralar asi gece kuşu modundayım..Özlemişim o günleri :) Çok gecikmeden yatayım da yarın uzun bir gün olacak.
Bu gecenin şarkısı..
Not: Bir misafirimiz oldu Gülen'le bu hafta bloglardan ama o yazarsa yazacağım..Benim işler yüzünden görüşemedik ama tanıştık :)) Bunu saymayız ben seninle görüşemedim dedim,güldü, çok güzel gülüyor bu arada..Bu kadar ipucu yeter :P

Cuma, Temmuz 09, 2010

Unutma..

Bugün hüzünlüyüm ,nedeni yok sadece canım böyle olmak istiyor.. Etraf çok sıcak, klimasız oturulmuyor artık büroda..Evimi özledim. Birde yazlığa gidip,tepelere çıkıp, bisiklete binmek istiyorum :) Var mı böyle bir şey..? Benim yaklaşık on senedir yazlığımda kışlığımda aynı!
Canım sıkkın olduğunda hayatımı geri sarıp en keyif aldıklarımı yapmak istiyorum, sizde de oluyor mu..? Aradaki herşey yok oluyor birden. Özlüyorum.

Bir soru birde.. Bir belediyenin salak olduğunu nereden anlarsın..? Yazın deniz kıyısındaki yolları kapayıp halkın arabayla girmesini engellerse sanırım. Düzenleme yapacakmış,kışlar torbaya girdi ya..
(Koca Çalışta Ares'i yüzmeye götürdüm de bu sabah)

Bir turistin salak olduğunu nereden anlarsın..? Sen klimalı arabada bile nefes almaya zorlanırken
asfalt yolda koştuğunu gördüğünde..
(sporcu adam bu havada koşmaz, gerçek salak bu işte)

Günün şarkısı : Candan Erçetin 'den

Not 1 : Biraz önce mail olarak geldi,paylaşmak istedim..Teşekkürler Aysetun.

" Kadın kaçırma rehberi ( Ayşe Özyılmazel'den..)
Beyler! 'Yaz vakti şimdi bu kadın niye kaçıp gitti' demeyin, yazarınızı dinleyin. Huzurlarınızda kadın ne zaman gider 2010 yaz rehberi...
* Erkek, denizde eşek şakası yapmayı marifet sandığında... Bkz: Kadının kafasını suya batırmaya çalışmak, denize girmek üzere olan kadını ıslatıp 'hohahaha' diyerek gülmek, kadını havuza itmek...
* Erkek, 40 derece güneşin altında içip içip maymun olduğunda, ona buna sardığında kadın olay mahallinden uzaklaşıp tatile çıkar. Alkol ol, buharlaş be adam! SLİP MAYO GİYİNCE!
* Plaja gelinen ilk dakikalarda adamın şortunun altında slip mayo çıktığında! Ay bunu yanımıza kim koydu! Çekil çekil!
* Bizi bikinili gören erkek sanki ellerini beline götürüp, gözlerini vücudumuza dikerek 'Kilo mu aldın seeeyynn' çekince kadın koşarak gider, giderken de yolda kiloları verir.
* Adam, havadan nem kaptığında... Plajda geleneksel kostüm bikiniyken, bütün erkeklerin sadece size baktığı paranoyasına kapılıp havluyla peşinizde dolaştığında. İNTİKAM AZ SONRA! * Günlerce tatil yerinde buluşmak üzere konuşup, tatil bölgesine inince telefonları seyrekleştiğinde kadın usul usul gider. Çünkü abi, kesin başka numaralar peşindedir. Bir kadını tatilde ekmek ha! Ne dedin sen! İntikam azz sonraa.
* Bakın size net söylüyorum; erkek plajlardaki animasyon yarışmalarına katıldığında, kadın ışınlanarak gitmek ister.
* Erkek kendini Yaşar Alptekin, bilemedin Tolga Han, bilemedin Hakan Peker zannedip gece kulüplerinde pisti ekonomik kullanmayı beceremediğinde kadın yüzde bin gider. Giderken de 'voktaaa vişnee, votkaa vişnee' şeklinde tempo tutmayı ihmal etmez. YESİNLER SENİ
* Zorla içki içirmeye, yemek yedirmeye çalıştığında da kadın erkeğin yüzüne kusa kusa gitmek ister. Bu ne ısrar canım!
* Adam rakı masasında iki tek atıp, eski sevgililerini kötülemeye başladığında aklı başında olan her kadın kıyın kıyın tüyer. Bay Doğru'ymuş... Yesinler seni.
* Abi bikinimize, ojemize, rujumuza, elbisemize, ayakkabımıza laf etmeyi marifet sandığında kadın tiksine tiksine gider. Kadın ruhundan anlamayan hasta adam seni! Bu kafayla bedenimize de ruhumuza da sahip olamazsın düdük makarnası.. "

Not 2 : Evliysen kaçamazsın..! :)) Konuşup bunları yapmaması konusunda uyaracaksın ya da kavga çıkaracaksın ki bir daha yapmasın...

