Cuma, Aralık 10, 2010

birden sen gelsen aklıma


Dün enteresan bir gündü ama onu daha sonra yazmaya karar verdim.  Bu fotoğraf Kayaköy İlköğretim okulu için yapılan gönüllü çalışma grubunun toplandığı gün çekildi. Yaza kadar çok güzel gelişmeler yapmayı düşündüğümüz bir çalışma içerisindeyiz.Her aşamasını sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.Bu da ilk ön çalışma toplantısıydı yalnız grubu çekmeyi atlamışım :) 



Bu  iki güzellik annemden.İstanbulda takı kursuna gidiyor bu sene.Bana yaptığı hediyelerden. Ben kendine yaptığı bir bileziği daha beğendiğimden sanırım onu da yapacak bana- değil mi anne..? :)) 

Kırkyama kadar takı konusunda da süper :)) Eline sağlık diyorum.

Gelelim pazar günkü xmas (yılbaşı) pazarına.. O gün o kadar çok yağmur yağdı ki..! Emeklere üzülmedim dersem yalan olur. Bir ara saçak altından çıkamadık,düşünün yani.Buna rağmen aşırı kalabalıktı.Eğer güzel bir hava olsaydı en az 3000 kişi gezerdi diye düşünüyorum..Gerçi yağmur İngilizleri bağlamadı,kısa kollu ve şemsiyeli olarak gezdiler stantları :))
noel baba
Derin fotoğraf çektirirken...
ev yapımı soslar
şeker hamuru yılbaşı pastaları
keçeler
örgü bebekler
                                                Cafe derin'in hepsi satılan kurabiyeleri :) 




Dün gece aşırı yağmur yağdı.Pazar gününden bu yana da havamız biraz soğudu.Yine de güneşli günlerde dışarıda gezebilecek kadar hava güzel.Akşamları da  serin olmaya başladı.


Akşamki yağmurda Ares şimşeklerden çok korktu. Normalde yatağın ucunda yerde yatar, bütün gece yatağı paylaştık :))  


Köpekler aynı evin çocuklarının huyunda oluyor birde.Demek ki yetiştirene de bağlı bir şey bu.Mesela normalde bir şeyi tatmıyor ve yemiyor ama bir kere kandırıp tattırabilirseniz  yemeye başlayabiliyor :) Birde artık iyice farkettim ki ben onun hayatında özel bir yerdeyim.Bana  kesinlikle karşı gelmiyor :)  Uzunbey'e köpek bile kimden korkacağını biliyor diye takılıyorum :))   


Bugün perma kültür toplantısına pastoral vadiye gitmeyi düşünüyorum. Yarın akşam da Zen evine  davet etti, gece oturmasına. 


Salı günü güzel bir şey oldu :) Uzun zamandır yapmadığım bir şey yaptım kendim için. Bu kendime ayırdığım zamanları çok sevmeye başladım ben. Özgür bir ruh gibiyim, kısıtlanmaktan hoşlanmıyorum. Kendime zaman ayıramamak da kısıtlanmaya giriyor bence.Keyif alıyorum tamam ama daha çok kendimle başbaşa kalmalarda beni yeniliyor diye düşünüyorum. Bu halimi seviyorum. Biraz bu yönde secret yapmaya karar verdim.Yani sevdiğim şeyler için daha çok çabalamaya. Hayallerim desem daha doğru olacak galiba... Çünkü işimden zaten keyif alıyorum. Çok yoruluyorum ama keyifle yapıyorum ki çoğu gönüllülük ve destek işi yaptıklarımın.Görüyorsunuz buradan zaten.Sıkıldığım bu değil ama kendimi geliştirmek istiyorum. İlgi duyduğum değişik konular var ve bunların peşine de takılmak istiyorum. 


En çok da okumayı özlüyorum bu ara. Bu konuda  okuma grubu kurmayı düşünüyorum.Burada yaşayan arkadaşlarımla konuştum. Ayda bir toplanıp oturup okuduğumuz kitapları konuşacağımız bir grup kuracağım. Yani mesela bir aya bir kitap hedefleyeceğiz. Herkes o kitabı okuyacak sonra da toplandığımızda o kitabı enine boyuna inceleyeceğiz.Herkes neden beğenip neden beğenmediğini paylaşacak falan. Kitap konusu dışında politika,hayat gibi konularda konuşmak serbest ama kendinden konuşmak yasak olacak. Bunu da Rebecca diye bir İngiliz arkadaşımdan örnek aldım.Onlar ayda bir kitap inceliyorlar ama İngilizce , benim hedefim  bunu Türkçe yapmak çünkü diğer alanlarda zaten yeterince İngilizce konusunda cebelleşiyoruz.Hem benim Türkçesine daha çok ihtiyacım var :) 
Devamlı okuyan bir kaç arkadaşım var, onlarla konuştum fikri hoş buldular, sanırım yapacağız bunu.


