Pazartesi, Ekim 08, 2007

Dün bahçeye çıkabildim ilk defa.Gülleri budadım ve biraz çiçeklerimle ilgilendim.Önce Uzunbey'le beraber temizledik sonra o bir yere gitti ben akşama kadar oyalandım, şarj ettim kendimi sanki.
Bir ara uzayan sarmaşıkları tellere bağlamaya çalışıyorum, sokaktan geçen kadınlar laf atıyorlar.Erkek yok mu sende, erkek işi yapıyorsun..Gülümseyip cevap verdim..Yok bu sitede erkek diye :) Sonra söyledim bir yere kadar gitti aslında sabahtan beri beraber çalışıyoruz diye..Hem ben bakmam ki kadın erkek işi.Hangi işi beğenirsem onu yaparım :)


Bu sofra geçen gün gittiğimiz İngiliz Kuş Gözlemcisinin sofrasından görüntüler..
Bu arada benim ingilizcem ne yazık ki çok iyi değil.Keşke ingilizcem de insan ilişkilerim kadar iyi olsaydı. Tarifler yarı ingilizce yarı türkçe.Hatta arada piş piş piş (yani pişir pişir pişir ) gibi pratik cümlelerde geçebilir..Artık göz kararı ve tariften anladığınız kadarıyla yaparsınız.Ya da bilenler yorumlara eklesin şöyle de olabilir diye..
Bu tabakta gördüğünüz patates fırında pişirilmiş ve içi terayağlı,kaşarlı hafif karıştırılmış servis edildi..Kabuklarıyla beraber yedik :)

Kırmızı biber közlenmiş ve sirkeli z.yağlı sosla servis edilmişti.Aynen bizim yaptığımız gibi.

Susamlı gözüken tavuk parçaları ,fırında ve nefisti.

Bir çeşit Baharatlı hint salçası..Pear chutney .(Tabakta ve tavuğun önünde olan)


malzemesi:

1 kg armut,250 gr soğan,(taze soğan) 250 gr domates, (yeşilli olabilir),125 gr hurma ya da kuruüzüm çekirdeksiz,250 gr kereviz,600 ml sirke,1/2 tatlıj-kaşığı ginger(zencefil)1/2 tatlı kş acı biber,1/2 tatlı kaşığı tuz,350 gr kahverengi şeker.

Yapılışı:
Armut soyulur, parçalanır,soğan ve domateste dileklenir (dilimlenir!) tencereye tuz ve şeker hariç hepsi konur.Kaynayınca az karıştırılır.Tuz ve şeker konur tekrar karıştırılır.Suyunu çekinceye kadar pişir daha doğrusu az su koyup yavaş yavaş pişir.Tencere de beklet.Oradan küçük kavonozlara koy.Kavanozları sıcak fırında beklet böylece kavonozlar patlamasın.Sonra oda sıcaklığında soğut ve buzdolabına koy, kullanacağın zaman çıkar ve direk sofrada servis yap.
Bu etlerin yanına hafif ekşimsi bir tatla barbeküde çok kullanılan bir sos.Hatta evde yapıp bazen
kavonozlarda satıp öğrencilere burs verilen etkinliklerde kullanılıyor..Tadını ben beğendim ve tavukla süper gidiyor :)
Armut yerine başka meyvelerde kullanılabiliyor sanırım..Şeftali ve erik gibi.

Soğuk olarakta peynirle beraber yapılan sandöviçlerde kullanılıyor piknikte..



Beyaz yoğurtlu sosta Hindistan'dan öğrenilen değişik ve güzel bir sos.

Yoğurt (570 ml) koyu kıvamda
2 yemek kaşığı kişniş( yeşil ya da taze-chilli dilimlenir yani ince ince kesilir)
tuz -çok az
karabiber -az
yeşil soğan -küçük kesilip kullanılır
60 gr ceviziçi
bol yoğurtlanır ve karıştırılır
buzdolabında bekletilir ,soğuk servis edilir..

Susamlı ve sumaklı tavuk.. bir bütün tavuk kesilir veya parçalanır.Derileriyle beraber bir kenara alınır.

plastik bir poşette..

2 yemek kaşığı z.yağ, yarım pk sumak, 2 yemek kaşığı susam,az tuz,az karabiber poşette karıştırılır.Tavuklar tek tek konarak ovalanır.Pişirilmeden bir gün önce buzdolabında bekletilir.Poşet açılır.Fırın kabına koyulur,deriler üstündedir. 45dakika 210 C de pişirilir.

Elde işleme etamin peçete.

İşte tatlımız : Elmalı Puding - Apple Crumble
elma- 4 büyük,kabuksuz, çekirdeksiz ,en iyi ekşisinden oluyor
limonlu suda kabukları soyulmuş elmaları beklet,
dilim dilim kes, sudan alıp,süz ve tencereye koy
1-2 kaşık su ekle ve parçalamadan pişir,yumuşayınca 2 büyük kaşık kahverengi şeker koy,
fırın kabına koy.
8 kaşık beyaz un, yarım kaşık tereyağ elle ovulur, şeker eklenir, elmaların üstüne bu topak topak terayağlı parçacıklar atılır, en üste şeker konur, fırına verilir, 190 C de yarım saat pişirilir.Üstüne ingilterede hazır satılan ama burada evde yaptıkları puding dökülür.Resimde Paul' ün yaptığı gibi arzuya göre dökülür.
İngiliz Puding:
3 yumurta sarısı,
1 çay kaşığı nişasta
1 yemek kaşığı krema
2 poşet vanilya,
en son sıcak krema ile karıştırılıp ılık servis yapılır.yemeden önce..