Çarşamba, Temmuz 07, 2010

Taa uzak yollardan..

Gün geçtikçe eski tatları arıyor insan.Şimdi bakınca Smirnoff meyveli votka mı çıkardı demeyin, o benim yaptığım anneanne usulu meyvesuyum. Marttan beri daha sağlıklı yaşamaya ve biraz kilo vermeye çalışıyorum. Kilo verdim, çok değil ama biraz beni rahatlatacak kadar. Bazıları için çok olabilir ama benim için bir başlangıç sayısı.Yani yine kiloluyum başkalarına göre ama gören aaa kilo vermişsin diyecek kadarda zayıfladım.
Zayıflarken dikkat ettiğim şey,
1-kendime göre davrandım,başkalarının durumuna göre hareket etmedim.
2- hamurişini ve tatlıyı kestim, günde 1-1.5 litre su içtim.Su içmediğim zamanlarda kilo veremedim.(Kilo vermenin esası su içmeye dayanıyor.İçmediğiniz taktirde sadece aç gezmekle yetiniyorsunuz. )
3-yemeklerde bir öğün ekmek yedim diğer öğünleri ekmeksiz yemeye dikkat ettim.
4-baharda özellikle uzunbeyle fırsat buldukça yürüdük hatta fırsat yarattık yürümek için. Şimdi çok sıcak olduğundan yürünmüyor belki yüzmeye başlarım.
5-bizim gibi kilolu insanlar zayıfladıklarında sarkma tehlikesi olduğundan kesinlikle spor yapmalı diyorum eğer benim gibi spor yapacak zamanınız yoksa da profesyonellerden yardım isteyeceksiniz ki bende öyle yaptım.

Zen'de bulunan starvac diye bir program var.Bu program hem bölgesel zayıflamada hem de selilütlerde etkili. Bu program nisan da beş hafta sürdü. Zen, diet programını bana bıraktı.Diet kısmını kendim hallettim.Evet itiraf ediyorum senelerdir biliyordum ama canım yapmak istemiyordu. Çünkü başkaları için zayıflamak istemiyordum, zayıflayacaksam kendim için yapmalıydım. Aslında uzun zamandır karar vermiştim ama en son sıkıldım insanlardan.Çünkü sadece zayıf oldukları için başkalarına laf söylemeyi beceri sananlar yüzünden, işte biraz çaba gösterdim, gitti bir oniki kilo kadar. Üç haneli rakamlardan iki hanelilere indim :) Kendim için ama..

Başta zor oldu, çünkü yemek kültürü fazla gelişmiş insanlar anlar ancak ne demek istediğimi,yemek yemek bir sanat, keyifli ve hoş zamanlar olmalı,mümkünse de yemekler güzel olmalı. Ben başlarda savaş gibi gördüm. Bu savaşçı ruhumda olmasa hiçbirşey yapamam sanırım bu dünyada.. :P Ne kadar az yersem kardır dedim kendime.. ve az yemeğe alıştırdım bünyemi.
İçki de içtim ,okudunuz zaten.. ama içki içmek kalori için tehlikeli.. Haftada bir kereden fazla olmamasına dikkat ettim ve bir kadeh,kaçamakla iki kadehi buldu bazen. Benim gibi sosyal yaşantısı olan biri için zor. Hele bir nisan ayı geçirdim ki evlere şenlik, doğumgünleri, yemekler, dost toplantıları.. Yine de ritmi bozmadım.Beş haftalık programı hiç sektirmeden bitirdim. Arada yosuna girdim ki özellikle göğüs kısmı için toparlayıcı oldu.Bu zaten benim starvac programıma dahildi.Bu yüzden özel durum gerektirmedi.

Beş haftalık dönem bitince de bırakmadım,koruma programındayım şimdi. Yalnız iş ve çağılın sınavı nedeniyle 2-3 haftadır programıma ara verdim.
Benim programım haftada üç gündü.Şimdi haftada bir gidip kendime özel programıma devam ediyorum.Bunu kişinin kilosuna ve durumuna göre Zen ayarlıyor.

Şimdi bir bölüm atladım. Önümde bir kaç bölüm var :)) Arzu ediyorum ki biraz daha verebilirsem çok mutlu olacağım.Hoş veremezsem de mutluyum,çünkü başladığım zaman tamamen sağlık açısından kilo olayına yaklaştım. Ne kadar verebilirsem kardır dedim kendime. Ancak doksanlı kilolarda olmak beni rahatlattı.Sağlık açısından güzel bir şey.Estetik olarak da inceldim, bazı kıyafetlerimi verdim bile.. Bazılarını da küçülttüm.Çünkü biraz daha vermek istiyorum.Eğer rahatsız edecek bir durum olmazsa tabii ki..