Günün şarkısı : MFÖ  

Cumartesi, Aralık 04, 2010

bizden başka her şey orda

Görüşemediğimiz süre içerisinde çok yol katettim. Tahmin ettiğim gibi oldukça hareketli geçti haftam. Pazartesi-salı randevularımı ayarladım. Çarşamba başladım görüşmelere.. Aman Allahım biliyordum ama ben görmemiştim, nefis iki butik otel gezdim. Daha önce marinasını yazmıştım ama otelin içinde gezmemiştim. Fethiyenin belgeli ilk butik oteli. O kadar çok fotoğraf çektim ki hepsini bu yazıda kullanamam.Zaten ayrıntılı bir kere daha geçmek istiyorum zaman bulursam yoksa linkteki  harika fotolara bakın.
Bu ekolojik elbiseler Bali'den gelmiş.Siz sormadan ben söyleyeyim.En hoşlandığım kısımlardan biri buydu, buna benzer çok ayrıntı yakaladım otelde. 









Manzaralarını ve dekorasyonunu tekrar yazacağım, şimdilik bu kadar.



Fethiye CHP Kadın Kollarında perşembe toplantılarına gidiyorum.Bu hafta bir misafirimiz vardı ki onu da çok beğendim. Tavrı, hali ve konuşmasıyla örnek  bir politikacı. Bu ismi ilerleyen zamanlarda daha çok duyacaksınız eminim.Şimdilik ben tanıştırayım :)  Ömer Süha Aldan.Emekli hük. savcısı. Konuk konuşmacımızdı, güzel bir toplantıydı,çok güzel şeyler anlattı. 
Sitesi de var,takip etmek isteyenler için, kafanızdaki soruları aydınlatabilecek insanlardan biri.Onu hatırlıyorum , emekli olmadan önce Fethiye' de çalışıyordu, bizde yeni gelmiştik. Görünce hatırladım.



Bir resim sergisi gezdim ki FKM de  Nurdan KARAKAŞ öğretmenimizin kurs sergisi ama içim gitti.Bu sene doğum yapacağından 2. dönem olmayacak ama seneye resim kursuna gitmeyi istiyorum,özellikle bu minyatürler için.Bir yerden başlamanın zamanı gelmişti :)) 
Sergiyi özellikle daha ayrıntılı yazacağım.Çünkü resimlerin hepsi güzeldi, görmenizi istiyorum.Birde iki ayrı arkadaşım var,onları da yazmak istiyorum.

Ares üşütmüş, dün böyle koltukta oturuyordu. Ben görüntülerken bile kımıldamadı. Sonra istifra etmiş, eve giderken ZEN'de kahve içtik evinde.Bahçeli bir evi var, o güzel bahçe bile onu kendine getiremedi, sonra da acıkmış karşımda oturup  durunca kalktım.Neyseki akşam toparlandı, Uzunbey ilaç almış veterinerinden.
Keyifsiz Ares.

Çarşamba günü yoğunluktan 2. el pazarını unutmuşum.Mavikuşa uğradım,pazarda dediler. Ben gittiğimde saat dörttü. Daha sakindi ama tezgahlar duruyordu. Çok ilginç bir şeyler gözüme çarpmadı.Bu yüzden stand görüntüleri yok.Sadece Hanife'nin standından Kastamonu işi masa örtüsü  fotoğrafı var :) Mavikuşları da çektim aslında ama toplu çekeceğime hepsini ayrı ayrı çekip durmuşum :)  


Bir çocuğumuz var 17-18 yaşlarında , akülü sandalye ihtiyacı var,son çalışmam bu.Yani ona nasıl yardımcı olabileceğimizin ön çalışmalarını yapıyorum. Zehra sağolsun ucundan kıyısından beni her konuda asiste ediyor burda, geldiği için çok memnunum :))  Tekrar teşekkür ediyorum, tüm desteği için.Özellikle onun sayesinde bir ışık yandı, peşindeyim bu işin.
 Birde mimim var, en kısa zamanda deyip ancak üç yazı sonrasında cevap verebileceğim :)   Mutfakta1inci Özgen beni mimlemiş :)) 


Teşekkür ederim :) 

1. En sevdiğiniz kelime: En sevdiklerim hiçbir zaman tek değil,ben gönlü geniş biriyim birkaç kelime olabilir benim için...  Bahar,aile, sevgi,aşk,hayat.


2.En nefret ettiğiniz kelime: salak - sık kullanırım ve hoş kullanmam.Benim hakaret kelimem olduğu için sevmiyorum.




3. Ne sizi heyecanlandırır?: sevgi. 


4. Heyecanınızı ne söndürür?: Duygusuzluk. 


5. En sevdiğiniz ses: Gönül sesi. Ben bunu duymadığım insanlarla konuşamam mesela.. :) 


6. En nefret ettiğiniz ses: Klima .. araba klimasının sesi.


7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz? : Bilmiyorum,genelde sevdiğim şeyleri yapmayı düşünürüm,sevmediklerimi düşünmem bile.