Paul'lerin evinden bir köşe..Çok mütevazi ve hoş insanlar..Bir o kadar da saygılı..Yıllardır burda yaşadıklarından her türlü geleneğimize aşinalar..Geçtiğimizhafta mesela çok sevdikleri bir Türk aileye iftara davetlilerdi .Ben de almak istedim ama bu hafta büroyu taşıyacağımızdan bayramdan sonra çağırazağım onları.


Yine salondan bir köşe.Sağda görülen çıkrık evin en değerli köşesinde :) Her yer kilim ,sedir ve el dokuma örtülerle süslü..
Bu evi başka bir tanıdığım olan mimar Ahmet Bey çizmiş.Üstteki resimler bu çatı altındaki yuvarlak oturma grupları..Fethiye sıcak olduğundan yaz-kış oturulabilir bir mekan burası..


Yine bu yuvarlak salonun sol tarafından bir resim.

Evin oturma odası..Koltuk takımı ve kütüphane odası burası.Sanırım tv yok.Hatta İngilterede ki evlerinde de yok! Devlet her sene tv vergisi alırmış orada..Olmadığından vermemişler ve devlet yazı yazmış inanmayıp, hatta ceza kesmiş ödemediler diye..Evdeki resimler bir İngilizin Türkiye' de hatta Fethiye' de yaptığı resimler..Resimlere baktım tek tek.Suluboya ve bazıları gerçekten çok güzel.Aralarında ressamı belli olmayan eskizlerde var. Suluboya olanlar hep Türk insanının yaşamın içinden resmedildiği portreler ya da ahşap ve köy evi manzaraları.Yani biz.Bizi anlatıyor bu resimler ve bir İngiliz boyamış, başka bir İngiliz de Türkiye'de ki evine asmış.Ne için geliyorlar söyleyeyim ; yaşantımıza, bizi görmeye, geleneklerimize, bizi yansıtan hayatlara.. Onun için her yere yabancı isimler yazarak küçük Avrupa halimize değil bizi görmeye geliyorlar..En doğal halimize.

Paul ve Pat 'in evlerinin salonundaki bir köşe..Tam yemek masasının karşısında ve en baş köşede...Çıkmadan fotoğrafladığım ve en sevdiğim resim.Diyeceksiniz ki olabilir onu koymak buradaki hayatlarını kolaylaştıran bir ayrıntı olabilir..Ben de diyeceğim ki bu insanlar burada zevk için yaşıyorlar on iki senedir..Yani ticari bir hayat sürmüyorlar.Hatta kitap yazarak Türkiye'nin hakkında kimsenin bilmediği kuşları ve doğal hayatı üzerine ilerlemesine yardımcı oluyor bu İngiliz.Yani bir zorunluluğu yok ve gönüllü çalışıyor..Karşılık beklemeden ve daha önce yapılmamışı yaparak.

Yazın son resimlerinden..Bu sene boyunca kullandığım şapkam.En son Ölüdeniz' de gidebildik denize..Artık bir daha ne zaman kaçabilirsek..Yavaş yavaş toparlıyoruz deniz malzemelerini..Son kaçamaklar.. Hava bozmazsa daha bir kaç sefer yapılabilir belki :)


Yeni taşınacağımız bürodan pencere manzarası.Daha doğrusu balkon.Burada balkonlarda yaz-kış sigara içtiklerinden devamlı masamız vardır..Hatta bazen yemek getirtiriz dışarıdan orada yeriz ,içerisi kokmasın diye..Taşınınca yeni yerin fotoğraflarını çekeceğim zaten.Bu cadde üstünde Migros'un olduğu işlek bir caddenin uzantısı ama benim odam arkaya bakıyor,Uzunbey'in odası caddeye :)




Atatürk anıtının olduğu parktan bir manzara..

Bu da diğer tarafa bakan yönü..Yani çarşıya..


Geçen gün Bursa'dan gelen misafirimizin getirdiği hediyemiz :)

Bu hediyeyi de Uzunbey bana internetten sipariş getirtti :)) Ben çok sevdiğim için Kavala kurabiyesi aldı bana.. -Bu kısmı hamileler okumasın)-

Hıncal'da okudum..Hatta internet adresi vardı..Giripte görünce Uzunbey'e söyledim.O da bana aldı :))

Bu da Ebru yelpaze..Ebru yapanlar için burda açılan kurstan bir örnek ..Devin gideceğini söylemişti ya.Ona da göstereyim diye koydum.

1881' den gün batımı..Koca Çalış.

Çekirdek Kampanyasının son toplantı resimlerinden...Çekirdeklerimiz çoğalıyor..Desteklerinizi bekliyoruz. .Kasım ayına kadar yediğiniz meyve çekirdeklerini yıkayıp, 3 gün gölgede kurutuyorsunuz..Sonra en yakın Yurtiçi Kargo bürosuna götürüp bize yolluyorsunuz.. Bana da mail atıyorsunuz..Yani Mavi Kuş'a yolluyorsunuz. E-MAİL: asortikkrep1@gmail.com

En üstteki resim : bahçemizin sonbahar görüntüsü.

Çarşamba, Ekim 03, 2007

Ölüdeniz Minder Mafyası...

Ayın yirmi altısından beri yazı yazmamışım ..Yani arada Likya Yolu' nu yazdım ama o sayılmaz..Bir kısmı araştırma bir kısmı benim yazımdı.Öyle yoğunum ki..Bu cümleyi ancak benim kadar çok çalışanlar anlar..Yani öyle karşıdan söylediğiniz gibi evet sen çalışan bir bayansınla anlaşılcak bir terane değil..

Sıra gözetmeden yaşadıklarımı yazayım da kafamdakilerden kurtulayım hem de..