Olaya daha sağlıklı yaşamak adına bakıyorum.Çünkü hayatta en sevmediğim insanlar kilo takıntılı olanlar. Başkalarınında hayata kendileri gibi baktığını düşünüyorlar. Oysa ben sağlık açısından korkuyorum. Neyse şimdi bir duraklama devresindeyim.Dikkat ediyorum ama eskisi kadar sıkı bir dönem değil. Kilomun oturmasına dikkat ediyorum ki almayayım.. ama eskisi gibi yemiyorum .. Kilo veren herkesin dediği gibi çok sıkı değil ama şu anki kilomu koruyorum.

Başkalarına göre hareket etmediğim için rahatım, hamur işi de yedim bu dönemde. Yalnız spor kısmı sıcaktan eksik kalıyor. Son bir haftadır çok sıcak buraları. Festivalden ve tüm bir yılın yoğunluğundan sonra erken kalkıp yürümekte mümkün değil.Bu yüzden ikinci bölümde kendimi denizlere vurasım var :)) İlk fırsatta öğlene kadar denize gidip öğlende işe geçeceğim.Bir dönem yapmıştım.Yine yapmak istiyorum.Yeni programa girdiğimde sizlere yazarım artık.İlk bölümü yazmadım, bekledim çünkü biraz sonuçlansın. On iki kilo iyi bir rakam aslında ama ruhum değişmedi gördüğünüz gibi :)) takıntı yapılacak bir şey değilmiş yani.Gerçi ben öyle tiplerden uzak durmaya çalışıyorum -hiç işim olmaz, hayatı kafasına göre yaşamalı insan bedenine göre değil..! Hoş bunu da farketmeyenler, görmemezlikten gelenler de oluyor, olsun ya herkes kendi köşesinde yaşıyor işte, ben kilo verdim onlar için değişen bir şey oldu mu..? Olmadı ama karşına geçip hep böyle irimiydiniz diyebiliyor ilk tanıştığın biri..? Sana ne..!!! Sanane kuzum..! Hayat benim, rahatsız oluyorsan bakma, hatta bana da bulaşma ki rahat edeyim değil mi..?

Farkındayım... Alışılagelmiş bir rejim yazısı değil bu ama ben zaten alışıla gelmiş bir "şişko" olmadım ki şimdi de aynı olayım. Neyse benim yolum uzun. Daha vermem gereken kilolar var. Daha durmak istediğim noktayı şimdilik bilmiyorum,sadece biraz daha vermek istiyorum.
Ha eklemek isterim ki starvac sistemiyle fit göründüm, sarkmadım, hatta toparladı beni, linkte gerekli teknik bilgi var, ben işin estetik kısmıyla ilgili söyleyebilirim ki çok kilo verdim ama starvacla da inceldim.Teşekkürler Zen. Dağıldığım zamanlarda oldu, beni vücutsal olarak toparladığı gibi ruhsal zamanlarda da toparladı, büyük destek verdi, orta şekerli kahveler içirdi :)), fal baktı, dinledi, bazen kızdı, bazen başkalarına karşı korudu, bitkisel çaylar yaptı,her yönden destek verdi. Hayatı boyunca kilo vermeyi düşünmemiş birine kilo vermenin bilincini yerleştirdi..Teşekkürler Selma.. Sen olmasan bu kadar olmazdı.

Şimdi gelelim bu konunun başına, meyve suyuna. Şekerli ve kalorili içecekleri, özellikle içki içmeyi seviyorum ya içkiye bir çare bulamadım.Seviyorum ama az içmeye çalışıyorum ya da içeceğim zaman başka şeyleri yemiyorum falan. Meyvesuyu ya da light içecekleri içememek adına evde kendime bu içeceği yaptım.Normalde de bazen dışarıda kola içeceksem de max ya da zero içiyorum.Çok nadir, yazında bu sıcakta ayran içilmiyor,yoksa bir dönem bol bol dışarıda yemek yerken cola yerine ayran içtim. Metobolik denge sıvısı var annem içer sık sık, ünlü bir doktorun. Ben o malzemelere - yani elma, karabiber,karanfil,tarçın kabuğu- olan karışıma ki bu tarif nette var sanırım , gözkararı kuru kayısı, bu mevsim çıkan kara erik, ve taze kayısı ve maydanoz ekledim. Tarçın kabuğunu biraz arttırdım ve kaynattım. Soğuyunca erikleri ve kayısıları içinde ezdim.Böylece tam meyvesuyu oldu.Şişeye koyup soğuttum.Bu sıcaklarda ki burada susayınca su falan kesmiyor,özellikle bir şey içmek istediğimde onu içtim yemeklerde ve sonra. Ev üyeleri beğenmedi sanırım ama ben şekersiz olduğundan bayıldım.Hem sağlıklı hem de şekersiz olması işime geldi.Sık yapmaya karar verdim kendim için.Maydanoz suyunu içemem çünkü o şekilde .Ödem attırıcı bir özelliği var ya arada içmek iyi olur.