8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz? : Şarkı söylemeye yatkın bir  sesim olsun isterdim sanırım. Resim yapmak isterdim bir de güzel yazmak :)) Benim doğal yetenek işlerim bitmez... Heykel yapmak isterdim... Karikatürist olmak isterdim,iyi bir mizahçı olmak isterdim,bir de politikacı :) 

9. Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz? : Yine kendim olmak isterdim.


10. Nerede yaşamak isterdiniz?:  İstanbul- Fethiye 



11.En önemli kusurunuz nedir? : Kusursa şişmanlık :)   Başka kusurlarımda var ama ben kendimi kusurlarıyla seven biriyim :))


12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz nedir?: İnatçılık :) 


13. Kahramanınız kim? : Tek geçerim Atatürk :))

14. En çok kullandığınız kötü kelime: O ha oldu son zamanlarda...


15. Şu anki ruh haliniz: Özlem dolu, kafası karışık biriyim.Hoş belli de oluyordur kelimelerimden :) 

16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?: Herkes kendi şansını kendisi yaratır.

17. Mutluluk rüyanız nedir? : Anlatsam olay olur :))


18. Sizce mutsuzluğun tanımı?: Ayrılık...

19. Nasıl ölmek isterdiniz? : Çok sıkıntılı olmayan bir şekilde sanırım :) 


20. Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini istersiniz?:Bende seni bekliyordum :) 

... ... ...
Yarın yılbaşı pazarındayım kısmet olursa.Saat 11.00 den sonra Çalış sahilinde görüşmek üzere...


Not : 1- Opera için tur var,  Antalya operası Mozart'tan ZAİDE.. İki gün ,otelde konaklamalı. Aralık  21-22 si için.İlgilenen olursa  bana mail atsın lütfen.

Bugün şarkılar  Sıla'dan.

Bugün Fethiye Kültür Merkezinde saat 14.te HES toplantısı var Eşen Çayı için.Sanırım bizim itirazlar geri dönmüş Muğla'dan. Daha ayrıntılı bilgi için orada olacağım. Şimdilik bu kadar.

ÖNEMLİ NOT :

  Haftaya AKÇEP  (Akdeniz Çevre Platformu) tarafından organize edilen  Permakültür Toplantısı var Fethiyede, Pastoral Vadide..Bir terslik olmazsa katılacağım. İzlenimlerimi de paylaşacağım :)  Sanırım toplantıya katılanlar bu çiftlikten :)


PROGRAM TASLAĞI               10-11 Aralık 2010

10 ARALIK 2010 -CUMA

===========

14:00 - 14:15 HOŞ GELDİNİZ- TANIŞMA

14 :15 - 14:30 Sunum: Biz kimiz, Permakültüre nasil basladık? (PINAR)

- Kendimiz hakkında bilgi, Bostancık’ı alma süreci



- Permakültür ile tanışma ve permakültür çiftliğine geçiş.

14:30 – 15:00 Sunum: Neden Permakültüre İhtiyaç Var? Mevcut Durum, Neleri Yanliş Yaptık?

(TUGRUL)

- Bilge uygulamaların kayboluşu, monokültür uygulamalarının olumsuz sonuçları, kimyasallar, zehirler, petrolde tepe noktası sorunu, çevreyi kirleten ve kaynakları tüketen yerleşkeler, fakir ulkelerde çesitliliğe dayanan tarımın çökmesi

15:00 – 16:00 Sunum : Permakulture Giris (PINAR)



- Permakültür Nedir

- Permakültürün üç etiği

- Prensipler

- Alanlar, sektör analizi

- Permakültür altbaşlıkları: toprak, gıda, orman, zararlılar ile mucadele, su, yeşil mimari, insan topluluğu tasarımı.


16:00 - 16:30 Ara

16:30 - 17:00 Sunum: Kırsalda “tarım turizmi” örneği olan Pastoral Vadi’nin hikayesi (AHMET)

Tarım turizmi; kırsalın kentsel dönüşüme uğramaması için, kentte yaşayanlar ile kırsaldakiler arasında organik bağları güçlendiren sürdürülebilir model olabilir mi.

17:00 - 18:00 Sunum: “Yavaş şehirler” sürdürülebilir yaşamın umudu! ( ………….)