Bir kere Uzunbey hala sol elini kullanamıyor ve bu da işimize hala yansıyor.Özel şöförüm ben.Hiç bir yerde sırtım artık yere gelmez..Aç kalsam da iş bulurum..Hatta iyi bir koruma da olurum :)) Konuşurken dokunmayı seven insanlar yüzünden Uzunbey'i bu geçen bir aylık zaman zarfında sık sık erkeklerin şu konuşurken omuza kolunu dayayıp sohbet etme durumlarından kollamaktan koruma da oldum :) Ben adamı itiyorum o koluna saldırıyor ..En sonunda elinden çekip yakınıma yaklaştırdım ve kolunu elleme köprücük kemiğini kırdı dedim..Kurtardım eşimi..Yoksa bir ay daha peşinden dolaşmak lazım..
Sanırım iyileşecek..İnsan yazmaya da korkuyor nazar olmasın diye :P ... Gittikçe daha bir güvenle yürüyor,yürüyüşünden anlıyorum..Çok zor aslında ..Hele Uzunbey gibi çalışarak dejarj olan, hatta çok çalışmayı seven bir insan için tek kolu kullanmamak ve benim gibi yanında eline bardak alsa bile leopar gibi atlayıp elinden alan biriyle yaşamak zordur zaten. İyi yapıyorum..Hatta motoru da satacağım ama bizde 2 motor var ve birini elemanlar kullanıyor..Şimdi onunkini satsam da diğeri kapıda duracak..En azından iş varken elemanın motorunu alamaz diye düşünüyorum.