Bu ikramlar festival için yapıldı.Festivalde yemek standı açtık. Berna bana lokumlu milföy yapsana dedi, olur dedim çünkü benim için çok pratik. Buzdolabımda her zaman milföy hamuru vardır acil bir durum için. Daha önce yazmış olabilirim ama Zehra'da (cafe derin) yazsana blogda deyince fotoğrafladım.
Uzunbey bu marka lokum almış,aslında cevizli ya da fıstıklı lokum olmalı.Bu ikram benim özel spesyalim. Lokumlar gözüme az gözükünce ikiye kestim.Aslında kesilmese süper olur :) Yani mümkünse 1 tane cevizli lokum bir kareye olmalı..

Bir milföy hamurunu dörde kesiyorsunuz.Her kareye bir lokum yerleştirip bohça şeklinde kapatıyorsunuz.Bohçanın altı tepsiye gelecek şekilde olacak.Milföy hamuru yağlı olduğundan tepsiyi yağlamıyorum. Yalnız püf noktası hamurlar dizildikten sonra hamurun üstüne bıçakla iki kesik atıyorsunuz. Dikkatli bakarsanız tepside göreceksiniz.Birde başka malzeme de olur ama lokumlu milföyde bohçalar kenarlardan akmasın diye açık olmadan dizilmeli,üstüne yumurta sarısı olmalı ve kızarmış olarak çıkmalı.Benim yaptığım gibi yanlış görüp kızarmadan çıkarmayın ve yumurta bittiği için üstünü yumurtalamadan atmayın. Çıkardığınız gibi de pudra şekerini üstüne döküp soğumasını bekleyin.

Afiyet olsun..


Lokumlu milföy..



Bunlarda cafederin Zehra'dan gördüğüm sütlü poğaçalar ama fazla kızarmışı :))

Her sene yaptığım vişne likörü .. Geleneğim oldu artık :) Bunlar artanlar, normalde meyvesuyu şişelerine yapıyorum. Bu sene şekerini az tuttum,çok şekerli olmuştu geçen senekiler.

Festivalimize her sene katılan Sunay Akın,insan her sene anlatacak değişik konuyu nerden bulur ki..? Sunay Akınsa bulur.Burada da kendi hayat hikayesini anlatan sunucuyu arada durdurup konuyu geniş örneklerle betimliyor :)) Yanında da Meltem Vural.

Seyirciler kalabalık,yoldan sesini duyanda gelip bakıyor bu kim diye.Bu sene daha bir coşkulu ve iyi gördüm.. Yan standlarda da kitap imzaladılar.

Cafe derin - Zehra bu güzellikleri yapmış, Mavi kuş standında festival için.Akşamdan bana bir şeyler yapacağım derken bu kadar güzel şeyler getireceğini düşünmemiştim aslında.Evet biliyorum herzaman güzel şeyler yapıyor ama o kuşları ve kekleri görmeniz hatta yemeniz lazımdı.Kime göstersem ay bunlar da ne güzel deyip hayretle baktı.Biz giderken uğrayıp öğlende Çağılla teslim aldığımızda Çağıl, göz ucuyla kutuyu açıp baktı ve anne inanmayacaksın bunları en az 3-4 saatte yapmış dedi.

mavikuş kurabiyelerimiz :)) herkes dönüp bir daha baktı..