18:00 - 19:00 Ara

19:00 Akşam yemeği

21:00 Film gösterimi

CUMA AKSAM FILM: GLOBAL GARDENER Part I and II veya PERMACULTURE TRIO

11 ARALIK 2010 – CUMARTESİ

==============

10:00 - 11:00 Sunum: Su Sorununa Permakültür Yaklaşımı ve Datça Özelinde Fırsatlar (TUĞRUL)

- Dunyada tatlı su kaynaklarının durumu, tarımda su kullanımı, yağmur suyunun hasad edilmesi teknikleri, gri su arıtma, Akdeniz Bölgesi icin öneriler

11:00 - 11:15 Sunum: Bostancik'ta Permakultur Uygulamalari (PINAR)

- Gezici Kümes/Paddock, Mandala yapımı

- Yukseltilmiş sebze yatakları

- Yağmur hendekleri

- Kuru Tuvalet

- Kompost

- Solucan kulesi

- net and pan

- toprak örtüleme

11:15 - 11:30 Sunum: Akdeniz Bolgesinde Permakulturun Yayginlasmasi (TUGRUL)

- Mevcut konvansiyonel sistem kullanan çiftçinin Permakültüre direnci.

- Alternatif ekolojik çiftlikler olabilir

- Şehirden yerleşenlerin permakültüre kazanılması



NOT:

PERMAKÜLTÜR

Kısaca, herkes ve doğa için dünyayı yaşanacak, iyi bir yer haline getirmek olarak özetleyebileceğimiz permakültür yaklaşımı; dönüşüm, hayal ve şimdi’yi yaşamak, doğaya karşı değil, doğayla birlikte çalışmak, yok eden değil, üreten olmak, yardımlaşma ve paylaşım, basitlik ve yerellik ilkeleri ile tanımlanmıştır. Bizlere, etiğin her şeyin başı olduğunu, korku ve tepki yerine sakinliği, gözlemciliği, imkansızlık duygusundan kurtulmanın ve insanın işleri istediği gibi yapmasının mümkün olduğunu söylemekte, herkes ve her şeyle etkileşim içinde tasarımlar oluşturmaktadır. Bu anlamda permakültür yaklaşımına göre PROBLEM, ÇÖZÜMDÜR.

Yaklaşım etik değerlerini; dünyaya özen göstermek, insana özen göstermek ve adil bölüşüm üzerine kurmuştur. Yapacağımız eğitim, bu temel değerler üzerinden, yaparak, yaşayarak gerçekleştirilecek, felsefe ve uygulamanın birlikte harmanlandığı bir çalışma olacaktır.

Cuma, Aralık 03, 2010

Haydarpaşa Rant Tesisleri 2012

-Yorumsuz-
(Dün gece geç gelen bir mailden...)

Not: Bu yazının son cümlelerindeki endişeyi taşıdığımı da yazmadan edemedim...

Pazartesi, Kasım 29, 2010

yine gemiler koyu


Bugün hastayım, pek keyfim yok. Sıkıntılar biraz daha çoğaldı sanki. Bu hafta çok çalışmam gerek.Oysa dün  deniz kenarında bir şeyler yiyip yürüyüş yaptık arkadaşlarla.
Dün gece de iyi uyuduğum söylenemez. Düzeleceğim ama ne zaman bilmiyorum. 
Uzunbey bana gramofon aldı İstanbul'dan.Eski bir şey, monte ettik ama bendeki plaklar sanırım farklı yapıda.Bu yüzden  güzel çalmadı.Oysa kendi üstündeki çizilmiş plak bile daha iyiydi.bu hafta özel bir çalışmamız var,dışarılardayım. Yılbaşı (xmas) pazarımız var çalış karnavalında ,5 aralıkta çalış sahilde. tam olarak 150 standımız olacakmış.Bayağı yoğun geçecek yani.

Bu kaktüs bahçesi o gün yürüyüşe gittiğimiz arkadaşlarımızın İngiliz komşusunun.
Bu da aynı siteden bir başka komşu. 

Pazar afkuleye inmedik ama yürüyüş yolunun yarısını yürüdük sanırım. Yanımızda çocuklar olduğundan yola devam etmedik.

Ne mantarı olduğu bilmiyorum açıkçası ama tabii ki onu almadık :)  Muhtemelen zehirli.

Yürüyüş yolu.
Gemiler koyunda denize giriyorlardı.

Kılıçları açıkta yakalamışlar. 
Oturduğumuz yerden manzara.
Talin'i her seferinde çekiyorum bir türlü bloğa koyamadım :)  Bu sefer çay keyfinde çektim. Kendisi İstanbuldan gelme arkadaşlarımızdan, beraber Fethiye gezilerine  çıkıyoruz.


Bu hafta salı randevularım var, çarşamba  da sergi Fkm de- Nurdan hocanın resim sergisi hemde.  Perşembe benim toplantım var, daha sonra yazacağım. Pazar günü çalış karnavalı yılbaşı pazarı.  Haftayı şimdiden bitirdik.