Diğer tarafa taşınacağımız için evden çıkıp önce yeni büroya gidiyoruz, arada önemli evrak beklediğimizden kargoya uğruyoruz..Sonra ustalarla görüşüp bir-iki alışveriş yaptıktan sonra ustaları öğleden sonra kontrol etmek üzere büroya gidip işimizi yapıyoruz..Bazen bir telefon gelip yeni aldığınız koltukları nereye götüreceğiz gibi sorularla tekrar yeni iş yerine gidiyoruz..Orada ayakta ustanın işi bizimle bitene kadar bekliyoruz..Arada müteahhiti bulup eksik bir kaç detayı ona iletiyoruz..Bu arada ceplerimiz açık ve işi telefonla idare ediyoruz..Arada dün akşam ki gibi illa iftar yemeğine davetlerde alıyoruz ve Sarıgerme de çok hoş bir otel olmasına rağmen koşturmaktan bitap şekilde akşam eve dönüyoruz..
Görüşemediğimiz zamanda evdeki banyodan büroya lavabo ve ayna takımı taşındı..Çünkü bu eve de şubatta taşındık ve oraya yeni alacağımıza eve istediğimiz model bir aynalı dolap alıp taktırdık.Banyonun havası değişti :) Bu ne demek? Bu demek ki ustalar önce evde çalıştı sonra da yeni büroda..Neyse ki her iki tarafta iyi oldu :)
Haftasonu Marmarise tatile gelen Uzunbey'in akrabası gündüz Marmaris gece Fethiye , ertesi gün tam tersi vaziyette 2 gün boyunca misafirimizdi..Yeni büro, bir iş dolayısıyla sanayi -bizim işin teknik yönü orada maalesef- arada nefes almak ve misafir gezdirmek için 1881 de yemek , Aksazlarda deniz ve keyif, akşam eve gelip misafir yatağı hazırlamak ve bu arada Uzunbey yoğun olduğundan misafiri oyalama kısımları da yine bana düştü..Şimdi kadın misafir olsa al akşama getir,ben bunu çok yapıyorum zaten ama erkek misafir olunca Uzunbey nereye o oraya ,araba dolayısıyla bende oraya şeklinde gezdik akşama kadar..Pazar günü akşamüstü 18.30 arabasına bindirdiğimiz gibi eve döndük ama ben pestil vaziyetlerinde dinlenemedim zaten.
Konu atlayıp bugünkü aktivitelerimi yazayım da görün ne demek istediğimi :))
Sabah evde 7.30 civarı kalkış ve Çağıl'ı okula geçirme..Sonra yorgunluktan uyuma..Eğer uyumuyorsam akşamki bulaşıkları makineye koyma ve ortalık toplama..Bu sabah uyudum ..Çünkü akşam iftardan dolayı eve geç geldik..Kapı ziline tekrar kalkma çünkü yardımcı hanım temizliğe geldi..Ona direktifleri verip işe çıkma.Kargoya uğrayıp sanayiye gitme..Böyle zamanda ben araba da oturup Çocuk Gibi'de gördüğüm sayfa sayfa konu anlatımlı "Ölmeden Önce Türkiye'de Yapmanız Gerekli 101 Şey" adlı kitabı arabada okuyup sıkıntıdan patlamama oyunu oynama..Yeni büroya gidip dün takılan dikey perdeleri kontrol etme, oradan büroya gelip günü başlatma ,iş yapma, öğlene doğru eve gidip eve gelen su ustalarıyla yeni takılacak olan banyo takımları hakkında sohbet ve fayansçı hakkında tetkik. Bu arada çatı için usta çağırma ve telefonda anlaşma işlemleri devam ediyor..Uzunbey arayıp yemeğe gidelim mi diyor? Öyle yorgun ve açım ki teklife evet diyorum.Yemekten sonra büroya çıkıp bilgisayarda şu an yazı yazıyorum ve akşama eve gidip yatmayı hayal ediyorum.
-İnsanın ense kökü ağrınca ne olur? Aramızda bu konu ile görüş bildirmek isteyenlere soruyorum..Günlerdir evde ya hazır birşeyler yapıp yediriyorum akşam sekizden sonra ya da dışarıda yemek yiyiyoruz..Birde çok yorgunum..Pazartesii beni yataktan kazıyıp kaldırdı Uzunbey ki ben zımba gibi kalkarım genelde..Bir de akşam yorgunluktan uyku tutmayınca gece oturmam var ki evlere şenlik !
Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız ama burdan paylaşmaya vakit bulamadığım bir olayı anlatmak istiyorum sizlere..Neden hala bu eşsiz doğa da turist diye ağlaşıyoruz anlayalım diye..
Geçtiğimiz hafta biraz moral bulalım biraz da Uzunbey için güneş banyosu lazım denize gittik Kumburnuna..Yani sizin anlayacağınız dilde Ölüdenize..Buraları Melsa diye bir şirket işletir..Çok iyi bilmem ama biraz başına buyruk bir yerdir..Herkes yakınları sağlam der de biz demiyelim artık :) Neyse..Zaten şikayetimizi yaptık sadece kuru bir telefon özrü..Hatta geri döneriz bile dediklerini sanmıyorum..Beklentim ise sadece bu konu aslında çok çirkin,siz haklısınız demeleri..Başka bir beklentim de yok ! Zaten günümüzün içine ettiler bir de dayak atmadıkları için teşekkür vaziyetlerindeyiz nerdeyse..Suçlamalarda cabası..Anlatıyorum efendim acele etmeyelim..
Geç gittik tabiki ama keyfimiz yok,yalnız kalalım ,sohbet edelim ve güneşlenelim istiyoruz..15.30 dan sonra yani..Normalde bu sene kaçıncı gidişimiz saat sekizde kapanıyor herkes bilir ama saat tam 18.06 da görevli geldi ve kiraladığımız şezlongların şiltelerini istedi..Uzunbey askısını çıkarmış ama dinleniyoruz ve sohbet ediyoruz belli..Bir kere rahatımız kaçtı ve kaçta kapatıyorsunuz bu saatte minderleri verirsek oturamayız ki dedik..ama bana dese ki biz gitmek istiyoruz sizin yüzünüzden geç çıkmak zorundayız o zaman ben ona diyeceğim ki ben kalkınca minderleri götürecek halim yok..Onları tasnif ettiğiniz kısımda ipin altına sokup giderim..Bende turizm çalışanıyım halden anlarım..
Ya da buna bile gerek yok.Madem eskiye oranla daha az kalabalık her akşam nöbetçi koy,oruçluları erken çıkar..Kalanlar diğerlerini toplasın..Yok! Bunlar minder bekçileri ama herşeyi senden benden iyi bilir..Zaten kaba kuvvet denen bir şey var bağırıp,çağırıp üstüne yürürsün siner, minderi bırakıp giderler..Ne gerek var? Turistte neymiş?
Uzunbey de daha erken şimdi vermiyoruz deyip yolladı ama gelen sarışın mavi gözlü çocuğun tavırlarından ben gıcık oldum ve bütün kanım aynı anda kafama hücüm edip geri geldi..Sakin olmaya çalışıyorum çünkü ben tetiklesem Uzunbey kalkıp birşey söyleyecek..
Esas zaten bu terbiyesizin tavrına gıcık oldum ben..Şimdi artık beni tanıyorsunuz sanırım..Ben bu adamlara bir şey söylemezsem ölürüm..Keyfimde kaçtı,tadım tuzum kalmadı ben toparlanmaya başladım.Normalde ben erkek olsam ve plajın bu kısmında bizden başka bir grup
kalsa, bu adamların ikisi de karşımıza geçip bizi seyretse kavga çıkarırım.. ama Uzunbey'in arkası dönük ve ben bu pozisyondan rahatsız olup zaten toplanmaya başladım ama sinirden gözümü kaçırıyorum ki Uzunbey çakmasın..
Birden karşıya baktım ve adam üst kısmı çıkmış şemsiye ayağına tutunmuş bizi seyrediyor..O kadar yakın ki zaten kalsak hiç bir şey konuşamayacağız..Bende ona gülerek "zebani gibisiniz..Böyle resminizi çekeceğim" dedim.O da bana hazır cevap ya kendini öyle hissediyor.."Altına da yazın 4000 kişi çıktı biz kaldık koca plajda" dedi.Ben de ona aslında turizm için çalıştığımızı ve biz bir turist için onlarca şey için uğraştığımızı ama onun gibi adamlar yüzünden turizmin bu hale geldiğini söyledim..Etrafta daha sonra keşfettiğim bir şey vardı ki en son kalanlarda uç kısmı hariç biz değildik.Neyse bu sözün üstüne bu iki adam kısaca zebani ve arkadaşı , üstümüze gelip neden sorun çıkardığımızı ,minderleri vermemiz gerektiğini bağıra bağıra söylediler.. Tabiki bizde cevap verdik..Ama kullanılan kelimelerde bir hakaret yok sadece atışıyoruz..Ben bu cümle üstüne alın minderlerinizi bile dedim ama devamı yok..Bilirsiniz kötü söz sahibine aittir..
Neyse bunlar bizle atışırken müdürleri beyefendi geldi..Biz ya bir terslik olmuş diye bir yaklaşım beklerken bunlar bize geç geldiğimiz için alınan paraların gücümüze gittiğini , hatta o kadar para !! (burada dikkatinizi çekiyorum bu laf onlardan çıkma..Yani kendi kiraladıkları ve içeri giriş parası için aldıkları parayı çok bulduklarını itiraf ettiler yani- ben demedim hatta bir yazda en az beş kere aynı saatlerde gelmişim..Paraya acısam zaten 3.30 dan sonra gelmem ki! giriş 10 ytl, şezlonglar 5 ,iki şezlong 10 ytl = 20 ytl parayı bayılmışım bilerek zevzek..
Bir de hakaret işitince en sonunda Uzunbey dayanamadı sizin ukala ve saygısız elemanlarınıza sahip çıkacağınıza işinize sahip çıkın gibi bir şey söyledi..
Bu arada ben Uzunbey'in askısını onların gözü önünde giyindik ya taktım, yani hasta olduğu her halinden belli..Bu lafların üzerine zebani olan bir atladı..Ben araya kadın halimle girip elimle uzaklaştırdım..Tam 3 kere delikanlıyı Uzunbey'in yanından ben bu şekilde aldım.Ben ittiriyorum arkadaşları tutup bırakıyor..Çünkü biliyorum ki Uzunbey'e dokunsa karşılık verecek..Bu hamle 3 kişi onu tutana kadar devam etti..Eğer bir yanlış hareket yapsak inanın ki 15 kişi oldular ,üstümüze atlayacaklar..Eline şemsiye sopasını alan geliyor bağırışlara..Bu arada müdür bize, size arabaya kadar eşlik edeyim, saldırmasınlar diye de psikolojik bir tavır sergiliyor..Bizde dağdan indik ya..Eşkiya görmemişiz hiç, gerekli cevapları biraz sıralayınca bu biraz çekincemede kaldı..Hatta parayla ilgili yaklaşımı da yapınca tepem attı ve en kötü lafları ben söyledim ne yani beni mi dövücek,bunlardan korkan tipler değiliz dediğimde karşıda binadan çıkan müdürü göstererek ona şikayet edebileceğimizi söyledi..Uzunbey zaten sinirlendi ve kendini zor tutuyor, ben sakinleştirip devamlı kontrol ediyorum ki atlamasın o da..
Yani halimi düşünebiliyormusunuz..Köprücük kemiği kırık,kolunu oynatması yasak bir adam ve ona saldırıp,bağırış ,çağırış hakaret eden 2 delikanlı, bizi güya koruyarak arabamıza kadar eşlik eden bir minder müdürü ve olayı anlattığımızda zaten dünde böyle bir şey yaşandı deyip bizi eve gidin ben halledereim diyen bir müdür.
Yazdık tabiki..Yazmasak kendime saygım kalmaz benim..Önce Melsa'ya...Sonra Kaymakamlığa..Anlattıklarım yaşadıklarımızın hafif hali..hatta iddia ediyorum eğer ben Uzunbey'le o zebanilerin arasına girmesem kesin itişecekler ve olan bize olacak çünkü onlar 15 kişi ve tetikte üstümüze atlamaya hazır bekliyorlar..Ve olayın en ahlaksız yönü bu adamın hasta olduğunu görüp iki kişi olarak üstüne gelmeleri..Hala bana ukala diyemezsin tavırlar, saygısız yaklaşımlar..
Melsa, bu konuda daha geri dönmedi..Kaymakamımızın tayini çıktığından biraz işler yavaş buralarda..ama ben bu konuyu unutmadım, unutmayacağım..
Bu arada Fethiye Kaymakamı İstanbul Fatih'e gidiyor, Bursa Nilüfer Kaymakamı da buraya geliyormuş..Fatih'çok şanslısınız..Kıymetini bilin Hasan Bey'in..