Bizim festival ilk gün Hisarönü karnavalıyla başladı. ikinci gün bizim etkinliklerimiz başladığından ve ben yoğun olduğumdan cuma gecesi ilk gidebildim,bizim kızlarda geldiler, hepsi bizim de blog kızları demek istediğim.. Gülen ve Zehra...
Cuma gecesi önce Fethiyede kültür merkezinde olan söyleşide buluştuk.Sunay Akın- Meltem Vural 'ı izledik.Sonra hep beraber yukarıya çıktık yani Hisarönüne.Akşam saatleri güle oynaya Gülen'inde yazdığı gibi güzel geçti.Derin bizim için kurabiyelerden sattı. Zehra yemek standını dizdi,Gülen'de getirdiklerimizi boşalttı.Bende seyrettim dermişim :))
Hep beraber akşam toplandık ve Zehra ile yakın oturduğumuzdan onu alıp eve döndük.
Cumartesi günü hem evde temizlik günüydü,unutmuşum kapı çalınıp yardımcımı görünce hatırladım :) hem de o gece yemeğe davetliydik özel bir sosyal klüp başkanlığına arkadaşımız geçti, devir teslim törenine davet edildik.
Gece ancak 12 de yemek bitti ve Ölüdenize gidip Çağıl'ı aldık.
Pazar sabahı yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz çantanın sahibi arkadaşımın çocuğunun doğumgünüydü.. Pastamızı ve hediyelerimiz alıp sabah beraber kahvaltıya gittik.Öğleden sonraki partilerine kalamayacağımız için sabahtan kutladık.
O gün yani pazar günü sabahtan kahvaltı- daha öncede gittiğimiz Yanıklardaki cevizaltı restaurant, öğleden sonra Girdev Yaylası Kuş Gözlemi ve akşam Ölüdeniz Festivaline giderek kendimce yine bir rekor kırdım.
Mavi Kuş standı.. Bu sefer ağırlık yiyecek ve giysideydi,çünkü 30 ağustosta kermes yapmayı düşünüyoruz.
Şimdiye kadar yazmaya fırsat bulamadığım Ölüdeniz Yunus parkı olayımız var ki son hızla burada savaşıyoruz.. Hatta İngilizler çoğunluklu olmak üzere yürüdüler de.Ben o gün müsait değildim ama elimden ne gelirse yapmaya çalışıyorum.
Olay şu ki gerçekte yunuslar küçük bir havuzda gösteri yapsınlar diye tutuluyor.Oysa bu yunus parkları belli standartlarda ve denizin içinde olmalı.Bu havuz eski bir otelin küçük havuzu.Hiçbir özelliği yok ve yunuslar için tehlikeli. Bunun için yürüyüş yaptılar Ölüdenizde..
Facebook sayfası.. ve imza kampanyası.. (kapandı ama görün istedim)
Son durum şu, ruhsat daha çıkmadı ama kaymakamlık bir sakıncası olmazsa eğer ruhsat verecek, oysa sakıncası var ve buradan kolay ruhsat çıkmaz diye düşünüyoruz.Oysa bu işletme bakanlıktan izin alma peşinde, umarım bu izin çıkmaz yoksa o iki yunus bile bile ölüme bırakılacak havuza değil. Eğer izin çıkarsa da ne olacağını kestiremiyorum.. İngilizler bu olayı çok önemsiyorlar hatta Türklerden çok. Millet para kazanma derdinde buralarda yunuslarla uğraşacak zamanı yok ,herkes turizm yapma derdinde.Bu sene gerek havalar gerekse krizden dolayı işler kötü. Ancak şimdi iş yapmaya başladılar..
Yarın gece FIG yemeğimiz var, FIG burada kurduğumuz yaşayan yabancıların oluşturduğu bir grup. FETAV' ın alt grubu.Biletler 15 lira. Bir kısmı FIG'e kalacak. Destek olmak için gitmeyi düşünüyoruz.İkinci el satışları ve öğrencilere bursları ilk FIG ile başlamıştık Başlamıştık diyorum, çünkü kuruluş aşamasında ve elim değdiğince yanlarındayım..
Cuma gecesi Kaya Sarnıç restaurantta Rembetiko gecesi var, gitmeyi düşünüyoruz..
Yarın sabah Çekmeceden çok eski ahbaplarımız geliyor tatile, sabah onları karşılayacağım kısmet olursa.. Bende değil otelde kalacaklar ama çocukluğumdan hatta Demirköyden tanışıyoruz,akrabalarım gibiler.. Annemle babamın yakın arkadaşları..
Geçen hafta festivalde de annemlerin eski komşusu Hisarönünde tatile gelmiş, altlı üstlü on sene komşu oturduk aynı evde ben evlenmeden.. Sık görüştüğümüz bir aileydi onlarda.. Giderken arkalarından baktım ve bir film şeridi gibi geçti hayatım gözlerimin önünden..
Bugün sabahtan beri bu yazıyı yazmaya çalışıyorum. Günlerim çok yoğun geçiyor.Bu sene sanırım ben hiç durulmayacağım.Hayatım çabuk geçiyor sadece, buna üzülüyorum ve uzaklarda olduğuma bazen kızıyorum. Bu buradan keyif almamı önlemiyor ama yine de özlüyorum ..
Dikkat ederseniz Çağıl' ın sınavıyla ilgili bir şey yazmıyorum. Bu ayın onbeşinde puanlar açıklanacak,hayırlısıyla bekliyoruz sonuçları.Şimdilik bir terslik yok diyebilirim.. Belli olsun ilk sevdiklerimle paylaşacağım :))
Puanlar gelince tercihler yazılacak ama en azından puan belirleyici olduğundan yaklaşık sonuçlar tahmin edilebilecek,oysa şimdi herşey belirsiz.
Pazar günü kuş gözlem gezisine gittim ya, bundan sonraki yazı Girdev Gölü olacak,nefis fotoğraflar çektim. Bir yazıya sığmayacak fotoğraflar olduğundan ikiye böldüm.
Günün kitap tavsiyesi : Aycan Alp'in Kuresel Tezgah ve Turkiye (teşekkürler Aysetun)

Pazartesi, Temmuz 05, 2010

Mavi Kuş Kargo 21 / Tülin Bozkoyunlu

Mavi Kuş'u unuttum sanmayın. Ben yoğun olsamda olmasam da orada işler bir şekilde yürüyor. Ucundan kıyısından elim yettiğince her işe yetişiyorum.Bu konuda bana sevdiğim birinin "kendi adıma seninle gurur duyuyorum" demesi benim için en büyük ödül. Hiçbirşey beni o cümle kadar mutlu etmezdi. Beni sevdiğini düşündüğüm insanların sevgisiyle yaşıyorum ben..
Bu kargomuz Tülin Bozkoyunludan. Bloğu var mı bilmiyorum.(Varmış tabii ki..hatta bende linki varmış :)) www.bulutgolgesi.blogspot.com Bu pembişlere de bittim ve her şey için teşekkür ederim.
Bu haftasonu yazı yazacak zaman bulamadım.Hem festival hem de başka işler yüzünden hızla geçti günler.