Pazar, Kasım 28, 2010

kalp kırılsa da sever


Bu aralar özellikle Çağıl gittiğinden beri değişim içerisindeyim. Herşey bana sıkıntı.Arşivimi kaldırıp atasım geliyor. Blogdan soğumakla soğumamak arasında kaldım sıkıştım.Hayır yazmaktan vazgeçmek değil, özellikle çok yazmak istiyorum ama kafamdakilerle yazdıklarım bağdaşmıyor gibi geliyor.Yabancı  gibi okuyorum bazı yazılarımı.Yıllar beni değiştirdi sanırım. Bu benim 925. yazım :) Yazdıkça hayat buluyormuşum gibi geliyor.Hayat değişikliğimi yazılarıma da yansıtmaya karar verdim :)  
Kendime gizli bir başka blog mu açsam bilemedim.
Evde de büyük bir değişime girdim.Hayatımı daha sadeleştirme yolundayım.İstanbuldan Uzunbey'le alışveriş yaptık. Salonun şöminesine taş aldık sonunda.Birde duvar kağıdı. Daha önce de şeklini değiştirmiştim.Masa ve sandalyeleri de. Bir öncesi - sonrası yapacağım ilerleyen günlerde. Çok olan aksesuarları kaldırdım. Çok sevdiklerim ortada, birde kıyamadıklarım.Gittikçe de temizlemeyi düşünüyorum.Hatta yeni almayı.Sevsem de bazılarını eleyeceğim.Hele kıyafetlerimi bayağı bir elden geçirmeye başladım.Büyük bir değişim içindeyim.Bu halimi sevdim.Temizliğe devam edeceğim :))
İstanbul'u zor bıraktım bu sefer.Çağıl orda diye olabilir. Olmayabilir de. Akdenizi seviyorum ama İstanbulda tüm sevdiklerim.Bu sefer zordu işte. Bu saatlerde dökülüyor tüm sözcükler benden.Daha önceki saatlerde kıvrandım yazmak için olmadı.Gece yarısı canlanıyor içimdeki duygular..Asi gece kuşu olmayı seviyorum ben. Bütün gün elimde bilgisayar blog okudum.Yazamadım yeni yazı.Uzunbey bugün erken geldi ama çok yorulmuşuz. Dün çalıştık, gece Kubilay filminin galası vardı burada Hayal Sinemasında oraya davetliydik.
İstanbul güzel geçti aslında. Ya da çok özledim bana öyle geldi.Hiçbirşey beni mutlu etmiyor gibi de geliyor bazen. Depresyonda mıyım.Hayır hatta hiç bu kadar kendimde olmamıştım.

İstanbul hazırlıkları hem uzun hem yorucuydu. Evden annemlere gidecek çok eşya ve hediyeler vardı, onları ayıkladım, hazırladım.Birde son gece dinlenmem gerekiyordu ki yolda araba kullanayım. Bu yüzden akşam 11 sularına kadar işimi bitirdim, erken yattım. O gün Ares'i de veterinere bıraktık, biz gelene kadar pansiyonda kaldı.Aslında hırpalanmasın diye götürmedik ama gelince pişman oldum.Her şeyle ilgilene kadar onunla da ilgilenirdik diye düşündüm. Bizi özlemiş. Yolda Uzunbey kullandı arabayı . Afyonda ben aldım, Bilecek'e kadar gittik.Uzunbey kıyamadı bana o kullandı yine İstanbula kadar ama tam köprüye geldik acaip bir trafik.Adım adım gittik Büyükçekmeceye. 

Akşam herkes bizi bekliyordu.Çağıl bizimle geldiğinden yolda yurda uğradık. Oda arkadaşıyla tanıştık.Zaten dört kişiler, diğer ikisi memleketteydi. Tam on iki saatte geldik.   
İlk günler geldiğime inanamadan geçiriyorum zamanı.Ev kalabalıktı ve bundan ayrıca keyif aldığımı da belirtmek isterim.Çocukluğumuz gibiydi, kalabalık ve çok sesli sofralar :) 
Foto: Yeni  GS stadı.
Biz çarşambayı yolda geçirdik, perşembe kayınvalidemdeydik, cuma annemlerde geçti, cumartesi sabah kahvaltıdan sonra önce görümceme oradan da Kavacık'a geçtik.Uzunbey'in eski iş arkadaşı ve eşi çok yakın arkadaşlarımız.Onlarda kaldık bir gece. Çok güzel evleri ve bahçeleri var, fotoğraflardan İstanbul olduğunu anlayamazsınız o kadar yeşil, o kadar sakin :)
Dönüşte Çağıl'ın okulunun önünden geçtik.
Ataköy eski kısımdan..Çocukluğumda dershane servisimiz oradan geçerdi,tüm ara sokaklarını ezberlemiştim.
Pazar akşamı sahile gittik.Teyzemin oğlu benim lise arkadaşımla  iyi arkadaş,eşleri de öyle.Balık tutmaya sahile gitmişler. Bizde Çağıl'ı götürmeye gittik ama kaldık orda.Zaten teyzemin kızıyla eşide oradaydı, sonra  hep beraber  teyzemin kızına gittik. Yemek yapıp yedik ,tam olarak 18 kişiydik çoluk çocuk :) Allahtan ev büyük ,problem olmadı. Herkes işin bir tarafından tuttu.Genede erkekler çalıştı mutfakta ,biz seyrettik.Eniştemiz çok güzel yemek yapıyor, tecrübe etmiş olduk. Hepsi müzikçiydi :)) Canlı müzikte dinledik,değmeyin keyfimize. Teyze kızım, oğlu, eşi  zaten müzikçi, enişte de bir ara müzik yapmış. O gece öğrendik. Her iki çiftin çocukları zaten konservatuarda yarım zamanlı okuyorlar. Önce kendileri çaldı, sonra da çocuklara çaldırdılar birşeyler.. Söylediler, söyledik :) Ben yorumcu değilim, sesimde güzel değil  ama geçmişten gelen bir müzik kültürüm var kimseye söylemediğim. Repertuarım geniştir.Ben yine de fazla söylemedim ama çok keyif aldık. 
O gün Yeşilköy pazarına gidemedim, şansım yaver gitmedi,ertelemek zorunda kaldım.Burcuyla migros çarşıya gittik.