Geçtiğimiz hafta bir İngiliz arkadaşımız ve eşi bizi yemeğe aldı..Yaklaşık 12 senedir Türkiye'de yaşayan bu arkadaş, kuş gözlemcisi ve bu konularda kitap yazan biri..Evde ve yemekte izinle çektiğim fotoğraflardan sizinle paylaşacağım ve ingiliz usulü bir kaç yemek tarifim var :)
Evde çok hoş mütevazi ve bizden çok bizim değerlerimize sahip çıkan bir dekorasyon anlayışı hakimdi..Resimler ve bilgi bu blogda..
Evde ve işte bir koşturmaca hakim..Kısmetse bu hafta sonu ya da pazartesi yeni büroya taşınacağız.Resimleri yerleşince artık çekerim..
Çekirdek kampanyası tam gaz devam ediyor..Geçtiğimiz hafta cuma gecesi sahilde basını çağırıp proje hakkında tekrar bilgi verdik.Bütün yerel gazetelerde çıkmışız..Böylece bir kesime daha ulaştığımıza inanıyorum..Yakında okullardayız.
AslıBerry bloğu şifrelemiş..Davet bekliyorum.Daha önce de Azimli davet etmişti ama giremedim..Tekrar bekliyorum.Nes davet etti mi hatırlamıyorum ama onu da kaçırdım..Görenler görmeyenlere söylesin :)) lütfen.
Bu arada haziran 2008 de yapılacak olan Çalış Festivali ile ilgili sponsorlara ihtiyacımız var.Bu festivalin özelliği yabancıların bu konuyla ilgili bir çalışma halinde olması..Yani Çalış'ta ve Fethiye' de oturan İngilizler ve Almanlar Çalış'ın tanıtımıyla ilgili bir festival düzenleme komitesi kurdular.Bu konuda yardımcı olmak isteyenler lütfen bana özelden mail atsınlar..
Yabancılar için basım yapan yayınevleri, uçuş firmaları, tur şirketleri, gümrük ve pasaportla ilgili firmalar, taşımacılık sektörü,telefon ve bilgisayara kadar aklınıza gelebilecek her sektör(hatta emlak ve yapı malzemeleri,havuz firmaları çünkü hepsi burada ya ev alıyor ya da yaptırıyorlar) ve yiyecek, içeçek firmaları, domuz eti ve ürünleri, özel sos markaları, özellikle şarap ve bira üreticilerinden gelen sponsorluklar ilgi görecektir diye düşünüyorum.Şimdi diyeceksiniz ki büyük markaların temsilcileri oralarda yok mu? Var da arkadaşım.. Vizyon ve öngörü yok ki!
Geçtiğimiz ay yapılan bir etkinlikte şarap sektörünün en çok bilinen iki markasıyla görüştüm (Ka...-Se....) her ikisi de hayır dedi..Oysa o gece 300 kişilik oldukça da kaliteli bir topluluk vardı.Bu adamlar burada satış yaptıklarını sanıyorlar..Bu öngörüşle ancak bu kadar işte..Birde yabancıların en fazla para harcadıkları sektör bu.. Neyse bu konuda aslında uzun bir yazı değil 3 tane bile yazarım da sonra irdeleriz artık. e-mail: asortikkrep1@gmail.com
Resimlerin teması Afrika.. Uzunbey' sabah gösterdim 2. resim sensin diye :)) Neden Afrika, çünkü renkler nefis ve içimden öyle geldi.