Gönderilenlerin hepsini paylaşmayı düşünüyorum.İş ve hayat yoğunluğundan bunu geç yapıyor olsamda gelen herşeyi sizlerle buradan paylaşacağım.Sizlerin sayesinde son dönemlerimizi iyi geçirdik ve o kadar güzel şeyler gönderdiniz ki hepsinin birer örnek teşkil ettiğini düşünüyorum.

Festivalde de gönüllülerimizin oluşturduğu masadan satılanları burslara bağışladık. Teşekkür ederiz.Fotoğraflarını çektim,sizlerle paylaşacağım daha sonraki yazıda.







Bana gönderdiğiniz notlardaki her şeyi okuyorum,yönlendirmelerinizi uyguluyorum.





Bana gönderdiklerinizle de beni utandırıyorsunuz diye belirtmek istiyorum. İstemem yan cebime koy hesabı sevinçle! karşılayarak hem de :))
Tülin Hanım, gönderdiklerinizle bizi çok mutlu ettiniz,tekrar teşekkürler.. Jale Hanıma da sevgilerimizi iletin lütfen.

Mavi kuş kargoıları devam edecek...

Perşembe, Temmuz 01, 2010

ve ruhumda sadece yalnızlık var..

Facebook 'ta paylaştım, sizlerle paylaşmasam olmazdı.. Birde bu şarkının ara nağmelerini doğaçlama yapan bir kadın şarkıcının yorumu vardı ki onu bulamadım..

İyi geceler diliyorum..Bu şarkıyı sabaha kadar açık bırakıp uyuyasım var..

Eylülde gel..

Tüm Akyaka tatilim bu şapkayla geçti geçen hafta.Bu fotoğraflar bu hafta sonundan değil, ilk deniz kıyısı fotoğraflarımız.Kargıdaki Karataş plajında girdik denize, hem sakin -rahat rahat sessizlikte kitap okumak için ideal, hem de etrafta birileri olmadığından Ares 'i bağlamadan oturabiliyoruz plajda. Fakat geçen gün annem ve çarli ile ölüdenize gittiğimizde istanbul plajları gibi kalabalık yerlerde artık denize giremediğimi farkettim.-Sanki çekmece plajında yıllarca kalabalıkta denize giren ben değilmişim gibi :P
Ares'in plajdaki en komik hali sanırım bizim şezlonglara biz varken çıkıp oturmasıdır . Ayakucunda koca bir köpek :)) Birde çocuk gibi ben ya da bizden biri denize girince illa o da girecek ve üstümüze yüzecek.Bu konu aslında çok tehlikeli ama nasıl başa çıkabileceğimi şimdilik bilmiyorum.Bilen varsa paylaşabilir. Özellikle denize girdiğimizde üstümüze yüzüp patisiyle kucağımıza gelmek istiyor, hal böyle olunca da vücudumuzu çiziyor bir , birde derinlerde tehlikeli oluyor. Geçen sene bu tarz bir tehlike atlattım ben.
Açıkta yüzmeyi severim.Uzunbey bağlı şekilde onu tutuyordu ve Ares kurtarıp kendini bana doğru koşmaya başladı.. Ben de kıyıya doğru yüzmeye..Ortada bir yerlerde buluştuk. Onu kendimden can havliyle uzaklaştırıp bir elimle uzak tutmaya çalışıyorum bir elimle de kıyıya yanaşmaya çalışıyorum.. Kendimi kurtardığımda neredeyse gücüm kalmamıştı. Vücudumun her yerini çizmesi bir kenara, yüzme bilmesem nasıl kurtulurdum bilmiyorum.Uzunbey şoka girdi.Ancak ayaklarım bastığı yerde yetişebildi ve üzerimden aldı. Bu yüzden birimiz denize girerken onu bağlıyoruz ki üstümüze atlamasın. Bebişimiz var gibi sırayla denize giriyoruz.Hala o kenarda beklerken bir gözüm üzerinde yüzüyorum ve çok açılmıyorum.Bu sene yine denedik, aynı tarza devam ediyor..Nasıl alıştıracağım bilmiyorum.
Erguvaniler (yazarı Tayfun Er) nefis bir kitap, tatilde başlamıştım. Uzunbey hala bitiremedin mi diyor ama ilişkileri anlamak için ilk defa bir kitabı yavaş okuyorum.

Gelelim bu haftaya, bu güzellikler Zehra tarafından yapılmış.Tatları da en az görüntüleri kadar nefisti.Gülen'i dün ziyarete gidince bende gittim.İyi ki de gitmişim.Nefis bir patates salatası (Gülen yaptı) poğaça( Zehra yaptı- hatta ben ordayken) ve bu kekleri de yedik.Hem de çok çok. Bu kızlar benim için çok tehlikeli.Uzun zamandır bu kadar çok hamur işi yememiştim ben.