Teyzemin oğlu eşiyle canlı müzik yaparken...Yazın bana gelen misafirlerim, zaten başka teyzem yok,halamın çocukları var,diş hekimi  ve mühendis İstanbulda. Birde Amcam var Trakya da bir belediye de mimar :)  Başka hala ve amca çocuklarımda var :)

Annemin yeni kırkyama çalışması bir yatak örtüsü. Bana hediye etti :)) Bende fırsatı kaçırmadım.
Yine yukarıda  ilk İstanbula girişte güvenlik şeridi ihlali yapan " kendini akıllı sanan aptallar"ı görmektesiniz.. 

Migros alışveriş merkezi kaçamağı, burcuyla kahve keyfi.

Annemin kaktüsü çiçek açmış :)

Annemle Bakırköyde buluştuk,o kursa gitti, ben yaklaşık 5 saat gezdim ama pek bir şey beğenemedim.İki triko aldım sadece Carousel 'den. Burcu bana sen yaşlanmışsın dedi, belki de haklı, ben oraları hallaç pamuğu gibi attırırdım eskiden. Canım alışveriş bile istemeyince içim sıkıldı.
Bir alışveriş hatıram var ki bunu yazmadan olmaz. Carousel' den çıkıp karşı mağazaya girdim. Capacity...
Senelerdir çantamda çakı taşırım ben. Günün her saati yollarda ,arabayla geç vakit döndüğümden taşırım birazda. Bazen  etkinliklerde lazım olur ya da arabada yemek yerken,yürüyüşte  falan. En son çakım babamın hediyesi, kaç senedir nerelere girdim , kapılardan geçtim hiçbir çantamda görünmezdi kontrolde, o gün capacity girişinde güvenlik görevlisi gördü, aldı benden içeri girerken.Şimdi düşünün kü asortik bir hatun ve çantasında gayet etkili bir çakı :)) Delikanlı şaşırdı ama belli etmedi, ama aldı benden.Ona işim gereği dışarıda olduğumdan taşıdığımı söyledim ama adam nereden bilsin Fethiye durumlarını.Yani aslında Fethiye benim gördüğüm en güvenli yerlerdendir ama eski bir İstanbullu olarak ben onu yanımda taşırım diyemedim :))Mesleğimi söyleyip açıklama yaptım. İçeri girdim ama aklım babamın hediyesi olan çakıda, adımı sordu ama etiket koyarken görmedim,oysa koymuş.Bu sefer o oradan ayrılırsa çakıyı nasıl alabileceğimi bilemediğimden içeri girdiğim gibi çıktım ve kapıda görevliye sizin yüzünüzden gezemedim,benim gibi bir müşteriyi kaçırıyorsunuz  demeyi de ihmal etmedim. Babamın hediyesini size emanet bırakmaktansa çarşıyı gezmeyeceğimi söyleyip çıktım.Eminim adam beni unutulmayanlar listesinde iyi bir yere oturtmuştur :))
Sahte timsah derisi çantamla - çevreciyim ya gerçeğini kullanmıyorum- çakı süper bir ironi olmuştu aslında :P

Birde öğlende yemek yedim meydana yakın.Yalnız.
-Yalnız yemek yemeyi sevmiyorum bu arada.

Kavacık'taki bahçeden, dekorasyon fikirleri.Emine süper bir bahçıvan aslında.Bunu kendi okusa hayır değilim diyecektir ama rakamlarla ve insanlarla bu kadar meşgul bir insan ancak bu bahçede dinleniyordur gerçekten.

Katmerli  küpe
Masa tenisi de vardı ama bilardoyu koymak için kaldırmışlar.Bu arada ben fena oynamam, yani biraz oynarım masa tenisi.Teyzemin oğlu öğretmişti eskiden, yazları bize gelirlerdi, bizde kışın haftasonları onlara giderdik Fındıkzadeye eskiden.