Salı, Ekim 02, 2007

LYCIAN WAY- LİKYA YOLU

Telmessos - Fethiye 1856


LİKYA YOLU
Geçmişe Giden Patikalar

Antik şehirleri birbirine bağlayan antik yollar ve patikalar… Likya Uygarlığının geçit yaptığı bir güzergah. Ormanların denizle kucaklaştığı yollar, kilometrelerce uzanan kumsallar, karlı doruklar ve görkemli Likya şehirleri… Hisarönü’nden Antalya’ya , yaklaşık 509 kilometrelik Likya Yolu; doğa, kültür ve tarihi kapsayan muhteşem bir tatil seçeneği…

-Likya Kentleri-

Köyceğizden Antalya’ya çekilecek bir çizginin güneyinde uzanan bölge, Likya Uygarlığının beşiğidir. Bölgenin son derece dağlık oluşu nedeniyle belli başlı kentler ya kıyıda ya da Ksanthos Vadisindedir.

İlk resim : Telmessos kentinin komutanı Aminthas'ın mezarı..Fethiye

Ölüdeniz...Yürüyüşün ilk başlangıç parkuru Hisarönü-Faralya görüntüsünden..


Likya Yolu, Fethiye’den başlar, Kaş’a hatta Antalya’ya kadar uzanır ve Likya kentlerini birbirine bağlayan patikalar zincirlerinden oluşur. Garanti Bankası 1996 'da 50. kuruluş yılı dolayısıyla, "Yarına Dört Işık" adlı bir proje yarışması düzenledi. Çevre, eğitim, spor ve endüstriyel tasarım konulu yarışmalarda, çevre dalında birinciliği Kate Clow`un "Fethiye'den Antalya'ya Likya Yolu" projesi kazandı. Güzergah 1998–99 da Garanti Bankası ve Kültür Bakanlığı sponsorluğunda İngiliz Kate Clow ve gönüllüler tarafından işaretlenerek 2000 yılında yürüyüşçülerin hizmetine sunulmuştur.

Kabak Koyu- Alınca çıkışı...


Antik dönemlerde “Likya Yolu” olarak adlandırılan bu yolun, yük hayvanlarıyla yapılan ticaret ve askeri sevkiyat amacıyla inşa edildiği düşünülmektedir. Yol Fethiye Ovacık`tan başlayıp Antalya Hisarçandır`da biten 509 km uzunluğunda bir yaya yoludur. Likya döneminden Osmanlının son dönemlerine kadar yöre halkı tarafından kullanılan bu yol günümüzde yerli ve yabancı doğa ve yürüyüş tutkunlarına inanılmaz güzellikler sunmaktadır. Doğanın ve antik Likya’nın gizemini biraz olsun yakalayabilmek için Likya Yolu’nda yapılacak keyifli bir yürüyüş, yol üzerindeki küçük dağ köylerinde sıcak ve dost insanlarla ve onların yarı göçebe hayatlarıyla tanışma olanağı sunmaktadır.

Yediburunlar- K abak Koyu- Alınca resimleri...

Parkur üzerindeki yerleşim birimlerinde konaklama olanağı mevcuttur. Parkurun tamamı işaretlenmiş olup sponsor kuruluşça düzenli olarak bakımı yapılmaktadır.
Letoon ...

Pınara...Aşağıdaki resim: Tepede bulunan oyuklarda kaya evleri mevcut.Bir saldırı anında iplerle aşağı sarkıtıp kendilerini korumaya alıyorlardı.Hala çok güzel bir tiyatrosu mevcur ve Kral Mezarları olan geniş,dağda dağınık bir şehir..

Xanthos : ( Aşağıdaki resim..) Daha önce hikayelerini paylaştığım onurlu insanlar ülkesi...
Likya Yolu’nun birinci bölümünde Faralya (Uzunyurt) Köyü, Dodurga Köyü, Sdyma, Pınara - Letoon - Xanthos kentleri ve incecik kumlarıyla eski bir liman bölgesi olan Patara yer almaktadır. Yolun ikinci bölümünde ise, azimle ve bıkmadan yürüyenleri Antiphellos, Apollonia, Simena, Myra, Limyra ve yüzyıllardır sönmeyen ateşi (Yanar taş) ile Olympos bekler. Olympos durağından Çıralı, Tekirova,Tahtalı dağı ve en son yolun sonu Hisarçandır’ da ki bitiş tabelasıdır.Arada adını sayamadığımız daha bir sürü nokta olduğu gibi her taraftan değişik manzaraları kucaklamaya ve doğayla dost kalmaya o kadar alışacaksınız ki bu geziyi asla unutamayacaksınız..Xanthos'ta kabartma resim...