Sütten yapılma yumuşacık poğaçalar..

Gülen'in patates salatası..

Baklavalı dondurma ,pazartesi gecesi keyfinden..

O gece Beril istanbula döneceğinden bana gelin dedim. Onlarda bana kıyamadılar hep beraber Cinbale gidelim dediler. Kayaköye gittik. Daha oturduğumuzda üşüdüm aslında, kot montumu giydim ama daha sonra rakıdan sıcakladım sanırım, montu çıkarmışım.
Buzlu rakı ve dondurmayı da yiyince şifayı kaptım. Ertesi günkü halimi biliyorunuz zaten.

Ressam Şükran Teyzemiz sık sık gittiği Deniz Kapısı Cafesinin yoldan gözüken ahşap panellerini boyamış.Onun bu tarz çalışmalarını görüntülemeyi sevdiğimden ben de annemle gidince fotoğrafladım.Onu son gördüğümde cezaevindeki mahkumlara resim yapmayı öğretiyordu geçen ay.

Çalış

Gülen'in doğum günü hediyesi, ben aldım :) Çok sevdiği Paris tişörtü , (annebluzu.blogspot.com)

Bu golden yavruları ne yazık ki Ares'in değil.Geçen pazar Korhanlara gittiğimizde çektim. Zaten yavrusu olursa ne yaparım bilmiyorum.Olmaması daha mı iyi ne, kesinlikle veremem diye düşünüyorum.Yoldan bile çevirip yavru soranlar var, millet sırada.Bilemezler ki ben hepsini kendime saklayacağım :))
Geçen pazar sabahtan çıkıp Korhanlarla buluştuk. Onların evinde de misafirleri vardı,orada buluşup Nif'e gitmeye karar verdik. Gittik biraz oturduktan sonra önce hep beraber ortak arkadaşlarımıza Üzümlüye oradan da Nif'e yola çıkacaktık. Üzümlüde evde şarap yapan bu dostlara daha öncede gitmiştik ve görüntülemiştim bahçeyi. Küçük ikramlarda bulundular.
Biraz oturduk, bahçe ve şarap konusunda konuşuldu. Bizimle beraber giden ailenin süper tatlı bir prensesi vardı, Ares'le aslında daha önce de görüştüler ama bu sefer İris bayıldı Ares'e ve bir dakika bile boş bırakmadı onu.

Şaraplar evin farklı köşelerinde olgunlaşmayı bekliyor.

Bia bahçede oturudk önce, sonra da etrafı gezdik.

Evin beyi Türk, asma yetiştirmeyi ve bu üzümlerden şarap yapmayı seviyor.

Üzümlü manzarası..

Lavantalar..
Bu bitkiyi de çok severim ben, çocukken bunları koparıp oynardık.

Bu mavi çiçeğe de bayıldım, adını bilemedim.Gerçi söylediler ama not almamışım.



Evin hanımı benim gibi kaktüsçü :)

İris ve Ares ,
İris'in ailesi organik şarap ve zeytinyağı yapılan bir çiftlikte yaşıyor.Doğaya düşkün anne ve babası var, arada bu tarz toplantılarda görüşürüz. Çevreye önem veren ve örnek olan ailelerdendirler..
Mercan çiçeği

Eskiden beri Fethiyede sevilen bir çiçekmiş.. Evin beyi annesinin bahçesinde olduğundan ve çok sevdiğinden bahsetmişti daha önceki gelişimde..Her bahçede bulunurmuş eskiden.

Nar çiçeği..

En sevdiğim meyve. Yolda görsem arabadan inip yerim.Nitekim iki ayrı bölgede kocaman kocaman görünce evsahibinden izin isteyip duvardan beslenmeye başladım.Sanırım bütün olmuşları ben yedim.Hepsi olmamıştı allahtan :)) Delilik derecesinde severim dedim ya, kırmızı haliyle de yedim..Ekşi ekşi, arada attım ağzıma..

İris nereye Ares oraya :P

Üzümlü güzel bir yer, fethiyeye göre de biraz daha serin.
Bu kaktüsler kış bahçesinde,her geçen gün daha da büyüyorlar..

Benim kaktüsler genelde çelikten olduğu için bu kadar büyük olmuyor.