Hava biraz serindi ve Uzunbey hastalanmak üzere olduğundan keyfi yoktu bu yüzden kahvaltımızı içeride etmek zorunda kaldık.Yazın da bir kaç derece serin oluyormuş şehirden buraları. Gerçekten de başka bir aleme gelmiş gibiydik, Emine buna rağmen Fethiyeye gelebilirim diye beni şaşırtmaya devam ediyor.. Evin önü ve arkası ormandı bu arada belirteyim :)

Beykoz Anadolu Lisesi
Evin oğlu bu okulda değil ama iyi bir sporcu ve çocuklarımızın tekrar görüşmesinden ve anlaşmasından ayrıca mutluluk duyduğumuzu da belirteyim.Tolga Çağıl'dan bir kaç yaş küçük ama eski arkadaşlarımız olduğundan ve başka arkadaşlarından daha  sık görüştüğümüzden  çocukluğunu da biliyoruz. İki yakışıklı bilgisayara takılıp ,gece de şöyle bir acarkent yaptılar. Bir ara bende kaybolmak istedim onlarla ama olmadı :P 
Yolda çektiğim boğaz manzarası.

Emine hem bahçeye hem de hayvanlara bakabilecek beceride çalışan bir kadın.Hayran olmamak elde değil. Tabii ki eşi yardımcı oluyor ama kadın için bahçeli ev yine de zor.
Horoz Denizli horozu .Özel olarak getirtilmiş :)
Banyo penceresi ormana açılıyor  :))

Yer örtücüler..Kaktüslerde vardı ama azdı, daha sonra  Emineye çelik göndermeyi düşünüyorum.Ondaki çeşitleri gördüm, olmayanlardan birşeyler hazırlayacağım.
Balkon.



Dönüş yolunda .. Afyona kadar Uzunbey , Afyon -Fethiye arasını da ben geldim ama insan etrafı boş olunca sıkılıyor. Hem de iğrenç bir yağmur vardı biz çıkarken.Bütün bayram boyunca yağmayan yağmur bizim döneceğimiz gün patladı.Sabah beşte yola çıkıp akşam beşte eve geldik.

İstanbul'da bu sefer hoşuma gitmeyen şey Beykent'te çocuğuyla para dilenen tiplerdi. Büyükçekmece Belediyesi  Zabıtaları bu işe bir el atmalı. Tam ışıklarda arabaya yapışan tipler,onlar oraları sararsa kurtulması zor olur. Dallanıp budaklanmadan bir el atmak lazım. Onun dışında istanbul daha bir şehir olmuş ,daha lüks mekanlar ama insanların tipleri daha bir bozulmuş geldi,Türkçeleri de.
Kavacık'tan dönerken İke'dan alışveriş yaptık,Çağıl'da vardı, iyi oldu ama biz şömine taşlarını ve duvar kağıtlarını Beylikdüzü Bauhaus'tan aldık. Bu arada carrefour, medya markt gibi mağazaları, koçtaş gibi marketleri de gezdiğimi belirteyim. Çağıl'ın vizeleri başladığından son günlerde okul ve çekmece arasında geldi gitti.
Bayramda teyzemlere de uğradık Beykent'e.Çarliyle işlerden az görüşebildik, Burcuyla az yalnız kalabildik, ve evde kim içki içiyorsa ona takılıp içki içtiğimi de yazmam lazım.
İlk defa şarap üstüne bira cilaladım, rakı üstüne de bir gece cila yaptım galiba..
Aslında çok içki içmiyorum ama yazılarda hep çok içiyormuşum gibi gözüküyor. Normalde ölçülü içmeyi seviyorum. Gittiğim gibi osmanlı tulumbası aldım birde burda bilmediklerinden yapan yok daha.
Annem çok güzel yemekler pişirdi :) Babama vişne likörünü götürdüm. Gece kalkıp balkondan karanlığı seyrettim ve bir kaç gece küçük dayımla içki içerken balkonda şarkılardan fal tuttuk ikimize..
Birde ben bu şarkılardan şikayetçiyim tam unutmak istediğimde karşıma olmadık yerlerde çıkıp olmadık düşünceleri çakıyorlar kafama. Araba da ve bazen sohbet ederken.En çok sevdiğim joy fm' i dinledim sık sık arabada.Buralarda yok. - yetkililerine sesleniyorum,akdenizde sizin gibi radyo çok iş yapar-  yine de siz bilirsiniz.gelirseniz tüm gün sizi dinlerim yoksa Alem fm' i ve Nihat Sırdar ı dinlemeye devam ederim.Geri kalan zamanlarda da cd. den Ferhat Göçer.