İngiltere`de yayınlanan haftalık Sunday Times tarafından dünyanın en güzel yürüyüş yolundan biri seçilen Likya Yolu Ovacık Montana Pina Resort Otelinin altından 255 m yükseklikten başlar. Bölgenin en yüksek dağı olan Baba Dağ (1989 m) eteklerinden Kozağaç köyüne ulaşır. Yolun Kozağac`a kadar olan bölümünde 300 – 600 m yükseklikten görünen Ölüdeniz`in manzarası çok güzeldir. Ölüdeniz manzarasını ve Babadağ´dan atlayan yamaç paraşütçülerini seyrederek normal bir yürüme ile 2.5 saat içinde köye ulaşılır. Köyden sonra biraz toprak köy yolunda yürüdükten sonra Lykia Word tatil köyünü tepeden gören güzel manzaralı bir yere ulaşılır. Bir kanyonun dip noktası olan bu yer, ayrıca öğle yemeği molası için de idealdir. 40 dakikalık bir yürüyüşle Kirme`ye ulaşılır. Kirme Faralya arası devamlı iniştir. Normal bir inişle 110 dakikada Kelebekler Vadisinin yukarıdan görülen büyüleyici manzarası eşliğinde şimdiki adı Uzunyurt olan Faralya`ya ulaşır. Faralya Kelebekler Vadisinin üstünde denizden 300 m yükseklikte bir yerleşim birimidir. Fethiye Ölüdeniz`e 14 km mesafededir. Günde 4 sefer Fethiye´den karşılıklı olarak minibüs seferi vardır. Likya yolunun bu ilk etabı günü birlik olarak da yapılabilir.

Karaağaç-Kabak-Alınca civarı... (Aşağıdaki resim)Muhtemelen Kabak Koyu..

Telmessos Aminthas ÖMezarı...


Faralya Alınca arası yürüdüğünüz patika yolculukta unutamayacağınız manzaralara tanık olmanızı sağlayacak yerlerdendir. Kirme-Karaağaç arasında yeni yapılan yol bittiğinde Ölüdeniz- Ge Mahallesi arasında ilk defa araba yoluna olanak sağlayacağından diğer zamanlarda bu yolun motorsiklet ve bisikletle de yapılacak olan etapları için yeni bir gelişme olacak.

Gelidonya Feneri...


Üzerinde siyah yazılarıyla sarı-yeşil tabelalar yolun başlangıç noktasından başlayarak bitiş noktasına kadar size yön gösterecek. Büyük taşların üstüne tek sıra konan ve yukarıya giderek küçülen “baba” lardan kaybolduğunuzda yararlanacaksınız. Kırmızı –beyaz işaretlenmiş yol çizgilerini kaybetmeden hem yolculuğun keyfini çıkaracaksınız hem de karşılaştığınız doğal koylarda yüzüp denizle barışık yaşayacaksınız. Bir ara yol üstündeki yörük köylülerinden yardım alıp, çobanlarla oturup yemek yiyeceksiniz. Gerektiğinde size küçük bir dağdan vadiye o yoldan değil buradan ineceksiniz diye bağıracaklar. Ya da evlerinde konaklayacağınız köylüler size saç böreği ikram edecek. Küçük çocuklar yerli –yabancı ayırt etmeden hello diye bağıracaklar. Bunlarda Likya Yolunda karşılacağınız sürpriz davranışlar olacak.

Yol boyunca geçmişte kurulan 52 Likya kentinden 19 ‘unu görme şansınız olacak. Yolun tadını tabiki bu antik şehirleri gezerek çıkarmak gerektiğini biliyorsunuz. Zaten bölgede sık sık göreceğiniz lahitlerden etkilenerek her bir antik kenti keşfetmek size en az taş yollu patikalar kadar zevk verecek.

Kendisini kovan çobanlardan intikam almak için onları kurbağaya çeviren Leto’nun ve Tanrılar tanrısı Zeus’tan olan ikizleri Apollon ve ve Artemis’in tapınağı da Letoon da kazılardan sonra ortaya çıkarılmış bir halde sizi bekliyor olacak.

Birden karşınıza bir kaya mezarı çıkıp sizi selamlayabilir :))


Ya da tutsak olmaktansa onurları için yaşadıkları kenti ateşe verip Pers’lilere teslim olmayan Ksanthos’ lular için üzülüp, Herodotos’un yazdıklarıyla avunacaksınız.

Dağların arasına saklanmış Sidyma engin maviliklerden sonra sizi karşılayıp şaşırtacak. Myra’da dağlara kazınmış kaya mezarlarını sayamayacaksınız.

Issız patikaları izleyip, yüksek rakımlı gösterişli yaylaların havası birden değişip sizi dik yamaçlardan ve bol iniş çıkışlı yollardan sonra Hisarçandır’daki varış noktasına götürecek ve sizi gördüğünüz bu güzel rüyadan uyandırıp gerçeğe döndürecek..

Kabak Koyu civarı..


“Işık Ülkesi Likya “, doğanın ve tarihin koynunda saklanan bir mücevher gibi, yüreğinin içine yolculuk ve macera ateşi düşenler için, antik kentlerden, şirin dağ köylerine, karlı doruklardan yeşil ormanlara, gizli koylardan eşsiz kumsallara muhteşem güzellikler saklıyor… Sadece keşfetmek isteyenler için.