Dün Gülenle ve Zehrayla birlikteydik. Çağıl'ın okulunun mezuniyet gecesi vardı Tuana Tatil Köyünde.Bu yüzden az oturabildik beraber, ben kalktım altıda.
Biz Muğladan dönerken alışveriş yaptık, takım elbise aldık,yeşil kravat ve yeşil yaka mendili falan.Dün de gidip ayakkabı aldık. Oğluş çok yakışıklı oldu.Çocuk çocuk dedikçe Gülen dalga geçiyor adam bu, neresi çocuk diye :P
Muğlanın alışveriş merkezinde elbise bakıyoruz,çağıl daha sınavda,çıkışta gelip alacağız. Çocuk sınavda biz bakalım önceden deyince tezgahtarda yardımcı olmaya çalıştı. Koyu renk vermeye çalışıyor bende yok o zaman damat gibi olur,kaparlar çocuğumu diyorum şakayla karışık. Tezgahtar kapmazlar demez mi..! Ben yine yok kızlar kapar çocuğumu dedim.O bana yine yok kapmazlar dedi :)) Nerdeyse kapışacak be adam neden kapmasınlar gördün mü çocuğu diyecektim.Zaten o mağazaya değilde babasının sevdiği bir markaya gittik, kapılacak çocuğu göremedi arkadaş :))

Dün akşam giyindi kuşandı, servise bıraktım arabayla ama fotoğraf çekeyim izin vermedi.Sadece annem tembih etmişti, onun için çektim şimdi bilgisayarımda masaüstümü renklendiren fotoğrafı..Neyse bıraktım sabaha kadar beni bekleme dedi.İyi ,beklemeyiz dedik ama Tuanadan çarşıya geçerken haber ver nereye gittiğini dedim,tamam dedi. Gece yarısında mesaj geldi,uyanığım tabii ki ben paspatura geçiyorum diye. Sabah beşte de aradı beni alırmısın diye.Ben dörde kadar oturmuşum, uyanıp aldım yine yattım.Mutluydu :) Bende :)
Bugün işe gitmedim bende uyudum onbuçuğa kadar.
Yarın Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivalinin ilk günü. Mavikuşlar olarak orada olacağız saat yediden sonra. Gündüz söyleşiler Fethiye Kültür Merkezinde, gece konser ve gösteriler Hisarönünde. Yemek standı bizde bu sefer. Ben lokumlu milföy yapacağım. Aynı zamanda giysi tezgahımızda olacak. Komitedeyiz zaten, görevli olacağım oralarda.
Hisarönü pazar yeri festival alanımız.

Dönüp dolaşıp Göksel dinliyorum bu ara.Çocukluğumun tüm şarkıları.. Hangi birini isterseniz.
Seninleyim..
Eylülde gel..
Ölsemde bir kalmasam da bir..
Olmaz olsun..
Palavra..
İnsan çocukluğunda gördüğü ve dinlediği şeyleri niye bu kadar çok sever ki..? Tüm parçalar sanki ezberimde. Annemle babamın dansettiği ve çaldığı parçalar bunlar. Babam birde anneme tango söylerdi arasıra,bazen de şarkı, takılır gibi gelirdi bize ama babam yine de söylemekten vazgeçmezdi.
Anneme.. Papatya gibisin beyaz ve ince.
Bessame Mucho..
Volare..
Portofino.. ilk aklıma gelenler
Annem ise Anlamazdın gibi Türkçe şarkılarla ve Ayla Dikmen gibi sanatçılarla eksikleri tamamlıyordu plaklarda.
Babam bizlere de sabah okul için kaldırırken" kalk artık sabah oldu " şarkıyı -çok uzun söylemesin diye o öğretmen ses tonuyla - söylerdi.Bende Çağıl'ı yıllarca bu şarkıyla uyandırdım :)
Duruma göre tangoları bazen de kantoları vardı sözleri ilginç olan ama bazen benim zor hatırlayabildiğim.. Bu yüzden tango ve kanto severim ben..

Evdeyiz, yemekteyiz seyrediyorum. Yemekteyiz Eskişehirde ama daha bir Eskişehir yemeği görmedik :) Köpoğlu yapıyor bir yarışmacı,Trakya da favori mezemiz :)Buralarda yok, ben evde yaparım bazen canım istediğinde..Çok severim.
"Közlenen patlıcanlar çatalla ezilir.Domates ve biberle karıştırılarak içine sirke,sarımsak,zeytinyağı ve maydanoz konularak özel bir sos yapılır.Bu sos közlenen ve karıştırılan patlıcan ve biberlerle karıştırılarak buzdolabında 1-2 saat bekletilerek servis yapılır.Trakya mezesidir.." diye bir yerlere yazmışım zamanında..
Benim inancıma göre sadece közlenerek yapılır,kızartılarak yapılan diğer bütün tarifler patlıcan salatasından öteye geçmez,bunu iddia edenlerin her iki tarifi uygulayıp tattıktan sonra iddia etmeleri gerekir ki haklı olduğumuz nokta da tatların farklılığıdır.
Yarın festivaldeyiz..
Not: Salı kendimi kötü hissedince öğlen kalkıp dışarı çıktım. Çağıl'a ayakkabı aldık, Çalış Karnavalının değerlendirme toplantısına gittim.Üçte uzunbeyle buluşup Göcek ve Dalaman'a gittik.O gün bitki çayı içince toplantıda kendime geldim,iyileştim.
Çarşamba toparlanmıştım bile.