Not: Blogculardan bir ricam var. Jivago bir öğretmene link vermişti, okuluna destek isteyen bir öğretmen. Aslında çoğu destek yerine ulaşmış ama yılbaşına kadar bloglarınızdan link ya da bilgi verebilirmisiniz..?
Mesela böyle bir yazıyı kendi yazınızın ardına ekleyip, başkaları da görsün istemezmisiniz..? Hadi en azından bloglardan link verip destek olalım sevgili BERRİN ÖĞRETMENİMİZE ...
Ben ayrıca kitap da göndereceğim o başka.

"İdealist öğretmen Berrin hanım eliyle yapılacak kırtasiye, kitap ve kıyafet yardımları için, yılbaşına
kadar katkılarınızı bekliyoruz dostlar."

ADRES:
Berrin Damgacı
Başkale İ.M.K.B Çok Programlı Lisesi
BAŞKALE / VAN
Tel: 0537 8611682

Berrin Öğretmenin mektubu :

"Aydınlığın şövalyeleri neredesiniz?

Akşamları tepelerde ışıklar görünüyor yer yer: İran sınırı ve karakollar. Yükselti o kadar fazla ki, ağaç yetişmiyor. Yıldızlar o kadar yakın ki, ellerinizle tutabilirsiniz. İlkokulda öğrendiğim tüm yıldız kabileleri burada: küçük ayı, büyük ayı, cezve. İnsanları o kadar sıcak ki, iklime inat. “İnsanlık” burada yaşıyormuş, meğer ölmemiş" diyorum içimden.,
Yıllardır batıda değişik ve güzel şehirlerde ...çalıştım hem de iyi koşullarda. İster istemez kıyaslama yapıyorum. Burada 3.haftasındayız okulun. Kılık-kıyafet kontrolü sırasında ayakkabıları farklı renkte birkaç öğrenciyi ayırmıştık. Teneffüste bir kız öğrenci yanıma geldi ayrılan bir arkadaşı için. Sessizce kulağıma “hocam, … arkadaşımız 12 kardeş, ailesinin durumu iyi değil, söyleyemiyor utanıyor” dedi sustum. 9.sınıf öğrencilerinden biri (üstelik ufacık bir şey daha) eski bir eşofman üstüyle gelip gidiyor okula. Fakirliği okunuyor yüzünden, duruşundan.
Bir aya kalmaz kar yağarmış buralara. "Ne yapmalıyım bu çocuk için? Bugün 11.sınıf öğrencilerinden biri üzgündü. Nedenini sordum, "ailemin parası yok hocam beni okuldan alacaklar" dedi. Zehir gibi kafası var. Seneye mezun olacak oysa. Kalacak yer bulmalı ama nasıl? Kız öğrencilerin sayısı az, çünkü okutmuyorlar. Çarşıda kadın-kız pek görülmüyor, ancak memur bayanları görebiliyorsunuz. Öğrenci çok, sıra az. Gelen öğretmenler en fazla 1,5 yıl kalıp gidiyorlar. Sınıfta konuşuyoruz, bir örnek verdim: Van’ a gittiğinizde…"Hocam Van’a gitmeyenler var daha" dediler. Sordum, sınıfın yarısı ilçeden dışarısını görmemiş daha. Gidenler de çalışmak için bir inşaatta veya akraba yanında. Gezmek fiilini çekemez bu çocuklar. Sinema-tiyatro, alışveriş merkezi, kafeterya, çay bahçesi, flört nedir bilmiyorlar.
Ülkemin 40 yıl öncesine ışınlanmışım sanki. Ya da bir köşeden Şener Şen çıkıverecekmiş gibi, bir Türk filminin içine düşmüşüm adeta.Evimi taşırken kitap kolilerinden yakınan taşımacılara kızan ben, okuldaki kütüphaneyi görünce ürperdim. Bomboş! Bu gençlerin bilinç kazanması, kendilerini tanıması, hayallerine kavuşmak için yol-yordam öğrenmeleri gerekiyor oysa. Yokluk ve yoksulluktan kurtulmaları, cahil kalmamaları gerekiyor. YGS-LYS kitapları olsa kütüphanede soru çözümü yaparlar, üniversiteye bir adım daha yaklaşırlar.
Okuduğu bir roman karakteri belki onun hayatında dönüm noktası olacak, belki çözdüğü bir üniversite hazırlık kitabı onun bir bilim insanı olmasını sağlayacak ya da okuduğu kitaplar hayatının tek zenginliği olarak kalacak ama kendi çocuklarını özellikle de kızlarını okula göndermesini sağlayacak.
Üzerime umutsuzluk çökmeye başladı, yakında yağacak olan kar gibi…"

Yarın pazar, bu sabah kahvaltımızı balkonda ettik, bahçedeki limondan kopardığım limonu sıktım domates doğradığım kaba, çayımın içine de limon parçası attım.İçim limon yemiş ekşiliğinde ama yine de hayattan zevk almaya çalışıyorum. Aslında bir terslik yok sanırım ters olan benim  hayata...  :)