Yolculuk için…
En uygun zaman Mart –Mayıs ve Ekim-Kasım arasıdır. On ay boyunca yürünebilir. Yazın sıcağında, Haziran sonlarından sonra deniz kenarında su kaynakları kuruduğundan Temmuz-



Kaş-Aperlai....(Aşağıdaki resim)

Ağustos yürüyüşü pek tavsiye edilmiyor. Parkur çok uzun. 5-7 veya 10 günlük etaplara bölünebilir. Tamamını yürümek isteyenler 30-40 günü göze almalıdır.10-12 saatlik bir yürüyüşle 20-25 gün arasında da yürünebilir. Likya mezarı..



Gerekli Malzemeler…
Parkurda yapılacak günü birlik yürüyüşler için küçük bir sırt çantası taşınabilir. Çantanın içinde mutlaka yeterli miktarda yiyecek-içecek, yağmurluk, yedek t’shirt / pantolon, güneş koruyucu krem, bandana, şapka veya ter silerken de kullanabileceğiniz bir yemeni sizi gündüz yolculuklarında güneşten koruyacaktır. Havlu, mayo, çalılıkların bacaklarınızı çizmesinden korkmuyorsanız şort, tercihen hafif kumaştan uzun pantolon.
Kamplı yürüyüşler için bunların yanısıra çadır, uyku tulumu, matara, el feneri ve kamp ocağı. Yağışsız havalarda yani yazın çadıra gerek kalmayabilir. Mutlaka ayak bileklerinizi saran yürüyüş ayakkabısı. Giysiler çok kalın olmamalı. Islandığında çabuk kuruyan kumaşlar tercih edilmeli. Yürüyüş sırasında enerji veren ve taşınması kolay kuru kayısı, ceviz, fındık, incir, bolca meyve ve su gereklidir. Tatlı istekleriniz içinse çikolata.

Kamp Alanları…
Likya Yolunun hemen her yerinde kamp yapabilirsiniz.

Kabak Yuvam'ın denizden görüntüsü..


Kabak-Gavurağılı,
Kınık(Ksanthos) –Patara,
Kaş-Aperlai,
Demre-Finike,
Beycik-Tahtalı Dağı-Gedelme-Göynük Yaylası arasında konaklayacak yer (otel-pansiyon) bulunmuyor. Köy evlerinden veya köşk denilen çardaklardan yararlanabilirsiniz.
Ayrıca Demre-Finike,
Beycik-Tahtalı-Gedelme,

Gelidonya Feneri...


Gedelme-Göynük Yaylası-Göynük arasında 2- 3 gün arasında süren güzergahlarda alışveriş problemi yaşandığından erzak alımı yola çıkmadan yapılmalı.

En Güzel Parkurlar…

Patara...


Faralya-Kabak Koyu arası,
Alınca-Yedi Burunlar,


Aperlai-Üçağız-Kekova-Gökkaya Koyu,


Gelidonya Feneri-Adrasan,

( Olimpos-Adrasan )


Musa Dağı-Olimpos-Çıralı,-Tekirova güzergahları.

(Tahtalı)

Dağ çıkışı yapmak için Tahtalı Dağı’nı ve daha kolay bir parkur olan Alaca-Eren Tepe noktası tavsiye edilir. Kış aylarında Tahtalı Dağı buzlu olacağından ekipmanla (krampon, buz kazması gibi) gelinmesi önerilir.
Yürüyüş yolundan Akdeniz Koyları Görüntüsü..


Muhteşem Koylar, Eşsiz Plajlar…
Yolculuğa başlarken Fethiye’de mutlaka Ölüdeniz Plajı, Kabak Koyu, Özlen Çayı, Patara, Kaş, Aparlai, Kekova, Gökkaya Koyu, Çayağazı, Finike kumsalları, Adrasan, Çıralı, Kesmeboğaz Çayı ve Çıralı-Tekirova arasındaki koylarda denize girilebilir.


Olimpos civarında konaklayabileceğiniz yerler..


Antik Şehirler Haritası...

Kaya Yolunda Likya Lahiti..Fethiye
....
Yürümek için FETAV' dan rehber ve bilgi alabilirsiniz.. 0 252 612 33 66 Fethiye

Pazartesi, Ekim 01, 2007

PÜREMATÜREYİZ.ORG



SARDUNYA çok güzel bir yazı yazmış.. Eh yardımcı olmak lazım..Biliyorsunuz ki ne kadar çok link verilirse ya da bahsedilirse o kadar fazla insan okuyacak ve paylaşacak ..

"Kaplumbağa tanıştırdı beni bu minik dünyayla. Birşey yapmalı dedim. Bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmalı dedim. Herkes koşmuştu yanıma moral vermeye. "Bilmem kimin bilmem kiminin de erken doğmuş çocuğu. Endişelenme. Geçer" Nasıl geçer ya? Kendi çocuğu erken doğan hiç mi yok? Bu bir şehir efsanesi mi diye sorarken kendime... Yavaş yavaş toplanmaya başladık. Şimdi 60 aileyi geçtik. Gittikçe artıyoruz.Önce elektronik posta ile birbirimize moral verdik. Bakın bu çocuklar büyüyor dedik. Yalnız değilsiniz dedik. Derken bir sitemiz oldu el yordamıyla kör topal:) Pinocum bu şahane logoyu yapıverdi bize hiçbirşey talep etmemişken üstelik, sırf içinden geldiği için.Şimdi sırada hastaneler var. Hastanelere pano koymak istiyoruz. Bu panolara moral verici yazılar asmak, yalnız değilsiniz demek istiyoruz. Yapacak çok iş var. Belki zamanla kuvöz sayısı bile artırılabilir. Hayatın kıymetini hepimizden çok bilen bu bebekler için siz de bir ucundan tutar mısınız? Sesimizi duyurmak için yanımızda olur musunuz? "

http://www.prematureyiz.org/